İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Arı Başvurusu (B. No: 2016/22732)

1. Başvuru; darbe teşebbüsü sonrasında yürütülen soruşturmalar

Başvuru No2016/22732Tarih10 Ocak 2019Okuma39 dk · 7.884 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Arı Başvurusu

Karar tarihi
10 Ocak 2019
Başvuru Numarası
2016/22732
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.884 kelime·39 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; darbe teşebbüsü sonrasında yürütülen soruşturmalar

kapsamında uygulanan yakalama, gözaltı ve tutuklama tedbirinin hukuki olmaması, soruşturma dosyasına

erişimin kısıtlanması, tutukluluk ve itiraz incelemelerinin duruşmalı incelenip

karara bağlanmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının,

gözaltında iken bazı uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/9/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir.

6. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün

(İçtüzük) 71. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurunun içtihadın

oluştuğu alana ilişkin olduğu değerlendirilerek Bakanlık cevabı beklenilmeden

incelenmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

8. Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış; bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları, soruşturma mercileri ve

yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında

Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet

Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu

değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve

diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan

ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında

soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu-

üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu

iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı

ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın

Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350).

10. Bakanlık verilerine göre yüz altmıştan fazla yüksek mahkeme

(Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay) üyesi hakkında tutuklama tedbiri

uygulanmış, bunlardan bir kısmı sonradan tahliye edilmiştir. Soruşturma ve/veya

kovuşturma mercilerince kaçak oldukları değerlendirilen yaklaşık otuz yüksek

mahkeme üyesi hakkında ise yakalama emri çıkarılmıştır (Erdal Tercan [GK], B. No: 2016/15637,

12/4/2018, § 14).

11. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda

FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul

etmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde

(E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz

mercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde

verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin

silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmışlardır.

12. FETÖ/PDY'nin (genel özelliklerine

ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak

soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan, başta

haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere maddi

olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitlerin (Selçuk

Özdemir, § 22) bir kısmı şöyle özetlenebilir:

i. Devletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında

devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden

şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler taşıyan bir

zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçlayan FETÖ/PDY;

amaçları doğrultusunda yetiştirdiği gençleri devlet yönetimi bakımından önemli

görülen Türk Silahlı Kuvvetleri, emniyet teşkilatı ve mülki idare birimlerinin

yanı sıra yargı kurumlarına da yerleşmeye teşvik etmiş ve yargıdaki

kadrolaşmaya büyük önem vermiştir.

ii. FETÖ/PDY; kendisine mensup olan hâkim ve savcılara sosyal

hayatlarındaki tutum ve davranışlarının nasıl olacağından ibadetlerini

-gizlilik içinde- nasıl yerine getireceklerine, görevlerini yaparken hangi

yönde karar vereceklerinden eşlerini nasıl ve kimler arasından seçeceklerine,

kendilerinin ve eşlerinin kılık kıyafetlerinden görev yeri olarak nereyi tercih

edeceklerine, siyasal tercihlerinden kimlerle arkadaşlık kuracaklarına kadar

yaşamlarının her alanını dizayn etmeye yönelik telkin ve talimatlarda

bulunmuştur.

iii. FETÖ/PDY ile bağı bulunan yargı mensupları, adaylık

sürecinden itibaren mesleğin her aşamasında gizliliğe azami dikkat ederek bu

yapılanmayla ilişkilerinin bilinmesine engel olmaya çalışmışlar; bunun için

kendilerini farklı sosyal gruplara aitmiş gibi gösterme gayreti içinde

bulunmuşlardır. Bu bağlamda FETÖ/PDY ile irtibatı olan birçok yargı mensubunun

sosyal ortamlarda birbirleriyle yakın ilişki kurmadıkları, ibadetlerini gizli

olarak yaptıkları, inançlarına aykırı davranışlarda bulundukları, aralarındaki

iletişimde gizli haberleşme yöntemleri -ByLock ve kod adı gibi- kullandıkları belirtilmiştir.

iv. Kendisine kutsallık atfetmekte olan FETÖ/PDY'nin

yargı kurumlarındaki mensupları da vatan, devlet, millet, ahlak, hukuk, temel

hak ve özgürlükler de dâhil olmak üzere her şeyin değer olarak yapılanmadan

sonra geldiği anlayışına sahiptir.

v. FETÖ/PDY ile irtibatı bulunan yargı mensupları, yapılanmaya

olan sadakatlerinin derecesine göre kendi içlerinde gruplara ayrılmışlardır.

Ayrıca yapılanmaya mensup hâkim ve savcılar, görev yerlerine göre

örgütlenmişlerdir. Bu çerçevede her bir yargı kurumu/birimi içinde periyodik

olarak toplantılar yapılmaktadır.

vi. FETÖ/PDY mensupları, kendilerinden olmayan hâkim ve

savcılarla ilgili edindikleri bilgileri ve bu kişilerin yapılanmaya yönelik tutum

ve değerlendirmelerini öğrenerek bağlı oldukları üstlerine (abi/abla veya imam)

iletmektedirler.

vii. FETÖ/PDY içinde gerektiğinde -bu yapılanmanın kurucusu ve

lideri olan- Fetullah Gülen ile doğrudan irtibat

kurabilen ve yapılanmanın Türkiye imamına

bağlı olarak hareket eden bir yargı imamı

bulunmaktadır ve bu kişi yargı içinde söz sahibi olabilecek kişiler arasından

seçilmektedir.

viii. Yapılanmayla irtibatı olan yüksek yargı mensuplarının

kurum içinde yapılan seçimlerde yapılanmadaki üstlerinden gelen talimatlar

doğrultusunda oy kullandıkları belirtilmektedir.

ix. Her seviyedeki yargı kurumu içinde örgütlenmiş olan

FETÖ/PDY, örgütün imamlarından aldığı talimatlar uyarınca ve örgüt çıkarları

doğrultusunda hareket eden binlerce yargı mensubu eliyle yargı sistemi üzerinde

bir vesayet oluşturmuştur.

B. Başvurucuya İlişkin Süreç

13. Başvurucu, Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığında

müfettiş olarak görev yapmakta iken 24/2/2011 tarihinde Hâkimler ve Savcılar

Kurulunca (HSK) Yargıtay üyeliğine seçilmiş ve 22. Hukuk Dairesinde

görevlendirilmiştir. Soruşturma sürecinde ise başvurucunun meslekten

çıkarılmasına karar verilmiştir.

14. Darbe teşebbüsü sonrası Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Cumhuriyet savcısının 16/7/2016

tarihli yazılı talimatıyla "Türkiye

genelinde hükümeti devirmeye ve anayasal düzeni cebren ilgaya teşebbüs etmek

suçunun hâlen işlenmeye devam edildiği, bu suçu işleyen Fetullah[çı] Terör Örgütlenmesi

üyelerinin yurt dışına kaçıp saklanma ihtimali bulunduğu"

gerekçesiyle başvurucunun tutuklanmasının sağlanması amacıyla yakalanmasına,

gözaltına alınmasına, konutu, aracı ve işyerinde arama yapılmasına karar

verilmiştir.

15. Ankara İl Emniyet Müdürlüğüne bağlı polislerce başvurucunun

konutu, işyeri ve aracında 17/7/2016

tarihinde arama yapılmış ve suç delili olabileceği değerlendirilen (laptop,

harici hard disk, disket, flash disk, CD ve

bilgisayar kasası gibi) bazı dijital materyallere el konulmuş; başvurucu aynı

gün gözaltına alınmıştır.

16. Başvurucu 19/7/2016 tarihinde Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığında ifade vermiştir. Başvurucunun ifade alma işlemi sırasında müdafii de hazır bulunmuştur. Savcılık, ifade alma sürecine

geçmeden önce başvurucunun üzerine atılı suç nedeniyle başlatılan soruşturmanın

4/2/1983 tarihli ve 2797 sayılı Yargıtay Kanunu'nun 46. maddesi gereğince ağır

cezayı gerektiren suçüstü hâlinin varlığı gözetilerek yapıldığını ifade

etmiştir. Başvurucu; alınan ifadesinde öncelikle hâlen Yargıtay üyesi olarak

görev yaptığını, bu nedenle hakkında yürütülecek bir ceza soruşturmasının ancak

Yargıtay 1. Başkanlık Divanının görevlendireceği bir ceza dairesi başkanı

tarafından yapılabileceğini ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca FETÖ/PDY'ye ait olduğu iddia edilen yerlerde kalmadığını, Asya

Finans grubuna bağlı yerlere para yatırmadığını, himmet adı altında kimseye para vermediğini beyan etmiştir.

Darbe teşebbüsü sırasında evde bulunduğunu söyleyen başvurucu, darbeye ilişkin

olarak kendisine herhangi bir kimse tarafından görev verilmesinin ya da teklif

edilmesinin söz konusu olmadığını belirtmiştir. Sonuç olarak başvurucu,

FETÖ/PDY ile bir ilgisinin bulunmadığını savunmuştur. Başvurucu müdafii, başvurucunun atılı suçla bir ilgisinin olmadığını

ifade etmiştir.

17. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 20/7/2016 tarihinde

tutuklanması istemiyle başvurucuyu Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk

etmiştir. Başvurucu hakkındaki talep yazısında, başvurucunun "15-16 Temmuz 2016 tarihlerinde cebir ve şiddet

kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya

veya değiştirmeye teşebbüs ve FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütüne üye olmak

suç[ların]dan

mevcutlu olarak gönderildiği" belirtilerek "atılı suçların CMK [Ceza Muhakemesi

Kanunu] 100/3-a-11 maddesinde tutuklama

nedeni olarak gösterilmesi, FETÖ örgütünün bir kısım üyelerinin olaydan sonra

kaçtıkları tespit edilmiş olup [başvurucunun da aralarında olduğu] mevcutlu şüphelilerin de kaçma şüphesinin bulunması,

delillerin henüz tam olarak toplanmayışı, şüphelilerin delillere tesir edip

delilleri değiştirme ihtimallerinin olması, AİHM'nin [Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi] birden çok vermiş olduğu

kararlarında belirtildiği üzere şüphelilerin salıverilmeleri halinde adaletin

işleyişine zarar verecek faaliyetlerde bulunma tehlikesinin veya başka suçlar

işleme tehlikesinin bulunması nedenlerine göre" tutuklanmasına

karar verilmesi istenmiştir.

18. Başvurucunun sorgusu Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliğinde

20/7/2016 tarihinde yapılmıştır. Sorgu sırasında başvurucunun müdafii de hazır bulunmuştur. Sorgu işlemi, Ses ve Görüntü

Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığıyla kayda alınmıştır. Başvurucu, sorgu

sırasındaki ifadesinde soruşturmanın 2797 sayılı Kanun'a göre yürütülmesi

gerektiğini, herhangi bir örgütün üyesi olmadığını ve suçlamaları kesinlikle

kabul etmediğini belirtmiştir.

19. Sorgu sonucunda başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma

suçundan tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:

"Şüphelilerin üzerlerine yüklenilen suçun

vasıf ve mahiyeti kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren deliller,

şüphelilerin saklanma veya kaçma şüphesi uyandıran somut olguların varlığı,

fiilin kanunda karşılığı olan cezanın miktarı, suçun CMK'nun

109/3 maddesinde sayılan suçlardan olması ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin

5. Maddesinde yer alan tutuklamaya yönelik şartların gerçekleştiği dikkate

alınarak adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı anlaşılmakla şüphelilerinCMK.nun 100 ve devamı maddeleri gereğince ayrı

ayrı TUTUKLANMALARINA ... [karar verildi.]"

20. Başvurucu 26/7/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiş, Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğince 30/7/2016 tarihinde "Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği'nin

20/7/2016 tarih ve 2016/495 Sorgu sayılı tutuklama kararının gerekçesinde

hukuka aykırı herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı, tutuklama tarihinden bu

yana şüpheliler lehine herhangi bir değişiklik olmadığı ve ülkenin içinde

bulunduğu olağanüstü hal ..." gerekçesiyle

itirazın reddine karar verilmiştir.

21. Başvurucu ayrıca 22/7/2016 tarihinde tutuklama kararına

itiraz etmiş, Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliğince 9/8/2016 tarihinde itirazın

reddine karar verilmiştir.

22. Başvurucu, anılan kararı 19/8/2016 tarihinde öğrendiğini bildirmiştir.

23. Başvurucu 19/9/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

24. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 2/10/2017 tarihinde,

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle

hakkında kamu davasının açılması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına

hitaben fezleke düzenlemiştir. Anılan fezlekede 15/7/2016 tarihinde

gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün arkasında FETÖ/PDY'nin

olduğu belirtilmiş; bu yapılanmaya mensup oldukları, yapılanmanın emir ve

talimatları doğrultusunda hareket ettikleri değerlendirilen yargı mensupları

hakkında adli soruşturma yapıldığına değinilmiştir. Savcılık, darbe

tehlikesinin tam olarak bertaraf edilemediğine dikkat çekerek ağır ceza

mahkemesinin görev alanına giren suçüstü hâlinin mevcut olduğu sonucuna

varmıştır. Fezlekede, bu durum dikkate alınarak başvurucu hakkında genel

hükümlere istinaden Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 16/7/2016 tarihinde

soruşturma başlatıldığı ifade edilmiştir.

25. FETÖ/PDY'nin kuruluşu ve yapısı

ile yargı organlarındaki örgütlenmesine ilişkin etraflıca açıklamaların yer

aldığı fezlekede, başvurucunun FETÖ/PDY'nin yargıdaki

yapılanmasında bilerek ve isteyerek yer aldığına ilişkin birtakım olgulara

dayanılmıştır. Bunlar özetle şöyledir:

i. Soruşturma mercilerince FETÖ/PDY'nin

yargı yapılanması içinde yer aldıkları belirtilen kişiler arasında ByLock

programı üzerinden yapılan bazı görüşmelerde başvurucuyla ilgili de bir kısım

yazışmanın olduğu tespit edilmiştir. Bu kapsamda FETÖ/PDY'nin

yüksek mahkemeler sorumlusu örgütün sivil imamlarından "Nejat" kodlu M.B ile aynı örgüt

mensubu eski Yargıtay Üyesi A.A. arasındaki yazışmada örgüt mensupları hakkında

açılan davalarla ilgili çoğunlukla eski müfettiş olan örgüt mensuplarına

danışılması konusunda konuşma geçtiği, ByLock

yazışmalarında ismi geçen müfettişler arasında başvurucunun da olduğu

görülmektedir. M.B. ile A.A. arasındaki söz konusu görüşmelerin başvurucuyla

ilgili bölümleri şöyledir:

"abi bu davalar ile ilgili kanaatimce

ayrı şu abilerden bir kısmının fikrini alsak. Müfettiş kökenli abiler.. Mehmet Arı 22 H.D. , A.E.,

O. A. 18 H.D., A.Y. 20 H.D. , İ.K. 7 H.D., H.K 16 H.D., bu abilerden

yararlanalım"

ii.Başvurucunun örgüt mensuplarının örgüt içinde

kullandıkları ByLock isimli programı bizzat aktif

olarak kullandığı belirtilmiştir.

iii. FETÖ/PDY mensuplarının 2010 yılında HSK'da

çoğunluğu ele geçirmeleriüzerine yüksek mahkemelere

gönderilecek kendi mensuplarının isimlerinin belirlenmesi amacıyla FETÖ/PDY

içinde bulunan HSK üyeleri ile birlikte aynı yapı içinde bulunan diğer örgüt

mensupları M.K. ve B.Ç.nin evinde toplantılar

yaptıkları ve bu toplantılar esnasında örgüt mensuplarının isimlerinin

belirlendiği ifade edilmiştir. Bu kapsamda başvurucunun da FETÖ/PDY mensubu

olması dolayısıyla bu evde yapılan görüşme sonucunda Yargıtaya

üye olarak seçilmesine karar verilen isimlerden olduğu belirtilmiştir.

iv. Başvurucunun Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığında

müfettiş olarak görev yaptığı sırada da FETÖ/PDY içinde çeşitli faaliyetlerde

bulunduğu belirtilmiştir. Bu kapsamda FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiası ile

hakkında soruşturma yapılan M.G., Teftiş Kurulu Başkanlığında görev yaptığı

esnada FETÖ/PDY içinde bulunan kişiler arasında başvurucunun da bulunduğunu

ifade etmiştir.

26. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının 21/2/2018 tarihli iddianamesiyle

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğinden bahisle

cezalandırılması istemiyle Yargıtay 9. Ceza Dairesinde (ilk derece mahkemesi

sıfatıyla) kamu davası açılmıştır. FETÖ/PDY'ye ve bu

örgütün yargıdaki yapılanmasına ilişkin genel bilgilerin yer aldığı iddianamede

başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair temel olarak Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığının 2/10/2017 tarihli fezlekesindeki olgulara dayanılmıştır.

27. İddianamede ayrıca FETÖ/PDY üyesi oldukları iddiasıyla

haklarında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma yürütülen kişilerden

Ö.K., A.H., İ.O., İ.D., K.T., M.G. ve M.K.Ö., Ö.F.T., A.Ş. ve B.E.nin beyanlarında, başvurucunun bu yapı içinde olduğu ifade

edilmiştir.

28. İddianamede başvurucu hakkındaki soruşturmanın yürütülmesine

ilişkin olarak "... isnat olunan ...

suçun ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren ve temadi eden suçlardan

olduğu, temadinin fiili ve hukuki kesintiye uğradığı tarihe kadar suçun

işlenmeye devam ettiği, yerleşik yargı kararları ile de kabul edilmiştir. Bu

itibarla; kesinti yani yakalanma tarihi, suç tarihi olarak, bir başka ifadeyle

suçüstü hali olarak kabul edileceğinden şüpheli hakkındaki soruşturma genel

hükümlere göre sürdürülmüştür." değerlendirmesine yer

verilmiştir.

29. Başvurucuya isnat edilen suça dayanak olan olgulara ilişkin

hukuki değerlendirmeler iddianamede şöyle ifade edilmiştir:

"...

'Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 26/9/2017 gün,

2017/956-370 Esas ve Karar' sayılı ilamı ile kesinleşen ''Yargıtay 16.Ceza

Dairesi’nin 24/4/2017 gün, 2015/3-2017/3 Esas ve Karar' sayılı ilamında

açıklandığı üzere, FETÖ/PDY nin, silahlı bir terör

örgütü olduğu, özellikle devletin güvenliğini ilgilendiren kurumlar başta olmak

üzere,tüm yapısında yuvalandığı, teknik özellikleri,

indirme ve kullanma yöntemi, kullanıcıları ve muhtevası itibariyle internet

tabanlı, kriptolu haberleşme programı ByLock’un,

münhasıran FETÖ/PDY silahlı terör örgütü mensuplarının kullanması amacıyla

oluşturulduğu, bu örgüt mensupları tarafından kullanıldığı görülmüştür.

Şüpheli Mehmet ARI'nın,

örgüt mensuplarının çeşitli adlar altında yaptıkları, himmet/aidatların

toplandığı, örgütsel talimatların verildiği toplantılarına katıldığı,müfettişlik

yaptığı dönemde örgütün emir ve talimatları doğrultusunda iş ve işlemler

yaptığı, örgütsel mensubiyetini ön planda tuttuğu, terör örgütü mensuplarının

2010 yılında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda çoğunluğu ele geçirmelerini

müteakiben, örgüt liderinin talimatı ile üyelerinin kendi aralarında yaptıkları

toplantılar sonucunda Yargıtay üyeliğine seçilmesine karar verilen isimlerden

olduğu, Yargıtay Üyesi olarak görev yaptığı dönemde örgütün HSYK Teftiş

Kurulu'nun sorumlusu olduğu, kendisinin onay vermediği herhangi bir tasarrufun

müfettişlerin resmi olarak bağlı bulunduğu HSYK üyeleri tarafından bile

yapılmasının mümkün olmadığı, yine bu dönemde Hukuk Daireleri Sorumlusu A.A. nın (... ID) altında grup sorumlularının üstünde, ara

yönetici olarak faaliyet yürüttüğü, örgüt liderinin talimatı doğrultusunda

örgütün finans kaynaklarından olan Bank Asya'ya yatırılan paraların takip

işlemlerinin yaptığı, örgütün haberleşmede kullandığı yargı kararları ve teknik

verilerle kesinlik kazanan ByLock isimli programı iki

ayrı ID (hesap) ile aktif bir şekilde kullandığı, örgütsel konumuna uygun

olarak verdiği ve aldığı talimatların Bylock

programındaki yazışmalarında açıkça görüldüğü, ByLock

kullanan örgüt üyelerinin kendi aralarındaki yazışmalarda da kendisinden örgüt

üyesi olarak bahsedildiği, örgütün ve örgüt üyelerinin zarar görmemesi için

yapılması gerekenler konusunda fikrinin alınacak, faaliyette bulunacak kişiler

arasında isminin sayıldığı görülmüştür.

Tüm dosya bir bütün olarak

değerlendirildiğinde, örgütün üst yönetiminden aldığı talimatların kendisine

bağlı grup yöneticileri aracılığıyla Yargıtay'da uygulanmasından sorumlu, örgüt

mensuplarının üstü konumunda, kendisine bağlı olan örgüt mensuplarını emir ve

talimatları ile yönlendiren, özel göreve haiz yönetici olduğu, çeşitli adlar

altında yapılan örgütsel toplantıları yapacak grupları oluşturup, üyelerin

katılımlarını sağladığı, Yargıtay'da da yapılacak seçimlerde örgüt mensubu

üyelerin kimlere oy verecekleri, seçimin kilitlenmesi, blok oy kullanılması

dahil bütün örgütsel taktiklerin uygulanmasındaki organizasyonda görev aldığı,

örgüt mensubu üyelerin, örgüt tarafından takip edilen dosyalarda, örgütün

istediği şekilde kararlar çıkması için faaliyet yürüttüğü, örgüt adına bağımsız

olarak talimat verme ve tasarrufta bulunma konusunda yetkili olduğu hususlan bir bütün olarak dikkate alındığında,

FETÖ/PDY terör örgütünün deşifre olmasını

engellemek, örgüt mensupları hakkında yapılan soruşturmaların sonuçsuz

kalmasını sağlamak, örgüt faaliyetlerinin belli bir disiplin içinde istikrarlı

bir şekilde devamı için diğer örgüt yöneticileriyle birlikte fikir ve eylem

birliği içinde hareket etmek suretiyle hiyerarşik yapıya dahil olduğu, sıkı bir

disiplinle, örgütün stratejisi, yapılanması, faaliyetleri ve amacına uygun hareket

ettiği, haiz olduğu görev ve sorumluluk alanları ile emir ve talimat verme

noktasındaki yetkileri gözetildiğinde, FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütünün

hücre yapılanmasında, Yargıtay kurumu içerisinde özel göreve haiz yönetici

sıfatında olduğu,

Bu şekilde hiyerarşik yapıya dahil olduğu,

sıkı bir disiplinle, örgütün stratejisi, yapılanması, faaliyetleri ve amacına

uygun hareket ettiği, FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütünün yöneticisi olduğu

sonucuna ulaşılmıştır."

30. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 26/2/2018 tarihinde iddianamenin

kabulüne karar vermiş ve E.2018/30 sayılı dosya üzerinden kovuşturma

başlamıştır.

31. Yargıtay 9. Ceza Dairesi 1/3/2018 tarihinde yaptığı tensip

(duruşmaya hazırlık) incelemesi sırasında başvurucunun tutukluluk durumunu da

-duruşma yapmaksızın- değerlendirmiş ve "...

Sanığın üzerine atılı FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçuna

ilişkin olarak sanığın örgütün gizli haberleşme ağı olan Bylock

isimli uygulamayı kullandığı, tanık beyanları, dosya kapsamı ve mevcut delil

durumuna göre; sanığın atılı suçu işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesini

gösteren somut delillerin bulunduğu, örgüt yöneticiliği ve örgüt üyeliği

suçunun faili olan pek çok kimsenin halen kaçak olduğu, işlenen suçlara dair

delillerin toplanmaya devam edilmekte olduğu hususları dikkate alındığında

sanığın kaçma, saklanma ve delilleri karartma şüphesinin bulunduğu, müsnet suçun CMK'nın 100/3

maddesinde sayılan katalog suçlardan olduğu, suçun vasıf ve mahiyeti ile

kanunda gösterilen ceza miktarları dikkate alındığında verilen tutuklama

tedbirinin ölçülü ve orantılı olduğu, bu aşamada hükmedilecek adli kontrol

tedbirlerinin yetersiz kalacağı, tutuklanmasından sonra sanığın hukuki

durumunda herhangi bir değişiklik de bulunmadığı ..."

gerekçesiyle tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Ayrıca başvurucu

hakkındaki davanın ilk duruşmasının dosya

sayısı ve iş yoğunluğu da dikkate alınarak 19/6/2018 tarihinde

yapılması kararlaştırılmıştır.

32. Yargıtay 9. Dairesinin 19/6/2018 tarihli duruşmasında

başvurucunun savunması alınmıştır. Başvurucu, savunmasında soruşturma şartının

gerçekleşmemesi nedeniyle durma kararı verilerek dosyanın Yargıtay Birinci

Başkanlık Kuruluna gönderilmesine ve iddia edilen eylemin görev suçu kapsamında

kaldığından dolayı görevsizlik kararı verilerek dosyanın Anayasa Mahkemesine

gönderilmesi talebinde bulunmuş; anılan talepler Yargıtay tarafından

reddedilmiştir.

33. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla -ilk

derece mahkemesi sıfatıyla- Yargıtay 9. Ceza Dairesi önünde derdesttir ve

başvurucunun tutukluluk durumu devam etmektedir.

34. Öte yandan başvurucu herhangi bir tarih belirtmeksizin ceza

infaz kurumundauygulanan insan haklarına aykırı

kısıtlama ve tedbirlerle ilgili şikâyet dilekçesi verdiğini belirtmiş ancak

başvuru formunda -herhangi bir belge eklenmeksizin- bu talebin

cevaplandırılmadığını ifade etmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

35. İlgili ulusal hukuk için bkz. Salih Sönmez, B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 34-54.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin 10/1/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu; yeterli havalandırma bulunmayan bir ortamda iki kişilik

odada on iki kişiyle birlikte iki gün boyunca gözaltında tutulduğunu, bu sürede

elektrik ve su kesintilerine maruz kaldıklarını, yeterli beslenme imkânı

verilmediğini ve ters kelepçe takılarak adliyeye getirildiğini belirterek kötü

muamele ve ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

38. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

39. Somut olayda gözaltı sürecindeki kötü muamele iddialarına

ilişkin olarak başvurucu, genel olarak gözaltında iken kamu görevlileri

tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ve insani olmayan gözaltı koşullarında

kasti bir şekilde tutulduğunu ileri sürmektedir. Bu bölümdeki iddialar bir

bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun yakalandığı andan itibaren kamu

görevlilerinin kendisine kötü muamelede bulunduğundan şikâyetçi olduğu

görülmektedir. Başvurucu, gözaltında tutma koşullarının yetersizliğinden

bahsetmişse de bu kapsamda maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü muamelenin kamu

görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa salt tutulma koşullarından mı

kaynaklandığını açıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla söz konusu iddiaların

Anayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi için yeterli bilgi ve belge

bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın koşullarının başvurucunun

anılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden kaynaklanıp kaynaklanmadığına

dair adli ve/veya idari bir soruşturmayla ortaya konması gerekmektedir (benzer

yöndeki bir değerlendirme için bkz. Mehmet

Hasan Altan (2) [GK], B.

No: 2016/23672, 11/1/2018, § 249).

40. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerini ve varsa bu konudaki

kanıtlarını öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere

iletmeden, hak ihlali iddialarını öncelikle bu makamların değerlendirmesini ve

çözüme kavuşturmasını beklemeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

41. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kötü muamele yasağının

ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak idari ve/veya yargısal başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Yakalama ve Gözaltına

Almanın Hukuki Olmadığı İddiaları

a. Başvurucunun İddiaları

42. Başvurucu; suç üstü hâlinin bulunmaması, suç şüphesi

olmadığı hâlde yakalanarak gözaltına alınması, görevli ve yetkili olmayan

savcılık tarafından hakkında soruşturmanın başlatılması nedenleriyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı, adil yargılanma hakkı ve etkili başvuru hakkının,

ayrıca ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

b. Değerlendirme

43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013 § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü yakalama ve

gözaltı tedbirlerinin hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu

bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesi çerçevesinde kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

44. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

45. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

46. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, §§ 16, 17).

47. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu

sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve

diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

48. Öte yandan Anayasa Mahkemesi olağanüstü hâl ilanı sonrasında

uygulanan olağan döneme göre daha uzun süreli gözaltı tedbirleri yönünden de bu

sürelerin makul olmadığı şikâyetlerini incelemiş ve bu konuda 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456,

26/12/2017, §§ 30-37; Mehmet Hasan Altan

(2), §§ 84-93).

49. Somut olayda başvurucu yönünden yakalama ve gözaltı

tedbirlerinin hukuki olmadığına ilişkin iddialarla ilgili olarak anılan

kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

50. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığı İddiaları

a. Başvurucunun İddiaları

51. Başvurucu; tutuklama nedenlerinin bulunmadığını, tutuklamaya

neden olabilecek hiçbir maddi olgunun kararda gösterilmediğini, tutuklama

kararının gerekçesiz olduğunu ve tutuklama kararında adli kontrol tedbirlerinin

neden yetersiz kaldığının açıklanmadığını belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde

bulunmuştur.

52. Başvurucu; ayrıca darbe teşebbüsüyle veya örgütle bir

ilgisinin bulunmadığını, olayda kendisi yönünden suçüstü hâlinin mevcut

olmadığını, bu nedenle yapılacak bir soruşturmanın 2797 sayılı Kanun'a göre

Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunca yürütülmesi gerektiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

53. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

54. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

55. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

56. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun şikayetinin özü tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir.

Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında

incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

57. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 57).

58. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki

olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.

Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

59. İlgili genel ilkeler için bkz. Salih Sönmez, §§ 100-105.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

60. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu

iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü üyesi olma

suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

61. Diğer taraftan başvurucu, görevinden kaynaklanan güvencelere

riayet edilmeksizin tutuklandığını iddia etmektedir.

62. 2797 sayılı Kanun'un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında,

Yargıtay üyelerinin görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri

iddia edilen suçları ile kişisel suçları için soruşturma açılmasının Birinci

Başkanlık Kurulunun kararına bağlı olduğu ancak ağır ceza mahkemesinin görevine

giren suçüstü hâllerinde soruşturmanın genel hükümlere göre yürütüleceği

düzenlenmiştir.

63. Aynı Kanun'un 46. maddesinin (2), (3) ve (6) numaralı

fıkralarında ise ağır ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili

suçüstü hâli istisna olmak üzere görevlerinden doğan veya görevleri sırasında

işledikleri iddia edilen suçları ve kişisel suçları nedeniyle Yargıtay üyeleri

hakkında koruma tedbirlerine ancak -soruşturma ile görevlendirilen başkanın

talebi üzerine- Birinci Başkanlık Kurulunun onaması ile karar verileceği, ağır

ceza mahkemesinin görevine giren kişisel suçlarla ilgili suçüstü hâllerinde

soruşturmanın genel hükümlere göre yürütüleceği ifade edilmiştir.

64. Buna göre kural olarak Yargıtay üyeleri hakkında

görevlerinden doğan veya görevleri sırasında işledikleri iddia edilen suçların

yanı sıra kişisel suçları bakımından da ceza soruşturması açılması konusunda

Yargıtay Birinci Başkanlık Kurulunun karar almasına bağlıdır. Yine bu suçlar

bakımından Yargıtay üyeleri hakkında tutuklama da dâhil olmak üzere koruma

tedbirlerinin uygulanmasına karar verme görevi nihayetinde Birinci Başkanlık

Kuruluna aittir.

65. Bununla birlikte ağır ceza mahkemesinin görevine giren

kişisel suçlarla ilgili olarak suçüstü hâlinin bulunması durumunda soruşturma

genel hükümlere göre yürütülecek ve bu soruşturmada tutuklama tedbirine genel

yetkili yargı organı olarak sulh ceza hâkimliklerince karar verilebilecektir.

Belirtilen durumda kovuşturma ise Yargıtayda

yapılacaktır.

66. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 15/7/2016 tarihinde

yaşanılan darbe teşebbüsüne değinilerek başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi

olma suçundan tutuklanması talep edilmiştir (bkz.§ 17).

67. Soruşturma sırasında başvurucu tarafından ileri sürülen

Yargıtay üyesi olması nedeniyle hakkında ancak Yargıtay Birinci Başkanlık

Kurulunca soruşturma ve kovuşturma yapılabileceği, bunun istisnasını oluşturan

ağır cezalık suçüstü hâlinin ise somut olayda söz konusu olmadığı yönündeki

itiraz; ifadeyi alan Cumhuriyet savcısı tarafından isnat edilen silahlı terör

örgütüne üye olma suçunun temadi eden suçlardan olduğu ve olayda suçüstü

hâlinin bulunduğu, bu itibarla başvurucu hakkındaki soruşturmanın genel

hükümlere tabi olduğu gerekçeleriyle reddedilmiştir (bkz.§ 16).

68. Başvurucu hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca

düzenlenen 2/10/2017 tarihli fezlekede -darbe tehlikesinin tam olarak bertaraf

edilemediğine dikkat çekilerek- somut olayda ağır ceza mahkemesinin görev

alanına giren suçüstü hâlinin mevcut olduğu belirtilmiş, buna göre başvurucu

hakkında genel hükümler doğrultusunda 16/7/2016 tarihinde soruşturma

başlatıldığı ifade edilmiştir (bkz.§ 23).

69. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamede

ise başvurucuya isnat olunan suçun ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren

ve temadi eden suçlardan olduğuna, temadinin fiilî ve hukuki kesintiye uğradığı

tarihe kadar suçun işlenmeye devam ettiğinin yerleşik yargı kararları ile kabul

edildiğine değinilmiş; bu itibarla temadinin kesildiği yakalama tarihinin suç

tarihi olarak, bir başka ifadeyle suçüstü hâli olarak kabul edilmesi gerektiği

değerlendirilerek soruşturmanın genel hükümlere göre sürdürüldüğü ifade

edilmiştir (bkz.§ 28).

70. Başvurucu hakkındaki tutuklama talep yazısı, tutuklama

kararı, fezleke ve iddianamede yapılan değerlendirmeler dikkate alındığında

soruşturma mercilerince isnat konusu suçun kişisel suç olduğu ve başvurucu

yönünden ağır cezalık suçüstü hâlinin bulunduğu kanaatine varıldığı, bu itibarla

soruşturmanın genel hükümlere göre yürütüldüğü görülmektedir.

71. Başvurucuya isnat edilen ve 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı

Türk Ceza Kanunu'nun 314. maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olma

suçunun ağır cezalık (ağır ceza mahkemelerinin görev alanında bulunan)

suçlardan olduğu (bkz. § 33) hususunda kuşku bulunmadığı gibi başvurucunun da

aksi yönde bir iddiası yoktur. Diğer taraftan isnat konusu suçun kişisel suç

olmadığı, bir başka ifadeyle görevden doğan veya görev sırasında işlenen bir

suç olduğu yönünde bir şikâyette bulunulmamıştır. Bir suçun niteliğinin

(kişisel suç mu görev suçu mu olduğu) belirlenmesi soruşturma ve kovuşturma

süreçlerini yürüten adli mercilere aittir. Yine bu belirlemeye göre varılacak

sonucun hukuka uygun olup olmadığı kanun yolu incelemesi ile tespit edilebilir.

Hukuk kurallarının yorumlanmasında -Anayasa'ya bariz şekilde aykırı olarak- keyfîlik bulunması, bunun temel hak ve özgürlüklerin

ihlaline sebebiyet vermesi hâli dışında suçun niteliğinin belirlenmesine

ilişkin olanlar da dâhil olmak üzere kanun hükümlerinin yorumu ve bunların

somut olaylara uygulanması derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır

(benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Mehmet

Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, § 77; Süleyman Bağrıyanık ve

diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 223). Başvurucu

hakkındaki tutukluluğa ilişkin belgeler başta olmak üzere soruşturma dosyasında

yer alan tespit ve değerlendirmeler ile Yargıtay 16. Ceza Dairesinin isnat

konusu suçun görev suçu olarak nitelendirilemeyeceği yönündeki içtihadı (bkz. §

33) karşısında söz konusu suçun kişisel suç olarak nitelendirilmesinin temelsiz

ve keyfî bir yaklaşım olduğu söylenemez (aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Alparslan Altan [GK], B. No: 2016/15586, 11/1/2018,

§ 123).

72. Somut olayda soruşturma mercilerince başvurucu yönünden

suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde değerlendirme yapılırken 15/7/2016 tarihinde

yaşanan darbe teşebbüsüne dikkat çekilmekte, ayrıca isnat edilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçunun temadi eden suçlardan olduğu hususuna

dayanılmaktadır.

73. Yargıtayın yerleşik uygulamasına

göre silahlı terör örgütü üyesi olma suçu temadi eden suçlardandır (bkz. § 33;

aynı doğrultuda Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 6/3/2008 tarihli ve E.2007/2495,

K.2008/1358 sayılı; 9/3/2011 tarihli ve E.2010/16588, K.2011/1626 sayılı;

6/11/2014 tarihli ve E.2014/6090, K.2014/10958 sayılı; Yargıtay 5. Ceza

Dairesinin 12/10/2010 tarihli ve E.2010/8491, K.2010/7430 sayılı kararları).

74. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu; darbe teşebbüsü

sonrasında başlatılan soruşturmalar kapsamında Cumhuriyet savcısı olarak görev

yapan bir şüpheli hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma,

Anayasa'yı ihlal etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet Meclisini

ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını

kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından İstanbul 23. Ağır

Ceza Mahkemesinde açılan davada bu Mahkeme ile Yargıtay 16. Ceza Dairesi

arasında çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin kararında,

anılan suçun temadi eden suçlardan olduğunu belirtmiş ve isnat edilen suçların

kişisel suç olduğuna da değinerek Ağır Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının

kaldırılmasına karar vermiştir (bkz. § 33; aynı doğrultudaki kararlar için

-diğerleri arasından- bkz. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve

E.2017/YYB-996, K.2017/403 sayılı; 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-998,

K.2017/388 sayılı kararları).

75. Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu, iki hâkim (anılan

hâkimlerin tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyla yaptıkları bireysel

başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunduğuna

dair karar için bkz. Mustafa Başer ve Metin

Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 134-161) hakkında darbe

teşebbüsü öncesinde -görevleriyle bağlantılı eylemler dolayısıyla- işledikleri

ileri sürülen silahlı terör örgütü (FETÖ/PDY) üyesi olma ve görevi kötüye

kullanma suçlarından mahkûmiyetlerine ilişkin Yargıtay 16. Ceza Dairesince ilk

derece mahkemesi sıfatıyla verilen hükmün temyiz incelemesi sırasında bu

kişiler tarafından ileri sürülen "hâkim

ve Cumhuriyet savcılarının ağır cezayı gerektiren suçüstü hâli hariç

yakalanamayacakları, sorguya çekilemeyecekleri ve tutuklanamayacakları kuralının

ihlal edildiği, olayda suçüstü hâlinin de bulunmadığı"

yönündeki iddiaları incelerken "Yargıtayın istikrar bulan ve süregelen kararlarında

açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma

suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması

gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanmayla

kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre

belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

şüpheli konumunda bulunan hakim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda

ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halinin mevcut olduğu"

değerlendirmesinde bulunmuş ve bu husustaki temyiz itirazlarını kabul

etmemiştir (Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve

E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararı).

76. Yukarıda yer verilen veya atıf yapılan Yargıtay kararları

ile başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de devam eden darbe

teşebbüsünün savuşturulması sırasında (17/7/2016 tarihinde) gözaltına alınıp

darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen, yargı makamlarınca

silahlı bir terör örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma suçundan

tutuklanması birlikte dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı

terör örgütü üyesi olma suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde

soruşturma mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden

yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir (aynı yöndeki

değerlendirme için bkz. Alparslan Altan,

§ 128; Erdal Tercan, § 145 ).

77. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun Yargıtay

üyesi olması nedeniyle Anayasa veya 2797 sayılı Kanun'dan kaynaklanan

güvenceler uygulanmaksızın kanuna aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde

değildir. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni

dayanağı bulunmaktadır.

78. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın ön

koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli

belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

79. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında, isnat edilen

silahlı terör örgütüne üye olma suçunun işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren somut delillerin dosyada bulunduğu belirtilmiştir (bkz. §

19). Tutuklamaya itirazın reddine ilişkin kararda da tutuklama kararı veren

hâkimlik kararına atıf yapılarak

başvurucunun da aralarında olduğu şüpheliler yönünden isnat edilen suçun

işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin

bulunduğu ifade edilmiştir (bkz. § 20).

80. Başvurucu hakkında düzenlenen fezlekede ise başvurucunun

isnat edilen suçu (silahlı terör örgütü üyesi olma) işlediğine dair delil

olarak başvurucunun FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındaki iletişimi sağladığı

ifade edilen ByLock

uygulamasının kullanıcısı olmasına ve diğer kişiler arasında ByLock

üzerinden yapılan haberleşmenin içeriğine dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 25).

İddianamede ise başvurucunun isnat edilen suçu işlediğine dair temelde

fezlekedeki delillere dayanılmış, bunların yanı sıra tanık beyanlarına da

değinilmiştir (bkz.§§ 26, 27).

81. Anayasa Mahkemesi, ByLock uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı

kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına

yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir

belirti olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267).

Buna göre soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar veren

hâkimliklerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının

somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi, anılan programın

özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez (Selçuk Özdemir, § 74).

82. Öte yandan fezleke ve iddianamede, ayrıca haklarında

FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan Ö.K., A.H., İ.O., İ.D., K.T., M.G. ve M.K.Ö.,

Ö.F.T., A.Ş. ve B.E.nin tanık olarak verdikleri

ifadelerinde başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya

mensup olduğuna yönelik anlatımlarda bulundukları görülmektedir. Bu itibarla da

başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli belirtilerin bulunduğu

görülmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi, Selçuk

Özdemir başvurusunda FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı

şüphelilerin ifadelerinde hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun

FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik

anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti

olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 75).

83. Ayrıca başvurucunun dışındaki bazı kişiler(M.B

ve A.A.) arasında ByLock

programı üzerinden yapılan haberleşmenin içeriğinde başvurucuyla ilgili bazı

olguların bulunduğu belirtilmiştir. Soruşturma mercilerince FETÖ/PDY'nin yüksek mahkemeler sorumlusuve

sivil imamlarından olduğu belirtilen "Nejat"

kodlu M.B ile aynı örgüt mensubu eski Yargıtay üyesi A.A. arasında geçen bir

konuşmada örgüt mensupları hakkında açılan davalarla ilgili çoğunlukla eski

müfettiş olan örgüt mensuplarına danışılmasının değerlendirildiği

belirtilmiştir. Başvurucunun Yargıtaya üye seçilmeden

önce Adalet Bakanlığındauzun süre müfettişlik yaptığı

bilinmektedir. Kendisinden görüş alınması ve danışılması tavsiye edilen İ.K. demüfettişlik yaptıktan sonra Yargıtay üyeliğine

seçilmiştir. A.A.nın ise

soruşturma belgelerine göre örgütün Yargıtay hukuk dairelerinden sorumlu olduğu

belirtilmiştir.

84. Bu itibarla başvurucu yönünden suç şüphesinin varlığını

doğrulayan belirtilerin dosya kapsamında bulunduğu görülmektedir.

85. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı

edilmemelidir.

86. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların

toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz

ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 15-19, 26), darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde

binlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki on

binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerde

kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkili

olmasa da FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle

soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında soruşturma konusu

olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir,§

78; Alparslan Altan, § 140).

87. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle

bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan

FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve

kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve

ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili

olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt

dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir,§

79). Ayrıca Anayasa Mahkemesi üyesi olan başvurucunun -konumu itibarıyla-

deliller üzerinde etkide bulunmasının diğer kişilere göre daha kolay olacağı

yadsınamaz (Alparslan Altan, §

141).

88. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. § 33) isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§ 61; Devran Duran [GK], B. No:

2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır (bkz. § 34; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, § 148).

89. Somut olayda Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken kaçma ihtimalinin bulunmasına, adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacak olmasına ve isnat edilen suça göre tutuklamanın

orantılı bir tedbir olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 19). Ankara 4.

Sulh Ceza Hâkimliği de aynı gerekçelerle başvurucunun tutuklamaya yönelik

itirazını reddetmiştir (bkz. § 20).

90. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar

ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara 3. ve 4. Sulh

Ceza Hâkimlikleri tarafından verilen kararların içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine

yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Alparslan

Altan, § 144;Erdal Tercan, § 162).

91. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

92. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, § 214; Devran Duran, § 64). Özellikle darbe

teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her

kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet

temelinde hareket etme gibi) de dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer

ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

93. Ayrıca başvurucunun darbe teşebbüsünün savuşturulması

sürecinde gözaltına alındığı ve sonrasında tutuklandığı dikkate alındığında

soruşturma süreci bakımından tutuklamanın ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak

gerekli olmadığı sonucuna

varılması için herhangi bir nedenin bulunmadığı değerlendirilmiştir.

94. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Ankara 3. ve 4. Sulh Ceza Hâkimliklerinin isnat edilen suç için

öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı

sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

95. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

96. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiası

97. Başvurucu; ifade ve sorgu sırasında kendisine ve müdafisine

hiçbir delilin gösterilmediğini, soruşturma dosyasını inceleme imkânı da

tanınmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği, adil yargılanma ve etkili

başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

98. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin sekizinci

fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

99. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki iddiasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

100. Başvurucunun şikâyetlerine konu kısıtlama kararının

verildiği belirtilen soruşturma dosyasında başvurucuya yöneltilen suçlama,

olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren olaylarla ilgilidir. Bu nedenle

kısıtlamanın hukuki olup olmadığı, bir başka ifadeyle kararın kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı üzerindeki etkisinin incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle kısıtlamanın

Anayasa'nın 19. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit

edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki

ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195,

242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

101. İlgili genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2), §§169-174.

(2)

İlkelerin Olaya Uygulanması

102. Başvuru formunda soruşturma dosyasını incelemeye izin

verilmediği ileri sürülmüş ancak iznin verilmemesine neden olan kararın

savcılık ya da hangi mahkeme tarafından hangi tarihte verildiğine ilişkin bir

açıklamada bulunulmamıştır.

103. Başvuru formu ve eklerinde, kısıtlama kararının daha sonra

kaldırılıp kaldırılmadığı hususunda herhangi bir bilgi veya belge bulunmamakla

birlikte Yargıtay 9. Ceza Dairesince iddianamenin kabul edildiği 26/2/2018

tarihi (bkz. § 30) itibarıyla kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin

(4) numaralı fıkrası uyarınca kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

104. Soruşturma aşamasında başvurucuya yöneltilen suçlamaların FETÖ/PDY

üyesi olduğu ve bu örgütün yargı ayağını oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu

suçlamaların içeriğinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ifade alma

işlemi sırasında başvurucuya sorulan sorularda açıklandığı ve başvurucunun

ifadesinde anılan suçlamalarla ilgili ayrıntılı bir şekilde beyanda bulunduğu

görülmektedir (bkz. § 16).

105. Öte yandan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca 20/7/2016

tarihinde düzenlenen tutuklama talep yazısı incelendiğinde başvurucuya isnat

edilen suçlamalara ilişkin ayrıntılı şekilde açıklamalara yer verildiği

görülmektedir. Bu bağlamda suça konu edilen olaylarla ilgili bilgi ve delillere

yer verilmiş, bu eylemlerin hukuki niteliğine yönelik olarak da

değerlendirmelerde bulunulmuştur (bkz. § 17). Anılan talep yazısı sorgu işlemi

öncesinde Ankara 3. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuş olup

ayrıca sorgu tutanağında başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı

belirtilmiştir. Başvurucunun sorgu sırasında suçlama konusu olaylarla ilgili

anlatımda bulunduğu, sorulan sorulara cevap verdiği görülmektedir (bkz. § 16). Ayrıca başvurucunun

tutukluluğa itiraz dilekçesinde de usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir biçimde

beyanda bulunulmuştur. Dolayısıyla başvurucunun ve müdafinin isnat edilen

suçlamalara ve tutukluluğa temel teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde

gerekse sorgu sonrasında erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

106. Bu itibarla suçlamalara dayanak olan temel unsurların ve

tutmanın hukukiliğinin değerlendirilmesi için esas olan bilgilerin başvurucuya

veya müdafilerine bildirilmiş ve başvurucuya bunlara karşı savunma ve

itirazlarını ileri sürme imkânı verilmiş olması dikkate alındığında soruşturma

aşamasında dosyanın incelenmesine izin verilmemesi nedeniyle başvurucunun

tutukluluğa karşı etkili bir şekilde itirazda bulunamadığının kabulü mümkün

görülmemiştir.

107. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun dosyayı incelemeye izin

verilmemesi nedeniyle tutukluluğa etkili bir şekilde itirazda bulunamadığı iddiasına

ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

108. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik olarak soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verilmesi suretiyle

yapıldığı belirtilen müdahalenin Anayasa'da (özellikle 19. maddenin sekizinci

fıkrasında) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

4. Tutukluluk

İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

109. Başvurucu, tutukluluğa itiraz ile tutukluluk hâlinin gözden

geçirilmesine ilişkin incelemelerin dosya üzerinden değerlendirildiğini

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

110. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

111. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

112. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

113. Anayasa Mahkemesi Salih

Sönmez kararında (bkz. §§ 175-177) )

tutukluluk incelemelerinin duruşmasız yapılması ve/veya makul sürede

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmama şikayetini incelemiştir. Anayasa Mahkemesi

anılan kararda başvurucunun inceleme tarihi itibarıyla hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmış olması hususunu nazara alarak verilecek bir ihlal kararının

başvurucunun yeniden hâkim önüne çıkarılmasını sağlamayacağı ve serbest kalması

sonucunu doğurmayacağını belirtmiş ve bu durumda yalnızca kişinin uzun süre

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmamasıyla ilgili bir hak ihlalinin tespiti ve

gerekiyorsa belli bir miktar tazminata hükmedilmesiyle yetinileceği sonucuna

varmıştır.

114. Öte yandan Anayasa Mahkemesi anılan kararda bu tür ihlal

iddiaları bakımından öncelikle aynı giderim imkânını sağlayan başvuru

yollarının tüketilmesi ve bunlardan sonuç alınamaması hâlinde bireysel

başvuruda bulunulması gerektiğini belirterek 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi

kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yolu olduğu tespitini yapmış ve başvuru

yollarının tüketilmediği sonucuna varmıştır.

115. Somut olayda başvurucunun sorgusu Ankara 3. Sulh Ceza

Hâkimliği tarafından 20/7/2016 tarihinde yapılmış, başvurucu -müdafiiyle birlikte- sorgu sırasında hem kendisine isnat

edilen suçlamalara karşı hem de Savcılığın yapılan tutuklama talebine karşı

savunmasını sözlü olarak yapmıştır. Başvurucunun tutuklanmasından sonra gerek

tahliye talebinde bulunması üzerine gerekse resen yapılan tutukluluk

incelemelerinin duruşmasız olarak gerçekleştirildiği, başvurucunun bu süre

içinde hâkim/mahkeme önüne çıkarılmadığı görülmektedir. Başvurucunun tutuklama

ve tutukluluğun devamı kararlarına yönelik itirazları da itiraz mercilerince dosya

üzerinden yapılan incelemeler sonucunda karara bağlanmıştır (bkz. §§ 20, 21).

Buna göre başvurucunun tutukluluk durumu, tutuklanmasına karar verildiği

22/7/2016 tarihinden Yargıtay 9. Ceza Dairesince 19/6/2018 tarihinde yapılan

ilk duruşma tarihine kadar duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden yapılan

incelemeler sonucunda verilen kararlar ile devam ettirilmiştir. Başvurucunun bu

süreçte tutukluluğa yönelik itirazlarını, tutuklanmasına dayanak olan

delillerin içeriğine veya nitelendirilmesine yönelik iddialarını, lehine ve

aleyhine olan görüş ve değerlendirmelere karşı beyanlarını, tahliye taleplerini

hâkim/mahkeme önünde sözlü olarak dile getirmesi mümkün olmamıştır. Dolayısıyla

başvurucunun tutukluluk durumunun yaklaşık yirmi iki (22) ay boyunca duruşmasız

olarak incelenmesi söz konusu olmuştur. Ancak 19/6/2018 tarihinde yapılan ilk

duruşmadan (bkz. § 31) itibaren makul aralıklara başvurucunun yargılaması

Yargıtay 9. Ceza Dairesinde tutuklu olarak sürdürülmektedir. Dolayısıyla somut

başvuru yönünden anılan karardan ayrılmayı gerektiren bir durum söz konusu

değildir.

116. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutukluluk

incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapıldığına ilişkin iddiası

ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yakalama ve gözaltının hukuki olmaması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

4. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

5. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın

yapılması dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

10/1/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Hüseyin

TURAN

Başvurucu : Mehmet ARI

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/22732, 10 Ocak 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucuya İlişkin Süreç
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kötü Muamele Yasağının
  11. B. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal
  12. B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Özgüldür
  15. Turan
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/22732
Tarih
10 Ocak 2019

İlgili Kararlar

  • Alaattin Ölçer Başvurusu (B. No: 2015/1089)
  • Hadice Yıldırım Başvurusu (B. No: 2015/8709)
  • Sentez Reklam ve Tanıtım Hizm. San. Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2015/337)
  • Yaşar Kuşu Başvurusu (B. No: 2016/694)
  • Bayram Yacan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/13685)
  • Cihat Özdemir Başvurusu (B. No: 2016/9621)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.