İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mansure Baydemir ve Mehmet Ali Baydemir Başvurusu (B. No: 2015/3919)

1. Başvuru; kızamık aşısı olunmasına rağmen kızamık hastalığına

Başvuru No2015/3919Tarih11 Ekim 2018Okuma46 dk · 9.277 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mansure Baydemir Ve Mehmet Ali Baydemir Başvurusu

Karar tarihi
11 Ekim 2018
Başvuru Numarası
2015/3919
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.277 kelime·46 dk okuma·24 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; kızamık aşısı olunmasına rağmen kızamık hastalığına

bağlı olarak ortaya çıkan bir rahatsızlık

sonucunda ölüm olayının meydana gelmesi nedeniyle yaşam hakkının, söz konusu

rahatsızlığın tamamının Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde meydana

gelmesi nedeniyle de ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/3/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuşlardır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru dilekçesi ile başvuruya konu dava dosyası içeriğinden

tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvuru formu ve eklerindeki tıbbi belgelere göre

başvurucuların 13/6/1997 tarihinde dünyaya gelen müşterek çocukları J.B. belli

bir dönem subakut sklerozan panensefalit (SSPE) hastalığı kapsamında tedavi

görmüş ancak kurtarılamayarak 27/4/2007 tarihinde hayatını kaybetmiştir.

10. Başvurucular, çocuklarının SSPE hastalığına yakalanmasında

ve bu nedenle hayatını kaybetmesinde hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürerek

27/6/2007 tarihinde Sağlık Bakanlığına müracaat etmiş ve bu olay nedeniyle

ortaya çıkan zararlarının tazmin edilmesi talebinde bulunmuşlardır.

11. Başvurucuların dilekçesi üzerine Sağlık Bakanlığı Temel

Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün talebi doğrultusunda Diyarbakır İl Sağlık

Müdürlüğü tarafından konu ile ilgili olarak bir inceleme başlatılmıştır.

Diyarbakır 9 No.lu Sağlık Ocağı, bu inceleme kapsamda kayıtlarını tetkik etmiş

ve "... form 012/A'da [J.B.nin] kardeşinin

kaydının olduğu ancak kendisinin kaydına rastlanılmadığı, 1997 doğumlu

olmasıyla kaydının düşülmüş olabileceği..." açıklamasını içeren

8/8/2007 tarihli yazıyı Diyarbakır İl Sağlık Müdürlüğüne göndermiştir. Bu

inceleme kapsamında ayrıca J.B.nin 12/12/2003

tarihinde Şair Nesimi İlköğretim Okulunda kızamık aşısı olduğu saptanmıştır.

12. Diyarbakır 9 No.lu Sağlık Ocağı ekipleri tarafından

başvurucu Mansure Baydemir ile bir görüşme

gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmede Mansure Baydemir,

oğlu J.B.ye ait aşı kartının olmadığını, oğlunun 15 aylıkken kızamık hastalığı

geçirdiğini, 2003-2004 eğitim-öğretim yılında, birinci sınıfta oğluna aşı

yapıldığını, ayrıca bebek iken oğluna gezici sağlık ekipleri tarafından aşı

yapıldığını ancak hangi aşıların yapıldığını bilmediğini ifade etmiştir.

13. Başvurucular, Sağlık Bakanlığına yaptıkları müracaatın

zımnen reddedildiğini belirterek 10/11/2007 tarihinde Diyarbakır 1. İdare

Mahkemesinde dava açmış ve 50.000 TL maddi, 30.000 TL manevi tazminat talebinde

bulunmuşlardır. Başvurucular dava dilekçesinde özetle oğullarının 13/6/1997

tarihinde dünyaya geldiğini, oğullarının dünyaya geldiği dönemde kızamık

aşısının tek doz yani eksik doz olarak uygulandığının bilinen bir gerçek

olduğunu, SSPE hastalığına yakalananların neredeyse tamamının bu dönemde

dünyaya geldiğini, oğullarının ölümünde Sağlık Bakanlığının kusurunun

bulunduğunun açık olduğunu belirtmişlerdir. Başvurucular, oğulları J.B.nin yaklaşık bir buçuk yaşında iken kızamık hastalığı

geçirdiğini, bunun üzerine Diyarbakır 9 No.lu Sağlık Ocağına götürülen

oğullarına kızamık aşısı yapıldığını ifade etmişlerdir. Başvurucular,

oğullarının SSPE hastalığı döneminde gerek manevi gerekse maddi yönden büyük

sıkıntılar çektiklerini ifade etmişlerdir. Başvurucular, SSPE hastalığının

kesin bir tedavisinin olmadığını, Avrupa'da yapılacak bir tedavi ile sadece

yaşam süresinin uzatılmasının mümkün olduğunu, SSPE hastalarına doktorlar

tarafından önerilen bir ilacın Türkiye'de satılmayan bir ilaç olduğunu, yeşil

kart dışında bir güvencelerinin olmaması nedeniyle oğullarına yazılan bu ilacı

temin edemediklerini, bu durumun hem maddi hem manevi olarak kendilerini

yıktığını belirtmişlerdir. Başvurucular son olarak devletin düzenli aşı

kampanyaları yapmakla yükümlü olduğunu, yirmi beş yıldır Diyarbakır 9 No.lu

Sağlık Ocağına yakın bir yerde oturmalarına rağmen yeterli doz aşı

uygulamasının bu yere ulaştırılamamış olmasının kabul edilemez olduğunu ileri

sürmüşlerdir.

14. Sağlık Bakanlığı, sunulan koruyucu sağlık hizmeti ile ortaya

çıkan netice arasında uygun illiyet bağı bulunmadığını savunmuştur. Sağlık

Bakanlığı, dava tarihinden önce Sağlık Bakanlığı onanıyla oluşturulmuş ve SSPE

hastalığı hakkında çeşitli araştırmalar yapmış olan SSPE Bilimsel İnceleme

Komisyonunca (Komisyon) hazırlanan rapordaki verilere dayanarak dava konusu

olayda hizmet kusuru bulunmadığını savunmuştur.

15. Başvurucular; oğulları J.B.nin ölümü

ile neticelenen olayda hizmet kusuru bulunduğunu, J.B.ye kızamık aşısı

yapılmadığı yönündeki idarenin savunmasına itibar edilmesi hâlinde bile gerekli

organizasyonu kuramaması ve oğullarına kızamık aşısını ulaştıramaması

nedenleriyle idarenin sorumluluğunun bulunduğunu belirterek Sağlık Bakanlığının

savunma dilekçesine karşı beyanda bulunmuşlardır.

16. Yukarıda da belirtildiği üzere Sağlık Bakanlığı, SSPE

Komisyonunca hazırlanan rapordaki verilere dayanarak olayda hizmet kusuru

bulunmadığını savunmuştur. Dava dosyasında da bir örneği bulunan bu rapor, 1970

yılından itibaren Türkiye'de uygulanan kızamık aşısı ile SSPE hastalığı

arasındaki ilişkiyi incelemek üzere Sağlık Bakanı'nın 1/7/2005 tarihli ve 6888

sayılı oluru ile kurulan bir komisyon tarafından hazırlanmıştır. Bu Komisyon,

Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalında görevli

Prof. Dr. S.T. ile Doç. Dr. L.A., aynı Üniversitenin Çocuk Nörolojisi Bilim

Dalında görevli Prof. Dr. S.A. ile Prof. Dr. B.A., yine aynı Üniversitenin

Çocuk Enfeksiyonu Ana Bilim Dalında görevli Prof. Dr. M.C., ayrıca Gazi

Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalında

görevli Prof. Dr. U.B. ile bu Üniversitenin Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik

Mikrobiyoloji Ana Bilim Dalında görevli F.A. ve İstanbul Üniversitesi Çocuk

Sağlığı Enstitüsünde görevli Prof. Dr. G.G.den

oluşmaktadır. Komisyon rapor hazırlamadan önce diğer bazı araştırmaların yanı

sıra Dünya Sağlık Örgütü tarafından yıllara göre önerilen kızamık aşı takvimini

ve uygulamalarını incelemiş, dünyada tek doz kızamık aşısı uygulanan

ülkelerdeki SSPE görülme sıklığını araştırmış, ayrıca Türkiye'deki üniversite

ve eğitim hastanelerinde takip/tedavi edilen SSPE olgularının sayısını tespit

etmeye çalışmıştır.

17. Komisyon, toplam üç toplantı yaparak 5/4/2006 tarihli bir

rapor hazırlamıştır. Raporda;

i. Kızamık hastalığının bulaşıcılığı yüksek olan çocukluk çağı

hastalıklarından biri olduğu, bildirilen kızamık olgularının yaklaşık %30'unda

bir ya da daha fazla komplikasyonun ortaya çıktığı, bu komplikasyonlardan

birinin de SSPE hastalığı olduğu belirtilmiştir.

ii. Aşı Güvenliği Küresel Danışma Komitesinin incelenen tüm SSPE

olgularında vahşi kızamık suşlarının saptandığını

açıkladığı ifade edilmiştir. Rapora göre Aşı Güvenliği Küresel Danışma

Komitesi, kızamığın kontrol altına alındığı ülkelerde SSPE'nin

azalmasını veya hiç görülmemesini dikkate alarak SSPE hastalığına kızamık

aşısının neden olmadığını açıklamıştır.

iii. SSPE hastalarında moleküler tanı yöntemleri ile yapılan

incelemelerde daima vahşi kızamık virüs suşlarının

saptandığı, kızamık aşı virüsünün hiçbir zaman saptanmadığı belirtilmiştir.

iv. Kızamık hastalığından ve hastalığın yol açtığı komplikasyonlardan

korunmanın tek yolunun duyarlı nüfusun yaygın ve etkin aşılanması ile toplumun

bağışıklığının yükseltilmesi olduğu ifade edilmiştir.

v. Türkiye'de kullanılan aşıların Dünya Sağlık Örgütü tarafından

önerilen ve onaylanan iyi üretim uygulamaları (good manufacturing practices)

kurallarına göre üretilmiş ve uluslararası referans laboratuvarlarında test

edilmiş aşılar olduğu belirtilmiştir. Rapordaki bilgilere göre aşılar kullanıma

sunulmadan önce Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezinde test edilmekte ve uygun

olduğu kanıtlanan aşıların kesin kabulü yapılmaktadır. Rapora göre aşılar

üretici firmadan alınıp aşılanacak kişiye uygulanana kadar tüm sağlık

kuruluşlarında soğuk zincir sistemi içinde, uygun ısı aralığında korunmakta ve

sistem sürekli olarak izlenmektedir.

vi. Türkiye'deki aşı uygulamalarının, hastalıkların görülme

sıklığı ve dağılımı değerlendirilerek Dünya Sağlık Örgütü ve Bağışıklama Danışma

Kurulu önerilerine göre düzenlendiği ifade edilmiştir. Rapordaki bilgilere göre

kızamık aşısı 1970 yılı sonlarında Dünya Sağlık Örgütü tarafından bebeklik

çağında yapılması gereken aşılar arasına alınmıştır. Yine rapordaki bilgilere

göre Dünya Sağlık Örgütü, aşı uygulama zamanını 1986-1989 yılları arasında

dokuzuncu ayda ve tek doz olarak önermiş; 1993 yılında ise kızamık

eliminasyonunu hedefleyen ülkeler için ikinci dozu önermiş ancak gelişmekte

olan ülkeler için rutin iki doz aşı uygulamasının erken olduğunu ve ilk dozda

yüksek oranlara ulaşılmasına öncelik verilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Rapordaki bilgilere göre Dünya Sağlık Örgütü, 1998 yılında da dokuzuncu ayda

tek doz önerisini devam ettirmiştir. Rapora göre Dünya Sağlık Örgütü 2000

yılında ise dokuzuncu aydaki ilk doz kızamık aşısına ek olarak çocuklara ikinci

doz fırsatının verilmesini önermiş, 2003 yılında da bu önerisini tekrar

etmiştir.

vii. Kızamık aşısı uygulamasının ülkemizde de Sağlık Bakanlığı

tarafından 1970 yılında başlatıldığı belirtilmiştir. Türkiye'deki rutin kızamık

aşı uygulamasının Dünya Sağlık Örgütü ve Bağışıklama Danışma Kurulu önerileri

doğrultusunda 1970 yılından 1998 yılına kadar tek doz olarak sürdürüldüğü ifade

edilmiştir. Aşılanma oranının 1987 yılından bu yana giderek artış gösterdiği,

bu oranın 1987-1990 yılları arasında %60,7, 1991-1994 yılları arasında %73,7,

1995-1998 yıllarında ise %76'ya ulaştığı belirtilmiştir. 1999-2002 yılları

arasında %81,7 aşılama oranına ulaşıldığı, kızamık hastalığının en düşük düzeye

indirilmesi amacıyla 2002 yılında Sağlık Bakanlığı tarafından Kızamık Eliminasyon Programı başlatıldığı,

2003-2005 yılları arasında uygulanan kızamık

aşı günleri ile on beş yaş altı 18,5 milyon çocuğa aşı yapılarak %95

oranının aşıldığı, 2003-2004-2005 yıllarında rutin kızamık aşı oranlarının ise

sırasıyla %75, %87,4 ve %91 olarak gerçekleştiğiifade

edilmiştir.

viii. İlkokullarda görülen kızamık salgınlarının önlenmesine

yönelik olarak 1998 yılında Bağışıklama Danışma Kurulu kararı ile kızamık

aşısının 2. dozunun ilköğretim birinci sınıf aşı takvimine eklendiği ifade

edilmiştir. Rapordaki bilgilere göre kızamık aşısı 2006 yılından itibaren on

ikinci ayda uygulanmış, ilkokul 1. sınıfta yapılan kızamık aşısına da devam

edilmiştir.

ix. Türkiye'deki SSPE olgularının sayısı ile ilgili olarak

yapılan araştırmada toplam altmış bir eğitim ve araştırma hastanesi ile

üniversite hastanesinden bildirim yapıldığı, bu bildirimlere göre 1995 yılından

bu yana tedavi/takip amacıyla hastaneye başvuran SSPE olgularının sayısının

1.131 olduğu belirtilmiştir. Raporda, bu olguların %56'sının kızamık hastalığı

geçirdiğinin, %11'inin ise kızamık hastalığı geçirmediğinin bildirildiği, %33'ü

ile ilgili bilgiye ulaşılamadığı, yalnızca %29'unda kızamık aşısı yapıldığının

bildirildiği ifade edilmiştir.

x. Dokuzuncu ayda uygulanan kızamık aşısının etkinliğinin %80-85

olduğu, Türkiye'deki SSPE olgularının toplumsal bağışıklığın %60 olduğu

dönemlerden kaynaklandığı, bu bağlamda önemli olan hususun zamanında aşılanma

oranının %95'lerin üzerinde tutulması olduğu ifade edilmiştir. Aşılanma

oranının tek dozla bile %100'e yaklaşması hâlinde o toplumda kızamık

olgularının çok aza inebileceği, bunun en uygun örneğinin Çin olduğu, aşılanma

oranı ülke düzeyinde yüksek olduğu ve salgın oluşturacak, aşısı eksik bir nüfus

bulunmadığı için dokuzuncu ay aşılaması ile kızamık olgularının ve buna bağlı

SSPE olgularının Çin'de belirgin şekilde azaldığı ifade edilmiştir.

xi. Epidemiyolojik verilerin kızamık aşısının kızamık

hastalığına, dolayısıyla SSPE hastalığına karşı koruyucu olduğunu gösterdiği

belirtilmiştir.

18. Komisyon tarafından hazırlanan raporda sonuç olarak

aşağıdaki değerlendirmeler yapılmıştır:

"Sonuç olarak;

1.Ülkemizde, Sağlık Bakanlığı tarafından GBP

kapsamında uygulanan tüm aşıların kalite kontrolleri yapılmakta ve üretimden

kullanıcıya soğuk zincir sistemi içerisinde ulaştırılmaktadır.

2. Sağlık Bakanlığı kayıtlarına göre kızamık

aşısı rutin aşılama programı içerisinde 1998 yılına dek her zaman tek doz

uygulanmıştır, bu süre içerisinde iki dozdan tek doza geçildiği bir dönem

olmamıştır. 1998 yılında okullarda yaşanan kızamık salgınlarını önlemek

amacıyla ilköğretim 1. sınıfta 2. doz uygulaması başlatılmıştır.

3. Ülkemizde geçmişte uygulanmış ve halen

uygulanmakta olan kızamık aşılama şemaları başta DSÖ olmak üzere uluslararası

uygulamalarla ve bilimsel bulgularla uyumludur.

4. SSPE hastalığı kızamık aşısının değil

kızamık hastalığının komplikasyonudur. SSPE olgularından kızamık hastalığı

virüsü sorumludur.

5. Ülkemizde aşılanma oranları göz önüne

alındığında SSPE insidansının benzer ülkelerden çok

farklı olmadığı görülmektedir.

6. Ülkemizde SSPE olguları aşılama oranlarının

ve aşı ile elde edilen toplumsal bağışıklığın düşük olduğu dönemlerde gorülen kızamık olgularından kaynaklanmaktadır.

Öneriler;

1.Çocukların rutin aşılanma oranlarını ülke

genelinde ve her il düzeyinde arttırmaya yönelik çalışmalar sürdurülmelidir.

2. Aşı konusunda toplumu doğru bilgilendirmeye

yönelik halk eğitim çalışmaları yapılmalı, aşı uygulamalarında toplum katılımının

sağlanmasına çalışılmalı, aşının güvenli olduğu konusunda bilgilendirme

yapılmalı ve bu konuda yazılı ve görsel medya ile işbirliğine

gidilmelidir.

3. Kızamık ve SSPE sürveyans

ve bildirim sistemi güçlendirilmelidir.

4. İlgili dallardan uzmanların katılımıyla,

SSPE olgularının tanı ve tedavi protokollerine yönelik bir komisyon

oluşturulmalı, bu komisyonca uygun görülen tedavi giderleri sosyal güvence

kapsamında olmalı ve bakım giderleri desteklenmelidir.

5. Konuyla ilgili uzmanlar tarafından bu

konularda yapılacak açıklamaların bilimsel gerçekler doğrultusunda ve özenle

seçilmiş ifadelerle bilimsel etik ve sorumluluğun gereği olarak yapılması

önerilir.

(...)"

19. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi, 29/4/2009 tarihli kararla davanın

reddine karar vermiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:

"(...)

Davada herşeyden

önce davacıların çocuklarının bebeklik döneminde davalı idareye bağlı ekiplerce

aşılanıp aşılanmadığı ya da aşılama yapıldı ise söz konusu aşılar içerisinde

kızamık aşısının bulunup bulunmadığı, başka bir deyişle ortada idarenin bir

filinin bulunup bulunmadığı belirlenmelidir. Bu konuda dosya içerisinde bulunan

belgelere göre anılan durumla ilgili bir belgenin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Bu açıdan idareye bağlı ekiplerce aşı yapılıp yapılmadığı, yapıldı ise

içlerinde kızamık aşısının bulunup bulunmadığı, dolayısı ile ortada idarenin

bir fiilinin bulunduğu belirlenememektedir.

Söz konusu aşının yapıldığının kabul edilmesi

halinde bile aşının bahsi geçen hastalığa sebep olup olmayacağını, başka bir

deyişle idarenin fiilinin kusurlu olup olmadığını ortaya koymak gerekmektedir.

Davacılar tarafından hastalığın tek doz ve/veya bayat kızamık aşısından

kaynaklandığı iddia edilmektedir. SSPE hastalığı kızamık hastalığından sonra

ortaya çıkan bir hastalıktır. Davalı idareye bağlı olmayan ve çeşitli

üniversitelerde görev yapan akademisyenlerce hazırlanan 05.04.2006 tarihli

rapora göre SSPE hastalığı kızamık aşısının değil kızamık hastalığının bir

komplikasyonudur. Bu açıdan hastalığın yapıldığı iddia edilen aşıdan

kaynaklandığı hususu bilimsel olarak kabul edilemeyecek niteliktedir. Yine söz

konusu rapora göre Genişletilmiş Bağışıklama Programı kapsamında uygulanan tüm

aşıların kalite kontrolleri yapılmakta ve üretimden kullanıcıya dek soğuk

zincir sistemi içerisinde güvenle ulaştırılmaktadır. Bu açıdan aşının

kendisinde bir bozukluk olması hususu da kabul edilemeyecek bir durumdur.

Aşının iki doz yerine tek doz yapılması hususuna gelince,

hem raporun hem de savunma dilekçesinin incelenmesinden kızamık aşısının 1998

yılına kadar tek doz bu yıldan sonra iki doz yapıldığı görülmektedir. Ancak bu

husus davacıların iddialarını kanıtlar nitelikte değildir. Zira yapılması

gereken ikinci doz hemen ilk dozun ardından değil bu aşıdan yıllar sonra

1.sınıf çağındayapılmaktadır. Dosya içerisindeki

belgelere göre de davacının bebeklik döneminde kızamık aşısının yapıldığının

kabulü halinde ikinci doz aşı birinci dozun hemen ardından yapılamayacağından

eksik doz aşıdan bahsedilemeyecektir. Kaldı ki dosya içerisinde bulunan

belgelere göre davacıların çocuklarına 1.sınıf çağında kızamık aşısının yani

ikinci doz aşının yapıldığı anlaşılmaktadır.

Bunların dışında, idarece sunulan aşı

uygulaması hizmeti, kamu yararının sağlanmasına yönelik hizmetler olup, asıl

olarak anne-babalar tarafından çocuklarının aşı takibinin yapılması

gerekmektedir. İdarece yapılmış olan bir aşı var ise ancak bu aşının bozuk

olması durumunda kusurlu olduğunun, bunun dışında aşı yaptırılıp yaptırılmama

açısından ise asıl sorumluluğun ailelerde bulunduğunun kabulü zorunludur. Dava

konusu olayda ise eğer bir aşı yapılmış ise bu aşının bozuk olma ihtimalinin

bulunmadığını yukarıda açıklamıştık. Ayrıca yine kızamık aşısı yapılmış olsa

bile davacıların çocuklarının kızamık hastalığına yakalanması durumunda bu

hususun bahsi geçen kişinin yeterli bağışıklık düzeyine ulaşamamasından

kaynaklanacağının kabulü gerekeceğinden, bu konuda da idareye atfedilecek bir

kusur bulunmamaktadır.

Belirtilen açıklamalar ışığında SSPE

hastalığına genel olarak kızamık hastalığına yakalanılmış olmasının sebep

olduğu, davacıların çocuklarının da 15 aylık iken kızamık hastalığına

yakalandığı, bu hastalığa yakalanılmasında da idarenin bir kusuru bulunmadığı,

zira öncesinde aşı yapılmasına rağmen kızamığa yakalanılmış ise bunun

davacıların çocuklarının bünyesinden kaynaklandığı, aşı yapılmamış ise bunda

asıl sorumluluğun ailelerde bulunduğu sonucuna varılmaktadır.

Bütün bu nedenlerle, davacıların çocuklarının

davalı idareye bağlı ekiplerce aşılandığının kanıtlanamaması, aşı yapılmış olsa

bile SSPE hastalığına yakalanılmasında kızamık aşısının sebep olamayacağı,

hastalığa ancak kızamık hastalığı virüsünün neden olabileceği, aşının bozuk

olma ihtimalinin bulunmadığı,ikinci doz aşınında birinci sınıf çağında yapılacağı, bu nedenle aynı andaçift doz aşı yapılması gibi bir uygulamanın söz konusu

olmaması karşısında ortada idareye atfedilebilecek bir kusur bulunmadığından

davacıların maddi ve manevitazminat taleplerinin

kabulüne olanak bulunmamaktadır."

20. Başvurucular; ilk derece mahkemesi kararının hukuka aykırı

olduğunu, SSPE hastalığının nedeninin kızamık aşısının yanlış uygulanması -tek

doz ve bayat aşı- olduğunu belirterek kararı temyiz etmişlerdir. Başvurucular

ayrıca oğullarına kızamık aşısı yapılmadığının kabul edilmesi hâlinde bile

idarenin sorumluluğunun bulunduğunu çünkü Sağlık Bakanlığı görevlilerinin

gerekli takibi yaparak eksik olan aşıları tamamlamakla yükümlü olduğunu ifade

etmişlerdir.

21. Danıştay Onbeşinci Dairesi

25/4/2014 tarihli kararla ilk derece mahkemesi kararının onanmasına karar

vermiştir.

22. Başvurucuların karar düzeltme istemi aynı Dairenin

11/12/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

23. Bu karar 3/2/2015 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğ

edilmiştir.

24. Başvurucular 4/3/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

25. 24/4/1930 tarihli ve 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha

Kanunu’nun 1. maddesi şöyledir:

"Memleketin sıhhi şartlarını ıslah ve

milletin sıhhatine zarar veren bütün hastalıklar veya sair muzır amillerle

mücadele etmek ve müstakbel neslin sıhhatli olarak yetişmesini temin ve halkı

tıbbi ve içtimai muavenete mazhar eylemek umumi Devlet hizmetlerindendir."

26. 1593 sayılı Kanun'un 3. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti

bütçeleriyle muayyen hatlar dahilinde olarak aşağıda yazılı hizmetleri doğrudan

doğruya ifa eder:

(...)

3 -Memlekete sari ve

salgın hastalıkların hulülüne mümanaat.

4 - Dahilde her nevi intani, sari ve salgın hastalıklarla veya çok

miktarda vefiatı intaç ettiği görülen sair muzır

amillerle mücadele.

(...)

6 - ilaçları ve bütün zehirli müessir ve uyuşturucu maddelerle yalnız

hayvanlar için serumlar ve aşıları murakabe hariç olmak üzere her nevi serum ve

aşıları murakabe."

27. 1593 sayılı Kanun’un 57. maddesi şöyledir:

"Kolera, veba (Bübon

veya zatürree şekli), lekeli humma, karahumma (hummayi

tiroidi) daimi surette basil çıkaran mikrop hamilleri dahi -paratifoit

humması veya her nevi gıda maddeleri tesemmümatı,

çiçek, difteri (Kuşpalazı)- bütün tevkiatı dahi sari

beyin humması (İltihabı sahayai dimağii

şevkii müstevli), uyku hastalığı (İltihabı dimağii sari), dizanteri (Basilli ve amipli), lohusa

humması (Hummai nifası)

ruam, kızıl, şarbon, felci tıfli (İltihabı nuhai kuddamii sincabii haddı tifli), kızamık, cüzam (Miskin), hummai

racia ve malta humması hastalıklarından biri zuhur

eder veya bunların birinden şüphe edilir veyahut bu hastalıklardan vefiyat vuku

bulur veya mevtin bu hastalıklardan biri sebebiyle husule geldiğinden şüphe

olunursa aşağıdaki maddelerde zikredilen kimseler vak'ayı

haber vermeğe mecburdurlar. Kudurmuş veya kuduz şüpheli bir hayvan tarafından

ısırılmaları, kuduza müptela hastaların veya kuduzdan ölenlerin ihbarı da

mecburidir."

28. 1593 sayılı Kanun’un 72. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"57 nci

maddede zikredilen hastalıklardan biri zuhur ettiği veya zuhurundan

şüphelenildiği takdirde aşağıda gösterilen tedbirler tatbik olunur:

(...)

2 - Hastalara veya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı tatbikı.

(...)"

29. 1593 sayılı Kanun’un 87. maddesi şöyledir:

"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince 57 nci maddede zikredilen

hastalıkların her birine karşı yapılacak mücadele tedbirlerini ve tathirat ve tephirat ve itlafı

haşerat ve hayvanat usullerini ve tathirata tabi

binalar ve eşya ve sairenin ne zamanlarda ve ne

suretle tephir ve tathir edileceklerini mübeyyin bir nizamname neşrolunur."

30. 1593 sayılı Kanun’un 88. maddesi şöyledir:

"Türkiye dahilinde her fert çiçek aşısı

ile mükerrenen aşılanmağa mecburdur. Bu aşının,

icrası tarzı ve vesikaların ne suretle ita olunacağı ve aşılarının fennen geri bırakılması icap eden kimseler 87 nci maddede yazılan nizamnamede

zikredilir."

31. 1593 sayılı Kanun’un 95. maddesi şöyledir:

"Sari

hastalıklara karşı kullanılan her nevi serum ve aşılar Hükümet tarafından ihzar

edilir. Hariçten getirilenlerin Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletince tayin

olunan vasıf ve şartları haiz olmaları mecburidir. Dahilde beşeri

serum ve aşı imali Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletinin müsaadesine ve

murakabesine tabidir. Bu müesseselerin vasıfları ve şartları Vekaletçe tayin

olunur."

32. 1593 sayılı Kanun’un 280. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaleti sari ve salgın hastalıklardan korunma, çocuk büyütme ve

sıhhi şartlar dairesinde yaşama gibi sıhhi meseleler hakkında halkı tenvir için

kitap, levha, risale neşreder, sıhhi propaganda müessesatı

yapar ve konferanslar verdirir ve her nevi sinema filimleri

gösterir. Bu gibi hizmetler meccanidir. İcabı takdirinde lazım gelen vasıtaları

haiz seyyar sıhhi propoganda kolları teşkil

olunur."

33. 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel

Kanunu’nun "Temel esaslar" kenar başlıklı 3. maddesinin birinci fıkrasının

"k" bendinin ilgili

kısmı şöyledir:

“Sağlık

hizmetleriyle ilgili temel esaslar şunlardır:

(...)

k) Koruyucu, teşhis, tedavi ve rehabilite edici hizmetlerde kullanılan ilaç, aşı, serum ve

benzeri biyolojik maddelerin üretiminin ve kalitesinin teşvik ve temini esas

olup, her türlü müstahzar, terkip, madde, malzeme, farmakope

mamülleri, kozmetikler ve bunların üretiminde

kullanılan ham ve yardımcı maddelerin ithal, ihraç, üretim, dağıtım ve

tüketiminin, amaç dışı kullanılmak suretiyle fizik ve psişik bağımlılık yapan

veya yapma ihtimali bulunan madde, ilaç, aşı, serum ve benzeri biyolojik

maddeler ile diğer terkiplerin kontroluna,

murakabesine ve bunların yurt içinde ve yurt dışında ücret karşılığı kalite

kontrollerini yaptırmaya, özel mevzuata göre ruhsatlandırma, izin ve fiyat

verme işlerini yürütmeye Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı yetkilidir.

(...)”

34. 5/1/1961 tarihli ve 224 sayılı Sağlık Hizmetlerinin

Sosyalleştirilmesi Hakkında Kanun'un 1. maddesi şöyledir:

"İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde

bir hak olarak tanınan sağlık hizmetlerinden faydalanmanın sosyal adalete uygun

bir şekilde ifasını sağlamak maksadiyle tababet ve

tababetle ilgili hizmetler bu kanun çerçevesinde hazırlanacak bir program

dahilinde sosyalleştirilecektir."

35. 224 sayılı Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sosyalleştirme: Sağlık hizmetlerinin

sosyalleştirilmesi vatandaşların sağlık hizmetleri için ödedikleri prim ile

amme sektörüne ait müesseselerin bütçelerinden ayrılan tahsisat karşılığı herçeşit sağlık hizmetlerinden ücretsiz veya kendisine

yapılan masrafın bir kısmına iştirak suretiyle eşit şekilde faydalanmalarıdır.

Sağlık ocağı: Takriben 5000

- 10000 kişinin köyler grubu veya bir kasaba veya şehir ve büyük

kasabalardaki mahalle grupları bir sağlık ocağını teşkil eder. Bunların il

içinde idari taksimata uyması icabetmez."

36. 224 sayılı Kanun'un 9. maddesi şöyledir:

"Sosyalleştirilmiş sağlık hizmeti

teşkilatı: Sağlık evleri sağlık ocakları, sağlık merkezleri ile hastaneleri,

çeşitli koruyucu hekimlik teşekkülleri, sağlık hizmeti hususiyet arzeden yerler için kurulmuş sağlık teşekkülleri, sağlık

müdürlükleri, bölge hastaneleri, bölge laboratuvarları, sağlık personeli

yetiştiren eğitim müesseseleri, Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı merkez

teşkilatı ve diğer Bakanlık ve kurumlarda Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı ile

işbirliği yapmak üzere kurulmuş olan dairelerden teşekkül eder."

37. 224 sayılı Kanun'un 10. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Bir sağlık ocağının hizmeti en az bir

hekim ve yeter sayıda yardımcı sağlık personelinden teşekkül eden bir ekip

tarafından yürütülür. Köylerde bu ekibe yardımcı olarak tesis edilen sağlık

evlerinde yardımcı sağlık personeli vazifelendirilir.

Sağlık ocakları ve evleri her türlü koruyucu

hekimlik hizmetleri, hastaların muayene ve tedavisi ile, sağlık ocağına kayıtlı

şahısların sağlık sicillerini tutmakla mükelleftir. Ocak hekimleri yalnız kendi

ocakları içinde adli tabiplik vazifesi görürler."

38. 224 sayılı Kanun'un 11. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sağlık hizmetlerinin sosyalleştirildiği

yerlerdeki her ilçede en az bir sağlık ocağı bulunur.

Sağlık merkezlerindeki sağlık personeli,

ocaklarda çalışan personelin her türlü koruyucu hekimlik ve tedavi hekimliği

hizmetlerinde onlara rehber ve yardımcıdır. Bu hizmetlerden kendi uhdelerine

verilenleri de bizzat ifa ederler. Sağlık merkezleri başhekimi kendisine bağlı

sağlık ocaklarında çalışan personelin faaliyetlerini de denetler."

39. 224 sayılı Kanun'un 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sosyalleştirilmiş sağlık hizmetlerinden

faydalanmak istiyen, acil vakalar hariç, evvela

sağlık evine veya sağlık ocağına başvururlar. Köylük bölgelerde sağlık ocağı

hekimleri tedavi edemedikleri vakaları, güç olması muhakkak bulunan doğumları

sağlık merkezine, hastaneye sevki gereken acil vakaları hastaneye yollarlar,

Sağlık ocağında hekim bulunmadığı hallerde yardımcı sağlık personeli hastaları

-kendi selahiyetleri dahilinde olan müdahaleyi mütaakıp gerekirse- sağlık merkezine veya hastaneye sevkedebilir. Sağlık merkezinde tedavisi mümkün olmıyan hastalar veya mütehassıs müdahalesini icabettiren doğumlar hastanelere veya doğumevlerine sevkedilir."

40. Başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde yürürlükte

bulunan 13/12/1983 tarihli ve 181 sayılı mülga Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve

Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin 2. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Sağlık Bakanlığının görevleri şunlardır:

a) Herkesin hayatını bedenen, ruhen ve sosyal

bakımdan tam iyilik hali içinde sürdürmesini sağlamak için fert ve toplum

sağlığını korumak ve bu amaçla ülkeyi kapsayan plan ve programlar yapmak,

uygulamak ve uygulatmak, her türlü tedbiri almak, gerekli teşkilatı kurmak ve

kurdurmak,

b) Bulaşıcı, salgın ve sosyal hastalıklarla

savaşarak koruyucu, tedavi edici hekimlik ve rehabilitasyon hizmetlerini

yapmak,

c)Ana ve çocuk sağlığının korunması ve aile

planlaması hizmetlerini yapmak,

d) İlaç, uyuşturucu ve psikotrop

maddelerin üretim ve tüketimini her safhada kontrol ve denetlemek; farmasötik ve tıbbi madde ve müstahzar üreten yerlerin,

dağıtım yerlerinin açılış ve çalışmalarını esaslara bağlamak, denetlemek,

e) Gerekli aşı, serum, kan ürünleri ve

ilaçların üretimini yapmak, yaptırmak ve gerekirse ithalini sağlamak,

(...)"

41. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 8. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"Sağlık Bakanlığındaki anahizmet birimleri şunlardır:

a) Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü,

(...)

c) İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğü,

(...)

e) Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel

Müdürlüğü,

(...)"

42. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 9. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"Temel Sağlık Hizmetleri Genel

Müdürlüğünün görevleri şunlardır:

a) (Değişik bent: 08/06/1984

- KHK - 210/1 md.) Toplum sağlığını

ilgilendiren her türlü koruyucu sağlık hizmetlerinin verilmesini sağlamak, bu

hizmetlere halkın katkı ve iştirakini temin etmek,

b) Bulaşıcı, salgın, sosyal ve dejeneratif hastalıklarla mücadele ile aşılama ve

bağışıklık hizmetlerini yürütmek,

(...)

f) Zehirli ve uyuşturucu maddelerle, tıbbi ve

hayati müstahzarları, insan sağlığında kullanılan her cins serum ve aşıları,

bunların yapıldığı ve satıldığı yerleri denetlemek,

(...)"

43. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 11. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"İlaç ve Eczacılık Genel Müdürlüğünün

görevleri şunlardır :

a) Sağlık hizmetlerinde kullanılacak ilaçların

imalini, ithalini ve piyasaya arz şekillerini izne bağlamak, ilaçların kaliteli

olarak uygun fiyatlarla ve sürekli bir şekilde halka ulaşmasını sağlamak, bu

amaçla gerekli kontrolleri yapmak,

(...)"

44. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 13. maddesi

şöyledir:

"Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması

Genel Müdürlüğünün görevleri şunlardır:

a) Ana Çocuk sağlığı ve aile planlaması

hizmetleri ile ilgili hedefleri belirlemek, bu hedefler doğrultusunda çalışma

plan ve programları hazırlamak ve uygulamaya koymak,

b) Annenin ve çocuğun beden ve ruh sağlığının

korunmasını ve evli kadınların doğum öncesi ve sonraki bakımlarını sağlamak,

c) Bakanlıkça verilen benzeri görevleri

yapmak."

45. 181 sayılı mülga Kanun Hükmünde Kararname'nin 39. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"Sağlık Bakanlığının bağlı kuruluşları

şunlardır:

(...)

c) Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi

Başkanlığı."

46. Başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde yürürlükte

bulunan 30/12/1940 tarihli ve 3959 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Refik Saydam

Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi Teşkiline Dair Kanun'un 1. maddesinin birinci

fıkrası şöyledir:

"Sıhhat ve İçtimai Muavenet Vekaletine bağlı,

Hıfzıssıhha Enstitüsü ve Hıfzıssıhha Mektebinden ibaret olmak üzere teşkil

edilen (Türkiye Cumhuriyeti Refik Saydam Merkez Hıfzıssıhha Müessesesi) bu

kanunda yazılı işleri yapmakla mükelleftir."

47. 3959 sayılı mülga Kanun'un 2. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Hıfzıssıhha Enstitüsü Sıhhat ve İçtimai

Muavenet Vekilliğince muhtelif ihtisas şubelerine ayrılır.

Bu müessese vekaletçe gösterilecek lüzum

üzerine:

A) Halk Hıfzıssıhha şartlarının ıslah ve inkisafına ve her nevi hastalıklarla mücadeleye yarayacak

sıhhi ve fenni araştırmaları ve incelemeleri yapmak,

B) Vekaletçe nevileri tayin edilen serum ve

aşıları ve sair biyolojik ve kimya maddelerini hazırlamak,

C) Hususi kanunlarına tevfikan yerli veyahut

yabancı müstahzarların, serum ve aşılarla sair hayati terkip veya kimyevi

maddelerin kontrollerini yapmak,

(...)

E) Umumi ve içtimai hıfzıssıhhaya ve sair

sıhhi mevzulara ait konferanslar tertip etmek ve neşriyat yapmakla

mükelleftir."

48. 17/2/1926 tarihli ve 743 sayılı mülga Türk Kanunu Medenisi'nin 262. maddesi şöyledir:

"Çocuk, küçük iken ana ve babasının

velayeti altındadır; kanuni sebep olmadıkça, ana ve babadan alınamaz. Hakim, vasi tayinine lüzum görmedikçe hacredilen

çocukları dahi, ana ve babanın velayetine tabidirler."

49. 743 sayılı mülga Kanun'un 264. maddesinin ikinci fıkrası

şöyledir:

"Çocuk, ana ve babasına riayete

mecburdur. Ana ve baba, kudretlerine göre çocuğu yetiştirmekle ve çocuk alil

veya aklı zayıf ise haline münasip bir terbiye vermekle mükelleftirler."

50. 743 sayılı mülga Kanun'un 268. maddesi şöyledir:

"Ana ve baba, velayeti icra hakkını haiz

oldukları nisbette çocuklarının kanuni

mümessilidirler. Bu sıfatla hareketlerinde hakimin

reyine ihtiyaçları yoktur."

51. 743 sayılı mülga Kanun'un 272. maddesi şöyledir:

"Ana ve baba, vazifelerini ifa

etmedikleri takdirde hakim, çocuğun himayesi için muktazi tedbirleri ittihaz ile mükelleftir."

52. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun

335. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Ergin olmayan çocuk, ana ve babasının

velâyeti altındadır. Yasal sebep olmadıkça velâyet ana ve babadan

alınamaz."

53. 4721 sayılı Kanun'un 339. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Ana ve baba, çocuğun bakım ve eğitimi

konusunda onun menfaatini göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve

uygularlar."

54. 4721 sayılı Kanun'un 346. maddesi şöyledir:

"Çocuğun menfaati ve gelişmesi tehlikeye

düştüğü takdirde, ana ve baba duruma çare bulamaz veya buna güçleri yetmezse

hâkim, çocuğun korunması için uygun önlemleri alır."

55. 4721 sayılı Kanun'un 347. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Çocuğun bedensel ve zihinsel gelişmesi

tehlikede bulunur veya çocuk manen terk edilmiş hâlde kalırsa hâkim, çocuğu ana

ve babadan alarak bir aile yanına veya bir kuruma yerleştirebilir."

56. Sağlık Bakanlığının 13/8/1993 tarihli ve 09762 sayılı Genelgesinin

aşılama hizmetlerinin uygulanması sırasında dikkat edilmesi gereken hususları

düzenleyen ve tüm valiliklere gönderilen ekinin "Aşı Takvimi" başlıklı kısmı şöyledir:

"AŞI TAKVİMİ

1) BİR YAŞ ALTI (0-11 ay) BEBEKLERE

• 2. Ayın bitiminde ( 8

haftalık ) : BCG

DBT

POLİO

• 3. Ayın bitiminde ( 12

haftalık ) : DBT

POLİO

• 4. Ayın bitiminde ( 16

haftalık ) : DBT

POLİO

• 9. Ayın bitiminde ( 36

haftalık ) : KIZAMIK

2) RAPEL DOZ

• 1,5 yaşında ( 16-24

aylık ) : DBT

POLİO

3) OKUL AŞILAMALARl

• İlköğretim 1. sınıfta :

DT

POLİO

BCG (Bir skarı olan

çocuğa doğrudan uygulanır. Aksi halde PPD kontrolü yapılır)

•İlköğretim 5. sınıfta :

TT

BCG (İki skarı olan

çocuğa doğrudan uygulanır. Aksi halde PPD kontrolü yapılır)

• Lise l. sınıfta :

TT

• Lise 3. sınıfta : BCG (Üç skarı olan

çocuğa doğrudan uygulanır. Aksi halde PPD kontrolü yapılır)"

57. Anılan Genelge'nin "Aşı

Uygulamalarında Genel Prensipler" başlıklı kısmı şöyledir:

"[Aşı

Uygulamalarında Genel Prensipler:]

* Sağlık kurumuna herhangi bir nedenle

başvuran her bebek, çocuk ve gebenin aşılanma durumunu kontrol ediniz, aşı

takvimine göre aşılanması gerekenleri ve eksik aşı1ıları tespit edip, aşılamak

için her fırsatı değerlendiriniz.

* Bir daha gelemeyecek ise, bir bebek, çocuk

ya da gebe için bir ampul/flakon açınız.

* Aşı uygulamalarından önce aşı üzerindeki

etiketi ve son kullanma tarihini kontrol ediniz, etiketi olmayan ya da son

kullanma tarihi geçmiş aşıları kullanmayınız. İlk olarak miadı önce dolacak

aşıyı kullanınız.

* Her aşı için ayrı ve steril bir enjektör

kullanınız.

* Ailelere bir sonraki aşı için gelmeleri

gereken zaman ve uygulanan aşının yan etkileri hakkında bilgi veriniz ve

anladığından emin olunuz.

(...)

- Aşı uygulamalarını, ilgili tüm formlara

zamanında, tam ve doğru olarak kaydediniz."

58. Anılan Genelge'nin "Kızamık

Kontrolü" başlıklı kısmı şöyledir:

"Kızamık aşı ile korunulabilir

hastalıklar içinde en çok görülen ve en çok öldürenidir.

Kızamık bulaşıcılığı çok yüksek olan bir

hastalıktır. Bu nedenle tek bir kızamık vakası, yeterince bağışık olmayan bir

toplumda bir salgına neden olabilir ve salgın hızla yayılır.

Kızamık Hastalığını Kontrol Altına Almak İçin

Temel Stratejiler:

1. Her il ve sağlık ocağı seviyesinde kızamık

aşılama oranlarının yükseltilmesi ve devamının sağlanması.

Vakaları ve salgınları önlemenin tek yolu,

uygun yaşta aşılama ile yüksek aşılama oranlarına ulaşmaktır. Ülkemizde olduğu

gibi, kızamığın endemik olduğu durumlarda ilk olarak aşılanması hedeflenen grup

1 yaş altı bebeklerdir. 1 yaş altı bebekleri yüksek oranda aşılama ile;

hasta1ığa hassas kişiler daha yavaş ve daha az sayıda birikecek ve ayrıca

hastalığın ve komplikasyonlarının daha ağır seyrettiği bu yaş grubu kızamığa

karşı korunmuş olacaktır.

Kızamık aşılama çalışmalarında, hastalık

yönünden riskli bölgelere (aşılama oranı düşük bölgeler, gecekondu bölgeleri,

nüfusun yoğun oldugu bölgeler vb.) öncelik

verilmelidir.

Aşı oranlarının yükseltilmesine yönelik

çalışmalar GBP'nin bir parçası olarak ele

alınmalıdır.

2. Hastalık sürveyansının

güçlendirilmesi

Standart Vaka Tanımı:

- 3 gün veya daha uzun süren jeneralize makülopajüler döküntü

ve

- 38 derece veya daha yüksek ateş hikayesi

ve

- Öksürük, nezle ve konjunktivit

bulgularından en az birinin varlığı

Yukarıdaki tanıma uyan bir vakanın tespit

edilmesi halinde;

- Başkavakalar araştırılmalıdır.Bunun için aktif

vaka araştırması; bölgede ev ev araştırma, vakaların ve yakınlarının

araştırılması, tüm sağlık birimlerinin (resmi ve özel) hastalık ihbarı

konusunda uyarılmaları ve hastane kayıtlarının incelenmesi ile yapılabilir.

- Vakaların; adı, soyadı, cinsiyeti, yaşı,

hastalığın başlangıç tarihi, aşılanma durumu, aşılanma yaşı ve adresleri tespit

edilerek “Bildirimi Zorunlu Hastalıklar Tespit Fişi” (form 016) ne

kaydedilmelidir.

- Tespit edilen vaka sayısı önceki yılların ( son 5 yıl)vaka sayıları ile karşılaştırılarak, bir salgın

olup olmadığı belirlenmelidir.Mevcut vaka sayısının

daha önceki epidemi olmayan yılların aynı dönem vaka sayılarından ya da vaka

sayısı ortalamasından fazla olması halinde olay bir epidemi olarak kabul

edilmelidir.

- Vakalar hastalığın başlangıcı, buna imkan yoksa tespit tarihleri esas alınarak zaman grafiğine

işlenmeli, haftalık ve aylık grafikler ile olay takip edilerek, alınan

önlemlerin yeterli olup olmadığı izlenmelidir.

- Tespit edilen vakaların kişi ve yeri

özelliklerine göre (harita üzerinde işaretleme ile belirlenir) riskli bölge ve

nüfuslar tespit edilmelidir.

- Bölgenin aşılama durumu tespit edilerek,

riskli bölge ve gruplardan başlamak üzere aşısız ve hastalığı geçirmemiş hassas

nüfusun aşılanmasına başlanmalıdır.

-Tüm vakalar yakından izlenmeli ve

komplikasyonların erken teşhis ve tedavisi için gereken önlemler alınmalıdır.

Sürveyansın güçlendirilmesinde en önemli

konulardan biri; tüm sağlık kurumlarının düzenli, tam ve zamanında bildirim

yapmalarıdır. Bildirim yapılması kadar, sağlık kurumlarına düzenli geri

bildirim yapılması da çok önemlidir. Ayrıca, sağlık kurumları yanı sıra,

eczaneler, okullar, kreşler, aileler vb. toplumsal kurumlara bilgi verilerek,

şüpheli gördükleri vakaları en kısa sürede bir sağlık kurumuna göndermeleri

teşvik edilmelidir.

59. Anılan Genelge'nin "Soğuk

Zincir" başlıklı kısmı şöyledir:

"Soğuk zincir, bir aşının potensini üretiminden kişiye verilene kadar koruyan ve

ihtiyacı olanlara yeterli miktarda ulaşmasını sağlayan insan ve malzemeden

oluşan sistemdir. Zamanında ve istenilen miktarda aşı temin edilemezse aşı

uygulamaları aksayacak, kullanılan aşılar etkin değilse de,

%100 aşılama oranlarına ulaşılsa bile, bağışık bir toplum oluşturma açısından

hiçbir yarar sağlamayacaktır. Bu nedenle soğuk zincir Genişletilmiş Bağışıklama

Programının can alıcı komponentlerinden biri olarak

büyük önem taşımaktadır.

Bilindiği gibi tüm aşılar sıcaklığa hassastır,

aynca BCG ve Kızamık aşıları ultraviyole ışınına da

hassastır. Aşıları tahrip eden, ısının kümülatif etkisidir. Yani bir kerede çok

yüksek ısıya maruziyet kadar, bir

çok kereler daha az ısılara maruziyet de aşıyı

aynı derecede bozabilir. Bir kez aşının etkinliği kaybolur ya da azalırsa,

aşılar eski haline döndürülemez, bu yüzden soğuk zincir süreklilik gerektirir.

Öte yandan bazı aşılar dondurulabilirken, DBT, DT, Td

aşılarının hiçbir zaman donmaması gerekir.

İl düzeyinde soğuk zincir uygulamaları

aşağıdaki kurallara göre düzenlenir:

- Her Sağlık Müdürlüğünde, il aşı ve soğuk

zincir malzemesi ihtiyacının belirlenmesi, aşıların soğuk zincire uygun olarak

merkezden temini, il deposunda saklanması ve perifere

dağıtımı ile sorumlu, bir soğuk zincir sorumlusu ve yardımcısı olmalıdır.

- Aşıların dağıtımında son kullanma tarihleri

mutlaka göz önüne alınarak, miadı önce dolacak aşıların önce kullanımı

sağlanmalı ve miadı dolmuş olanlar vakit geçirilmeden imha edilmelidir.

- Merkezden illere 3 ayda bir yapılan aşı

sevkiyatında kullanılan frigo-rifik kamyonların

soğutucu üniteleri ilde bulunduğu süre içerisinde elektrikle çalıştırılmalı,

bunun için de kamyonun park edeceği yere sanayi cereyanı = 380 volt trifaze elektrik hattı çekilmiş olmalıdır.

- Ankara merkez depodan kurye ile sevkiyat

yapılması gereken hallerde, yalnızca uzun ömürlü aşı nakil kabı

kullanılmalıdır.

- İllerden sağlık ocaklarına aylık olarak

yapılan aşı sevkiyatlarında 4 saate kadar olan mesafelere askılı tip aşı nakil

kabı kullanılabilir.

- Her yıl tekrarlanmak üzere ilin soğuk zincir

malzemesi mevcudu, periyodik bakım ve tamir gerektirenler ile yeni malzeme

ihtiyacı belirlenmeli, onarımı/temini sağlanmalıdır.

- Her sağlık ocağında aşılar buzdolabında

saklanmalı, buzdolabından sorumlu biri asil, biri yedek olmak üzere iki kişi

belirlenmelidir.

- Buzdolaplarında mutlaka bir termometre

bulundurulmalı, bozulan veya kırılanın yerine hemen yenisi konmalı ve dolabın

ısısı +2 ila +8 dereceler arasında korunmalıdır.

- Buzdolabının kapısına bir ısı izlem

çizelgesi yapıştırılarak, dolabın ısısı sabah ve akşam bu çizelgeye

kaydedilmelidir.

- Buzdolabı gölge, ancak kışın ısıtılan

odalardan birinde, duvardan 10-15 cm uzaklıkta düz bir zemine yerleştirilmelidir.

- Buzdolabının yerleştirilmesinde şunlara

dikkat edilmelidir:

•Aşıları yalnızca buzdolabı raflarında

tutunuz.

•Aşı kutu/şişeleriarasında

yeterli bir hava dolaşımına izin verecek kadar mesafe bırakınız.

•Aşı yerleştirilmesinde miadı yakın bir süre

sonra dolacak olan aşıların en kolay alınabilecek sol ön kısımda bulunmasına

çok dikkat ediniz.

•Dolap kapağına hiçbir şey koymayınız.

•Buzdolabına asla aşı dışında yiyecek

maddeleri vs.koymayınız.

•Buzlukta aralıklı olarak dizilmiş buz aküleri

bulundurunuz.

•Buzluğun 0.5 cm’den fazla buzlanmamasına

dikkat ediniz.

•En alt kısıma

(sebzelik) dolap ısısının sabit tutulmasına yardımcı olmak üzere su şişeleri

yerleştiriniz.

•Buzdolabının sık sık açılmasını engellemek

için kapağını kilitli tutunuz.

- Olabilecek elektrik kesintilerinde

buzluktaki buz aküleri buzdolabı kapağına yerleştirilmeli ve kapak

açılmamalıdır. Bu yolla aşılar 48 saat süreyle bozulmazlar.

- Buzdolabı temizliği yapılırken ve saha

uygulamalarında aşılar aşı nakil kabı ile nakledilmeli ve korunmalıdır.

- Donduğundan şüphelenilen DBT, DT ve TTaşıları donma-çalkalama testi ile değerlendirilmeden

kullanılmamalıdır.

- Aşı uygulamaları esnasında; kızamık aşısı

sulandırıldıktan 4 saat sonra, polio aşısı açıldıktan

8 saat sonra atılmalıdır."

60. Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün

tüm valiliklere gönderdiği 10/2/1998 tarihli yazısının ilgili kısmı şöyledir:

"(...) 1998 yılından itibaren bütün

illerde ilkokul 1. sınıflarda 2. doz kızamık aşısı uygulamasına

başlanacaktır."

B. Uluslararası Hukuk

61. Türkiye tarafından 14/10/1990 tarihinde imzalanan ve

27/1/1995 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak

yürürlüğe giren 20/11/1989 tarihli Çocuk Haklarına Dair Sözleşme'nin 3. maddesi

şöyledir:

“(1)

Kamusal ya da özel sosyal yardım kuruluşları, mahkemeler, idari makamlar veya

yasama organları tarafından yapılan ve çocukları ilgilendiren bütün

faaliyetlerde, çocuğun yararı temel düşüncedir.

(2) Taraf Devletler, çocuğun ana–babasının,

vasilerinin ya da kendisinden hukuken sorumlu olan diğer kişilerin hak ve

ödevlerini de gözönünde tutarak, esenliği için

gerekli bakım ve korumayı sağlamayı üstlenirler ve bu amaçla tüm uygun yasal ve

idari önlemleri alırlar.

(3)

Taraf Devletler, çocukların bakımı veya korunmasından sorumlu kurumların,

hizmet ve faaliyetlerin özellikle güvenlik, sağlık, personel sayısı ve

uygunluğu ve yönetimin yeterliliği açısından, yetkili makamlarca konulan

ölçülere uymalarını taahhüt ederler.”

62. Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 24. maddesi şöyledir:

" 1. Taraf Devletler, çocuğun olabilecek

en iyi sağlık düzeyine kavuşma, tıbbi bakım ve rehabilitasyon hizmetlerini

veren kuruluşlardan yararlanma hakkını tanırlar. Taraf Devletler, hiçbir

çocuğun bu tür tıbbi bakım hizmetlerinden yararlanma hakkından yoksun

bırakılmamasını güvence altına almak için çaba gösterirler.

2. Taraf Devletler, bu hakkın tam olarak

uygulanmasını takip ederler ve özellikle:

a) Bebek ve çocuk ölüm oranlarının

düşürülmesi;

b) Bütün çocuklara gerekli tıbbi yardımın ve

tıbbi bakımın; temel sağlık hizmetlerinin geliştirilmesine önem verilerek

sağlanması;

c) Temel sağlık hizmetleri çerçevesinde ve

başka olanakların yanısıra, kolayca bulunabilen

tekniklerin kullanılması ve besleyici yiyecekler ve temiz içme suyu sağlanması

yoluyla ve çevre kirlenmesinin tehlike ve zararlarını gözönüne

alarak, hastalık ve yetersiz beslenmeye karşı mücadele edilmesi;

d) Anneye doğum öncesi ve sonrası uygun

bakımın sağlanması:

e) Bütün toplum kesimlerinin özellikle

ana-babalar ve çocukların, çocuk sağlığı ve beslenmesi, anne sütü ile

beslenmenin yararları, toplum ve çevre sağlığı ve kazaların önlenmesi konusunda

temel bilgileri elde etmeleri ve bu bilgileri kullanmalarına yardımcı olunması;

f) Koruyucu sağlık bakımlarının, ana-babaya

rehberliğini, aile plânlaması eğitimi ve hizmetlerinin geliştirilmesi;

amaçlarıyla uygun önlemleri alırlar.

3. Taraf Devletler, çocukların sağlığı için

zararlı geleneksel uygulamaların kaldırılması amacıyla uygun ve etkili her

türlü önlemi alırlar.

4. Taraf Devletler, bu maddede tanınan hakkın

tam olarak gerçekleştirilmesini tedricen sağlamak amacıyla uluslararası işbirliğinin geliştirilmesi ve teşviki konusunda karşılıklı

olarak söz verirler. Bu konuda gelişmekte olan ülkelerin gereksinimleri

özellikle gözönünde tutulur."

63. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmışöyledir:

"Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur(...)"

64. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre yaşam hakkının

devlete yüklediği pozitif yükümlülükler -ister özel hastane ister devlet

hastanesi olsun- hastaların yaşamlarının korunmasını teminat altına alma

zorunluluğu getiren düzenleyici bir çerçeve oluşturulmasını gerekli kılar (Asiye Genç/Türkiye, B. No: 24109/07,

27/1/2015, § 67).

65. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülükler ayrıca -ister

özel hastane ister devlet hastanesi olsun- sağlık çalışanlarının sorumluluğu

altında yaşamını yitiren bir kişinin ölüm nedeninin belirlenmesine ve gerektiği

takdirde sağlık çalışanlarının eylemlerinden dolayı sorumlu tutulmalarına imkân

tanıyan etkin ve bağımsız bir yargı sistemi kurmayı gerektirir (Mehmet Şentürk ve Bekir Şentürk/Türkiye,

B. No: 13423/09, 9/4/2013, § 81).

66. AİHM, sağlık hizmeti alanındaki kamusal kaynakların tahsisi

gibi meselelerde, taraf devletlerin yetkili makamlarının, AİHM'e

göre daha elverişli konumda olduklarını belirtmektedir (Lopes De Sousa Fernandes/Portekiz

[BD], B. No: 56080/13, 19/12/2017, § 175).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

67. Mahkemenin 11/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

68. Başvurucular; yaşam hakkının korunması noktasında devletin

pozitif yükümlülüklerinin bulunduğunu, devletin bu kapsamda aşı kampanyaları

düzenlemekle yükümlü olduğunu, vatandaşların genel sağlığından devletin sorumlu

olduğunu belirtmişlerdir. Başvurucular, oğullarının ölümü ile neticelenen

olayda kızamık aşısının sağlıklı uygulanmayışından devletin sorumlu olduğunu,

SSPE hastalığının yaşanmaması için devletin gerekli tedbirleri almak zorunda

olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, yirmi beş yıldır Diyarbakır 9 No.lu

Sağlık Ocağına yakın bir yerde oturmalarına rağmen yeterli dozda aşının bu yere

ulaştırılamamasının kabul edilemez olduğunu ifade etmişlerdir. Başvurucular,

Sağlık Bakanlığı görevlilerinin ev ev gezerek çocukların sayısını ve ismini

tespit etmek zorunda olduğunu oysa somut olayda gerekli koruyucu sağlık

hizmetinin oğullarına sağlanamadığını iddia etmişlerdir. Başvurucular bu

iddialarla yaşam hakkının ve sağlık hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

69. Başvurucular; oğullarının ölümü nedeniyle ömür boyu manevi

acı duyacaklarını, hastalık sürecinde oğullarının da büyük acılar çektiğini

belirterek işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

70. Başvurucular; idare mahkemesi önündeki yargılamanın etkili

ve özenli bir şekilde yürütülmediğini, yargılama sonucunda maddi ve manevi

tazminat taleplerinin reddedildiğini belirterek etkili başvuru hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

71. Başvurucular; oğullarının SSPE hastalığına yakalanmasına

neden olan kişilerin devlet görevlileri olmaları sebebiyle adil bir yargılama

yapılmadığını, idari yargıdaki dava sonucunda taleplerinin reddedildiğini

belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

72. Bakanlık görüşünde, öncelikle başvurunun yaşam hakkı

kapsamında incelenmesi gerektiğinin değerlendirildiği belirtilmiş; akabinde ise

yaşam hakkına ilişkin Anayasa Mahkemesi ve AİHM içtihatlarına değinilmiştir.

Bakanlık görüşünde, Sağlık Bakanlığından elde edilen verilere atıf yapılarak

ülkemizde geçmişte uygulanmış ve uygulanmakta olan kızamık aşılama şemalarının

başta Dünya Sağlık Örgütü olmak üzere uluslararası uygulamalarla ve bilimsel

bulgularla uyumlu olduğunun anlaşıldığı ifade edilmiştir. Bakanlık görüşünde

yine Sağlık Bakanlığı verilerine atıf yapılarak SSPE hastalığının kızamık

aşısının değil kızamık hastalığının bir komplikasyonu olduğu, ülkemizdeki tüm

aşıların kalite kontrollerinin yapıldığı belirtilmiştir.

73. Bakanlık görüşünde; SSPE hastalığı ile kızamık aşısı

uygulamaları konusunda üniversite öğretim üyelerinin katılımıyla 27/7/2016

tarihinde bir toplantı gerçekleştirildiği ve bu toplantı sonunda "Hiçbir aşının etkinliği %100 değildir. O

nedenle de aşılanan çocuklarda hastalık görülebilir. Kızamık aşısı, etkinliği

en yüksek aşı/ardan biridir. Bu nedenle uzun yıllar boyunca tek doz aşı

uygulanması önerilmiştir. Kizamık aşısının

uygulandığı aya bağlı olarak tek doz aşı uygulaması sonucunda koruyuculuğu

%90-98 arasında değişmektedir." şeklinde tespitlerin yapıldığı

ifade edilmiştir.

74. Bakanlık görüşünde; başvurucuların oğullarının doğumdan

sonraki ilk doz kızamık aşısını vurulup vurulmadığının tespit edilememiş

olduğu, başvurucuların da bu husus ile ilgili olarak kesin bir beyanda

bulunmadıkları, yer ve zaman bilgisi vermedikleri belirtilmiş; bebeklerin

aşılanmasında esas sorumluluğun kimin üzerinde olduğunun belirlenmesinin

faydalı olacağı ifade edilmiştir.

75. Bakanlık görüşünde; Sağlık Bakanlığından konuya ilişkin

görüş alındığı, Sağlık Bakanlığı tarafından kendilerine gönderilen görüş

yazısında 4721 sayılı Kanun'un "Ana ve

baba, çocuğun bakım ve eğitimi konusunda onun menfaarini

göz önünde tutarak gerekli kararları alır ve uygularlar."

şeklindeki 339. maddesinin birinci fıkrasına atıf yapılarak aşı konusunda asıl

olarak ebeveynlere görev yüklenmiş olduğununun

belirtildiği ifade edilmiştir. Bakanlık görüşünde, nitekim Diyarbakır İdare

Mahkemesinin de aşı takibi konusunda asıl sorumluluğun ailede olduğu yönünde

değerlendirmeler yaptığı belirtilmiştir.

76. Bakanlık görüşünde ayrıca zorunlu aşı uygulamaları ile

alakalı olarak Anayasa Mahkemesinin 11/11/2015 tarihli ve 2013/1789 bireysel

başvuru numaralı kararına değinilmiştir.

77. Bakanlık görüşünde; somut olayda yaşam hakkının maddi

boyutunun ihlal edilip edilmediğinin takdiren Sağlık

Bakanlığından temin edilebilcek evrakın da gözönünde bulundurularak incelenmesi gerektiğinin

değerlendirildiği ifade edilmiştir.

78. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında genel

olarak başvuru formundaki iddialarını yinelemişlerdir. Başvurucular, yaşam

hakkının korunmasına yönelik pozitif yükümlülüklerin somut olayda yerine

getirildiği yönündeki Bakanlık görüşünün gerçeği yansıtmadığını ifade

etmişlerdir.

2. Değerlendirme

79. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvuru formu ve ekleri bir bütün olarak

incelendiğinde başvurucuların temel olarak oğulları J.B.nin

yaşamının korunamamasından ve idari yargıda açtıkları tam yargı davasının

etkili bir şekilde yürütülmemesinden şikâyet ettikleri anlaşılmıştır. Bu

nedenle başvurucuların bu başlık altında ileri sürdükleri tüm iddialarının

Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

80. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

yaşama, maddî ve manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

81. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, (...) kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal

hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal,

ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının

gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

82. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

83. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı birbiriyle sıkı bağlantıları olan devredilmez ve vazgeçilmez haklardan

olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri bulunmaktadır.

Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin

yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme,bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak

yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal

makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, §§ 50, 51).

84. Söz konusu pozitif yükümlülük sağlık alanında yürütülen

faaliyetleri de kapsamaktadır. Nitekim Anayasa’nın 56. maddesinde herkesin

sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahip olduğu, devletin “herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde

sürdürmesini sağlamak (…) amacıyla sağlık kuruluşlarını tek elden planlayıp

hizmet vermesini” düzenleyeceği, bu görevini kamu kesimlerindeki ve

özel kesimlerdeki sağlık ve sosyal kurumlarından yararlanarak ve onları

denetleyerek yerine getireceği kurala bağlanmıştır (İlker Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).

85. Yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklere göre

devletin öncelikle, yaşamı tehlikeye girebilecek kişilerin yaşamını korumak

için yeterli yasal ve idari bir çerçeve oluşturması gerekmektedir.

86. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlıklarını

koruma hakkı kapsamında -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları tarafından

yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini, hastaların yaşamları ile maddi ve

manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini

sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Nail

Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).

87. Devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında

gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete, yaşam hakkını

korumak için oluşturulan yasal ve idari çerçevenin gereği gibi uygulanmasını,

bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili

idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusal

olsun veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet

bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 52).

88. Yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmemiş ise etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki

pozitif yükümlülük her olayda mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Bu

durumlarda mağdurlara hukuki, idari hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının

açık olması yeterli olabilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 59;

Nail Artuç, § 37).

89. Mağdurların kendi inisiyatifleri ile başvurabilecekleri

tazminat yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolların

uygulamada da etkili olmasıgerekir. Bir başvuru

yolunun ancak hak ihlalini önleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi

veya sona ermiş bir hak ihlalini karara bağlayabilmesi ve bunun için uygun bir

giderim sunabilmesi hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; Filiz Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, §

39).

90. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın ileri

sürüldüğü tazminat ve tam yargı davalarında, derece mahkemelerinin Anayasa’nın

17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme yapma yükümlülüğü

bulunmaktadır. Bununla birlikte söz konusu özen yükümlülüğü, yaşam hakkı ile

ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca varılmasını garanti

altına almamaktadır (Aysun Okumuş ve Aytekin

Okumuş, B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

91. Somut olayda başvurucular, oğulları J.B.nin

SSPE hastalığına yakalanarak yaşamını yitirmesi üzerine idare aleyhine

açtıkları tam yargı davasının reddedilmesinden sonra yaşam hakkının ihlal

edildiği iddiasıyla bireysel başvuruda bulunmuşlardır. Başvurucular, SSPE

hastalığına kızamık aşısının neden olduğu yönünde bir iddia ileri

sürmemişlerdir. Başvurucular gerek derece mahkemelerine sundukları dilekçelerde

gerekse bireysel başvuru formunda oğullarına kızamık aşısı yaptırdıkları hâlde

bu aşının yeterli dozda ve uygun koşullarda yapılmaması nedeniyle önleyici etki

gösteremediğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca oğulları J.B.ye kızamık

aşısı yapılmadığının kabul edilmesi hâlinde bile idarenin sorumluluğunun

bulunduğunu ileri sürmüşlerdir.

92. Bu durumda öncelikle başvurucuların oğulları J.B.ye idare

tarafından kızamık aşısı yapılıp yapılmadığının açıklığa kavuşturulması

gerekir. Zira aşının uygun koşullarda yapılmadığı iddiası J.B.ye aşı yapılıp

yapılmadığı hususu ile doğrudan bağlantılıdır.

93. Başvurucular bireysel başvuru formunda oğullarına kızamık

aşısı yaptırdıklarını belirtmişler ancak bu aşının nerede ve kimler tarafından

yapıldığı hususunda bir açıklamada bulunmamışlardır. Bununla birlikte, başvuru

formu ve eklerinin bu kapsamda incelenmesi neticesinde başvuruculardan Mansure Baydemir'in 2007 yılında kendisi ile yapılan

görüşmede, oğluna bebek iken gezici sağlık ekipleri tarafından aşı yapıldığını

ifade ettiği görülmüştür (bkz. § 12). Bunun yanı sıra başvurucuların derece

mahkemelerine sundukları dilekçelerde, bir buçuk yaşında kızamık hastalığı

geçiren oğullarının Diyarbakır 9 No.lu Sağlık Ocağına götürüldüğünü ve burada

oğullarına kızamık aşısı yapıldığını ifade ettikleri tespit edilmiştir (bkz. §

13).

94. Bu durumda koruyucu sağlık hizmetlerinin yürütüldüğü sırada

tutulması gereken kayıtlara ilişkin iç hukukta ne gibi düzenlemeler olduğunun

açıklanması ve derece mahkemelerince verilen kararların bu kapsamda

değerlendirilmesi yerinde olacaktır.

95. 224 sayılı Kanun'un 10. maddesinin ikinci fıkrasında; sağlık

ocakları ve evlerinin her türlü koruyucu hekimlik hizmetlerini, hastaların

muayene ve tedavisi ile sağlık ocağına kayıtlı şahısların sağlık sicillerini

tutmakla mükellef olduğu belirtilmiştir (bkz. § 37). Keza Genişletilmiş

Bağışıklama Programı Genelgesi'nin "Aşı

Uygulamalarında Genel Prensipler" başlıklı kısmında aşı

uygulamalarının ilgili tüm formlara zamanında, tam ve doğru olarak

kaydedilmesinin sağlanması gerektiği ifade edilmiştir (bkz. § 57).

96. Başvurucular, yukarıda açıklanan aşı kayıt sisteminin

yetersiz olduğu yahut bu sistemin uygulamada etkili bir şekilde işlemediği

yönünde bir iddia ileri sürmemişlerdir. Başvuru formu ve eklerinde söz konusu

sistemin uygulamada etkili bir şekilde işlemediğine işaret eden herhangi bir

veri de tespit edilememiştir.

97. Derece mahkemelerinin olaylara ilişkin tespitleri Anayasa

Mahkemesi açısından bağlayıcı olmamakla birlikte Anayasa Mahkemesinin derece

mahkemelerinin tespitlerinden farklı bir tespitte bulunabilmesi için bu hususta

ikna edici unsurların mevcut olması gerekmektedir. Derece mahkemeleri, dava

dosyasında bulunan bilgi ve belgeleri dikkate alarak J.B.ye bebeklik döneminde

bir aşı yapılmadığı sonucuna ulaşmıştır. Derece mahkemeleri bu sonuca ulaşırken

ilgili kayıtlarda J.B.ye aşı yapıldığına dair herhangi bir bilgi bulunmamasına

ve başvurucuların J.B.ye aşı yapıldığını gösteren herhangi bir bilgi ve belgeyi

dava dosyasına sunmamış olmasına dayanmıştır. Başvuru formu ve ekleri bir bütün

olarak ele alındığında derece mahkemeleri kararlarının dava dosyasında bulunan

delillerle açıkça çelişecek biçimde verildiğinden söz edilemeyeceği

değerlendirilmiştir. Bu durumda somut olayda derece mahkemelerinin J.B.ye aşı

yapılmadığı yönündeki tespitinden ayrılmayı gerektirecek ikna edici bir nedenin

bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

98. J.B.ye kızamık aşısı yapıldığının kanıtlanamadığı dikkate

alındığında kızamık aşılarının uygun koşullarda yapılıp yapılmadığının ve aşı

uygulamasında soğuk zincir kuralına uyulup uyulmadığının ayrıca incelenmesinin

gerekli olmadığı değerlendirilmiştir.

99. Somut olayda, kızamık aşılarının yeterli dozda yapılmadığı

yönündeki iddiaya da değinmek gerekir. Başvurucular bu iddiayı oğullarına

uygulandığını ifade ettikleri kızamık aşısının dozajının yetersiz olduğu hususu

ile bağlantılı olarak ileri sürmemişlerdir. Başvurucular kızamık aşısının

yeterli dozda yapılmadığı yönündeki iddiayı, Türkiye'deki kızamık aşılarının

belli bir dönem çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususu ile bağlantılı

olarak ileri sürmüşlerdir. Bu husus ile ilgili olarak başvurucuların

oğullarının hayatta olduğu dönemde Türkiye'de çift doz uygulamasına geçildiğini

ve ilk dozun çocuk dokuz aylıkken, ikinci dozun ise çocuk ilkokul birinci

sınıfta iken yapılması gerektiğinin karara bağlandığını, nitekim ikinci doz

kızamık aşının J.B. ilkokul birinci sınıfta iken 12/12/2003 tarihinde

yapıldığını ancak başvurucuların oğullarının ikinci dozun yapıldığı döneme

varmadan önce kızamık hastalığına yakalandığını belirtmek gerekir. Dolayısıyla

bu aşamada söz konusu iddianın üzerinde daha fazla durulmasının gerekli

olmadığı değerlendirilmiştir. Bununla birlikte Türkiye'deki kızamık aşılarının

1998 yılına kadar çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususuna, devletin

bu konudaki pozitif yükümlülüklerinin kapsamı incelenirken yine değinilecektir.

100. Başvuru konusu olayda J.B.ye bebeklik döneminde kızamık

aşısı yapılmadığının kabul edilmesi hâlinde bile devletin sorumluluğunun

bulunduğu, sağlık görevlilerinin aşılama yapmak için ev ev gezerek çocukların

sayısını ve ismini tespit etmek zorunda olduğu yönündeki iddiaların ayrıca

incelenmesi gerekir.

101. Koruyucu sağlık hizmetlerinin etkili ve verimli bir şekilde

organize edilmesi ve bireylere sunulması konusunda devletin belli ölçüde

pozitif yükümlülüklerinin bulunduğu açıktır. Devletin öncelikle bulaşıcı bir

hastalığın görülmesi hâlinde bu durumu tespit etmeye elverişli bir sistem

kurması ve bu vakanın bir salgına dönüşmemesi için gerekli olan önlemleri

alması gerekir.

102. Hastalığın ihbarı ve bildirimi sisteminde gerek kamusal makamların

gerekse anne ve babanın oldukça hassas davranması gerekir. Anne ve babaların

bulaşıcı bir hastalığa yakalanan yahut yakalandığından şüphelendikleri

çocuklarını derhâl sağlık kuruluşlarına ulaştırması, sağlık kuruluşlarındaki

görevlilerin de söz konu vakayı değerlendirerek gerekli önlemleri alması

gerekir.

103. Gerekli önlemlerin alınması noktasında devletin yüksek

aşılama oranlarına ulaşarak toplumun bağışıklığını güçlendirmesi önemlidir.

Devletin normal dönemlerde yüksek aşılama oranlarına ulaşması ve toplumun

bağışıklığını güçlendirmesi yönünde pozitif yükümlülükleri bulunmakla birlikte

bu pozitif yükümlülüklerin kapsamının bulaşıcı hastalığa ilişkin bir vakanın

görülmesi ve/veya bu durumun bir salgına işaret etmesi hâlinde dahageniş olacağı da muhakkaktır.

104. Bulaşıcı hastalıklarla mücadele kapsamında önemli hükümler

içeren 1593 sayılı Kanun yürürlüktedir. Bu Kanun'un 88. maddesinde çiçek aşısı

mecburi bir aşı olarak öngörülmüştür. Bunun yanı sıra 1593 sayılı Kanun’un 57.

maddesinde kızamık hastalığı da dahil olmak üzere belirli hastalık türleri

sayılmış, 72. maddesinde ise 57. maddede zikredilen hastalıklardan birinin

ortaya çıkması veya ortaya çıkmasından şüphe edilmesi durumunda bir kısım

tedbirlere başvurulacağı belirtilmiş ve söz konusu tedbirler arasında hastalara

veya hastalığa maruz bulunanlara serum veya aşı uygulanması şeklindeki tedbire

de yer verilmiştir (bkz. §§ 25-32). Başvuruya konu olayların meydana geldiği

dönemde yürürülükte bulunan Genelge'de

ise bebeklik dönemini de kapsayacak şekilde belirli yaş grupları için çeşitli

periyotlar dâhilinde bazı aşıların uygulanmasına ilişkin esas ve usuller

düzenlenmiştir (Halime Sare

Aysal [GK], B. No: 2013/1789, 11/11/2015, §§ 71, 72).

105. Bu aşamada SSPE Bilimsel İnceleme Komisyonu raporundaki

verilere değinmek yerinde olacaktır. Başvurucular, bireysel başvuru formunda

anılan rapora yönelik herhangi bir iddia ve itiraz ileri sürmemişlerdir.

Başvuru formu ve eklerinde, çeşitli üniversitelerde görev yapan

akademisyenlerce hazırlanan söz konusu raporun objektifliğinin ve/veya

yeterliğinin sorgulanmasına neden olabilecek herhangi bir husus da tespit

edilememiştir. Dolayısıyla devletin aşılama konusundaki pozitif

yükümlülüklerinin kapsamı değerlendirilirken bu rapordaki verilerden yararlanılmasında

herhangi bir sakınca olmadığı kanaatine varılmıştır.

106. Derece mahkemelerince hükme esas alınan SSPE Bilimsel

İnceleme Komisyonu raporunda, kızamık hastalığından ve hastalığın yol açtığı

komplikasyonlardan korunmanın tek yolunun duyarlı nüfusun yaygın ve etkin

aşılanması ile toplumun bağışıklığının yükseltilmesi olduğu ifade edilmiştir.

Raporda, Türkiye'de 1970 yılında başlatılan rutin kızamık aşı uygulamasının

Dünya Sağlık Örgütü ve Bağışıklama Danışma Kurulu önerileri doğrultusunda 1970

yılından 1998 yılına kadar tek doz olarak sürdürüldüğü, aşılanma oranının 1987

yılından bu yana giderek artış gösterdiği, bu oranın 1987-1990 yılları arasında

%60,7'ye, 1991-1994 yılları arasında %73,7'ye ulaştığı belirtilmiştir. Raporda,

başvurucuların oğullarının dünyaya geldiği 1997 yılının da aralarında bulunduğu

1995-1998 döneminde %76 aşılama oranına ulaşıldığı ifade edilmiştir. Raporda

ayrıca 2003-2005 yılları arasında gerçekleştirilen kızamık aşı günleri

kapsamında 15 yaş altı 18,5 milyon çocuğa aşı yapıldığı belirtilmiştir.

107. Söz konusu veriler dikkate alındığında başvurucuların

oğulları J.B.nin dünyaya geldiği dönemde kızamık

hastalığının eliminasyonu tam olarak gerçekleştirilememiş ise de kızamık

hastalığının eliminasyonu için sürekli olarak artan aşılama oranlarına

ulaşıldığı ve bu kapsamda rutin aşılamaların yanı sıra çeşitli aşı kampanyaları

yürütüldüğü görülmektedir. İhtiyaçların öncelik sıralamasının belirlenmesinde

ve kamusal kaynakların hangi sağlık hizmetine ne kadar tahsis edileceği

hususunda idari makamların daha elverişli konumda oldukları dikkate alındığında

somut olayda anılan dönemde kızamık hastalığının tamamen yok edilememiş

olmasında yetkili makamlara bir sorumluluk atfedilemeyeceği

değerlendirilmiştir. Başvuru formu ve eklerinde, başvurucuların yaşadığı

bölgede başvuruya konu olayın meydana geldiği dönemde rutin aşılamaların yanı

sıra ek bazı önlemlerin alınmasını gerektirebilecek bir durumun olduğuna ve bu

hususta o dönemde yetkili olan kamu makamlarına bildirimde bulunulduğuna

ilişkin bir kayıt da mevcut değildir. Başvurucular da olayların meydana geldiği

dönemde -J.B. henüz kızamık hastalığına yakalanmamış

iken- yakın çevrelerinde kızamık hastalığı görülmesi üzerine yetkili kamu

makamlarına durumu bildirdiklerini yahut kamu makamlarının durumu bildiğini

ancak kamu makamlarının gerekli tedbirleri almadıklarını ileri sürmemişlerdir.

Esasında bulaşıcı hastalığa ilişkin bir vakanın görülmediği ve/veya bir

salgının ya da salgın tehlikesinin olmadığı normal durumlarda derece

mahkemelerinin kararlarında da belirtildiği üzere aşı takip sorumluluğunun asıl

olarak anne ve babalar üzerinde olduğu kabul edilmelidir.

108. Başvuru konusu olayda ayrıca Türkiye'deki kızamık

aşılarının 1998 yılına kadar çift doz yerine tek doz olarak yapılması hususuna

değinmek gerekir. Derece mahkemelerince hükme esas alınan bilirkişi raporuna

göre Dünya Sağlık Örgütü 1970 yılı sonlarında kızamık aşısını bebeklik çağında

yapılması gereken aşılar arasına almış, aşı uygulama zamanını 1986-1989 yılları

arasında dokuzuncu ayda tek doz olarak önermiş, 1993 yılında ise kızamık

eliminasyonunu hedefleyen ülkeler için ikinci dozu önermiş ancak gelişmekte

olan ülkeler için rutin iki doz aşı uygulamasının erken olduğunu ve ilk dozda

yüksek oranlara ulaşılmasına öncelik verilmesi gerektiğini belirtmiştir.

Rapordaki bilgilere göre Dünya Sağlık Örgütü 1998 yılında da dokuzuncu ayda tek

doz önerisini devam ettirmiş ancak 2000 yılında dokuzuncu aydaki ilk doz

kızamık aşısına ek olarak çocuklara ikinci doz fırsatının verilmesini önermiş

ve 2003 yılında da bu önerisini tekrar etmiştir. Başvuru formu ve eklerindeki

bu bilgi ve belgeler dikkate alındığında Türkiye'de belli bir dönem tek doz

olarak uygulanan kızamık aşısının anılan dönemdeki uluslararası standartlarla

uyumlu olduğu, o dönemdeki uluslararası standartlara uygun olarak hareket eden

kamu makamlarının sonradan ortaya çıkan sonuçlardan sorumlu tutulamayacağı

değerlendirilmiştir.

109. Somut olayda son olarak idare mahkemesi önündeki

yargılamanın etkili ve özenli bir şekilde yürütülmediği, ölüm olayında

sorumluluğu olabilecek kişilerin devlet görevlileri olmaları nedeniyle adil

yargılama yapılmadığı, bu sebeplerle davanın redddedildiği

yönündeki iddiaların incelenmesi gerekir. Görülmekte olan bir davadaki

delilleri değerlendirmek kural olarak derece mahkemelerinin işi olmakla

birlikte yaşam hakkının ihlal edildiği şikâyetinin bulunduğu davalarda derece

mahkemelerinin Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği özende bir inceleme

yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının Anayasa Mahkemesi

tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Somut olay bu kapsamda

incelendiğinde çeşitli üniversitelerde görev yapan akademisyenlerce hazırlanan

bilirkişi raporundaki veriler doğrultusunda hüküm kuran Diyarbakır 1. İdare

Mahkemesinin ön yargılı ve taraflı bir şekilde hareket ettiğini ortaya koyan

bir verinin somut olayda bulunmadığı, gerek ilk derece

mahkemesi kararının gerekse ilk derece mahkemesinin gerekçesine katılan

Danıştay kararlarının gerekçesiz olduğundan söz edilemeyeceği kanaatine

varılmıştır.

110. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde somut olayda

devletin koruyucu sağlık hizmetleri kapsamındaki yükümlülüklerini yerine

getiremediğini söylemek mümkün değildir. Ayrıca dava reddedilmiş bile olsa

başvurucuların etkili bir yargısal korumadan yararlanamadığı da söylenemez.

111. Açıklanan gerekçelerle başvuru konusu olayda yaşam hakkının

ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

B. Ayrımcılık Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

112. Başvurucular; SSPE nedeniyle ölen ya da hâlen komada olan

çocukların tamamının Güneydoğu ve Doğu Anadolu illerinde yaşayan çocuklar

olduğunu, bu durumun tesadüf olamayacağını, bölgeler arasında eğitim, sağlık,

ekonomi yönünden ciddi farklılıkların bulunduğunu belirterek ayrımcılık

yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

113. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un“Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale

neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş

idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

114. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru ikincil nitelikte bir kanun yolu olup bu

yola başvurulmadan önce kural olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

şarttır.

115. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun davranılmadığı takdirde ortaya

çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine

başvurulmalıdır.

116. Bireysel başvurunun ikincil niteliği gereği başvurucunun

temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği iddialarını öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda

sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bu mercilere sunması, aynı zamanda bu

süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması

gerekir. Bu şekilde olağan denetim mekanizmaları önünde ileri sürülüp takip

edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa

Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu yapılamaz (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049,

16/4/2013, § 32).

117. Başvuru formu ve eklerinde, başvurucuların ayrımcılığa

uğradıkları yönünde bir iddiayı derece mahkemeleri önünde ileri sürdüklerine

ilişkin bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Anılan ihlal iddialarının derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmeksizin bireysel başvuruya konu yapıldığı

anlaşılmıştır.

118. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden ayrıca incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Ayrımcılık yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin BAŞVURUCULAR ÜZERİNDE BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

11/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan y.

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör Yrd.

:

Halil

İbrahim DURSUN

Başvurucular

:

1. Mansure BAYDEMİR

2. Mehmet

Ali BAYDEMİR

Vekili

:

Av. Reyhan

YALÇINDAĞ BAYDEMİR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/3919, 11 Ekim 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. "Aşı Takvimi
  9. Dbt
  10. Polio
  11. Polio
  12. Polio
  13. Polio
  14. Dt
  15. Polio
  16. Tt
  17. Tt
  18. B. Uluslararası Hukuk
  19. V. İnceleme Ve Gerekçe
  20. A. Yaşam Hakkının İhlal
  21. B. Ayrımcılık Yasağının
  22. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  23. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  24. Özgüldür
  25. Gökcan
  26. Yalçındağ Baydemir
  27. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/3919
Tarih
11 Ekim 2018

İlgili Kararlar

  • Özgür Arıbaş Başvurusu (B. No: 2015/2394)
  • Derya Alpdoğan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/6845)
  • Hüseyin Ulluğoğlu Başvurusu (B. No: 2016/29469)
  • Gülşen Tüzün Başvurusu (B. No: 2016/6621)
  • Ali Galip Doğan Başvurusu (B. No: 2015/6682)
  • Mehmet Yalçın Akdeniz Başvurusu (B. No: 2015/19154)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.