İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Leyla Birlik Başvurusu (B. No: 2016/40882)

1. Başvuru, milletvekili olan başvurucu hakkında uygulanan

Başvuru No2016/40882Tarih4 Temmuz 2018Okuma38 dk · 7.514 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Leyla Birlik Başvurusu

Karar tarihi
4 Temmuz 2018
Başvuru Numarası
2016/40882
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.514 kelime·38 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, milletvekili olan başvurucu hakkında uygulanan

yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması ve

soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının; tutuklamaya konu suçlamaların ifade özgürlüğü ve siyasi

faaliyet kapsamındaki eylemlere ilişkin olması ve tutukluluk nedeniyle

milletvekilliği görevinin yerine getirilememesi nedenleriyle ifade özgürlüğü

ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 28/9/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

6. PKK'nın terör örgütü olduğu ulusal ve uluslararası makamlar

tarafından kabul edilmiş tartışmasız bir olgudur. Anılan örgütün

gerçekleştirdiği terörist şiddet, bölücü amaçları dolayısıyla anayasal düzene,

millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal emniyetine yönelik ağırtehdit oluşturmaktadır. Bu yönüyle ülkenin toprak

bütünlüğünü hedef alan PKK kaynaklı terör, onlarca yıldır Türkiye'nin en hayati

sorunu hâline gelmiştir (Gülser Yıldırım (2)

[GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 7-18).

7. Bununla birlikte kamuoyunda demokratik

açılım süreci, çözüm süreci

ve Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi

gibi farklı isimlerle ifade edilen süreç içinde 2012 yılının son döneminden

itibaren PKK tarafından gerçekleştirilen terör saldırıları önemli ölçüde

azalmıştır. Ancak Suriye'de son yıllarda yaşanan iç savaşın Türkiye'nin

güvenliği üzerinde etkileri olmuş, PKK ve DAEŞ kaynaklı terör olayları yeniden

artmaya başlamıştır. Kamuoyunda 6-7 Ekim

olayları ve hendek olayları

olarak bilinen terör eylemleri bunların başında gelmektedir (Gülser Yıldırım (2), §§ 19-27).

8. Türkiye 2015 yılı Haziran ayından

itibaren yeniden yoğun bir şekilde terör saldırılarına maruz kalmıştır. Bu

kapsamda PKK tarafından Şırnak il merkezi ile Cizre, Silopi ve İdil

ilçelerinde, Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde, Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve

Bağlar ilçelerinde, Mardin'in Dargeçit, Nusaybin ve Derik ilçelerinde, Muş'un

Varto ilçesinde cadde ve sokaklara hendekler kazılıp barikatlar kurularak, bu

barikatlara bomba ve patlayıcılar yerleştirilerek teröristler tarafından bu

yerleşim yerlerinin bir kısmında öz yönetim

adı altında hâkimiyet sağlanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çok sayıda

terörist, halkın bu yerlere giriş ve çıkışını engellemek istemiştir. Güvenlik

güçleri, hendeklerin kapatılması ve barikatların kaldırılması suretiyle yaşamın

normale dönmesini sağlamak amacıyla operasyonlar yapmış ve teröristlerle

çatışmaya girmiştir. Aylarca devam eden bu operasyon ve çatışmalar sırasında

yaklaşık 200 güvenlik görevlisi hayatını kaybetmiş, tonlarca bomba ve patlayıcı

imha edilmiştir.

9. Terör saldırılarının gittikçe yoğunlaştığı ve ülkenin birçok

bölgesine yayıldığı bu dönemde hem güvenlik güçleri hem de siviller hedef

alınmıştır. Bu bağlamda PKK tarafından başvurucunun seçim bölgesi olan

Şırnak'ta ve Cizre'de çok sayıda terör saldırları

gerçekleştirilmiştir. Bu terör saldırılarında önemli bir bölümü sivillerden

oluşan çok sayıda kişi hayatını kaybetmiş ve yaralanmıştır.

B. Başvurucunun

Tutuklanmasına İlişkin Süreç

10. Başvurucu 7/6/2015 ve 1/11/2015 tarihlerinde yapılan

seçimlerde Halkların Demokratik Partisinden (HDP) Şırnak milletvekili olarak

seçilmiştir.

11. Başvurucu hakkında milletvekili olarak görev yaptığı dönemde

işlediği iddia olunan bazı suçlara ilişkin olarak Cumhuriyet başsavcılıklarınca

soruşturmalar yürütülmüştür. Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının

birinci cümlesinde yer alan "Seçimden

önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin

kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve

yargılanamaz." hükmü uyarınca yasama dokunulmazlığına sahip

olan başvurucunun dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle on ayrı fezleke

düzenlenmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) sunulmak üzere Adalet

Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne gönderilmiştir.

12. Bu fezlekelerde başvurucuya isnat edilen suçlamalara ilişkin

olay ve olgular şöyle özetlenebilir:

i. PKK terör örgütüyle bağlantılı olduğu belirtilen Fıratnews

adlı internet sitesinden 21/6/2015 tarihinde yapılan eylem çağrısı üzerine

3/7/2015 günü saat 22.00'de Abdullah Öcalan'a uygulandığı belirtilen tecridi

protesto etmek amacıyla yaklaşık 400 kişilik bir grubun önceden izin alınmadan

ve bildirim yapılmaksızın toplandığı, grubun içinde "Önderliğimize uygulanan tecridin hesabını soracağız"

[Dem-Genç demokratik gençlik, KJA kürdistan jinen azad (Kürdistan özgür kadın

hareketi] yazılı afiş, Abdullah Öcalan'a ait poster ve YPG flamalarının

taşındığı, grubun "Biji serok apo",

"Gençlik aponun

fedaisidir", "PKK

halktır, halk burada", "Be

serok jiyan na be" (Öndersiz yaşam olmaz.), "Selam selam imralıya bin selam" şeklinde sloganlar

atarak yürüdüğü, akabinde örgütün Devrim

Çarkı isimli marşını okudukları ve örgüt için ölenlere saygı

duruşunda bulundukları, bu gösteriye başvurucunun da katıldığı, başvurucunun

Abdullah Öcalan'ın posterinin önünde durarak örgütün silahlı mücadele eylemini

övdüğü, örgüt liderinin posteri önünde bulunmak suretiyle silahlı yönteme

başvurmayı teşvik ettiği, izinsiz ve kanuna aykırı toplantı yürüyüşüne dönüşen

toplantıya katılarak 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşleri Kanunu'na muhalefet ettiği ileri sürülmüştür.

ii. 15/7/2015 tarihinde 2911 sayılı Kanun'a muhalefet etmek ve

terör örgütü propagandası yapmak suçları iddiasıyla yakalanarak haklarında adli

işlem yapılan üniversite öğrencileri ile ilgili olarak aralarında başvurucunun

da bulunduğu yaklaşık 250 kişilik bir grubun HDP Şırnak İl Başkanlığı önünde

toplandığı, grubun "Kürdistan faşizme

mezar olacak, faşizme karşı omuz omuza, PKK halktır halk burada, katil Erdoğan

hesap verecek, katil devlet hesap verecek, Cizre halkı yanlız

değildir, Silopi halkı yanlız değildir, devrim isyan

özgürlük, her yer direniş her yer Suriçi"

şeklinde sloganlar atıldığı, ardından grubun yürüyüşe başladığı, Cumhuriyet

Meydanına geldikleri esnada "katil

devlet hesap verecek, katil devlet Kürdistan'dan defol, vur vur inlesin,

hepiniz or.. çocuğusunuz,

yaşasın öğrenci dayanışması" şeklinde sloganlar attığı ve

bölücü terör örgütü PKK'nın marşını okuduğu, yapılan basın açıklamasının

ardından başvurucunun buarada yaptığı konuşmasında "... yedi

aydır Kürdistan'da bir katliam, bir vahşet yaşanmakta. Kürt halkının kendi

sorunlarını çözmesi için ve iradesinin tanınmaması üzerine, kendi öz gücüyle,

kendi kendini idare etme hakkını, talebiniöz yönetim

ilan ederek vermiştir. Malesef bu öz yönetim talimine

karşı devlet, AKP iktidarı savaş ilan etmiştir. Yedi aydır Silvan'da,

Nusaybin'de, Sur'da, Cizre'de ve maalesef son iki

gündür Silopi ve Cizre eklenmek üzere sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir. Bu

sokağa çıkma yasağında gayri ahlaki, gayri insani bir durumdur. Ahlaksızca,

vicdansızca evler tek tek basılmakta hukuksuzca,

yargısızca insanlar sokak ortasında infaz edilmektedir. Şu bilinsin burası

Botan. Kürdistan'ın kalbidir. Kürdistan'da, Botan'dan kürt

halkı kırk yıldır mücadele vermektedir. Kürt halkının

ilinden düşürmediği eşitlik, kardeşlik, temel hak ve hürriyetler karşılığını

savaş ilanı ile bulmuştur. Bu yedi aylık süreçte yedine yetmiş çocuk, onlarca

çocuk, onlarca kadın, onlarca yurtever çocuğumuz

öldürülmüş, genç çocuklarımız sokak ortasında vurulmuş, vurulduktan sonra hala

vicdanı ve ahlakı yetmemiş olan kolluk kuvvetleri çocuklarımızın boynuna ip

bağlayarak zırhlı aracın arkasında sürüklemiştir. Bu da yetmemiş Van'da , Muş'ta,

Varto'da E.V gerilla arkadaşın bedeni işkence edildikten sonra çırılçıplak

soyulup yolun ortasına atılmıştır. Bu onların ahlaksızlığıdır. Yaşamın her

alanında, her şeyinde, her alanında bir herşeyin de

ahlakı vardır. Savaşın da bir ahlakı vardır. Maalesef ahlaklarını yitirmişler,

vicdanlarını yitirmişler. Dün gece yine Şırnak' ta kız öğrenci yurdu Cizre ve

Silopi' deki olayları protesto etmek için gürültü yapan dokuz kız çocuğu

hakaret edilerek, taciz edilerek yurdun içinden çıkartılıp emniyete

götürülmüştür. Bu görünmeyen yüzüdür. Şu anda Silopi'de yapılan katliamın ve

hazırlığın haddi hesabı yoktur. Yetmiş tane, yetmiş kişilik doktor ekibi,

yüzlerce biliyoruz tank hastanelere nakil edilmiştir. Yine Silopi hastanesi şu

anda abluka altına alınmış. Cizre'den, Silopi'den telefonlar alıyoruz. İnsanlar

hastaların olduğunu ve hastaneye götüremediklerini söylüyorlar. Biz buradan

yine söylüyoruz. Kürt halkı nasıl ki Rojova'da bir

devrim gerçekleştirmiş, Kürt halkı bu gün Kürdistan'da o devrimi tekrar yeniliyecektir.kendi öz gücüyle

defalardır çağrıda bulunuyoruz. Tekrar ediyorz. Bütün

demokratik güçlere. Insanım diyen vicdanımvar

diyen herkesin kürdistanda yapılan bu savaşa, bu

katliama sessiz kalmamaları çağrısını yineliyoruz. Bütün demokratik güçler,

buradan Kürt halkına, Avrupadaki kürt

halkına, yine rojhilat, bakur,

başudaki kürt halkına.

Bugün Kürdistan'da yürütülen savaşa sahip çıkmasını bulundukları her alanda

vicdanı olan herkesin bu savaşa dur demesini ve iradesini ortaya koymasını

bekliyoruz." şeklinde beyanda bulunarak halkı kin ve düşmanlığa

alenen tahrik suçunu işlediği vekanuna aykırı hâle

gelen gösteriye katılması nedeniyle 2911 sayılı Kanun'a muhalefet ettiği ileri

sürülmüştür.

iii.20/7/2015 tarihinde Suruç'ta (Diyarbakır) gerçekleştirilen

bombalı saldırıyı protesto etmek amacıyla 21/7/2015 günü yaklaşık 600 kişilik

bir grubun toplandığı, grubun önünde Abdullah Öcalan'ın posterinin taşındığı,

yürüyüş esnasında grubun "Biji serok apo",

"Her yerde intikam",

"PKK halktır halk burada",

"Katil İŞİD, işbirlikçi AKP",

"Katil devlet hesap verecek"

şeklinde sloganlar atıldığı ve toplanan kalabalığın zafer işareti yaparak

örgütün marşını okuduğu, başvurucunun da bu gösteriye katıldığı, başvurucunun

Abdullah Öcalan'ın posterinin yanında bulunmak suretiyle örgütün silahlı

mücadele eylemini övdüğü, silahlı yönteme başvurmasını teşvik ettiği, izinsiz

ve kanuna aykırı toplantı yürüyüşüne dönüşen toplantıya katılarak 2911 sayılı

Kanun'a muhalefet ettiği ileri sürülmüştür.

iv. 3/12/2015 tarihinde Şırnak'ta güvenlik güçlerince PKK'ya

yönelik operasyon esnasında öldürülen H.L.B. adlı örgüt mensubunun cenazesinin

adli işlemler için Şırnak Devlet Hastanesi morguna getirildiği, burada

başvurucunun da bulunduğu yaklaşık 350 kişilik grubun toplandığı, grup

tarafından "Şehit namırın

(Şehitler ölmez.), PKK halktır halk burada,

Öcalan, katil devlet hesap verecek, intikam" şeklinde sloganlar

atıldığı, cenazenin terör örgütü PKK'yı simgeleyen beze sarılı tabut ile

çıkarıldığı, grup tarafından yapılan yürüyüş ve cenazenin taşınması esnasında

Abdullah Öcalan posteri ile H.L.B.nin ve örgütün

simgesi bulunan fotoğraflarının taşındığı, başvurucunun da örgüt mensubunun

cenaze merasimine katılarak örgütün silahlı yönteme başvurmasını övdüğü ve bu yönteme

başvurmayı teşvik ettiği ileri sürülmüştür.

v. 20/12/2015 günü,başvurucunun Şırnak

Devlet Hastanesinde görevli polis memurunun yanında hastanedeyken, çatışmada

yaralanan ve durumunun ağır olduğu ifade edilen bir askerî personelhakkında

"Bizimkiler bir pislik daha indirip

temizlemişler." şeklinde, polis memurunun uyarısı üzerine

başvurucunun "Siz hepiniz işgalcisiniz,

Kürdistanımızda kendi topraklarımızda insanları

öldürüyorsunuz, Kürt halkını öldürüp zulmediyorsunuz, size bu yaptıklarınızın

hesabını tek tek soracağız." ve "Siz hepiniz işgalcisiniz, Kürdistanımızda

kendi topraklarımızda insanları öldürüyorsunuz, kürt

halkını öldürüp zulmediyorsunuz." şeklinde beyanlarda bulunduğu, bu ifadeleriyle PKK'nın

korkutucu gücünü kullanarak polis memurunu tehdit ve ona hakaret ettiği, ayrıca örgütün silahlı eylemini

sahiplenerek meşru gösterdiği ve silahlı mücadele yöntemini benimseyerek

şiddete teşvik ettiği ileri sürülmüştür.

vi. Cizre'de gerçekleştirilen operasyon esnasında Cizre Devlet

Hastanesi çalışanı A.Y.nin hayatını kaybetmesi

nedeniyle başvurucunun da aralarında bulunduğu yaklaşık 100 kişilik bir grubun

31/12/2015 ve 1/1/2016 tarihlerinde Şırnak Devlet Hastanesi önünde toplandığı

ve "Katilleri tanıyoruz, unutmayacağız,

hesap soracağız, şehit namırın"

yazılı bir pankartın arkasında yer aldığı, başvurucunun bu şekilde örgütün

şiddet içeren silahlı mücadelesini övdüğü ileri sürülmüştür.

vii. 7/1/2016 günü, Şırnak'ta etkisiz hâle getirilen PKK örgüt

mensubu iki kişinin cenazelerini alamadıkları gerekçesiyle Şırnak Devlet

Hastanesi önünde aralarında başvurucunun da bulunduğu yaklaşık 250 kişilik bir

grubun toplandığı, grubun "Şehit namırın" şeklinde slogan attığı,

başvurucunun burada yaptığı konuşmada

"Dirliğiniz ve mücadeleniz için size saygılar sunuyoruz. Aileler burada.

Diyorlar ki cenazeler yerdedir. Cizre'de ve Silopi'de bu yasaklamalar devam

ettikçe, morglarda bu cenazeler duracaktır. Biz cenazelerimizi defnetmeyeceğiz.

Bu ktliam ve vahşet gerçekten kabul edilemez. Şimdi

buradan sessizce dağılıyoruz. Şehitler ölmez." şeklinde söz

söylemesi nedeniyle terör örgütünün silahlı mücadele içeren yöntemini övdüğü ve

şiddet içeren bu silahlı mücadeleyi de alenen teşvik ettiği, kanuna aykırı hâle

gelen gösteriye katılması nedeni ile 2911 sayılı Kanun'a muhalefet ettiği ileri

sürülmüştür.

viii. Cizre'de güvenlik güçlerince PKK'ya yönelik operasyon

esnasında öldürülen örgüt mensuplarının cenazelerinin defnedilmek üzere

12/1/2016 günü Şırnak'ta belediye mezarlığına götürülürken cenazelerin araçtan

indirildiği ve tabutların üzerine terör örgütünü simgeleyen bezlerin örtüldüğü,

cenaze merasimine katılan topluluğun "Şehitler ölmez, yaşasın Kürdistan direnişi, yaşasın

önder Apo" şeklinde sloganlar attığı,

örgütün marşının çalındığı, başvurucunun burada gruba hitaben “...Zahmetli dönemdir ama başımız diktir, bilsinler

ki S.nin gözleriyle, P.nin

yüreğiyle, F.nin gülüşüyle biz bu mücadeleye devam

edeceğiz, biz mücadelemizi yükselteceğiz, işgalci

devlet kuvvetiyle bu gün kutsal değerlerimiz üzerine gelmişlerdir, mezarlığımız,

şehitlerimiz, istiyorlar ki şehitlerimiz mahallelerde kalsın, izin vermiyorlar

şehitlerimizi gönlümüze göre ve değerlerimize göre defnedelim.” şeklinde

konuşma yaparak örgüt mensubu kişilerin mücadelesini, örgütün amacını ve şiddet

içeren silahlı mücadelesini övdüğü, örgütün alenen şiddet içeren eylemlerine

kişileri teşvik ettiği ileri sürülmüştür.

ix. Cizre'de güvenlik güçlerince PKK'ya yönelik operasyon

esnasında öldürülen M.K., A.P. ve A.T. adlı örgüt mensuplarının cenazelerinin

defnedilmek üzere 22/1/2016 günü Şırnak'ta belediye mezarlığına götürülürken

cenazelerin araçtan indirildiği ve tabutların üzerine bölücü terör örgütünü

simgeleyen bezlerin örtüldüğü, cenaze merasimine katılan topluluğun "Ey şehit kanın yerde kalmayacak",

"Yaşasın başkan Apo" şeklinde

Kürtçe sloganlar attığı, başvurucunun da terör örgütünün propagandasına dönüşen

bu cenaze merasimine katılarak terör örgütünün şiddet içeren silahlı

mücadelesini övdüğü, bu mücadeleyi meşru göstermek amacı ile şiddet içeren bu

yöntemi teşvik ettiği ileri sürülmüştür.

13. 2014 yılının Ekim ayında yaşanan ve ülkenin büyük bir

bölümünü etkileyen şiddet olayları ve sonrasında 2015 yılının Haziran ayından itibaren ülkede yaşanan terör saldırılarının

artması dolayısıyla siyasi çevrelerde ve kamuoyunda milletvekillerinin

dokunulmazlıklarının kaldırılması hususunda yoğun tartışmalar yaşanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda değişiklik yapılmasını öngören kanun teklifi

12/4/2016 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulmuştur. Bu teklif, hâlihazırda Bakanlıkta,

Başbakanlıkta, TBMM Başkanlığında, Anayasa ve Adalet Komisyonlarının

üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan yasama dokunulmazlığı dosyalarıyla

ilgili olarak Anayasa ve TBMM İçtüzüğü'nde öngörülen

yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin usulün uygulanmamasını ve bu

dosyaların gereğinin yapılması amacıyla yetkili mercilere iade edilmesini

öngörmektedir.

14. Anayasa değişikliği 8/6/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Buna göre

maddenin TBMM tarafından kabul edildiği 20/5/2016 tarihi itibarıyla maddede

sayılan mercilere intikal etmiş dosyalar hakkında Anayasa'nın 83. maddesinin

ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan yasama dokunulmazlığına ilişkin

hüküm uygulanmayacaktır. Ayrıca Anayasa değişikliğinin yürürlüğe girdiği

tarihten itibaren on beş gün içinde; Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden

kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, TBMM Başkanlığında, Başbakanlıkta ve

Adalet Bakanlığında (Bakanlık) bulunan yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına

ilişkin dosyaların gereğinin yapılması amacıyla yetkili mercie iade edileceği

öngörülmüştür.

15. Böylece Bakanlık verilerine göre Adalet ve Kalkınma Partisi

(AKP) grubuna mensup 29 milletvekiline ait 50, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)

grubuna mensup 59 milletvekiline ait 215, Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)

grubuna mensup 10 milletvekiline ait 23, HDP grubuna mensup 55 milletvekiline

ait 518 ve 1 bağımsız milletvekiline ait 5 fezlekeyle ilgili olarak yasama donulmazlığına ilişkin hükümler uygulanmamış; bu dosyalar

gereği için ilgili mercilere iade edilmiştir.

16. Bu kapsamda başvurucu hakkındaki 10 adet fezlekeye konu olan

soruşturma dosyaları da Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü aracılığıyla

2016 yılının Haziran ayında gereğinin takdir ve ifası içinŞırnak Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

17. Şırnak Başsavcılığı, uhdesinde bulunan soruşturma

dosyalarının "gerek tarafları gerekse

de yapılan soruşturmaların niteliği ve içeriği itibari ile hukuki ve fiili

irtibat bulunduğu ve usul ekonomisi açısından soruşturmanın birlikte

yürütülmesinin gerektiği" gerekçesiyle birleştirilmesine karar

vermiştir.

18. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucu hakkındaki

fezlekelere konu tüm soruşturma dosyalarının 2016/1622 sayılı soruşturma

dosyasında birleştirilmesine karar verilmiştir. Böylece başvurucu hakkında

düzenlenen fezlekelerde suça konu edilen fiillerin birlikte değerlendirilmesi

söz konusu olmuştur.

19. Diğer taraftan başvurucu, ifadesi alınmak üzere soruşturma

makamları tarafından 30/92016, 3/10/2016 ve 4/10/2016 tarihlerinde kendisine

çağrı kâğıdı gönderilerek savcılıklara davet edilmiş ancak bu çağrılara uymamış

ve ifade vermek üzere Savcılığa gitmemiştir. Bu sürecin öncesinde dokunulmazlıklara

ilişkin Kanun teklifinin TBMM Başkanlığına sunulmasından sonra HDP Eş Genel

Başkanı Selahattin Demirtaş 19/4/2016 tarihinde TBMM'de yaptığı grup

konuşmasında "Biz mahkemelerde

süründürüleceğiz, yok öyle bir şey. Sunu da net olarak söyleyeyim: Bu hafta

öbür hafta dokunulmazlıklarımızı kaldırabilirler. Fakat tek bir arkadaşım kendi

ayağıyla ifade vermeye gitmeyecek. Nasıl götürüyorlarsa kendileri bilirler. Bu

iş öyle kolay olmayacak. Zannediyorlar ki dokunulmazlığı kaldırırız,

tereyağından kıl çeker gibi bunları mahkemenin önüne atarız, yok öyle yağma."

şeklinde ifadeler kullanmıştır.

20. Şırnak

Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu hakkında yürütülen soruşturma dosyasında

kısıtlama kararı verilmesi talebiyle Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda

bulunmuştur. Anılan Hâkimlik 3/11/2016 tarihinde, başvurucu hakkındaki

soruşturma dosyasına ilişkin olarak

"soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği" gerekçesiyle

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2)

numaralı fıkrasıuyarınca müdafiinin

dosya içeriğini incelemesinin ve belgelerden örnek almasının kısıtlanmasına

karar vermiştir.

21. Öte yandan Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığınca 3/11/2016 tarihinde, başvurucunun "devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak"

suçlamasıyla gözaltına alınmasına karar verildiği belirtilerek "yakalanarak gözaltına alınabilmesi

amacıyla" evinde veya işyerinde 3/11/2016-4/11/2016 tarihleri

arasında arama işlemi yapılması talebiyle Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğine

başvuruda bulunulmuştur. Hâkimliğin 3/11/2016 tarihli kararı ile başvurucunun yakalanarak gözaltına alınabilmesi

amacıyla arama yapılmasına karar verilmiştir.

22. Başvurucu bu kapsamda 4/11/2016 tarihinde Mardin'in Midyat

ilçesinde yakalanarak gözaltına alınmış, aynı gün helikopterle Diyarbakır'a,

buradan da hakkında soruşturma işlemlerinin yürütüldüğü Şırnak Cumhuriyet

Başsavcılığına getirilmiştir.

23. Başvurucu 4/11/2016 günü ifadesi alınmak üzere Şırnak

Cumhuriyet Başsavcılığında hazır edilmiştir. İfade tutanağında belirtildiğine

göre başvurucuya ifade alma işlemi öncesinde isnat edilen suçlamalar

açıklanmıştır. Başvurucu "... Söz

konusu soruşturma kapsamında ifade vermeyeceğim. İfade vermeme gerekçem şudur.

Sizin makamınıza veya şahsınıza karşı herhangi bir tavrım yoktur. Ancak

Türkiye'de Anayasaya aykırı bir şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisinde

talimatla yasama dokunulmazlıklarımız kaldırıldı. Bir suç işlendi ve eğer şimdi

siz de bu suça ifade talebinizle ortak olmaktasınız. Çünkü yasaya aykırıdır. Bu

yüzden geldiğimiz son aşamada dün gece itibariyle eş başkanlarımız da dahil

olmak üzere yapılan operasyon bir darbedir, siyasi bir darbedir, AKP

hükümetinin ve Sayın Recep Tayip Erdoğan'ın talimatı ile maalesef yargı ve

emniyet işlem yapmaktadır. Tam bağımsız bir yargılamadan korkmuyor ve

bağımsızlığına inansaydım gerekli sorularak cevap verecektim."şeklinde beyanda bulunarak

suçlama hakkında bir açıklama yapmamıştır.

24. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı 4/11/2016 tarihinde "kuvvetli

suç şüphesinin bulunması, suça

dair yasada yazılı cezanın üst haddi, kaçma şüphesinin bulunması ve katalog

suçlardan oluşu" gerekçesiyle başvurucuyu tutuklanması

istemiyle Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

25. Savcılığın talep yazısı, sorgu işlemi öncesinde Şırnak Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Sorgu tutanağında,

başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı da belirtilmiştir. Bu

sırada da başvurucunun avukatları hazır bulunmuştur. Başvurucu, Hâkimlikteki

ifadesinde Savcılık aşamasında verdiği ifadesini tekrar ettiğini belirtmiş ve

devamında "... 7 Haziran'da biz

seçildik ve 6 milyon oy aldık. Şu an HDP milletvekili sıfatıyla buradayım ... O

zaman da Kürt sorununun çözülmesi için bir müzakere masası kuruldu ve sayın

Abdullah Öcalan ile görüşmeler yapılmaktaydı. Hem AKP hükümeti hem de

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan bizim müzakere masasını devirdiler ve bizim

seçilmemizi kabul etmediler, yine kavga ve savaş ortamını hazırlayarak 1

Kasım'da tekrar seçimlerin olmasını amaçladı, yine de biz seçildik. Kaos ve

savaş ortamına rağmen yine biz seçilerek meclise gittik. Ne yazık ki AKP

hükümeti bunu sindiremedi ve hem dokunulmazlığımızı elimizden aldılar hem de

Mecliste hukuk dışı yasalar çıkardılar. Ne yazık ki seçimlerden sonra savaş

ortamı oluştu, akabinde 15 Temmuz darbesi gerçekleşti, bizim mücadelemiz

tamamıyla birlikte yaşam ve barış ortamı hazırlanacak diye umut ediyorduk, ne

yazık ki AKP kendi çıkarları ve iktidarı uğruna yine kaos ortamına ülkeyi

sürükledi. Şu an Türkiye devleti KHK ve OHAL süreciyle yönetiliyor. Herhangi

bir yasa ve hukuk kalmamıştır, tamamı ayaklar altına alınmıştır. Hâkimlik

makamına saygım sonsuzdur ve hesabını veremeyeceğim bir suçum yoktur. Ben bu

halkı temsil ediyorum ve yalnızca bu halk bana hesap sorabilir, muhatabım halktır

ve siyasetçi olduğum için muhatabım da halktır. Ama ne yazık ki Recep Tayyip

Erdoğan tek iktidar ve tek adam olmak için şuan ne

hukuku bıraktı ne demokrasiyi ne de basın özgürlüğünü bıraktı. Şu an bir

tiyatro oynanıyor. Bu tiyatronun figüranı olmayacağım bu yüzden bana sorulan

soruları cevaplamayacağım, beni buraya getirmeleri dahi suçtur. Şu an bile yasa

çiğneniyor, çünkü halen vekilim. Hakların kardeşliği için onurlu bir barış için

mücadelemize devam edeceğiz, biliyoruz ki er ya da geç bu vatanı AKP zihniyetine

ve faşist zihniyete bırakmayacağız. Üzerime atılı olan suçlamayı kabul

etmiyorum. Yapılan yargılamayı kabul etmediğim için herhangi bir talepte de

bulunmuyorum." şeklinde beyanda bulunmuş ve kendisine isnat

edilen suçlamalara ilişkin bir açıklama yapmamıştır. Başvurucunun müdafileri

ise tutuklama işleminin hukuka aykırı olduğunu ve tutuklama nedenlerinin

bulunmadığını belirterek başvurucunun serbest bırakılmasını talep etmişlerdir.

26. Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğinin 4/11/2016 tarihli kararı ile başvurucunun

silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir.

27. Anılan kararda kuvvetli suç şüphesinin varlığı "Şüphelinin beyanlarının AİHS 10/2 ve T.C.

Anayasası'nın 26/2 hükümlerine aykırı olduğu, AİHM kararlarında belirtildiği

üzere şiddet çağrısı ve terör propagandasının ifade özgürlüğü kapsamında

değerlendirilmediği, buna ilişkin kanuni düzenlemelerin bulunduğu, ulusal

güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin

sağlanması, suç işlenmesinin önlenmesi, milli güvenlik, kamu düzeni, kamu

güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin, ülkesi ve milleti ile

bölünmez bütünlüğünün korunması, suçluların cezalandırılması gibi meşru

amaçların olması, şüphelinin beyanlarının içeriği ve dosya kapsamında birleşen

dosyalar, bu dosyaların içeriği, ayrıca hakkında yazılan fezleke içerikleri gözönüne alındığında şüphelinin eylemlerinin propaganda

boyutunu aştığı, silahlı terör örgütü PKK'nın hiyerarşik yapısına dahil olduğu,

örgütün stratejisini ve eylemlerini benimsediği, dolayısıyla şüphelinin

eyleminin artık Türk Ceza Kanunu'nun 314/2 maddesinde belirtilen silahlı terör

örgütüne üye olma suçunu oluşturduğu" şeklinde ifade

edilmiştir.

28. Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğinin başvurucunun tutuklanmasına

ilişkin kararın tutuklama koşullarına ilişkin bölümü ise şöyledir:

" Suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil

durumu, suç için kanunda öngörülen cezanın üst sınırı ve atılı suç için yasada

öngörülen ceza miktarı, isnat edilen suçun CMK 100'de belirtilen katalog

suçlardan olması ve bu nedenle yasal olarak tutuklama nedeninin var olması,

tutukluluğun bu aşamada ölçülülük ilkesine uygun olacağı, bu aşamada adli

kontrol hükümlerinin uygulanmasının yetersiz olacağı gerekçeleriyle tutuklanmasına

[karar verildi.]"

29. Başvurucu 17/11/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiştir. Şırnak 2. AğırCeza Mahkemesinin 1/12/2016

tarihli kararıyla itirazın reddine karar verilmiştir.

30. Anılan karar 7/12/2016 tarihinde başvurucu tarafından

öğrenilmiştir.

31. Başvurucu 23/12/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

32. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığının 18/11/2016 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma, halkı kin ve

düşmanlığa alenen tahrik etme, suç örgütlerinin isimlerini kullanarak tehditte

bulunma, hakaret ve kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri düzenleme,

yönetme, bunların hareketlerine katılma suçlarını

işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde

kamu davası açılmıştır.

33. İddianamede, PKK silahlı terör örgütüne ilişkin bazı

değerlendirmeler yapıldıktan sonra başvurucu hakkında daha önce düzenlenen on

ayrı fezlekedeki olaylar (bkz. § 13) suçlamaya konu edilmiştir. İddianamede

ayrıca "6718 sayılı Kanun'un 1.

maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na eklenen geçici 20. madde uyarınca

atılı suçlar yönünden yasama dokunulmazlığının bulunmadığı ve bu nedenle

soruşturma ve kovuşturma işleminin yapılabileceği"

değerlendirmesinde bulunulmuştur. Son olarak Savcılık, başvurucuya yöneltilen

eylemlere ilişkin hukuki değerlendirmelerini ortaya koymuştur. Bu

değerlendirmeler özetle şöyledir:

"... Örgütün lideri Abdullah Öcalan'ın

posterinin önünde durduğu, gerek örgütün sözde marşının çalınıp ölen örgüt mensupları

için saygı duruşunda bulunulması ilesilahlı mücadele

eylemini övdüğü, sözde örgüt liderinin posteri önünde bulunmak suretiyle

silahlı yönteme başvurmayı teşvik ettiği, söz konusu izinsiz ve kanuna aykırı

toplantı yürüyüşüne dönüşen toplantıya katılarak 2911 sayılı yasanın 28/1

maddesinde belirtilen suçu da işlediği;

...

... Terör örgütünün propagandasına dönüşen

çatışmada öldürülen örgüt mensubunun cenaze merasimine katılarak örgütün

silahlı yönteme başvurmasını övdüğü ve bu yönteme başvurmayı teşvik ettiği;

... Şüphelinin örgütün amacını ve şiddetini

meşrulaştırmak için silahlı mücadeleyi övdüğü ve bu yönteme başvurmayı açıkça

teşvik ettiği ve meşrulaştırdığı,

...

Şüphelinin [fezlekelerde] anlatılan 10 olayın oluş şekli ve içeriklerine

bakıldığında, terör örgütünün toplantısı haline gelen olaylara katılmış olması,

örgütün siyasi kanadı içerisinde olması nedeniyle organik bağın gerçekleşmiş

olduğu, şüphelinin eylemlerinde süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk bulunması,

bazen de bu olmadan örgüt ile girdiği organik bağ çerçevesinde, yine geri cephe

ve kent çalışmalarına yönelik yoğunluk, süreklilik ve çeşitlilik gösteren kent

faaliyetlerinde bulunması hususları birlikte değerlendirildiğinde şüphelinin

eylemlerinin propaganda boyutunu aştığı silahlı terör örgütü PKK ile arasında

organik bağın kurulduğu, örgütün hiyerarşik yapısına dahil olması nedeni ile

silahlı terör örgütü PKK terörörgüte üye olmak suçunu

işlediği anlaşıl[mıştır].

34. Başvurucu hakkındaki dava Şırnak 2. Ağır Ceza Mahkemesine

tevzi edilmiş,21/11/2016 tarihinde iddianamenin kabulüne karar verilmiş ve

E.2016/80 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Aynı tarihte

yapılan inceleme sonucunda başvurucunun tutukluluğunun devamına karar

verilmiştir.

35. Şırnak 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 4/1/2017 tarihli kararıyla

başvurucunun tahliyesine karar verilmiş ve hakkında yurt dışına çıkmama şeklinde

adli kontrol tedbiriuygulanmıştır.

36. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

37. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Gülser Yıldırım (2),

§§ 64-89.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

38. Mahkemenin 4/7/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Yakalama ve Gözaltına

Almanın Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

39. Başvurucu; milletvekili oluşunun ve dokunulmazlığının devam

ettiği hususları dikkate alınmaksızın hakkında yakalama ve gözaltı

tedbirlerinin uygulandığını, bu tedbirlerin ölçülü olmadığını belirterek

Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

40. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

42. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu nedenle

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

43. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir

olması yanında telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiğinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması gerekir. Dolayısıyla

mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da

etkili olduğunun gösterilmesi ya da en azından etkili olmadığının kanıtlanmamış

olması gerekir (Ramazan Aras, B.

No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).

44. 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin düzenlendiği 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan, kanunlarda belirtilen koşullar

dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilenler ile

kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna

çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen kişilerin maddi ve

manevi her türlü zararlarını devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin

bu hususta bir başvuru mekanizması öngördüğü görülmektedir. Bununla birlikte

aynı Kanun'un tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında, karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya hükümlerin

kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde bulunulabileceği

belirtilmektedir (Zeki Orman, B.

No: 2014/8797, 11/1/2017, § 27).

45. Anayasa Mahkemesi, Kanun'da öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

46. Bir suç isnadıyla gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan

kişinin gözaltına alınmasının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yaptığı bireysel

başvuruda ihlal sonucuna varılmasının -özgürlükten mahrûm

kalmanın sona ermesi bağlamında- başvurucunun kişisel durumuna bir etkisinin

olması mümkün görünmemektedir. Zira gözaltına alma kararı hukuka aykırı da olsa

kişi, hâkim tarafından tutuklandığından gözaltı kararının hukuka aykırı olduğu

yönündeki bir tespit ve ihlal kararı tutuklu

kişinin serbest kalmasına tek başına imkân vermeyecektir. Dolayısıyla bireysel

başvuru kapsamında verilecek muhtemel bir ihlal kararı, ancak (talep etmesi

hâlinde) başvurucu lehine tazminata hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir (Günay Dağ ve diğerleri, § 147; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, § 44).

47. Somut olayda başvurucu hakkında verilen gözaltı kararının

hukuka uygun olup olmadığı 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında

açılacak davada incelenebilir. Nitekim Yargıtay uygulaması (Yargıtay 12. Ceza

Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararı; Günay Dağ ve diğerleri, § 145) da bu

kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın esasının sonuçlanmasına gerek

olmadığı yönündedir. Bu madde kapsamında açılacak dava yoluyla gözaltı

kararının hukuka aykırı olduğu tespit edildiğinde başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir. Öte yandan başvurucunun yasama dokunulmazlığından

yararlanmaya devam ettiği yönündeki iddiasının tutuklamanın hukuki olmadığı

yönündeki şikâyetiyle birlikte incelenmesi uygun görülmüştür.

48. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir

hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

49. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

50. Başvurucu; Anayasa ile öngörülen usulün dışında

dokunulmazlığı kaldırılarak tutuklandığını, ayrıca isnat edilen eylemlerin

ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ve siyasi

faaliyette bulunma hakkı kapsamında olduğu gerekçeleriyle tutuklanmasının

hukuki olmadığını, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

51. Başvurucuya göre soruşturmaya ve isnada konu suçların

tamamının değişik tarihlerde milletvekili sıfatıyla katıldığı miting, basın

açıklaması gibi etkinliklerde yaptığı konuşmalardır ve bu faaliyetlerin ifade

özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gerekirken bunlar suça konu edilmiştir.

52. Başvurucu; tutuklama kararının hukuka aykırı olarak

verildiğini, tutuklama ve tutukluluğa itirazın reddi kararlarının somut vehukuki gerekçeden yoksun olduğunu, kuvvetli suç şüphesini

ortaya koyan bir delilin bulunmadığını iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca

milletvekili olması nedeniyle adli kontrol hükümlerinin uygulanması yerine ölçülük ilkesinin ihlal edilerek tutuklama kararı

verildiğini vekaçma şüphesini gösteren somut bir

olgunun bulunmadığını belirtmiştir.

53. Tutuklama dolayısıyla milletvekili olarak siyasi

faaliyetlerini yerine getiremediğine değinen başvurucu; hakkındaki tutuklama

tedbirinin Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi saiklerle

uygulandığını, bu nedenle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkıyla bağlantılı

olarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 18. maddesinin de ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

54. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

55. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

56. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

57. Genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2),§§

110-124.

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

58. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, on ayrı fezlekeye

konu eylemler (bkz. § 13) nedeniyle PKK silahlı terör örgütüne üye olma

suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

59. Diğer taraftan başvurucu; Anayasa ile öngörülenin dışında

bir usulle dokunulmazlığının kaldırıldığını, bu nedenle yasama

dokunulmazlığından yararlandırılması gerektiğini ve hakkında tutuklama tedbiri

uygulanamayacağını iddia etmektedir.

60. Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının birinci

cümlesinde; seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir

milletvekilinin "Meclisin kararı

olmadıkça" tutulamayacağı, sorguya çekilemeyeceği,

tutuklanamayacağı ve yargılanamayacağı belirtilmiştir.

61. Bununla birlikte 6718 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle

Anayasa'ya eklenen geçici 20. maddeyle, bu maddenin TBMM'ce kabul edildiği

20/5/2016 tarihi itibarıyla Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, Türkiye Büyük

Millet Meclisi Başkanlığına veya -Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden

kurulu- Karma Komisyon Başkanlığına intikal etmiş olan dosyalar hakkında

Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan yasama

dokunulmazlığına ilişkin hükmün uygulanmayacağı düzenlenmiştir (bkz. § 14).

62. Başvurucunun da aralarında bulunduğu 70 milletvekili

tarafından "dokunulmazlıkların kaldırılmasına dair TBMM kararı niteliğinde

olduğu" ileri sürülerek anılan düzenlemenin iptali istemiyle Anayasa

Mahkemesine başvurulmuştur. Anayasa Mahkemesi, bu düzenlemenin Anayasa'nın 85.

maddesi kapsamında yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin bir karar

olmadığı, Anayasa değişikliği niteliğinde olduğu sonucuna ulaşmış; Anayasa

değişikliklerinin iptali istemine dair usule uyulmadığından talebin reddine

karar vermiştir (bkz. AYM, E.2016/54, K.2016/117, 3/6/2016, §§ 4-15).

63. Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı dikkate

alındığında somut olayda başvurucunun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına

dair bir karar alınmadığı, yapılan Anayasa değişikliği ile belirli aşamalardaki

dosyalarla ilgili olarak yasama dokunulmazlığı yönünden bir istisna getirildiği

anlaşılmaktadır. Başvurucunun, hakkındaki tutuklama kararına konu suçların bu

istisna kapsamında olmadığı yönünde bir iddiası bulunmamaktadır.

64. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun yasama

dokunulmazlığından yararlanması nedeniyle tutuklanamayacağı söylenemez. Bu

yönüyle başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır (aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Selahattin Demirtaş [GK], B. No: 2016/25189, 21/12/2017, §

143).

65. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

66. Şırnak Sulh Ceza Hâkimliği başvurucunun tutuklanmasına karar

verirken fezeleklerdeki faaliyetlerine değinerek PKK

silahlı terör örgütünün üyesi olma suçu yönünden kuvvetli suç şüphesinin

bulunduğu sonucuna varmıştır (bkz. § 27).

67. Kamuoyunda "hendek olayları" olarak bilinen terör

olaylarının yaşandığı dönemde PKK aralarında Şırnak, Cizre, Silopi ve idil'in de bulunduğu -PKK Doğu ve Güneydoğu Anadolu

Bölgelerindeki- bazı yerleşim yerlerinde cadde ve sokaklara hendekler kazıp

barikatlar kurmak ve bu barikatlara bomba ve patlayıcılar yerleştirmek

suretiyle şehirlerin bir kısmında hakimiyet kurmaya çalışmıştır. Güvenlik

görevlileri, bu hendeklerin kapatılması ve barikatların kaldırılması,

böylelikle yaşamın normale dönmesini sağlamak amacıyla operasyonlar yapmıştır.

Bu kapsamda Cizre, Silopi ve İdil'dede operasyonlar

gerçekleştirilmiş, bu operasyonlarda çok sayıda ağır silah ve patlayıcı madde

ele geçirilmiş, hendekler kapatılmış, barikatlar kaldırılmış ve ayrıca çok

sayıda terörist etkisiz hâle getirilmiştir (bkz. §§ 8,9).

68. Soruşturma mercilerinin yaptığı tespitlere göre başvurucu bu

olayların yaşandığı dönemde Şırnak'ta "...

yedi aydır Kürdistan'da bir katliam, bir

vahşet yaşanmakta. Kürt halkının kendi sorunlarını çözmesi için ve iradesinin

tanınmaması üzerine, kendi öz gücüyle, kendi kendini idare etme hakkını, talebiniöz yönetim ilan ederek vermiştir. Malesef bu öz yönetim talimine karşı devlet, AKP iktidarı

savaş ilan etmiştir. Yedi aydır Silvan'da, Nusaybin'de, Sur' da,

Cizre'de ve maalesef son iki gündür Silopi ve Cizre eklenmek üzere sokağa çıkma

yasağı ilan edilmiştir. Bu sokağa çıkma yasağında ... ahlaksızca, vicdansızca

evler tek tek basılmakta hukuksuzca, yargısızca

insanlar sokak ortasında infaz edilmektedir. Şu bilinsin burası Botan.

Kürdistan'ın kalbidir. Kürdistan'da, Botan'dan kürt

halkı kırk yıldır mücadele vermektedir ... yedi aylık süreçte yedine yetmiş

çocuk, onlarca çocuk, onlarca kadın, onlarca yurtever

çocuğumuz öldürülmüş, genç çocuklarımız sokak ortasında vurulmuş ... Şu anda

Silopi' de yapılan katliamın ve hazırlığın haddi hesabı yoktur ... Kürt halkı

nasıl ki Rojova'da bir devrim gerçekleştirmiş, Kürt

halkı bu gün Kürdistan'da o devrimi tekrar

yenileyecektir. Kendi öz gücüyle defalardır çağrıda bulunuyoruz. Tekrar ediyorz. Bütün demokratik güçlere. İnsanım diyen vicdanımvar diyen herkesin Kürdistan'da yapılan bu savaşa,

bu katliama sessiz kalmamaları çağrısını yineliyoruz. Bütün demokratik güçler,

buradan Kürt halkına, Avrupadaki Kürt halkına, yine Rojhilat, Bakur, Başudaki Kürt halkına. Bugün Kürdistan'da yürütülen savaşa

sahip çıkmasını ... bekliyoruz." şeklinde beyanlarda

bulunmuştur.

69. Başvurucu, 2016 yılında hendek olayları devam ederken

öldürülen iki PKK mensubunun cenazelerinin hastaneden alınması sırasında halka

yaptığı konuşmada "Dirliğiniz ve

mücadeleniz için size saygılar sunuyoruz. Aileler burada. Diyorlar ki cenazeler

yerdedir. Cizre'de ve Silopi'de bu yasaklamalar devam ettikçe, morglarda bu

cenazeler duracaktır. Biz cenazelerimizi defnetmeyeceğiz. Bu katliam ve vahşet

gerçekten kabul edilemez ... Şehitler ölmez." şeklinde

açıklamalarda bulunmuştur.

70. Başvurucu ayrıca Cizre'de güvenlik güçlerince PKK'ya yönelik

operasyon esnasında öldürülen örgüt mensuplarının cenaze merasimi esnasında

halka yaptığı konuşmada “...zahmetli

dönemdir ama başımız diktir, bilsinler ki S.nin

gözleriyle, P.nin yüreğiyle, F. nin

gülüşüyle biz bu mücadeleye devam edeceğiz, biz mücadelemizi yükselteceğiz,

işgalci devlet kuvvetiyle bu gün kutsal değerlerimiz üzerine gelmişlerdir,

mezarlığımız, şehitlerimiz, istiyorlar ki şehitlerimiz mahallelerde kalsın,

izin vermiyorlar şehitlerimizi gönlümüze göre ve değerlerimize göre defnedelim”

şeklinde açıklamada bulunmuştur.

71. Başvurucunun 20/12/2015 günü Şırnak Devlet Hastanesinde

hastanede yatmakta olan yaralı bir asker kişiyi kastederek "Bizimkiler bir pislik daha indirip temizlemişler.",

orada bulunan güvenlik görevlisinin uyarısı üzerine de "Siz hepiniz işgalcisiniz, Kürdistanımızda

kendi topraklarımızda insanları öldürüyorsunuz, Kürt halkını öldürüp

zulmediyorsunuz, size bu yaptıklarınızın hesabını tek tek soracağız" ve

"Siz hepiniz işgalcisiniz, kürdistanımızda kendi topraklarımızda insanları

öldürüyorsunuz, Kürt halkını öldürüp zulmediyorsunuz." şeklinde

açıklamalarda bulunmuştur.

72. Başvurucunun yaptığı konuşmalarda, PKK'nın mensuplarını gerilla ve şehit olarak, bu kişilerin

öldürülmesini katliam ve vahşet olarak, hendek ve barikatları

kapatmak için hareket eden devletin silahlı kolluk kuvvetlerini ise işgalci olarak nitelendirerek PKK'nın

silahlı mücadelesini övdüğü, sahiplendiği ve bunu meşrulaştıran sözler sarf

ettiği soruşturma mercilerince belirtilmiştir (bkz. § 12). Anılan bu konuşmalar

ve eylemler hendek olaylarının

yoğunlaştığı dönemde, çatışmaların yaşandığı yerlerde yapılmıştır. Bu itibarla

soruşturma mercilerinin başvurucunun siyasi konumunu, söz konusu konuşmaların

yapıldığı dönemi ve yerleri, konuşmaların içeriğini ve bağlamını birlikte

dikkate alıp yukarıda yer verilen ifadeleri içeren konuşmaları terörle

bağlantılı bir suç işlendiğine dair belirti olarak kabul etmelerinin temelsiz

olduğu söylenemez.

73. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

74. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

75. Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun tutuklanmasına

karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne üye olma suçuna

ilişkin kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına, suçun 5271 sayılı Kanun'un

100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında

olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 28).

76. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipidir (bkz. § 37).

İsnat edilen suça ilişkin kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine

işaret eden durumlardan biridir (Aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).

Ayrıca anılan silahlı terör örgütü üyesi olma suçu, 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır (Gülser Yıldırım (2),

§ 148).

77. Bunların yanı sıra yasama dokunulmazlığına ilişkin Anayasa

değişikliğinin yürürlüğe girmesinden sonra ilgili Cumhuriyet başsavcılıklarının

başvurucuyu ifadesini almak üzere farklı tarihlerde birçok kez çağrı kâğıdıyla

davet ettikleri ancak başvurucunun bu çağrılara uymadığı görülmektedir. Ayrıca

milletvekili dokunulmazlıklarına ilişkin Anayasa değişikliği teklifinin TBMM'ye

verilmesi üzerine -başvurucunun mensubu olduğu- HDP'nin

Eş Genel Başkanı, yaptığı bir konuşmada kesin bir tavırla hiçbir

milletvekilinin ifade vermeye gitmeyeceğini belirtmiştir (bkz. § 19).

Dolayısıyla başvurucunun bu tutumunun kişisel bir yaklaşımın ötesinde

soruşturma ve kovuşturma süreçlerini zorlaştırmaya yönelik siyasi bir tavır olduğu,

bu nedenle devamlılık arz edebileceği söylenebilir.

78. Sonuç olarak başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında

açıklanan ve kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal

temellerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

79. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülüğü olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Bir

tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülü olup

olmadığının belirlenmesinde somut olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır

(Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın

Yavuz ve diğerleri, [GK],

B. No: 2016/22169, 20/06/2017, § 268; Selçuk

Özdemir,[GK],

B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 76).

80. Somut olayda başvurucu, tutuklanmasının siyasi

faaliyetlerini yerine getirmesine engel olacağını belirtmiş; bu nedenle Anayasa

Mahkemesinin bazı kararlarını emsal göstererek tutuklanmasının ölçüsüz olduğunu

ileri sürmüştür.

81. Anayasa Mahkemesi, milletvekillerinin tutukluluğuyla ilgili

verdiği Mehmet Haberal (B. No:

2012/849, 4/12/2013), Mustafa Ali Balbay (B.

No: 2012/1272, 04/12/2013) Kemal Aktaş ve

Selma Irmak (B. No: 2014/85, 3/1/2014), Faysal Sarıyıldız (B. No: 2014/9, 3/1/2014), İbrahim Ayhan (B. No: 2013/9895,

2/1/2014), Gülser

Yıldırım (B. No: 2013/9894, 2/1/2014) kararlarında seçilme ve siyasi

faaliyette bulunma haklarıyla bağlantılı olarak sadece tutukluluğun makul

süreyi aştığına ilişkin şikâyetleri incelemiştir. Anılan kararlarda Anayasa

Mahkemesi, milletvekillerinin -hiçbir durumda- tutuklu olarak yargılanamayacakları

yönünde bir değerlendirmede bulunmamıştır.

82. Öte yandan Anayasa Mahkemesi yakın tarihte verdiği Gülser Yıldırım (2), ve Selahattin Demirtaş kararlarında

başvurucuların milletvekili olmaları

dolayısıyla tutuklamanın ölçüsüz olduğu yönündeki iddialarını

-tutuklamanın hukukiliği bağlamında- incelerken yasama dokunulmazlığına

istisnanın getirildiği veya bu dokunulmazlığın kaldırıldığı durumlarda

milletvekillerinin tutuklanamayacağına ilişkin anayasal bir kural bulunmadığını

ve milletvekilliğinin başlı başına tutuklamaya engel teşkil etmediğini

belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi bu kapsamda yaptığı inceleme sonucunda,

milletvekili olan başvurucuların tutuklanmalarının ölçüsüz olmadığını

değerlendirmiştir (Gülser Yıldırım (2), § 163; Selahattin Demirtaş, § 176).

83. AİHM'in de milletvekilleri hakkında tutuklama tedbirinin

hiçbir koşulda uygulanamayacağına ya da böyle bir tutuklamanın -otomatik

olarak- ölçüsüz olduğuna dair bir yaklaşımı söz konusu değildir. Aksine AİHM,

PKK ile bağlantılı suçlamalar dolayısıyla dokunulmazlıkları kaldırılan ve

sonrasında tutuklanan milletvekillerinin tutuklanmalarının hukuki olmadığı

iddialarını kabul etmemiştir (Sakık ve

diğerleri/Türkiye, B. No: 23878/94..., 26/11/1997, § 40).

84. Son olarak başvurucunun tutuklanmasına konu suçların genel

olarak 2015 yılı Temmuz ayı ile 2016 yılı Mart ayı

arasındaki eylemlere ilişkin olması, dolayısıyla iddia edilen suçların

işlendiği tarihten uzunca bir süre sonra tutuklama tedbirine başvurulması

nedeniyle somut olayda ayrıca soruşturma süreci bakımından tutuklamanın

ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak

gerekli olup olmadığının da incelenmesi gerekir. Nitekim Anayasa

Mahkemesi benzer durumdaki -suç tarihi ile tutuklama tarihi arasında önemli zaman

diliminin bulunduğu- bazı olaylara ilişkin başvurularda tutuklamanın

gerekliliğine dair incelemede bulunmuştur.

85. Somut olayda öncelikle Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci

fıkrasının birinci cümlesi uyarınca, yasama dokunulmazlığından yararlandığı sürece

başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasının mümkün olmadığı göz ardı

edilmemelidir. Yasama dokunulmazlığının belirli aşamadaki dosyalar için

uygulanmayacağına ilişkin Anayasa değişikliği 8/6/2016 tarihinde yürürlüğe

girmiş; akabinde başvurucu hakkındaki soruşturma dosyaları, ilgili Cumhuriyet

başsavcılıklarına gönderilmiştir. Başvurucu, anılan Anayasa değişikliğinin

yürürlüğe girmesinden yaklaşık beş ay sonra tutuklanmıştır.

86. Bu süre içinde yapılan işlemler incelendiğinde Anayasa değişikliğinin

yürürlüğe girmesini müteakip Cumhuriyet başsavcılıklarına gönderilen dosyalarla

ilgili fezleke düzenlenmesi, dosyaların birleştirilmesi ve başvurucunun

ifadesinin alınması için talimat yazılması ve çağrı kâğıdı çıkarılması gibi

usule ilişkin işlemlerin yapıldığı anlaşılmıştır (bkz. §§ 14-19).

Dolayısıyla soruşturma süresince soruşturma mercileri başta olmak üzere kamu

makamlarının hareketsiz kalmaları söz konusu değildir.

87. Öte yandan terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (Aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64).

88. Ölçülülüğe ilişkin somut olayın yukarıda belirtilen

özellikleri dikkate alındığında Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen

suçlar için öngörülen yaptırımın ağırlığını ve işin niteliğini de gözönünde tutarak tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve

adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez (Aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Selahattin Demirtaş, § 176).

89. Ayrıca tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak

yukarıda yer alan tüm açıklamalar karşısında başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi bir amaçla

gerçekleştirildiği iddiasının incelenmesini gerektiren bir durum söz konusu

değildir.

90. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

3. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına

İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

91. Başvurucu; hakkındaki gözaltı ve ifade süreçlerinde

suçlamalara dair ayrıntılı şekilde bilgilendirilmediğini, soruşturma dosyasını

inceleme talebinin kısıtlama

kararı gerekçe gösterilerek kabul edilmediğini, kendisine yönelik suçlamaları

ve bunların delillerini öğrenemediğini, bu nedenlerle silahların eşitliği

prensibi gereği gibi savunma yapma ve itirazda bulunma imkânından yoksun

bırakıldığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

92. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

93. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

94. Genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2),§§ 169-174.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

95. Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığı, 5271 sayılı Kanun'un 153.

maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucu hakkındaki soruşturma

dosyasına ilişkin olarak "soruşturmanın

amacını tehlikeye düşürebileceği" gerekçesiyle müdafinin dosya

içeriğini incelemesinin ve belgelerden örnek almasının kısıtlanmasına karar

verilmesi için Şırnak Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunmuş, bu talep anılan

Mahkemece yerinde görülerek 3/11/2016 tarihinde

kısıtlılık kararı verilmiştir. Başvurucu, kısıtlama kararının

verildiği tarihten bir gün sonra 4/11/2016 günü tutuklanmıştır.

96. Kısıtlama kararının daha sonra kaldırılıp kaldırılmadığı

hususunda herhangi bir belge veya bilgi bulunmamakla birlikte Şırnak 2. Ağır

Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği 21/11/2016 tarihi itibarıyla

kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca

kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır (bkz. § 34).

97. Başvurucuya yöneltilen suçlamalar, yasama dokunulmazlıklarıyla

ilgili Anayasa değişikliği yapılmadan önce Cumhuriyet başsavcılıkları

tarafından düzenlenen fezlekelerde belirtilen eylemlere ilişkindir. Bu

fezlekeler ile fezlekelere ekli soruşturma dosyalarının içeriğinin kısıtlama

kararının öncesinde milletvekili olan başvurucunun veya müdafilerinin erişimine

açık olmadığı yönünde herhangi tespit ya da iddia bulunmamaktadır. Öte yandan başvurucu, Şırnak Cumhuriyet Başsavcılığınca

yapılan ifade alma işlemi sırasında üzerine atılı suçlamaları anladığını

belirtmiş ancak soruşturmanın siyasi olduğuna inandığı içinsuçlamalara

karşı beyanda bulunmak istemediğini söylemiştir (bkz. § 23).

98. Öte yandan sorgu işlemi öncesinde Şırnak Sulh Ceza Hâkimliği

tarafındanbaşvurucuya isnat edilen suçların okunup

anlatıldığı sorgu tutanağında belirtilmiştir. Başvurucunun sorgu sırasında

suçlama konusu olaylarla ilgili anlatımda bulunmadığı, sorulan sorulara cevap

vermeyeceğini ifade ettiği görülmektedir (bkz. § 25). Hâkimlik tutuklama

kararında da tutuklamaya konu edilen suçlamalarla (eylemlerle) ilgili

değerlendirmelerde bulunmuştur (bkz. § 27). Ayrıca başvurucunun tutukluluğa itiraz dilekçesinde de usul ve

esasa ilişkin ayrıntılı bir biçimde beyanda bulunulmuştur. Dolayısıyla

başvurucunun ve müdafilerinin isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel

teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde gerekse sorgu sonrasında

erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

99. Dolayısıyla suç işlendiği şüphesine bağlı olarak özgürlükten

yoksun bırakılmanın ilk aşamasında yapılan yargısal denetimin kapsamı ile

suçlamalara dayanak olan temel unsurların başvurucuya veya müdafisine

bildirildiği, başvurucuya bunlara itiraz etme imkânı verildiği ve tutuklamaya

temel oluşturan delillerin nitelikleri dikkate alındığında salt kısıtlılık

kararı nedeniyle (bkz. § 20) soruşturma dosyasına erişim imkânından

yoksun bırakıldığı iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna

varılmıştır.

100. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. İfade Özgürlüğü ile

Seçilme ve Siyasi Faaliyette Bulunma Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

101. Başvurucu; soruşturmaya ve tutuklamaya konu suçların

tamamının değişik tarihlerde milletvekili sıfatıyla katıldığı miting, basın

açıklaması gibi etkinliklerde yaptığı konuşmalardan ibaret olduğunu,

tutuklanması nedeniyle yasama faaliyetine katılma hakkının engellendiğini

belirterek Anayasa'nın 19, 26. ve 67. maddeleri, Sözleşme'nin 5 ve 10.

maddeleri ile Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 3.

maddesinde düzenlenen ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

102. Anayasa Mahkemesi tutuklama tedbirinin ifade ve basın

özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma

hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken

öncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi

aşıp aşmadığını değerlendirmekte; sonrasında tutuklamanın hukukiliğine ya da

tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No:

2015/18567, 25/02/2016, §§ 92-100; Hidayet

Karaca, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/05/2016, §§

157-164; Günay Dağ ve diğerleri, §§ 191-203; Mehmet Haberal, §§

105-116; Mustafa Ali Balbay, §§ 120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak, §§ 61-75; Faysal Sarıyıldız, §§ 61-75; İbrahim Ayhan, §§ 60-74; Gülser Yıldırım, §§ 60-74).

103. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığına

ilişkin iddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden

şüphelenilmesi için inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama

nedenlerinin mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği

sonucuna varılmıştır (bkz. §§ 64-89). Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler

dikkate alındığında başvurucunun yalnızca ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi

faaliyette bulunma hakları kapsamında kalan eylemleri nedeniyle soruşturmaya

maruz kaldığı ve tutuklandığı iddiası yönünden farklı bir sonuca varılmasını

gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.

104. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının ifade

özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarını ihlal ettiği

iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun

bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutuklanma dolayısıyla ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi

faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

4/7/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Hüseyin

TURAN

Başvurucu

:

Leyla BİRLİK

Vekili

:

Av. Ramazan

DEMİR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/40882, 4 Temmuz 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucunun
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kişi Hürriyeti ve
  11. B. No: 2016/22169, 20/06/2017, § 268; Selçuk
  12. B. İfade Özgürlüğü ile
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Özgüldür
  15. Hakyemez
  16. Turan
  17. Demir
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/40882
Tarih
4 Temmuz 2018

İlgili Kararlar

  • Veli Dikme Başvurusu (B. No: 2015/15884)
  • Ahmet Yarımkaş Başvurusu (B. No: 2015/12844)
  • Meral Danış Beştaş Başvurusu (B. No: 2017/5845)
  • Musa Şanak Başvurusu (B. No: 2015/15698)
  • Armagaz Arsan Marmara Doğalgaz Dağıtım A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/14479)
  • Seyfi Baysal Başvurusu (B. No: 2015/19729)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.