İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hasan Doğu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/3724)

1. Başvurular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı

Başvuru No2013/3724Tarih23 Mart 2016Okuma20 dk · 4.037 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hasan Doğu Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
23 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/3724
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.037 kelime·20 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurular, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı

üzerine göreve iade edilme istemiyle açılan davanın Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi (AYİM) tarafından süre aşımı gerekçesiyle incelenmeksizin

reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 3/6/2013 ve 17/6/2013 tarihlerinde doğrudan

Anayasa Mahkemesine yapılmıştır. Başvuru formları ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvuruların Komisyona sunulmasına engel

teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 30/5/2014 tarihinde

2013/3724sayılı bireysel başvurunun,Birinci

Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/5/2014 tarihinde 2013/3726 sayılı bireysel

başvurunun, Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 27/5/2014 tarihinde 2013/4090

sayılı bireysel başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir

4. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvuruculara tebliğ

edilmiştir. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

6. 2013/3726 ve 2013/4090 sayılı bireysel başvurular aynı konuya

ilişkin bulunduğundan incelenmek üzere 2013/3724 sayılı bireysel başvuru dosyasıyla

birleştirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucular subay olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK)

görev yapmakta iken Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Mahkemesinin 29/4/2004

tarihli ve E.2004/28, K.2004/120 sayılı kararıyla “Doğrudan doğruya beraber işlemek suretiyle iştirak halinde müteselsilen memuriyet görevini kötüye kullanmak”

suçunu işledikleri gerekçesiyle hapis ve ağır para cezasına çarptırılmışlardır.

Kararda ayrıca ferî ceza olarak başvurucuların TSK’dan çıkarılmalarına karar

verilmiştir. Karar, Askerî Yargıtay 2. Dairesinin 20/7/2004 tarihli ve

E.2004/947, K.2004/958 sayılı ilamıyla onanarak kesinleşmiştir.

9. Anılan hüküm uyarınca başvurucular, 2004 yılının Eylül ve

Ekim aylarında onaylanan ilişik kesme işlemleriyle TSK'dan çıkarılmışlardır.

10. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve

4/11/2004 tarihli ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun

Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un kabul edilmesinin ardından

başvurucular, Askerî Ceza Mahkemesinden infazın durdurulması talebinde

bulunmuşlardır. Nihai olarak Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Mahkemesinin

16/3/2005 tarihli ve E.2004/28, Müt.K.2005/11 sayılı duruşmasız işlere ait

kararı ile başvurucular hakkında tesis olunan TSK'dan çıkarma ferî cezasının

infazının 5237 sayılı Kanun’un yürürlüğe gireceği 1/4/2005 tarihine kadar

ertelenmesine karar verilmiştir. Bu karara adli müşavir tarafından itiraz

edilmesi ve TSK'dan çıkarma ferî cezasının infazının ertelenmesine dair kararın

(başvurucuların Türk Silahlı Kuvvetleri ile ilişkisi kesildiğinden) ne şekilde

uygulanacağı hususlarının açıklanmasının Askerî Savcılıkça talep edilmesi

üzerine Askerî Yargıtay 2. Dairesi 25/5/2005 tarihli ve E.2005/399, K.2005/567

sayılı kararı ile itirazların reddine ve aynı Askerî Yargıtay Dairesince

verilmiş olan 27/1/2005 tarihli ve E.2005/69, K.2005/144 sayılı kararıyla söz

konusu hukuki meselenin net bir şekilde ortaya konulmuş olması nedeniyle

kararın açıklanmasına ilişkin talebin reddine hükmetmiştir.

11. Öte yandan 1/6/2005 tarihinde yürürlüğe giren ceza hukuku

düzenlemeleriyle bağlantılı olarak Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askerî

Mahkemesince 7/6/2005 tarihli ve E.2004/28, K.Müt.2005/32

sayılı duruşmasız işlere dair karar ile başvurucular hakkında hapis ve adli

para cezasına hükmedilmiştir. Bu karara karşı yapılan itiraz Askerî Yargıtay 2.

Dairesinin 21/9/2005 tarihli ve E.2005/938, K.2005/933 sayılı ilamı ile

reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.

12. Başvurucular 2012 yılında Askerî Mahkemeye başvurarak 5237

sayılı Kanun’un 257. maddesinde yapılan değişikliğe göre lehe kanun uyarlaması

yapılması ve ayrıca aynı Kanun’da düzenlenen hükmün açıklanmasının geri

bırakılması usulünün kendilerine uygulanmasını istemişlerdir. Hava Kuvvetleri

Komutanlığı Askerî Mahkemesi 18/10/2012 tarihli ve E.2012/271, K.2012/139

sayılı ve 17/5/2012 tarihli ve E.2012/167, K.2012/78 sayılı kararlarıyla,

kanunun infaz edilmiş hükümlere infazdan sonra da birtakım sonuçlar bağladığı

durumlarda lehe hüküm belirlenerek uygulanmasının, hakkındaki hüküm infaz

edilmiş olan hükümlüler açısından da lehe durumlar oluşturabileceği ve

hükümlünün böyle bir istemde bulunmasında hukuki yararın mevcudiyeti hâlinde

lehe kanun değerlendirmesi yapılabileceği yönündeki Askerî Yargıtay Ceza Genel

Kurulunun 17/2/2009 tarihli ve E.2008/5-220 K.2009/28 sayılı ilamına atıfla

lehe kanun uyarlaması yapmış ve başvurucular hakkında hapis cezasına hükmederek

hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.

13. Başvurucular, asli nitelikte ceza olan hapis cezası hakkında

hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verildiğinden ferî nitelikte ceza

olan TSK’dan çıkarma cezasının infaz edilemeyeceği iddiasıyla ayrı ayrı

22/10/2012, 7/1/2013 ve 19/1/2013 tarihli dilekçelerle Hava Kuvvetleri

Komutanlığına başvurarak göreve iadeleri ile kayıp maaş ve özlük haklarının

geri verilmesini talep etmişlerdir.

14. Hava Kuvvetleri Komutanlığı özetle açıklanması geri

bırakılan hükmün ancak ileriye dönük olarak tesis edilecek idari işlemlerde

esas alınmaması sonucunu doğurabileceği, 2004 yılında tesis edilip tamamlanan

bir idari işlemin kaldırılmasına ve geri alınmasına sebebiyet vermeyeceği

gerekçesiyle 15/12/2012 ve 23/1/2013 tarihli işlemleriyle talepleri

reddetmiştir.

15. Başvurucular, anılan işlemlerin tebliğinden itibaren altmış

gün içinde “TSK’da yeniden göreve alınmama”

şeklindeki olumsuz idari işlemlerin iptaline karar verilmesi istemiyle dava

açmışlardır.

16. AYİM Birinci Dairesi başvuruları süre aşımı gerekçesiyle

incelemeksizin reddetmiştir. Birinci başvurucunun açtığı davada AYİM Birinci

Dairesince verilen 30/4/2013 tarihli ve E.2013/503, K.2013/514 sayılı kararın

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Davacının tarihsiz

dilekçesinde yer alan ve Hava Kuvvetleri Komutanlığının 23.01.2013 tarihli

yazısı ile reddedilen Türk Silahlı Kuvvetlerinde göreve döndürülmesi (iadesi)

talebinin dayanağı hakkında mahkemece verilip kesinleşen Türk Silahlı

Kuvvetlerinden çıkarılma feri cezası uyarınca uygulanan ayırma (ilişik kesme)

işlemi ve bu işlem sonrasında mahkemece hakkında hükmün açıklanmasına geri

verilmiş olmasıdır. Dolayısıyla işbu davada davacı hakkında tesis edilen

“ayırma” işleminin yargısal denetimi yapılacaktır. Nitekim davacının kesinleşen

Türk Silahlı Kuvvetlerinden Çıkarma cezasına bağlı olarak Hv.K.K.’lığınca

uygulanan ilişik kesme işlemine esas ayırma kararnamesinin onay tarihinin

30.09.2004 olması nedeniyle, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı

geriye dönük olarak mevcut mevzuata göre tesis edilmiş ve tamamlanmış bir idari

işlemin kaldırılmasına veya geri alınmasına vermeyeceğinden Türk Silahlı

Kuvvetlerinde görevine iade talebinin dayanağının mesnetsiz kalmakta olduğu

gerekçesiyle talebi reddedilmiş, davacı tarafından da bu ayırma işleminin

hukuka aykırı olduğu ve Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiğinin kesilmesine

dayanak olan hukuki gerekçenin ortadan kalktığı hatta hiç doğmamış kabul

edildiği ileri sürülmüştür.

Davacının kesin işlem yapmaya yetkili makam

tarafından 30.09.2004 tarihli kararname ile tesis edilen ayırma işlemi uyarınca

TSK’dan ilişiğinin kesildiği 18.10.2004 tarihinden itibaren 1602 sayılı

Kanun’un 35/a maddesi uyarınca 60 gün içinde ya doğrudan ayırma işleminin

iptali istemiyle AYİM’de iptal davası açması ya da 60

gün içinde ayırma işleminin geri alınması için idareye başvuruda bulunması,

başvurunun reddi halinde bu olumsuz işleme karşı süresinde dava açması

gerekirken ayırma işlemine yönelik idari başvuru ve dava açma süresini geçirdikten

sonra davalı idareye müracaatta bulunarak 23.01.2013 tarihli olumsuz cevap

üzerine 22.03.2013 tarihinde bu davanın açılmış olması karşısında dava konusu

olayda süre aşımında bulunulmuş olduğu sonucuna varılmıştır.

Davacının 1602 sayılı Kanun’un 35/a maddesinde

belirtilen süreler geçtikten sonra yaptığı başvurusuna idare tarafından

23.01.2013 tarihinde cevap verilmiş ise de yukarıda belirtilen süreler

geçtikten sonra verilen idare cevabının dava açma süresini ihya etmeyeceği

açıktır. Zira davacının idareye 23.01.2013 tarihli cevabi yazıya esas olarak

yapmış olduğu müracaatı 30.09.2004 tarihinde tesis edilen ayırma işleminin geri

alınması talebinden ibarettir."

17. İkinci ve üçüncü başvurucuların açtığı davalarda AYİM

Birinci Dairesinin 2/4/2013 tarihli ve E.2013/410, K.2013/373 sayılı kararı ile

7/5/2013 tarihli ve E.2013/544, K.2013/544 sayılı kararının gerekçeleri de

benzer nitelikte olup ikinci başvurucunun davasında verilen K.2013/373 sayılı

kararın ilgili kısmı şöyledir:

“Belirtilen mevzuat[4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Kanun’un 40. ve 35.

maddesinin (a) fıkrası] ve açıklamalar ışığında dava dilekçesi ve eklerinin

incelenmesinden; davacının Hv.K.K.lığı PI.P. Bşk.lığıemrinde görevli iken 29 Kasım 2004 tarihinde ayırma

işlemine tabi tutulduğu anlaşılmıştır. Davacının idari dava açma süresini

geçirdikten sonra müracaatı (ortaya yeni bir olgu çıksa dahi) geçirilmiş olan

dava açma süresini ihya etmeyeceği hususunda kuşku bulunmamaktadır. Zira dava

süresinin geçirilmesiyle dava açma yetkisi düşer. Söz konusu işlemin 29 Kasım

2004 tarihinde gerçekleştirildiği, ancak 19 Şubat 2013 tarihinde AYİM’de bu davanın açıldığı anlaşılmıştır. Buna göre

davacının, işlemi öğrendiği bu tarihten itibaren 1602 sayılı Kanun’un 40’ıncı

maddesi gereğince 60 gün içinde işlemin iptali için dava açması ya da 1602

sayılı Kanun’un 35/a madde ve fıkrası gereğince 60 gün içinde bu işlemin

kaldırılması ya da değiştirilmesi için ihtiyari başvuruda bulunması gerekirken

yasal dava açma süresi geçirildikten çok sonra davasını açtığı, davada süre

aşımı bulunduğu belirlenmiştir. 1602 sayılı AYİM Kanunu’nun 45’inci maddesi

sürenin geçirilmesi halinde davanın reddine karar verileceğini öngörmektedir.”

18. Söz konusu kararların sırasıyla 24/5/2013, 10/5/2013

2/6/2013 tarihlerinde tebliği üzerine 3/6/2013 ve 17/6/2013 tarihlerinde süresi

içinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili Hukuk

19. 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare MahkemesiKanunu’nun “İhtiyari

müracaat ve idari makamların sükûtu” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"a) İhtiyari müracaat:

Kesin işlem yapmaya yetkili makamlarca tesis

edilen idari işlemlerin geri alınması, kaldırılması, değiştirilmesi veya yeni

bir işlem yapılması; üst makamdan, yoksa işlemi yapmış olan makamdan idari dava

açmak için belli olan süre içinde istenebilir. Bu müracaat işlemeye başlamış

olan dava açma süresini durdurur.

Altmış gün içinde cevap verilmez ise, istek

reddedilmiş sayılır.

İsteğin reddi üzerine dava açma süresi başlar

ve müracaat tarihine kadar geçmiş olan süre de hesaba katılır.

b) İdari makamların sükûtu:

İlgililer, haklarında idari davaya konu

olabilecek bir eylem veya işlemin yapılması için idari makamlara

başvurabilirler. Bu halde yetkili makamlar en çok altmış gün içinde bir cevap

verirler.

Bu süre içinde cevap verilmez ise, istek

reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bitiminden itibaren idari dava açma

süresi içinde Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açabilirler. Dava açılmayan

haller ile davanın altmış günlük süre geçtikten sonra açılması sebebiyle

dilekçenin reddi halinde, altmış günlük sürenin bitmesinden sonra cevap

verilirse, bunun tebliğinden itibaren dava açma süresi yeniden işlemeye başlar.

Müracaatçıya kayıt tarihi ve sayısını gösterir

imzalı ve mühürlü pulsuz bir alındı kâğıdı verilir."

20. 1602 sayılı Kanun’un “Dava

açma süresi” kenar başlıklı 40. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Askeri Yüksek İdare

Mahkemesinde dava açma süresi her çeşit işlemlerde yazılı bildirim tarihinden

itibaren kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde altmış gündür. Adresleri

belli olmayanlara özel kanunlardaki hükümlere göre ilan yolu ile bildirim

yapılan hallerde, özel kanunda aksine hüküm bulunmadıkça süre, son ilan

tarihinden itibaren onbeş gün sonra başlar."

21. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun “İdari makamların sükutu”

kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

“1. İlgililer,

haklarında idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin yapılması için

idari makamlara başvurabilirler.

2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse

istek reddedilmiş sayılır. İlgililer altmış günün bittiği tarihten itibaren

dava açma süresi içinde, konusuna göre Danıştaya,

idare ve vergi mahkemelerine dava açabilirler. Altmış günlük süre içinde

idarece verilen cevap kesin değilse ilgili bu cevabı, isteminin reddi sayarak

dava açabileceği gibi, kesin cevabı da bekleyebilir. Bu takdirde dava açma

süresi işlemez. Ancak, bekleme süresi başvuru tarihinden itibaren altı ayı

geçemez. Dava açılmaması veya davanın süreden reddi hallerinde, altmış günlük

sürenin bitmesinden sonra yetkili idari makamlarca cevap verilirse, cevabın

tebliğinden itibaren altmış gün içinde dava açabilirler..”

22. 2577 sayılı Kanun’un “Üst

makamlara başvurma” kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:

“1. İlgililer tarafından

idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması

değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa

işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu

başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur.

2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse

istek reddedilmiş sayılır.

3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş

sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine

kadar geçmiş süre de hesaba katılır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 23/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

24. Başvurucular; haklarında mahkûmiyet kararı ve buna bağlı

olarak ferî nitelikte TSK'dan ihraç edilme kararı verilmesi ve bu kararların

kesinleşerek uygulanmasına başlanmasının ardından sonraki bir tarihte yürürlüğe

giren lehe düzenlemelerin uygulanması ve neticede ilk mahkûmiyet hükmünün

kaldırılarak hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle

haklarında verilmiş mahkûmiyet hükmü olamayacağından ferî cezanın dayanağının

ortadan kalktığını, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı üzerine

ortaya çıkan bu yeni hukuki durum ve statünün tarafları ve mahkemeleri

bağlayacağını, nitekim bu yönde verilen Danıştay ve AYİM kararlarının

bulunduğunu, TSK'daki görevlerine iade edilmesi istemiyle yapılan başvuruların

reddedilmesi üzerine AYİM’de açılan davaların süre

yönünden reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkının ve 10. maddesinde tanımlanan kanun önünde

eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve TSK’da göreve

döndürülmeleriyle özlük haklarının iadesine karar verilmesini istemişlerdir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

25. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucuların, hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararı üzerine TSK’ya başvurarak göreve iadeleri ile kayıp maaş ve

özlük haklarının geri verilmesini yönündeki taleplerinin reddi üzerine yeniden

göreve alınmama yönündeki idari işlemlerin iptaline karar verilmesi istemiyle

açtıkları davaların süre aşımı gerekçesiyle incelenmeksizin reddedilmesine

ilişkin iddiaları, adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkı

yönünden incelenmiştir.

26. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

27. Başvurucular, asli ceza yönünden hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilmesi nedeniyle haklarında verilmiş bir mahkûmiyet

hükmü olamayacağından fer'i cezanın dayanağının

ortadan kalktığını, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı üzerine

ortaya çıkan bu yeni hukuki durum ve statünün tarafları ve mahkemeleri

bağlayacağını, AYİM'de açılan davanın süre aşımı

gerekçesiyle incelenmeksizin reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

28. Bakanlık görüşünde özetle başvurucuların iddialarının

mahkemeye erişim hakkı çerçevesinde incelenmesi gerektiği, Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) içtihadına göre bu hakkın mutlak olmayıp

sınırlandırılabileceği ancak sınırlamanın hakkın özüne zarar verecek seviyeye

ulaşmaması gerektiği, mahkemelerin usul kurallarını uygularken hakkı ihlal

edebilecek kadar aşırı şekilcilikten ve usul kurallarının ortadan kaldırılması

sonucunu doğuracak kadar aşırı gevşeklikten kaçınması gerektiği, usul

düzenlemelerinin yargı güvencesi ve adaletin iyi işleyişi amaçlarından sapıp

davası olan kişilerin uyuşmazlıklarının yetkili mahkeme tarafından esastan

incelenmesine bir çeşit engel oluşturması hâlinde söz konusu hakkın ihlal

edilmiş olacağı hususları belirtilmiştir.

29. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanda

bulunmamışlardır.

30. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

31. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir…”

32. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakları güvence altına

alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir

temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir (Vedat Benli,

B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

33. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almakta olup (Ahmet Yıldırım, B. No: 2012/144,

2/10/2013, § 28), bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın

etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir.

Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız hâle

getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren

sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §

52).

34. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıp

sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlandırmaların

hakkın özünü zedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi,

açık ve ölçülü olması, başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013,

§ 38).

35. Somut olayda hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kararının ardından başvurucular TSK’ya başvurarak göreve iadeleri ile kayıp

maaş ve özlük haklarının geri verilmesini istemişler, istemlerinin reddi

üzerine ret işlemlerinin iptali amacıyla açılan davalarda dava açma süresi,

ayırma işlemlerinin tesis edilerek tebliğ edildiği 2004 yılından başlatılaraksüre aşımı bulunduğu gerekçesiyle esastan incelenmemiştir.

36. Kural olarak belli bir hakkın mahkemede ileri sürülebilmesi

ya da hak arama hürriyeti kapsamında bir davanın açılabilmesi için öngörülecek

süreler hukuk güvenliği ilkesi gereği olup adil yargılanma hakkının ihlali

olarak değerlendirilemez. Anılan süreler, mahkemelerin zamanın geçmesi

nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik ya da ulaşılması zor kanıtlara

dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar vermelerini

istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek ve hukuk güvenliğini

sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet eder. Süre sınırlaması getiren bu

müdahaleler, devletin takdir yetkisi içinde olup ulaşılmak istenen meşru amaçla

orantılı oldukça ve hakkın özünü zedelemedikçe Anayasa'da yer alan hak arama

hürriyetini engellemiş sayılmaz (Garanti

Bankası A.Ş., B. No: 2013/4553, 16/4/2015, § 43).

37. Bir mahkemeye başvuru hakkının yasal birtakım şartlara tabi

tutulması kabul edilebilir olsa da mahkemeler usul kurallarını uygularken bir

yandan adil yargılanma hakkını ihlal edebilecek kadar aşırı şekilcilikten,

diğer yandan da yasalar tarafından düzenlenen usul kurallarının ortadan

kaldırılması sonucunu doğurabilecek kadar aşırı gevşeklikten kaçınmalıdır (Aktif Elektrik Müh. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti.,

B. No: 2012/855, 26/6/2014, §§ 36-39).

38. Usul kurallarının, hukuki güvenliğin sağlanması ve

yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine

hizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafından

görülmesi bakımından bir çeşit engel hâline gelmesi durumunda mahkemeye erişim

hakkı ihlal edilmiş olacaktır (Kamil Koç,

B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 68).

39. Olayda 18/10/2012 ve 17/5/2012 tarihlerinde verilen “hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı”

üzerine başvurucuların22/10/2012, 7/1/2013 ve 19/1/2013 tarihli dilekçelerle

TSK’ya başvurarak göreve iadeleri ile maaş ve özlük haklarının geri verilmesi

taleplerini AYİM’in “2004

yılında tesis edilen işlemin geri alınması istemi” olarak

değerlendirdiği ve bu değerlendirmeye göre 2004 yılında tesis edilen ayırma

işlemlerinin tebliğinden itibaren altmış günlük dava açma süresinin geçirildiği

sonucuna vardığı anlaşılmaktadır.

40. İdari işlemlerin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi

altında kalmasını engellemek, kamu hizmetinin hızlı ve etkin biçimde

yürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idari davaların açılması kanunlarla belli

sürelere bağlanmıştır.

41. 1602 sayılı Kanun’un 35. maddesinin (a) fıkrasında ve

6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 11. maddesinde

idari işlemlere karşı işlemin geri alınması, kaldırılması, değiştirilmesi veya

yeni bir işlem yapılması istemiyle üst makama yoksa işlemi yapmış olan makama

idari dava açma süresi içinde başvurulabilmesi yolu düzenlenmiştir (bkz. §§ 19,

22).

42. 1602 sayılı Kanun’un 35. maddesinin (b) fıkrasında ve 2577

Kanun’un 10. maddesinde ise idari davaya konu olabilecek bir işlem veya eylemin

yapılması için idari makamlara başvuru usulleri düzenlenmiş olup birbirine

paralel hükümler içermektedir (bkz. §§ 19, 21). Yargı içtihatlarında yeni bir

hukuki durumun ortaya çıkması hâlinde ilgililerin bu maddeler uyarınca idareye

başvurarak işlem tesis ettirebileceği ve bunun üzerine dava açabilecekleri

kabul edilmektedir. Örneğin AYİM 2. Dairesinin 15/12/1992 tarihli ve

E.1992/322, K.1992/857 sayılı kararında, beraat kararından sonra davalı idareye

başvurarak açıkta ve tutuklu kaldığı sürelerde özlük haklarına ilişkin noksan

ödemelerin iadesinin istenebileceği belirtilmiştir. Danıştay İdari Dava

Daireleri Kurulunun 30/5/1997 tarihli ve E.1995/443, K.1997/331 sayılı

kararında ise 11/10/1980 tarihinde tutuklanan ve 25/9/1981 tarihinde görevden

uzaklaştırılan davacının yargılandığı suçtan 1/11/1991 tarihinde beraat etmesi

üzerine görevden uzaklaştırma tedbirinin kaldırılarak göreve başlatılması

istemiyle 28/11/1991 tarihinde idareye yaptığı başvurunun 10. madde kapsamında

bir başvuru olduğu ve davanın esasının incelenmesi gerektiği hükme

bağlanmıştır. Benzer şekilde Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 2/6/2011

tarihli ve E.2011/217, K.2011/616 sayılı kararında da bir düzenleyici işlemin

yargı kararı ile iptal edilmesinin, daha önce düzenleyici işleme karşı dava

açmamış olan ancak iptal kararından yararlanmak üzere daha sonra 10. madde

kapsamında idareye başvuran kişiler yönünden geçmişe yönelik bir hak doğuracağı

hükme bağlanmıştır.

43. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinde 6/12/2006

tarihli ve 5560 sayılı Kanun’la yapılan değişiklikle 19/12/2006 tarihinden

itibaren yetişkinler yönünden uygulanmaya başlamıştır. Kurumun kapsamı 5728

sayılı Kanun ile genişletilmiş, birçok suç yönünden 2008 yılından itibaren

uygulanmaya başlanmıştır.

44. Sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç

doğurmamasını ifade eden ve doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe

sahip bulunan hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi

içinde kasten yeni bir suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması

hâlinde geri bırakılan hükmün ortadan kaldırılarak kamu davasının aynı Kanun’un

223. maddesi uyarınca düşürülmesi sonucunu doğurduğundan bu özelliğiyle sanık

ile devlet arasındaki cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden

birisini oluşturmaktadır (Tahir Canan,

§ 30).

45. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması için, yapılan

yargılama sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli

para cezası olması, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış

bulunması, suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı maddi zararın

aynen iade, suçtan önceki hâle getirme veya tamamen giderilmesi, mahkemece

sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde

bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması

gerekmektedir. Tüm bu koşulların bulunması hâlinde mahkemece hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyle

denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır. Denetim süresi içinde sanığın

kasten yeni bir suç işlememesi ve yükümlülüklere uygun davranması hâlinde

açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak 5271 sayılı Kanun’un 223.

maddesi uyarınca kamu davasının düşürülmesine karar verilecektir. Sanığın denetim

süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya yükümlülüklere aykırı

davranması hâlinde ise mahkemece açıklanması geri bırakılan hüküm

açıklanacaktır (Tahir Canan, §

31).

46. Kural olarak bireysel başvuruya konu davadaki olayların

kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama

sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir

uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil

olup olmaması, bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz.

Anayasa’da yer alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece ve derece

mahkemelerinin kararları bariz takdir hatası içermedikçe kararlardaki maddi ve

hukuki hatalar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede derece

mahkemelerinin delilleri takdirinde bariz takdir hatası bulunmadıkça Anayasa

Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No.

2012/1027, 12/2/2013, §§ 25, 26).

47. Nitekim AİHM de Sözleşme ile güvence altına alınan hak ve

yükümlülüklere zarar vermedikçe mahkemeler tarafından yapıldığı iddia edilen iç

hukuktaki olay ve hukuk hatalarını incelemenin kendi görevi olmadığını,

kararlarında bir yerel mahkemenin şu veya bu şekilde karar vermesine neden olan

unsurlar hakkında değerlendirme yapma yetkisi bulunmadığını zira bunun

kendisini üçüncü ya da dördüncü derece yargı organı olarak görmesi anlamına

geleceğini ifade etmiş (Kemmache/Fransa, B. No: 14992/89, 2/11/1993),

kendi rolünün ise bu yorumların etkilerinin Sözleşme’ye

uygun olup olmadığını tespit etmekten ibaret olduğunu belirtmiştir (Scordina/İtalya, B. No: 36813/97, 26/3/2006, §§

190,191).

48. Somut olayda başvurucuların, haklarında verilen hükmün

açıklanmasının geri bırakılması kararının göreve dönmelerini sağlayacağı

yönündeki iddiaları ve bu yöndeki istemleri TSK tarafından kabul edilmeyerek

olumsuz işlem tesisi suretiyle reddedilmiştir. Bununla birlikte bu olumsuz

işlemin yargısal denetimi AYİM tarafından dava açma süresinin ayırma

işlemlerinin tebliğ edildiği 2004 yılından başlatılması nedeniyle

yapılmamıştır. Oysa hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu 2006 yılında

yetişkinler yönünden yürürlüğe girmiş, başvurucular hakkındaki bu kararlar da

2012 yılında verilmiştir. Dolayısıyla başvurucuların ilişiğinin kesildiği 2004

yılında böyle bir hukuki durum ortada bulunmadığından söz konusu iddiayla

ilişiğin kesildiği tarihten itibaren altmış gün içinde TSK’ya başvurulabilmesi

veya dava açılabilmesi doğal olarak olanaklı değildir.

49. Esasen hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ilişkin

karar nedeniyle ortada yeni bir hukuki durum vardır. Yukarıda yer verilen (bkz.

§ 42) Danıştay ve AYİM içtihatlarında da görüldüğü gibi yeni oluşan hukuki

duruma ilişkin ileri sürüleniddiaların incelenmesine

yasal bir engel bulanmamaktadır. Bu durumda başvuruya konu AYİM kararındaki

yorumun, başvurucuların davalarının yetkili bir mahkeme tarafından görülmesi

bakımından bir çeşit engel hâline geldiği; bu nedenle başvurucuların mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmaktadır.

50. Açıklanan nedenlerle başvurucuların, Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının mahkemeye erişim

hakkı yönünden ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

51. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve

işlem niteliğinde karar verilemez.

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

52. Başvurucular TSK’da göreve döndürülmelerine ve özlük

haklarının iadesine karar verilmesini istemişlerdir.

53. Başvuruya konu yargılamada başvurucuların adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

54. Adil yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılamada hukuki yarar bulunduğundan kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili Mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

55. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 595,05 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.395,05 TL yargılama giderinin

başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere AYİM

Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

D. 595,05 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.395,05 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

23/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Mehmet Sadık

YAMLI

Başvurucular

:

1. Hasan

DOĞU

2. Metin

YÜKSEL

3. Bülent

DOĞANKAYA

Vekili

:

Av. Alev

YILDIRIM

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/3724, 23 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  12. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  13. C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin
  14. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  15. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Yamlı
  17. Doğu
  18. Yüksel
  19. Doğankaya
  20. Yıldırım
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/3724
Tarih
23 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Hayrettin Bülent Tarakçıoğlu Başvurusu (B. No: 2013/4559)
  • Can İpçi Başvurusu (B. No: 2014/8580)
  • Lokman Ateş Başvurusu (B. No: 2013/7920)
  • Hamit Yıldız ve Halit Yıldız Başvurusu (B. No: 2013/7720)
  • Mustafa Yıldırım Başvurusu (B. No: 2013/8663)
  • Gülli Dağhan ve Mehmet Nesih Dağhan Başvurusu (B. No: 2013/1951)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.