İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Megasan İnşaat Sanayi Ticaret Taahhüt A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/3401)

1. Başvuru; kesinleşen yargı kararının yerine getirilmemesi ve

Başvuru No2013/3401Tarih31 Mart 2016Okuma16 dk · 3.140 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Megasan İnşaat Sanayi Ticaret Taahhüt A.Ş. Başvurusu

Karar tarihi
31 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/3401
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.140 kelime·16 dk okuma·10 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; kesinleşen yargı kararının yerine getirilmemesi ve

yargı kararını yerine getirmeyen yetkililer hakkında yapılan şikâyet üzerine

soruşturma izni verilmemesi sebepleriyle hukuk devleti ilkesi, hak arama

hürriyeti ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 21/5/2013 tarihinde Ankara 24. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır.Başvuru

formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 19/1/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 30/12/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü 23/2/2016 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

1/3/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu Bakanlığın

görüşlerine karşı beyanlarını 9/3/2016 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Projesi

(UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle

şöyledir:

8. Başbakanlık Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi

Başkanlığı (İdare) tarafından 23/12/1992 tarihli sözleşme kapsamında

"Kahta kanalizasyon ve arıtma tesisi projesi ve kanalizasyon inşaatı"

işi başvurucuya ihale edilmiş 16/4/1998 tarihinde de "Kahta arıtma tesisi

inşaatı" işi ile ilgili olarak taraflar arasında ek sözleşme

imzalanmıştır.

9. Sözleşmenin devamı aşamasında İdarenin 30/7/2009 tarihli

yazısı ile sözleşmenin 9. maddesi kapsamında İdarenin iş kısımlarından ve

kademelerinden bazılarını yaptırıp yaptırmamakta serbest olması ve iş kısım ve

kademelerine başlanmasının İdarenin iznine tabi olması ile sözleşmenin 28/c

maddesi uyarınca işlerin yapılmasını imkansız kılacak, İdarece kabul edilecek

olağanüstü zorluğun husule gelmesi ve ayrıca güncelliğini yitirmiş olması

sebepleriyle sözleşmenin tasfiye edildiği başvurucuya bildirilmiştir.

10. Başvurucu; hukuka aykırı olarak tasfiye kararı alındığını,

tasfiye koşullarının oluşmadığını, asıl amacın yeniden ihale yapmak olduğunu

belirterek İdare aleyhine 12/8/2009 tarihinde, Ankara 1. Asliye Hukuk

Mahkemesinde, tasfiye koşullarının bulunmadığının tespiti ile muarazanın

önlenmesi, bu talebin kabul görmemesi halinde tasfiye kesin hesap ve hakedişlerinin Mahkemece belirlenerek alacağın tahsiline

karar verilmesi istemiyle dava açmıştır.

11. Mahkemece 18/3/2010 tarihli ve E.2009/292, K.2010/48 sayılı

karar ile davanın kabulüne, muazaranın önlenmesine

karar verilmiştir. İlgili gerekçe şöyledir.

"Taraflar arasındaki uyuşmazlık tasfiye

koşullarının oluşup oluşmadığı ile ilgilidir. Davalının 28.7.2009 tarihli iç

yazışmasında Güneybatı arıtma işinin 11 yıldır tamamlanmadığı, yeni şartlarla

ihale edilmesi durumunda maliyetlerde ... azalma olacağı belirtilerek sözleşmenin

tasfiye edilerek acilen ihaleye çıkarılması önerilip, onay alındığı

görülmüştür. Sözleşme konusu işin kararlaştırılan süreden daha uzun zamana

yayıldığı, bir kısmının kesin kabullerinin bir kısmının geçici kabullerinin

yapıldığı, ancak davalının bu süreç içinde davacıya süre uzatımları verdiği ve

aralarında kazı pozları ile ilgili ihtilaftan kaynaklanan dava görülmüş

olmasına rağmen sözleşmenin feshine gidilmediği, bu konuda davacıya yapılmış

bir ihtarname olduğunun iddia ve ispat edilemediği, bu durumda sözleşme

düzenlenirken işin kapsamı ve süresinin tam olarak tayin edilemediği ancak

davalının bu dönem içinde davacıyı bu konuda temerrüde düşürmediği gibi

sözleşmenin feshi yoluna da gitmediği anlaşılmaktadır. Diğer yandan tasfiyeye

dayanak yapılmak istenen 15 gün içinde iş programının hazırlanmaması durumunda

sözleşmenin 9. maddesi uyarınca süre verilmediği, ayrıca bu durumun şartları

oluştuğunda tasfiye değil fesh koşullarının

uygulanmasını gündeme getirebileceği gibi, 28. maddede sayılan tasfiye ...

koşullarının oluşmadığı, davalının yasal koşulları oluşmadan tasfiyeye gitmek

istediği "

12. Temyiz üzerine Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin 17/5/2011

tarihli ve E.2010/3130, K.2011/2966 sayılı ilamıyla İlk Derece Mahkemesinin

kararı onanmıştır.

13. Başvurucu, İdareye hitaben yazdığı 8/5/2010 tarihli yazı ile

İlk Derece Mahkemesinin muarazanın önlenmesine ilişkin kararı kapsamında

sözleşmenin yürürlükte olduğunu belirterek inşaat mevsiminin gelmiş olması

sebebiyle acil bir karar alınması gerektiğini, bu karar doğrultusunda kendisi

tarafından gerekli hazırlıklara başlanacağını belirtmiş; İdarenin başvurucuya

gönderdiği 27/5/2010 tarihli yazıda ise İlk Derece Mahkemesince davanın kabul

edilmiş olması sebebiyle İdarece söz konusu işin başvurucu tarafından devam ettirilmesi

yönünde karar alındığını, arıtma tesisine ilişkin proje hazırlıkları

tamamlandıktan sonra başvurucu tarafından çalışmalara başlanabileceğini, bu

kapsamda ön hazırlıklara başlanması için gereğinin yapılmasını istemiştir.

14. Başvurucu tarafından noter aracılığı ile İdareye gönderilen

17/2/2012 tarihli ihtarnamede, İlk Derece Mahkemesinin kararının yerine

getirilmesi için İdareye yapılan 8/5/2010 tarihli başvuruya yazılı olarak cevap

verilmediği, aradan geçen süreye rağmen işin yapılmasıyla ilgili hiçbir gelişme

olmadığı belirtilerek tebliğden itibaren onbeş gün

içinde işe başlatma kararı verilmediği takdirde sözleşmenin haksız olarak

feshedilmiş sayılacağı ihtaren bildirilmiştir.

15. İdarece düzenlenen 30/4/2012 tarihli yazıda 2010 ve 2011

yılları için üçer yıllık hazırlanan teklif cetvelleri kapsamında projenin

Kalkınma Bakanlığına sunulduğu, Kalkınma Bakanlığı tarafından projeye ödenek

aktarılmadığı, 2012 yılı yatırım programına yönelik yapılan ön görüşmede ise

söz konusu projenin yatırım planında yer alması ve ödenek aktarılmasının uygun

görülmediği belirtilmiştir.

16. Başvurucu; İlk Derece Mahkemesi kararının yerine

getirilmediğinden bahisle 18/5/2012 tarihinde Şanlıurfa Cumhuriyet

Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştur, Başsavcılık 23/7/2012 tarihli ve

2012/14661 sayılı yazısı ile ilgililer hakkında 2/12/1999 tarihli ve 4483

sayılı Memur ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun uyarınca

ön inceleme yapılması talebinde bulunmuştur.

17. Kalkınma Bakanlığı 30/11/2012 tarihli ve 2012/1 sayılı

kararı ile yargılamayı gerektirir bir eylemin bulunmadığı gerekçesiyle

ilgililer hakkında soruşturma izni verilmesine gerek olmadığına karar

vermiştir.

18. Başvurucu tarafından soruşturma izni verilmemesine ilişkin

karara itiraz edilmiştir. Ankara Bölge İdare Mahkemesi 1. Kurulunca 3/4/2013

tarihli ve E.2012/560, K.2013/146 sayılı kararla ön inceleme raporu ve eki

belgelerde yer alan tespitlerin isnat edilen eylemden dolayı Şanlıurfa

Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlık soruşturması yapılmasını gerektirecek

nitelik ve yeterlilikte olmadığı gerekçesiyle soruşturma izni verilmemesine

ilişkin karara karşı yapılan itirazın reddine karar verilmiştir.

19. İtirazın reddine dair karar başvurucuya 22/4/2013 tarihinde

tebliğ edilmiştir.

20. Başvurucu 21/5/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

21. Anayasa’nın 138. maddesinin son fıkrası şöyledir:

“Yasama ve yürütme organları ile idare,

mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını

hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.”

22. 4483 sayılı Kanun'un 9. maddesinin ilgili bölümleri

şöyledir:

"Soruşturma izni verilmesine ilişkin karara karşı hakkında

inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisi; soruşturma izni verilmemesine

ilişkin karara karşı ise Cumhuriyet başsavcılığı veya şikâyetçi itiraz yoluna

gidebilir. İtiraz süresi, yetkili merciin kararının tebliğinden itibaren on

gündür.

İtiraza, 3 üncü maddenin (e), (f), g

(Cumhurbaşkanınca verilen izin hariç) ve (h) bentlerinde sayılanlar için

Danıştay İkinci Dairesi, diğerleri için yetkili merciin yargı çevresinde

bulunduğu bölge idare mahkemesi bakar.

İtirazlar, öncelikle incelenir ve en geç üç ay

içinde karara bağlanır. Verilen kararlar kesindir."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 31/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

24. Başvurucu, İdare ile imzalanan sözleşmenin İdare tarafından

tasfiye edilmesi üzerine adli yargıda açılan ve Yargıtayın

temyiz incelemesi sonucu onanan yargı kararının İdarece değişik gerekçeler

ileri sürülerek yerine getirilmediğini, yargı kararının yerine getirilmemesi

sebebiyle ilgili kamu görevlileri hakkında yaptığı suç duyurusunun sonuçsuz

kaldığını, bu kişilerin suç işlemesine rağmen haklarında yargılama

yapılamadığını, itiraz üzerine Ankara Bölge İdare Mahkemesi 1. Kurulunca

verilen kararın gerekçesiz olduğunu belirterek hukuk devleti ilkesi, hak arama

hürriyeti ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, ihlalin

tespitine ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için gerekli işlemlerin

yapılmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

25. Başvurucu; hukuk

devleti ilkesi, hak arama hürriyeti ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

26. Başvurucu ilk olarak

Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen kararın yerine getirilmemesinden

şikâyet etmektedir. Sözleşmenin tasfiyesi koşullarının oluşmadığının tespiti ve

bu husustaki muarazanın önlenmesine ilişkin olan İlk Derece Mahkemesi

kararının, niteliği itibarıyla doğrudan mal varlığı değerine yönelik, maddi

anlamda mülk sayılabilecek unsuru veya tutarı belirleyen bir karar mahiyetinde

bulunmadığı değerlendirildiğinden başvurucunun bu şikâyeti adil yargılanma

hakkı kapsamında incelenmiş, Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında mülkiyet hakkı

yönünden ayrıca bir değerlendirmeye gerek görülmemiştir. Diğer yandan

başvurucunun mahkeme kararının yerine getirilmesinin geciktirilmesi sebebiyle

yaptığı suç duyurusu sonucu ilgililer hakkında soruşturma izni verilmemesi ve

bu kapsamda kalan diğer şikâyetleri ise yine adil yargılanma hakkı kapsamında

ayrı bir başlık altında incelenmiştir.

1. Mahkeme Kararının Yerine Getirilmesinin

Geciktirildiğine İlişkin İddia

27. Başvurucu, kendisi ile İdare arasında akdedilen sözleşmenin

tasfiyesi koşullarının oluşmadığının tespiti, bu husustaki muarazanın

önlenmesine ilişkin mahkeme kararının yerine getirilmesinin geciktirildiği

iddiasıyla adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

28. Bakanlık görüş

yazısında, mahkemeye erişim hakkından yola çıkılarak kararların icrasının adil

yargılanma hakkının unsurlarından biri olarak kabul edildiğini, somut olayda

başvurucunun İdareye hitaben yazdığı 8/5/2010 ve 17/2/2012 tarihli yazılar ile İdare

tarafından başvurucuya hitaben yazılan 27/5/2010 ve 30/4/2012 tarihli yazı

içerikleri ve İdarenin, başvurucunun proje ile ilgili olarak kamuyu zarara

uğrattığı gerekçesi ile Başbakanlık Teftiş Kurulu raporuna göre aleyhine 10

adet alacak davası ve başvurucu firma temsilcisi hakkında da Şanlıurfa 9.

Asliye Ceza Mahkemesinde ceza davası açıldığına dair 1/2/2016 tarihli yazısı

dikkate alındığında yargı kararının kasıtlı olarak yerine getirilmemesinin

değil, projeye ödenek tahsis edilememesi ve başvurucu hakkında proje ile ilgili

kamuyu zarara uğrattığı gerekçesiyle açılan alacak davaları ve başvurucu Şirket

temsilcisi hakkında açılan ceza davası sebebiyle yargı kararının filli ve

hukuki durum itibariyle yerine getirilememesinin söz konusu olduğunu ifade ederek

şikâyetlerin incelenmesinde belirtilen hususların dikkate alınması gerektiğini

bildirmiştir.

29. Başvurucu, açılan davaların İdarece alınan tasfiye kararının

rızaen kabul edilmesi için kendisi üzerinde baskı

unsuru olarak kullanıldığını belirtmiştir.

30. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır.

Anılan maddeyle güvence altına alınan adil yargılanma hakkı, kendisi bir temel

hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken

şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa'nın, yasama ve yürütme organları ile

idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunu ve mahkeme kararlarının

değiştirilemeyeceği ile uygulanmasının geciktirilemeyeceğini ifade eden 138.

maddesinin de adil yargılanma hakkının kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi

gerektiği açıktır (Arman Mazman,

B. No: 2013/1752, 26/6/2014, § 57).

31. Anayasa’nın 36. maddesinde ifade edilen hak arama özgürlüğü,

diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların

korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden biri olmakla birlikte aynı zamanda

toplumsal barışı güçlendiren, bireyin adaleti bulma, hakkı olanı elde etme,

haksızlığı önleme uğraşının da aracıdır. Hak arama özgürlüğü ve adil yargılanma

hakkı, sadece yargı mercileri önünde davacı ve davalı olarak iddia ve savunmada

bulunma hakkını değil, yargılama sonunda hakkı olanı elde etmeyi de kapsayan

bir haktır (AYM, E.2009/27, K.2010/9, 14/1/2010).

32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) metni ile Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma

hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde

yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

33. Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde açıkça kararların icrasından bahsedilmediği için AİHM, mahkemeye

erişim hakkından yola çıkarak kararların icrası hakkını adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri olarak kabul etmektedir (Arman

Mazman, § 59). Mahkemeye erişim hakkı, bir

uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın

uygulanmasını isteme haklarını da kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması,

yargılama sürecini tamamlayan ve yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir

unsurdur. Karar uygulanmazsa yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır (Hornsby/Yunanistan, B. No: 18357/91, 19/3/1997, §

40).

34. AİHM, kesinleşmiş ve bağlayıcı bir yargı kararının, lehine

karar verilen tarafın zarar görmesine rağmen infaz edilmemesi durumunda,

Sözleşme’nin 6. maddesinin teminat altına aldığı mahkemeye erişim hakkının bir

anlam ifade etmeyeceğini vurgulamaktadır. Hangi yargı makamı verirse versin,

bir yargı kararının veya hükmünün infaz edilmesi, 6. madde anlamında “dava”nın tamamlayıcı unsuru olarak değerlendirilmelidir (Burdov / Rusya, B. No: 59498/00, 7/5/2002, §

34).

35. AİHM, Sözleşme’nin 6. maddesi kapsamında bir yargı yerine

ulaşma hakkının, sadece teorik olarak bu hakkın tanınmasını değil, aynı zamanda

o yargı yerinden alınan nihai kararın icrasına yönelik meşru bir beklentiyi de

koruduğunu kabul etmiştir (Apostol/Gürcistan, B. No: 40765/02, 28/2/2007, §

54).

36. Kesin hükme saygı uluslararası hukuk düzenine özgü hukukun

genel ilkelerinden biri olarak kabul görmektedir. Anayasa'nın 138. maddesinin

son fıkrasında düzenlenen yargı kararlarının geciktirilmeksizin uygulanması

yükümlülüğü, hukukun genel ilkelerinden biri olarak da kabul edilen kesin hükme

saygı ilkesinin de bir gereğidir. Çünkü bir hukuk sisteminde yargının verdiği

ve bağlayıcı olan kesin hüküm, zarar gören taraflardan biri açısından işlevsiz

duruma getirilmişse adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerin bir anlamı

kalmayacaktır (Arman Mazman,

§ 65).

37. Öte yandan yargı kararlarının icrasındaki gecikmenin kural

olarak adil yargılanma hakkına bir müdahale olduğu kabul edilmekle beraber

yargı kararının niteliği ve kapsamı, mahiyeti, icra edilebilme şekli, icra

edilebilirlik hususunda açık ve fiili bir engelin varlığı gibi hususların da

somut davanın koşullarına göre ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.

38. Somut olayda başvurucu, davalı İdare aleyhine Ankara 1.

Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı davada öncelikli olarak sözleşmenin tasfiyesi

koşullarının bulunmadığının tespiti ile bu husustaki muarazanın önlenmesini

talep etmiş, bu talebinin yerinde görülmemesi halinde ise tasfiye kesin hak

edişinin mahkemece belirlenerek alacağın tahsiline karar verilmesini

istemiştir. Başvurucunun açmış olduğu terditli davada

Mahkemece ilk olarak başvurucunun asıl talebi olan tasfiye koşullarının bulunup

bulunmadığı ve bu husustaki muarazaya ilişkin olarak yargılama yapılmıştır.

Uyuşmazlığın sözleşmenin tasfiyesi koşullarının oluşup oluşmadığı ile ilgili

olduğu belirtilerek bu kapsamda bilgi, belge ve deliller değerlendirilmiş,

sonuç itibarıyla tasfiye koşullarının oluşmadığı tespit edilerek bu husustaki

muarazanın önlenmesine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesinin 18/3/2010

tarihli kararı yalnızca davalı İdare tarafından temyiz edilmiş olup başvurucu,

kararı temyiz etmemiştir.

39. Başvurucunun İlk Derece Mahkemesi kararından sonra İdareye

hitaben yazdığı 8/5/2010 tarihli dilekçesi ile sözleşme konusu işin başvurucu

tarafından yapılmasının istenmesi hâlinde bu hususta karar alınması gerektiğini

ve ancak bu karar doğrultusunda gerekli hazırlıklara başlayacağını bildirdiği;

İdarenin başvurucuya hitaben yazdığı 27/5/2010 tarihli yazıda ise İlk Derece

Mahkemesi kararı doğrultusunda İdarece söz konusu işin başvurucu tarafından

devam ettirilmesi yönünde karar alındığı, proje hazırlıkları tamamlandıktan

sonra başvurucu tarafından çalışmalara başlanabileceği belirtilerek ön

hazırlıklara başlamasının başvurucudan istendiği anlaşılmıştır. Başvuru formu

ve eklerinden başvurucununİdareye 17/2/2012 tarihinde

8/5/2010 tarihli dilekçesi ile aynı mahiyette bir ihtarname daha gönderdiği,

İdarenin ise 30/4/2012 tarihli yazısı ile 2010 ve 2011 yılı için projenin

Bakanlığa sunulduğu ancak ödenek aktarılmadığının belirtildiği görülmüştür.

40. Başvurucu tarafından terditli

olarak açıldığı anlaşılan davada başvurucunun asıl talebinin yalnızca başvurucu

ile İdare arasındaki sözleşmenin tasfiye koşullarının oluşmadığının ve taraflar

arasındaki hukuki ilişkinin devam ettiğinin tespiti ile bu husustaki muarazanın

önlenmesi ile sınırlı olduğu ve İlk Derece Mahkemesince başvurucunun dava

dilekçesinde belirtiği asıl talebi doğrultusunda yargılama yapılarak münhasıran

muarazanın giderilmesine yönelik olarak karar verildiği anlaşılmıştır.

41. Başvuruya konu Mahkeme kararının yalnızca muarazanın

önlenmesine yönelik tespit hükmü içerdiği, kararda ayrıca bir eda hükmünün yer

almadığı, kararın sözleşme kapsamında taraflara belirli bir işlemi yapma ya da

yapmama şeklinde bir yükümlülük yüklemediği, sözleşme koşullarına aykırı

davranılması hâlinde bunun başvuru konusu kararın icrası niteliğinde

görülemeyeceği; Mahkeme gerekçeli kararında sözleşme konusu işin

kararlaştırılan süreden daha uzun zamana yayıldığı, sözleşme düzenlenirken işin

kapsam ve süresinin tayin edilemediği gibi somut olayın özelliğine yönelik

tespitlerde bulunulduğu ve İdarece İlk Derece Mahkemesi kararından sonra

düzenlendiği anlaşılan 27/5/2010 tarihli yazıda, sözleşme konusu işin başvurucu

tarafından devam ettirilmesi yönünde İdarece karar alındığının bildirilmiş

olduğu hususları bir bütün olarak değerlendirildiğinde Mahkeme kararının

uygulanmadığı iddiasına yönelik olarak mahkemeye erişim hakkı kapsamında yargı

kararının icrası hakkına ilişkin bir ihlal olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

42. Açıklanan nedenlerle mahkeme kararının yerine getirilmesinin

geciktirildiği iddiasına dayalı olarak mahkemeye erişim hakkı kapsamında yargı

kararının icrası hakkına yönelik bir ihlalin olmadığının açık olduğu

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Cumhuriyet Savcılığına Yapılan Suç

Duyurusunun Sonuçsuz Kaldığına İlişkin İddia

43. Başvurucu, yargı kararının yerine getirilmemesi sebebiyle

ilgili kamu görevlileri hakkında Cumhuriyet Savcılığına yaptığı suç duyurusunun

sonuçsuz kalmasından ve soruşturma izni verilmemesine dair karara itiraz

üzerine verilen ret kararının gerekçesiz olduğundan şikâyet etmektedir.

44. Bakanlık görüş yazısında başvurucunun talebinin üçüncü

kişilerin cezalandırılması ile sınırlı olduğunu, ihlal iddiasının konusunun

Anayasa'da güvence altına alınmış ve Sözleşme kapsamında olan temel hak ve

özgürlüklerin koruma alanı dışında kaldığını bildirmiştir.

45. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu

gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme'nin ve Türkiye’nin taraf olduğu ek

protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18).

46. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında

ise bireysel başvurunun ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya

da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından

yapılabileceği düzenlenmiştir.

47. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekir.

48. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili

uyuşmazlıkların” ve bir “suç

isnadının” esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu

belirtilerek hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Hak arama

hürriyetinin ihlal edildiği gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için

başvurucunun ya medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı

olması ya da başvurucuya yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olması

gerektiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil

yargılanma hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve Sözleşme

kapsamı dışında kalacağından, bireysel başvuruya konu olamaz (Onurhan Solmaz, § 23).

49. AİHM içtihatlarına göre bir ceza davasında üçüncü kişilerin

suçlanması veya cezalandırılmasını talep eden mağdur, suçtan zarar gören,

şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler; Sözleşme’nin 6. maddesinin koruma

alanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın istisnaları, ceza davasında medeni hak

talebine imkân veren bir sistemin benimsenmiş olması veya ceza davası sonucunda

verilen kararın hukuk davası açısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir

(Perez/Fransa, B No: 47287/99, 12/2/2004, § 70).

50. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

yürürlüğe girmesi ile ceza muhakemesinde şahsi hak iddiasında bulunma imkânı

ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla başvurucunun ceza muhakemesi sürecinde medeni

haklarını ileri sürme imkânı bulunmamaktadır. Ayrıca soruşturma izni

verilmemesine dair kararın etkileri ceza muhakemesi süreci ile sınırlı olup

hukuk mahkemeleri açısından bağlayıcı bir etkisi bulunmamaktadır.

51. Başvurucu, suç işlediğini düşündüğü üçüncü kişiler hakkında

soruşturma açılmasını sağlamak amacıyla suç duyurusunda bulunmuş olup talebi

üçüncü kişilerin cezalandırılmasıyla sınırlıdır. Başvurucu, üçüncü kişilerin

fiili nedeniyle medeni haklarına yönelik bir müdahalenin bulunduğunu düşünüyor

ve buna ilişkin zararının giderilmesini istiyorsa hukuk mahkemeleri önünde dava

açma imkânı vardır.

52. Sonuç itibarıyla başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesine

dayanan ihlal iddiasının konusu, Anayasa’da güvence altına alınmış ve Sözleşme

kapsamında olan temel hak ve özgürlüklerin koruma alanı dışında kalmaktadır.

53. Açıklanan nedenlerle Cumhuriyet Savcılığına yapılan suç

duyurusunun sonuçsuz kalması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasının, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kaldığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin konu bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mahkeme kararının yerine getirilmesinin geciktirildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Cumhuriyet Savcılığına yapılan suç duyurusunun sonuçsuz

kaldığına ilişkin iddianın konu bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

31/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Fatma KARAMAN ODABAŞI Başvurucu : Megasan İnşaat Sanayi Ticaret Taahhüt A.Ş. Temsilcisi : Erdoğan SURANOĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/3401, 31 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. 1. Mahkeme kararının yerine getirilmesinin geciktirildiğine
  12. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/3401
Tarih
31 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Mehmet Ali Aslan Başvurusu (B. No: 2013/2429)
  • Ali Öz Başvurusu (B. No: 2013/2624)
  • Esma Fatıma Kızılsu ve Rukiyye Erva Kızılsu Başvurusu (B. No: 2013/7246)
  • Tahir Gökatalay Başvurusu (B. No: 2013/3472)
  • Akif Ünsal Başvurusu (B. No: 2013/9355)
  • Mehmet Reşit Arslan Başvurusu (B. No: 2013/1770)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.