İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mahmut Sancar Başvurusu (B. No: 2013/3583)

1. Başvuru, soğuk algınlığı

Başvuru No2013/3583Tarih7 Temmuz 2015Okuma19 dk · 3.710 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mahmut Sancar Başvurusu

Karar tarihi
7 Temmuz 2015
Başvuru Numarası
2013/3583
R.G. Tarih- Sayı
14/8/2015-29445
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.710 kelime·19 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, soğuk algınlığı

şikâyetiyle gidilen özel bir hastanede yapılan iğne sonucu sakat kalınması ve

bu duruma sebebiyet verdiği iddia edilen ilgili personel hakkında İzmir

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından etkili bir soruşturma yürütülmemesi

nedenleriyle, Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği iddiaları hakkındadır.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 22/5/2013 tarihinde

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 21/3/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

1. Başvurucunun

Soğuk Algınlığı Şikâyeti ile Özel İ. Ş. Hastanesine Başvurması Üzerine Yaşanan

Süreç

5. Başvurucu, 12/10/2011

tarihinde saat 11.40 sularında soğuk algınlığı şikâyeti ile Özel İ. Ş.

Hastanesine (Hastane) başvurmuş ve burada dahiliye doktoru H. A. tarafından

muayene edilmiştir. Muayene sonucunda Hemşire E. A., Dr. H. A.’nın talimatı doğrultusunda voltaren

isimli ağrı kesici iğneyi, sol kalça üst kısmından başvurucuya uygulamıştır.

6. Uygulanan iğneden sonra

başvurucunun bacağında ağrı, yanma ve uyuşma meydana gelmiştir. Başvurucu,

bacağının tutmadığı şikâyetini dile getirmesi üzerine, saat 14.10 sularında

Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı O. G. tarafından muayene edilmiş ve anılan

doktor tarafından yazılan reçeteyle Hastaneden ayrılmıştır.

7. Başvurucu, soğuk algınlığı

nedeniyle yapılan enjeksiyon sonrasında sol bacağında duyu kaybı yaşadığı

şikâyeti ile aynı gün Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine başvurmuştur.

Başvurucunun söz konusu olay sebebiyle yaşadığı sorunun tedavisine, bu

hastanede devam edilmiştir.

8. Ege Üniversitesi Tıp

Fakültesi Hastanesi Nöroloji Kliniğinin 27/10/2011 tarihli elektromyografi

tetkikleri sonucunda, başvurucunun sol bacağında sural

sinir duyusal aksiyon potansiyelinin kaybolduğu, başvurucunun tibial sinirinin uyartılamadığı ve bazı kaslarında kısmen

ya da tamamen motor ünite potansiyeli kaybının saptandığı tespitlerine yer

verilmiştir.

9. Ege Üniversitesi Tıp

Fakültesi Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı, 3/11/2011 tarihli sağlık kurulu

raporu ile siyatik sinir lezyonu tanısıyla başvurucunun 3 ay istirahatine karar

vermiştir. Anılan hastane, 16/1/2012 tarihli ve 26/4/2012 tarihli sağlık kurulu

raporları ile başvurucunun istirahat süresini üçer aylık dönemler için iki defa

uzatmıştır. Son iki raporda, başvurucunun sol bacağında 12/10/2011 tarihinde

yapılan enjeksiyon sonrası güçsüzlük atrofisinin

mevcut olduğu belirtilmiştir.

10. İzmir Adli Tıp Şube

Müdürlüğünün 27/2/2012 tarihli raporunda, başvurucunun sol kalçasından

yaptırdığı iğneye bağlı olarak sol bacağında gelişen siyatik sinirin tibial ve fibuler dalındaki

dejenerasyonun, başvurucunun yaşamını tehlikeye sokmadığı ancak başvurucu

üzerindeki etkisinin basit tıbbi müdahale ile giderilemez nitelikte olduğu

belirtilmiştir.

11. Başvurucu ayrıca, enjeksiyon

sonrasında sol bacağında meydana gelen siyatik sinir zedelenmesi nedeniyle özel

bir merkezde fizik tedavisi görmüş ve depresyon tedavisi almıştır.

2. İzmir

Cumhuriyet Başsavcılığına Yapılan Şikâyet Üzerine Yaşanan Süreç

12. Başvurucu, 29/11/2011 tarihli

dilekçe ile özetle, Hastanede uygulanan enjeksiyon sonucu sol bacağında

şiddetli ağrı, yanma ve uyuşma olduğunu ve bacağını hissedemez hâle geldiğini

belirterek, Hastane ile Hastanenin ilgili personeli hakkında İzmir Cumhuriyet

Başsavcılığına şikâyette bulunmuştur.

13. Dr. H. A., 28/12/2011

tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına şüpheli sıfatıyla verdiği ifadesinde

özetle, atılı suçlamayı kabul etmediğini, boğazında yaygın enfeksiyon, yüksek

ateş ve kas ağrıları ile dahiliye kliniğine gelen hasta için order hazırladığını, yani hastanın sadece muayenesini

yaptığını fakat hastaya herhangi bir tıbbi uygulamada bulunmadığını, hastanın

acil servisine gidip voltaren isimli ağrı kesici

iğneyi yaptırmasından sonra rahatsızlığının başlamış olduğunu belirtmiştir.

14. Hemşire E. A., 4/1/2012

tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına sunduğu beyan dilekçesinde özetle,

Dr. H. A.’nın talimatı doğrultusunda voltaren isimli ağrı kesici iğneyi sol kalça üst kısmından

başvurucuya uyguladığını, enjeksiyonu doğru yere yaptığını ve suçlamaları kabul

etmediğini ifade etmiştir.

15. İzmir Cumhuriyet

Başsavcılığı, 17/4/2012 tarihli yazı ile başvurucu hakkındaki evrakı Adalet

Bakanlığı Adli Tıp Kurumuna göndermiş ve başvurucunun şikâyet bulgularının enjeksiyonu

yapan kişinin kusur ya da dikkatsizliğinden kaynaklanıp kaynaklanmadığının

tespiti hususunda rapor istemiştir.

16. Nöroloji alanında uzman bir

üyenin de katılımıyla Adli Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu, başvurucunun

şikâyet dilekçesini, Hemşire E. A.’nın ve Dr. H. A.’nın ifadelerini dikkate alarak ve Özel İ. Ş. Hastanesi ile

Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde başvurucu hakkında düzenlenen

belgeleri inceleyerek, 30/5/2012 tarihli raporu hazırlamış ve “(…) Mahmut Sancar’a 12.10.11 tarihinde Özel İ. Ş.

Hastanesinde uygulandığı belirtilen enjeksiyon sonucu gelişen bulguların

enjeksiyon nöropatisi ile uyumlu olduğu ancak tıbbi

belgelerde enjeksiyonun yanlış yere uygulandığına dair kayıt bulunmadığı,

enjeksiyonun doğru bölgeye uygulanması durumlarında da; ödem, hematom, ilacın difüzyon yoluyla sinire toksik

etkisi, vücut yapısı, siyatik sinirin anatomik lokalizasyon farkı gibi

nedenlerle nöropatinin gelişebileceği, nöropatinin; enjeksiyon uygulamalarının beklenebilir

komplikasyonu olarak değerlendirildiği oy birliği ile mütalaa olunur.”

yönünde görüş bildirmiştir.

17. İzmir Cumhuriyet

Başsavcılığı, 4/3/2013 tarihli ve Sor. No.2011/98759, K.2013/11217 sayılı

kararıyla, 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu raporundaki değerlendirmeler doğrultusunda

şüphelilere atfı kabil bir suç bulunmadığının anlaşıldığı gerekçesiyle,

şüpheliler hakkında taksirle bir kişinin yaralanmasına neden olma suçundan

kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

18. Başvurucunun anılan karara

yaptığı itiraz, Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/4/2013 tarihli ve

2013/935 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir.

19. Söz konusu karar, 26/4/2013

tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş ve 22/5/2013 tarihinde yapılan

bireysel başvuruda süre aşımı bulunmadığı tespit edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

20. Haksız fiillerden doğan borç

ilişkilerini düzenleyen 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar

Kanunu’nun “Sorumluluk” başlıklı

49. maddesi şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına

zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı

bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”

21. 6098 sayılı Kanun’un haksız

fiillerden doğan borç ilişkilerinin Ceza Hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74.

maddesi ise şöyledir:

“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,

ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun

sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından

verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin

kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.”

22. Yargıtay Hukuk Genel

Kurulunun 13/4/2011 tarihli ve E.2010/13-717, K.2011/129 sayılı kararı

şöyledir:

“…

Bir davada dayanılan maddi olguları hukuksal

açıdan nitelendirmek ve uygulanacak yasa hükümlerini bulmak ve uygulamak

HUMK.76.maddesi gereği doğrudan hakimin görevidir.

Davacı, davalı doktor tarafından yapılan ameliyat nedeniyle ameliyat edilen

bölgede yabancı cisim bırakıldığından yeniden ameliyat olmak zorunda kaldığını

ileri sürerek maddi ve manevi tazminat istemiştir. Davanın temeli vekillik

sözleşmesi olup, özen borcuna aykırılığa dayandırılmıştır. (

BK. 386-390 ) Vekil vekalet görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun

elde edilmemesinden sorumlu değil ise de, bu sonuca ulaşmak için gösterdiği

çabanın, yaptığı işlemlerin, eylemlerin ve davranışların özenli olmayışından

doğan zararlardan dolayı sorumludur. Vekilin sorumluluğu, genel olarak işçinin

sorumluluğuna ilişkin kurallara bağlıdır. Vekil işçi gibi özenle davranmak

zorunda olup, en hafif kusurundan bile sorumludur (

BK.321/1.md. ) O nedenle doktorun meslek alanı içinde olan bütün

kusurları, hafif de olsa, sorumluluğun unsuru olarak kabul edilmelidir. Doktor,

hastasının zarar görmemesi için, mesleki tüm şartları yerine getirmek, hastanın

durumunu tıbbi açıdan zamanında ve gecikmeksizin saptayıp, somut durumun

gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun tedaviyi de yine

gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde dahi olsa, bir

tereddüt doğuran durumlar da, bu tereddüdünü ortadan

kaldıracak araştırmalar yapmak ve bu arada da, koruyucu tedbirleri almakla

yükümlüdür. Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir seçim yapılırken, hastanın

ve hastalığın özellikleri göz önünde tutulmak, onu risk altına sokacak tutum ve

davranışlardan kaçınılmalı ve en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de müvekkil ( hasta ), mesleki bir iş gören doktor olan vekilden,

tedavinin bütün aşamalarında titiz bir ihtimam ve dikkat göstermesini beklemek

hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, BK.nun

394/1.maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.

Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise

doktor sorumlu tutulmamalıdır.

…”

23. Yargıtay 13. Hukuk

Dairesinin 16/2/2012 tarihli ve E.2011/19947, K.2012/3097, sayılı kararı

şöyledir:

“…Davadaki ileri sürülüşe ve kabule göre dava

temelini vekillik sözleşmesi oluşturmakta olup, özen borcuna aykırılığa

dayandırılmıştır ( BK. 386-390). Vekil, vekalet

görevine konu işi görürken yöneldiği sonucun elde edilmemesinden sorumlu değil

ise de; bu sonuca ulaşmak için gösterdiği çabanın

yaptığı işlemlerin eylemlerin ve davranışlarının özenli olmayışından doğan

zararlardan sorumludur. Vekilin sorumluluğu genel olarak işçinin sorumluluğuna

ilişkin kurallara bağlıdır ( BK. 290/2 md.). Vekil, işçi gibi özenle davranmak zorunda olup, hafif

kusurundan dahi sorumludur ( BK. 321/1 md.). O nedenle vekil konumunda olan doktorun meslek alanı

içinde olan bütün kusurları, hafif dahi olsa sorumluluğunun unsuru olarak kabul

edilmelidir. Doktor, hastasının zarar görmemesi için mesleki tüm şartları

yerine getirmek, hastanın durumunu, tıbbi açıdan zamanında gecikmeksizin

saptayıp, somut durumun gerektirdiği önlemleri eksiksiz biçimde almak, uygun

tedavi yöntemini de gecikmeden belirleyip uygulamak zorundadır. Asgari düzeyde

dahi olsa, tereddüt doğuran durumlarda, bu tereddüdü ortadan kaldıracak

araştırmalar yapmak ve bu arada da koruyucu tedbirleri almakla yükümlüdür.

Çeşitli tedavi yöntemleri arasında bir tercih yaparken de hastasının ve

hastalığının özelliklerini göz önünde tutmalı, onu risk altına sokacak tutum ve

davranışlardan kaçınmalı, en emin yol seçilmelidir. Gerçekten de hasta,

tedavisini üstlenen meslek mensubu doktorundan tedavisinin bütün aşamalarında

mesleğin gerektirdiği titiz bir ihtimam ve dikkati göstermesini, beden ve ruh sağlığı

ile ilgili tehlikelerden kendisini bilgilendirmesini güven içinde beklemek

hakkına sahiptir. Gereken özeni göstermeyen vekil, B.K.'nun

394/1. maddesi hükmü uyarınca, vekaleti gereği gibi ifa etmemiş sayılmalıdır.

Tıbbın gerek ve kurallarına uygun davranılmakla birlikte sonuç değişmemiş ise

doktor sorumlu tutulmamalıdır….”

24. Yargıtay 13. Hukuk

Dairesinin 7/10/2008 tarihli ve E.2008/11477, K.2008/11825 sayılı kararı

şöyledir:

“…

Dava konusu olay nedeniyle davacıların

Cumhuriyet Savcılığına yaptığı şikayet başvurusunda

bulundukları anlaşılmaktadır. Borçlar Kanunu 53. maddesine göre hukuk hakimi ceza mahkemesinde verilen beraat kararı ile bağlı

değilse de verilecek mahkumiyet kararı ve tespit edilen maddi olguları ile

bağlıdır. Bu durumda mahkemece hazırlık soruşturması sonucunun eğer dava

açılmış ise ceza davasının sonucunun beklenerek, hasıl olacak sonuca uygun bir

karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ile yazılı şekilde, hüküm kurulması usül ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.

…”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

25. Mahkemenin 7/7/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 22/5/2013 tarihli ve 2013/3583

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

26. Başvurucu, soğuk algınlığı

şikâyeti ile başvurduğu özel bir hastanede yapılan iğne sonucu sol bacağında

duyu kaybının meydana geldiğini, yürüyerek gittiği hastaneden felçli şekilde

çıktığını, hastane çalışanlarının özensizliği, dikkatsizliği ve ağır kusuru

neticesinde hayatının alt üst olduğunu ve yürümekte zorluk çektiğini, sol

bacağının gözle görülür şekilde incelmeye başladığını, anılan olay sebebiyle

maddi ve manevi anlamda ciddi sorunlar yaşadığını ileri sürmüş, sorumluların

cezalandırılması ile manevi tazminat taleplerinde bulunmuştur.

27. Başvurucu ayrıca, bu duruma

sebebiyet veren özel hastaneden ve hastanenin ilgili personelinden şikâyetçi

olmasına rağmen İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından kovuşturmaya yer

olmadığına karar verildiğini, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının kararında

değindiği 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu raporunda sorumluluğun adeta kendi

anatomisine bağlandığını, oysa kendisine bugüne kadar yapılan iğnelerde benzer

bir sonucun ortaya çıkmadığını, anılan raporun Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi

Hastanesinden alınan raporlar ile İzmir Adli Tıp Şube Müdürlüğünden alınan

rapor ile çeliştiğini ve soruşturmanın makul süreyi fazlasıyla aştığını

belirterek, Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan yaşam hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

28. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvuru konusu olay sebebiyle

başvurucunun sol bacağında kısmi duyu kaybının meydana geldiği ve yaşamının

tehlikeye girmediği dikkate alındığında, Anayasa’nın 17. maddesinde tanımlanan

yaşam hakkı ile bağlantı kurularak ileri sürülen iddiaların, yine Anayasa’nın

17. maddesinde güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı kapsamında olduğu değerlendirilmiş ve inceleme bu kapsamda yapılmıştır.

29. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”

başlıklı 17. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma

ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbi zorunluluklar ve kanunda yazılı haller

dışında, kimsenin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve

tıbbi deneylere tabi tutulamaz.”

30. Kişinin yaşam hakkı ile

maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan,

devredilmez ve vazgeçilmez haklarındandır. Anayasa Mahkemesince belirtildiği

gibi yaşam ve vücut bütünlüğü üzerindeki temel hak, devletlere pozitif ve

negatif yükümlülük yükleyen haklardandır (AYM, E.2007/78, K.2010/120, K.T.

30/12/2010). Maddenin amacı esas olarak, bireylerin maddi ve manevi varlığına

karşı Devlet tarafından yapılabilecek keyfi müdahalelerin önlenmesidir.

Devletin ayrıca, vücut ve ruhsal bütünlüğe yönelik fiziksel ve cinsel

saldırılar, tıbbi müdahaleler, şeref ve itibarı etkileyen saldırılar karşısında

kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak korumaya yönelik pozitif

yükümlülüğü de bulunmaktadır (Adnan Oktar

(3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 32).

31. Söz konusu pozitif

yükümlülük sağlık alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim

Anayasa’nın 56. maddesinde herkesin sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama

hakkına sahip olduğu, devletin “herkesin hayatını(,) beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini

sağlamak (…) amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini”

düzenleyeceği ve bu görevini kamu ve özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal

kurumlarından yararlanarak, onları denetleyerek yerine getireceği kurala

bağlanmıştır.

32. Devlet, bireylerin yaşam

hakkı ile maddi ve manevi varlıklarını koruma hakkı kapsamında, ister kamu

isterse özel sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin, sağlık

hizmetlerini, hastaların yaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasına

yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek

zorundadır (Nail Artuç,

B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).

33. Devletin yaşam hakkı ile

maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında sahip olduğu pozitif

yükümlülüklerin bir de usuli yönü bulunmaktadır. Bu

usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, kişinin maddi ve manevi varlığının zarar

görmesine sebep olan olaylar ile doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularının

belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmi

bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı,

kişilerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlıklarını koruyan hakların etkin

bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da

kurumlarının karıştığı olaylarda, bunların sorumlulukları altında meydana gelen

ölümler ile bireylerin maddi ve manevi varlığına verilen zararlar için hesap

vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 54).

34. Anayasa’nın 17. maddesinde

düzenlenen yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında

devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usuli boyutu, yaşanan ölüm olayının veya bireylerin maddi

ve manevi varlığının zarar görmesine sebep olan vakaların tüm yönlerinin ortaya

konulmasına ve sorumlu kişilerin belirlenmesine imkan

tanıyan bağımsız bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir (Sadık Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841,

23/1/2014, § 94). Soruşturmanın etkililik ve yeterliliğini

temin adına soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve olayı

aydınlatabilecek, sorumluların tespitine imkan

sağlayacak bütün delilleri toplaması gerekmektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 57).

35. Yaşam hakkı ile maddi ve manevi

varlığı koruma hakkı kapsamında yapılacak olan soruşturmaların veya açılacak

olan davaların makul derecede ivedilik ve özen şartını yerine getirmesi gerekir

(Deniz Yazıcı, B. No: 2013/6359,

10/12/2014, § 96). Bu ilke, tıbbi ihmal sonucu meydana geldiği ileri sürülen

ölüm olayı ile maddi ve manevi varlığa verilen zarar hali için de geçerlidir.

Temel hak ve özgürlüklerin korunması amacıyla öngörülen mekanizmaların sadece

teoride mevcut olması, Anayasa’nın 17. maddesinin öngördüğü pozitif

yükümlülüklerin gereğinin yerine getirildiği anlamına gelmez; bu mekanizmaların

özellikle pratikte de etkin bir şekilde işliyor olması gerekir. Bu doğrultuda,

soruşturmaların veya davaların hızlı bir şekilde ve gereksiz gecikmeler olmadan

yürütülmesi gerekmektedir. Ayrıca belirtmek gerekir ki, sağlık kurumlarında

işlenen kusurlu eylemlerin bilinmesi, ilgili kurumlara ve sağlık personeline

potansiyel kusurlarını giderme ve benzer hataların meydana gelmesini önleme

imkânı vermesi bakımından büyük önem arz etmektedir. Dolayısıyla bu tür

soruşturma veya davaların hızlı bir şekilde incelenmesi, sağlık hizmetlerinden

faydalanan tüm bireylerin güvenliği için son derece önemlidir (benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. Süleyman Ege/Türkiye,

B. No: 45721/09, 25/6/2013, § 56 ).

36. Usul yükümlülüğünün bir

olayda gerektirdiği soruşturma türünün, bireyin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin

yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak

tespiti gerekmektedir. Buna göre, yaşam

hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise, “etkili bir yargısal sistem kurma”

yönündeki pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını

gerektirmez. Bu ilke, tıbbi

ihmal sonucu meydana geldiği ileri sürülen ölüm olayları ile maddi ve manevi

varlığa verilen zarar halleri için de geçerlidir. Bu durumlarda, mağdurlara

hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli

olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 59, Nail Artuç,

§ 37).

37. Bu şekildeki bir kabul, bu

tür olaylarda yürütülen ceza soruşturmalarının Anayasa Mahkemesi tarafından

değerlendirilmeyeceği anlamına gelmemektedir. Ancak ilke olarak tıbbi ihmallere

ilişkin şikâyetler konusunda temel başvuru yolu hukuki sorumluluğu tespit adına

takip edilecek olan hukuk veya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, §

38).

38. Hukuka veya sözleşmeye

aykırı bir fiil nedeniyle başkasına verilmiş olan zararın tazmin edilmesi

yükümlülüğünü ifade eden hukuki sorumluluk, ceza hukuku alanında suç diye

adlandırılan insan davranışına göre daha geniş bir hukuka aykırı davranış

grubunu kapsamaktadır. Bir eylemin suç teşkil edebilmesi için ilgili kanunda

açıkça tanımlanması gerekirken haksız fiil için böyle bir sınırlamaya yer

verilmemektedir. Ayrıca, ceza hukuku alanında taksire dayalı sorumluluğun

istisnai nitelik taşımasına rağmen, kasten veya taksirle başkalarına verilen

zararın hukuki sorumluluk kapsamında giderim imkânının daha fazla olduğu, ceza

hukuku alanında objektif sorumluluğa yer verilmezken hukuki sorumluluk alanında

objektif sorumluluk esasının da etkin şekilde uygulandığı ve hukuki sorumluluk

alanında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük bir ispat standardı

kullanılarak kişisel sorumluluğun söz konusu olabildiği anlaşılmaktadır. Bunun

yanı sıra, hukuk sistemimizde ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma

imkânı ortadan kaldırılırken, hukuki sorumluluk alanındaki tazmin

yükümlülüğünün asıl gayesinin zarar görenin zararının telafi edilmesi olduğu

nazara alındığında, özellikle somut başvuruya konu ihlal iddiasına benzer

uyuşmazlıklar açısından, hukuki tazmin yolunun daha yüksek başarı şansı

sunabilecek, kullanılabilir ve etkili bir başvuru yolu olduğu anlaşılmaktadır (Işıl Yaykır, B.

No: 2013/2284, 15/4/2014, § 44).

39. Bu bağlamda başvuru konusu

olayın koşullarına bakıldığında, başvurucunun 12/10/2011 tarihinde soğuk

algınlığı şikâyeti ile özel İ. Ş. Hastanesine başvurduğu, burada yapılan iğne

sonucu sol bacağında duyu kaybının meydana geldiği, sonrasında gördüğü tüm

tedavilere rağmen bacağındaki duyu kaybının giderilemediği görülmüştür. Bunun

üzerine başvurucu, 29/11/2011 tarihinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına

başvurmuş ve bacağında meydana gelen duyu kaybının sorumlusu olarak gördüğü

hastaneden ve hastanenin ilgili personelinden şikâyetçi olmuştur.

40. Ceza soruşturmasına ilişkin

süreç incelendiğinde, başvurucunun şikâyeti üzerine İzmir Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından, yaşanan olaydan sorumlu olduğu ileri sürülen doktor ve

hemşire hakkında taksirle yaralamaya neden olma suçundan derhal soruşturma

başlatıldığı, bu kapsamda 28/12/2011 tarihinde Dr. H. A.’nın,

4/1/2012 tarihinde ise Hemşire E.A.’nın şüpheli

sıfatıyla ifadelerinin alındığı, 17/4/2012 tarihli yazı ile başvurucu

hakkındaki evrakın Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumuna gönderildiği ve

başvurucunun şikâyet bulgularının enjeksiyonu yapan kişinin kusur ya da

dikkatsizliğinden kaynaklanıp kaynaklanmadığının sorulduğu görülmektedir. Adli

Tıp Kurumu 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun 30/5/2012 tarihli raporu ile enjeksiyonun

yanlış yere uygulandığına dair kayıt bulunmadığının, enjeksiyonun doğru bölgeye

uygulanması durumlarında da başvurucunun yaşadığı sorunun meydana

gelebileceğinin ve bu durumun enjeksiyon uygulamalarının beklenebilir

komplikasyonu olarak değerlendirildiğinin mütalaa edilmesi üzerine, İzmir

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından, 4/3/2013 tarihinde şüphelilere atfı kabil

bir suç bulunmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği,

başvurucu tarafından anılan karara ve kararın dayanağı olan Adli Tıp Kurumu

raporuna itiraz edildiği ancak Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/4/2013

tarihli kararı ile itirazın reddedildiği, bu şekilde başvurucunun soruşturmanın

açıklığını temin edecek ve meşru menfaatlerini koruyabilecek bir şekilde

soruşturma sürecine dâhil olabildiği görülmektedir. Anılan süreç dikkate

alındığında, yürütülen soruşturmanın yetersiz olduğunu ortaya koyacak bir

eksiklik veya soruşturmayı yürüten yetkililere yüklenilebilecek ihmali bir

davranış saptanmamıştır.

41. Başvurucu, kovuşturmaya yer

olmadığına dair karara dayanak teşkil eden 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu’nun

30/5/2012 tarihli raporunun, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinden

alınan raporlar ile İzmir Adli Tıp Şube Müdürlüğünden alınan rapor ile

çeliştiğini ileri sürmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, olayın oluşumuna

ilişkin delillerin değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevidir.

Ancak Anayasa Mahkemesince, devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin somut

olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir şekilde değerlendirilmesi

gerekmektedir. Raporlar arasında çelişki

olduğu iddiası bu kapsamda incelendiğinde, 3. Adli Tıp İhtisas Kurulunun

30/5/2012 tarihli raporunda, başvurucunun bacağında meydana gelen duyu kaybında

ilgili doktor ve hemşirenin tıbbi hatasının ya da ihmalinin bulunmadığının

mütalaa edildiği görülmektedir. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi

Nöroloji Anabilim Dalı ile İzmir Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından düzenlenen

raporlarda, başvurucunun sol bacağında duyu kaybının meydana geldiği kabul

edilmekle birlikte, başvurucunun yaşadığı sorunun ilgili doktor ya da

hemşirenin tıbbi hatasından ya da ihmalinden kaynaklandığına dair bir tespit

bulunmamaktadır. Bu durumda, başvuru formu ve eklerinde sunulan bilgi ve

belgeler ışığında, soruşturmanın etkin yürütülmediği kanaatine varılmasını

sağlayacak her hangi bir çelişki tespit edilmemiştir.

42. Başvurucu ayrıca, soruşturma

sürecinin makul süreyi fazlasıyla aştığını ileri sürmektedir. Soruşturma süreci

bu açıdan incelendiğinde, soruşturmanın başvurucunun bacağında meydana gelen

duyu kaybının ilgili doktor ve hemşirenin kusurundan kaynaklanıp

kaynaklanmadığının tespitine ilişkin olduğu, başvurucunun 29/11/2011 tarihli

dilekçe ile yaptığı şikâyet üzerine İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

şüphelilerin ifadelerinin alındığı, başvurucunun şikâyet bulgularının

enjeksiyonu yapan kişinin kusur ya da dikkatsizliğinden kaynaklanıp

kaynaklanmadığının tespiti hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alındığı ve elde

edilen bilgi ve belgeler doğrultusunda 4/3/2013 tarihinde kovuşturmaya yer

olmadığına karar verildiği, başvurucunun anılan karara yaptığı itirazın ise

Karşıyaka 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 9/4/2013 tarihli karar ile kesin olarak

reddedildiği anlaşılmaktadır. Yaklaşık 17 ayda kesinleşen soruşturma bir bütün

olarak değerlendirildiğinde, makul derecede ivedilik ve özen şartının yerine

getirilmediği sonucuna varılmasını gerektirecek bir husus tespit edilmemiştir.

43. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve

manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını

ve sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil,

uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Tıbbi ihmaller sonucunda

meydana geldiği ileri sürülen ölüm olaylarına veya bireylerin maddi ve manevi

varlığına verilen zararlara ilişkin olarak yürütülen soruşturma sonucunda

mutlaka herhangi bir kişinin cezai sorumluluğunun belirlenmesi zorunluluğu

bulunmamaktadır. Anayasa'nın 17. maddesi, başvuruculara üçüncü kişileri

(başvuru konusu olayda doktoru ve hemşireyi) belirli bir suç (taksirle

yaralamaya neden olma suçu) nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı

verdiği, tüm yargılamaların mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla

sonuçlandırma yükümlülüğü verdiği şeklinde yorumlanamaz (Nail Artuç, §

45).

44. Başvuruda ileri sürülen

hastane çalışanlarının özensizliği, dikkatsizliği ve ağır kusuru nedeniyle

vücut bütünlüğünün ihlal edildiği iddiaları açısından maddi ve manevi varlığı

koruma ve geliştirme hakkına ilişkin bir ihlal söz konusu ise bu ihlalin

giderilmesi öncelikle idari makamların ve derece mahkemelerinin yükümlülüğü

altındadır (Bilal Turan ve diğerleri (2),

B. No: 2013/2075, 4/12/2013, § 75). Başvurucu, olayda ihmali olduğunu ileri

sürdüğü doktor ve hemşire hakkında suç duyurusunda bulunarak ceza soruşturması

açılması talebinde bulunmuş olmakla birlikte, hastanenin veya ilgili personelin

sorumluluklarına ilişkin herhangi bir hukuki yola başvurmadığı görülmektedir. Yargıtayın yukarıda yer verilen konu hakkındaki içtihatları

dikkate alındığında, ceza kanunları uyarınca suç oluşturmayan eylem ve

ihmallere karşı da, 6098 sayılı Kanun’un yukarıda

belirtilen hükümlerince ilgili kişiler hakkında hukuk mahkemeleri önünde

açılacak davalar ile uğranılan zararların tazmininin mümkün olduğu

görülmektedir (Bilal Turan ve diğerleri (2),

§ 74).

45. Bu açıklamalara göre,

başvuru konusu olayda cezai sorumluluğun tespiti için İzmir Cumhuriyet

Başsavcılığına başvuran ancak sonuç alamayan başvurucu açısından da değinilen

hukuki yola başvurma imkânı bulunmaktadır. Dolayısıyla, yapılan tıbbi müdahale

açısından ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için

kanunda öngörülmüş yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru

yapılmadan önce tüketilmiş olduğundan söz edilemeyecektir.

46. Açıklanan nedenlerle,

hastane çalışanlarının ağır kusuru nedeniyle maddi ve manevi varlığı koruma

hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin “başvuru yollarının

tüketilmemiş olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle:

A. Başvuruda yer alan, hastane çalışanlarının ağır kusuru

nedeniyle maddi ve manevi varlığı koruma hakkının ihlal edildiği iddialarının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”,

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

7/7/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör Yrd. : Halil İbrahim DURSUN Başvurucu : Mahmut SANCAR Vekili : Av. Sibel ÖNDER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/3583, 7 Temmuz 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Başvuruda yer alan, hastane çalışanlarının ağır kusuru
  16. Dursun
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/3583
Tarih
7 Temmuz 2015

İlgili Kararlar

  • Orhan Eğilmez Başvurusu (B. No: 2013/4326)
  • Tansel Çölaşan Başvurusu (B. No: 2014/6128)
  • A.t. Başvurusu (B. No: 2013/8482)
  • Mehmet Emin Sumeli ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3585)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/1618
  • Umut Sağlam Başvurusu (B. No: 2013/2087)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.