İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Latif Hacıbekiroğlu Başvurusu (B. No: 2014/6011)

1. Başvuru, vazife malulü aylığı bağlanması talebiyle açılan

Başvuru No2014/6011Tarih22 Eylül 2016Okuma17 dk · 3.484 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Latif Hacıbekiroğlu Başvurusu

Karar tarihi
22 Eylül 2016
Başvuru Numarası
2014/6011
R.G. Tarih ve Sayı
8/12/2016 - 29912
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.484 kelime·17 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, vazife malulü aylığı bağlanması talebiyle açılan

davada gerekçesiz karar verilmesi ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin (AYİM)

yapısından kaynaklanan hususlar nedeniyle adil yargılama hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/4/2014 tarihinde Ankara 8. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/6/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 31/3/2016 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuruya ilişkin görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucunun oğlu, terör olaylarının yaşandığı sınır

birliğinde asteğmen olarak zorunlu askerlik görevini yapmaktayken 2/1/1996

tarihinde nöbetçi subaylık görevini devrettikten sonra kaldığı tabur

misafirhanesinin banyosunda şofbenden sızan gazdan zehirlenerek vefat etmiştir.

8. Askerî Savcılıkça yapılan soruşturma sonucunda olayın

şofbendeki teknik bir arızadan kaynaklandığı belirtilerek Savcılığın 21/12/1996

tarihli ve E.1996/118, K.1996/613 sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına

karar verilmiştir.

9. Başvurucu, ölen oğlundan dolayı vazife malullüğü aylığı

bağlanması için 1996 yılında Emekli Sandığı Genel Müdürlüğüne başvurmuş ancak

ölüm olayının müteveffanın nöbet bitiminde istirahatli olduğu sırada vuku

bulduğu, vefatında görevin neden ve etkisinin söz konusu olmadığı

gerekçeleriyle başvuru reddedilmiştir.

10. Başvurucu 12/7/2012 tarihinde yürürlüğe giren 6353 sayılı

Kanun ile 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı

Kanunu’nun 72. maddesinde değişiklik yapıldığından bahisle 8/1/2013 tarihinde

yeniden başvuruda bulunmuş ise de Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığının 6/2/2013

tarihli yazısıyla başvurusu reddedilmiştir.

11. Bu işlemin iptali istemiyle açılan dava AYİM Üçüncü

Dairesinin 5/12/2013 tarihli ve E.2013/1466, K.2013/1467 sayılı kararıyla

reddedilmiştir. Kararda 5434 sayılı Kanun'un 44. ve 45. maddelerine yer

verildikten sonra şu gerekçe yer almıştır:

"Somut olaya dönecek olursak; Davacının

oğlunun, 01.01.1996 tarihinde bölük nöbetçi subayı olduğu, nöbeti devredip

sabah saatlerinde kaldığı tabur misafirhanesinin banyosuna girdiği, banyoda

şofbenden sızan gaz nedeniyle aynı gün vefat ettiği, vefat olayının görevin

sebep ve etkisiyle meydana gelmediği, davacının vazife malulü olarak

sayılmasına olanak bulunmamaktadır. Bu nedenle davacıya, aylık bağlanabilmesi

için gerekli "vazife malullüğü" koşulu gerçekleşmediğinden tesis

edilen işlemde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından

davanın bu nedenle reddine karar verilmiştir."

12. Başsavcılık düşüncesinde, başvurucunun oğlunun askerlik

hizmetini yerine getirdiği birliğin sınır birliği olduğu ve birlik personelinin

ikameti için misafirhane tesis edildiği, misafirhanede ikamet edilmesinin

hizmetin devamlılığını sağlamaya yönelik olarak verilen bir emre dayandığı,

istirahat hâlinde de olsa misafirhanede kalanların vazife ile irtibatlarının

kesilmediği, yapılan tahkikatta müteveffanın kusur veya ihmalinin bulunmadığının

da anlaşıldığı, dolayısıyla vefat olayı vazifenin sebep ve tesiri ile meydana

geldiğinden dava konusu işlemin iptaline karar verilmesi gerektiği

belirtilmiştir.

13. Başvurucunun karar düzeltme istemi de aynı Dairenin

27/3/2014 tarihli ve E.2014/428, K.2014/419 sayılı kararıyla reddedilmiştir.

14.Karar 8/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

15.Başvurucu 29/4/2014 tarihinde bireysel başvurudabulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16.5434 sayılı Kanun’un 44. maddesinde malullük şu şekilde

tanımlanmıştır:

''Her ne sebep ve suretle olursa olsun vücutlarında hasıl olan arızalar

veya düçar oldukları tedavisi imkansız

hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamayacak duruma giren iştirakçilere

(malul) denir ve haklarında bu kanunun malullüğe ait hükümleri uygulanır.''

17. 5434 sayılı Kanun'un 45. maddesinde vazife malullüğü ve

vazife malulü şu şekilde tanımlanmıştır:

''44 üncü maddede yazılı malullük; a)

İştirakçilerin vazifelerini yaptıkları sırada vazifelerinden doğmuş olursa; b)

Vazifeleri dışında kurumların verdiği her hangi bir kuruma ait başka işleri

yaparken, bu işlerden doğmuş olursa; c) Kurumların menfaatini korumak maksadiyle bir iş yaparken o işten doğmuş olursa (Maksadın

ilgili kurumlarca kabul edilmesi şartıyla); ç) Fabrika, atelye

ve benzeri işyerlerinde, işe başlamadan evvel iş sırasında veya işi bitirdikten

sonra, o işyerinde husule gelen ve yine o işyerinin mahiyetinden veya çalışma

konusundan ileri gelen kazadan doğmuş olursa; buna (Vazife malullüğü) ve

bunlara uğrıyanlara da (Vazife malulü) denir.''

18.5434 sayılı Kanun'un 72. maddesinin 4. fıkrası şöyledir:

''Değişik cümle: 04/07/2012 - 6353 S.K./69. md.)

5510 sayılı Kanunun 47 nci maddesinin sekizinci

fıkrasında belirtilen durumlardan dolayı veya 3/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı

Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun ile bu Kanuna ek 18/12/1981

tarihli ve 2566 sayılı Bazı Kamu Görevlilerine Nakdi Tazminat Verilmesi ve

Aylık Bağlanması Hakkında Kanun kapsamında mütalaa edilen görevler nedeniyle

veya 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren

olaylar sebebiyle hayatlarını kaybetmiş bulunan iştirakçilerle bunlardan aylık

almaktayken ölenlerin, baba veya analarına; yukarıda belirtilen kanunların veya

bu Kanunun 56 ncı maddesi kapsamına girecek şekilde

hayatını kaybeden erbaş ve erlere veya 56 ncı maddede

belirtilen öğrencilere ya da bunlardan aynı sebeplerle aylık almakta iken

ölenlerin ana veya babalarına; ölüm tarihini takip eden ay başından geçerli

olarak malullük ve muhtaçlık şartı aranmaksızın aylık bağlanır, hayatını

kaybeden erbaş ve erler ile yedek subay okulu öğrencilerinin ana ve babasına

bağlanan aylığın toplamı 16 yaşından büyük işçiler için tespit edilen otuz

günlük asgari ücretin net tutarından az olamaz. Babaya bağlanan aylık, dul ve

yetimlerin bulunması hali de dahil, ana ve babaya eşit olarak paylaştırılarak

ödenir. Dul ve yetimlerle beraber baba veya anaya aylık bağlanması halinde, eş

ve çocukların aylıkları baba veya ananın bulunmadığı durumlarda bağlanacak

aylıktan az olamaz. 03/11/1980 tarihli ve 2330 sayılı Kanun ile bu Kanuna ek

18/12/1981 tarihli ve 2566 sayılı Kanun kapsamında mütalaa edilen görevler

nedeniyle bağlanan aylıklar Bakanlar Kurulu Kararıyla iki katına kadar

çıkartılabilir... ''

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

19. Mahkemenin 22/9/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

20. Başvurucu, oğlunun asteğmen olarak zorunlu askerlik görevini

ifa ettiği sırada görev yaptığı birliğin terör olaylarının yaşandığı bölgede

sınır karakolu olması nedeniyle emirle ve mecburi olarak birlik içindeki

misafirhanede kaldığını ve bu sırada şofbenden sızan gazdan zehirlenerek şehit

olduğunu söylemiştir. Başvurucu; sınır karakollarında tüm personelin yirmi dört

saat esasına göre vazife ifa ettiğini, nöbette veya görevde olmayan personelin

emir gereği birlik dışına çıkamayıp personelin istirahati için ayrılmış

misafirhanede kaldığını, istirahatte olmalarının görevde olmadıkları anlamına

gelmediğini zira her an göreve hazır vaziyette beklediklerini ileri sürmüştür.

Başvurucu, tüm bu hususların ölüm olayının askerliğin sebep ve tesiriyle

meydana geldiğini gösterdiğini, görülen davada AYİM'in

bu hususlara ilişkin gerekçeye yer vermemesi veAYİM

heyetinde sınıf subaylarının bulunması nedenleriyle adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca oğlunun askerî mekânda

idarenin hizmet kusuru nedeniyle vefat etmesi nedeniyle oğlunun yaşam hakkının

ihlal edildiğini de iddia etmiştir. Başvurucu 20.000 TL manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

21. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somut olayda başvurucunun, yaşam hakkının da

ihlal edildiği şikâyeti bulunmakta ise de vazife malullüğü aylığı bağlanması

talebiyle Sosyal Güvenlik Kurumuna (SGK) müracaat ettiği ve talebinin kabul

edilmemesi üzerine açtığı davanın reddedilmesi nedenleriyle bireysel başvuruda

bulunduğu görülmektedir. Dolayısıyla bireysel başvuruya konu edilen davanın,

meydana gelen ölüm olayında idarenin kusuru bulunduğu veya ölüm olayının

yeterli soruşturulmadığı ve bu nedenle yaşam hakkının ihlal edildiği iddia edilerek

idare aleyhine açılmış hukuki ya da cezai nitelikteki değil olaydan dolayı SGK'nın vazife malullüğü aylığı bağlanmamasına ilişkin

işleminin iptali talebiyle açılmış bir dava olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle

başvurunun yaşam hakkı yönünden değil adil yargılanma hakkı yönünden

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1- Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Bağımsız ve Tarafsız

Mahkemede Yargılanma Hakkı Yönünden

22. Başvurucu, yapısı ve bünyesindeki kurmay subaylar nedeniyle AYİM’in bağımsız ve tarafsız olmadığını belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

23. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel

haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık

olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular

açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet

Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013,

§ 24).

24. Anayasa Mahkemesi tarafından bu konu daha önce incelenirken

belirtildiği üzere AYİM’in oluşumu, statüsü ve

görevleri Anayasa ve ilgili Kanun'da hüküm altına alınmıştır. AYİM’e atanan askerî hâkimlerin bağımsızlığının Anayasa ve

ilgili kanun hükümleri ile garanti altına alındığı, atanma ve çalışma usulleri

yönünden askerî hâkimlerin bağımsızlıklarını zedeleyecek bir hususun bulunmadığı,

kararlarından dolayı idareye hesap vermek zorunda olmadıkları, ayrıca disipline

ilişkin konuların AYİM Yüksek Disiplin Kurulunca incelenip karara bağlandığı

görülmektedir (Yaşasın Aslan, B.

No: 2013/1134, 16/5/2013, § 29). Diğer yandan sınıf subayı üyelerinin en fazla

dört yıllık bir süre ile görev yapmaları, disiplin konularında yukarıda

bahsedilen Disiplin Kuruluna tabi kılınmaları, görev süreleri içinde idari veya

askerî yetkililerce herhangi bir değerlendirmeye tabi tutulmamaları bu subayların

idareye karşı bağımsızlıklarını güçlendirmiştir.

25. Açıklanan nedenlerle Mahkemenin bağımsız ve tarafsız

olmadığına ilişkin bir husus saptanmadığından başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizinaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Gerekçeli Karar Hakkı

Yönünden

26. Başvurucu, AYİM'in gerekçesiz

şekilde karar vermesinden şikâyet etmiştir.

27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

M. Emin KUZ bu görüşe katılmamıştır.

2. Esas Yönünden

28. Başvurucu, oğlunun ölüm olayının askerlik hizmetinin sebep

ve tesiriyle meydana gelmesine karşın vazife malulü aylığı bağlanması istemiyle

açtığı davada gerekçesiz şekilde karar verilmesinin adil yargılanma hakkını

ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

29. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

30. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her

türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”

31. Anayasa'nın 36. maddesinde korunan adil yargılanma hakkının

kapsamı bu maddede düzenlenmemekle birlikte bu hakkın kapsam ve içeriği,

Anayasa'nın yargılamaya ilişkin diğer maddeleri ve Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesi çerçevesinde belirlenmelidir.

32. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü -kendisi bir

temel hak niteliği taşımasının ötesinde- diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın bütün mahkemelerin her türlü

kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak

arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

33. Gerekçeli karar hakkı, adil yargılanma hakkının somut

görünümlerinden biridir. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle

Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliği

ilkesi gibi ilke ve haklara Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir

(Güher Ergun ve diğerleri, B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 38).

34. AİHM içtihatlarına göre bir mahkemenin, başvurucuların iddialarına

yanıt vermemesi ve başvurucuların temel şikâyetlerini incelemekten kaçınması

hâlinde Sözleşme'nin 6. maddesi ihlal edilmiş olur (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84, 85, Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No:

2013/7800, 18/6/2014, § 30).

35. Mahkemeler "kararlarını hangi temele dayandırdıklarını

yeterince açık olarak belirtme" yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülük,

tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olmanın yanı sıra (Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992,

§ 33) tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara

uygun bir biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir

toplumda toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini

öğrenmelerinin sağlanması için de gereklidir (Sencer

Başat ve diğerleri, § 34).

36. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen

iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın

sonucunu değiştirebilecek nitelikte olması hâlinde davayla doğrudan ilgili olan

bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35).

37. Gerekçelendirme; davanın sonucuna etkili olay, olgu ve

kanıtları açıklamak yükümlülüğü olmakla birlikte bu şekildeki

gerekçelendirmenin detaylı olması şart değildir. Ancak gerekçelendirmenin,

iddia ve savunmadan birinin diğerine üstün tutulma sebebinin ve bu kapsamda

davanın taraflarınca gösterilen delillerden karara dayanak olarak alınanların

mahkemelerce kabul edilme ve diğerlerinin reddedilmesi hususunda makul

dayanakları olan bir bilgilendirmeyi sağlayacak ölçü ve özene sahip olması

gerekmektedir (Sencer Başat ve diğerleri,

§ 37).

38. Zira bir davada tarafların hukuk düzenince hangi nedenle

haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için usulüne

uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün içerik ve kapsamı ile bu hükme varılırken

mahkemenin neleri dikkate aldığı ya da almadığını gösteren, ifadeleri özenle

seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna

uyumlu hüküm fıkralarının bulunması "gerekçeli karar hakkı" yönünden

zorunludur. Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul

ettiği bir husus hakkında "ilgili ve yeterli bir yanıt" vermemesi

veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların cevapsız

bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, §§ 38, 39).

39. Mahkemelerin yargılama süresince kendilerine iletilen her

iddia ve talebi gözetmek zorunda olmadıkları biçimindeki serbesti, kararın

verilmesine neden olan temellere asgari açıklıkta değinilmesi görevini ortadan

kaldıracak şekilde yorumlanamaz (Sencer

Başat ve diğerleri, § 58).

40. 5434 sayılı Kanun'un 44. maddesinde, her ne sebep ve suretle

olursa olsun vücutlarında hasıl olan arızalar veya düçar

oldukları tedavisi imkânsız hastalıklar yüzünden vazifelerini yapamayacak

duruma giren iştirakçilere "malul" denileceği ve haklarında bu

Kanun'un malullüğe ait hükümlerinin uygulanacağı kurala bağlanmıştır. Aynı

Kanun'un 45. maddesinde isemalullüğün vazifenin

yapılması sırasında vazifeden doğmuş olması, vazife dışında kurumların verdiği

herhangi bir kuruma ait başka işleri yaparken bu işlerden doğmuş olması,

kurumların menfaatini korumak maksadıyla bir iş yaparken o işten doğmuş olması,

fabrika, atölye ve benzeri iş yerlerinde, işe başlamadan evvel iş sırasında

veya işi bitirdikten sonra o iş yerinde husule gelen ve yine o iş yerinin

mahiyetinden veya çalışma konusundan ileri gelen kazadan doğmuş olması hâline

"vazife malullüğü" oluşacağı ve bu durumda olanlara da "vazife

malulü" denileceği hüküm altına alınmıştır.

41. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış

maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru

incelemesine konu olamaz. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesinin görevi başvurucuya

vazife malulü aylığı bağlanmasının gerekli olup olmadığını belirlemek değildir.

Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, bireysel başvuruda -Anayasa'daki hakların

etkili bir biçimde korunması için- davaya bakan mahkemelerin Anayasa'nın 36.

maddesinde sağlanan usul güvencelerini yerine getirip getirmedikleriniincelemektedir.

42. Başvuru konusu olayda başvurucunun oğlunun zorunlu askerlik

görevini yaparken birlik içinde ve istirahatte olduğu vakitte banyoda şofbenden

sızan gazdan zehirlenerek vefat ettiği hususunda tartışma bulanmamaktadır.

Başvurucu açtığı davada,söz

konusu vefat olayının vazifeden kaynaklandığını ve bu nedenle kendisine vazife

malulü aylığı bağlanmasına karar verilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. AYİM

ise yukarıda yer verilen gerekçede (bkz. § 11) gösterildiği üzere 5434 sayılı

Kanun'un 44. ve 45. maddelerine yer verdikten sonra vefat olayının görevin

sebep ve etkisiyle meydana gelmediğini belirterek başvurucunun vazife malulü

olarak sayılmasına olanak bulunmadığı sonucuna varmıştır. Ancak somut olayda

vefatın vazifeden kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespiti uyuşmazlığın çözümünde

temel mesele olduğu hâlde AYİM, vefatın neden vazifeden kaynaklanmadığı

hususunda bir gerekçeye yer vermemiştir. Özellikle AYİM Başsavcılığı görüşünde

de belirtildiği üzere müteveffanın askerlik yaptığı sınır birliğinde personelin

mesai saatleri dışında da birlik bünyesindeki misafirhanede kalmasının zorunlu

olduğu ve bu durumun jandarmanın sınır bölgesindeki güvenlik ve asayiş

görevinin devamlılığını sağlamaya yönelik olduğu, personelin misafirhanede

istirahat sırasındayken de vazife ile irtibatının devam ettiğini ve tüm bu

durumların ölüm olayının vazifenin sebep ve tesiri ile meydana geldiğini

gösterdiği yönündeki uyuşmazlığın çözümünde önemli olduğu anlaşılan iddiaların

incelenmediği ve kararda karşılanmadığı görülmektedir.

43. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde yargılama süreci bir bütün

olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

44. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

M. Emin KUZ bu görüşe katılmamıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

45. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

46. Başvurucu, manevi tazminata hükmedilmesi talebinde

bulunmuştur.

47. Adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

48. Gerekçeli karar hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üçüncü

Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

49. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Bağımsız ve tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA M. Emin KUZ'un karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli

karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE M. Emin KUZ'un karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Tazminata ilişkin taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10

TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Askeri

Yüksek İdare Mahkemesi Üçüncü Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

.G. Kararın bir örneğinin Adalet

Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE 22/9/2016 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvurucunun, oğlunun asteğmen olarak askerlik hizmetini yaptığı

birlik içindeki misafirhanede şofbenden sızan gazdan zehirlenerek ölmesinden

dolayı vazife malulü aylığı bağlanması talebiyle açtığı davanın Askeri Yüksek

İdare Mahkemesi (AYİM) tarafından reddedilmesi üzerine yaptığı bireysel

başvurunun kabul edilebilir olduğuna ve adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmiştir.

Kararın gerekçesinde, başvurucunun, sınır birliğinde personelin

mesai saatleri dışında da birlik bünyesindeki misafirhanede kalmasının zorunlu

olduğu ve misafirhanede istirahat hâlindeyken de vazifeyle irtibatının devam

ettiği, bu durumun ölüm olayının vazifenin sebep ve tesiri ile meydana

geldiğini gösterdiği yönündeki iddialarının kararda karşılanmadığı, bu sebeple

başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının kabul

edilebilir olduğu ve bu hakkın ihlal edildiği sonucuna varıldığı

belirtilmiştir.

Anayasadaki hakların etkili bir şekilde korunması için,

mahkemelerin tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir

şekilde incelemeleri gerekmekte, ancak başvurucuların bazı iddialarına kararda

cevap verilmemiş olması her zaman gerekçeli karar hakkının ihlali sonucunu

doğurmamaktadır. Başka bir anlatımla, mahkeme kararlarının gerekçeli olması

adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olmakla birlikte, bu hak

yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı olarak cevap

verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılmamakta; bir kararda tam olarak hangi

unsurların bulunması gerektiği ve gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı,

davanın ve kararın niteliğine ve şartlarına göre değişebilmektedir.

Başvuru formunda, AYİM Başsavcılığının görüşünde somut olayın

özelliği gereği “askerlik vazifesinin sebep ve tesiri” mefhumunun geniş

yorumlanması ve ölümün bu kapsamda gerçekleştiğinin kabulü gerektiğinin

belirtilmesine rağmen AYİM’in hiçbir gerekçe

göstermediği ileri sürülmekte; ihlal kararının gerekçesinde de, somut olayda

vefatın vazifeden kaynaklanıp kaynaklanmadığının tespiti uyuşmazlığın çözümünde

temel mesele olduğu hâlde, AYİM’in “vefatın neden

vazifeden kaynaklanmadığı hususunda bir gerekçeye yer vermediği”

belirtilmektedir.

Böylece başvurucunun iddiasının aslında AYİM’in

Başsavcılığın mütalaasında belirtildiği şekilde ilgili kavramı geniş

yorumlamamasına dayandığı, başka bir ifadeyle AYİM’in

kanun hükmünü yorumlamasına ve uygulamasına ilişkin olduğu ve kanunun geniş

yorumlanmamasından dolayı red kararı verildiğini

iddia ettiği anlaşılmaktadır. Bölümümüz çoğunluğunun kararında da Başsavcılığın

mütalaasında olduğu gibi “vazife” kavramının geniş yorumlanması gerektiği

düşüncesinin etkili olduğu ve AYİM’in “vefatın neden

vazifeden kaynaklanmadığı”nı gerekçesinde açıklaması

gerektiği sonucuna ulaşıldığı görülmektedir.

Bilindiği gibi, Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında,

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği belirtilmektedir. Bu kapsamda ilke olarak bireysel

başvuruya konu davada hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması da

bireysel başvuru konusu yapılamaz. Mezkûr ilke uyarınca hukuk kurallarının

yorumlanması bakımından açık keyfilik veya bariz takdir hatası bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesinin derece mahkemelerinin takdir yetkisine müdahalesi söz

konusu olamaz.

Bireysel başvuruya konu AYİM kararının gerekçesinde,

başvurucunun iddiası ile idarenin savunması ve Başsavcılığın düşüncesinin

özetlenerek vazife malullüğüne ilişkin kanun hükümlerinin aktarıldığı ve “vefat

olayının görevin sebep ve etkisiyle meydana gelmediği, davacının vazife malulü

olarak sayılmasına olanak bulunma(dığı)… bu nedenle,

davacıya aylık bağlanabilmesi için gerekli ‘vazife malullüğü’ koşulu

gerçekleşmediğinden tesis edilen işlemde herhangi bir hukuka aykırılık bulunmadığı”

gerekçesiyle davanın reddedildiği anlaşılmaktadır.

AYİM tarafından yapılan bu değerlendirme ve ulaşılan sonuç açık

keyfilik ve bariz takdir hatası içermediği gibi kanun hükümlerine

öngörülemeyecek şekilde olağanın dışında bir anlam vermek suretiyle sonuca

ulaşıldığına dair bir uygulama olarak da değerlendirilemez. Bölümümüz

çoğunluğunun da esasen bu yönde bir tespitte bulunmadığı; aksine Kanundaki

“vazife” kavramının geniş yorumlanmama sebebinin gerekçede açıklanmamasını

ihlal sonucuna ulaşmak için yeterli bulduğu görülmektedir.

Oysa somut olayda AYİM kararının gerekçesinde, tarafların

davanın sonucuna etkili olabilecek bütün iddia ve savunmalarının aktarıldığı,

mevzuata olağanın dışında bir anlam verilmediği, kanun hükmünün geniş

yorumlanması yönündeki Başsavcılık görüşüne ilişkin olarak bir açıklamaya yer

verilmemekte ise de bunun derece mahkemesinin takdir yetkisi içinde olduğu ve

verilen kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu

anlaşılmaktadır.

Bu itibarla gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlalin

bulunmadığı açıktır.

Sonuç olarak başvurucunun iddialarının mevzuatın yorumlanması ve

uygulanmasına ve yargılamanın sonucuna ilişkin olması, AYİM kararının bariz

takdir hatası veya açık bir keyfilik içermemesi, kararın gerekçesinin de

yeterli olması sebebiyle, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olmasından dolayı

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle, çoğunluğun

kabul edilebilirlik ve ihlal kararına katılmıyorum.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Mehmet Sadık

YAMLI

Başvurucu

:

Latif

HACIBEKİROĞLU

Vekili

:

Av. Kadir

KOCALAR

Üye

M. Emin KUZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/6011, 22 Eylül 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli
  12. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  13. Karşıoy Gerekçesi
  14. Yıldırım
  15. Özgüldür
  16. Topal
  17. M. Emin KUZ
  18. Yamlı
  19. Hacıbekiroğlu
  20. Kocalar
  21. M. Emin KUZ
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/6011
Tarih
22 Eylül 2016

İlgili Kararlar

  • Arzu Yalçın Başvurusu (B. No: 2014/12363)
  • Müslim Karakuş Başvurusu (B. No: 2014/11572)
  • Murat Deniz Başvurusu (B. No: 2014/5318)
  • Güzide Defne Samyeli Başvurusu (B. No: 2014/4399)
  • Hayri Bülent Alpkaya Başvurusu (B. No: 2014/1016)
  • Hüseyin Çiftçi Başvurusu (B. No: 2014/3439)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.