İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Akif Ünsal Başvurusu (B. No: 2013/9355)

1. Başvuru, satın alınan malın ayıplı olması nedeniyle 2/10/2009

Başvuru No2013/9355Tarih9 Mart 2016Okuma17 dk · 3.352 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Akif Ünsal Başvurusu

Karar tarihi
9 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/9355
R.G. Tarih ve Sayı
27/4/2016-29696
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.352 kelime·17 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, satın alınan malın ayıplı olması nedeniyle 2/10/2009

tarihinde açılan davanın makul sürede sonuçlanmaması ve yargılama sonunda

hükmedilen kararın icra edilmemesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 16/12/2013 tarihinde Diyarbakır 5. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona

sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca 19/2/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

27/4/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği

bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü

1/7/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş 14/7/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu; 2/10/2009 tarihinde Diyarbakır 2. Asliye Hukuk

Mahkemesinde (tüketici mahkemesi sıfatıyla) malın ayıplı olması nedeniyle

açtığı tazminat davasında, davalı olarak gösterdiği şirketten 86.848 TL bedel

ödeyerek satın aldığı aracın arızalanması üzerine aracı yetkili servise

bıraktığını, tamir için mevzuatta ve garanti belgesinde öngörülen süre 30 iş

günü olmasına rağmen bu sürede aracın kendisine teslim edilmediğini, ayrıca

kendisine tamir sürecinde aynı özellikleri taşıyan başka bir aracın tahsis

edilmesi gerekirken böyle bir tahsisin de yapılmadığını, bu nedenlerle aracın

değiştirilmesini davalı şirketten talep ettiğini ancak aracın azami tamir

süresi aşıldıktan sonra kendisine teslim edildiğini belirterek aracın ücretsiz

olarak değiştirilmesini ve serviste kaldığı sürede aracı kullanamamasından

kaynaklanan zarar ile araçta oluşan değer kaybının tazmin edilmesini talep

etmiştir.

9. Yapılan yargılama sonunda Diyarbakır 2. Asliye Hukuk

Mahkemesi (tüketici mahkemesi sıfatıyla) 20/11/2012 tarihli ve E.2009/626,

K.2012/550 sayılı kararı ile “… Yapılan

yargılama, toplanan deliller, bilirkişi M.E. D.Ş.'nin

itibar edilen 29/03/2012 tarihli raporu ve tüm dosya kapsamına göre; dava

konusu aracın üretiminden kaynaklı gizli ayıpları olduğu, bunun sonrasında

yetkili servis tarafından hatalı hizmet sunulması nedeniyle bir çok arızanın

tekraren önüne geçilemediği, bu davada aracın "ayıplı" olduğu

anlaşıldığından aracın iadesine karar vermek gerekmiş, ancak davacının kusuru

nedeniyle araçta 5.750,00 TL değer kaybı oluştuğundan bu bedelin değişim

sonrasında tenkisine karar verilmiş ve aracın tamiri için gereken azami süre

aşılmadığından davacıya aracın kullanılamaması nedeniyle…”

gerekçesine dayanarak davanın kabulüne, dava konusu aracın davalı tarafa iade

edilmesi ile başvurucu tarafından 5.750 TL ücret karşılanmak kaydıyla yeni

ürünün başvurucuya teslim edilmesine, başvurucunun tamir sürecinde aracı

kullanamaması nedeniyle oluşan zararın tazmini isteminin reddine hükmetmiştir.

10. Temyiz incelemesi sonucu Yargıtay 13. Hukuk Dairesi,

30/5/2013 tarihli ve E.2013/5446, K.2013/14494 sayılı ilamı ile İlk Derece

Mahkemesi kararının gerekçe yönünden hatalı olduğunu belirtmiş; 30 iş günlük

tamir süresinin aşılması nedeniyle davanın kabulü gerekirken malın gizli ayıplı

olması üzerinden davanın kabulünün usul ve yasaya aykırı olduğunu ifade etmiş

ancak bozmaya hükmetmeyip düzelterek onamaya hükmetmiştir.

11. Başvurucu, Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin (tüketici

mahkemesi sıfatıyla) 20/11/2012 tarihli kararını Diyarbakır 3. İcra Dairesi

nezdinde 12/9/2013 tarihinde E.2013/6111 sıra sayısına kayıtlı dosya üzerinden

ilamlı icra yolu ile takibe konu etmiştir.

12. Yargıtay onama ilamı üzerine yapılan karar düzeltme istemi

de aynı Dairenin 21/10/2013 tarihli ve E.2013/25447, K.2013/25135 sayılı ilamı

ile reddedilmiştir.

13. Karar düzeltme talebinin reddine ilişkin ilam başvurucuya

25/11/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu,16/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunarak

yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını ve yargı kararının icrasının henüz

yerine getirilmediğini ileri sürmüştür.

15. Öte yandan Diyarbakır 3. İcra Dairesince söz konusu icra

takip dosyası kapsamında, 12/9/2013 tarihinde icra emri düzenlenerek borçlu

tarafa tebliğ işlemi yapılmış, borçlu taraf İcra Müdürlüğüne 23/9/2013

tarihinde başvurarak uyuşmazlık konusu aracın 2008 model olduğunu bu nedenle

fiilen temininin imkânsız olduğunu dolayısıyla bedelin Diyarbakır Ticaret

Odasına sorulması konusunda müzekkere yazılmasını istemiş, talep üzerine İcra

Dairesince yazılan müzekkereye Diyarbakır Ticaret Odası tarafından 3/10/2013

tarihinde cevap verilerek tespit edilen bedel bildirilmiştir.

16. Bedelin tespiti üzerine borçlu, 21/10/2013 tarihinde

Diyarbakır 1. İcra Hukuk Mahkemesine başvurarak Diyarbakır 2. Asliye Hukuk

Mahkemesinin (tüketici mahkemesi sıfatıyla) 20/11/2012 tarihli kararında dava

konusu edilen aracın misli ile değiştirilmesine hükmedildiğini ancak takibe

konu araç 2008 model olduğundan ve aynen ifası mümkün olmadığından aracın

değişiminin fiilen imkânsız olduğunu, Diyarbakır 3. İcra Müdürlüğünün 2013/6111

sayılı dosyasında başlatılan takipte malın değerinin takdiri yoluna gidildiğini

ve bunun sonucunda malın değeri olarak belirtilen 123.500 TL'nin fahiş olduğunu

ifade etmiş ve kıymet takdirine itiraz ederek şikâyette bulunmuş ayrıca icranın

durdurulmasını istemiştir.

17. Şikâyet talebi üzerine yapılan inceleme sonucu Diyarbakır 1.

İcra Hukuk Mahkemesi, 25/10/2013 tarihli kararında borçlu tarafından talep

edilen icra durdurma isteminin reddine hükmetmiş; 12/6/2014 tarihli ve

E.2013/738, K.2014/664 sayılı nihai kararı ile de kıymet takdirinin mevzuata ve

Yargıtay içtihatlarına uygun olarak yapıldığını belirterek şikâyetin reddine

karar vermiştir.

18. Diyarbakır 1. İcra Hukuk Mahkemesinin şikâyetin reddine

ilişkin kararı temyiz edilmiş, Yargıtay 12. Hukuk Dairesi yaptığı inceleme

sonucu 30/11/2015 tarihli ve E.2014/19095, K.2015/21447 sayılı ilamı ile

onamaya hükmetmiştir.

19. Onama ilamı başvurucuya 24/12/2015 tarihinde, şikâyette

bulunan tarafa 28/12/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir.

20. Anayasa Mahkemesince 4/12/2015 tarihinde Diyarbakır 3. İcra

Dairesine müzekkere gönderilmiş, bireysel başvuruya konu edilen E.2013/6111

sıra sayısına kayıtlı icra dosyasının onaylı suretleri istenmiş; Diyarbakır 3.

İcra Dairesi, 8/1/2016 tarihinde istenen belgeleri Anayasa Mahkemesine

sunmuştur.

21. Aynı zamanda Anayasa Mahkemesince, 4/12/2015 tarihli yazı

ile başvurucudan söz konusu icra takip dosyasının sonuçlanıp sonuçlanmadığının

belirtilmesi, sonuçlandırılmış ise buna ilişkin bilgi ve belgelerin

gönderilmesi ve ayrıca bu yöndeki başvurucu şikâyetinin devam edip etmediği hususununbildirilmesi istenilmiştir. Başvurucu tarafından

sunulan 21/12/2015 tarihli cevap dilekçesinde şikâyet incelemesine ilişkin ret

kararının onandığı ancak bu karara karşı karar düzeltme yolunun açık olduğu, bu

yola başvurulmayıp kararın kesinleşmesi durumunda icra dosyası gereğinin yerine

getirileceği, bu bağlamda şikâyetin sürdürüldüğünü ifade edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

22. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 30. maddesi şöyledir:

"Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir biçimde

yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür."

23. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 16.

maddesi şöyledir:

“Kanunun hallini mahkemeye bıraktığı hususlar müstesna olmak üzere icra

ve iflâs dairelerinin yaptığı muameleler hakkında kanuna muhalif olmasından

veya hadiseye uygun bulunmamasından dolayı icra mahkemesine şikayet

olunabilir. Şikayet bu muamelelerin öğrenildiği

tarihten yedi gün içinde yapılır. …”

24. 2004 sayılı Kanun'un 18. maddesi şöyledir:

“İcra mahkemesine arzedilen hususlarda basit

yargılama usulü uygulanır.

Şu kadar ki, talep ve cevaplar dilekçe ile olabileceği gibi icra

mahkemesine ifade zaptettirmek suretiyle de olur.

Aksine hüküm bulunmayan hallerde icra mahkemesi, şikâyet konusu işlemi

yapan icra dairesinin açıklama yapmasına ve duruşma yapılmasına gerek olup

olmadığını takdir eder; duruşma yapılmasını uygun gördüğü takdirde ilgilileri

en kısa zamanda duruşmaya çağırır ve gelmeseler bile gereken kararı verir.

Duruşma yapılmayan işlerde icra mahkemesi, işin kendisine geldiği tarihten

itibaren en geç on gün içinde kararını verir. Duruşmalar, ancak zorunluluk

hâlinde ve otuz günü geçmemek üzere ertelenebilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 9/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu, 2/10/2009 tarihinde Diyarbakır 2. Asliye Hukuk

Mahkemesinde (tüketici mahkemesi sıfatıyla) malın ayıplı olması nedeniyle

açtığı davanın/alınan malın ayıplı olmasına ilişkin açtığı davanın makul sürede

sonuçlanmadığını ve bu dava sonunda verilen kararın icra edilmediğini

belirterek adil yargılanma ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş

ve manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

B. Değerlendirme

27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

28. Başvurucunun, açtığı dava sonunda verilen kararın icra

edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği şikâyetinin özünün,

Mahkemece verilen kararın uygulanmamasına yönelik olduğu anlaşıldığından söz

konusu şikâyetin adil yargılanma hakkı yönünden incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Mahkeme Kararının Yerine Getirilmediğine

İlişkin İddia

29. Başvurucu, 2/10/2009 tarihinde açtığı dava sonunda

Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 20/11/2012 tarihli kararı icra

takibine konu ettiğini ancak henüz icra sürecinin sonuçlanmadığını belirterek

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca

Anayasa Mahkemesine sunduğu 21/12/2015 tarihli dilekçesi ile icra takibi

sürecinde borçlunun, yargılama sürecinde tespit edilen uyuşmazlık konusu aracın

bedeline yönelik şikâyet yoluna gittiğini, şikâyetin Diyarbakır 1. İcra Hukuk

Mahkemesince reddedildiğini ve bu kararın Yargıtayca

onandığını, borçlu tarafından karar düzeltme yoluna gidilmemesi hâlinde

şikâyete ilişkin kararın kesinleşeceğini ve ilamın icrasının gerçekleşeceğini

fakat henüz süreç sonuçlanmadığından şikâyetini sürdürdüğünü ifade etmiştir.

30. Bakanlık görüşünde başvuru konusu icra takibinin özel hukuk

kişileri arasında bir takip olduğu, devletin bu süreçte taraf sıfatının

bulunmadığı, İcra Müdürlüğünün de kendiliğinden hareket etmesinin mümkün

olmadığı, somut olayda takibin devam etmesinde İcra Müdürlüğünün veya İcra

Hukuk Hâkimliğinin herhangi bir kusurunun olmadığının düşünüldüğü

belirtilmiştir.

31. Bakanlık görüşüne karşı başvurucu tarafından herhangi bir

beyanda bulunulmamıştır.

32. 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir."

33. 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

kabul edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucunun ihlal iddialarını

kanıtlayamadığı, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara

ilişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin

meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden

ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu,

B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

34. Somut olayda mahkeme kararına dayanılarak yapılan bir icra

takip süreci söz konusudur. İcra takip süreçleri, aralarında borç alacak

ilişkisi bulunan tarafların ve bu türden bir ilişki içinde çıkan

uyuşmazlıkların varlığından kaynaklanan süreçlerdir. Böyle bir süreç ile

borcunu rızasıyla ifa etmeyen borçlulara karşı alacaklılara, alacaklarının

tahsilinde devlet gücünden yardım isteme imkânı sağlanmaktadır. Bununla

birlikte bir icra takip sürecinin ortaya çıkmasına neden olan borç alacak

ilişkisinin taraflarının mutlaka özel kişiler olması gerekmeyip bu türden bir

süreç, borç alacak ilişkisinin taraflarından birinin kamu gücünü kullanan

organlar olması hâlinde de ortaya çıkabilmektedir.

35. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) de icra takip

süreçlerine yönelik şikâyetleri incelerken ikili bir ayrıma gitmektedir. Buna

göre uyuşmazlığın kişiler arasında olması durumunda ileri sürülen bu yönde bir

şikâyet "mahkemeye erişim hakkı" yönünden incelenirken uyuşmazlığın

taraflarından birinin devlet olması durumunda ise bu türden bir şikâyet

"makul sürede yargılanma hakkı" yönünden incelenmektedir (Hasanov/Azerbaycan, B. No: 50757/07, 22/4/2010, § 36; Pashov ve diğerleri/Bulgaristan, B. No: 20875/07, 5/2/2013,§§ 54, 55).

36. Bu bağlamda başvuruya konu olayda şikâyet konusu icra takip

sürecinin kişiler arasında yürütülen bir süreç olduğu dikkate alındığında

başvurucunun şikâyetinin "mahkemeye

erişim hakkı" kapsamında incelenmesi gerekmektedir.

37. Adil yargılanma hakkının unsurlarından biri de mahkemeye

erişim hakkıdır. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne götürme

ve aynı zamanda mahkemece verilen kararın uygulanmasını isteme haklarını da

kapsar. Mahkeme kararlarının uygulanması, yargılama sürecini tamamlayan ve

yargılamanın sonuç doğurmasını sağlayan bir unsurdur. Karar uygulanmazsa

yargılamanın da bir anlamı olmayacaktır. Bu nedenle yargı kararlarının

uygulanması "mahkemeye erişim

hakkı" kapsamında değerlendirilmektedir. Buna göre yargılama

sonucunda mahkemenin bir karar vermiş olması yeterli değildir, ayrıca bu

kararın etkili bir şekilde uygulanması da gerekir. Hukuk sisteminde nihai

mahkeme kararlarını, taraflardan birinin aleyhine sonuç doğuracak şekilde

uygulanamaz hâle getiren düzenlemeler bulunması veya mahkeme kararlarının

icrasının herhangi bir şekilde engellenmesi hâllerinde "mahkemeye erişim hakkı" da

anlamını yitirecektir (Ahmet Yıldırım,

B. No: 2012/144, 2/10/2013, § 28; Feridun Karaköylü, B. No: 2013/4454, 15/10/2014, §§ 41,

42).

38. İcra takibinin koşulları ve karmaşıklığı, başvurucunun bu

süreç içinde gösterdiği tavır ve davranışlar, ilgili kamu makamlarının icra

sürecindeki tutumu ve başvurucunun icra safhasının hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaati ile icra sürecinin başvurucu açısından taşıdığı önem ve değer gibi

hususlar bir icra safhasının yürütülmesine ilişkin süreçte gözönünde

bulundurulması gereken unsurlardır.

39. İcra aşamasına intikal etmiş bir yargı kararının gereğinin

yerine getirilmesinde icra dairesine yansıyan maddi vakıalar, tarafların genel

olarak icra safhasındaki tutumu, icra sürecinin uzamasındaki etkisi ve usul

haklarını kullanırken gereken dikkat ve özeni gösterip göstermedikleri, icra

makamları yanında icra süreciyle ilgili kamu gücü kullanan tüm devlet

organlarına atfedilebilir yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden

kaynaklanan bir gecikme olup olmadığı ve Mahkeme kararının süratle icra

edilmesi hususunda gerekli özenin gösterilip gösterilmediği, başvurucu için

hukuki korumanın bir an önce gerçekleştirilmesindeki yararının ne olduğu gibi

icranın niteliği ve niceliğine ilişkin birçok hususun birlikte

değerlendirilerek karar verilmesi gerekmektedir.

40. Başvuru konusu olayda başvurucu tarafından açılarak

Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde (tüketici mahkemesi sıfatıyla) görülen,

malın ayıplı olmasından kaynaklanan davada verilen 20/11/2012 tarihli hüküm,

Diyarbakır 3. İcra Dairesi nezdinde 12/9/2013 tarihinde E.2013/6111 sıra

sayısına kayıtlı dosya üzerinden ilamlı icra yolu ile takibe konu edilmiştir.

Bu süreçte İcra Dairesince 12/9/2013 tarihinde icra emri düzenlenerek borçlu

tarafa tebliğ edilmiş, borçlu taraf İcra Müdürlüğüne 23/9/2013 tarihinde

başvurarak uyuşmazlık konusu aracın 2008 model olduğunu, bu nedenle fiilen

temininin imkânsız olduğunu dolayısıyla aracın bedelinin tespiti için

Diyarbakır Ticaret Odasına müzekkere yazılmasını istemiştir. Talep üzerine İcra

Dairesince yazılan müzekkereye Diyarbakır Ticaret Odası tarafından 3/10/2013

tarihinde cevap verilmiş; bu defa borçlu, 21/10/2013 tarihinde Diyarbakır 1.

İcra Hukuk Mahkemesine başvurarak Diyarbakır Ticaret Odası tarafından

belirlenen bedelin fahiş olduğu gerekçesiyle 21/10/2013 tarihinde Diyarbakır 1.

İcra Hukuk Mahkemesine şikâyette bulunmuş ve takibin durdurulmasını talep etmiş

ancak durdurma talebi kabul edilmemiş ve şikâyet incelemesine geçilmiştir.

41. Diyarbakır 1. İcra Hukuk Mahkemesince yapılan inceleme

sonucunda 12/6/2014 tarihli karar ile şikâyet reddedilmiş, borçlu tarafından

temyiz talebinde bulunulması üzerine şikâyetin reddine ilişkin hüküm, Yargıtay

12. Hukuk Dairesinin 30/11/2015 tarihli ilamı ile onanmıştır. Ancak söz konusu

hüküm, onama ilamına karşı karar düzeltme yolunun açık olması ve henüz bu yola

başvurulmamış olması nedeniyle hâlen kesinleşmemiştir. Başvurucu da Anayasa

Mahkemesine sunduğu 21/12/2015 tarihli dilekçesi ile şikâyet incelemesine

ilişkin ret kararının onandığını ancak bu karara karşı karar düzeltme yolunun

açık olduğunu, bu yola başvurulmayıp kararın kesinleşmesi durumunda icra

dosyası gereğinin yerine getirileceğini belirtmiş ancak gerek başvuru formunda

gerekse anılan dilekçesinde ilgili icra sürecinde İcra Dairesinden alacağın

tahsiline yönelik ilave bir talepte bulunduğuna, böyle bir talepte bulunduğu

hâlde İcra Dairesinin talebini yerine getirmediğine ya da icra işlemlerinin

herhangi bir şekilde durdurulduğuna yönelik Anayasa Mahkemesine bir açıklamada

bulunmamış ya da bir bilgi sunmamıştır.

42. Somut olayda yapılan icra takibi, özel hukuk kişileri

arasındaki bir takip olup bu takipte devletin taraf sıfatı bulunmamaktadır.

Kaldı ki icra takibinin, takipte bulunan alacaklı tarafından yürütülmesi esas

olmakla birlikte İcra Müdürlüğünün kendiliğinden hareket etmesi de mümkün

değildir. Somut olayın bu özellikleri ile birlikte ayrıca icra takibinin devam

etmesinde Anayasa Mahkemesince İcra Müdürlüğüne yüklenebilecek herhangi bir

kusur da tespit edilememiştir.

43. Açıklanan nedenlerle mahkeme kararının yerine

getirilmediğine dayalı ihlal iddiasının, adil yargılanma hakkına yönelik bir

ihlal olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığına

İlişkin İddia

44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan söz

konusu iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

45. Başvurucu, alınan malın ayıplı olması nedeniyle 2/10/2009

tarihinde Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde (tüketici mahkemesi

sıfatıyla) açılan davanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

46. Medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin yargılamaların makul

sürede sonuçlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu

yapılmış ve Anayasa Mahkemesince makul sürede yargılanma hakkının adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olduğu kabul edilerek bir davadaki

yargılama süresinin makul olup olmadığının tespitinde davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususların dikkate alınacağı belirtilmiş (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 34–59) ve bu kapsamda yapılan incelemeler sonucunda makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine yönelik kararlar verilmiştir (Gülseren Gürdal ve diğerleri, B. No:

2013/1115, 5/12/2013; Semira Babayiğit ve diğerleri, B. No: 2013/3283,

19/12/2013; Haydar İzgi, B. No:

2012/673, 19/12/2013).

47. Başvuru konusu olayda özel kişiler arası bir alım satım

sözleşmesinde sözleşmeye konu malın ayıplı olmasından kaynaklanan zararlardan

dolayı Tüketici Mahkemesi nezdinde açılan davanın söz konusu olduğu görülmekle

18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile 6100

sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama

faaliyetinin makul süre değerlendirmesi için sürenin başlangıcı, uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı tarih olup (Güher Ergun ve diğerleri, § 50)bu tarih

somut başvuru açısından, 2/10/2009'dur.

48. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihi olup (Güher Ergun ve diğerleri, § 52) somut

başvuru açısından söz konusu tarih, yukarıda yer verilen icra aşamasına ilişkintespitler de dikkate alındığında (bkz. §§ 29-42),

karar düzeltme talebinin Yargıtay 13. Hukuk Dairesince reddedildiği 21/10/2013'tür.

49. Tüketici mahkemelerinin görevi 23/2/1995 tarihli ve 4077

sayılı mülga Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 23. maddesinde

düzenlenmiştir. Anılan maddede, bu Kanun’un uygulanmasıyla ilgili her türlü

ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağı, tüketici mahkemeleri nezdinde

açılan davaların harçlardan muaf olduğu ve bu mahkemelerde basit yargılama

usulüne göre yargılama yapılacağı belirtilmiştir.

50. Bu şekilde kanun koyucu, tüketiciyi koruma amacını dikkate

alarak genel mahkemelerin dışında tüketici davalarının yargılaması özel bir

sistem oluşturmuş ve bu davaların, konunun uzmanı mahkemelerce mümkün olduğunca

hızlı, basit ve ucuz bir biçimde sonuçlandırılmasını amaçlamıştır (İbrahim Şendil, B. No: 2013/4495,

17/7/2014, § 75).

51. Adil yargılanma hakkı devlete, uyuşmazlıkların makul süre

içinde nihai olarak sonuçlandırılmasını garanti edecek bir yargı sistemi kurma

ödevi yükler. Tüketici mahkemesinde açılan alacak davasında derhâl bir yargı

kararı verilmesinde, tüketici konumundaki başvurucunun önemli bir kişisel

yararı bulunmaktadır. Bu nedenle tüketici mahkemelerinde görülen

uyuşmazlıkların ivedilikle çözülmesi hususunda yargı organlarının özel bir

itina göstermesi gerekir (İbrahim Şendil,, §

76).

52. 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinde uyuşmazlıkların makul

sürede çözümlenmesi gerektiği belirtilmiştir. Tüketici mahkemelerinde görülecek

davalar gerek mülga 1086 sayılı Kanun ve gerekse 6100 sayılı Kanun’a göre basit

yargılama usulüyle yürütülür.

53. Basit yargılama usulü, 6100 sayılı Kanun’un 316. maddesinde

yer alan davalar ile kanunlarda açıkça belirtilen bazı davalarda uygulanan ve

yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha kısa bir

incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek

dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür (Nesrin Kılıç, B. No: 2013/772, 7/11/2013,

§ 65).

54. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde

yargılamanın konusunun, özel kişiler arası bir alım satım sözleşmesinde

sözleşmeye konu malın ayıplı olmasından kaynaklanan zararların tazminine

ilişkin olduğu, Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin (tüketici mahkemesi

sıfatıyla) 20/11/2012 tarihli kararı ile davanın kabulüne karar verildiği,

Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 30/5/2013 tarihli ilamı ile kararın onandığı,

karar düzeltme isteminin aynı Dairenin 21/10/2013 tarihli ilamı reddedildiği ve

böylece İlk Derece Mahkemesi kararının kesinleştiği anlaşılmıştır.

55. Başvurucunun şikâyetinin değerlendirilmesi sonucunda

başvuruya konu davanın;hukuki

meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı, delillerin

toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler dikkate

alındığında karmaşık olmaktan uzak olduğu anlaşılmıştır. Başvurucunun tutum ve

davranışlarıyla ve usul haklarını kullanırken özensiz davranmasıyla

yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da gözlemlenmemiştir.

Dolayısıyla somut başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektirecek bir

yön bulunmadığı ve dört yılı aşkın bir sürede sonuçlanan yargılama sürecinde makul

olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

56. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

57. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

58. Başvurucu, yargılamanın uzunluğu ve mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiği dikkate alınarak 15.000 TL manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmiştir.

59. Yapılan değerlendirme sonucu başvurucunun makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

60. Başvuru konusu olayda, tespit edilen ihlalin sonuçlarının

ortadan kaldırılması bakımından yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmadığından salt ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan zararları

karşılığında başvurucuya net 2.500 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

61. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mahkeme kararının yerine getirilmediğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığına ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 2.500 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

9/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

İsmail Emrah

PERDECİOĞLU

Basvurucu

:

Akif ÜNSAL

Vekili

:

Av. Vedat

KARADUMAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/9355, 9 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olaylar Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  12. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  13. Yıldırım
  14. Özgüldür
  15. Kömürcü
  16. M. Emin KUZ
  17. Perdecioğlu
  18. Karaduman
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/9355
Tarih
9 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Mehmet Reşit Arslan Başvurusu (B. No: 2013/1770)
  • Hasan Doğu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3724)
  • Hayrettin Bülent Tarakçıoğlu Başvurusu (B. No: 2013/4559)
  • Can İpçi Başvurusu (B. No: 2014/8580)
  • Lokman Ateş Başvurusu (B. No: 2013/7920)
  • Hamit Yıldız ve Halit Yıldız Başvurusu (B. No: 2013/7720)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.