İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Bilal Çolak Başvurusu (B. No: 2017/25971)

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması,

Başvuru No2017/25971Tarih30 Ekim 2018Okuma32 dk · 6.445 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mehmet Bilal Çolak Başvurusu

Karar tarihi
30 Ekim 2018
Başvuru Numarası
2017/25971
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.445 kelime·32 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması,

tutukluluğa itirazın bağımsız ve tarafsız hâkim güvencelerine aykırı olan ve

kapalı bir sistem içinde faaliyet gösteren sulh ceza hâkimliklerince karara

bağlanması, tutukluluğun makul süreyi aşması ve tutuklama öncesinde hakkındaki

suçlamaların kendisine bildirilmemesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının; gözaltı ve tutukluluk süreçlerindeki bazı uygulamalar nedeniyle kötü

muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 7/6/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

5. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7. Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumunda (TRT) prodüktör olarak

görev yapmakta olan başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması

(FETÖ/PDY) ile bağlantılı suçlardan yürütülen bir soruşturma kapsamında

15/8/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

8. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 18/8/2016 tarihinde

başvurucuyu, silahlı terör örgütü FETÖ/PDY üyesi olma suçundan tutuklama

istemiyle Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Talep yazısında

"... [başvurucunun da aralarında olduğu] şüphelilerin üzerine atılı suçu işlediğine dair

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin

bulunduğu anlaşılmakla; şüphelilerin üzerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti,

mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanın üst haddi dikkate alınarak

5271 sayılı CMK’nın[Ceza Muhakemesi Kanunu'nun]

100. vd. maddeleri uyarınca tutuklanmalarına karar verilmesi kamu adına talep

olunur. " denilmiştir.

9. Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğince 18/8/2016 tarihinde

başvurucunun tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili

bölümü şöyledir:

"... Şüpheliler Mehmet Bilal Çolak,

A.A.B., Ö.K. ve E.Ş.nın üzerlerine yüklenen silahlı

terör örgütüne üye olma suçunun vasıf ve mahiyeti, kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren deliller, FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü'nün cebir ve şiddet

kullanarak Türkiye Cumhuriyeti'nin Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan

kaldırmaya veya değiştirmeye teşebbüs eyleminin yakın ve somut bir tehdit

olarak devam ediyor olması, 20/07/2016 tarihi itibariyle tüm ülke genelinde bu

eylem nedeniyle Olağanüstü Hal ilan edilmesi, şüphelilerin saklanma veya kaçma

şüphesini uyandıran somut olguların varlığı (aynı suç kapsamında soruşturulan

bir kısım şüphelilerin kaçmış olması) fiilin kanunda karşılığı olan cezanın

miktarı, suçların CMK'nın 100/3 maddesinde sayılan

suçlardan olması ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5.maddesinde yer alan

tutuklamaya ilişkin şartların gerçekleştiği dikkate alınarak adli kontrol

uygulanmasının yetersiz kalacağı anlaşılmakla şüphelilerin CMK'nın

100. vd. maddeleri gereğinceayrı ayrı

tutuklanmalarına, ...karar verildi."

10. Başvurucu 23/8//2016 havale tarihli dilekçesiyle tutuklama

kararına itiraz etmiş, Ankara 2. Sulh Ceza Hâkimliği 9/9/2016 tarihinde "Ankara 1. Sulh Ceza Hakimliğinin kararında

herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı, karar tarihinden bu yana delil durumunda

bir değişiklik olmadığı, şüphelilere isnat olunan suçun vasıf ve mahiyeti,

mevcut delil durumu nazara alınmak suretiyle..." gerekçesiyle

itirazın kesin olarak reddine karar vermiştir.

11. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 13/4/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü üyesi olma suçunu

işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde

başvurucu hakkında kamu davası açılmıştır. FETÖ/PDY'ye

ve bu örgütün TRT'deki faaliyetlerine ilişkin genel açıklamaların yer aldığı

iddianamede başvurucu yönünden yapılan değerlendirme şöyledir:

"Şüphelinin örgüt içi şifreli haberleşme

programı bylocku gsm

hattında kullandığı, programın özel bir yazılım olarak üretildiği, örgüt

mensuplarının deşifre olmadan kendi aralarında haberleşmelerini sağlamalarının

amaçlandığı, programın kriptolu olup kurulun dosyası olmadan internet üzerinden

temininin mümkün olmayacağı, yani bu programa erişimin ancak örgüt üyeleri

arasında birbirlerine kurulum dosyasını bloutooth, flashbellek vb.dijital ortamdan

vererek sağlanabileceği, örgüt üyesi bulunmayan bir şahsın bylock

programına ulaşmasının mümkün olmadığı, örgütün 15 Temmuz 2016 günü silahlı

kalkışma eylemlerinde kriptolu bylock programı

üzerinden mesajlaştıkları, daha sonra telefon ve bilgisayarlardan programı

silmek suretiyle formatlamalarının örgüt yönetimi tarafından üyelere

iletildiğinin soruşturma dosyalarından anlaşıldığı,

Şüphelinin bylock

programı ile örgüt içi mesajlaşma içeriklerinin belirlenmediği, bu hususta

inceleme sonuçlarının kollukça soruşturma dosyasına sunulmadığı, ancak S.Ç. ve

S.Ş. isimli şahıslarla irtibat kurduğunun anlaşıldığı,

Şüphelinin örgütün finans kuruluşu olup bu

özelliği nedeniyle 29/05/2015 tarihinde 5411 sayılı yasanın[Bankacılık

Kanunu'nun] 71/b bendi uyarınca BDDK[Bankacılık

Düzenleme ve Denetleme Kurumu] kararı ile

TMSF[Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu]

kurumuna devredilen Bank Asya da kendi adına aktif hesabın bulunduğu,

Şüphelinin kızı, kardeşi ve eşi adına Bank

Asya aktif hesaplarının bulunduğu, hesapların 2002-2003 ve 2013 yıllarında

açıldığının Emniyet Genel Müdürlüğünün yazısından anlaşıldığı,

Şüpheli hakında

bilgi sahibi/tanık beyanı bulunduğu, diğer şüpheliler F.U. ve M.Y. tarafından

örgüt üyesi olduğunun belirtildiği,

Şüpheli hakkında Mali Suçlar Araştırma

Kurulunca yapılan incelemede, firma ortaklık bilgisi bulunmadığı, adına bir

adet araç bir adet gayrimenkul kaydı bulunduğu, SGK verilerinin incelemesinde

Samanyolu Yayıncılık Hizmetleri A.Ş., Sem Haber Ajansı A.Ş., Bilge Haber Ajansı

A.Ş., Uktaş Uluslararası Kongre Sarayı Tes. Tic. A.Ş. ve İstanbul Kültür ve Sanat Birimleri Tic.

A.Ş. de kaydı bulunduğunun, Kimse Yok Mu? derneğine EFT gönderdiğinin ve

derneğin FETÖ/PDY bağlantısı nedeni ile 667 s. KHK [Olağanüstü

Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde Kararname] ile [kapatılan dernekler] listesinde yer aldığı,

Şahsın havale gönderdiği (5499.25

TL) İ.K. hakkında FETÖ/PDY kapsamında yürütülen soruşturmada adı geçtiği,

şahsın havale gönderdiği (6714 TL) S.Ç. (eşi) hakkında FETÖ/PDY kapsamında

yürütülen soruşturmada adı geçtiği,

...

Yapılan soruşturma ve delillerden şüphelinin

yasa dışı silahlı terör örgütü FETÖ/PDY üyesi olduğu, bu suretle atılı suçu işlediği,..."

12. Ankara 18. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 27/4/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar

vermiş ve E.2017/144 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

13. Mahkemece 3/5/2017 tarihinde yapılan tensip (duruşmaya

hazırlık) incelemesi sonunda "Sanık

Mehmet Bilal Çolak'ın üzerine atılı suçun vasfı ve mahiyeti, mevcut delil

durumu, sanık savunması, bylock sorgusu ve tüm dosya

kapsamına göre kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin

varlığı, atılı suçun cezaların alt ve üst sınırları, CMK nun

100/3 maddesinde kayıtlı katolog suçlardan olması,

tutuklulukta geçen süre dikkate alındığında adli kontrolün bu aşamada yetersiz

kalacağı..." gerekçesiyle başvurucunun tutukluluk hâlinin

devamına karar verilmiştir.

14. Başvurucu, tutukluluğun devamına dair bu karara 5/5/2017

tarihinde itiraz etmiştir.

15. Mahkeme bu hususta bir karar vermeden 25/5/2017 tarihinde

başvurucunun tutukluluk durumunu tekrar değerlendirmiş ve başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

16. Başvurucu 5/5/2017 tarihli itirazına uzun süre cevap

verilmediğini belirterek tutukluluk hâlinin devamına dair 3/5/2017 tarihli

karardan sonra 7/6/2017 tarihinde doğrudan bireysel başvuruda bulunmuştur.

17. Başvurucu 25/5/2017 tarihli karara karşı da 9/6/2017

tarihinde itirazda bulunmuştur. Bu defa itirazın değerlendirilmesi amacıyla

dosya bir üst mahkemeye gönderilmiştir. Bu itirazı değerlendiren Ankara 19.

Ağır Ceza Mahkemesi 12/7/2017 tarihinde kesin olarak itirazın reddine karar

vermiştir.

18. Devam eden yargılamada Mahkeme 14/2/2018 tarihli kararıyla

başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan 9 yıl hapis cezası ile

cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin hükümle birlikte devamına karar

vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...15/07/2016 tarihli darbe girişimi

sonrası sanığın Fetö ile iltisakı

tespit edilerek görevine son verildiği, FETÖ/PDY'nin

diğer örgütlerden farklı olarak bir istihbarat ve casusluk şebekesi gibi

yapılanıp faaliyet gösterdiği, bu amaçla özel haberleşme programı

geliştirdikleri, örgüt faaliyetlerinin deşifre olması ve takibattan

kurtulmaları amacıyla, "bylock" isimli proğram geliştirilerek örgüt mensuplarınca haberleşmedekullandıkları, örgüt elebaşısının

"tüm üyeler bylock üzerinden görüşmeler yapsın,

normal telefonla görüşme yapanlar hizmete ihanet etmiş olur" şeklinde

talimat verdiği, bu talimatla örgüt üyelerinin bylock

programının flash bellekle kurulum dosyasının

telefona kopyalanmasıyla kurulduğu, şifre oluşturulduktan sonra Türkiye

haricinde başka bir ülkenin server'i üzerinden

bağlantının sağlandığı, örgüt mensuplarının bu program vasıtasıyla

haberleştikleri, örgüt elemanı olmayan, örgüt içerisinde faaliyet göstermeyen

kimsenin bylock programına ulaşmasının mümkün

olmadığı, sanığın şifreli mesaj ve görüşme programı olan bylock

isimli programını yukarıda yazılı GSM hattı ve ADSL hattı ile aktif bir şekilde

kullandığının her türlü şüpheden uzak olarak tespit edildiği, daha önce örgüte

ait kurumlarda çalıştığı, örgüte ait Kimse Yok mu Derneğine EFT gönderdiği, Fetö mensubu şahıslarla para alışverişi bulunduğu, tanık

beyanları ile de anlaşılacağı üzere 17-25/12/2013 sürecinden sonra örgüt

jargonuna uygun sözler sarfettiği ve örgütün yapısı

içerisinde bulunduğu belirtildiği anlaşılmakla; sanığın kendisini suçtan

kurtarmaya matuf, gerçekleri yansıtmayan savunmalarına itibar edilmemiş,

yukarıda izah edilen eylemler değerlendirildiğinde 3713 sayılı Terörle Mücadele

Kanununun 1 ve 7. maddelerinde ifade edilen, Anayasa'da belirtilen Cumhuriyetin

niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek,

devletin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, devlet otoritesini zaafa

uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, devletin iç ve dış güvenliğini, kamu

düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla kurulmuş ve bu amacı

gerçekleştirmek için silahlı eylemlerle cebir ve şiddete başvuran, liderliğini

silahlı terör örgütü kurma ve yönetme, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan

kaldırmaya veya görevini yapmayı engellemeye teşebbüs etme, devletin gizli

kalması gereken bilgileri siyasi veya askeri casusluk amacıyla temin etme

suçlarından hakkında bir çok kamu davası açılan ve yakalama emri bulunan Fetullah Gülen'in yaptığı Fetullahçı

Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) isimli silahlı terör

örgütünün hiyerarşik yapısı içerisine dahil olmak suretiyle üzerine atılı

silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği dosya kapsamından

anlaşılmıştır.

Sanığın eğitim düzeyi, yaptığı görev nedeniyle

edindiği bilgi, tecrübe ve örgütteki konumu itibariyle bu oluşumun bir silahlı

terör örgütü olduğunu bilebilecek durumda olduğu, terör örgütündesilah

unsur ise de unsur yanılgısınında söz konusu

olmadığı, adı geçen silahlı terör örgütünün 07.02.2012 tarihli MİT olayı,

17-25.12.2013 tarihli darbe girişimi, 2014 yılı ocak ayındaki MİT tırları

olaylarından sonra gerçek yüzünün ortaya çıktığı ve devletin bu örgütle etkin

biçimde mücadeleye girdiği, özellikle sanığın bu tarihlerden sonraki

eylemlerinde hatadan bahsedilemeyeceği, sanığın bilerek ve isteyerek örgüt

üyeliğini devam ettirdiği anlaşılmakla, sanığın sübut bulan müsnet

suçtan mahkumiyetine karar verilmiştir."

19. Başvurucu tarafından hüküm istinaf edilmiş olup bireysel

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla davanın istinaf incelemesi devam

etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

20. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Gözaltı" kenar başlıklı 91.

maddesinin (1), (3) ve (5)numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Yukarıdaki maddeye göre yakalanan

kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için

gözaltına alınmasına karar verilebilir. Gözaltı süresi, yakalama yerine en

yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama

anından itibaren yirmidört saati geçemez. Yakalama

yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz.

...

(3)

Toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin toplanmasındaki güçlük veya şüpheli

sayısının çokluğu nedeniyle; Cumhuriyet savcısı gözaltı süresinin, her

defasında bir günü geçmemek üzere, üç gün süreyle uzatılmasına yazılı olarak

emir verebilir. Gözaltı süresinin uzatılması emri gözaltına alınana derhâl

tebliğ edilir.

...

(5)

Yakalama işlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin

Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı, yakalanan kişi, müdafii

veya kanunî temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı,

hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Sulh

ceza hâkimi incelemeyi evrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmidört saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır.

Yakalamanın veya gözaltına alma veya gözaltı süresini uzatmanın yerinde olduğu

kanısına varılırsa başvuru reddedilir ya da yakalananın derhâl soruşturma

evrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır bulundurulmasına karar verilir."

21. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

nedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

22. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

23. 5271 sayılı Kanun'un "Şüpheli

veya sanığın salıverilme istemleri" kenar başlıklı 104.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin

her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.

(2)

Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya salıverilmesine hâkim

veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz edilebilir."

24. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

...

g) Yakalama veya tutuklama nedenleri ve

haklarındaki suçlamalar kendilerine, yazıyla veya bunun hemen olanaklı bulunmadığı

hâllerde sözle açıklanmayan,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü

zararlarını, Devletten isteyebilirler."

25. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin

ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde

karar veya hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat

isteminde bulunulabilir."

26. 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Silâhlı örgüt" kenar

başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir."

27. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

"Terör suçları" kenar

başlıklı 3. maddesi şöyledir:

"26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 302, 307, 309, 311, 312, 313, 314, 315

ve 320 nci maddeleri ile 310 uncu maddesinin birinci

fıkrasında yazılı suçlar, terör suçlarıdır."

28. 3713 sayılı Kanun'un "Cezaların

artırılması" kenar başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının

birinci cümlesi şöyledir:

"3 ve 4 üncü

maddelerde yazılı suçları işleyenler hakkında ilgili kanunlara göre tayin

edilecek hapis cezaları veya adlî para cezaları yarı oranında artırılarak

hükmolunur."

29. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz Hâkimliği Kanunu'nun "Amaç ve kapsam" kenar başlıklı

1. maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

"Bu kanun, ceza infaz kurumları ve

tutukevlerinde bulunan hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemler veya

bunlarla ilgili faaliyetlere yönelik şikâyetleri incelemek, karara bağlamak ve

kanunlarla verilen diğer görevleri yerine getirmek üzere kurulan infaz

hâkimliklerine ilişkin hükümleri kapsar."

30. 4675 sayılı Kanun'un "İnfaz

hâkimliklerinin görevleri" kenar başlıklı 4. maddesinin ilgili

bölümleri şöyledir:

" (1) İnfaz hâkimliklerinin görevleri

şunlardır:

1. Hükümlü ve tutukluların ceza infaz

kurumları ve tutukevlerine kabul edilmeleri,yerleştirilmeleri,

barındırılmaları, ısıtılmaları ve giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin

sağlanması, bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve

tedavilerinin yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlem

veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak,

...

Kanunlarda başka bir yargı merciine bırakılan

konulara ilişkin hükümler saklıdır."

31. 4675 sayılı Kanun'un

"İnfaz hâkimliğine şikâyet ve usulü" kenar başlıklı 5.

maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:

"Ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde

hükümlü ve tutuklular hakkında yapılan işlemler veya bunlarla ilgili

faaliyetlerin kanun, tüzük ve yönetmelik hükümleri ile genelgelere aykırı

olduğu gerekçesiyle bu işlem veya faaliyetlerin öğrenildiği tarihten itibaren

on beş gün, herhalde yapıldığı tarihten itibaren otuz gün içinde şikâyet

yoluyla infaz hâkimliğine başvurulabilir.

Şikâyet, dilekçe ile doğrudan doğruya infaz

hâkimliğine yapılabileceği gibi; Cumhuriyet başsavcılığı veya ceza infaz kurumu

ve tutukevi müdürlüğü aracılığıyla da yapılabilir. İnfaz hâkimliği dışında

yapılan başvurular hemen ve en geç üç gün içinde infaz hâkimliğine gönderilir.

Sözlü yapılan şikâyet, tutanağa bağlanır ve bir sureti başvurana verilir.

...

Şikâyet yoluna başvurulması, yapılan işlem

veya faaliyetin yerine getirilmesini durdurmaz. Ancak, infaz hâkimi giderilmesi

güç veya imkânsız sonuçların doğması ve işlem veya faaliyetin açıkça hukuka

aykırı olması koşullarının birlikte gerçekleşmesi durumunda işlem veya

faaliyetin ertelenmesine veya durdurulmasına karar verebilir."

32.4675 sayılı Kanun'un

"İnfaz hâkimliğince şikâyet üzerine verilen kararlar"

kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:

"...

Şikâyet başvurusu üzerine infaz hâkimi,

duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek

gördüğünde karar vermeden önce şikâyet konusu işlem veya faaliyet hakkında

resen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca

ceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı

görüşünü alır. Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi,

hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri

toplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir. Hükümlü veya tutuklu,

savunmasını, hazır bulunmak ve vekâletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla

birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. İnfaz hâkimi gerekli görmesi

durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da alabilir.

İnfaz hâkimi, inceleme sonunda şikâyeti

yerinde görmezse reddine; yerinde görürse, yapılan işlemin iptaline ya da

faaliyetin durdurulmasına veya ertelenmesine karar verir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Mahkemenin 30/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Gözaltının Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiası

34. Başvurucu, kanuni şartları oluşmamasına rağmen gözaltına alınmasının

hukuka aykırı olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

35. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

36. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

37. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

38. Anayasa Mahkemesi, Kanun'da öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl davanın

sonuçlanmadığı durumlarda dahi -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak-

5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davasının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, §§ 92-100).

39. Somut olayda başvurucu hakkında verilen gözaltı kararının ve

gözaltında tutulmanın hukuka uygun olup olmadığı 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Nitekim Yargıtay uygulaması

(Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353

sayılı kararı; Günay Dağ ve diğerleri,

§ 145) da bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın esasının

sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündedir. Bu madde kapsamında açılacak dava

yoluyla gözaltına ilişkin bir hukuka aykırılık tespit edildiğinde başvurucu

lehine tazminata da hükmedilebilecektir.

40. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir

hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

41. Açıklanan gerekçelerle başvurunun gözaltında tutulmasıyla

ilgili olarak idari ve/veya yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel

başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

42. Başvurucu; suç işlediğine dair somut herhangi bir delil

olmamasına rağmen tutuklanmasına karar verildiğini, keyfî bir şekilde

özgürlüğünden mahrum bırakıldığını, isnat edilen suçla bir ilgisinin

bulunmadığını, ceza kanunlarındaki silahlı terör örgütü üyeliğine ilişkin

hükümlerin keyfî ve öngörülemez biçimde yorumlandığını, tutuklama kararındaki

gerekçelerin hukuka aykırı olduğunu ve kararda tutuklama nedenlerine yer

verilmediğini, tutuklama kararı verilirken ölçülülük ilkesinin gözönüne alınmadığını, tutukluluğa yönelik itirazının da

gerekçesiz olarak reddedildiğini ifade etmiştir.

43. Başvurucu; ayrıca tutukluluğun kural serbest kalmanın ise

Hâkimliklerce istisna olarak değerlendirildiğini, kendisinin gerçekleştirdiği

zaman suç olmayan eylemlerin suç konusu olarak dikkate alındığını, haberci

kişiliği ile ön planda olan bir şahıs olması ve hukuka aykırı bir şekilde

tutuklanması nedeniyle bu durumun basın camiası üzerinde baskı oluşturduğunu,

tutuklandığı için mesleğini icra edemediğini belirterek ifade ve basın

özgürlüklerinin, suç ve cezaların kanuniliği ilkesinin, suçsuzluk karinesinin,

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

44. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

45. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

46. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

47. Başvurucu; haberci kişiliği ile ön planda olan bir şahıs

olması ve hukuka aykırı bir şekilde tutuklanması nedeniyle bu durumun basın

camiası üzerinde baskı oluşturduğunu, tutuklandığı için mesleğini icra

edemediğini belirterek Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına

alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de başvurucunun

bu iddialarının hürriyetinden yoksun kalmasının sonucuna ilişkin olduğu

anlaşılmış olup ayrıca başvurucunun ifade ve basın özgürlüklerinin bir

müdahalede bulunulmamıştır. Bu nedenlerle başvurucunun anılan iddiasının

tutukluluğa ilişkin iddiaları çerçevesinde Anayasa'nın 19. maddesi kapsamında

incelenmesi uygun görülmüştür (Benzer yöndeki bir değerlendirme için bkz. Ersel Turhan, B. No: 2014/1191, 17/5/2016,

§ 31).

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

48. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin kullanılması

kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada öngörülen

güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

49. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 187-191). Soruşturma mercilerince başvurucuya

yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe

teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu

iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli

kılan olaylarla ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

50. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

ii. Başvuru Yollarının

Tüketilmesi Hakkında

51. Somut olayda başvurucu, tutukluluğun devamına ilişkin karara

karşı itiraz yoluna başvurmuş ancak itiraz mercii itiraz hakkında bir karar

vermemiştir. Yani başvurucunun itirazı hakkında bir karar verilmeden doğrudan

bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmıştır. Ancak başvurucu 25/5/2017 tarihli

tutukluluğun devamı kararına karşı da bireysel başvuruda bulunduktan sonra

itiraz etmiş ve bu itiraz reddedilmiştir. Kaldı ki başvurucu, itirazı hakkında

uzunca bir süre karar verilmediğini belirterek doğrudan bireysel başvuruda

bulunmuştur. Bu nedenlerle her ne kadar başvurucunun başvuru yollarını

tüketmeden bireysel başvuruda bulunduğu anlaşılmakta ise de yukarıda açıklanan

somut olayın koşullarında başvuru yollarının tüketildiğinin kabul edilmesi

gerektiği sonucuna varılmıştır.

iii. Şikâyetin

Değerlendirilmesi

(1) Genel

İlkeler

52. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır. Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının kısıtlanması

ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi

birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat

Narman, B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 42).

53. Ayrıca kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir

müdahale, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin ölçütlerin

belirlendiği Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı

müddetçe Anayasa'nın 19. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple

sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama tedbirinin niteliğine

uygun düşen kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın ilgili maddelerinde

belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma ve ölçülülük

ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir

(Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

54. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı

delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olguların

niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272,

4/12/2013, § 72).

55. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinde de tutuklama nedenleri sayılmıştır. Buna göre şüpheli veya sanığın

kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olguların

bulunması, şüpheli veya sanığın davranışlarının delilleri yok etme, gizleme

veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması hâllerinde

tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli

şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlara ilişkin

bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

56. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların ölçülülük

ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrasında yer alan tutuklamayı zorunlu

kılan ibaresiyle de tutuklamanın ölçülü olması gerektiğine işaret

edilmektedir. Bu bağlamda dikkate alınacak hususlardan biri tutuklama

tedbirinin isnat edilen suçun önemi ve uygulanacak olan yaptırımın ağırlığı

karşısında ölçülü olmasıdır. Nitekim 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinde; işin

önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması

hâlinde tutuklama kararı verilemeyeceği ifade edilmiştir (Halas Aslan, § 72).

57. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2), § 123).

58. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki

takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa

Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak

özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri

üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can

Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124). Nitekim 5271 sayılı

Kanun'un 101. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, tutuklamaya ilişkin

kararlarda kuvvetli suç şüphesini, tutuklama nedenlerinin varlığını ve

tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu gösteren delillerin somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterileceği belirtilmiştir (Halas Aslan, § 75; Selçuk Özdemir, § 67).

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

59. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında

silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi

uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

60. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

61. Başvurucu hakkındaki iddianamede ve mahkûmiyete dair

gerekçeli kararda; başvurucunun FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındaki

iletişimi sağladığı ifade edilen ByLock uygulamasının kullanıcısı olduğu belirtilmiştir

(bkz. §§ 11, 18).

62. Anayasa Mahkemesi, ByLock uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı

kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına

yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir

belirti olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267).

Buna göre soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar veren

mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının

somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi, anılan programın

özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez (Selçuk Özdemir, § 74).

63. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı

edilmemelidir.

64. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle bağlantılı veya

doğrudan teşebbüsle olmasa da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin

soruşturmalarda, delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk Özdemir,§§ 78, 79).

65. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. §§ 26-28) isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (Aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§ 61; Devran Duran [GK], B. No:

2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği "tutuklama

nedeni varsayılabilen" suçlar arasındadır (bkz. § 19; Gülser Yıldırım (2), § 148).

66. Somut olayda Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne

üye olma suçunun niteliğine, suça ilişkin Kanun'da öngörülen yaptırımın

ağırlığına ve suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına dayanıldığı görülmektedir

(bkz. § 9).

67. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Ankara 1. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden özellikle -suçun ağırlığına atfen- kaçma şüphesine yönelen

tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.

68. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (bkz. Gülser Yıldırım (2), § 151).

69. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (Aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların

kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri

(gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine

kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate

alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve

karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 350).

70. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Ankara 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde

tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 9) keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez.

71. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

72. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

73. Başvurucu; tutukluluk incelemeleri sonucunda verilen

kararların somut gerekçe içermediğini, Hâkimliklerin objektif bir değerlendirme

yapmadan tamamen soyut ve şablon gerekçelerle dokuz ayı aşkın bir süredir

tutukluluğunun devamına karar verdiklerini, bu nedenle Anayasa'nın 19.

maddesinde yer alan serbest bırakılmayı isteme hakkının kullanılamaz hâle

geldiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

74. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somut olayda ihlal iddialarının özü

itibarıyla tutukluluğun uzun sürmesine, yargılamanın tutuklu devam

ettirilmesine yönelik olduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvurucunun bu başlık

altındaki iddiaları Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası kapsamında

değerlendirilmiştir.

75.Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

76. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece

mahkemesince mahkûmiyet hükmü verilmiş ise hüküm kesinleşmemiş olsa da 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473,

25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı, B.

No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).

77. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra 14/2/2018 tarihinde

mahkûmiyetine karar verilen başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığına

ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada

incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun

tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece

başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna uygun

telafi kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu

tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

78. Açıklanan gerekçelerle tutukluluğun makul süreyi aştığı

iddiasının yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru konusu

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Sulh Ceza

Hâkimliklerinin Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine Aykırı Olduğuna İlişkin

İddia

a. Başvurucunun İddiaları

79.Başvurucu; tutukluluğa ilişkin karar veren sulh ceza hâkimliklerinin

bağımsız ve tarafsız mahkeme güvencesini sağlamadığını, bu hâkimliklerin kapalı

devre bir sistemle inceleme yaptığını, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun

(HSYK) birtakım işlemleri nedeniyle bu hâkimliklerin bağımsız ve tarafsız karar

vermelerinin baskı altına alındığını iddia etmiş ve kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

80. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin kanuni hâkim

güvencesini sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve

tutukluluğa itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten

yoksun bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle

getirdiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza

hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların

açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2),

B. No: 2015/7231, §§ 64-78, 94-97).

81. Somut başvuruda aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

82. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

5. Suçlamaların

Bildirilmediği İddiası

a. Başvurucunun İddiaları

83. Başvurucu, hakkında tutuklama kararı verilmeden önce

hakkındaki suçlamaların kendisine bildirilmediği için gereği gibi savunma

yapamadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

84. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

85. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(g) bendinde, yakalama veya tutuklama nedenleri ve haklarındaki suçlamalar kendilerine

yazıyla veya bunun hemen mümkün bulunmadığı hâllerde sözle açıklanmayan

kişilere tazminat talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır.

86. Anayasa Mahkemesi, yakalama nedenlerinin ve suçlamaların

bildirilmemesine yönelik iddialara ilişkin olarak 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili

bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Deniz

Özfırat, B. No: 2013/7929, 1/12/2015, §§

52, 53).

87. Somut olayda anılan içtihat da gözetildiğinde başvurucunun

5271 sayılı Kanun’un 141. maddesinde belirtilen ve mezkur

iddia yönünden etkili bir hukuk yolu olan yargısal yolu tüketmeksizin bireysel

başvuruda bulunduğu sonucuna varılmıştır.

88. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

89. Başvurucu; gözaltı süresince dışarıdan herhangi bir kişiyle görüşmesine

keyfî olarak izin verilmediğini, havalandırmadan yoksun bir şekilde ve yüksek

radyo sesi altında gözaltında tutulduğunu, 10 m² genişliğinde olan ve 3-4

kişinin kalabileceği bir nezarethanede 15-16 kişi ile birlikte kaldığını,

gözaltı sürecinde kendisine kısıtlı bir şekilde yiyecek ve içecek verildiğini,

verilen gıdaların yetersiz olduğunu belirterek işkence yasağının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

90. Başvurucu; ayrıca tutuklu olarak kaldığı ceza infaz

kurumundaki uygulamaların da işkence yasağının ihlali niteliğinde olduğunu, bu

bağlamda yedi kişinin kalabileceği şekilde tasarlanan koğuşta 40-45 kişi ile

birlikte kaldığını, yeterli yatak olmadığı için bazı günlerde yerde yatmak

zorunda kaldığını, yeterli tuvalet ve duş olmadığı için kişisel hijyenini

sağlayamadığını, ceza infaz kurumunda ailesiyle yaptığı görüşlerin hukuka

aykırı bir şekilde kısıtlandığını, avukatıyla görüşmesinin ceza infaz kurumu

şartları ve uygulamaları nedeniyle neredeyse imkânsız hâle getirildiğini,

nadiren yaptığı görüşmelerin ise 10-15 dakika olabildiğini, bu görüşmede

mahremiyete riayet edilmediğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

91. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, § 17).

92. Somut olayda gözaltı sürecindeki kötü muamele iddialarına

ilişkin olarak başvurucu, gözaltında iken kamu görevlileri tarafından kötü

muameleye maruz bırakıldığını ve insani olmayan gözaltı koşullarında kasti bir

şekilde tutulduğunu ileri sürmektedir. Bu bölümdeki iddialar bir bütün olarak

değerlendirildiğinde başvurucunun yakalandığı andan itibaren kamu

görevlilerinin kendisine kötü muamelede bulunduğundan şikâyetçi olduğu

görülmektedir. Başvurucu, gözaltında tutma koşullarının yetersizliğinden

bahsetmişse de bu kapsamda maruz kaldığını ileri sürdüğü kötü muamelenin kamu

görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden mi yoksa salt tutulma koşullarından mı

kaynaklandığını açıkça belirtmemiştir. Dolayısıyla söz konusu iddiaların

Anayasa Mahkemesince doğrudan incelenebilmesi için yeterli bilgi ve belge

bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu bağlamda somut olayın koşullarının başvurucunun

anılan iddialarının kamu görevlilerinin kasıt ve/veya ihmalinden kaynaklanıp

kaynaklanmadığına dair adli ve/veya idari bir soruşturmayla ortaya konması

gerekmektedir (Benzer yöndeki bir değerlendirme için bkz. Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:

2016/23672, 11/01/2018, § 249).

93. Ceza infaz kurumundaki tutulma koşullarına ilişkin

şikâyetler yönünden ise ilgili mevzuat (bkz. §§ 29-32) gereğince başvurucunun

iddialarını iletebileceği ve yapıldığını iddia ettiği kötü muameleye derhâl son

verilmesini isteyebileceği idari ve yargısal mercilerin bulunduğu

görülmektedir. İlgili hükümler kapsamında başvurucu, şikâyetlerini öncelikle

yetkili yargısal mercilere iletip tutulma yeri ve koşulları sebebiyle kötü

muameleye maruz bırakıldığını ileri sürebilecek ve bu koşulların en kısa

zamanda uygun hâle getirilmesini isteyebilecekken bu yollara başvurmamıştır

(Benzer yöndeki bir değerlendirme için bkz. Mehmet

Baransu, B. No: 2015/8046, 19/11/2015, §

30). Başvurucunun şikâyetleri dikkate alındığında mevcut başvuru yollarının

ulaşılabilir, şikâyetleri açısından telafi imkânına sahip ve bir çözüm

sağlayabilecek nitelikte olmadığını söyleyebilmeyi mümkün kılan bir sebep

bulunmadığından başvuru yollarının tüketilmesi kuralına istisna tanınmasını

gerektiren bir durumun da olmadığı görülmektedir (Benzer yöndeki bir

değerlendirme için Didem Tütenk,

B. No: 2013/7525, 10/6/2015, §§ 40, 41).

94. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerini ve varsa bu konudaki

kanıtlarını öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere

iletmeden, hak ihlali iddialarını öncelikle bu makamların değerlendirmesini ve

çözüme kavuşturmasını beklemeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

95. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kötü muamele yasağının

ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak idari ve/veya yargısal başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gözaltına almanın hukuka aykırı olması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız hâkim

ilkelerine aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Suçlamaların bildirilmemesi

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 30/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Ömer MENCİK

Başvurucu

:

Mehmet Bilal

ÇOLAK

Vekili

:

Av. Erşan

CANSEVEN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/25971, 30 Ekim 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve
  9. B. Kötü Muamele Yasağının
  10. B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  11. Yıldırım
  12. Kömürcü
  13. Topal
  14. M. Emin KUZ
  15. Çolak
  16. Canseven
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/25971
Tarih
30 Ekim 2018

İlgili Kararlar

  • Nuri Onay Başvurusu (B. No: 2018/2991)
  • Ayla Akat Ata Başvurusu (B. No: 2017/5037)
  • Bedrettin Sumbül ve Mürüvet Sumbül Başvurusu (B. No: 2015/4664)
  • Pirfani Şahin Başvurusu (B. No: 2014/5755)
  • Gökhan Özdemir Başvurusu (B. No: 2015/3616)
  • Hulusi Özkan Başvurusu (B. No: 2015/18638)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.