İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

M.l. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/7469)

1. Başvuru, aile içi şiddet nedeniyle başvurucuya ve müşterek

Başvuru No2014/7469Tarih22 Kasım 2017Okuma34 dk · 6.883 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm M.L. Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
22 Kasım 2017
Başvuru Numarası
2014/7469
R.G. Tarih ve Sayı
27/12/2017-30283
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.883 kelime·34 dk okuma·23 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, aile içi şiddet nedeniyle başvurucuya ve müşterek

çocuklara yaklaşmaması hususunda koruma kararı bulunan eşin müşterek çocuklarla

şahsi ilişki tesisine karar verilmesi nedeniyle kişinin maddi ve manevi

varlığının korunması hakkı ile özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/5/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca, adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.

8. Başvurucuların vekili, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde

beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

10. Başvurucu M.L. ve boşanma sürecinde olduğu eşi A.L.nin beş çocukları bulunmaktadır. Aşağıda detaylı olarak

açıklanacağı üzere 26/4/2007 doğumlu başvurucu F.L. ile 29/4/2008 doğumlu

başvurucu G.L.nin velayetleri anneleri olan başvurucu

M.L.de bulunmaktadır. Diğer çocukların velayetleri baba A.L.ye verilmiştir.

11. Başvurucu M.L. 22/12/2010 tarihinde eşi A.L. aleyhine

boşanma davası açmıştır. A.L. de başvurucuya karşı boşanma davası açmıştır.

İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 28/9/2012 tarihli kararıyla, evliliğin şiddetli

geçimsizlik nedeniyle temelinden sarsıldığı gerekçesiyle tarafların

boşanmalarına hükmedilmiştir. Karar gerekçesinde sosyal hizmet uzmanlarınca

düzenlenen bilirkişi raporlarına dayanılmıştır. Bu raporlarda; boşanma davası

süresince üç erkek çocuğun babaları A.L.nin yanında

kaldıkları, iki kız çocuğunun ise başvurucu M.L.nin

yanında yaşadığı belirtilmiştir. Ayrıca çocukların birlikte yaşadığı ebeveynine

karşı olumlu, sağlıklı bir ilişki geliştirdikleri ancak ayrı yaşadıkları

ebeveynlerine karşı olumsuz tepki gösterdikleri, boşanma sürecindeki

sıkıntılardan çocukların etkilendiği ve taraf olma durumunda bırakıldıklarının

belirtildiği ifade edilmiştir. Mahkemece raporlardaki öneriler ve çocukların

isteği dikkate alınarak üç erkek çocuğun velayetinin babaları A.L.ye, iki kız

çocuğun velayetinin ise başvurucu M.L.ye verilmesine; çocukların da birbirlerini

görebileceği şekilde ebeveynleriyle şahsi ilişki kurulmasına karar verilmiştir.

12. Söz konusu karar Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 10/12/2013

tarihli kararıyla usule ilişkin gerekçeyle bozulmuştur.

13. Bozma üzerine yeniden yapılan yargılama sonucunda İstanbul

11. Aile Mahkemesinin 22/1/2016 tarihli kararıyla başvurucu M.L.nin

boşanma davasının kabulüne ve tarafların şiddetli geçimsizliğe dayalı olarak

evlilik birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına karar

verilmiştir. Karar gerekçesinde; boşanmaya sebep olan olaylarda A.L.nin ağır kusurlu olduğu, başvurucunun kusurunun

bulunmadığı belirtilmiştir. Kararda üç erkek çocuğun velayetinin babaları

A.L.ye, iki kız çocuğun velayetinin ise başvurucuya verilmesine; çocukların da

birbirlerini görebileceği şekilde ebeveynleriyle şahsi ilişki kurulmasına karar

verilmiştir. Boşanma davasına dair detaylı bilgiler aşağıda ayrı başlık altında

verilmiştir.

14. Boşanma davası süreci devam ettiği sırada başvurucu M.L.,

eşinin kendisine ve çocuklarına şiddet uyguladığını belirterek İstanbul 1. Aile

Mahkemesine başvurmuştur. İstanbul 1. Aile Mahkemesince çeşitli tarihlerde

verilen kararlarla 8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına

Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun uyarınca başvurucunun eşi A.L.nin başvurucuya ve çocuklarına yönelik şiddet tehditi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz

ve davranışlarda bulunmamasına, iletişim araçları ileveya

sair surette rahatsız etmemesine, şahsi eşyası ve ev eşyasına zarar vermemesine

karar verilmiştir. Ayrıca A.L.nin başvurucu ve

çocukları F.L. ve G.L.nin oturdukları ev ile

çocukların okuluna beş yüz metreden fazla yaklaşmamasına hükmedilmiştir. Söz

konusu koruma tedbirleri 6/3/2013 ile 19/6/2015 tarihleri arasında geçerli

olmuştur. Koruma kararlarına dair süreç aşağıda detaylı olarak anlatılmıştır.

15. Ayrıca A.L.nin başvurucu ve

çocuklarının oturduğu konuta yaklaşmamasına dair tedbir kararına uymaması

nedeniyle A.L. hakkında ceza davası açılmıştır. İstanbul 44. Asliye Ceza

Mahkemesinin 25/9/2012 tarihli kararıyla, A.L.nin

konuta yaklaşmamasına dair tedbir kararına uymadığı ve müşterek konutta bulunan

başvurucunun annesi müşteki M.S.yi

darbettiği gerekçesiyle hapis cezasıyla

cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.

Söz konusu hüküm, itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir.

16. A.L. 14/5/2013 tarihinde İstanbul 17. Aile Mahkemesine

verdiği dilekçeyle velayetleri başvurucuda olan çocukları F.L. ve G.L. ile

şahsi ilişki tesisi talebinde bulunmuştur.

17. İstanbul 17. Aile Mahkemesi 15/5/2013 tarihli kararı ile

taraflar arasında görülen ve derdest olan boşanma davasında çocuklarla esas

hükümle şahsi ilişki tesisine karar verildiği ve kararın kesinleşmemesi

nedeniyle şahsi ilişkinin tedbir olarak devam ettiği gerekçesiyle talep

hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.

18. Baba A.L. karara itiraz etmiş, boşanma sonucunda verilen

karar henüz kesinleşmediğinden ilamın icraya konulmasının mümkün olmadığını

belirterek şahsi ilişki kurulması konusunda ihtiyati tedbir kararı verilmesi

talebinde bulunmuştur. Mahkeme, 16/8/2013 tarihine duruşma açmıştır. Duruşma

tarihini içeren tebligat başvurucunun adresine gönderilmiştir. İstanbul 17.

Aile Mahkemesi 16/8/2013 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucuya gönderilen

davetiye alındısının dönmediği anlaşıldığından duruşmanın 5/9/2013 tarihine

ertelenmesine, başvurucu adına çıkartılan tebligatın akıbetinin PTT'den

sorulmasına ve sistem üzerinden sorgulama yapılarak çıktısının dosyaya

konulmasına karar vermiştir. Mahkeme 5/9/2013 tarihli duruşma tutanağında

başvurucu M.L. adına çıkarılan tebligatın döndüğünü, 23/7/2013 tarihinde

tebliğin yapıldığını belirtmiştir. Söz konusu tebligat alındısında başvurucunun

belirtilen adresinde bulunamadığı, tebligatın muhtarlığa teslim edildiği ve

ihbarnamenin adresin kapısına yapıştırıldığı, muhataba haber vermek üzere

komşuya bilgi verildiği ifade edilmiştir.

19. İstanbul 17. Aile Mahkemesi 5/9/2013 tarihli kararı ile

itirazın kabulüne, müşterek çocuklarla baba arasında, boşanma kararı

kesinleşinceye kadar tedbiren şahsi ilişki tesisine

karar vermiştir. Karar gerekçesinde; İstanbul 11. Aile Mahkemesinin E.2010/835,

K.2012/626 sayılı dosyasının duruşma tutanakları ile gerekçeli kararın bir

örneğinin Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden alındığı, yapılan

incelemede çocuklar ile talep eden baba arasında şahsi ilişki tesisine dair

tedbir niteliğinde ara kararı verilmediği, hükümle birlikte verilen şahsi

ilişki kararının kesinleşmediğinin anlaşıldığı, bu nedenle çocuklar ile baba

arasında boşanma kararı kesinleşinceye kadar tedbiren

şahsi ilişki tesisine karar verilmesi gerektiği belirtilmiştir. Kararda on beş

günlük sürede temyiz yoluna başvurulabileceği belirtilmiştir.

20. Başvurucu 11/10/2013 tarihinde bu karara karşı temyiz yoluna

başvurmuştur. Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 24/3/2014 tarihli ilamı ile temyiz

talebi reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde, Yargıtay İçtihatları Birleştirme

Hukuk Genel Kurulunun 21/2/2014 tarihli ve E.2013/1, K.2014/1 sayılı kararı ile

ihtiyati tedbir hükmüne karşı temyiz yolunun kapalı olduğuna karar verildiği

belirtilerek bağlayıcı nitelikteki içtihadı birleştirme kararı uyarınca

temyizin kabil olmadığı ifade edilmiştir.

21. Ret kararı 24/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,

26/5/2014 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımı olmadığı tespit

edilmiştir.

22. Başvurucu yine 2/5/2014 tarihinde İstanbul 17. Aile

Mahkemesinin 5/9/2013 tarihli kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Mahkeme

2/5/2014 tarihli ek kararı ile kararın kesin olup itirazı kabil olmadığı

gerekçesiyle karar verilmesine yer olmadığına karar vermiş, bu karar 6/6/2014

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

23. İstanbul 17. Aile Mahkemesinin 5/9/2013 tarihli şahsi ilişki

tesisine dair kararı uyarınca icra memurları çocuk teslimi için 23/11/2013

tarihinde başvurucunun evine gelmiştir. Aynı tarihli Çocuk Teslimi Tutanağı'na göre, başvurucunun koruma tedbir kararlarını

belirterek çocukları teslim etmeyeceğini ifade etmesi üzerine çocuk teslimi

yapılmamıştır.

24. İcra memurları 14/12/2013 tarihinde tekrar başvurucunun

evine gitmişlerdir. Başvurucunun evde olmaması nedeniyle çilingir marifetiyle

başvurucunun evinin kapısı açılarak içeriye girilmiş, kapı anahtarı da

değiştirilmiştir. 14/12/2013 tarihli Çocuk Teslimi Tutanağı'nda"evin kapısının kapalı olduğu, odaların polis eşliğinde çilingir marifeti

ile açıldığı, odalarda kıymetli hiç bir eşyaya

rastlanılmadığı, içeride de kimsenin olmadığının görüldüğü, kapılar tekrar eski

konumuna getirilerekçilingir marifetiyle kilitlendiği,

dış kapının göbeği değiştirilerekyeni anahtarların

icra kasasına konulmak üzere icra memuru tarafından alındığı..., çocuk

tesliminin gerçekleştirilmediği" belirtilmiştir.

25. A.L.nin şikâyeti üzerine başvurucu

hakkında 26/12/2013 tarihinde çocuk teslimine muhalefet suçu nedeniyle İstanbul

14. İcra Ceza Mahkemesinde dava açılmıştır. Mahkemenin 3/6/2014 tarihli

kararıyla Aile Mahkemelerince verilmiş olan koruma tedbir kararları ile A.L.

hakkında çocuklara yaklaşmamasına hükmedildiği, bu nedenle çocuk teslimi

kararının koruma tedbir kararı gereğince uygulanmasının mümkün olmadığı

anlaşıldığından başvurucunun hapsen tazyikine yer

olmadığına karar verilmiştir.

A. Koruma Kararı Verilmesine İlişkin Süreç

26. İstanbul 1. Aile Mahkemesinin 6/3/2013 tarihli kararıyla

6284 sayılı Kanun uyarınca başvurucunun eşi A.L.nin

başvurucuya ve çocuklarına yönelik şiddet tehditi,

hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda

bulunmamasına; iletişim araçları ile veya sair surette rahatsız etmemesine, şahsi

eşyası ile ev eşyasına zarar vermemesine karar verilmiştir. Tedbirin süresi

6/3/2013 tarihinden itibaren üç ay olarak belirlenmiştir.

27. İstanbul 1. Aile Mahkemesinin 16/4/2013 tarihli kararına ek

kararıyla, A.L.nin başvurucuya ve çocukları F.L. ve G.L.nin oturduğu ev ile çocukların okuluna beş yüz metreden

fazla yaklaşmamasına hükmedilmiştir. Söz konusu tedbirin 6/6/2013 tarihine

kadar uygulanacağı belirtilmiştir.

28. Bu kararı itirazen inceleyen

İstanbul 2. Aile Mahkemesince 3/5/2013 tarihlikararla,

16/4/2013 tarihli tedbirin, A.L.nin mağdur vekilinin

talebinde belirtildiği gibi "her yerde" beş yüz metre yaklaşmamasına

şeklinde uygulanmasına, yayın yasağı talebinin kabulü ile başvurucu, çocukları

ve vekili hakkında yayın yasağı konulmasına, bu kişilerle ilgili her türlü

haber ve yayının -görsel ve yazılı- radyo, gazete ve sair haber kuruluşlarında

haber, röportaj, eleştiri vb. isimler altında yayımlanmasının tedbir yoluyla

önlenmesine karar verilmiştir.

29. Ayrıca İstanbul 1. Aile Mahkemesinin 6/6/2013 tarihli

kararına ek kararıyla şiddetin tekrarlanması ihtimali nedeniyle önceki tedbir

kararının uzatılarak A.L.nin başvurucuya ve

çocuklarına yönelik şiddet tehditi, hakaret,

aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmamasına; iletişim

araçları ileveya sair surette rahatsız etmemesine;

şahsi eşyası ile ev eşyasına zarar vermemesine hükmedilmiştir. Ayrıca

başvurucuya, çocukları F.L. ve G.L.nin oturduğu ev

ile çocukların okuluna ve her yerde beş yüz metreden fazla yaklaşmamasına; başvurucu,

çocukları ve vekili hakkında yayın yasağı konulmasına; bu kişilerle ilgili her

türlü haber ve yayının -görsel ve yazılı- radyo, gazete ve sair haber

kuruluşlarında haber, röportaj, eleştiri vb. isimler altındayayımlanmasının

tedbir yoluyla önlenmesine karar verilmiştir. Tedbir kararının süresi 6/6/2013

tarihinden itibaren altı ay olarak belirlenmiştir.

30. İstanbul 1. Aile Mahkemesinin 16/12/2013 tarihli kararına ek

kararıyla, şiddet faili A.L.nin küfürlü ve tehditkâr

konuştuğu, başvurucuya ve vekiline karşı öldürme tehditlerinde bulunduğu

belirtilerek talepte bulunması üzerine A.L.nin

başvurucunun ve çocukları F.L. ile G.L.nin

oturdukları adrese ve çocukların okuluna beş yüz metreden fazla yaklaşmamasına;

A.L.nin başvurucuya ve çocuklarına yönelik şiddet tehditi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz

ve davranışlarda bulunmamasına; iletişim araçları ile veya sair surette

rahatsız etmemesine; şahsi eşyası ile ev eşyasına zarar vermemesine karar

verilmiştir. Tedbirin süresi 16/12/2013 tarihinden itibaren üç ay olarak

belirlenmiştir.

31. Başvurucu vekilinin yeniden talepte bulunması üzerine

İstanbul 1. Aile Mahkemesinin 27/12/2013 tarihli kararıyla mağdur vekilinin

yayın yasağı kabul edildiğinden başvurucu, çocukları ve vekili hakkında yayın yasağı

konulmasına; bu kişilerle ilgili her türlü haber ve yayının -görsel ve yazılı-

radyo, gazete ve sair haber kuruluşlarında haber, röportaj, eleştiri vb.

isimler altında yayımlanmasının tedbir yoluyla önlenmesine hükmedilmiştir.

Ayrıca tedbirin 16/12/2013 tarihinden itibaren altı ay süreyle uygulanacağına

karar verilmiştir.

32. İstanbul 1. Aile Mahkemesince 19/6/2014 tarihli kararına ek

kararla, tedbir kararı süresi 19/6/2014 tarihinden itibaren altı ay

uzatılmıştır.

33. İstanbul 1. Aile Mahkemesince 18/7/2014 tarihli kararına ek

kararla, A.L.nin çocukları F.L. ve G.L. ile daha önce

verilmiş bir ilişki kurma kararı varsa kişisel ilişkinin görevlendirilecek

polis refakatinde yapılmasına, tedbirin 19/12/2014 tarihine kadar uygulanmasına

karar verilmiştir.

34. İstanbul 1. Aile Mahkemesince 19/12/2014 tarihli kararına ek

kararla, tedbir kararı süresinin sona erdiği anlaşıldığından ve mağdurun

şiddete uğrama ihtimali dikkate alınarak 19/12/2014 tarihinden itibaren altı ay

süreyle A.L.nin başvurucuya ve çocuklarına yönelik

şiddet tehditi, hakaret, aşağılama veya küçük

düşürmeyi içeren söz ve davranışlarda bulunmamasına; iletişim araçlarıylaveya sair surette rahatsız etmemesine; şahsi

eşyası ile ev eşyasına zarar vermemesine; başvurucuya ve çocukları F.L. ve G.L.nin oturduğu ev ile çocukların okuluna ve her yerde iki

yüz metreden fazla yaklaşmamasına; mağdur vekilinin yayın yasağı kabul

edildiğinden başvurucu, çocukları ve vekili hakkında yayın yasağı konulmasına;

bu kişilerle ilgili her türlü haber ve yayının -görsel ve yazılı- radyo, gazete

ve sair haber kuruluşlarında haber, röportaj, eleştiri vb. isimler altında yayımlanmasının

tedbir yoluyla önlenmesine hükmedilmiştir.

35. Başvurucu 19/6/2015 tarihinde tedbir kararlarının süresinin

dolduğunu belirterek koruma kararının süresinin uzatılmasını talep etmiştir.

İstanbul 1. Aile Mahkemesinin 19/6/2015 tarihli kararına ek kararla talep

reddedilmiştir. Karar gerekçesinde; başvurucunun dilekçesinde belirttiği

olayların tarihi, koruma süresi içinde taraflar arasında eylem meydana

gelmemesi, İstanbul 11. Aile Mahkemesinde boşanma davası devam ettiğinden bu

Mahkemece olayların değerlendirilmesinin ve tedbir kararıverilmesinin

daha sağlıklı olacağı dikkate alınarak talebin reddedildiği ifade edilmiştir.

36. Başvurucunun anılan karara itirazı İstanbul 2. Aile

Mahkemesinin 25/6/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

B. Boşanma Davasına İlişkin Süreç

37. Başvurucu 22/12/2010 tarihinde eşi A.L. aleyhine boşanma

davası açmıştır. A.L. de başvurucuya karşı boşanma davası açmıştır.

38. İstanbul 11. Aile Mahkemesinin 28/9/2012 tarihli kararıyla

evliliğin şiddetli geçimsizlik nedeniyle temelinden sarsıldığı gerekçesiyle

tarafların boşanmalarına hükmedilmiştir. Karar gerekçesinde, A.L.nin Sağlık Bakanlığına bağlı bir hastanede doktor

olarak çalışmakta iken 24. Dönem Milletvekili Seçimi'nde

aday olması nedeniyle istifa ettiği, ayrıca bir polikliniğin büyük ortağı

olduğu, başvurucunun herhangi bir işte çalışmadığı, oturduğu evin boşanmakta

olduğu eşine ait olduğu belirtilmiştir. Gerekçede; tarafların 2001 yılında

evlenmiş oldukları, bu evlilikten üç erkek iki kız çocuklarının olduğu, A.L.nin başvurucuyla evliliği devam ederken başka

kadınlardan evlilik dışı iki çocuğu daha olduğu, dolayısıyla sadakat

yükümlülüğünü ağır şekilde ihlal ettiği belirtilmiştir. Ayrıca A.L.nin evlilikleri süresince başvurucuyu darbettiğinin tanık beyanları ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi

raporu ile doğrulandığı ifade edilmiştir. A.L.nin

tanıklarının beyanlarının birbiriyle çeliştiği, cevapların hayatın akışına ters

ve inandırıcılıktan uzak olduğu, dolayısıyla A.L.nin

iddialarının doğrulanamadığı kabul edilmiştir. A.L.nin

boşanma davası açıldıktan sonra sürekli olarak başvurucuyu karakola şikâyet

ettiği, şikâyet konusu yaptığı hususlarda başvurucu hakkında dava açılmadığı,

asılsız şikâyetler nedeniyle A.L.nin iftira suçundan

cezalandırıldığının sabit olduğu, tüm bu nedenlerle evliliğin temelinden

sarsılmasında A.L.nin ağır kusurlu olduğu,

başvurucunun ise kusurunun olmadığı belirtilmiştir. Bu nedenle başvurucunun

davasının kabulüne, A.L.nin davasının reddine

hükmedilmiştir. Kararda başvurucuya maddi ve manevi tazminat ödenmesine,

başvurucu ve çocuklar için yoksulluk ve iştiraknafakalarına

hükmedilmiştir. Ayrıca velayet konusunda sosyal hizmet uzmanlarınca düzenlenen

raporlarda belirtilen görüşler ve çocukların isteği dikkate alınarak üç erkek

çocuğun velayetinin babaları A.L.ye verilmesine, iki kız çocuğun velayetinin

ise başvurucuya verilmesine, çocukların da birbirlerini görebileceği şekilde

ebeveyniyle şahsi ilişki kurulmasına karar verilmiştir.

39. Söz konusu karar Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin 10/12/2013

tarihli kararıyla bozulmuştur. Bozma gerekçesinde A.L.nin

hâkimin reddi talebinde bulunduğu, ayrıca hâkim hakkında tazminat davası

açtığı, bu şekilde husumet yaratılmış olduğu, öncelikle hâkimin reddi talebinin

ilgili merciye gönderilerek sonuçlandırılması

gerektiği belirtilmiştir.

40. İstanbul 11. Aile Mahkemesince bozma kararına uyularak dosya

2014/295 esasına kaydedilmiştir ve hâkimin reddi talebi ilgili merciye gönderilmiştir. Talebi inceleyen İstanbul 1. Aile

Mahkemesinin 2014/259 Değişik İş sayılı kararıyla hâkimin reddi talebi

koşulları oluşmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir ve bu karar Yargıtay

incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.

41. Ayrıca A.L. İstanbul 10. Aile Mahkemesinde başvurucu

aleyhine zinaya dayalı boşanma davası açmıştır. Bu dava, İstanbul 11. Aile

Mahkemesinin E.2014/295 sayılı dosyasıyla birleştirilmiştir. Neticede İstanbul

11. Aile Mahkemesinin 22/1/2016 tarihli kararıyla başvurucunun boşanma

davasının kabulüne ve tarafların şiddetli geçimsizliğe dayalı olarak evlilik

birliğinin temelinden sarsılması nedeniyle boşanmalarına, A.L.nin

zina nedenine dayalı boşanma davasının ispat edilemediğinden reddine karar

verilmiştir. Karar gerekçesinde; boşanmaya sebebiyet veren olaylarda A.L.nin ağır kusurlu olduğu, başvurucunun kusurunun

bulunmadığı belirtilmiştir. Bunun yanı sıra üç erkek çocuğun velayetinin

babaları A.L.ye verilmesine, iki kız çocuğun velayetinin ise başvurucuya

verilmesine, çocukların da birbirlerini görebileceği şekilde ebeveyniyle şahsi

ilişki kurulmasına karar verilmiştir.

42. Söz konusu karara karşı temyiz yoluna gidilmiş olup dosya Yargıtayda derdesttir.

C. Diğer Yargısal Süreçler

43. Başvurucunun boşanma sürecinde olduğu eşi A.L. hakkındaaçılan kamu davası sonucunda İstanbul 44. Asliye

Ceza Mahkemesinin 25/9/2012 tarihli kararıyla, A.L.nin

2010/127 Değişik İş sayılı karar ile müşterek konuta yaklaşmamasına dair tedbir

kararı bulunduğu hâlde tedbir kararına uymadığı ve müşterek konutta bulunan

başvurucunun annesi müşteki M.S.yi

darbettiği gerekçesiyle hapis cezasıyla

cezalandırılmasına, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.

Söz konusu hüküm itiraz edilmeksizin kesinleşmiştir.

44. A.L. hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

hazırlanan 17/7/2013 tarihli iddianame ile A.L.nin

başvurucuyu ve avukatını öldüreceğini, kafalarına sıktıracağını, bu işin

sonunun kötü olacağını söyleyerek tehdit ettiği suç isnadıyla İstanbul 62.

Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. Dava derdesttir.

45. A.L. hakkında başvurucuya karşı iftira suçunu işlediği

gerekçesiyle İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesinin 4/9/2014 tarihli kararıyla A.L.nin başvurucuya duyduğu husumetten dolayı Polis İmdat

Acil Çağrı Merkezini arayarak başvurucunun konutunda kimliği belli olmayan

erkeklerle uyuşturucu partisi yaptığı konusunda ihbarda bulunduğu ve iftira

suçunu işlediği sabit bulunduğundan hapis cezası ile cezalandırılmasına,

cezanın da ertelenmesine karar verilmiştir.

46. A.L. ve iki yakını hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından hazırlanan 18/5/2012 tarihli iddianame ile işlenmediğini bildikleri

hâlde başvurucuya hırsızlık suçu isnat ederek aleyhine soruşturma başlattıkları

ve bir gün gözaltında kalarak hürriyetinin kısıtlanmasına sebep oldukları

belirtilerek iftira suçu isnadıyla İstanbul 42. Asliye Ceza Mahkemesinde kamu

davası açılmıştır. Dava derdesttir.

47. A.L. hakkında Fatih Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

hazırlanan 22/2/2011 tarihli iddianame ile başvurucunun oturduğu daire

kapısının önüne gelerek kapıyı açmasını istediği, başvurucunun kapıyı açmaması

üzerine "Ya bu davadan vazgeçeceksin ya

da seni yaşatmam, sokak kadını gibi sokaklarda sürtüyorsun."

diyerek hakaret ve tehdit ettiği suç isnadıyla kamu davası açılmıştır. Dava

derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

48. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “Geçici önlemler” kenar başlıklı 169.

maddesi şöyledir:

“Boşanma veya ayrılık davası açılınca hâkim,

davanın devamı süresince gerekli olan, özellikle eşlerin barınmasına, geçimine,

eşlerin mallarının yönetimine ve çocukların bakım ve korunmasına ilişkin geçici

önlemleri re'sen alır.”

49. 4721 sayılı Kanun’un “Hakimin takdir yetkisi” kenar başlıklı 182.

maddesi şöyledir:

“Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken,

olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise

vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın

haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler.

Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen

eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık,

eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve

eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.

Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine

karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik

durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.

”

50. 4721 sayılı Kanun’un “Kural”

kenar başlıklı 323. maddesi şöyledir:

“Ana ve babadan her biri, velâyeti altında bulunmayan veya kendisine

bırakılmayan çocuk ile uygun kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkına

sahiptir.”

51. 4721 sayılı Kanun’un “Sınırları”

kenar başlıklı 324. maddesi şöyledir:

“Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini

zedelemekten, çocuğun eğitilmesi ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla

yükümlüdür.

Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve

baba bu haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak

kullanırlar veya çocuk ile ciddî olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli

sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden

alınabilir.”

52. 4721 sayılı Kanun’un 326. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Çocuk ile kişisel ilişkiye yönelik bir düzenleme yapılıncaya kadar,

velâyet hakkına sahip veya çocuk kendisine bırakılmış kişinin rızası dışında

kişisel ilişki kurulamaz.”

53. 2/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 390. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce, esas

hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak

asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir.”

54. 6100 sayılı Kanun’un "İhtiyati

tedbir kararına karşı itiraz" kenar başlıklı 394. maddesi

şöyledir:

“(1) Karşı taraf dinlenmeden verilmiş olan

ihtiyati tedbir kararlarına itiraz edilebilir. Aksine karar verilmedikçe,

itiraz icrayı durdurmaz.

(2) İhtiyati tedbirin uygulanması sırasında

karşı taraf hazır bulunuyorsa, tedbirin uygulanmasından itibaren; hazır

bulunmuyorsa tedbirin uygulanmasına ilişkin tutanağın tebliğinden itibaren bir

hafta içinde, ihtiyati tedbirin şartlarına, mahkemenin yetkisine ve teminata

ilişkin olarak, kararı veren mahkemeye itiraz edebilir.

(3) İhtiyati tedbir kararının uygulanması

sebebiyle menfaati açıkça ihlal edilen üçüncü kişiler de ihtiyati tedbiri

öğrenmelerinden itibaren bir hafta içinde ihtiyati tedbirin şartlarına ve

teminata itiraz edebilirler.

(4) İtiraz dilekçeyle yapılır. İtiraz eden,

itiraz sebeplerini açıkça göstermek ve itirazının dayanağı olan tüm delilleri

dilekçesine eklemek zorundadır. Mahkeme, ilgilileri dinlemek üzere davet eder;

gelmedikleri takdirde dosya üzerinden inceleme yaparak kararını verir. İtiraz

üzerine mahkeme, tedbir kararını değiştirebilir veya kaldırabilir.

(5) İtiraz hakkında verilen karara karşı,

kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak

karara bağlanır. Kanun yoluna başvurulmuş olması, tedbirin uygulanmasını

durdurmaz.”

55. 6100 sayılı Kanun'un "Durum

ve koşulların değişmesi sebebiyle tedbirin değiştirilmesi veya

kaldırılması" kenar başlıklı 396. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Durum ve koşulların değiştiği sabit olursa,

talep üzerine ihtiyati tedbirin değiştirilmesine veya kaldırılmasına teminat

aranmaksızın karar verilebilir.”

56.6100 sayılı Kanun'un "Temyizin

icraya etkisi" kenar başlıklı 367. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“…

Kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal

ile ilgili ayni haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez. ”

57. 6100 sayılı Kanun'un geçici 3. maddesi şöyledir:

“(1) Bölge adliye

mahkemelerinin, 26/9/2004 tarihli ve 5235 sayılı Adli Yargı İlk Derece

Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri

Hakkında Kanunun geçici 2 nci

maddesi uyarınca Resmî Gazete’de ilan edilecek göreve

başlama tarihine kadar, 1086 sayılı Kanunun temyize ilişkin yürürlükteki

hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

(2) Bölge adliye

mahkemelerinin göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz yoluna

başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar 1086 sayılı Kanunun

26/9/2004 tarihli ve 5236 sayılı Kanunla yapılan değişiklikten önceki 427 ilâ 454 üncü madde hükümlerinin uygulanmasına devam olunur.

(3) Bu Kanunda bölge

adliye mahkemelerine görev verilen hallerde bu mahkemelerin göreve başlama

tarihine kadar 1086 sayılı Kanunun bu Kanuna aykırı olmayan hükümleri

uygulanır.”

58. 11/2/1959 tarihli ve 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 21.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kendisine tebligat yapılacak kimse veya

yukarıdaki maddeler mucibince tebligat yapılabilecek kimselerden hiçbiri

gösterilen adreste bulunmaz veya tebellüğden imtina ederse, tebliğ memuru

tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine

veyahut zabıta amir veya memurlarına imza mukabilinde teslim eder ve tesellüm

edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına

yapıştırmakla beraber, adreste bulunmama halinde tebliğ olunacak şahsa

keyfiyetin haber verilmesini de mümkün oldukça en yakın komşularından birine, varsa

yönetici veya kapıcıya da bildirilir. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih,

tebliğ tarihi sayılır.”

59. 9/1/2003 tarihli ve 4787 sayılı Aile Mahkemelerinin Kuruluş,

Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun’un "Aile

mahkemelerinin görevleri" kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:

“Aile mahkemeleri, aşağıdaki dava ve işleri

görürler:

1. 22.11.2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk

Medenî Kanununun Üçüncü Kısım hariç olmak üzere İkinci Kitabı ile 3.12.2001

tarihli ve 4722 sayılı Türk Medenî Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli

Hakkında Kanuna göre aile hukukundan doğan dava ve işler,

2. 20.5.1982 tarihli ve 2675 sayılı

Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanuna göre aile hukukuna

ilişkin yabancı mahkeme kararlarının tanıma ve tenfizi,

3. Kanunlarla verilen diğer görevler.”

60. 4787 sayılı Kanun’un "Koruyucu,

eğitici ve sosyal önlemler" kenar başlıklı 6. maddesi şöyledir:

“Aile mahkemesi, diğer kanunlardaki hükümler

saklı kalmak üzere görev alanına giren konularda:

1. Yetişkinler hakkında;

a) Evlilik birliğinden doğan yükümlülükleri

konusunda eşleri uyararak, gerektiğinde uzlaştırmaya,

b) Ailenin ekonomik varlığının korunması veya

evlilik birliğinden doğan malî yükümlülüklerin yerine getirilmesine ilişkin

gerekli önlemleri almaya,

c) Resmî veya özel sağlık veya sosyal hizmet

kurumlarına, huzur evlerine veya benzeri yerlere yerleştirmeye,

d) Bir meslek edinme kursuna veya uygun

görülecek bir eğitim kurumuna vermeye,

2. Küçükler hakkında;

a) Bakım ve gözetime yönelik nafaka

yükümlülüğü konusunda gerekli önlemleri almaya,

b) Bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede

bulunan veya manen terk edilmiş halde kalan küçüğü, ana ve babadan alarak bir

aile yanına veya resmî ya da özel sağlık kurumuna veya eğitimi güç çocuklara

mahsus kuruma yerleştirmeye,

c) Çocuk mallarının yönetimi ve korunmasına

ilişkin önlemleri almaya,

d) Genel ve katma bütçeli daireler, mahallî

idareler, kamu iktisadî teşebbüsleri ve bankalar tarafından kurulmuş teşekkül,

müessese veya işletmelere veya benzeri işyerlerine yahut meslek sahibi birinin

yanına yerleştirmeye,

Karar verebilir.

...”

61. 4787 sayılı Kanun’un "Aile

mahkemeleri bünyesinde bulunan uzmanlar" kenar başlıklı 5.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Her aile mahkemesine,

1. Davanın esasına girilmeden önce veya

davanın görülmesi sırasında, mahkemece istenen konular hakkında taraflar

arasındaki uyuşmazlık nedenlerine ilişkin araştırma ve inceleme yapmak ve

sonucunu bildirmek,

2. Mahkemenin gerekli gördüğü hallerde

duruşmada hazır bulunmak, istenilen konularla ilgili çalışmalar yapmak ve görüş

bildirmek,

3. Mahkemece verilecek diğer görevleri yapmak,

Üzere Adalet Bakanlığınca, tercihan; evli ve

çocuk sahibi, otuz yaşını doldurmuş ve aile sorunları alanında lisansüstü

eğitim yapmış olanlar arasından, birer psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı

atanır.”

62. 4787 sayılı Kanun’un "Usul

hükümleri" kenar başlıklı 7. maddesinin üçüncü fıkrası

şöyledir:

“Özel kanunlardaki hükümler saklı kalmak

kaydıyla, bu Kanunda hüküm bulunmayan konularda Türk Medenî Kanununun aile

hukukuna ilişkin usul hükümleri ile Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu hükümleri

uygulanır.”

63. 17/4/2014 tarihli ve 28975 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan 21/2/2014 tarihli ve E.2013/1, K.2014/1 sayılı Yargıtay İçtihatları

Birleştirme Hukuk Genel Kurulu kararının gerekçesinin ilgili kısımları

şöyledir:

“Bu itibarla HMK’nun

391. ve 394. maddelerinde geçen “kanun yolu” ibaresi ile kastedilenin istinaf

yolu olduğu, Geçici 3.madde yollamasının sadece HUMK’nun

temyize ilişkin hükümlerini kapsadığı ve ihtiyati tedbire ilişkin kararların

nihai nitelikte kararlardan olmadığı, ayrıca bu konuda özel bir düzenlemenin de

bulunmadığı gözetildiğinde bu tür kararların temyiz yolu kapsamında

incelenemeyeceği kanaatine varılmıştır. ”

B. Uluslararası Hukuk

64. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), önüne gelen birçok

davada aile yaşamına saygının kamu makamlarına ebeveynler ve çocuklarını bir

araya getirmek şeklinde pozitif bir görev yüklediğini ve bunun, ayrılığa

devletin değil bir ebeveynin yol açtığı durumlarda da geçerli olduğunu, bu

alandaki pozitif yükümlülüğün bireyler arasındaki ilişkiler alanında dahi aile

yaşamına saygıyı güvence altına almak için tasarlanmış, hem bireylerin

haklarını koruyan düzenleyici yargısal bir çerçeve oluşturulmasını hem de

fiilen hayata geçirilecek uygun tedbirlerin alınmasını gerektirdiğini ifade

etmektedir (Hokkanen/Finlandiya, B. No: 19823/92, 23/9/1994, §

58; Glaser/Birleşik Krallık, B. No: 32346/96,

19/9/2000, § 63; Bajrami/Arnavutluk, B. No: 35853/04, 12/12/2006,

§ 52).

65. AİHM, çocuğun ve ebeveynin menfaatlerine ilişkin

değerlendirmenin ulusal yargı makamlarınca yapılması gerektiğini kabul etmekle

birlikte uyuşmazlığa ilişkin yargılama prosedürünün adil olması ve ilgililere

bütün haklarını kullanabilme olanağı sağlaması gerektiğini ifade etmekte; bu

bağlamda ulusal mahkemelerin özellikle olgusal, duygusal, psikolojik, maddi ve tıbbi

nitelikteki bütün faktörler ile ailenin durumunu derinlemesine inceleyip

incelemediğini, çocuğun yüksek menfaatlerini tespit etmek suretiyle ilgili

kişilerin de yararlarına ilişkin makul bir değerlendirme ve dengelemede

bulunulup bulunulmadığını belirlemek durumunda olduğunu belirtmektedir (İlker Ensar Uyanık/Türkiye, B. No:

60328/09, 3/5/2012, § 52; Neulinger ve Shuruk/İsviçre [BD],

B. No: 41615/07, 6/7/2010, § 139).

66. AİHM, ebeveyn ve çocuklar arasındaki ilişkileri konu alan

uyuşmazlıklar açısından söz konusu yargılamaların adil yargılanma hakkının

usule ilişkin gereklerini haiz olması, ilgili ebeveyn ve çocuğu birleştirmek

için uygun tedbirlerin alınması gereğini birlikte ele almakta ve söz konusu

vakaların birçoğunda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesi

açısından ayrıca bir değerlendirme yapmamaktadır (Amanalachioai/Romanya, B. No: 4023/04, 26/5/2002, § 63;

İlker Ensar Uyanık/Türkiye,§ 33; Raban/Romanya, B. No: 25437/08,26/10/2010, § 23).

67. Öte yandan derece mahkemelerinin çocuklarla ilgili koruma

tedbirlerinin değerlendirilmesinde aile hayatı kapsamındaki ilişkilerin

sürdürülebilir ve etkili olmasını temin edecek şekilde hareket etmesi

zaruridir. Bu kapsamda -özellikle müdahalenin ölçülülüğü noktasında- derece

mahkemelerinin takdir yetkilerini makul ve sağduyulu bir şekilde kullanıp

kullanmadıkları hususunu değerlendirme durumunda olan AİHM, bu bağlamda

müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup

olmadığını incelemek durumundadır (Bronda/İtalya, B. No: 22430/93, 9/06/1998, § 59; Hokkanen/Finlandiya, B. No: 19823/92,23/09/1994, §

55).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

68. Mahkemenin 22/11/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişinin Maddi ve

Manevi Varlığının Korunması ile Özel

Hayata ve Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

69. i. Başvurucu, şahsi ilişki tesisi kararı verilmeden önce

İstanbul 1. Aile Mahkemesinin 6/6/2013 tarihli kararı ile şiddet nedeniyle

eşinin kendisine ve velayeti kendisinde olan müşterek çocuklara yaklaşmaması husunda koruma kararı verdiğini, eşinin kendisine ve

çocuklara karşı şiddet uyguladığını, eşinin 27/2/2011 tarihinde çocuğu F.L.yi kaçırmaya çalıştığını ve annesini de darbettiğini, bu sebeple 44. Asliye Ceza Mahkemesinin

2011/171 Esas sayılı dosyasında hapis cezası aldığını, çocukların babalarından

korktuğunu belirtmiştir. Başvurucu; İstanbul 17. Aile Mahkemesinin 2013/202

Değişik İş sayılı dosyasında, ceza davalarını ve uzaklaştırma kararını gözönüne almadan ve kendisini dinlemeden şahsi ilişki

tesisine karar verdiğini, İstanbul 17. Aile Mahkemesininduruşma

gününü bildirir tebligatının kendisine gelmediğini, bu nedenle duruşmada

kendisini savunamadığını belirterek Anayasa'nın 20. maddesinde tanımlanan özel

hayata ve aile hayatına saygı hakkı ve 41. maddesinde tanımlanan ailenin

korunması ve çocuk haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu,

kimliğinin kamuya açık belgelerde gizli tutulması ve İstanbul 17. Aile

Mahkemesinin 2013/202 Değişik İş sayılı dosyasında verilen şahsi ilişki

kurulmasına dair tedbir kararının kaldırılarak yeniden yargılama yapılması

talebinde bulunmuştur.

ii. Başvurucu ayrıca İstanbul 17. Aile Mahkemesinin 2013/202 Değişik

İş sayılı kararı üzerine icra görevlilerince çocuk teslimi için kendisi yokken

evine gelindiğini, çilingir marifetiyle evine girildiğini, tüm dolaplarının ve

özel eşyasının aranmış olduğunu, kapı anahtarı değiştirildiği için ve hafta

sonuna denk gelmesi yüzünden icra dairesine gidip yeni anahtarı alamadığından

iki gün evine giremediğini belirterek Anayasa'nın 21. maddesinde düzenlenen

konut dokunulmazlığı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

70. Bakanlık görüşünde başvurucunun İstanbul 17. Aile Mahkemesi

dosyasında duruşma gününü bildirir tebligatın kendisine gelmediği, bu nedenle

duruşmada kendisini savunamadığı şeklindeki iddiası adil yargılanma hakkı

çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bu iddia ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi

ve AİHM kararlarında belirtilen genel ilkelere yer verilmiş, tebligatın 7201

sayılı Kanun'un 21. maddesine uygun şekilde yapılmış olduğu bildirilmiştir.

Başvurucunun özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği yönündeki

iddiaları bakımından ise devletlerin çocuğun anne ve babayla ilişki kurmasını

sağlayacak şekilde pozitif yükümlülükleri olduğu, başvurucunun eşinin

başvurucuya karşı işlediği eylemlerden dolayı kamu davalarının açılmış olduğu,

başvurucunun eşinin çocuklarına karşı cezai yaptırım gerektiren eylemlerden

dolayı kamu davası açıldığına dair bir husus tespit edilemediği bildirilmiştir.

71. Başvurucu M.L., Bakanlık görüşüne karşı beyanında ihtiyati

tedbir kararına karşı itiraz ve temyiz hakkının bulunmadığını, bu nedenle

derece mahkemeleri önünde koruma tedbir kararlarına ilişkin iddia ve

savunmalarını dile getiremediğini, çocukların babalarından korktuğunu, eski

eşinin kendisini ölümle tehdit ettiğini, bu nedenle hakkında ceza davası

açılmış olduğunu belirtmiştir.

2. Değerlendirme

72.Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

73. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.”

74. Anayasa’nın "Ailenin

korunması ve çocuk hakları" kenar başlıklı 41. maddesi

şöyledir:

“Aile, Türk toplumunun temelidir ve eşler

arasında eşitliğe dayanır.

Devlet, ailenin huzur ve refahı ile özellikle ananın ve çocukların

korunması ve aile planlamasının öğretimi ile uygulanmasını sağlamak için

gerekli tedbirleri alır, teşkilatı kurar.

Her çocuk, korunma ve bakımdan yararlanma, yüksek yararına açıkça

aykırı olmadıkça, ana ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve sürdürme

hakkına sahiptir.

Devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı

çocukları koruyucu tedbirleri alır.”

75. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

76. Başvuru konusunu, velayeti anneye verilmiş olan çocuklar

F.L. ve G.L. ile babaları arasında şahsi ilişki kurulmasına ilişkin ihtiyati

tedbir kararı oluşturmaktadır. Başvurucu M.L., çocukların babalarından

korktuğunu belirtmiş ve şiddet nedeniyle eşinin kendisine ve velayeti

kendisinde olan müşterek çocuklar F.L. ve G.L.ye yaklaşmaması hususunda koruma

kararı olmasına karşın şahsi ilişki kararı verilmesinin aile hayatına saygı

hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür. Koruma tedbir kararları 6284 sayılıKanun uyarınca ve aile içi şiddete dayalı olarak

verilmiş olması nedeniyle başvurunun Anayasa'nın 20. maddesinde yer alan özel

hayata ve aile hayatına saygı hakkının yanı sıra Anayasa'nın 17. maddesinde

düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkıyla birlikte

incelenmesi gerekmektedir. Başvurucunun konut dokunulmazlığına ilişkin

iddiasının ise Anayasa'nın 21. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

77. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

78. Ebeveyn ve çocuk arasındaki aile yaşamının anne ve babanın

birlikte yaşamamaları veya ortak yaşama son vermeleri ya da çocuğun kamu

koruması altına alınması sonrasında da devam edeceği açıktır. Devletin pozitif

tedbirler alma yükümlülüğü konusunda Anayasa’nın 20. ve 41. maddeleri, anne

baba ve çocuk arasındaki bağın devamlılığını sağlamak üzere tedbirler

alınmasını isteme hakkını ve kamusal makamların bu tür tedbirleri alma

yükümlülüğünü içermektedir. 41. maddede her çocuğun yüksek yararına aykırı

olmadıkça anne ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve ilişkiyi sürdürme

hakkına sahip olduğu açıkça belirtilmektedir (Serpil

Toros, B. No: 2013/6382, 9/3/2016, § 67; Selim Adıyaman, B. No: 2013/8846, 9/3/2016, § 45).

79. Bununla birlikte ebeveyn ve çocuk arasındaki aile yaşamının

tesisinde dikkate alınması gereken temel unsur çocuğun üstün menfaatidir. Bu

bakımdan anne ve babanın çocukla ilişki kurma konusundaki hukuki menfaatleri

ile çocuğun sağlığı ve gelişimi açısından üstün olan menfaati arasında adil bir

denge kurulması gerekmektedir. Anne ve baba ile temasın çocuğun üstün

menfaatini ağır şekilde tehdit ettiği durumlarda, kamu makamlarının çocuğu

koruyacak şekilde tedbirler alma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Toros, § 80).

80. Öte yandan ailenin mevcut durumunun çocuğun sağlık ve

güvenliği açısından uygun olmadığının kanıtlandığı durumlar dışında çocuğun

menfaati de doğal ailesi ile bağlarının sürdürülmesini gerektirmektedir. Söz

konusu bağlantının kesilmesi, çocuğun adeta köklerinden koparılması anlamına

gelmektedir. Bu nedenle çocuğun üstün menfaati de söz konusu bağlantının

yalnızca olağanüstü ve istisnai durumlarda engellenmesini gerektirmektedir.

Belirtilen kişisel bağın korunması veya yeniden tesisi için tüm imkânlar

kullanılmalıdır (Serpil Toros, §

82).

81. Kamusal makamlar söz konusu aile ilişkilerinin sürdürülebilirliği

ve olayın tarafları arasında iş birliğinin tesisi noktasında kendilerinden

beklenen en üstün gayreti göstermek zorunda olmakla birlikte bu alanda

zorlayıcı tedbirlere başvurma yükümlülüğü tüm tarafların menfaati, özellikle de

çocuğun üstün yararı karşısında sınırlı olmak durumundadır. Anne veya baba ile

iletişimin bu menfaatleri tehlikeye soktuğunun tespiti hâlinde de kamusal

makamların söz konusu menfaatler arasında adil bir denge tesis etme

yükümlülükleri bulunmaktadır (M.M.E. ve T.E.,

B. No: 2013/2910, 5/11/201, § 133).

82. Özellikle müdahalenin ölçülülüğü noktasında derece

mahkemelerinin takdir yetkilerini makul ve sağduyulu bir şekilde kullanıp

kullanmadıkları hususunu değerlendirme durumunda olan Anayasa Mahkemesi, bu

bağlamda müdahaleyi haklı göstermek için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve

yeterli olup olmadığını incelemek durumundadır (N.Ö., B. No: 2014/19725, 19/11/2015, § 55).

83. Koruma kararları ile ilgili başvurular bağlamında Anayasa

Mahkemesinin görevi de ilgili kamusal makamların yerini alarak çocuk için uygun

koruma önlemlerinin ne olduğunu bizzat karara bağlamak değildir. Ancak söz

konusu süreçte aile hayatına saygı hakkının gerektirdiği güvencelerin gerek

ebeveyn gerek çocuk açısından gözetilip gözetilmediğinin denetlenmesi zaruridir

(Serpil Toros, § 88).

84. Koruma kararları ile velayet ve kişisel ilişkiye ilişkin

hükümlerin icrası problemi sıklıkla adil yargılanma hakkının ihlali iddialarına

konu olmakla birlikte sürecin ivedi olarak yürütülmesi de dâhil olmak üzere

ilgili prosedüre ilişkin işlem ve eylemlerin aile hayatına saygı hakkı

bağlamında meydana getirdiği sonuçlar dikkate alındığında söz konusu iddiaların

aile hayatına saygı hakkı bağlamında ele alınması uygun görülmektedir (Serpil Toros §, 89).

85. Yetkili kamusal makamların ve özellikle yargısal organların

kararlarında, ebeveynin kanun yollarına başvuru hakkını etkili şekilde

kullanarak yargısal sürecin ilerleyen aşamalarına da etkin şekilde

katılımlarını sağlayacak şekilde ayrıntılı gerekçelere yer vermeleri zorunludur.

Bunun yanı sıra ebeveynin çocuğun koruma altına alınması ile ilgili süreçte

kamusal makamlarca dayanılan bilgi ve belgelere ulaşabilecek pozisyonda olması

gerekmektedir. Talepte bulunulmaması durumunda dahi çocukları ile ilgili önemli

kararların alınması sürecinde elde edilen verilerin ebeveynle paylaşılması,

sürecin doğru yürütülmesi açısından önemlidir (Serpil

Toros, § 91).

ii. İlkelerin Olaya Uygulanması

86. Somut olayda İstanbul 1. Aile Mahkemesince çeşitli

tarihlerde verilen kararlarla 6284 sayılı Kanun uyarınca başvurucunun eşi A.L.nin başvurucuya ve çocuklarına yönelik şiddet tehditi, hakaret, aşağılama veya küçük düşürmeyi içeren söz

ve davranışlarda bulunmamasına; iletişim araçları ileveya

sair surette rahatsız etmemesine; şahsi eşya ve ev eşyasına zarar vermemesine

karar verilmiştir. Ayrıca A.L.nin, başvurucu ve

çocukları F.L. ve G.L.nin oturdukları ev ile

çocukların okuluna beş yüz metreden fazla yaklaşmamasına hükmedilmiştir. Söz konusu

koruma tedbirleri 6/3/2013 ile 19/6/2015 tarihleri arasında geçerli olmuştur.

Öte yandan hâlen temyiz incelemesi aşamasında olan boşanma davası sonucunda

28/9/2012 tarihli hükümle birlikte baba A.L. ile çocuklar F.L. ve G.L. arasında

şahsi ilişki kurulmasına karar verilmiştir. Ancak dosyanın temyiz incelemesinde

olması ve dolayısıyla kararın kesinleşmemesi nedeniyle A.L. şahsi ilişki

kurulması konusunda bir başka aile mahkemesinden ihtiyati tedbir kararı

verilmesi talebinde bulunmuştur. İstanbul 17. Aile Mahkemesi 5/9/2013 tarihli

kararı ile boşanma kararı kesinleşinceye kadar tedbiren

şahsi ilişki tesisine karar vermiştir.

87. Anayasa Mahkemesinin önüne gelen başvuruda sorun, Aile

Mahkemesi tarafından 6/3/2013 ile 19/6/2015 tarihleri arasında, aile içi şiddet

nedeniyle baba A.L.nin başvurucu M.L., çocukları F.L.

ve G.L.nin oturdukları ev ile çocukların okuluna beş yüzmetreden fazla yaklaşmamasına hükmedilerek şiddetin

önlenmesine dair tedbir kararı verilmiş olmasına karşın bir başka Aile

Mahkemesi tarafından söz konusu yaklaşık iki yıllık zaman dilimini de kapsayan

şekilde 5/9/2013 tarihli şahsi ilişki tesisine dair ihtiyati tedbir kararı

verilmesinden kaynaklanmaktadır. Somut olayın koşulları içinde gerek şiddetin

önlenmesine dair kararın uygulamasını tehlikeye düşürecek sonuçlar içermesi

gerekse başvurucu M.L.nin icra takibine uğraması,

çilingir marifetiyle konutuna girilmiş olması hatta hakkında hapsen tazyiki talebiyle icra ceza mahkemesinde dava

açılmış olması gibi olumsuz sonuçları da dikkate alındığında söz konusu şahsi

ilişki kurulmasına dair kararın başvurucuların maddi ve manevi varlıklarının

korunması ile özel hayata ve aile hayatına saygı haklarına müdahale oluşturduğu

açıktır.

88. Yukarıda açıklandığı üzere çocuğun yüksek yararına aykırı

olmadıkça anne ve babasıyla kişisel ve doğrudan ilişki kurma ve ilişkiyi

sürdürme hakkının varlığı esastır. Kamu makamlarının çocuğun üstün yararını

daima dikkate alarak ve ebeveyn ile çocuğun menfaatleri arasındaki adil dengeyi

gözeterek ebeveynle kişisel ilişki kurulması yönünde kendilerinden beklenen en

üstün gayreti göstermeleri gerekmektedir. Bununla birlikte kişisel ve ailevi

durumların aileden aileye farklılık arz ettiği dikkate alındığında ilgili bütün

bireylerin hakları arasında adil bir dengenin kurulması her somut olayın

kendine özgü koşullarının incelenmesini gerektirmektedir.

89. 6100 sayılı Kanun'un 390. maddesinin birinci fıkrasında

ihtiyati tedbirin dava açılmadan önce esas hakkında görevli ve yetkili olan

mahkemeden, dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden

talep edileceği düzenlenmiştir. Somut olayda şahsi ilişki konusundaki ihtiyati

tedbir kararının, velayet ve şahsi ilişki konularında asıl davanın görüldüğü

mahkeme olan boşanma davasını inceleyen İstanbul 11. Aile Mahkemesinden değil

bu Mahkemenin kararının temyiz incelemesinde olmasından bahisleİstanbul

17. Aile Mahkemesinden talep edildiği görülmüştür. Talebi kabul ederek tedbiren şahsi ilişki kurulmasına hükmeden İstanbul 17.

Aile Mahkemesinin karar gerekçesi incelendiğinde İstanbul 11. Aile Mahkemesinin

boşanma davası dosyasının tamamı incelenmeden sadece duruşma tutanakları ve

gerekçeli kararının bir örneğinin UYAP'tan alınması

suretiyle şahsi ilişkiye karar verildiği görülmektedir. Dolayısıyla İstanbul

17. Aile Mahkemesinin kararında baba aleyhine verilmiş ve boşanma davasına

delil olarak sunulmuş olan koruma tedbir kararlarının dikkate alınmadığı,

tartışılmadığı anlaşılmaktadır.

90. Bunun yanı sıra aile mahkemeleri bünyelerinde psikolog,

pedagog ve sosyal çalışmacı çalıştıran mahkemeler olmasına karşın olayda

kişisel ilişki kurulmasına karar verilirken herhangi bir şekilde bu uzmanlardan

görüş istenmediği, bilirkişi incelemesine gidilmediği, psikoloji ve pedagoji

alanında uzman görevliler tarafından verilmiş, çocuklar ile babanın psikolojik

durumlarını ortaya koyan bilimsel raporlara da dayanılmadığı anlaşılmaktadır.

Aynı şekilde babanın çocuklara karşı şiddet uygulama ihtimali olup olmadığı, bu

ihtimal söz konusu ise buna karşı alınacak tedbirler ile ek önlemler -örneğin

çocuklarla babanın bir uzman gözetiminde görüşmeleri gibi ihtimaller- hiç

değerlendirilmeden karar verildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle çocuklar ile

hakkında şiddet nedeniyle koruma tedbir kararları bulunan baba arasında kişisel

ilişki kurulmasına dair karardaki gerekçelerin aile hayatına saygı hakkı

bağlamında ilgili ve yeterli olmadığı, aile hayatına saygı hakkının

gerektirdiği güvencelerin özellikle sağlık, güvenlik ve gelişimleri açısından

üstün menfaati bulunan çocuklar bakımından gözetilmediği sonucuna varılmıştır.

91. Ayrıca derece mahkemelerinin takdirlerinin gerekçelerini,

ilgili ebeveynin kanun yoluna müracaat imkânını da etkili şekilde

kullanabilmelerini sağlayacak surette ayrıntılı olarak ortaya koymaları ve

ulaşılan sonuçların yeterli açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi

objektif verilere dayandırılması gerekmektedir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015, § 56; N.Ö., § 45). Somut olayda başvurucunun

temyiz talebi, Yargıtay İçtihatları Birleştirme Hukuk Genel Kurulunun 21/2/2014

tarihli ve E.2013/1, K.2014/1 sayılı kararı ile ihtiyati tedbir hükmüne karşı

temyiz yolunun kapalı olduğuna karar verildiği belirtilerek kabul edilmemiştir.

Başvurucu, bu defa ihtiyati tedbir kararını veren mahkeme olan İstanbul 17.

Aile Mahkemesine başvurarak ve dilekçesinde baba aleyhine verilmiş olan koruma

tedbir kararlarını da belirtmek suretiyle şahsi ilişki tedbir kararının

kaldırılmasını talep etmiştir. İstanbul 17. Aile Mahkemesince ihtiyati tedbir

kararının kesin olup itirazı kabil olmadığı belirtilerek karar verilmesine yer

olmadığına hükmedilmiştir. Oysa bilindiği üzere ihtiyati tedbir kararları

geçici nitelikte bir önlem olup bu kararların yargılama boyunca toplanacak yeni

delil, değişen durumlar ve koşullar karşısında talep üzerine mahkemece

değiştirilmesi her zaman mümkündür. Dolayısıyla başvurucu, karar sonucunu

etkileyecek esaslı nitelikteki iddia ve görüşlerini hiçbir yargısal makama

dinletememiş, derece mahkemesinin bu tutumu nedeniyle Anayasa'da düzenlenen

özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının koruduğu tüm usule ilişkin

güvencelerden de mahrum bırakılmıştır.

92. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa'nın 17.

maddesinde düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve Anayasa’nın

20. maddesinde güvence altına alınan aile hayatına saygı haklarının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Konut Dokunulmazlığı

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

93. Başvurucu; İstanbul 17. Aile Mahkemesinin 2013/202 Değişik

İş sayılı kararı üzerine icra görevlilerince çocuk teslimi için kendisi yokken

evine gelindiğini, çilingir marifetiyle evine girildiğini, tüm dolaplarının ve

özel eşyasının aranmış olduğunu, kapı anahtarı değiştirildiği için ve hafta

sonuna denk gelmesi yüzünden icra dairesine gidip yeni anahtarı alamadığından iki

gün evine giremediğini belirterek Anayasa'nın 21. maddesinde düzenlenen konut

dokunulmazlığı hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

94. Başvurucu aynı iddialarla yeniden başvuruda bulunmuş (B. No: 2014/15527) ve Komisyonca bu şikâyetler yönünden 30/3/2015 tarihinde

kabul edilemezlik kararı verilmiştir.

95. Söz konusu iddialar hakkında kesin nitelikte kabul

edilemezlik kararı verildiği görüldüğünden başvurunun bu kısmına yönelik karar

verilmesine olanak bulunmadığı anlaşılmıştır (Yüksel

Şenol, B. No: 2014/687, 8/3/2017, § 22).

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

96. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

97. Başvurucular, İstanbul 17. Aile Mahkemesinin 2013/202

Değişik İş sayılı dosyasında verilen şahsi ilişki kurulmasına dair tedbir

kararının kaldırılarak yeniden yargılama yapılması talebinde bulunmuşlardır.

Başvurucular, tazminat talebinde bulunmamışlardır.

98. Somut olayda kişinin maddi ve manevi varlığının korunması

ile aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

99. Bireysel başvuru karar tarihinde baba aleyhine koruma tedbir

kararları ortadan kalkmış olmakla birlikte, boşanma davasına ilişkin kararın

henüz kesinleşmemiş olması ve çocuklarla şahsi ilişkiye dair ihtiyati tedbir

kararının yürürlükte olması sebebiyle kişinin maddi ve manevi varlığının korunması

ile aile hayatına saygı hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması

için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 17. Aile Mahkemesine

(Mahkemenin 5/9/2013 tarihli ve E.2013/202 Değişik İş, K.2013/203 sayılı

kararına ait dosya ile ilgilidir.) gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

100. Adli yardım talebi kabul edilmiş olduğundan dosyadaki

belgelerden tespit edilen 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama

giderinin başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucuların kimliklerinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Başvurucuların Anayasa’nın 17. ve 20. maddelerinin ihlal

edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen kişinin maddi ve manevi

varlığını koruma hakkı ve Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan aile

hayatına saygı hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

D. Kararın bir örneğinin ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 17. Aile

Mahkemesine (Mahkemenin 5/9/2013 tarihli ve E.2013/202 Değişik İş, K.2013/203

sayılı kararına ait dosya ile ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,

E. Kararın bir örneğinin bilgi edinilmesi için İstanbul 11. Aile

Mahkemesine (Mahkemenin 2014/295 esasına kayıtlı dava ile ilgili)

GÖNDERİLMESİNE,

F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

22/11/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Şermin

BİRTANE

Başvurucular

:

1. M. L.

2. F. A. L.

3. G. L.

Vekili

:

Av. Suat

YURDSEVEN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/7469, 22 Kasım 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Koruma Kararı Verilmesine İlişkin Süreç
  7. B. Boşanma Davasına İlişkin Süreç
  8. C. Diğer Yargısal Süreçler
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Kişinin Maddi ve
  14. B. Konut Dokunulmazlığı
  15. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  16. VI. Hüküm
  17. A. Kamuya açık belgelerde başvurucuların kimliklerinin gizli
  18. B. Başvurucuların Anayasa’nın 17. ve 20. maddelerinin ihlal
  19. F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
  20. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  21. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  22. Gökcan
  23. Hakyemez
  24. Birtane
  25. Yurdseven
  26. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/7469
Tarih
22 Kasım 2017

İlgili Kararlar

  • Cevdet Bayır Başvurusu (B. No: 2014/11710)
  • Recep Seymen Başvurusu (B. No: 2014/4723)
  • Nadir Kahya Başvurusu (B. No: 2014/16754)
  • Abdulvahap Can ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/3793)
  • Emine Hanım Turhan ve Fatma Yılmaz Başvurusu (B. No: 2017/6161)
  • Suat Özcan Başvurusu (B. No: 2014/12522)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.