İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Fatih Yiğit ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/16838)

1. Başvuru, doğal hâkim

Başvuru No2014/16838Tarih9 Eylül 2015Okuma40 dk · 7.924 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Fatih Yiğit Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
9 Eylül 2015
Başvuru Numarası
2014/16838
R.G. Tarih - Sayı
4/11/2015-29522
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.924 kelime·40 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, doğal hâkim

ilkesine aykırı kurulmuş, tarafsız ve bağımsız olmayan mahkemelerce kanuna

aykırı olarak tutuklanmaları ve isnat edilen suçlara ilişkin hakların

bildirilmemesi nedeniyle özgürlük ve güvenlik hakkının, soruşturma sürecinde

kamu görevlilerinin insan haysiyeti ile bağdaşmayan eylemleri nedeniyle kötü

muamele yasağının, haklarında kesinleşmiş yargı kararı bulunmamasına karşın

suçlu ilan edilmeleri nedeniyle masumiyet karinesinin, mensubu oldukları iddia

edilen cemaate yönelik nefret ve ötekileştirme söylemi ile meslekten atılmaları

ve uydurma soruşturmalar açılması nedeniyle ayrımcılık yasağının ve etkili

başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular, 24/10/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine

doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde belirlenen eksiklikler tamamlatılmış ve başvuruda, Komisyona

sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonu 24/11/2014 tarihlinde

2014/16849 numaralı başvurunun, 28/11/2014 tarihinde 2014/16851 ve 2014/16840

numaralı başvuruların, 2/12/2014 tarihinde 2014/16838 numaralı başvurunun; İkinci

Bölüm Birinci Komisyonu ise 26/11/2014 tarihinde 2014/16844 numaralı başvurunun

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyaların

Bölüme gönderilmesine karar vermişlerdir.

4. Yapılan incelemede; 2014/16838, 2014/16840, 2014/16844,

2014/16849 ve 2014/16851 numaralı başvurular arasında konu bakımından bağlantı

bulunma nedeniyle 2014/16838 numaralı başvuru üzerinde birleştirilmelerine ve

incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir

örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar

verilmiştir.

6. Bakanlık, başvurucu Kazim Aksoy

ile ilgili görüşünü 7/1/2015, İbrahim Şener ile ilgili görüşünü 10/3/2015,

diğer başvurucular ile ilgili görüşünü ise 21/1/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş, başvuruculara 15/1/2015-16/3/2015 tarihleri arasında

tebliğ edilmiştir. Başvurucu İbrahim Şener haricindeki başvurucular,

açıklamalarını süresi içinde Anayasa Mahkemesine sunmuşlardır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve ekleri,

Bakanlık görüş yazısı ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular, kamuoyunda “25 Aralık Operasyonu” olarak

isimlendirilen İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) 2012/656

numaralı soruşturma evrakının hazırlanma aşamasında İstanbul Emniyet Müdürlüğü

Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde rütbeli personel olarak

çalışmışlardır.

10. Başvurucu Kazim Aksoy, Başsavcılığa verdiği 4/8/2014 tarihli dilekçe

ile adli makamların her türlü talimatına uymak üzere ikametinde bulunduğunu ve

ifade vermeye hazır olduğunu belirtmiştir.

11. Başvurucu Yakup Saygılı,

4/8/2014 tarihinde Başsavcılığa başvurarak ifade vermeye hazır olduğuna ilişkin

beyanda bulunduğunu, buna ilişkin belgenin, süresi içerisinde temin

edilemediğini, bu konuya ilişkin basında çıkan haberleri sunarak ilgili

belgenin Başsavcılıktan istenilmesini talep etmiştir.

12. Başsavcılık, 31/8/2014

tarihli ve 2014/115949 Soruşturma sayılı kararla “görevi kötüye kullanma, resmî

belgede sahtecilik, Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini ortadan kaldırmaya veya

hükûmetin görevini yapmasını kısmen ya da tamamen engellemeye teşebbüs,

casusluk, gizliliğin ihlali” suçlarından şüphelilerin kaçma ve delilleri yok

etme ihtimali ve isnat olunan suçların niteliği gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli

ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanun’un 90. ve 91. maddeleri gereğince

başvurucuların da aralarında bulunduğu toplam 33 kişi hakkında gözaltına

alınmaları kararı vermiştir.

13. Başvurucular 1/9/2014

tarihinde gözaltına alınmışlardır.

14. Başvurucularla ilgili

1/9/2014 ve 2/9/2014 tarihli tutanaklarda, 5271 sayılı Kanun’un 147.

maddesindeki yasal hakların yüzlerine okunduğu, aynı tarihli müdafi-şüpheli

görüşme tutanaklarında da isnat olunan suçların yazılı olduğu ve şüphelilerin

müdafileri ile görüşme yaptıkları belirtilmiştir.

15. Başvurucu Yakup Saygılı’nın, gözaltında tutulduğu İstanbul Emniyet

Müdürlüğünde kötü muameleye maruz kaldığı iddiasıyla İstanbul Emniyet Müdürlüğü

Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü H.S. ve müdür yardımcısı A.N. hakkında

yaptığı şikâyet üzerine Başsavcılık, 18/12/2014 tarihli ve 2014/88642 sayılı

kararla kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir. Başvurucu eksik soruşturma

yapıldığı gerekçesiyle bu karara karşı itiraz kanun yoluna başvurmuştur.

16. Başvurucu Yakup Saygılı,

1/10/2014 tarihinde İstanbul Valiliğine; gözaltında kötü muamele, işkence,

hakaret ve görevi kötüye kullanma şikâyetiyle İstanbul Emniyet Müdürü, müdür

yardımcısı, şube müdürü ve şube müdür yardımcısı hakkında şikâyette

bulunmuştur. Başvurucu, İstanbul Valiliğinin 15/12/2014 tarihli ve

95270804-497-2014 sayılı dilekçenin işleme konulmaması kararına karşı 2/1/2015

tarihli dilekçe ile İstanbul Bölge İdare Mahkemesine itirazda bulunmuştur.

17. Başvurucu, itiraz

taleplerinin sonucu ile ilgili belge sunmamakla birlikte yapmış oldukları

başvurular neticesinde lehlerine bir karar elde edilmediğini, bu nedenle kötü

muamele yasağının ihlali iddiası ile ilgili olarak başvuru yollarının tüketilmesinin

gerekli olmadığını belirtmiştir.

18. Başvurucular, “Türkiye

Cumhuriyeti hükûmetini ortadan kaldırmaya veya hükûmetin görevini yapmasını

engellemeye teşebbüs etme ve devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal

veya askerî casusluk amacıyla temin etme” suçlarından tutuklanmaları talebiyle

İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmişlerdir.

19. Başvurucular Kazim Aksoy ve Yakup Saygılı İstanbul 1. Sulh Ceza

Hâkimliğinin 4/9/2014 tarihli ve 2014/95 Sorgu sayılı; başvurucular Mehmet

Habip Kunt, İbrahim Şener ve Mehmet Fatih Yiğit ise aynı Hâkimliğin 5/9/2014

tarihli ve 2014/114 Sorgu sayılı kararlarıyla “Türkiye Cumhuriyeti hükûmetini

ortadan kaldırmaya veya hükûmetin görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme”

suçundan tutuklanmışlardır. Aynı kararda başvurucuların “devletin gizli kalması

gereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme” suçu ile

ilgili olarak tutuklama talebinin reddine karar verilmiştir.

20. Her iki tutuklama kararının

gerekçesi özetle şu şekildedir:

“Şüphelilerin

Üzerlerine Atılı Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya Veya

Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme (TCK.nun

312/1) suçu ile ilgili tutuklama talebi irdelendiğinde;

…

Somut olaya

bakıldığında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının (Kapanan TMK.10. Maddesi ile

görevli) 2012/656 soruşturma sayılı dosyası ile İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığının 2014/115949 soruşturma sayılı dosyaları ve bu dosya içerisine

dayanak yapılan HSYK Teftiş Kurulu tarafından düzenlenen rapor, Mali Suçlarla

Mücadele Şube Müdürlüğü görevlileri tarafından kullanılan bilgisayarlar

üzerlerinde yapılan incelemeler sonucunda düzenlenen rapor, TİB başkanlığının

tespitleri, emniyet genel müdürlüğü teftiş kurulu başkanlığı müfettişleri

tarafından yürütülen disiplin soruşturması, gizli tanık Fatih’in beyanları ve

tüm somut dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde;

Somut

olayda şüphelilerin emniyet müdürlüğü, mali suçlarla mücadele şube müdürlüğünde

görev aldıkları, emniyet müdürlüğü hiyerarşik organizasyonu içerisinde hareket

etmeyerek yasal olmayan oluşum çerçevesinde faaliyet yürüttükleri, meşru emir

komuta zinciri dışına çıkabilen gizliliğe, güvenliğe, denetime önem veren ayrı

bir hiyerarşik yapı oluşturdukları anlaşılmıştır, ancak bir kısım şüphelilerin,

kanaatimizce yalnızca TCK’nın 316. maddesinde düzenlenen suçu işledikleri

yönünde anlaşmaya vardıkları, amaçları doğrultusunda hedef şahıslar olmadığı

halde yasama dokunulmazlığı bulunan 61. Hükümetin Başbakanı R.T.E., (21.07.2012

tarihinden 29.11.2013 tarihine kadar 63 kez)” olmak üzere yasama dokunulmazlığı

bulunan çok sayıda bakan ve milletvekillerinin “muhtelif tarihlerde hedef

şahıslarla olan görüşmeleri kayıt altına alarak tape

haline getirerek dosyaya konulduğu, ancak yasama dokunulmazlığı olan bu

kişilerle ilgili suç unsuruna rastlanılması halinde CMK.nun

138. maddesinde belirtilen hükümler çerçevesinde işlem yapılmadığı, özel

soruşturma usulüne tabi olduğu halde evrak tefrik edilerek özel soruşturma

bürosuna gönderilmediği, bu şekilde yasal olamayan hiyerarşik yapılamanın

gizliliğe riayet ettiği, hedef şahıslar üzerinden hükümet ve hükümet üyelerinin

dinlendiği ve hükümeti iş göremez hale getirmek için kurdukları ittifak

doğrultusunda hareket ettikleri, yaptıkları bilgisayar incelemeleri sonucunda

düzenlenen raporlarda 61. Hükümetin Başbakanı R.T.E. hakkında örgüt lideri ve

dönemin Başbakanı şeklinde ibareler kullanıldığına ilişkin fezleke örneklerinin

ele geçirildiği, 15.12.2013 günü fezleke yazılarak Cumhuriyet Başsavcılığı

(Kapatılan TMK.10. Maddesi ile görevli)’na gönderilen

fezlekede suç örgütünün yapılanması başlığını taşıyan bölümde yasama

dokunulmazlığı olan eski Ulaştırma Bakanı B.Y. hakkında 4. Grubun lideri olarak

gösterildiği, 61. Hükümetin Başbakanı R.T.E.’nin

Nisan 2012 tarihinde Haliç Kongre Merkezinde yaptığı görüşmelerin güvenlik

kamera görüntülerinin celp edilerek dosyaya konulduğu, CMK.’nın

140. maddesinde şüpheli veya sanığın kamuya açık yerlerdeki faaliyetlerinin ve

iş yerlerinin teknik araçlarla izlenerek ses veya görüntü kaydı alınabileceği

hükmü altına alınmışken R.T.E’na suç işlemek amacıyla

örgüt kurma, ihaleye fesat karıştırma suçu gerekçe gösterilerek 14.10.2012 günü

saat 13.30 sıralarında Üsküdar ilçesinde bulunan evinde Y.E.K. isimli şahısla

buluştuğuna dair cell-harita görüntüsünün dosya

içerisine alındığı genel hatlarıyla görülmüştür.

Bu

açıklamalar ışığında şüpheliler İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla

Mücadele Şube Müdürlüğü Teknik Takip ve İzleme Büro Eski Amiri İbrahim Şener,

Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Sahtecilik Suçları Büro Eski Amiri Mehmet

Habip Kunt ve Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü Sahtecilik Suçları Büro

Amirliğinde görevle eski ekip amiri Mehmet Fatih Yiğit’in TCK.nun

312. Maddesinde anlamını bulunan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan

Kaldırmaya veya Görevini Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme suçunu işledikleri

yönünde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren delillerin bulunduğu,

yüklenen suçun yasada öngörülen ceza miktarı, işlendiği iddia edilen suçun

önemli ve ciddi sayılan katalog suçlardan olması nedeniyle tutuklama nedenini

“Kanun gereğince” var sayıldığı, nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

içtihatları ve 6352 sayılı yasa ile değişik 5271 sayılı CMK.’nun 100 ve devam eden maddeleri şüphelilerin tutuklanmasına

engel bir hallerinin (tutuklama yasağı ve yargılama engeli bulunmaması hali

gibi) bulunmadığı, almaları muhtemel ceza göz önüne alındığında kaçma

şüphelerinin bulunduğu, soruşturmanın henüz tamamlanmaması nedeniyle

şüphelilerin delilleri yok etme, gizleme, tanıklar üzerinde baskı oluşturma

şüphesinin bulunduğu, işin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik önlemi

değerlendirildiğinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 13. maddesinde ifade

olunan “ölçülülük” ilkesi uyarınca daha hafif koruma önlemi olan adli kontrol

tedbiri uygulanmasının bu aşamada soruşturmaya konu suç ve bu şüpheliler

açısından “yetersiz” kalacağı ve amaca hizmet etmeyeceği kanaatine varılarak

Şüpheliler İ.Ş., Mehmet Habip Kunt ve Mehmet Fatih Yiğit’in ve müdafilerinin

serbest bırakılmaları istemlerinin REDDİ ile bu şüphelilerin üzerlerine atılı

suçtan 5271 sayıl CMK.nın 100 ve devamı maddeleri

uyarınca ayrı ayrı TUTUKLANMALARINA [karar verilmiştir.]”

21. Başvurucuların tutuklama

kararına yönelik itirazları İstanbul 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 16/9/2014

tarihli kararlarıyla reddedilmiştir. Karar gerekçesinde İstanbul 1. Sulh Ceza

Hâkimliğinin kararında usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından itirazın

reddine karar verildiği belirtilmiştir.

22. Ret kararı başvuruculara

29/9/2014 - 30/9/2014 tarihlerinde tebliğ edilmiştir.

23. Başvurucular 24/10/2014

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

24. Başvurucular hakkındaki

dosya soruşturma aşamasında derdesttir.

B. İlgili

Hukuk

25. 26/9/2004 tarihli ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 312. maddesi öyledir:

“(1) Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan

kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs

eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilir.

(2) Bu suçun işlenmesi sırasında

başka suçların işlenmesi hâlinde, ayrıca bu suçlardan dolayı ilgili hükümlere

göre cezaya hükmolunur.”

26. 5271 sayılı Kanun’un 90.

maddesinin (1), (2) ve (4) numaralı fıkraları şu şekildedir:

“(1) Aşağıda belirtilen hâllerde, herkes tarafından geçici olarak

yakalama yapılabilir:

a) Kişiye suçu işlerken

rastlanması.

b) Suçüstü bir fiilden dolayı

izlenen kişinin kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme

olanağının bulunmaması.

(2) Kolluk görevlileri,

tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde

sakınca bulunan hâllerde; Cumhuriyet savcısına veya âmirlerine derhâl başvurma

olanağı bulunmadığı takdirde, yakalama yetkisine sahiptirler.

(4) (Değişik fıkra:

25/05/2005-5353 S.K./7.mad) Kolluk, yakalandığı sırada kaçmasını, kendisine

veya başkalarına zarar vermesini önleyecek tedbirleri aldıktan sonra, yakalanan

kişiye kanunî haklarını derhal bildirir.”

27. Aynı Kanun’un 91. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları

şöyledir:

“(1)

Yukarıdaki Maddeye göre yakalanan kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa,

soruşturmanın tamamlanması için gözaltına alınmasına karar verilebilir.

(Değişik cümle: 25/05/2005-5353 S.K./8.mad) Gözaltı süresi, yakalama yerine en

yakın hâkim veya mahkemeye gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama

anından itibaren yirmidört saati geçemez. (Ek cümle:

25/05/2005-5353 S.K./8.mad) Yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye

gönderilme için zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz.

(2) Gözaltına alma, bu tedbirin

soruşturma yönünden zorunlu olmasına ve kişinin bir suçu işlediği şüphesini

gösteren somut delillerin varlığına bağlıdır.”

28. Aynı Kanun’un 100.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir;

“(1) Kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin

bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir.

İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması

halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir

tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması,

saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın

davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme

veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları

üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe

oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği

hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var

sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

…

11. Anayasal Düzene ve Bu

Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

…”

29. Aynı Kanun’un 101.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) (Değişik fıkra:

02/07/2012-6352 S.K./97.md.) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu

husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin

varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü

olduğunu,

gösteren deliller somut

olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya

sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle

kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

30. Mahkemenin 9/9/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 24/10/2014 tarihli ve

2014/16838 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

31. Başvurucular, İstanbul

Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde adli kolluk sıfatıyla

Cumhuriyet savcısının talimatıyla yürütülen bir soruşturma nedeniyle

suçlandıklarını ve tutuklandıklarını; kanun değişiklikleri, sulh ceza

hâkimliklerinin kurulması ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK)

yapısı değiştirilerek soruşturmaya müdahale edildiğini, gözaltı ve tutuklamaya

karşı Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) hükümleri gereğince

başvurulması gereken mahkemenin tarafsız ve bağımsız olması gerektiğini,

kurulan sulh ceza hâkimliklerine atanan hâkimlerin bağımsız ve tarafsız

olduğunu söylemenin mümkün olmadığını, sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim

ilkesine aykırı kurulduğunu, hangi suçlama ile gözaltına alındıklarını

öğrenmeden, avukatlarıyla görüşme fırsatı tanınmadan ve hakları okunmadan

gözaltına alındıklarını, gözaltı işleminin 5271 sayılı Kanun’un 91. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına aykırı olduğunu, gözaltı işleminden önce Başsavcılığa

başvurarak haklarında soruşturma olup olmadığını varsa ifade vermeye hazır

olduklarını belirtmelerine karşın ifadelerinin alınmadığını ve daha sonra toplu

olarak gözaltına alındıklarını, kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeni

bulunmaksızın tutuklandıklarını, tutuklama gerekçelerinin yetersiz ve keyfî

olduğunu iddia ederek Anayasa’nın 19. maddesinde düzenlenen kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini,

32. Başvurucular devamla, kamu

görevlilerinin yakalama ve gözaltı işlemleri sırasındaki eylemlerinin, insan

haysiyetiyle bağdaşmayan, aşağılayıcı muamele niteliğinde olduğunu, haklarında

soruşturma olup olmadığını ve böyle bir soruşturma varsa ifade vermeye hazır

olduklarını Başsavcılığa daha önceden beyan etmelerine dolayısıyla kaçma

şüpheleri olmamasına karşın yakalanarak göz altına alınmalarının ve bu işlemler

esnasında maruz kaldıkları muamelenin “kötü muamele yasağı”nı

ihlal etiğini; kaçma, direnme gibi herhangi bir eylemleri olmamasına karşın

kolluk görevlileri tarafından psikolojik baskıya maruz bırakıldıklarını,

basının önünde teşhir edilerek peşinen suçlu muamelesi gördüklerini, yine

orantısız bir şekilde ittirme, elle başına baskı uygulama, konuşturmama, ağzını

kapatma gibi fiziki müdahalelerde bulunulduğunu, temel ihtiyaçlarının geç ya da

eksik karşılandığını veya hiç karşılanmadığını; en üst düzeyde hükûmet üyeleri,

Başbakan ve hâlihazırda Cumhurbaşkanı seviyesindeki isimler tarafından

tehditler yapılarak haklarında soruşturma ve kovuşturma yapılacağı söylenmek

suretiyle psikolojik baskıya maruz kaldıklarını iddia ederek Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında düzenlenen kötü muamele yasağının ihlal

edildiğini,

33. Gözaltı işlemleri sırasında

ve öncesinde kendilerine yapılan muameleler nedeniyle masumiyet karinesinin

ihlal edildiğini, başta Başbakan olmak üzere en üst düzey kamu görevlileri,

siyasetçiler ve basın tarafından haklarında kesinleşmiş bir yargı kararı

olmamasına karşın aylardır her fırsatta suçlu ilan edildiklerini, sağlık

kontrolleri sırasında basının önünde teşhir edilmeleri ve örgüt olarak

dillendirilen bir cemaate mensubiyetleri olduğu söylenerek kamuoyu önünde

açıkça tahkir kastıyla suçlandıklarını ileri sürerek adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini,

34. İsnat edilen suçlardan

dolayı Anayasa’nın 10. maddesinde koruma altına alınan haklarının ihlal

edildiğini, örgüt olarak dillendirilen bir cemaate mensubiyetleri olduğu söylenerek

kamuoyu önünde açıkça ve tahkir kastıyla suçlanmak suretiyle özel ve aile

hayatlarının zedelendiğini; bu ithamla, bir bütün olarak belli bir gruba

yöneltilen nefret ve ötekileştirme söylemi ile ayrımcılık yasağının ihlal

edildiğini, kendilerinin de bu sivil toplum organizasyonun üyesi olduğu ileri

sürülerek aynı nefret dilinin kendileri içinde kullanıldığını ve aynı nedenle

meslekten atıldıklarını ve haklarında uydurma soruşturmalar açıldığını ileri

sürerek Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen ayrımcılık yasağının ihlal

edildiğini,

35. Bir çok talep ve itirazının

Savcılık ve Hâkimlikçe kayda geçirilmediğini, etkili olmayan 5271 sayılı Kanun

kapsamındaki genel itiraz yolunun ve/veya idari yargı yolunun tüketilmesinin bu

başvuru açısından gerekli olmadığını, bu koşullar altında mahkemelerin, hâkim

ve savcıların hukuka aykırı kararlarını denetlemelerinin imkânsız hâle

geldiğini, bu nedenle bir kısım başvuru yollarının tüketildiği, tüketilmeyen

diğer başvuru yollarının tüketilmesi beklenmeden Anayasa Mahkemesine başvuru

yapma zorunluluğu doğduğunu belirterek tahliye kararı verilmesi ve tazminata

hükmedilmesini talep etmişlerdir.

B. Değerlendirme

36. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somut olayda

başvurucuların, gözaltı işleminin kanuna aykırı olduğu; doğal hâkim ilkesine

aykırı, tarafsız ve bağımsız olmayan bir mahkeme tarafından tutuklandıkları,

tutuklama kararları gerekçelerinin ilgili ve yeterli olmaması, kuvvetli suç

şüphesi ve tutuklama nedeni bulunmaması yönündeki şikâyetlerinin Anayasa’nın

19. maddesinin üçüncü fıkrası,

37. Haklarındaki suçlamalara

ilişkin bilgi verilmeden, avukat hakkı fırsatı tanınmadan ve hakları okunmadan

gözaltına alındıkları yönündeki şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesinin

dördüncü fıkrası,

38. Gözaltı ve tutuklama kararına

karşı etkili başvuru yolu bulunmadığı yönündeki şikâyetlerinin Anayasa’nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası,

39. Ayrımcılık yasağının ihlali

ile ilgili şikâyetlerinin Anayasa’nın 10. maddesi,

40. Gözaltı işlemleri

sırasındaki kötü muamele iddiaları ile ilgili şikâyetlerinin Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası,

41. Masumiyet karinesinin ihlali

yönündeki şikâyetlerinin Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası kapsamında

değerlendirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Kötü

Muamele İddiası

42. Başvurucular, kamu görevlilerinin yakalama ve gözaltı işlemleri sırasındaki

eylemlerinin, insan haysiyetiyle bağdaşmayan, aşağılayıcı muamele niteliğinde

olduğundan Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

43. Bakanlık görüşünde özetle, bireysel başvurunun ikincil niteliğinin gereği olarak olağan

kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde ileri sürülmeyen iddiaların Anayasa

Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemeyeceğini, somut olayda başvurucuların,

maruz kaldıklarını iddia ettikleri kötü muamele eylemleri nedeniyle sorumlular

hakkında bireysel başvuru yoluna gitmeden önce yetkili makamlara başvurarak

delillerini ibraz etmek suretiyle şikâyette bulunduklarına dair başvuru

dilekçesinde ve ekinde bir bilgi bulunmadığını, başvuruculardan sadece Yakup Saygılı’nın, ifadesi alındığı sırada A.N. ve H.S.

tarafından kendisine sözlü ve fiziki tacizde bulunulduğundan bahisle İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığına başvurduğunun yapılan yazışma neticesinde

anlaşıldığını ancak bu başvurucunun da bireysel başvuru dilekçesinde bahsettiği

diğer hususlarla ilgili bir başvuruda bulunmadığını, başvuru yollarının

tüketilmesi kuralına istisna tanınmasını gerektiren olağan kanun yollarının

makul başarı sunmayan etkisiz yollar olduğuna dair başvurucuların ikna edici

argümanlarının bulunmadığı belirtilmiştir.

44. Başvurucular Bakanlığın görüşlerine karşı şunları ifadelerinde, süreç içerisinde gerek süreci yürüten kolluk görevlileri ile

yargı mensupları gerek basın mensupları gerekse de siyasiler hakkında yapılan

şikâyet başvurularının hiçbirinin ilgili merciler tarafından kabul

edilmediğini, tüm talep ve hukuki girişimlerin akim bırakıldığını ve bu nedenle

başvuru yollarının tüketilmesinin bir sonuç vermeyeceğini, toplam dört günlük

gözaltı süresince temel gıda ihtiyaçlarının düzensiz bir şekilde ve zorlamalar

neticesinde temin edilmeye çalışıldığının bu tutanak içerikleri ile de ortaya

çıktığını, ayrıca bu tutanak içeriklerinin de tek taraflı düzenlendiğini ve

tanzimleri her zaman mümkün bulunduğundan kamera kayıtları ile teyit edilmeleri

gerektiğini belirtmişlerdir.

45. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

46. 30/3/2011 tarihli

ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı"

kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da

ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

47. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 16).

48. Bu nedenle Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia

edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde

başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun

ikincil niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke

uyarınca, başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle

ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi,

bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve

aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

49. Öte yandan 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası uyarınca, ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması, başka bir deyişle bireysel başvuru

yapıldığı tarihte başvuru koşullarının tamamının sağlanmış olması gerekir.

Bununla birlikte bir başvuru yolu yoksa ya da olan başvuru yolları etkili

değilse Mahkeme somut olayın koşullarını dikkate alarak bir başvurunun

incelenmesine karar verebilir (Ümit Ata,

B. No: 2012/254, 6/2/2014, § 33).

50. Somut

olayda başvurucu Yakup Saygılı’nın, gözaltında kötü

muameleye maruz kaldığı iddiası ile ilgili olarak Başsavcılığa ve İstanbul

Valiliğine yapmış olduğu müracaatlarının neticelenmesini beklemeden Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunduğu, diğer başvurucuların ise kötü muamele

şikâyetleri ile ilgili olarak başvuru yollarının tüketildiğine dair belge ve

bilgi sunmadıkları görülmüştür.

51. Başvurucuların şikâyetlerine

konu iddialar dikkate alındığında başvuru yollarının tüketilmesi kuralına

istisna tanınmasını gerektiren bir durumun olmadığı görülmektedir.

52. Açıklanan nedenlerle,

başvurucuların kötü muamele iddiaları ile ilgili olarak kanunda öngörülmüş

yargısal başvuru yollarının tamamı tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının tüm başvurucular yönünden “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Kişi

Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlali İddiaları

i. Hangi Suçlamayla

Gözaltına Alındıklarını Öğrenmeden ve Avukat Yardımından Yararlanma Hakkı

Tanınmadan Gözaltına Alındıkları İddiası

53. Başvurucular, hangi suçlamayla gözaltına alındıklarını

öğrenmeden, avukat hakkı fırsatı tanınmadan ve hakları okunmadan gözaltına

alındıklarını iddia etmiştir.

54. Bakanlık görüşünde özetle, başvurucuların vekillerine başvurucuların görevde olduğu

dönemde tespit edilen usulsüzlüklerle ilgili bilgileri içeren bir CD’nin verildiği,

kolluk ve savcılık ifade tutanakları ile sorgu tutanağından, başvurucuların

kolluk ve savcılık ifadelerini avukatları huzurunda verdikleri, ifade ve sorgu

sırasında kendilerine yöneltilen suçlamalarla ilgili etkin bir şekilde

savunmada bulunabildikleri, usul ve esasa ilişkin itirazlarını oldukça

ayrıntılı bir şekilde yaptıkları belirtilmiştir.

55. Başvurucular Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarında

özetle bahsi geçen CD ve içeriği ile dosya içeriğinin kendilerinden

saklandığına dair gözaltı ve devamı tüm süreçlerde tutarlı ve kesintisiz

beyanlarının bulunduğunu, Bakanlığın görüş yazısında da görüldüğü üzere, sadece

usule ilişkin cevaplar verebildiklerini, esasa dair bir bilgi olmadığı için

savunma yapamadıklarını ve bu nedenle savunma hakkının ihlal edildiğinin açık

olduğunu belirtmişlerdir.

56. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları

ve incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

57. Anayasa’nın 19. maddesinin dördüncü

fıkrası, yakalanan veya tutuklanan kimseye yakalama veya tutuklama sebeplerinin

ve haklarındaki iddiaların hemen yazılı olarak bildirilmesini, yazılı bildirimin

mümkün olmaması hâlinde sözlü olarak derhâl, toplu suçlarda ise en geç hâkim

huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilmesini öngörmektedir.

58. Yakalanan bir kimseye,

yakalanmasının temel maddi ve hukuki sebepleri teknik olmayan ve anlayabileceği

basit bir dilde açıklanmalı ve böylece kişi eğer uygun görürse yakalanmasının

Sözleşme’nin 5. maddesinin (4) numaralı fıkrası kapsamında kanuna uygunluğuna

itiraz etmek üzere mahkemeye başvurma imkânına sahip olabilmelidir.

Sözleşme’nin 5. maddesinin (2) numaralı fıkrası, verilen bilgilerin yakalanan

kişiye isnat edilen suçların tam bir listesini içermesini gerektirmemektedir

(Benzer yöndeki Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararları için bkz. Murray/Birleşik Krallık [BD], B. No: 14310/88,

28/10/1994 § 72; Bordovskiy/Rusya,

B. No: 49491/99, 8/2/2005, § 56; Nowak/Ukrayna, B. No: 60846/10, 31/3/2011, § 63).

59. Somut olayda başvurucularla ilgili yakalama

tutanaklarında yasal haklarının kendilerine okunduğu, avukatla görüşme

tutanaklarında ise isnat edilen suçların belirtildiği ve bu tutanakların

başvurucular tarafından imzalanmış olduğu görülmüştür.

60. Açıklanan nedenlerle, başvurucuların haklarındaki

suçlamalar ve hakları bildirilmeden, avukat hakkı tanınmadan gözaltına

alındıkları yönündeki iddialarının “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle başvurunun diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

61. Erdal TERCAN bu görüşe

katılmamıştır.

ii. Gözaltına

Alma ve Tutuklamanın Kanuni Olmadığı İddiası

62. Başvurucular, gözaltına alınma işleminin kanuna aykırı

olduğunu, kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama nedeni bulunmaksızın

tutuklandıklarını iddia etmişlerdir.

63. Bakanlık görüşünde özetle; başvurucular ile ilgili

soruşturma sürecinin hâlen devam ettiği, delillerin toplanma aşamasının

tamamlanmadığı ve kamu davasının açılmadığı, tutuklama kararını veren İstanbul

1. Sulh Ceza Hâkimliğinin kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delil olarak kabul

ettiği hususların ve tutuklama nedeninin kararda gösterildiği, başvurucuların

eylemlerinin suç oluşturup oluşturmadığı ya da hangi suçları oluşturduğu

konusunda kesin bir sonuca varmak için delillerin toplanma safhasının

tamamlanıp elde edilen delillerin değerlendirilmesi gerektiği, AİHM ve Anayasa

Mahkemesi içtihatlarında belirtilen ölçütler ve başvurucuların tutuklu kaldığı

sürenin, kuvvetli suç şüphesi ve bir tutuklama nedeninin yeterli olduğu belirli

bir sürenin aşılıp aşılmadığının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği belirtilmiştir.

64. Başvurucular Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında özetle,

kamuoyunda 25 Aralık dosyası olarak bilinen soruşturmanın “ihaleye fesat

karıştırmak, rüşvet, nüfuz ticareti, resmî belgede sahtecilik, soruşturma

gizliliğini ihlal, tehdit, nitelikli dolandırıcılık, suç işlemek amacı ile

örgüt kurmak ve yönetmek” suçlarını araştırmak ve şüphelilerin tam tespiti ile

somut delillerin ortaya konması amacıyla yürütüldüğünü, dosya kapsamında büyük

çoğunluğu yolsuzluk konulu çok sayıda suç fiili tespit edildiğini, soruşturma

kapsamında Başbakan veya yakınlarının ve ayrıca yasama dokunulmazlığı olan

kişilerin dinlenmediğini ve takip edilmediğini, hazırlanan fezlekede Başbakan

için “Dönemin Başbakanı” ve “Örgüt Lideri” ifadelerinin kullanılmadığını,

kendilerinin defalarca adliyeye giderek haklarında bir soruşturma var ise ifade

vermeye hazır olduklarını beyan etmelerine karşın kaçma şüphesinin varlığını

iddia etmenin ve suçlamalara konu delillerin 2012/656 Soruşturma sayılı dosyada

bulunması nedeniyle delillerin karartılmasının mümkün olmadığını, adli

kontrolün neden yetersiz kalacağına dair hiçbir hukuki ve fiilî neden

gösterilmediğini, “Twitter” ve “Youtube” gibi

internet sitelerinde yayımlanan telefon görüşmelerinin 2012/656 sayılı

soruşturma kapsamında elde edilmediğini, soruşturmaya ait hiçbir bilgiyi

sızdırmadıklarını, takip edilen hiçbir soruşturma bilgisinin imha edilmediğini

ve gizli tanığın bahsettiği hususların hiçbirinin gerçeği yansıtmadığını ifade etmişlerdir.

65. Anayasa’nın 19. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu

ilke olarak konduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları

kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği

durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik

hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen

durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Ramazan Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, §

43).

66. Anayasa’nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrasında, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin, ancak

kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla

veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde

hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri hükme bağlanmıştır. Buna göre bir kişinin

tutuklanabilmesi öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirti

bulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur.

Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle

desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin

niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır.

67. Ancak bu nitelemeye bağlı

olarak kişinin suçla itham edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında

delillerin yeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Zira

tutukluluğun amacı, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin

tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya

ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Buna göre

suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza

yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe

oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272,

4/12/2013, § 73).

68. Yakalama 5271 sayılı

Kanun’un 90. maddesinde, gözaltı ise aynı Kanun’un 91. maddesinde

düzenlenmiştir. 5271 sayılı Kanun’un 90. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre

kişiye suçu işlerken rastlanması ve suçüstü bir fiilden dolayı izlenen kişinin

kaçması olasılığının bulunması veya hemen kimliğini belirleme olanağının

bulunmaması hâllerinde herkes tarafından geçici olarak yakalama yapılabilirken

(2) numaralı fıkraya göre tutuklama kararı veya yakalama emri düzenlenmesini

gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde Cumhuriyet savcısına veya

amirlerine derhâl başvurma olanağı bulunmadığı takdirde kolluk görevlilerinin

yakalama yetkisine sahip oldukları, aynı Kanun’un 91. maddesine göre ise

yakalanan kişinin, Cumhuriyet savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın

tamamlanması için gözaltına alınmasına karar verilebileceği belirtilmiştir.

69. Tutukluluk, 5271 sayılı

Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi,

ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren

olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması hâlinde tutuklanabilir. Maddede

tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre (a) şüpheli

veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut

olgular varsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1) delilleri yok etme,

gizleme veya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa

tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca, işlendiği konusunda

kuvvetli şüphe bulunması hâlinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar

bir liste hâlinde belirtilmiştir.

70. Diğer yandan Anayasa’da yer

alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin

kararlarındaki kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar

bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun

hükümlerinin yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin

takdir yetkisi kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya bariz şekilde aykırı

yorumlar ile delillerin takdirinde açıkça keyfîlik

bulunması hâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların

bireysel başvuruda incelenmesi gerekir. Aksinin kabulü bireysel başvurunun

getiriliş amacıyla bağdaşmaz (Ramazan Aras,

§ 49).

71. Somut olayda başvurucular,

haklarında yürütülen soruşturmalar kapsamında 1/9/2014 tarihinde Cumhuriyet

savcısının talimatıyla göz altına alınmış, 4/9/2014-5/9/2014 tarihleri arasında

tutuklanmışlardır. Tutuklama kararlarının gerekçelerinde isnat edilen

suçlamalara ilişkin kuvvetli suç şüphesine ve tutuklama nedenlerine ilişkin

değerlendirmelere yer verilmiştir.

72. Başvuruculara isnat edilen

eylemlerin suç oluşturup oluşturmadığı, yapılacak yargılama sonucunda toplanan

delillere göre davayı görecek olan mahkemece belirlenebilir. Keza bu belirlemenin

hukuka uygun olup olmadığı kanun yollarında incelenebilir. Anayasa'ya bariz

şekilde aykırı yorumlar ile delillerin takdirinde açıkça keyfîlik

bulunması hâlinde hak ve özgürlük ihlaline sebebiyet veren durumlar hariç olmak

üzere, isnat edilen eylemlerin suç oluşturup oluşturmadığı, tutuklamaya ilişkin

olanlar da dâhil kanun hükümlerinin yorumu ve bunların somut olaylara

uygulanması derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır. Başvurucular

hakkındaki tutuklama kararlarının gerekçeleri dikkate alındığında

başvurucuların suç işlemiş olabileceklerinden şüphelenilmesi için kuvvetli

belirtiler bulunmadığı hâlde tutuklandıkları iddiasının yerinde olmadığı

sonucuna varılmıştır.

73. Öte yandan somut olayda

başvurucular, gözaltına alınma ve ilk tutuklama kararına karşı tutuklama nedeni

bulunmadığı ve kararların gerekçelerinin yetersiz olduğu iddiasıyla bireysel

başvuruda bulunmuşlardır. İlk tutuklamaya ilişkin yargısal denetimde kişinin

bir suç işlemiş olabileceğine dair inandırıcı nedenlerin bulunup bulunmadığıyla

ve özgürlükten yoksun bırakmanın bu bağlamda hukukiliğiyle sınırlı bir inceleme

yapılmaktadır. Bu kapsamda bir suçun işlenmiş olabileceğine ilişkin ciddi

belirtilerin varlığı ilk tutma bakımından yeterli olabilir.

74. Somut olaydaki soruşturmanın bu

aşamasında derece mahkemelerinin tutuklama ve itiraz üzerine verdikleri

kararların gerekçeleri incelendiğinde (bkz. §§ 20 ve 21) kuvvetli suç

şüphesinin ve tutuklama nedenlerinin bulunmadığı söylenemez.

75. Açıklanan nedenlerle başvurucuların,

gözaltı ve tutuklamanın kanuni olmadığı ve kararların gerekçelerinin yetersiz

olduğuna ilişkin iddialarının “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

76. Erdal TERCAN bu görüşe katılmamıştır.

c. Ayrımcılık

Yasağının İhlali İddiası

77. Başvurucular, örgüt olduğu ifade edilen bir cemaate

mensubiyetleri olduğu söylenerek kamuoyu önünde açıkça ve tahkir kastıyla

suçlandıklarını, bir bütün olarak belli bir gruba yöneltilen nefret ve

ötekileştirme söylemi ile ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini, kendilerinin

de bu sivil toplum organizasyonun üyesi oldukları ileri sürülerek aynı nefret

dilinin kendileri için de kullanıldığını, aynı nedenle meslekten atma ve

uydurma soruşturmalar açılması nedeniyle ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

78. Bakanlık görüşünde özetle, somut olayda başvurucuların

bireysel başvuru dilekçesinde şikâyetlerini formüle ediş biçiminin soyut ve

genel nitelikte olduğu, benzer herhangi bir olay ile kendi durumları arasındaki

farkı ortaya koymadıkları gibi kendilerine Sözleşme kapsamındaki hangi hakka

ilişkin ne şekilde ayrımcılık yapıldığına dair makul bir delil de sunmadıkları

dolayısıyla başvuru formunda şikâyetin ifade ediliş biçimi ve formun ekindeki

bilgilerin, başvurucuların ayrımcılığa maruz kaldığına dair yeterli somut

bilgiler içermediği, soruşturmaya konu olan hususun, başvurucuların bir gruba

mensubiyeti değil, soruşturma makamınca tespiti yapılan somut eylemler ve bu

eylemlerin devletin olağan bürokratik yapısının dışında farklı bir hiyerarşik

yapının amaçları doğrultusunda gerçekleştirildiği iddiaları olduğu; soruşturma

makamının, bu eylemlerin münferit eylemler olmanın ötesinde olağan devlet

bürokrasisi içerisine yerleşmiş organik bir yapının kendi menfaatlerini korumak

için meşru hükûmete yönelik operasyon amacı taşıdığına yönelik tespitleri

bulunduğu dolayısıyla bürokrasi içerisinde kurulmuş illegal hiyerarşik yapı

şüphesine götüren somut olaylar zincirini göz ardı ederek doğrudan kişilerin

özel hayatını ilgilendiren belli bir gruba mensubiyetin soruşturulduğu ve

soruşturmanın uydurma olduğu iddiasının gerçekleri yansıtmadığı belirtilmiştir.

79. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formunda

belirtilen hususlar dışında bir beyanda bulunmamışlardır.

80. Başvurucuların, Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen

eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarının, soyut olarak

değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlaka Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer

alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

33).

81. Başvurucuların, eşitlik ilkesinin ihlali iddiasının esas

olarak kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı çerçevesinde ve bu hakla bağlantılı olarak

incelenmesi gerekecektir. Dolayısıyla anılan hak bakımından eşitlik ilkesi,

bağımsız nitelikte koruma işlevine sahip olmayıp bu hakkın kullanılmasını,

korunmasını ve başvuru yollarını güvence altına alan tamamlayıcı nitelikte

haklardandır (Onurhan Solmaz, § 34).

82. Ayrımcılık yasağının ihlal edilip edilmediğinin

tartışılabilmesi için kişinin hangi temel hak ve özgürlüğü konusunda hangi

temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz kaldığının gösterilmesi gerekir. Diğer

bir ifadeyle ayırımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için başvurucunun,

kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile kendisine

yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bu farklılığın meşru

bir temeli olmaksızın sırf ırk, renk, cinsiyet, din, dil, cinsel yönelim vb.

ayrımcı bir nedene dayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekir (Şahin Karaman, B. No: 2012/1205, 8/5/2014,

§ 41).

83. Somut olayda başvurucular, bir cemaate mensup oldukları

iddiasıyla haklarında soruşturma açıldığını ve ayrımcılık yapıldığını iddia

etmişlerdir. Ancak başvurucuların kendilerine belirttikleri nedenlerle

ayrımcılık yapıldığı yönündeki iddialarını temellendirecek somut bulgu ve

kanıtlar ortaya koyamadıkları görülmektedir. Başvurucuların tutuklanmalarına ilişkin

“…Somut olayda şüphelilerin emniyet

müdürlüğü, mali suçlarla mücadele şube müdürlüğünde görev aldıkları, emniyet

müdürlüğü hiyerarşik organizasyonu içerisinde hareket etmeyerek yasal olmayan

oluşum çerçevesinde faaliyet yürüttükleri, meşru emir komuta zinciri dışına

çıkabilen gizliliğe, güvenliğe, denetime önem veren ayrı bir hiyerarşik yapı

oluşturdukları anlaşılmıştır, ancak bir kısım şüphelilerin, kanaatimizce

yalnızca TCK’nın 316. maddesinde düzenlenen suçu işledikleri yönünde anlaşmaya

vardıkları, (…) TCK.nun 312. Maddesinde anlamını

bulunan Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini Ortadan Kaldırmaya veya Görevini

Yapmasını Engellemeye Teşebbüs Etme suçunu işledikleri yönünde kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren delillerin bulunduğu, yüklenen suçun yasada

öngörülen ceza miktarı, işlendiği iddia edilen suçun önemli ve ciddi sayılan

katalog suçlardan olması nedeniyle tutuklama nedenini “Kanun gereğince” var

sayıldığı, nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ve 6352 sayılı yasa

ile değişik 5271 sayılı CMK.’nun 100 ve devam eden

maddeleri şüphelilerin tutuklanmasına engel bir hallerinin (tutuklama yasağı ve

yargılama engeli bulunmaması hali gibi) bulunmadığı, almaları muhtemel ceza göz

önüne alındığında kaçma şüphelerinin bulunduğu, soruşturmanın henüz

tamamlanmaması nedeniyle şüphelilerin delilleri yok etme, gizleme, tanıklar

üzerinde baskı oluşturma şüphesinin bulunduğu, işin önemi, verilmesi beklenen

ceza veya güvenlik önlemi değerlendirildiğinde, Türkiye Cumhuriyeti

Anayasası’nın 13. maddesinde ifade olunan “ölçülülük” ilkesi uyarınca daha

hafif koruma önlemi olan adli kontrol tedbiri uygulanmasının bu aşamada

soruşturmaya konu suç ve bu şüpheliler açısından “yetersiz” kalacağı ve amaca

hizmet etmeyeceği kanaatine varılarak” şeklindeki gerekçeler ile

verilen karar ve dosyadaki diğer bilgi ve belgelerin incelenmesinden ayrımcılık

yasağının ihlal edildiğine dair herhangi bir bulguya rastlanılmamıştır.

84. Açıklanan nedenlerle,

ayrımcılık yasağı konusunda bir ihlalin olmadığının açık olduğu anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan

yoksun olması” sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

iii. Doğal Hâkim, Tarafsız ve Bağımsız

Hâkim İlkelerinin İhlali İddiası

85. Başvurucular, tutuklama kararı veren sulh ceza

hâkimlerinin Anayasa’nın 37. maddesinde düzenlenen doğal hâkim ilkesine aykırı kurulduklarını, tarafsız ve

bağımsız olmadıklarını iddia etmişlerdir.

86. Bakanlık görüşünde özetle, doğal

hâkim ilkesinin, kişiye ve somut duruma göre değişkenlik gösteren yargı

yerlerinin yani olağanüstü yargı mercilerinin kurulmamasını gerektirdiği,

uzmanlaşma ve uygulama birliğini amaçlayarak belirli koruma tedbirleri

konusunda karar verecek hâkimliklerin ülke genelinde soyut ve genel bir biçimde

düzenlenmesinin Anayasa’nın 37. maddesine aykırılığının ileri sürülemeyeceği,

şikâyete konu olan sulh ceza hâkimliklerinin kanunla kurulduğu, Kanun’un

gerekçesinde tüm ülke çapında koruma tedbirleri bakımından uzmanlaşma ve

standardizasyonu sağlama maksadıyla sulh ceza hâkimliklerinin kurulduğunun

belirtildiği, ilgili Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından HSYK. 1. Dairesi

tarafından kariyer, ehliyet ve liyakatleri gözetilerek o tarihte görev yapan

hâkimler arasından atama yapıldığı, somut olay bakımından sorguyu yaparak

tutuklama kararını veren hâkimin, sulh ceza hâkimlikleri kurulmadan HSYK 1.

Dairesi tarafından herhangi bir atama yapılmadan önce de aynı yerde 5271 sayılı

Kanun’un 250. maddesi ile görevli üç sulh ceza hâkiminden biri olarak görev yapmakta

olduğu, bağımsızlığı ve tarafsızlığı tartışılan sulh ceza hâkiminin, soruşturma

makamının “devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî

casusluk amacıyla temin etme” suçundan başvurucuların tutuklanması talebini,

talebi ve dosya içeriğini değerlendirerek başvurucuların atılı suçu işlediğine

dair tutuklamayı gerektirir derecede yeterli delil bulunmadığı gerekçesiyle

reddettiğinin de başvurucuların bağımsızlık ve tarafsızlık iddiaları

incelenirken değerlendirilmesinin uygun olacağı ifade edilmiştir.

87. Başvurucular Bakanlık görüşüne

karşı beyanlarında özetle; sulh ceza hâkimliklerinin proje mahkemeler olduğunu,

belli bir süreci yürütmek üzere ihdas edildikleri, delillerin oluşturulduğu ve

gerekirse kanun çıkarılacağı hususlarının kamuoyuna mal olmuş meşhur ve maruf

vakalar olduğu, seçilen hâkimler konusunda ise atamayı yapan HSYK’nın ilgili daire başkanının hata ettiklerini kabul

etmesinin meşhur ve maruf vakalardan olduğu belirtilmiştir.

88. Suçun işlenmesinden veya çekişmenin

doğmasından önce davayı görecek yargı yerinin belirlenmiş olması şeklinde

tanımlanan doğal yargıç kavramı, adil yargılanma hakkının en önemli ögesi olan

“kanuni, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

önünde yargılanma” hakkının temelini oluşturmaktadır. Anayasa’nın

37. maddesinde düzenlenen doğal yargıç

ilkesi, yargılama makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana

gelmesinden sonra kurulmasına ya da yargıcın atanmasına engel oluşturur,

sanığın veya davanın yanlarına göre yargıç atanmasına olanak vermez. İlkeyle

suçun işlenmesinden sonra çıkarılacak bir yasa ile oluşturulacak mahkeme önüne

davanın götürülmesi ve böylece “kişiye”

ya da “olaya” özgü mahkeme

kurulması yasaklanmıştır (AYM, E.2009/52, K.2010/16, K.T. 21/1/2010).

89. Ceza yargılaması usulüne ilişkin

yasaların kamu düzeni ile ilgili olmaları nedeniyle yürürlüğe girmelerinin

ardından taraf iradelerinden bağımsız olarak derhâl uygulanmaları gerektiğinden

her yargılama işleminin yapıldığı tarihte yürürlükte olan yasaya göre

yürütülmesi zorunludur. Yargılama hukuku normlarının zaman bakımından

uygulanmasında dikkate alınması gereken konu, yeni yasanın yürürlüğe girdiği

tarihte muhakemenin sona ermiş olup olmadığıdır. Yargılama henüz kesin olarak

bitmemişse yeni yasanın yürürlüğe girmesinden itibaren yapılacak yargılama

işlemlerinde kural olarak yeni yasanın uygulanması gerekir (AYM, E.2009/52,

K.2010/16, K.T. 21/1/2010).

90. Bu kapsamda, bir kuralın belirli

bir suçun işlenmesinden sonra bu suça ilişkin davayı görecek yargı yerini

belirlemeyi amaçlamaması, yürürlüğü müteakip kapsamına giren tüm davalara

uygulanması hâlinde doğal hâkim ilkesine aykırılık söz konusu olamaz (AYM,

E.2009/52, K.2010/16, K.T. 21/1/2010). Nitekim Anayasa Mahkemesi, 6545 sayılı

Kanun’un başvuruya konu sulh ceza hâkimliklerinin kurulmasına ilişkin

hükümlerini doğal hâkim ilkesine aykırı bulmamış ve iptal istemini reddetmiştir

(AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

91. Anayasa’nın 138. maddesinin birinci

fıkrasında, hâkimlerin görevlerinde bağımsız oldukları ve Anayasa’ya, kanuna ve

hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verecekleri, ikinci

fıkrasında ise hiçbir organ, makam, merci veya kişinin yargı yetkisinin

kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelge

gönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı belirtilerek hukuk devleti

olmanın zorunlu bir gereği olan mahkemelerin bağımsızlığı teminat altına

alınmıştır.

92. Sözleşme’nin 6. maddesinde açıkça,

adil yargılanma hakkının bir unsuru olarak davanın tarafsız bir mahkemede

görülmesini isteme hakkından söz edilmiştir. Anayasa’nın 36. maddesinde ise

mahkemelerin tarafsızlığından açıkça bahsedilmemekle beraber, Anayasa Mahkemesi

içtihadı uyarınca, bu hak da adil yargılanma hakkının zımni bir unsurudur.

Ayrıca mahkemelerin tarafsızlığı ve bağımsızlığının birbirini tamamlayan iki

unsur olduğu nazara alındığında Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,

Anayasanın 138., 139. ve 140. maddelerinin de tarafsız bir mahkemede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (Tahir Gökatalay,

B. No: 2013/1780, 20/3/2014 § 60).

93. Bir mahkemenin idareye ve davanın

taraflarına karşı bağımsız olup olmadığının belirlenmesinde üyelerinin atanma

şekli ve görev süreleri, dış baskılara karşı teminatların varlığı ve mahkemenin

bağımsız olduğu yönünde bir görüntü sergileyip sergilemediği önem arz

etmektedir (Yaşasın Aslan, B. No. 2013/1134,

16/5/2013, § 28).

94. Tarafsızlık ise davanın çözümünü

etkileyecek bir ön yargı, tarafgirlik ve menfaate sahip olunmaması ve davanın

tarafları karşısında ve onların leh ve aleyhlerinde bir düşünce veya menfaate

sahip olunmamasını ifade eder. Tarafsızlığın öznel ve nesnel olmak üzere iki

boyutu bulunmakta olup bu kapsamda hâkimin birey olarak mevcut davadaki kişisel

tarafsızlığının yanı sıra kurum olarak mahkemenin kişide bıraktığı izlenimin de

dikkate alınması gerekmektedir (Tahir Gökatalay, §§ 61 ve 62).

95. Somut olayda bağımsız ve

tarafsız olmadıkları iddia edilen sulh ceza hâkimliklerinin Cumhuriyet

savcısının taleplerini reddederek başvurucular lehine kararlar verdikleri de

görülmektedir. Bu kapsamda devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal

veya askerî casusluk amacıyla temin etme suçu ile ilgili olarak Cumhuriyet

savcılığı tarafından tutuklama talebinde bulunulduğu ancak talebin reddine

karar verildiği görülmüştür.

96. Tutukluluk veya tutukluluğa itiraz

incelemelerinde görev yapan hâkimlerin başvurucularla ilgisi olmayan konularda

daha önce görevleri kapsamında verdikleri kararlardan hareketle tarafsız

olmadıklarını söylemek mümkün değildir.

97. Bu kapsamda hâkimin geçmişte kimi

davalarda/uyuşmazlıklarda kullandığı oylar, tamamen hâkimin yargısal görevine

ilişkindir. Hâkimin geçmişte verdiği kararlar ve kullandığı oyların

tarafsızlığından şüphe duyulmasına neden olacak olgular olarak

değerlendirilmesi ve dolayısıyla bunun, hâkimi ret sebebi olarak kabul

edilemeyeceği açıktır (AYM, E.2011/139, K.2012/205, K.T. 27/12/2012).

98. Somut olayda genel bir kanuni

düzenlemeye dayanılarak ve HSYK tarafından yapılan atama sonucunda ilgili

hâkimlerin anılan görevleri yaptıkları anlaşılmaktadır. Bu nedenle, gerçekliği

ve niteliği kesin olarak tespit edilemeyen olgulardan, siyasi tartışmalarda

ortaya konulan değerlendirme ve yorumlardan hareketle ve bu tartışmaların arka

planını ve kamusal yararı göz ardı ederek başvuruculara yönelik somut ön

yargılı bir işlem ve tutum gösterilmeksizin ilgili hâkimlerin siyasal veya

kişisel nedenlerle bağımsız ve tarafsız davranmadıklarını kabul etmek mümkün

değildir.

99. Açıklanan nedenlerle başvurucuların

doğal hâkim, tarafsız ve bağımsız hâkim ilkelerinin ihlali iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

100. Erdal TERCAN bu görüşe

katılmamıştır.

iv. Etkili Başvuru Hakkının İhlali

İddiası

101. Başvurucular, birçok talep ve itirazlarının savcılık ve

hâkimlikçe kayda geçirilmediğini, gözaltı ve tutuklamaya karşı başvurulması

gereken hâkimlerin bağımsız ve tarafsız olduğunu söyleminin mümkün olmaması

nedeniyle etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

102. Bakanlık görüşünde özetle;

başvurucuların, ihlalin nasıl gerçekleştiğine ilişkin herhangi bir açıklama

yapmadan etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini iddia ettikleri, hâkimlikçe

kayda geçirilmeyen birçok talep ve itirazının ne olduğu, hangi hak bağlamında

hangi başvuru yolunun hangi nedenlerle etkisiz olduğunun başvuru dilekçesinin içeriğinde

açıklanmadığı, başvurucuların şikâyetinin özgürlük ve güvenlik hakkı bakımından

etkin başvuru imkânının olmadığı şeklinde anlaşılması durumunda benzer itiraz

inceleme usulünün daha önce hukukumuzda mevcut bulunan 5271 sayılı Kanun’un

250. ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 10.

maddesi ile kurulan Ağır Ceza Mahkemeleri açısından ve hâlen yürürlükte bulunan

9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanun’un 353. maddesinde mevcut

olduğu, 5271 sayılı Kanun’un 271. maddesine göre tutukluluğa itirazı

inceleyecek olan sulh ceza hâkimliklerinin tutuklamayı hukuki bulmaması

durumunda tutuklanan kişiyi salıverme yetkisi bulunduğu, bu nedenle itiraz

mercii olarak sulh ceza hâkimliklerinin görevlendirilmiş olmasının kanun koyucunun

takdir yetkisi kapsamında olup bu hâkimliklerin Sözleşme’nin 5. maddesinin (4)

numaralı fıkrası bakımından gerekli güvenceleri sağlayacak niteliklere sahip

oldukları ifade edilmiştir.

103. Somut olayda başvurucuların iddiasının özü,

tutukluluk kararlarına karşı itiraz mercii olarak tarafsız ve bağımsızlıkları

konusunda şüpheler bulunan sulh ceza hâkimliklerine başvurulmasına mecbur

bırakılma ve üst dereceli mahkeme tarafından tutukluluk hâlinin değerlendirilmesi

imkânından yoksun bırakılmaları iddiasına ilişkindir.

104. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası, her ne

sebeple olursa olsun hürriyeti kısıtlanan kişiye tutuklanmasının yasallığı

hakkında süratle karar verebilecek ve tutulması kanuni değilse salıverilmesine

hükmedebilecek bir mahkemeye başvurma hakkı tanımaktadır. Anılan Anayasa ve

Sözleşme hükümleri esas olarak, tutukluluğun yasallığına ilişkin itiraz

başvurusu üzerine, bir mahkeme nezdinde yürütülmekte olan davalardaki tahliye

talepleri veya tutukluluğun uzatılması kararlarının incelenmesi açısından bir

güvence oluşturmaktadır (Firas Aslan ve Hebat Aslan,

B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 30).

105. 6545 sayılı Kanun’un 48. maddesine göre kurulan sulh ceza

hâkimliklerinin kararlarına karşı itirazların incelenmesi, 5271 sayılı Kanun’un

268. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a) bendi gereğince aynı yerde birden

fazla sulh ceza hâkimliğinin bulunması hâlinde numara olarak kendisini izleyen

hâkimliğe aittir.

106. Somut olayda başvurucuların tarafsız ve bağımsız hâkim

ilkelerinin ihlali iddiaları ile ilgili olarak iddiaların açıkça dayanaktan

yoksun olması sebebiyle kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (bkz. § 99).

Bu nedenle başvurucuların, tutuklama

kararlarına karşı itiraz mercii olarak tarafsız ve bağımsızlıkları konusunda

şüpheler bulunan sulh ceza hâkimliklerine başvurulmasına mecbur bırakılması ve

üst dereceli mahkeme tarafından tutukluluk hâlinin

değerlendirilmesi imkânından yoksun bırakılmaları iddialarının da açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

107. Açıklanan nedenlerle, etkili başvuru haklarının ihlal

edildiği iddiasının “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

108. Erdal TERCAN bu görüşe

katılmamıştır.

d. Masumiyet

Karinesinin İhlali İddiası

109. Başvurucular, başta Başbakan olmak üzere en üst düzey

kamu görevlileri, siyasetçiler ve basın tarafından aylardır her fırsatta suçlu

ilan edilmeleri, sağlık kontrolleri sırasında basının önünde teşhir edilmeleri

ve örgüt olarak dillendirilen bir cemaate mensubiyetleri olduğu söylenerek

kamuoyu önünde açıkça tahkir kastıyla suçlanmaları nedeniyle masumiyet

karinelerinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

110. Bakanlık görüşünde özetle, başvurucuların “en üst düzey

kamu görevlileri”, “siyasetçiler” ve “basın” tarafından “aylardır” “her

fırsatta” suçlu ilan edildikleri şeklindeki iddialarının; kişi, yer, zaman ve

içerik unsurları bakımından somut bir olaya temas etmediğini, “sağlık

kontrolleri sırasında basının önünde teşhir edildikleri” iddiasının

başvurucuların suçlu ilan edilmek kastıyla teşhir edildiği mi yoksa yürütülen

soruşturmanın, kamuoyunu uzun süredir meşgul eden güncel bir konuya ilişkin

olması nedeniyle basının kamuoyunu bilgilendirmek için olayı takip etmesi sonucu

elde edilen görüntülerden mi oluştuğunun belirlenmesi gerektiğini, güncel

olaylar ile ilgili olarak demokratik bir toplumda basının haber verme özgürlüğü

ile kamuoyunun haber alma hakkının temel bir hak olduğunu, somut olay

bakımından başvuru dilekçesinde bu konunun anlaşılmasına imkân verecek

yeterlilikte bir açıklama yapılmadığı, başvurucunun kolluk görevlileri

tarafından teşhir edildiğine dair somut bir bilgi bulunmadığı, “örgüt olarak

dillendirilen bir cemaate mensubiyetleri olduğu söylenerek kamuoyu önünde

açıkça tahkir kastıyla suçlanmak suretiyle masumiyet karinelerinin ihlal

edildiği” iddiasının da eylemin faili, zamanı, “tahkir kastı” ibaresinin neye

delalet ettiği hususları bakımından iddiayı ispatlamada yeterli somut bilgiler

içermediği belirtilmiştir.

111. Masumiyet

karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan

suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak,

kişinin masumiyeti “asıl”

olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup kimseye suçsuzluğunu

ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit

oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak

nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B.

No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

112. AİHM’e göre Sözleşme’nin 10. maddesi

tarafından teminat altına alınan ifade özgürlüğü, bilgi alma ve verme

özgürlüğünü de içerir. Bu nedenle Sözleşme’nin 6. maddesinin (2) numaralı

fıkrası, yürütülmekte olan cezai bir soruşturma hakkında yetkililerin kamuoyuna

bilgi vermesini önlemez ancak masumiyet karinesine saygı gösterilmesi söz

konusu olduğunda bilginin tam bir dikkat ve ihtiyatla verilmesi gerekir (Allenet de Rıbemont/Fransa, B.

No: 15175/89, 10/2/19955, § 38).

113. Başvurucuların tutuklanmalarına

karar verilen suçlarla ilgili isnadın

yapılmadığı aşamada, kendisinin ve aile fertlerinin dinlendiği

iddiası nedeniyle suçun mağduru konumunda olabilecek olan Başbakan, kamuoyunun

da gündeminde olan siyasi tartışmalar kapsamında başvurucuların isimleri

zikredilmeksizin genel olarak yasa dışı/usulsüz dinlemelerle ilgili beyanlarda

bulunmuştur. Anılan tarihlerde gerçekleşen mahallî idareler seçimi öncesinde

yoğun siyasi tartışmaların yapıldığı ve bir kısım telefon/ortam dinlemelerinin

internet üzerinden kamuoyuna aktarıldığı bilinmektedir.

114. Bu kapsamdaki tartışmaların güncel

konulara ilişkin olması nedeniyle ortaya çıkan kamusal yarar dikkate

alındığında Başbakan’ın beyanlarının bağlam ve şartları göz önüne alınmadan

sadece görevinden hareketle değerlendirilmesi mümkün değildir.

115. Başvurucular ayrıca, en üst düzey

kamu görevlileri, siyasetçiler ve basın tarafından sürekli olarak her fırsatta

suçlu ilan edildiklerini ileri sürmüşlerse de bu iddialarını kişi, zaman, yer

ve içerik itibarıyla somutlaştıracak bilgi ve belge sunmamışlardır.

116. Açıklanan nedenlerle başvurunun,

masumiyet karinesinin ihlal edildiği yönündeki kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

117. Erdal TERCAN bu görüşe

katılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucuların,

1. Kötü muamele ile ilgili iddialarının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,

2. Haklarındaki suçlamalar ve hakları bildirilmeden ve avukat

yardımından yararlanma hakkı tanınmadan gözaltına alındıkları yönündeki

iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, Erdal TERCAN’ın

karşı oyuyla, OY ÇOKLUĞUYLA,

3. Gözaltı ve tutuklamanın kanuni olmadığı iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, Erdal TERCAN’ın karşı oyuyla, OY

ÇOKLUĞUYLA,

4. Ayrımcılık yasağının ihlal edildiği iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, OY BİRLİĞİYLE,

5. Doğal hâkim, tarafsız ve bağımsız hâkim ilkelerinin ihlali

iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, Erdal TERCAN’ın karşı oyuyla, OY

ÇOKLUĞUYLA,

6. Etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, Erdal TERCAN’ın karşı oyuyla, OY

ÇOKLUĞUYLA,

7. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddialarının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, Erdal TERCAN’ın

karşı oyuyla, OY ÇOKLUĞUYLA,

B.

Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde bırakılmasına, OY BİRLİĞİYLE

9/9/2015

tarihinde karar verildi.

KARŞI GÖRÜŞ

Başvurucular,

İstanbul Emniyet Müdürlüğü Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde, Cumhuriyet

savcısının talimatıyla yürütülen bir soruşturma nedeniyle suçlandıklarını ve

tutuklandıklarını; doğal hâkim ilkesine aykırı kurulmuş, tarafsız ve bağımsız

olmayan mahkemelerce kanuna aykırı olarak tutuklanmaları ve isnat edilen

suçlara ilişkin haklarının bildirilmemesi nedeniyle özgürlük ve güvenlik

haklarının, soruşturma sürecinde kamu görevlilerinin insan haysiyeti ile

bağdaşmayan eylemleri nedeniyle kötü muamele yasağının, haklarında kesinleşmiş

yargı kararı bulunmamasına karşın suçlu ilan edilmeleri nedeniyle masumiyet

karinesinin, mensubu oldukları iddia edilen cemaate yönelik nefret ve

ötekileştirme söylemi ile meslekten atılmaları ve uydurma soruşturmalar

açılması nedeniyle ayrımcılık yasağının ve etkili başvuru haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

Mahkememiz

çoğunluğu, başvurucuların ileri sürdüğü ihlal iddialarını kabul edilemez

bulmuştur.

Başvurucular

tarafından ileri sürülen olaylar ve ihlâl iddiaları ile Çoğunlukça benimsenen

kabul edilmezlik gerekçeleri, Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu tarafından daha

önce karara bağlanan 2014/14061 sayılı bireysel başvuru dosyası ile paralellik arzetmektedir. O nedenle, 2014/14061 numaralı bireysel

başvuruya ilişkin 08.04.2015 tarihli Genel Kurul kararı hakkında yazmış olduğum

karşı görüş (RG 08.07.2015; sayı 29410) esas itibari ile bu dosya içinde

geçerlidir. Bu açıdan, mevcut başvuruya ilişkin olarak Çoğunluk kararındaki,

başvurucuların,

-

Hangi suçlamayla gözaltına alındıklarını öğrenmeden ve avukat yardımından

yararlanma hakkı tanınmadan gözaltına alındıkları,

-

Gözaltına alma ve tutuklamanın kanuni olmadığı,

- Doğal

hâkim, tarafsız ve bağımsız hâkim ilkelerinin ihlali,

-

Etkili başvuru hakkının ihlali,

-

Masumiyet karinesinin ihlali,

İddiaları

hakkında, 2014/14061 sayılı bireysel başvuru hakkındaki karşı görüşümün ilgili

kısımları burada da aynen geçerlidir. O nedenle, başvurucuların sözkonusu iddialarının, orada belirtilen gerekçelerle kabul

edilebilir olduğunu düşündüğümden, Çoğunluk görüşüne katılmam mümkün

olmamıştır.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Şükrü DURMUŞ Başvurucular : 1. Mehmet Fatih YİĞİT Vekili : Av. Engin Emrah BİÇER : 2. Yakub SAYGILI Vekili : Av. Murat ERDOĞAN : 3. Mehmet Habip KUNT : 4. İbrahim ŞENER Vekilleri : Av. Uğur ÇİFCİBAŞI : 5. Kazim AKSOY Vekili : Av. Murat ERDOĞAN Üye Erdal TERCAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/16838, 9 Eylül 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olay Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucuların
  13. B. Değerlendirme
  14. Karşı Görüş
  15. Dursun
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/16838
Tarih
9 Eylül 2015

İlgili Kararlar

  • Nadalı Aghelı Kohne Shahrı Başvurusu (B. No: 2014/12633)
  • D. M. Başvurusu (B. No: 2015/4176)
  • İlhan Cihaner Başvurusu (B. No: 2014/6141)
  • Nevzat Etiz Başvurusu (B. No: 2013/7134)
  • Muradiye Demirçelik Başvurusu (B. No: 2013/3331)
  • Hamit Karataş Başvurusu (B. No: 2013/5686)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.