İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mahmut Durmaz ve Ayhan Çelikbay Başvurusu (B. No: 2017/25250)

1. Başvuru, adli yargı tarafından verilen görevsizlik

Başvuru No2017/25250Tarih29 Eylül 2020Okuma25 dk · 5.062 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mahmut Durmaz Ve Ayhan Çelikbay Başvurusu

Karar tarihi
29 Eylül 2020
Başvuru Numarası
2017/25250
R.G. Tarih ve Sayı
5/11/2020-31295
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.062 kelime·25 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, adli yargı tarafından verilen görevsizlik

kararı üzerine davaya bakan idare mahkemesinin davalı Kırgızistan-Türkiye Manas

Üniversitesinin Türk İdari Teşkilatında yer almadığı gerekçesiyle davanın

incelenmeksizin reddine karar vermesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular 26/5/2017 ve 3/4/2018 tarihlerinde

yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvurucu Ayhan Çelikbay'a ait 2018/9088 numaralı

başvurunun konu yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2017/25250 başvuru numaralı

dosya ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Arka Plan

Bilgisi

9. Türkiye ve Kırgızistan arasında 30/9/1995 günü

İzmir’de Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kırgız Cumhuriyeti Hükûmeti Arasında

Kırgızistan'ın Başkenti Bişkek Şehrinde Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi

Kurulmasına Dair Anlaşma (anlaşma) imzalanmıştır. Anlaşma, Türkiye Büyük Millet

Meclisinin 20/6/1996 tarihli ve 4144 sayılı Kanunu ile onaylanmış; 23/6/1996

tarihli ve 22675 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

10. Anlaşma kapsamında Kırgızistan-Türkiye Manas

Üniversitesi (Üniversite) yönetiminin Türkiye ve Kırgızistan devletleri

tarafından müşterek işlemlerle oluşturulacağı belirtilmiştir.

11. Anlaşma gereğince Üniversitenin statüsü 23/9/1996

tarihli ve 22766 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren

Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Tüzüğü (Tüzük) ile belirlenmiştir. Söz

konusu Tüzük 19/3/2013 tarihli ve 28592 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak

yürürlüğe girmiş olan Türkiye Cumhuriyeti ile Kırgız Cumhuriyeti Hükûmeti

Arasında Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Tüzüğü Hakkında Mutabakat

zaptına ek tüzük ile yürürlükten kaldırılmıştır.

12. Tüzük'ün "Akademik ve İdari Personel"

başlıklı 17. maddesinde öğretim elemanlarının üniversitede görevli profesör,

doçent, yardımcı doçent, öğretim görevlisi, okutman, uzman ve araştırma

görevlisi unvanına sahip kişilerden oluşacağı ve sözleşmeli olarak

çalışacakları belirtilmiştir.

13. Tüzük'e göre öğretim elemanları haricen yapılacak bir

sözleşme ile veya Türkiye'den 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim

Kanunu'nun 39. maddesine göre yapılacak görevlendirme ile çalıştırılabilecektir.

B. Somut

Başvurulara İlişkin Olgular

14. Başvurucular muhtelif tarihlerde Üniversitede öğretim

görevlisi olarak görev yapmıştır.

15. Başvuruculardan Mahmut Durmaz kıdem ve ihbar

tazminatları ile fazla mesai ücreti, yıllık ve tatil ücretleri gibi alacakları

ile manevi tazminat talebiyle; başvurucu Ahmet Çelikbay kıdem tazminatı

talebiyle Üniversite aleyhine iş mahkemelerinde dava açmıştır. İş mahkemeleri

uyuşmazlığın çözümünde idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik

kararı vermiştir. Söz konusu karar gerekçelerinde, davalı Üniversitenin Türkiye

Cumhuriyeti Hükûmeti ile Kırgızistan Cumhuriyeti Hükûmeti arasında imzalanan

30/9/1995 tarihli anlaşma ile kurulmuş olduğu vurgulanmış; sözleşme hükümleri

kapsamında başvurucuların sürekli nitelikteki bir kamu hizmetinde çalışmaları

sebebiyle kamu personeli sayıldıkları gerekçesiyle davanın idari yargının görev

alanına girdiği belirtilmiştir.

16. Görevsizlik kararı üzerine başvurucular tarafından

Ankara 2. İdare Mahkemesi ve Ankara 14. İdare Mahkemesinde (İdare Mahkemeleri)

dava açılmıştır. Ankara 2. İdare Mahkemesinin 4/11/2016 tarihli ve Ankara 14.

İdare Mahkemesinin 25/5/2014 tarihli kararlarıyla Türk yargı sisteminde Türk

makamlarınca tesis edilen idari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu ve

maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olması dolayısıyla iptali için

menfaatleri ihlal edilenler tarafından iptal ya da tam yargı davalarının

açılabileceği, Üniversitenin Türk idari teşkilatı içinde yer almadığı

gerekçesiyle davanın esasının incelenme olanağının bulunmaması sebebiyle

1/6/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama ve Usulü Kanunu'nun 15.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının b bendi gereğince davanın incelenmeksizin

reddine karar verilmiştir.

17. Başvurucuların istinaf ve temyiz başvuruları

reddedilmiştir.

18. Başvurucular 26/5/2017 ve 3/4/2018 tarihlerinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Kanun

19. 27/11/2007 tarihli ve 5718 sayılı Milletlerarası Özel

Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un "Milletlerarası yetki"

kenar başlıklı 40. maddesi şöyledir:

"Türk mahkemelerinin

milletlerarası yetkisini, iç hukukun yer itibariyle yetki kuralları tayin

eder."

20. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun "Dava şartları" kenar başlıklı 114. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Dava şartları şunlardır:

a) Türk mahkemelerinin yargı hakkının

bulunması.

b) Yargı yolunun caiz olması.

..."

21. 6100 sayılı Kanun'un "Dava şartlarının

incelenmesi" kenar başlıklı 115. maddesinin (2) numaralı fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

"Mahkeme, dava şartı noksanlığını

tespit ederse davanın usulden reddine karar verir."

22. 2577 sayılı Kanun'un "Dilekçeler üzerine ilk

inceleme" kenar başlıklı 14. maddesinin (3) numaralı fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

"Dilekçeler, ...

a) Görev ve yetki,

b)

İdari merci tecavüzü,

c) Ehliyet,

d) İdari davaya konu olacak kesin ve

yürütülmesi gereken bir işlem olup olmadığı,

e) Süre aşımı

...

Yönlerinden sırasıyla incelenir."

23. 2577 sayılı Kanun'un "İlk inceleme üzerine

verilecek kararlar" kenar başlıklı 15. maddesinin birinci fıkrasının

ilgili kısmı şöyledir:

"Danıştay veya idare ve vergi

mahkemelerince yukarıdaki maddenin 3 üncü fıkrasında yazılı hususlarda kanuna

aykırılık görülürse, 14 üncü maddenin;

a)

3/a bendine göre adli

yargının görevli olduğu konularda açılan davaların reddine; idari yargının

görevli olduğu konularda ise görevli veya yetkili olmayan mahkemeye açılan

davanın görev veya yetki yönünden reddedilerek dava dosyasının görevli veya

yetkili mahkemeye gönderilmesine,

b) 3/c, 3/d ve 3/e bentlerinde yazılı

hallerde davanın reddine,

...

Karar verilir."

24. 12/6/1979 tarihli ve 2247 sayılı Uyuşmazlık

Mahkemesinin Kuruluş ve İşleyişi Hakkında Kanun'un "Olumsuz görev

uyuşmazlığı" kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:

"Olumsuz görev uyuşmazlığının

bulunduğunun ileri sürülebilmesi için adli ve idari yargı mercilerinin

tarafları, konusu ve sebebi aynı olan davada kendilerini görevsiz görmeleri ve

bu yolda verdikleri kararların kesin veya kesinleşmiş olması gerekir.

Bu uyuşmazlığın giderilmesi istemi,

ancak davanın taraflarınca ileri sürülebilir."

25. 2247 sayılı Kanun'un "Yargı merciince

yapılacak işlemler" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Olumsuz görev uyuşmazlıklarında

dava dosyaları, son görevsizlik kararını veren yargı merciince, bu kararın

kesinleşmesinden sonra taraflardan birinin istemi üzerine, ilk görevsizlik

kararını veren yargı merciine ait dava dosyası da temin edilerek Uyuşmazlık

Mahkemesine gönderilir ve görevli yargı merciinin belirlenmesi istenir."

26. 2247 sayılı Kanun'un "Yargı merciilerinin

uyuşmazlık mahkemesine başvurmaları" kenar başlıklı 19. maddesi

şöyledir:

"Adli ve idari yargı mercilerinden

birisinin kesin veya kesinleşmiş görevsizlik kararı üzerine kendisine gelen bir

davayı incelemeye başlayan veya incelemekte olan bir yargı mercii davada

görevsizlik kararı veren merciin görevli olduğu kanısına varırsa, gerekçeli bir

karar ile görevli merciin belirtilmesi için Uyuşmazlık Mahkemesine başvurur ve

elindeki işin incelenmesini Uyuşmazlık Mahkemesinin karar vermesine değin

erteler.

Yargı merciince, önceki görevsizlik

kararına ilişkin dava dosyası da temin edilerek, gerekçeli başvuru kararı ile

birlikte dava dosyaları Uyuşmazlık Mahkemesine gönderilir."

2. Uyuşmazlık

Mahkemesi İçtihadı

27. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün 29/12/2014

tarihli ve E.2014/1093, K.2014/1141 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Manas Üniversitesi bünyesinde çalışacak

öğretim elemanlarının sözleşme ile işe alınacağı, Türkiye’den yapılacak

görevlendirmelerde de yine sözleşmenin imzalanacağını kaleme almaktadır. Ancak

daha önce de belirtildiği üzere, davacının, davalı üniversitede Yüksek Öğretim

Kurumu tarafından görevlendirildiğine dair bir iddiası olmadığı gibi dosyası

kapsamında da bu konuya ilişkin bir bilgi yada belge bulunmamaktadır.

Davacının, 1991 tarihinde Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya

Fakültesi’ni bitirdiği, 01.07.1991 tarihinde Ankara Üniversitesi TÖMER

Kurumu’nda Türkçe Okutmanı olarak göreve başladığı, 06.04.1993-31.03.1994

tarihleri arasında görevli olarak Kırgızistan’da bulunduğu, 06.04.1999

tarihinde, Manas Üniversitesi’ne müracaat ettiği ve okutman olarak çalışma

talebinde bulunduğu, talebinin uygun bulunması üzerine, taraflar arasında

imzalanan yıllık sözleşmeler ile 16.10.1999-31.08.2008 tarihleri arasında

davalı kurumda Türkçe Okutmanı olarak görev yaptığı, 24.10.2008 tarih ve 920-10

sayılı yazı ile 2008-2009 Eğitim-Öğretim Dönemi içinde sözleşmenin

yenilenmeyeceği belirtilerek, davacının görevine son verildiği anlaşılmıştır.

Ayrıca, Sosyal Güvenlik Kurumu

Başkanlığı’nın 03.10.2013 gün ve 24033795/741/0600199209617 sayılı yazı

içeriğinden, davacının 1999 yılının 10. ayından, 2008 yılının 8. ayına kadar

SSK sigorta sicil numarası ile isteğe bağlı sigortalı statüsünde çalıştığı

tespit edilmiştir.

Tüm bu tespitler ışığında, davacının

davalı üniversitede 2547 sayılı Kanun kapsamında değil, taraflar arasında

imzalanan iş sözleşmesi gereğince 1999-2007 tarihleri arasında çalıştığı, bu

sırada sigorta primlerini kendi isteği ile SSK sicil numarası üzerinden

ödediği, 2008 yılı Eğitim ve Öğretim Dönemine ilişkin olarak sözleşmesinin

yenilenmemesi üzerine görevinin sona erdiği; davacı tarafından, davalı kurumda

çalıştığı döneme ilişkin olarak kıdem alacağı ve kendisi tarafından ödenmek

zorunda kalınan sigorta primlerinin ödenmesinin istendiği anlaşılmakla; davaya

konu uyuşmazlığın, özel hukuk hükümleri çerçevesinde (Türk Mahkemelerinin, ulusal

açıdan yargılama görev ve yetkisine ilişkin değerlendirme hakkı saklı kalmak

kaydı ile) adli yargı yerinde görülmesi gerektiği kanaatine ulaşılmıştır.

..."

28. Uyuşmazlık Mahkemesi Hukuk Bölümünün 11/4/2016

tarihli ve E.2016/203, K.2016/242 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“...

Türkiye ve Kırgızistan Devletleri

arasında, 30.09.1995 tarihinde İzmir’de imzalanan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti

ile Kırgız Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kırgızistan'ın Başkenti Bişkek

Şehrinde Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi Kurulmasına Dair Anlaşma’nın

imzalandığı ve bu anlaşmanın, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 4144 sayılı

Kanunu ile onaylandığı, 23.06.1996 gün ve 22675 sayılı Resmi Gazetede

yayınlanarak yürürlüğe girdiği anlaşılmıştır.

…davacının, davalı Üniversitede ilk

olarak 2002-2003 öğretim yılında Üniversitenin kararı ve Kırgızistan tarafından

atanan rektörün ve Türkiye tarafından atanan rektör vekilinin talebi üzerine ve

İstanbul Üniversitesi'nin uygun görmesi ile işe başladığı; 2004 yılında İstanbul

Üniversitesinden emekli olduğu,2004-2005 yılından sözleşmesinin feshedildiği

tarihe kadar sadece davalı Üniversitenin Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümünde

öğretim üyesi olarak hizmet verdiği; bu süreçte bölüm başkanlığı ve dekanlık

görevlerinde de bulunduğu; davacının davalı Üniversitede her yıl yenilenen

hizmet sözleşmesi ile 2002 yılından 08.11.2012 tarihine kadar kesintisiz olarak

görev yaptığı; iş sözleşmesinin haklı bir neden olmaksızın feshedildiğinden ve

çalışma süresi kıdem tazminatı almasını gerektirecek sürede olduğundan bahisle,

İş Kanunu hükümleri kapsamında kıdem tazminatı alacağının; iş sözleşmesinin

08.11.2012 tarihinde haklı bir nedene dayanmadan feshedildiğinden,

sözleşmesinin yenilenmeyeceğine ilişkin yazılı bildirimin ise sözleşmede öngörülen

sürede yapılmadığından iş sözleşmesi kendiliğinden bir yıl daha uzamış

olduğundan bahisle bakiye süre ücret alacağının ve son olarak da manevi

tazminatın ödenmesi istemiyle dava açtığı anlaşılmıştır.

Tüm bu tespitler ışığında, davacının

davalı üniversitede 2547 sayılı Kanun kapsamında değil, taraflar arasında

imzalanan iş/hizmet sözleşmesi gereğince çalıştığı, sözleşmesinin yenilenmemesi

üzerine görevinin sona erdiği; davacı tarafından, davalı kurumda çalıştığı

döneme ilişkin olarak kıdem tazminatı, bakiye süre ücret alacağı ve manevi

tazminat ödenmesinin istenildiği anlaşılmakla; davaya konu uyuşmazlığın, özel

hukuk hükümleri çerçevesinde(Türk Mahkemelerinin, ulusal açıdan yargılama görev

ve yetkisine ilişkin değerlendirme hakkı saklı kalmak kaydı ile) adli yargı

yerinde görülmesi gerektiği kanaatine ulaşılmıştır.

...”

3. Yargıtay İçtihadı

29. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 28/1/2016 tarihli ve

E.2015/15747, K.2016/971 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dava, hizmet tespiti ile

sigorta primine esas kazanç (ücret) tutarının belirlenmesi istemine ilişkindir.

Mahkemece, ilâmında belirtildiği şekilde

davanın kabulüne karar verilmiştir.

...

Dosyadaki yazılara, toplanan delillere,

hükmün dayandığı gerektirici sebeplere ve özellikle; Uyuşmazlık Mahkemesi'nin

29.12.2014 tarih, 2014/1093 Esas ve 2014/1141 Karar sayılı kararında da

belirtildiği üzere, davalı Manas Üniversitesi’nin 2547 sayılı Yükseköğretim

Kanunu kapsamındaya da 5018 sayılı Kanun ile Milli Bütçeye dahil edilen

kurumlar arasında yer almaması nedeni ile Türkiye Cumhuriyeti bünyesinde ayrı

bir Kamu Tüzel Kişiliğine sahip üniversite olarak değerlendirilmesinin mümkün

olmaması, davacının da, davalı üniversite nezdinde 2547 sayılı Kanun kapsamında

değil, iş sözleşmesine bağlı olarak çalışması karşısında, hizmet tespiti ile

sigorta primine esas kazanç (ücret) tutarının belirlenmesi istemiyle açılan

davanın çözümünde adli yargının görevli olduğunun açık olmasına göre, davalı

Kurum vekilinin sair temyiz itirazlarının reddi gerekir.

...

Mahkemece, bu maddi ve hukuki olgular

göz ardı edilerek eksik araştırma ve inceleme sonucu yazılı şekilde hüküm

kurulması, usul ve yasaya aykırı olup bozma nedenidir.

O halde, davalılar vekillerinin bu

yönleri amaçlayan temyiz itirazları kabul edilmeli ve hüküm bozulmalıdır.

"

30. Yargıtay 10. Hukuk Dairesinin 20/2/2019 tarihli ve

E.2018/1294, K.2019/1474 sayılı kararlarının ilgili kısmı şöyledir:

"Dava, hizmet ve prime esas

kazancın tespiti istemine ilişkindir.

Mahkemece, bozmaya uyularak ilâmında

belirtildiği şekilde davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dosyadaki yazılara, kararın bozmaya

uygun olmasına, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına göre,

yerinde görülmeyen bütün temyiz itirazlarınınreddiyle usul ve kanuna uygun olan

hükmün ONANMASINA,

aşağıda yazılı temyiz harcının davalılardan Kırgızistan-Türkiye Manas

Üniversitesi'nden alınmasına 20.02.2019 gününde oybirliğiyle karar

verildi."

B. Uluslararası

Hukuk

1. Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi

31. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes davasının, medeni hak ve

yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar verecek olan,... bir

mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına sahiptir..."

2. Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi İçtihadı

32. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre

Sözleşme'nin 6. maddesinin medeni hukuk alanına giren konularda

uygulanabilirliği, ilk olarak bir uyuşmazlığın varlığına bağlıdır. İkinci

olarak uyuşmazlık en azından savunulabilir bir şekilde iç hukukta tanınmış

olduğu söylenebilecek hak ve yükümlülükler ile ilgili olmalıdır. Son olarak ise

bu hak ve yükümlülükler -her ne kadar bizzat 6. madde bu hak ve yükümlülüklere

Sözleşmeci devletlerin hukuk sistemi içinde belirli bir anlam atfetmese de-

Sözleşme anlamında medeni nitelikte olmalıdır (James ve

diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 8793/79, 21/2/1986, § 81).

33. AİHM, uyuşmazlık tespit edilirken görünüşün ve

kullanılan dilin ötesine geçilerek her davanın koşullarına göre durumun

gerçeklerine yoğunlaşılması gerektiğini belirtmiştir (Gorou/Yunanistan (No.

2) [BD], B. No: 12686/03, 20/3/2009, § 29).

34. AİHM; Sözleşme'nin 6. maddesinin Sözleşmeci

devletlerin iç hukukunda geçen bir hak için belirli bir anlam

öngörmediğini, bir hakkın var olup olmadığını karara bağlamada ilke olarak iç

hukuka başvurulacağını, ulusal mahkemelerin bu konudaki değerlendirmelerinden

farklı bir sonuca ulaşılması için de güçlü gerekçelere sahip olunması

gerektiğini, yetkililerin belli bir başvuran tarafından talep edilen tedbirin

kabul edilip edilmemesine karar vermede takdir hakkının kullanıp

kullanmadığının dikkate alınabileceğini hatta bu durumun belirleyici

olabileceğini, bununla birlikte salt bir kanun hükmünün lafzında bir takdir

unsurunun bulunmasının bir hakkın varlığını tek başına hükümsüz kılmayacağını,

benzer durumlarda iddia edilen hakkın yerel mahkemelerce tanınması veya yerel

mahkemelerin başvuranın talebinin esasını incelemesi hususunun da gözönüne

alınması gerektiğini belirtmiştir (Boulois/Lüksemburg [BD], B. No:

37575/04, 3/4/2012, §§ 91-94).

35. İlgili diğer AİHM içtihadı için bkz. Yusuf Bilin,

B. No: 2014/14498, 26/12/2017, §§ 28-30.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

36. Mahkemenin 29/9/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

37. Başvurucular, hizmet tespiti talebiyle Üniversite

aleyhine açtıkları davaların Ankara 8. ve 41. İş Mahkemelerinde derdest iken

alacak ve tazminat talebiyle açtıkları davaların Türk mahkemeleri tarafından

görülmemesinin eşitlik ilkesi ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini ileri

sürmüştür.

B. Değerlendirme

38. Anayasa’nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak 36. maddesi şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi

içindeki davaya bakmaktan kaçınamaz…”

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların görev yaptıkları Üniversiteden alacaklarının tahsili

amacıyla açtıkları davanın adli ve idari yargı tarafından bakılmadığı

iddiasının adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olan mahkemeye erişim

hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Uygulanabilirlik

Yönünden

40. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu ek

protokollerin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve

Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan

Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

41. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında;

herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme, bunun doğal

sonucu olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence

altına alınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36.

maddesinin birinci fıkrasına adil yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin 14.

maddesinin gerekçesinde "değişiklikle Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu

uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınmış olan adil yargılama

hakkı[nın] metne dahil" edildiği belirtilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın

36. maddesine söz konusu ibarenin eklenme amacının Sözleşme'de düzenlenen adil

yargılanma hakkını anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar

Çoban [GK], B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 54). Bu itibarla Anayasa'da güvence

altına alınan adil yargılanma hakkının kapsam ve içeriği belirlenirken

Sözleşme'nin "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin ve

buna ilişkin AİHM içtihadının da gözönünde bulundurulması gerekir (Onurhan

Solmaz, § 22).

42. Sözleşme, bir kişinin sahip olduğunu ileri

sürebileceği tüm hak ve yükümlülükler bakımından adil yargılanma hakkını

güvenceye almamaktadır. Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin medeni hak ve

yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların ve bir suç isnadının

esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı

bu konularla sınırlandırılmıştır. Hak arama hürriyetinin ihlal edildiği

gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için ya başvurucunun medeni hak ve

yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuya

yönelik bir suç isnadının esası hakkında karar verilmiş olması gerektiği

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil yargılanma

hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve Sözleşme'nin ortak

koruma alanı kapsamı dışında kalacağından bireysel başvuruya konu olamaz (Onurhan

Solmaz, § 23).

43. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı suç isnadına bağlı yargılamaların yanında bir kimsenin medeni

hak ve yükümlülüklerinin karara bağlanmasıyla ilgili yargılamalarda da

uygulanır. Anayasa'nın 36. maddesinin (1) numaralı fıkrasının medeni

meselelerde uygulanabilmesi için ortada hukuk düzeni tarafından kişiye tanınmış

veya en azından savunulabilir temeli bulunan bir hakkın bulunması

gerekir. Bu hakkın Anayasa'da doğrudan veya dolaylı olarak tanımlanan ve

güvence altına alınan bir hakka ilişkin olması zorunlu değildir. Bu bakımdan

kanunla kişilere tanınan hak ve ayrıcalıklar da -mahkemelerde ileri

sürülebilmesi koşuluyla- Anayasa'nın 36. maddesi bağlamında hak kavramına

dâhildir. İkinci olarak bu hakka dair ilgili kişinin menfaatini etkileyen bir

uyuşmazlık mevcut olmalıdır. Öte yandan bu uyuşmazlık, ihtilaf konusu hakkın

tespiti ve bu haktan yararlanılması bakımından belirleyici bir nitelik arz

etmelidir (Mehmet Güçlü ve Ramazan Erdem, B. No: 2015/7942, 28/5/2019, §

28).

44. Bireysel başvuruya konu olayda, uluslararası anlaşma

ile kurulmuş ve Kırgızistan'da bulunan bir üniversitede görev yapmış olan

başvurucuların Üniversiteden olan alacaklarına ilişkin açtıkları davaların adli

yargı yerince idari yargı yerinin görevli olduğu, idari yargı yerince

Üniversitenin Türk idari teşkilatında yer almadığı gerekçesiyle reddedildiği

görülmektedir.

45. İş sözleşmesinin feshi veya devamı sırasında ortaya

çıkan ücret, kıdem ve ihbar tazminatları, fazla mesai, yıllık izin ve tatil

ücretleri gibi işçilik alacakları 22/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş

Kanunu'nda tanınmış hak ve menfaatlerdir. Bu nedenle işçi ile işveren

arasındaki iş sözleşmesinden doğan hak ve menfaatlerin medeni hak olarak

değerlendirilmesi gerektiği hususunda kuşku bulunmamaktadır.

46. Somut başvurudaki dava konusunun işçilik alacakları

bakımından ayrılan yönü işveren Üniversitenin hukuki statüsü nedeniyle Türk

mahkemelerinin ulusal anlamda yargı yetkisinin bulunup bulunmadığı sorunudur.

47. Bir davanın adli veya idari yargı yeri tarafından

görülebilmesinin ilk şartı Türk mahkemelerinin ulusal anlamda yargı yetkisinin

bulunmasıdır. Türk mahkemelerinin yargı yetkisinin bulunup bulunmadığına

ilişkin değerlendirmenin 5718 sayılı Kanun kapsamında yine Türk mahkemeleri

tarafından yapılması gerekmektedir.

48. Nitekim benzer statüde olan davacılar tarafından yine

benzer konular hakkında Üniversiteye karşı açılan davalarda adli ve idari yargı

yerleri arasında çıkan olumsuz görev uyuşmazlığı üzerine Uyuşmazlık Mahkemesi

içtihatlarında (bkz. §§ 27, 28) görevli yargı yerinin tespiti yapılırken Türk

mahkemelerinin ulusal açıdan yargılama görev ve yetkisine ilişkin değerlendirme

yapma haklarının saklı olduğu belirtilerek davaların özel hukuk kapsamında adli

yargı yerinde görülmesi gerektiği ifade edilmiştir. Uyuşmazlık Mahkemesi

kararları üzerine Yargıtayın bazı davalarda (bkz. §§ 29, 30) esas yönünden

inceleme yapmak suretiyle davacı işçiler lehine karar verdiği tespit

edilmiştir.

49. Bu durumda başvurucunun işçilik alacaklarını dava

konusu etmesinin ulusal hukukta savunulabilir bir temelinin bulunduğu sonucuna

varıldığından ihlal iddialarının Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanının

kapsamında yer aldığının kabulü gerekir.

2. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

50. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas

Yönünden

a. Hakkın

Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı

51. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve

savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim

hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün

bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerle de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini

belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B.

No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).

52. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak

arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve

özgürlüklerden gereken şekilde yararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan en

etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından

görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden

faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının

tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının

sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B.

No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).

53. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 52).

54. Başvurucuların adli yargıda işçilik alacaklarına

ilişkin açtıkları davaların idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görev

yönünden reddedilmesi üzerine idari yargıda açtıkları davaların incelenmeksizin

reddine karar verilmiştir. Türk hukuk sisteminde işçilik alacakları hakkında

dava açılabileceği hususunda bir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak somut olayda

İdare Mahkemelerinin incelenmeksizin ret kararı vermesi sonucunda işçilik

alacaklarına ilişkin taleplerin dava edilebilirliği imkânı kalmamıştır.

Dolayısıyla başvurucuların mahkemeye erişim haklarına müdahalede bulunulduğu

sonucuna ulaşılmaktadır.

b. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

55. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ...

yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz."

56. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesini ihlal

edecektir. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut

başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma,

ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

57. Somut başvuruda, davanın incelenmeksizin reddi

yönündeki mahkeme kararının 2577 sayılı Kanun'un 15. maddesine dayandığı

görülmektedir. Dolayısıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik

müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

ii. Meşru Amaç

58. Anayasa'nın 36. maddesinde hak arama özgürlüğü için

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başka

maddelerinde yer alan kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması

mümkün olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin

bir kısım düzenlemenin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları

ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak

bu sınırlamalar Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz

(AYM, E.2015/96, K.2016/9, 10/2/2016, § 10).

59. Yargılama usullerinin düzenlenmesinde usul

ekonomisinin gözetilmesi, bu suretle iyi adalet ve kamu yönetiminin de

sağlanarak kamu yararının gerçekleştirilmesi Anayasa'nın 2. maddesinde

düzenlenen hukuk devleti ilkesinin gereklerinden biridir. Dolayısıyla usul

ekonomisi ile iyi adalet ve kamu yönetimi ilkeleri gözetilerek idari işlemlerin

dava konusu edilebilirliğinin belli koşullara bağlanması mümkündür (Ali

Diren, B. No: 2015/13108, 18/4/2018, § 57).

60. Somut olayda usul kurallarını yorumlayan derece

mahkemelerinin Türk idari teşkilatı içinde yer almayan idarelerin tesis ettiği

bir idari işlem bulunmadığı gerekçesiyle açılan davanın incelenmeksizin

reddetmesinin yukarıda değinilen kamu yararının gerçekleştirilmesine yönelik

meşru bir amaca dayandığı sonucuna ulaşılmıştır.

iii. Ölçülülük

(1) Genel

İlkeler

61. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014).

62. Ölçülülük ilkesi, elverişlilik, gereklilik ve

orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,

gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani

aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,

orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç

arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM,

E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2016/16,

K.2016/37, 5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013,

§ 38).

63. Müdahale için seçilen aracın gerekliliğinin

değerlendirilmesi öncelikle ilgili kamu makamlarının yetkisindedir. Müdahale

ile ulaşılmak istenen somut kamu yararı amacının gerçekleştirilmesi yetkili

idarelerin sorumluluğunda olup amaca ulaşılmasında ne tür bir aracın daha

etkili ve verimli sonuçlar doğuracağı hususunda sorumlu ve yetkili otoriteler,

en isabetli kararı verebilecek konumdadır. Bu nedenle hangi aracın seçileceği

konusunda idarelerin belli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Ne var ki

seçilen aracın gerekliliğine ilişkin olarak idarelerin sahip olduğu takdir

yetkisi sınırsız değildir. Tercih edilen aracın müdahaleyi ulaşılmak istenen

amaca nazaran bariz bir biçimde ağırlaştırması durumunda Anayasa Mahkemesince

müdahalenin gerekli olmadığı sonucuna ulaşılması mümkündür. Ancak Anayasa

Mahkemesinin bu kapsamda yapacağı denetim seçilen aracın isabet derecesine

yönelik olmayıp hak ve özgürlükler üzerinde oluşturduğu müdahalenin ağırlığına

dönüktür (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §

70).

64. Orantılılık, kamu yararının korunması ile bireyin hak

ve özgürlükleri arasında adil bir dengenin sağlanmasını gerektirmektedir.

Öngörülen tedbirin bireyi olağan dışı ve aşırı bir yük altına sokması durumunda

müdahalenin orantılı, dolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez. Bu itibarla

uygulanan tedbirle başvuruculara aşırı ve orantısız bir yük yüklenip

yüklenmediğinin tespiti gerekmektedir (Ali Diren, § 61).

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

65. Bireysel başvuruya konu dava, başvurucuların

uluslararası anlaşma ile kurulan Üniversitede sözleşmeli olarak görev

yaptıkları döneme dair alacaklarının ve tazminatlarının tahsiline ilişkindir.

66. Başvurucuların iş mahkemelerinde açtıkları davalarda

görevsizlik kararı verilmiş, İdare Mahkemelerinde açtıkları davalar Türk idari

teşkilatı kapsamındaki bir idare tarafından tesis edilmiş kesin ve yürütülmesi

zorunlu bir idari işlem bulunmadığı gerekçesiyle incelenmeksizin

reddedilmiştir.

67. Üniversitenin hukuki statüsü ve Kırgızistan'da

kurulmuş olması sebebiyle başvuruya konu uyuşmazlığın çözümünde Türk

mahkemelerinin ulusal açıdan yargılama görev ve yetkisinin bulunup bulunmadığı

yine Türk mahkemeleri tarafından 5718 sayılı Kanun'a göre belirlenecektir.

Benzer uyuşmazlıklarda adli ve idari yargı yerlerince görevsizlik kararı

verilmesi üzerine görevli yargı yerini belirleyen Uyuşmazlık Mahkemesi kararlarında

(bkz. §§ 27, 28) da görüldüğü üzere dava konusunun ve Üniversitenin hukuki

statüsü değerlendirilmek suretiyle (Türk mahkemelerinin ulusal görev ve

yetkilerine ilişkin değerlendirme haklarının saklı bulunduğu belirtilerek)

uyuşmazlığın adli yargı yerinde görülmesi gerektiğine karar verilmiştir.

Nitekim Uyuşmazlık Mahkemesi kararları üzerine Yargıtayın benzer

uyuşmazlıklarda (bkz. §§ 29, 30) esasa ilişkin olmak üzere davacılar lehine

karar verdiği tespit edilmiştir.

68. Anayasa Mahkemesinin görevi, Türk mahkemelerinin

ulusal açıdan yargı yetkisini veya uyuşmazlığın hangi yargı yolu tarafından

görülmesi gerektiğini belirlemek olmayıp usule ilişkin uygulamanın

başvurucuların mahkemeye erişim hakkını Anayasa'ya aykırı olarak kısıtlayıp

kısıtlamadığını denetlemektir.

69. Derece mahkemeleri davaları, dava konularının

niteliğini irdelemek suretiyle değil Üniversitenin Türk idari teşkilatı

kapsamında bulunmaması yani hukuki statüsü sebebiyle reddetmiştir. İdare

mahkemelerinin görevsizlik kararı vermek yerine Üniversitenin hukuki statüsünü

gerekçe göstererek davayı incelenmeksizin reddetmesi nedeniyle başvurucular

görevli mahkemenin belirlenmesi talebiyle Uyuşmazlık Mahkemesine başvurma

imkânından mahrum kalmışlardır.

70. Derece mahkemelerinin davaların usulüne yönelik

yaptıkları değerlendirmelerin başvurucuların dava edilebilirliği bulunan

uyuşmazlıkları bir mahkeme tarafından görülmesini engellediği, bu durumun

başvuruculara ağır bir külfet yüklediği değerlendirilmiştir. Bu sebeple

başvurucuların mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu

sonucuna varılmıştır.

71. Açıklanan gerekçelerle başvurucuların Anayasa'nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

4. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

72. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden

yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya

üzerinden karar verir.”

73. Başvurucular, ihlalin tespit edilmesini istemiş ve

tazminat talebinde bulunmuştur.

74. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No:

2014/8875, 7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da

işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

75. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi,

ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan, §§ 55, 57).

76. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi, 6216 sayılı

Kanunun 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından

ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde usul

hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin

yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir

yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine ulaştığı

mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

77. İncelenen başvuruda derece mahkemelerinin

incelenmeksizin ret kararı vermek suretiyle başvurucuların Uyuşmazlık

Mahkemesine başvurmalarına engel olması sebebiyle mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla ihlalin mahkeme kararından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

78. Bu durumda mahkemeye erişim hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü

düzenleme içeren 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına

göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda

yapılması gereken iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini

ihlal sonucuna ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere

uygun yeni bir karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin

yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara İdare Mahkemelerine gönderilmesine

karar verilmesi gerekmektedir.

79. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

80. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 294,70 TL harç ve

3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.294,70 TL yargılama giderinin

başvurucu Ayhan Çelikbay'a, 257,50 TL ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.257,50 TL yargılama giderinin başvurucu Mahmut Durmaz'a ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye

erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Ankara 14. İdare Mahkemesine (E.2015/1178, K.2015/642) ve Ankara 2. İdare

Mahkemesine (E.2004/855, K.2006/2833) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuların tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 294,70 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.294,70 TL yargılama giderinin başvurucu Ayhan Çelikbay'a, 257,50 TL

harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL yargılama

giderinin Mahmut Durmaz'a ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 29/9/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Burhan ÜSTÜN Muammer TOPAL Selahaddin MENTEŞ Raportör : Tuğba TUNA IŞIK Başvurucular : 1. Mahmut DURMAZ Vekili : Av. Ahmet BEKAR 2. Ayhan ÇELİKBAY Vekili : Av. İbrahim Taner TÜYSÜZOĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/25250, 29 Eylül 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Arka Plan
  10. B. Somut
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. A. Ulusal Hukuk
  14. B. Uluslararası
  15. V. İnceleme Ve
  16. Gerekçe
  17. A. Başvurucuların
  18. B. Değerlendirme
  19. A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  20. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye
  21. C. Kararın bir örneğinin mahkemeye erişim hakkının
  22. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  23. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/25250
Tarih
29 Eylül 2020

İlgili Kararlar

  • Agah Aral ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/13031)
  • Ömer Yalçın Başvurusu (B. No: 2017/30798)
  • Feridun Çalışkan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/32275)
  • Devrim Alyüz Başvurusu (B. No: 2017/40383)
  • Emine Tosun ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2019/17979)
  • Mustafa Belge Başvurusu (B. No: 2018/23169)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.