İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Mutlu Başvurusu (B. No: 2014/18240)

1. Başvuru, protesto gösterisine yapılan polis müdahalesi nedeniyle

Başvuru No2014/18240Tarih18 Nisan 2018Okuma39 dk · 7.863 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Mutlu Başvurusu

Karar tarihi
18 Nisan 2018
Başvuru Numarası
2014/18240
R.G. Tarih ve Sayı
4/7/2018-30468
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.863 kelime·39 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, protesto gösterisine yapılan polis müdahalesi nedeniyle

yaralanma meydana gelmesi ve buna ilişkin şikâyetin kovuşturmaya yer olmadığı

kararı ile sonuçsuz kalmasının kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 21/11/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7. Gezi Parkı olaylarında yaralanan Berkin Elvan'ın tedavi

gördüğü hastanede ölümü üzerine çeşitli sivil toplum örgütü, siyasi parti,

dernek, oda, sendika ve öğrenci grupları basın açıklaması yapmak üzere

12/3/2014 tarihinde Ankara Kızılay Güvenpark'ta toplanma çağrısı yapmıştır. Bu

kapsamda 1980 doğumlu olan başvurucu da çağrıya uyarak protesto gösterisine

katılmıştır.

8. Anılan basın açıklaması ve gösterilere ilişkin olarak Ankara

İl Emniyet Müdürlüğü tarafından hazırlanan 12/3/2014 tarihli olay tutanağına

göre olaylar özetle şöyle gerçekleşmiştir:

a. Ankara İl Emniyet Müdürlüğü; Berkin Elvan'ın ölümü üzerine

çeşitli sivil toplum örgütü, siyasi parti, dernek, oda, sendika ve öğrenci

gruplarının kanuna aykırı eylem yapacağını haber alması üzerine 12/3/2014

tarihinde saat 08.00'den itibaren Kızılay bölgesinde ve diğer hassas bölgelerde

tedbirler almıştır.

b. Saat 11.20 sıralarında bir grup, Güvenpark'a gelerek

ellerindeki dövizleri açıp beklemeye başlamıştır. Saat 11.30'da kırk kişilik

lise öğrencisi bir grup da sloganlar atarak bölgeye gelmiş ve beklemekte olan

gruba katılmıştır. Saat 11.45'ten itibaren bazı sendika yöneticileri de elli

kişilik bir grupla Güvenpark'a gelmiştir.

c. Saat 11.50'den sonra grup içindeki sendika ve oda

yöneticileri ile yönetim kurulu üyeleri açıklamalarda bulunmuşlardır.

ç. Saat 12.00'den itibaren katılımcılara destek vermek üzere

birçok sivil toplum kuruluşu, öğrenci grupları da bölgeye gelmiş ve gösterici

grup 1.200 kişiye ulaşmıştır.

d. Saat 12.20'de üzerlerinde cübbeleri ile Ankara Adliyesinden

çıkan yaklaşık yüz kişilik avukat grubu Sıhhıye'den

Güvenpark'a doğru kortej oluşturarak yürüyüşe başlamıştır. Bu grubun

Güvenpark'ta beklemekte olan grupla birleşmesi sırasında Gazi Mustafa Kemal

Bulvarı bir süre trafiğe kapatılmıştır. Daha sonra grubun kaldırıma yönelmesi

ile yol, araç trafiğine açılmıştır.

e. Saat 12.50'de dört yüz elli kişilik bir grup da Güvenpark'ta

bulunan gruba katılmıştır. Bu esnada da Kızılay Kavşağı bir süre araç trafiğine

kapatılmıştır.

f. Saat 13.55'te katılan diğer gruplar ve kişilerle birlikte

Güvenpark'ta bekleyen kişi sayısı 2.000'e ulaşmıştır.

g. Saat 14.00'te Güvenpark'ta bekleyen grup Atatürk Bulvarı'na

Bakanlık istikametinden yola inerek yolu araç trafiğine kapatıp beklemeye

başlamıştır. Bunun üzerine saat 14.10'da polis anons sistemiyle göstericilere

eylemlerinin kanunsuz olduğu belirtilerek yolu açmaları ve dağılmaları

gerektiği duyurulmuştur. Aynı şekilde gösteriye katılmayan kişilere ve basın

mensuplarına yönelik olarak da güvenli alana geçmeleri uyarısında

bulunulmuştur.

ğ. Saat 14.20'de ikazlara uymayan, dağılmamakta ısrar ederek

yolu trafiğe açmayan ve polislere sapan, dolu soda şişesi, taş, sopa, havai

fişek gibi cisimlerle saldıran göstericilere Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü

personeli tarafından tazyikli su ve gaz sıkılmak suretiyle müdahale edilmiştir.

Daha küçük gruplara ayrılan göstericiler özel binalara ve kamu binalarına,

araçlara ve işyerlerine zarar vererek kontrolsüz bir şekilde kaçmaya

başlamışlardır.

h. Saat 15.30'da yaklaşık iki yüz kişilik eylemci bir grubun

tekrar toplanıp yolu araç trafiğine kapatarak kanunsuz eylemlerini sürdürmekte

ısrar etmesi üzerine uyarı sonrası gruba müdahale edilmiştir.

ı. Saat 18.15'te elli kişilik bir grubun bir sokakta barikat

kurup ateş yakması üzerine polis, gruba müdahale etmiş ve barikatı yıkarak

sokağı araç trafiğine açmıştır.

i. Anılan olaylar esnasında eylemlerini sonlandırmayan, yolu

trafiğe kapatarak kamu düzenini bozan ve güvenliği tehlikeye sokan, ateş

yakarak yollara barikat kuran ve eylemlerini sonlandırmayan yüz on dört kişi

zor kullanılarak yakalanmış ve emniyet müdürlüğüne götürülmüştür.

j. Gün içinde Kızılay bölgesi dışında Ankara Üniversitesi Dil,

Tarih ve Coğrafya Fakültesi çevresinde, Ankara Üniversitesi Cebeci Kampüsü'nde,

Mamak ilçesi Tuzluçayır bölgesinde yolları araç

trafiğine kapatma ve polise saldırı olayları gerçekleşmiştir.

k. Tüm bu olaylar esnasında eylemciler tarafından kamu aracı ve

özel araç, bina ve işyerlerine zarar verildiği gibi polis memurlarından

birisinin kafasına taş isabet etmesi suretiyle iki polis memuru yaralanmıştır.

9. Anılan olaylar esnasında Cumhuriyet Başsavcılığı ile emniyet

tutanaklarından ve başvurucunun sunduğu belgelerden gösteriye katılanlardan kaçının

yaralandığına dair herhangi bir bilgi tespit edilememiştir.

10. Söz konusu eylem sırasında başvurucu, Kızılay Meydanı'nda

trafik akarken kavşağın ortasına oturup elindeki flamayı sallayarak tek başına

oturma eylemi yapmıştır. Bunun üzerine Çevik Kuvvet polisi başvurucuya müdahale

ederek kendisini gözaltına almıştır. Bu esnada başvurucu, eylemine devam etmek

istemiş ve polislere direnmiştir.

11. Başvurucu, gözaltı işlemleri için Gazi Mustafa Kemal Devlet

Hastanesine götürülmüş; burada adli gözaltına alınırken giriş, serbest

bırakılmadan önce ise hakkında çıkış raporu tutulmuştur. Bunun dışında

başvurucu, Ankara Numune Hastanesine başvurarak röntgen ve bilgisayarlı

tomografi (BT) çektirmiştir. Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesinde hazırlanan

12/3/2014 tarihli giriş ve çıkışa dair iki ayrı rapora göre başvurucunun sağ el

bileği iç yüzeyinde ve sol el bileği dorsal yüzeyinde

7-8 cm uzunluğunda lineer tarzda hiperemik cilt

lezyonu, sol kaş lateral kısmında 1 cm'lik hiperemik cilt erezyonu, ağız içinde sağ bukkal

bölgede mukoza defektleri, sol diz bölgesi iç

kısmında 1x1 cm'lik hiperemi

saptanmıştır.

12. Ankara Numune Hastanesinin 12/3/2014 tarihli epikriz

formunda sağ ön kol ve el bilek grafilerinde ve kafa

bölgesi BT raporunda kemik yapılarda fraktür izlenmediği,

akut iç kanama ile uyumlu görünüm saptanmadığı belirtilmiştir.

13. Başvurucunun aynı gün saat 20.00 sıralarında şüpheli

sıfatıyla beyanı alınmış ve başvurucu serbest bırakılmıştır. Daha sonra

başvurucu, yaralanmasından sorumlu olan ve kendisini darbeden polislerden

şikâyetçi olmuştur. 18/3/2014 tarihinde Cumhuriyet savcısı, vekili yanında

hazır bulunurken müşteki sıfatıyla başvurucunun beyanını almıştır.

14. Cumhuriyet savcısı başvurucunun ifadesini aldıktan sonra

muayenesinin yapılıp maruz kaldığı yaralanma ile ilgili olarak kesin doktor

raporunun düzenlenmesi için başvurucuyu Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğüne sevk

etmiştir.

15. Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğü, kesin raporun verilebilmesi

için başvurucunun yaralanmasından sonra olay günü Gazi Mustafa Kemal Devlet

Hastanesi ve Ankara Numune Hastanesinde hazırlanan tıbbi evrakların

gönderilmesini istemiştir. Bunun üzerine gelen evraktaki yukarıda anılan

bulguları değerlendiren Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğü 20/5/2014 tarihli

raporunda, başvurucunun yaralanmasının kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir

durum olmadığı ve basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde, hafif

nitelikte olduğu sonucuna ulaşmıştır.

16. Öte yandan Cumhuriyet Savcılığı 25/3/2014 tarihli yazısı ile

Ankara Emniyet Müdürlüğünden olay günü Kızılay Meydanı'nda bulunan Güvenpark ve

civarında gerçekleşen protesto gösterilerine ait MOBESE görüntüleri ile

civardaki kamu kurum ve kuruluşlarının, işyerlerinin ve konutların görüntü

kayıtlarının saat 12.00 ile 17.00 arasını kapsayacak şekilde temin edilerek

gönderilmesini istemiştir. Bununla birlikte başvurucuyu gözaltına alan

polislerin kimlik bilgilerinin tespit edilmesi ve ifade için Cumhuriyet

Başsavcılığında hazır bulundurulması talimatı verilmiştir. Cumhuriyet

Başsavcılığı olaylarla ilgili açılmış soruşturma var ise soruşturma dosyasının

onaylı suretlerinin de evraka eklenmesini istemiştir.

17. Cumhuriyet Başsavcılığının anılan taleplerine ilişkin olarak

on üç adet DVD ile üç polisin kimlik bilgileri Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

16/4/2014 tarihinde şüpheli sıfatıyla beyanları alınan polisler, suçlamaları

kabul etmemiş; başvurucuya orantılı güç kullandıklarını ve hakarette

bulunmadıklarını belirtmişlerdir.

18. Olaya ilişkin görüntü kayıtlarının bulunduğu on üç adet DVD

incelenmek için bilirkişiye tevdi edilmiş ve bilirkişi 9/6/2014 tarihinde

raporunu sunmuştur. Anılan raporda başvurucunun saat 14.39'da Kızılay

Meydanı'nda yol ortasına oturarak elindeki flamayı salladığı, sonra üç polisin

gelerek başvurucuyu kolundan tutarak yerden aldığı, başvurucunun polislere

direndiği, diğer polislere yardıma gelen bir polise tekme savurduğu ve

bağırarak eylemine devam ettiği belirtilmiştir. Bununla birlikte başvurucunun

bir polise tekme savurduğu ancak polislerin başvurucuya karşı herhangi bir darp

eyleminin bulunmadığı tespit edilmiştir. Anılan görüntüler soruşturma

dosyasından getirtilerek Anayasa Mahkemesi tarafından izlenmiş ve bilirkişi

raporu ile uyumlu olduğu görülmüştür.

19. Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma dosyasındaki evrakı

inceledikten sonra 25/8/2014 tarihinde şüpheli polisler hakkında kovuşturma

yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:

"...

Soruşturma evrakı ve alınan müştekiye ait adli

tıp raporu içeriğinden olay sırasında polis memurlarına fiili olarak direnen ve

saldırıda bulunan Mehmet MUTLU'nun etkisiz hale

getirilerek yakalama işlemi yapıldığı sırada adli tıp raporunda belirtildiği

şekilde basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif şekilde

yaralandığının anlaşıldığı,

PVSK 16/1. Maddeye göre polisin, görevini

yerine getirirken herhangi bir direnişle karşılaşması halinde zor kullanma

yetkisi mevcuttur şeklinde hüküm bulunduğu, şüpheli polis memurlarının

eyleminin hukuki sınırlar içersinde kaldığı, Mehmet MUTLU'yu darp ettiklerine ve hakaret ettiklerine ilişkin

iddia dışında somut delil bulunmadığı anlaşıldığından şüpheliler hakkında müsnet suçtan kovuşturma yapılmasına yer olmadığına,

... [karar verildi]"

20. Anılan karara yapılan itiraz, Ankara 6. Sulh Ceza

Hâkimliğinin 9/10/2014 tarihli kararı ile reddedilmiştir. Karar, başvurucuya

23/10/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

21. Başvurucu 21/11/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

22. Protesto gösterisine ilişkin olarak başvurucu hakkında

başlatılan adli soruşturmanın akıbetine ilişkin olarak başvurucu herhangi bir

bilgi ve belge sunmamıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

23. 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşleri Kanunu’nun 10. maddesi şöyledir:

"(Değişik fıkra: 03/08/2002 - 4771

S.K./5. md.) Toplantı yapılabilmesi için, düzenleme

kurulu üyelerinin tamamının imzalayacakları bir bildirim, toplantının

yapılmasından en az kırksekiz saat önce ve çalışma

saatleri içinde, toplantının yapılacağı yerin bağlı bulunduğu valilik veya

kaymakamlığa verilir.

Bu bildirimde;

a) Toplantının amacı,

b) Toplantının yapılacağı yer, gün, başlayış

ve bitiş saatleri,

c) Düzenleme kurulunun başkan ile üyelerinin

açık kimlikleri, meslekleri ikametgahları ve varsa çalışma yerleri,

Belirtilir ve bildirime yönetmelikte

gösterilecek belgeler eklenir.

Bu bildirim karşılığında gün ve saati gösteren

alındı belgesi verilmesi zorunludur.

Bu

bildirim, valilik veya kaymakamlıkça kabul edilmez veya karşılığında alındı

belgesi verilmez ise keyfiyet bir tutanakla tespit edilir. Bu halde noter

vasıtasıyla ihbar yapılır. İhbar saati bildirimin verilme saati sayılır.

Aynı

yerde, aynı gün toplantı yapmak üzere ayrı ayrı düzenleme kurullarınca bildirim

verilmişse ilk verilen bildirim geçerlidir. Diğerlerine durum hemen yazılı

olarak bildirilir."

24. 2911 sayılı Kanun’un 22. maddesi şöyledir:

"Genel yollar ile parklarda, mabetlerde,

kamu hizmeti görülen bina ve tesislerde ve bunların eklentilerinde ve Türkiye

Büyük Millet Meclisine bir kilometre uzaklıktaki alan içinde toplantı yapılamaz

ve şehirlerarası karayollarında gösteri yürüyüşleri düzenlenemez.

Genel meydanlardaki toplantılarda, halkın ve

ulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak üzere valilik ve kaymakamlıklarca

yapılacak düzenlemelere uyulması zorunludur."

25. 2911 sayılı Kanun’un 24. maddesi şöyledir:

" (Değişik fıkra: 02/03/2014-6529

S.K./10. md) Kanuna uygun olarak başlayan bir toplantı veya gösteri yürüyüşü, daha

sonra 23 üncü maddede belirtilen kanuna aykırı durumlardan bir veya birkaçının

vuku bulması sebebiyle, Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşü hâline

dönüşürse:

a) Düzenleme kurulu veya kurul başkanı

toplantı veya gösteri yürüyüşünün sona erdiğini topluluğa ilan eder ve durumu

derhâl yetkili kolluk amirine bildirir.

b) Düzenleme kurulunun veya kurul başkanının

bu görevi yerine getirmemesi hâlinde, durum yetkili kolluk amiri tarafından

mahallin en büyük mülki amirine bildirilir. Mahallin en büyük mülki amiri

tarafından toplantının sona erdirilip erdirilmeyeceğine dair karar alınır.

c) Mahallin en büyük mülki amiri, yazılı veya

acele hâllerde sonradan yazı ile teyit edilmek kaydıyla sözlü emirle, mahallin

güvenlik amirlerini veya bunlardan birini görevlendirerek olay yerine gönderir.

Bu

amir, topluluğa Kanuna uyularak dağılmalarını, dağılmazlarsa zor

kullanılacağını ihtar eder. Topluluk dağılmazsa zor kullanılarak

dağıtılır.(Mülga cümle: 02/03/2014-6529 S.K./10. md)

Birinci

fıkrada düzenlenen durumlarda güvenlik kuvvetlerine karşı fiili saldırı veya

mukavemet veya korudukları yerlere ve kişilere karşı fiili saldırı hali

mevcutsa, ihtara gerek olmaksızın zor kullanılır.

Toplantı ve gösteri yürüyüşüne 23 üncü madde

(b) bendinde yazılı silah, araç, alet veya maddeler veya sloganlarla

katılanların bulunması halinde bunlar güvenlik kuvvetlerince uzaklaştırılarak

toplantı ve gösteri yürüyüşüne devam edilir. Ancak, bunların sayıları ve

davranışları toplantı veya gösteri yürüyüşünü Kanuna aykırı addedilerek dağıtılmasını

gerektirecek derecede ise yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.

Toplantı ve gösteri yürüyüşüne silah, araç,

alet veya maddeler veya sloganlarla katılanların tanınması ve

uzaklaştırılmasında düzenleme kurulu güvenlik kuvvetlerine yardım etmekle

yükümlüdür.

Toplantı veya gösteri yürüyüşlerinin Kanuna

aykırı olarak başlaması hallerinde; güvenlik kuvvetleri mensupları, olayı en

seri şekilde mahallin en büyük mülki amirine haber vermekle beraber, mevcut

imkanlarla gerekli tedbirleri alır ve olaya müdahale eden güvenlik kuvvetleri

amiri, topluluğa dağılmaları, aksi halde zor kullanılarak dağıtılacakları

ihtarında bulunur ve topluluk dağılmazsa zor kullanılarak dağıtılır."

26. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet

Kanunu’nun 16. maddesi şöyledir:

“Polis, görevini yaparken direnişle

karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor

kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin

mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde

kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı

veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı

su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve

atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye

devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.

Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar

yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir

saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237

sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde

savunmada bulunur.

Polis;

a) Meşru savunma hakkının kullanılması

kapsamında,

b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak

etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve

kıracak ölçüde,

c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla getirme

kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde

şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde,

silah kullanmaya yetkilidir.

Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında

silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde "dur" çağrısında

bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı

amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla

ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak

amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.

Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak

amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla

saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye

karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş

edebilir. “Polis, görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi

kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin

mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde

kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı

veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı

su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve

atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye

devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.

Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar

yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak müdahale

edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve gereçler

müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir

saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237

sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde

savunmada bulunur.

Polis;

a) Meşru savunma hakkının kullanılması

kapsamında,

b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak

etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve

kıracak ölçüde,

c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla

getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde

şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde,

silah kullanmaya yetkilidir.

Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında

silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde "dur" çağrısında

bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı

amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla

ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak

amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.

Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak

amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla

saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye

karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş

edebilir."

27. İçişleri Bakanlığının yayımladığı 25/8/2011 tarihli

Toplumsal Olaylarda Görevlendirilen Personelin Hareket Usul ve Esaslarına Dair Yönerge'de toplantı ve gösteri yürüyüşleri ile ilgili

olarak hazırlanması gereken planlar, bu planların uygulanmasında gözönünde bulundurulacak esaslar, toplantı ve gösteri

yürüyüşleri öncesinde alınması gereken tedbirler, kanuna aykırı toplantı ve

gösteri yürüyüşlerine müdahale sırasında uygulanacak taktik, düzen ve genel

prensipler ile müdahale sonrasında yapılması gereken işlemler belirlenmiştir.

B. Uluslararası Hukuk

1. Kötü Muamele Yasağı

Yönünden

28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi

şöyledir:

“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya

işlemlere tabi tutulamaz.”

29. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 3. maddesi

ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların en

temel değeri olduğunu vurgulamıştır. Terörizmle ya da organize suçla mücadele

gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme'nin -mağdurların davranışlarından bağımsız

olarak- işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerden men

ettiği belirtilmiştir. Kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15. maddesinde

belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir

istisnaya yer vermediği içtihatlarda hatırlatılmıştır (Birçok karar arasından

bkz. Selmouni/Fransa, B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95;

Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, §

119).

30. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunu

söyleyebilmek için eylemin "minimum ağırlık eşiği"ni

aşması beklenir (Birçok karar arasından bkz. Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02,

6/3/2007 §§ 35-37; Gafgen/Almanya

[BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No: 13134/87, 25/3/1993 § 30).

Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki

saik de eklenebilir (Aksoy/Türkiye,

B. No: 21987/93, 18/12/1996, § 64; Eğmez/Kıbrıs,

B. No: 30873/96, 21/12/2000, § 78; Krastanov/Bulgaristan, B. No: 50222/99, 30/9/2004, § 53). Ayrıca kötü

muamelenin heyecanın ve duyguların yükseldiği bağlamda meydana gelip

gelmediğinin tespiti de (Eğmez/Kıbrıs,

§ 53; Selmouni/Fransa [BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999,

§ 104) dikkate alınması gereken diğer faktörlerdir.

31. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin “tartışılabilir” ve “makul

şüphe uyandıran” kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma yükümlülüğü

getirdiğine dikkat çekmektedir (Birçok karar arasından bkz. Labita/İtalya, § 131;

Tepe/Türkiye, B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’in içtihadında tanımlanan etkinlik için minimum

standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını ve

yetkili makamların titizlikle ve çabuklukla çalışmasını gerektirmektedir

(Birçok karar arasından bkz. Mammadov/Azerbaycan,

B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73; Çelik ve İmret/Türkiye, B. No: 44093/98, 26/10/2004, §

55).

32. Devletin bireyleri koruma yükümlülüğü sadece esasa ilişkin

olmayıp usule ilişkin boyutu da içermektedir. Usule ilişkin yükümlülükler, Sözleşme’de düzenlenen hakların teorik veya hayali olmayıp

etkili ve uygulanabilir olmasının zorunlu bir sonucudur. Aksi takdirde polis

veya diğer kamu görevlileri tarafından yapıldığı ileri sürülen kötü muamele

yasağının ihlali iddialarının soruşturulması, kötü muamele yasağının temel ve

mutlak niteliğine rağmen uygulamada etkisiz kalacak ve bazı durumlarda devlet

görevlilerinin cezasız kalmasına yol açacaktır (Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, B. No: 24760/94, 28/10/1998, §

102; Labita/İtalya, §§ 131-136).

33. AİHM, insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialarda

soruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini ancak

iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usulle

soruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Saçılık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05,

45001/05, 5/7/2011, §§ 90, 91).

2. Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşü Düzenleme Hakkı Yönünden

34.Sözleşme’nin "Toplantı

ve dernek kurma özgürlüğü" kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:

“1. Herkes barışçıl olarak toplanma ve dernek

kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla başkalarıyla

birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da içerir.

2. Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen

ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması,

kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar

dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk

kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarda anılan haklarını

kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir.”

35. AİHM, Sözleşme'nin 11. maddesinde düzenlenen barışçıl

toplanma özgürlüğünün geniş anlamda örgütlenmeyi, yürüyüş veya gösteriye

katılmayı (Irkçılığa ve Faşizme Karşı

Hristiyanlar/Birleşik Krallık, B. No: 8440/78, 16/7/1980),

hareketsiz toplanmaları ve oturma eylemlerini (G./Almanya,

B. No: 13079/87, 6/3/1989), resmî veya gayriresmî

özel veya herkese açık organizasyonları kapsadığını kabul etmektedir.

36. Sözleşme'nin 11. maddesi "barışçıl" toplanmaları

koruma altına almaktadır. 11. maddenin kapsamının bu temel sınırlaması, şiddet

kullanma niyetinde olan kişilerin katıldığı veya düzenlediği gösterileri

barışçıl toplanma kavramı dışında bırakmaktadır (Stankov ve Birleşik Makedonya Örgütü Ilinden/Bulgaristan,

B. No: 29221/95 ve 29225/95, 2/10/2001, § 77; Birleşik

Makedonya Örgütü Ilinden ve Ivanov/Bulgaristan,

B. No: 44079/98, 20/10/2005, § 99).

37. AİHM, 11. maddede korunan haklara keyfî müdahalenin

engellenmesi için taraf devletlerin negatif yükümlülüğünün olduğunu

belirtmiştir (Wilson, Gazeteciler Ulusal

Birliği ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 30668/96, 30671/96 ve

30678/96, 2/7/2002, § 41). Bu müdahale etmeme yükümlülüğünün istisnası 11.

maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sınırlama sebepleridir.

38. Toplanma hakkının barışçıl niteliği genel olarak bir bütün

hâlinde değerlendirilerek ortaya konulmalıdır. Bunun dışında toplantı veya gösteri

yürüyüşüne katılanların bir kısmının şiddete başvurması diğerleri açısından bu

hakka müdahaleyi meşru kılmaz (Ezelin/Fransa,

B. No: 11800/85, 26/4/1991, § 41). Bir toplantı ve gösteri yürüyüşünün yasa

dışı olması veya yasalara aykırı olarak düzenlenmesi de tek başına toplantı

veya yürüyüşün barışçıl niteliğini ortadan kaldırmaz (Oya Ataman/Türkiye, § 39). Dolayısıyla

halka açık yerde yapılan her türlü gösterinin günlük hayatın akışında belli bir

karışıklığa sebep olabileceği ve düşmanca tepkilere yol açabileceği açıktır. Bu

durumların varlığı toplantı hakkının ihlal edilmesini haklı gösteremez (Achouguian/Ermenistan, B. No: 33268/03, 7/7/2008, §

90; Berladir ve

diğerleri/Rusya, B. No: 34202/06, 10/7/2012, §§ 38-43; Disk ve Kesk/Türkiye,

B. No: 38676/08, 27/11/2012, § 29).

39. Diğer taraftan toplantı hakkındaki “sınırlama” kavramı,

ifade özgürlüğünde olduğu gibi sadece hakkın kullanılmasından önceki bazı

önleyici tedbirleri değil hakkın kullanılması sırasında veya kullanıldıktan

sonra yapılan muameleleri de kapsar (Ezelin/Fransa,

§ 39).

40. AİHM, gösterileri engellemek amacıyla güvenlik güçleri

tarafından yapılan sert müdahalenin şeklinin, kullanılan araçların ve bu

müdahalenin orantılılığının barışçıl gösterilere meşru olarak katılmak

isteyenler üzerinde caydırıcı etki yapacağını belirtmiştir (Süleyman Çelebi ve diğerleri/Türkiye, B.

No: 37273/10 vd., 24/5/2016, § 116).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

41. Mahkemenin 18/4/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

42. Başvurucu; Gezi Parkı olayları esnasında yaralanan Berkin

Elvan'ın vefatı üzerine 12/3/2014 tarihinde değişik sivil toplum kuruluşlarının

basın açıklaması yapmak üzere Ankara Kızılay'da toplanma çağrısına uyarak

gösteri yürüyüşüne katıldığını, trafiği kapatmaksızın sessiz oturma eylemi

yaptığı sırada polis tarafından yakalandığını ve darbedildiğini,

kendisine sinkaflı küfürler edildiğini, gözlüğünün

kırıldığını, buna ilişkin şikâyetiyle ile ilgili yapılan soruşturmanın eksik ve

hatalı olarak kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile sonuçsuz bırakıldığını

belirterek kötü muamele yasağı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüş ve soruşturmanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur.

2. Değerlendirme

43. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

Başvurucu tarafından Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı ile bağlantı kurularak ileri sürülen iddiaların Anayasa’nın

17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağı

kapsamında olduğu değerlendirilmiş ve inceleme bu kapsamda yapılmıştır.

44. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan

haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

45. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü

muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

46. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkına sahip olduğu, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır.

Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır.

Üçüncü fıkrasında da kimseye “işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin

“insan haysiyetiyle bağdaşmayan” ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm

altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri,

B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).

47. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 81).

48. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın 5. maddesiyle

birlikte devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanması beklenemez. Bu

bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle desteklenmelidir.

İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için soyut iddiaya dayanan

şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki bir kanıt

yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilmemiş

birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar değerlendirilirken

ilgililerin süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 95).

49. Aynı şekilde bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın somut koşulları

dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin süresi, bedensel

ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler

önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç dikkate alınmalıdır.

Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun olduğu bir anda meydana

gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 83).

50. Belirtilmelidir ki Anayasa'nın 17. maddesi, bir yakalamayı

gerçekleştirmek için güç kullanımını yasaklamamaktadır. Ancak bu tür bir güç,

sadece kaçınılmaz ve asla aşırı olmamak kaydıyla kullanılabilmektedir. Ayrıca

kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak

kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu neviden fiiller prensip olarak

Anayasa'nın 17. maddesinde belirtilen yasağı ihlal edecektir. Buna göre

yakalama sırasında kötü muamele yapıldığı iddiaları değerlendirilirken güç

kullanmayı gerektiren bir durumun olup olmadığı ve kullanılan gücün orantılı

olup olmadığı gözetilmelidir (Gülşah Öztürk

ve diğerleri, B. No: 2013/3936, 17/2/2016, § 52).

51. Sadece sınırları belli bazı durumlarda güvenlik güçleri

tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul

edilebilmektedir. Bu kapsamda, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yakalamayı

gerektiren durumlarda ve gösteriye katılanların kendi tutumundan dolayı

fiziksel güce başvurmak mümkündür. Ancak bu durumda dahi bu tür bir güce sadece

kaçınılmaz hâllerde ve orantılı olmak koşuluyla başvurulabilir (Ali Rıza

Özer ve diğerleri [GK], B.

No: 2013/3924, 6/1/2015, § 82)

52. Somut olayda başvurucu, Gezi Parkı olayları olarak bilinen

olaylar sırasında yaralanan Berkin Elvan'ın vefatı üzerine düzenlenen basın

açıklaması ve gösteri yürüyüşüne katılarak, trafiği kapatmaksızın sessiz oturma

eylemi yapması üzerine polisin haksız ve orantısız olarak müdahalede

bulunduğunu ve kendisini gözaltına aldığını ileri sürmüştür. Başvurucunun

gözaltına alınmasına ilişkin emniyet tutanaklarında başvurucunun eylem

sırasında Kızılay Meydanı'nda trafik akarken kavşağın ortasına oturup elindeki

flamayı sallayarak tek başına oturma eylemi yaptığı ve bunun üzerine kendisine

müdahale edilerek gözaltına alındığı belirtilmiştir.

53. Başvurucu, gözaltına alındıktan sonra aynı gün içinde

serbest bırakılmıştır. Adli giriş-çıkış raporlarına göre sağ el bileği iç

yüzeyinde ve sol el bileği dorsal yüzeyinde 7-8 cm

uzunluğunda lineer tarzda hiperemik cilt lezyonu, sol

kaş lateral kısmında 1 cm'lik

hiperemik cilt erezyonu,

ağız içinde sağ bukkal bölgede mukoza defektleri, sol diz bölgesi iç kısmında 1x1 cm'lik hiperemi saptanmıştır. Bu

raporlar kapsamında Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğü, 20/5/2014 tarihli raporunda

başvurucunun yaralanmasının kişinin yaşamını tehlikeye sokan bir durum olmadığı

ve basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde, hafif nitelikte olduğu

sonucuna ulaşılmıştır.

54. Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucunun 18/3/2014 tarihinde

beyanını almış ve soruşturma sonucunda güvenlik güçlerinin müdahalesinin yasal

zor kullanma yetkisinin kullanılması ve sınırları kapsamında kaldığının kabulü

ile takipsizlik kararı vermiştir (bkz. § 20). Bahse konu kararda, başvurucunun

yaralanmasının müdahale dışında başka bir olaydan kaynakladığına dair herhangi

bir iddia değerlendirilmemiştir. Dolayısıyla başvurucunun yaralanmasının

güvenlik güçlerinin yakalama ve gözaltı için müdahalesi ile gerçekleştiği

konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu durumda Anayasa Mahkemesince

incelemesi gereken husus polisin müdahalesinin gerekli olup olmadığı ve gerekli

ise ölçülü olup olmadığıdır.

55. Somut olayda, başvurucunun kötü muamele iddialarına konu

yaralama ve hakaret iddialarının polisin gözaltına alma işlemi esnasında

meydana geldiği hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Bununla

birlikte başvurucu, yaralanmasına ilişkin olarak gözaltı giriş çıkış

raporlarına (bkz. § 12) ve Ankara Adli Tıp Şube Müdürlüğünün hazırladığı rapora

(bkz. § 16) itiraz etmemiştir. Öte yandan başvurucu, polisin hakaret ettiğine

ve gözlüğünü kırdığına ilişkin olarak iddialarını incelemeye değer kılacak

herhangi bir delil ortaya koymamıştır. Dolayısıyla başvurucunun iddiaları, kötü

muamele iddialarının polisin başvurucuyu gözaltına alması sırasında

gerçekleştiğinin kabulü ve maddi sonuçları açısından herhangi bir ihtilaf

tespit edilemeyen olaylar çerçevesinde incelenmiştir (Benzer bir değerlendirme

için bkz. Gülşah Öztürk ve diğerleri,

§ 54) .

56. Başvurucu, değişik sivil toplum örgütlerinin çağrısı

kapsamında Berkin Elvan'ın ölümüyle ilgili yapılan gösterilere katılmıştır.

Başvurucunun gösteriye ne zaman katıldığı tespit edilememiş olmasına rağmen (Bu

konuda başvurucunun herhangi bir iddiası olmadığı gibi soruşturma dosyasında da

herhangi bir tespitte bulunulmamıştır.) Ankara Emniyet Müdürlüğünün olaya

ilişkin tutanaklarına göre 11.20 sıralarında katılımcılar Kızılay Güvenpark'ta

toplanmaya başlamışlardır. 11.50'den sonra grup içinde bulunan sendika ve oda

yöneticileri, yönetim kurulu üyeleri açıklamalarda bulunmuşlardır. Saat 13.55'e

kadar değişik gruplarda protesto yürüyüşleriyle gösteriye katılmış Güvenpark'ta

bekleyen kişi sayısı 2.000'e ulaşmıştır.

57. Saat 14.20'de polisin dağılın uyarılarına uymayan ve

dağılmamakta ısrar ederek yolu trafiğe açmayan ve polislere sapan, dolu soda

şişesi, taş, sopa, havai fişek gibi cisimlerle saldıran göstericilere tazyikli

su ve gaz sıkılmak suretiyle müdahale edildiği belirtilmiştir. Tutanaklara göre

daha küçük gruplara ayrılan göstericiler özel binalara ve kamuya ait binalara,

araçlara ve işyerlerine zarar vererek kontrolsüz bir şekilde kaçmaya

başlamışlardır. Saat 15.30'da yaklaşık 200 kişilik eylemci bir grubun tekrar

toplanarak yolu araç trafiğine kapatarak eylemlerini sürdürmekte ısrar etmeleri

üzerine gruba müdahale edilmiştir.

58. Anılan olaylar esnasında eylemlerini sonlandırmayan yolu

trafiğe kapatarak kamu düzenini bozan ve güvenliği tehlikeye sokarak ateş

yakarak yollara barikat kuran ve eylemlerini sonlandırmayan 114 kişi zor

kullanmak suretiyle yakalanarak emniyet müdürlüğüne götürülmüştür. Eylemciler

tarafından kamu aracı ve özel araç, bina ve işyerlerine zarar verildiği gibi

iki polis memurunun da yaralandığı belirtilmiştir.

59. Polis tutanaklarına göre yukarıda ifade edilen olaylar

esnasında saat 14.39'da başvurucu Kızılay Meydanı'nda Atatürk Bulvarı üzerine

tek başına oturarak elindeki flamayı sallamaya başlamıştır. Başvurucu, kamera

görüntülerinde de tespit edilen yoğun trafik akışı devam ederken tek başına

oturma eylemi yapmaya başladıktan sonra polis tarafından başvurucuya müdahale

edilerek yoldan kaldırılmaya çalışılmıştır. Bu sırada başvurucunun yoldan

kalkmamakta ısrar etmesi üzerine başvurucu polisler tarafından taşınarak yoldan

uzaklaştırılmış ve başvurucuya gözaltı işlemi uygulanmıştır. Başvurucu, yardıma

gelen bir polise de tekme savurmuştur. Bu tespitler kamera kayıtları ve

bilirkişi raporunda açıkça görülmektedir.

60. Toplanma özgürlüğünün kullanımından kaynaklı kamu düzenine

yönelik tehditlerin gerçeklik değeri taşıması hâlinde yetkili makamların bu

tehditleri bertaraf edecek tedbirleri alabilecekleri kabul edilmelidir. Alınan

tedbirler, durumun özelliklerine ve gerekliliklerine göre değişiklik

gösterebilir. Bu nedenle devletin bu konuda yapacağı düzenleme ve uygulamalarda

belli bir takdir alanına sahip olduğunun kabulü gerekir. Alınan bu tedbirlere

aykırı, barışçıl olmayan toplantılar düzenlenmesi, bu tür toplantılara katılınması veya bu tür toplantılarda suçlar işlenmesi

hâlinde de cezalar verilebilir (Eğitim ve

Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 81; toplanma hakkına kamu

düzeninin bozulması nedeniyle yapılan bir müdahalenin demokratik toplumda

gerekli olduğuna karar verildiği bir başvuru için bkz. Gülşah Öztürk ve diğerleri, §§ 76-86).

61. Güvenlik güçlerinin aldığı tedbirler kapsamında gösteriye

müdahalenin gerekliliği değerlendirilirken gözetilmesi gereken en önemli husus

gösterinin barışçıl olup olmadığının tespit edilmesidir. Gösterinin barışçıl

olup olmadığı hususu kötü muamele yasağı kapsamında güvenlik güçlerinin

müdahalesinin gerekliliği için önemli bir kriter olmakla birlikte barışçıl

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı kapsamında bir eylem olup olmadığı

açısından da gözetilmesi gereken bir husustur. Anayasa'nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 34. maddesinin kesiştiği bu alanın belirlenmesi önemlidir.

62. Öte yandan "Temel

hak ve hürriyetler, kişinin topluma, ailesine ve diğer kişilere karşı ödev ve

sorumluluklarını da ihtiva eder." biçimindeki Anayasa'nın 12.

maddesinin ikinci fıkrası, kişilerin temel hak ve hürriyetleri kullanırlarken

sahip oldukları ödev ve sorumluluklara gönderme yapar. Anayasa'nın 12. maddesi,

hak ve özgürlükler ile ödev ve sorumluluklar arasında içsel olarak var olan

bağlantıyı vurgulamaktadır. Ödev ve sorumluluklar, somut başvurudaki gibi ödev

ve sorumluluğunu yerine getirmediği iddia edilen kimselerin bir temel hak veya

özgürlüğünün kısıtlanmasına ilişkin şikâyetlerinde özellikle önem taşımaktadır.

Anayasa Mahkemesi, kendisine yapılan şikâyetlerin çözümlenmesi sırasında,

bireylerin sahip olduğu ödev ve sorumlulukları gözönünde

bulundurur. Bireylerin hak ve özgürlüklerinden tümüyle yararlanmaları, sahip

oldukları hak ve özgürlüklerin gerektirdiği ödev ve sorumluluklara uygun

davranmaları ile bağlantılı olduğunun kabul edilmesi gerekir.

63. Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasındaki düzenleme ile

12. maddesindeki düzenleme, toplanma hakkı kapsamında barışçıl amaçlarla

yapılan bir eyleme hiçbir şekilde müdahale edilemeyeceği anlamı taşımamaktadır.

Barışçıl amaçlarla düzenlenen eylemler açısından da kamu düzeninin ciddi bir

şekilde bozulması veya bozulma ihtimalinin bulunması somut olayın şartları da

gözetilerek güvenlik güçlerinin müdahalesini haklı kılabilir. Somut olayın

şartları açısından devletin takdir alanının bulunduğu unutulmamalıdır. Ancak

her durumda müdahalenin orantılı olması gerekmektedir.

64. Başvuru konusu olayda polisin zor kullanma yetkisini, başka

bir ifade ile güç kullanmasını gerektiren bir durum olup olmadığı

değerlendirilirken öncelikle başvurucunun olay esnasındaki tutumu esas

alınmalıdır. Bu değerlendirmede başvurucunun gözaltına alınmasının gerekip

gerekmediği kötü muamele yasağının incelemesi açısından önemli değildir.

Nitekim tek başına gözaltına alma kötü muamele yasağının ihlali olarak

değerlendirilemez. Ancak olayın şartları çerçevesinde gözaltına alınma; kişinin

konumu, gözaltına alındığı yer ve zaman açısından bir kötü muamele

oluşturabilir.

65. Başvurucunun diğer göstericilerden ayrılarak tek başına yoğun

trafik akışı olan Atatürk Bulvarı üzerinde oturma eylemine başlaması hem

kendisinin hem de araç sürücülerinin güvenliğini tehlikeye atmıştır. Bu şekilde

sorumsuz hareketlerle can ve mal güvenliği için risk oluşturan eylemlere karşı

polisin müdahale etmesi beklenen makul bir durumdur. Başvurucunun trafiği

kapamadığına yönelik iddiaları yaptığı eylemi meşrulaştıracak bir durum olarak

kabul edilemez. Kamu düzeninin bu şekilde bozulması diğer kişiler açısından

katlanılması gereken bir rahatsızlık olarak değerlendirilemez.

66. Öte yandan başvurucu, polisin kendisini yoldan kaldırma

çabasına karşı direnerek karşı durmaya çalışmış ve yardıma gelen bir polise de

tekme savurmuştur. Bunun üzerine polis tarafından zor kullanma yetkisinin

gerekli olduğu açıktır. Kamera kayıtları ve bilirkişi raporu incelendiğinde

kullanılan gücün başvurucunun direncini kırmaktan öte olduğu görülmemiştir.

Başvurucunun alınan doktor raporunda hiperemi ve

lezyondan bahsedilmiş ise de söz konusu yaraların el, kol ve diz bölgesinde olduğu

açıktır. Dolayısıyla Adli Tıp raporunda belirtilen yaraların polisin

başvurucuyu gözaltına almak için güç kullanması sonucu ortaya çıkması muhtemel

yaralar ile uyumlu olduğu söylenebilir. Her ne kadar başvurucu, kameraların

olmadığı bir alanda daha sonra polislerin kendisini darbettiğini

ileri sürmüş ise de yaraların mahiyetinin iddialarını doğrular nitelikte

olmadığı açıktır. Dolayısıyla başvurucuların yaralanması ile ilgili olarak

polisin kullandığı gücün Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlaline

neden olacak şekilde gereksiz ve ölçüsüz olduğu söylenemez.

67. Açıklanan gerekçelerle başvurucuya yapılan müdahale ile

Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele

yasağının maddi boyutunun ihlal edilmediği sonucuna varılmıştır.

68. Öte yandan Anayasa’nın 17. maddesinin maddi boyutunun

ihlaline ilişkin asgari eşiğin aşılmadığı yönünde varılan tespitler gözönünde bulundurulduğunda (bkz. §§ 57-67) anılan maddenin

usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddiaların ayrıca incelenmesine gerek

görülmemiştir (Benzer yöndeki karar için bkz. Gülşah

Öztürk ve diğerleri, § 61).

B. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

69. Başvurucu; Gezi Parkı olayları esnasında yaralanan Berkin

Elvan'ın vefatı üzerine 12/3/2014 tarihinde değişik sivil toplum kuruluşlarının

basın açıklaması yapmak için Ankara Kızılay'da toplanma çağrısına uyarak

gösteri yürüyüşüne katıldığını, trafiği kapatmaksızın sessiz oturma eyleminin

polisin ölçüsüz müdahalesi ile dağıtıldığını ve bu esnada kendisine fiziksel

müdahalede bulunulduğunu belirterek Anayasa'nın 26. maddesinde düzenlenen ifade

özgürlüğü ve 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüş ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

2. Değerlendirme

70. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

Başvurucu tarafından Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade

özgürlüğü ile bağlantı kurularak ileri sürdüğü iddiaların Anayasa’nın 34.

maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı

kapsamında olduğu değerlendirilmiş ve inceleme bu kapsamda yapılmıştır.

71. Anayasa’nın 34. maddesi şöyledir:

“Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve

saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak,

milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve

genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve

kanunla sınırlanabilir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda

gösterilir.”

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

72. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına yönelik iddialar

açısından toplantıya yapılan müdahalelere ve müdahale sonucundaki yaralanmalara

ilişin olarak adli makamlara yapılacak şikâyetleri, bir bütün hâlinde toplantı

ve gösteri yürüyüşü hakkı ile kötü muamele yasağına ilişkin başvuru olarak

kabul etmek gerekir (Benzer yöndeki karar için bkz. Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 94). Nitekim

bir toplantı ve gösteri yürüyüşüne polisin müdahalesi ile meydana gelen

sonuçlar açısından kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkının aynı anda ihlal edilmesi mümkündür. Mevcut başvuru gibi

şikâyetlerde, kötü muamele yasağı ile toplantı hakkını birbirinden ayırmanın

zorluğu bireysel başvuruda bulunabilmek için her iki hak için ayrı ayrı başvuru

yolu gösterilmesini anlamsız kılmaktadır. Nitekim başvurucunun kötü muamele

yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik yapılan

müdahalelere dair şikâyetinde iki iddia birlikte ileri sürüldüğünden Cumhuriyet

Başsavcılığı soruşturmayı aynı temelde incelemektedir. Bu nedenle her iki hak

için ayrı yargılama mercilerine başvurulmasını beklemek hak ihlali iddiasına

konu olayların aydınlatılmasında ve hakların özünün korunmasında yetersiz ve

gereksiz bir sonuca yol açabilecektir (Onur

Cingil, B. No: 2013/7836, 16/4/2015, § 61).

73. Bu nedenle mevcut başvuru gibi toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkı ile kötü muamele yasağının aynı müdahale kapsamında ihlal

edildiğine ilişkin başvurularda, kötü muamele yasağına neden olduğu iddia

edilen müdahaleyi gerçekleştirenlere karşı Cumhuriyet başsavcılığına yapılan

şikâyet tüketilmesi gereken başvuru yolu olarak kabul edilmektedir (Onur Cingil, § 62).

74. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

75. Anayasa'nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkı, bireylerin ortak fikirlerini birlikte savunmak ve

başkalarına duyurmak için bir araya gelebilme imkânını korumayı amaçlamaktadır.

Dolayısıyla bu hak, Anayasa'nın 25. ve 26. maddelerinde düzenlenen ifade

özgürlüğünün özel bir biçimidir. İfade özgürlüğünün demokratik ve çoğulcu bir

toplumdaki önemi, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı için de

geçerlidir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı çoğulcu demokrasilerin

gelişmesinde elzem olan farklı düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve

yayılmasını güvence altına almaktadır. Bu kapsamda kendine özgü özerk işlevine

ve uygulama alanına rağmen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ifade

özgürlüğü kapsamında değerlendirilmeli, dolayısıyla ifade özgürlüğünün siyasi

ve kamu yararını ilgilendiren konularda sınırlandırılmasının daha dar kapsamda

olması toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının uygulamasında da

gözetilmelidir. Bu sebeple demokratik bir toplumda güvence altına alınan temel

haklardan biri olan bu hak dar yorumlanmamalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 115).

76. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ve ifade

özgürlüğü, demokratik toplumunun en temel değerleri arasındadır. Demokrasinin

özünde açık bir tartışma ortamıyla sorunları çözebilme gücü yer almaktadır.

Şiddete teşvik ve demokrasinin ilkelerini ortadan kaldırma durumları dışında

toplantı ve ifade özgürlüğünün ortadan kaldırılmasına yönelik önleyici

nitelikli radikal tedbirler, yetkililerin eylemlerde kullanılan ifadeler ve

bakış açılarını şaşırtıcı ve kabul edilemez olarak değerlendirdiği ya da

eylemlerin yasa dışı olduğu durumlarda dahi demokrasiye zarar verir. Hukukun

üstünlüğüne dayalı demokratik bir toplumda mevcut düzene itiraz eden ve

barışçıl yöntemlerle gerçekleştirilmesi savunulan siyasi fikirlerin toplantı

özgürlüğü ve diğer yasal araçlarla ifade edilebilmesine imkân verilmelidir (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 117).

77. Anayasa'nın 34. maddesi; fikirlerin silahsız ve saldırısız,

başka bir ifade ile barışçıl bir şekilde ortaya konulabilmesi için toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını güvence altına almıştır. Kolektif bir

şekilde kullanılan bu hak, düşüncelerini ifade etmek isteyen kişilere şiddeti

dışlayan yöntemlerle düşünceleri açıklama imkânı vermektedir. Şiddet kullanma

niyetinde olan kişilerin katıldığı veya düzenlediği gösteriler barışçıl

toplanma kavramı dışında kalmaktadır. Bu kapsamda toplanma hakkının amacı

şiddete karışmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde ortaya koyan bireylerin

haklarının korunmasıdır (Ali Rıza Özer ve

diğerleri, § 118).

78. Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrası, bazı durumlarda

toplanma hakkının sınırlandırılabileceğini kabul etmiştir. Aynı şekilde

Sözleşme'nin 11. maddesinin ikinci fıkrasında da sınırlama nedenleri

öngörülmüştür. Bu kapsamda toplantı hakkına getirilecek her türlü sınırlamanın

Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca kanunla düzenlenmesi ön şarttır. Kanunun

öngördüğü durumlarda dahi bu hakka müdahalenin meşru amaçlar çerçevesinde

olması gerekmektedir. Meşru amaçlar, 34. maddede "millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel

sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması" olarak belirtilmiştir. Sözleşme'de

de benzer bir şekilde düzenleme yapılmıştır. Meşru amaçlar çerçevesinde kanun

ile yapılacak sınırlamalar dahi Anayasa'nın 13. maddesi gereğince Anayasa'nın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet'in gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Dolayısıyla toplantı hakkına müdahale

demokratik toplum için gereklilik arz etmelidir. Son olarak müdahale, meşru

amaçları gerçekleştirmek için ölçülü olmak zorundadır.

79. Ölçülülük kriteri, Anayasa'nın 34. maddesinde belirtilen

meşru amaçları gerçekleştirmek için gerekli görülen önlemler ile barışçıl

toplanma hakkı arasındaki dengenin sağlanıp sağlanamadığını tespit etmek için

kullanılmaktadır. Bu kriter, her somut olayın koşulları gözetilerek

değerlendirilmelidir.

80. Diğer taraftan toplantı hakkı çerçevesindeki

"sınırlama" kavramı, ifade özgürlüğünde olduğu gibi sadece hakkın

kullanılmasından önceki bazı önleyici tedbirleri değil hakkın kullanılması

sırasında veya kullanıldıktan sonra yapılan muameleleri de kapsar. Dolayısıyla

barışçıl bir gösteri sırasında yapılanlar veya gösteri sonrasında katılımcılara

yönelik soruşturma ve cezalandırmalar da toplantı hakkının kullanılmasını

sınırlayan davranışlar olarak kabul edilebilir (Osman Erbil, B. No: 2013/2394, 25/3/2015, §§ 70-72) .

81. Açıklanan ilkeler ışığında başvuruya konu olayda toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edilip edilmediğinin

değerlendirilmesinde öncelikle müdahalenin mevcut olup olmadığının, sonrasında

ise müdahalenin haklı sebeplere dayanıp dayanmadığının belirlenmesi

gerekmektedir.

i. Müdahalenin Varlığı

82. Başvurucu, Ankara Kızılay Meydanı'ndaki Atatürk Bulvarı'nda

oturma eylemi yapmış ve polis bu eylemi sonlandırarak başvurucuyu gözaltına almıştır.

Başvurucunun şiddete karıştığına yönelik bir bulgu bulunmadığı gözetildiğinde

barışçıl olmadığı söylenemeyecek eylemine karşı (bkz. § 60) yaralanmasına neden

olacak şekilde polisin fiziki müdahalede bulunması ve böylelikle gösteriye son

vermesi toplanma hakkına yönelik bir müdahale kabul edilmelidir.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

83. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci

fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanmadığı ve

Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe

Anayasa'nın 34. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu nedenle sınırlamanın

Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa'nın ilgili

maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa'nın sözüne

ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet'in gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

(1)Kanunilik

84. Başvuru konusu eylemde müdahalenin yasal dayanağı 2559

sayılı Kanun’un 16. maddesi ve 2911 sayılı Kanun’un 22. ve 24. maddeleridir.

2559 sayılı Kanun’un 16. maddesinde polisin hangi durumlarda zor ve silah

kullanabileceği, bunun hangi ölçüde olacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda polis,

görevini yaparken direnişle karşılaşması hâlinde bu direnişi kırmak amacıyla ve

ölçülü olarak zor kullanmaya yetkilidir. Bu yetki sadece polisin direnen

kişilere karşı bedensel kuvvet kullanmasını değil maddi güç kapsamında kelepçe,

cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fiziki engeller, polis

köpekleri ve atları gibi bazı araçların da kullanılmasını içerir. Diğer

taraftan Emniyet Genel Müdürlüğünün yayımladığı Yönerge'de

(bkz. § 28) toplumsal olaylara müdahalede gözetilecek hususlar ayrıntılı olarak

düzenlenmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 34. maddesinin ikinci fıkrası

kapsamında toplanma hakkının sınırlandırılmasında ve müdahale usulünde

izlenecek hususlarda gerekli yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bu sebeple somut

olayda toplanma hakkına müdahalenin “kanunilik” unsuru mevcuttur.

(2)Meşru Amaç

85. Toplantı ve gösteri yürüyüşüne yapılan bir müdahalenin meşru

olabilmesi için Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen "millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması" amaçlarına yönelik olması gerekir.

86. Eyleme yönelik müdahalenin hangi amaçla yapıldığına ilişkin

Cumhuriyet Başsavcılığının kararı incelendiğinde amacın kamu düzeninin

bozulmasını engellemek olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle başvuru konusu olayda

Anayasa’nın 34. maddesi gereğince polisin yaptığı müdahalenin meşru bir amaç

taşıdığı kabul edilmelidir.

(3)Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve

Ölçülülük

87. Başvurucunun toplanma hakkını kullanmasına müdahale

edilmesinin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı hususunda öncelikle

belirtilmesi gereken hükûmetin politikaları ile ilgili olarak bireylerin

tepkilerini barışçıl yöntemlerle ortaya koymalarının çoğulcu demokrasilerin

karakteristik özelliği olduğudur. Bu kapsamda siyasi konulardaki fikir

ayrılıklarında azınlık veya muhalif düşüncelerin kendini ifade edebilmesine

fırsat verilmesi demokratik bir devletin yükümlülüğüdür. Devletin barışçıl

amaçlarla yapılan toplantı düzenleme ve toplantıya katılma özgürlüğünü

korumakla kalmaması, ayrıca bu hakkın kullanımını engelleyen, makul olmayan

dolaylı sınırlamalar koymaması da gerekmektedir.

88. Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında kamu

otoritelerinin toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının sınırlandırılmasında

belirli bir takdir alanına sahip olduğu açıktır. Ancak bu takdir alanının

Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik

toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet'in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olarak kullanılmaması gerekir. Bu bağlamda toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına

ilişkin iddiaları incelerken Anayasa Mahkemesinin görevi, ilgili kamu

otoritelerinin takdir payını makul, dikkatli ve iyi niyet çerçevesinde kullanıp

kullanmadıklarını değerlendirmektir. Ayrıca şikâyete konu müdahaleyi bir bütün

olarak inceleyip meşru amacın gerçekleşmesine yönelik olarak müdahalenin amacın

gerçekleştirilmesi için ölçülü olup olmadığını ve müdahale gerekçelerinin

"ilgili ve yeterli" olup olmadığını belirlemektir. Böylelikle kamu

otoritelerinin şikâyete konu olayda aldıkları kararların Anayasa'nın 34.

maddesine uygun olup olmadığı tespit edilebilecektir.

89. Öte yandan barışçıl bir gösterinin güvenlik güçleri

tarafından dağıtılması tek başına toplanma hakkının ihlali olarak

değerlendirilemez (bkz. § 90). Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında

sayılan sınırlama nedenleri barışçıl toplantılarının sınırlandırılmasına

ilişkindir. Sınırlandırma kavramının sadece gösterinin engellenmesi olmayıp

devam etmekte olan bir gösterinin sonlandırılması ve buna karşı direnen

göstericilerin dağıtılmasını da kapsadığı konusunda herhangi bir tereddüt

bulunmamaktadır. Bu tür bir durumda Anayasa Mahkemesinin denetleyeceği ilk

husus, yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşünün hangi gerekçeyle sonlandırıldığı

ve kamu makamlarının bu yöndeki değerlendirmelerinin gerçeklik değeri taşıyıp

taşımadığı olacaktır(Krş. için bkz. Eğitim

ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri, § 88). Gerçeklik değeri

sadece Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan durumların

gerçekleşip gerçekleşmediğini değil bu yönde bir tehlikenin olup olmadığını da

kapsamaktadır.

90. Başvuru konusu olayda ilk olarak Anayasa Mahkemesinin

yalnızca usulüne uygun olarak tertip edilmemiş bir toplantının veya gösteri

yürüyüşünün varlığını temel hak ve özgürlüklere müdahale için yeterli kabul

edemeyeceği hatırlanmalıdır (Osman Erbil,

§§ 65, 66).

91. Gezi Parkı olayları sırasında yaralanan Berkin Elvan'ın

vefat etmesiyle ilgili olarak değişik sivil toplum kuruluşlarının basın

açıklaması yapmaları üzerine başvurucunun içinde bulunduğu grup gösteri

yürüyüşü yapmak istemiştir. Bu bağlamda başvurucunun içinde bulunduğu grubun

Gezi Parkı olayları sırasında meydana gelen bir olaya yönelik olarak muhalif

fikirlerini toplu olarak ifade etme çabası demokratik bir toplumda saygı ile

karşılanmalıdır. Dolayısıyla bu gibi durumlarda devletin daha sabırlı ve

hoşgörülü bir tutum takınması beklenmelidir.

92. Başvurucu, genel olarak polisin gösteriye müdahale

etmesinden değil kendisinin diğer göstericilerden ayrılarak başlattığı oturma

eylemine müdahale edilmesinden şikâyetçi olmuştur. Bu nedenle başvurucunun

iddiaları kendi eylemi ile sınırlı incelenmiştir.

93. Somut olayda toplanma hakkına yönelik yapılan müdahalenin

demokratik bir toplumda gerekli olması için kamu düzeninin bozulup

bozulmadığının veya bozulma tehlikesinin olup olmadığının belirlenmesi

gerekmektedir. Bu belirlemede kamu otoritelerinin takdir alanını keyfî kullanıp

kullanmadıklarının ortaya konulması önemlidir. Başvurucunun yoğun bir şekilde

trafiğin aktığı esnada yola oturarak eylem yapması polisin kamu düzenini

sağlamak için eylemci grubu durdurması için gerekçe oluşturmuştur. Nitekim

polis, başvurucuya müdahale ederek yolun trafiğe kapanmasını ve başvurucunun kamu

düzenini bozucu hareketlerini engellemiştir.

94. Öte yandan başvurucunun içinde bulunduğu grup saat 11.20

sıralarında toplanmaya başlamış, saat 11.50'de basın açıklamalarında

bulunmuştur. Saat 14.00'te katılımcıların Atatürk Bulvarı'nı trafiğe kapatmaya

başlamasına kadar polisin herhangi bir müdahalede bulunduğuna dair bir iddia da

bulunmamaktadır. Dolayısıyla başvurucunun görüşlerini ifade etmesine ve

kamuoyuna duyurmasına imkân verilmediği söylenemez. Başvurucunun içinde

bulunduğu grup ile birlikte barışçıl toplantı ve gösteri düzenleme haklarını

kullanmaları için saat 11.20'den 14.00'e kadar beklenmesinden de anlaşılacağı

üzere makul olan sabır ve hoşgörünün gösterilmediği, başvurucuya endişelerini

ve muhalif görüşlerini dile getirme fırsatı verilmediği, Anayasa’nın 34.

maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını

kullanamadıkları ya da yapılan müdahalelerle bu hakkın etkisiz olabilecek

şekilde sınırlandırıldığı söylenemez.

95. Öte yandan toplanma hakkına müdahale kapsamında güvenlik

için gerekliliğin ve kamu düzeninin aşırı bozulma riskinin olup olmadığını

değerlendirme yetkisi öncelikle polise aittir ve onların takdir alanında

kalmaktadır. Ancak kamu görevlilerinin toplanma hakkına yönelik bu tür

müdahalelerin haklı ve gerekli olduğunu (polis raporlarında, iddianamelerde

veya derece mahkemelerinin gerekçelerinde) göstermesi gerekir (bkz. Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri,

§ 92). Anayasa Mahkemesinin bu konudaki denetimini kamu görevlilerinin ortaya

koyduğu gerekçeleri üzerinden yapması gerekmektedir.

96. Somut olayda Anayasa Mahkemesi tarafından izlenen kamera

görüntüleri değerlendirildiğinde yolda oturma eylemi yapmasından önce

başvurucuya yönelik herhangi bir müdahalede bulunulduğuna dair Anayasa

Mahkemesi bir tespitte bulunmadığı gibi başvurucu da bu yönde bir iddia ileri

sürmemiştir. Başvurucunun gözaltına alınması kararının temel olarak Atatürk

Bulvarı'nda yoğun akan trafikte, yolu oturma eylemi ile kapatarak protesto

gösterisinin amacını aşan bir şekilde ve kamu düzenini bozacak nitelikte

hareket etmesi üzerine verildiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla polisin gözaltına

alma kararının haklı ve gerekli olduğu konusunda bir tereddüt bulunmamaktadır.

97. Kötü muamele yasağı kapsamında polisin zor kullanma yetkisini

kullanırken ölçülü şekilde davrandığının kabulü (bkz. §§ 57-68) ve gözaltının

aynı günün akşamı sonlandırılması, toplanma hakkına yapılan müdahalenin ölçüsüz

olmadığı sonucuna ulaştırmıştır.

98. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 34. maddesinde güvence

altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan kötü muamele yasağının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerin başvurucuların üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

18/4/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör : Murat ŞEN Başvurucu : Mehmet MUTLU Vekili : Av. Hasan Cem YILMAZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/18240, 18 Nisan 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. B. No: 13079/87, 6/3/1989), resmî veya gayriresmî
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Kötü Muamele Yasağının
  12. B. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenleme
  13. B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence
  14. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Gökcan
  16. Hakyemez
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/18240
Tarih
18 Nisan 2018

İlgili Kararlar

  • Abdurrahim Özkan Başvurusu (B. No: 2017/25586)
  • Özge Özgürengin Başvurusu (B. No: 2014/5218)
  • Yonca Verdioğlu Şık Başvurusu (B. No: 2014/17177)
  • Yüksel Kapçak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/15376)
  • Ali Orak ve İrfan Gül Başvurusu (B. No: 2014/10626)
  • Umut Kılıç Başvurusu (B. No: 2015/16643)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.