İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Özge Özgürengin Başvurusu (B. No: 2014/5218)

1. Başvuru, Gezi Parkı olayları sırasında polisin güç kullanması

Başvuru No2014/5218Tarih19 Nisan 2018Okuma42 dk · 8.463 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Özge Özgürengin Başvurusu

Karar tarihi
19 Nisan 2018
Başvuru Numarası
2014/5218
R.G. Tarih ve Sayı
4/7/2018-30468
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.463 kelime·42 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, Gezi Parkı olayları sırasında polisin güç kullanması

sonucu meydana gelen yaralamaya ilişkin olarak kovuşturmaya yer olmadığına

karar verilmesinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı ile toplantı

ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 15/4/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. 1992 doğumlu olan başvurucu, kamuoyunda Gezi Parkı olayları

olarak bilinen süreçte protesto eylemlerine katılmıştır.

10. Türkiye İnsan Hakları Kurumu tarafından Ekim 2014'te

yayımlanan Gezi Parkı Olayları Raporu'nda yer alan bazı tespitler şöyledir:

a. Gezi Parkı, İstanbul’un Beyoğlu ilçesinde Taksim Meydanı’nın

yakınlarında konumlanan bir şehir parkıdır. Gezi Parkı'nın bu ismi alması ve

söz konusu mekânda gerçekleşen değişimler, Gezi Parkı olayları vesilesiyle gündeme

gelmiş; konuya ilişkin birçok açıklama yapılmış ve tartışma yürütülmüştür.

b. Gezi Parkı olayları, İstanbul Taksim Meydanı’nda bulunan Gezi

Parkı’nda yapılmak istenen çevre ve imar düzenlemelerine engel olmak için

27/5/2013 tarihinde iş makinelerinin Gezi Parkı'na girmesiyle başlamış ve

haziran-temmuz aylarında yoğunlaşarak Türkiye’nin birçok iline yayılmış

toplantı ve gösteri yürüyüşleridir.

c. Gezi Parkı olaylarının kronolojik gelişimine dair bir kısım

bilgi şöyledir:

i. 27/5/2013: Taksim Yayalaştırma Projesi kapsamında Gezi

Parkı’nın Asker Ocağı Caddesi'ne bakan duvarının üç metrelik kısmının gece

22.00 civarında yüklenici firmaya ait iş makineleri tarafından yıkılması ve beş

ağacın yerinden sökülmesi üzerine çeşitli sivil toplum kuruluşlarından oluşan

Taksim Dayanışması üyelerinin de aralarında bulunduğu yaklaşık yirmi kişi iş

makinelerini durdurarak parkta nöbet tutmaya başlamıştır.

ii. 28/5/2013: Ağaçların

sökülmesini engellemek için durumdan haberdar olan birçok kişi parka gelmiş,

eylemciler ile eylemcilere ait parktaki çadırları sökmek isteyen zabıtalar

arasında arbede yaşanmıştır.

iii. 30/5/2013: Kolluk kuvvetleri tarafından saat 05.00

civarında parktaki eylemcilere müdahale edilmiştir. Kaldırılan çadırların bir

kısmı yakılmış, geri kalanına el konulmuştur. İnşaat ekibi parktaki

çalışmalarına tekrar başlamıştır.

iv. 31/5/2013: Saat 04.30 sıralarında parkta bulunanlara

müdahale edilmiş, park boşaltılarak girişler polis bariyeriyle kapatılmış,

parkın boşaltılmasından sonra Taksim Meydanı ve çevresinde toplanan

göstericilere biber gazı ve basınçlı su kullanılarak yapılan müdahaleler

sonucunda birçok kişi yaralanmıştır. Protestolar başka şehirlere de yayılmış,

özellikle Ankara Merkez'de birçok eylem yapılmıştır.

v. 1/6/2013: Gezi Parkı eylemine müdahale eden polisin güç

kullanımını protesto eylemleri tüm Türkiye’ye yayılmış, Ankara Kızılay

Meydanı’nda toplanan gruplara kolluk görevlilerince yoğun olarak gaz bombası

atılmıştır. İçişleri Bakanı48 ilde 90'ın üzerinde eylem yapıldığını, 939

kişinin gözaltına alındığını, 53'ü vatandaş, 26'sı polis olmak üzere toplam 79

kişinin yaralandığını ve bu yaralıların 19'unun İstanbul'da tedavilerinin devam

ettiğini açıklamıştır.

vi. 2/6/2013: İçişleri Bakanı 67 ilde 235 eylem yapıldığını,

1.730 kişinin gözaltına alındığını, 115 güvenlik görevlisinin yaralandığını, 58

kişinin tedavisinin devam ettiğini ve 6 kişinin yoğun bakımda olduğunu

açıklamıştır.

vii. 3/6/2013: İzmir Karşıyaka’da bulunan Adalet ve Kalkınma

Partisi (AK Parti) ilçe binası göstericiler tarafından ateşe verilmiş, İstanbul

Dolmabahçe’de polis ve eylemciler arasında çatışma yaşanmış; polis, biber gazı

ve tazyikli suyla müdahale ederken eylemciler kaldırım taşlarından barikatlar

kurmuş; polise taş ve molotof kokteylleriyle karşılık vermişlerdir.

viii. 4/6/2013: İstanbul Adliyesinde, ülke çapındaki

gösterilerde yaşanan polis müdahalesi avukatlar tarafından protesto edilmiş;

İstanbul Beşiktaş’taki Başbakanlık ofisine yürümek isteyen ve dağılma uyarısını

dikkate almayan gruba polis tazyikli su ve biber gazıyla müdahale etmiştir.

ix. 5/6/2013: Taksim Dayanışması Platformu temsilcileri Başbakan

Yardımcısı ile görüşme yapmış ve taleplerini iletmişlerdir. Bu platforma

katılan Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Devrimci İşçi

Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Türk Tabipler Birliği (TTB) ile Türk

Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Türkiye genelinde iş bırakma eylemi

başlatmıştır.

x. 6/6/2013: İçişleri Bakanı 915 kişinin hastaneye

kaldırıldığını, 79 kişinin tedavisinin sürdüğünü, 4 kişinin hayati tehlikesinin

devam ettiğini ve 8 kişinin yoğun bakımda bulunduğunu, 516 kolluk görevlisinin

yaralandığını açıklamıştır.

xi. 9/6/2013: Taksim Dayanışması Platformu, Taksim Meydanı’nda

geniş katılımlı miting düzenlemiştir.

xii. 11/6/2013: Kolluk kuvvetleri on gün aradan sonra sabah

erken saatlerde göstericilerin hazırladığı barikatları aşarak Taksim Meydanı'na

gelmiş ve meydandaki pankartları indirmiştir. Polisin Gezi Parkı'na müdahalesi

sonucu protestocularla kolluk kuvvetleri arasında çatışmalar yaşanmıştır.

xiii. 12/6/2013: Sabah saat 04.00’e kadar süren olaylar, polisin

meydandan çekilmesi ile sakinleşmiştir. Aynı gün Başbakan, Gezi Parkı’ndaki

eylemlerde yer alan bazı grupların temsilcileri ile Ankara’da bir araya

gelmiştir.

xiv. 14/6/2013: Başbakan, Gezi Parkı’ndaki eylemlerde yer alan

bazı grupların temsilcileri ile ikinci kez bir araya gelmiştir.

xv. 15/6/2013: Taksim Dayanışması Platformu üyeleri eylemlerini

sadece Taksim Dayanışması çadırında sürdüreceklerini, park ve çevresindeki

diğer çadırlar, flamalar ve bayrakların indirileceğini açıklamış; bu doğrultuda

saat 16.00 civarında Taksim Dayanışması Platformuna ait olanlar haricindeki

diğer flama ve bayraklar indirilmiş; ayrıca Gezi Parkı’ndan meydana açılan

bölgedeki barikatlar temizlenmiştir. Bazı grupların alanda kalmaya devam

edeceklerini beyan etmeleri üzerine saat 17.30’dan itibaren kolluk kuvvetleri

parktaki göstericilere dağılmaları yolunda anons yapmaya başlamış ve gaz

sıkmış; saat 20.50’de göstericilere müdahale etmeye başlamıştır. Kolluk

kuvvetleri kısa sürede Gezi Parkı’na girmiş ve park girişe kapatılmıştır.

xvi. 24/6/2013: Olayların yaşandığı Gezi Parkı'nda haber yapmaya

çalışan basın mensuplarına yönelik müdahale ve gözaltılar gerçekleşmiştir.

xvii. 6/7/2013: Polis, Taksim Dayanışması Platformunun çağrısı

üzerine Gezi Parkı'na gelen kişilere müdahale etmiştir.

d. Kamuoyunda olayların çevreci bir saikle başladığını,

bireylerin yaşadıkları çevreye ilişkin kararların kendilerine sorulması

talebini ortaya koyduklarını ifade edenler olduğu gibi yerleri değiştirilen

ağaçların bahane olarak kullanıldığını, hareketin iktidara karşı yurt dışı

destekli bir kalkışma olduğunu belirtenler ve polisin sert müdahalesini,

Başbakanlık binasının ele geçirilmeye çalışılması, kamunun ve özel kişilerin

mallarına zarar verilmesi ile ilişkilendirenler de mevcuttur.

e. İçişleri Bakanlığı verilerine göre 28/5/2013 ile 6/9/2013

tarihleri arasında 80 ilde Gezi Parkı olayları çerçevesinde 5.532

eylem/etkinlik gerçekleştirilmiş bu eylem ve etkinliklere 3.611.208 kişi

katılmış, olaylara ilişkin 104.519 emniyet personeli görevlendirilmiş, söz

konusu gösterilerden 164’üne müdahalede bulunulmuş, bir komiser yüksekten düşme

nedeniyle şehit olmuş, üçü silahla ve ikisi bıçakla olmak üzere 697 güvenlik

görevlisi yaralanmış, olaylar sırasında yaşamını yitiren dört sivil vatandaşın

ölümüyle ilgili adli ve idari soruşturma yürütülmüş, olaylarda gözaltına alınan

5.513 kişiden 148'i tutuklanmış, görevlendirilen polislerden 127'si hakkında uygulamaları

nedeniyle araştırma/soruşturma işlemleri yapılmıştır.

f. Gezi Parkı olayları sırasında bazı ölüm olayları da

yaşanmıştır.

g. TTB verilerine göre kamu hastanelerine, özel hastane ve tıp

merkezlerine, olayların yaşandığı alanlarda kurulan revirlere toplam 8.163 kişi

yaralı olarak başvurmuştur. Bunlardan 106'sı kafa travmasına uğramış, 63'ü ağır

yaralanmış, 11'i gözünü kaybetmiştir.

11. Başvurucu, kamuoyunda Gezi Parkı olarak bilinen olaylar

esnasında polisin aşırı güç kullanımına ve Hükûmetin bu duruma kayıtsız

kalmasına tepki göstermek amacıyla 3/6/2013 tarihinde İzmir Gündoğdu

Meydanı'nda başlatılan protesto gösterilerine katıldığını belirtmiştir.

12. Anılan meydanda yapılan gösterilerde 31/5/2013, 1/6/2013,

2/6/2013 ve 3/6/2013 tarihlerinde meydan çevresinde bulunan birçok özel

işyerinin, kamu binasının ve aracın yağmalandığı, yakılıp yıkıldığı,

göstericilerin bu hareketleri ile kanunsuz hâle gelen eylemlere polisin

müdahale ettiği İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca tespit edilmiştir.

13. Başvurucu 3/6/2013 tarihindeki gösteriye katıldığını,

barışçıl bir şekilde protesto eylemi yaparken gece saat 01.00 sıralarında

polisin toplumsal olaylara müdahale araçları (TOMA) ile içinde bulunduğu gruba

su sıktığını ve Çevik Kuvvet polisinin fiziki müdahalede bulunduğunu, bunun

üzerine kendisinin kaçtığını ileri sürmüştür.

14. Polisten kaçarken bir işyerinin önünde yere düştüğünü

belirten başvurucu; birçok polisin joplarla kendisine vurmaya başladığını, daha

sonra bir polisin kendisini işyerinin içine atarak elindeki tahta sopa ile

vurmaya devam ettiğini ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca resmî kıyafetli polisin

sinkaflı hakaret ettiğini iddia etmiştir. İşyeri sahiplerinin koruma

çabalarının yetersiz olduğunu ifade eden başvurucu, daha sonra birçok polisin

işyerine gelerek kendisini darbetmeye devam ettiğini ileri sürmüştür.

15. Başvurucu, biber gazına maruz kalmasına bağlı mide bulantısı

ve darbedilme şikâyetiyle Nevvar Salih İşgören Alsancak Devlet Hastanesine

başvurmuştur. 3/6/2013 tarihli ve 40384 sayılı Genel Adli Muayene Raporu'na

göre başvurucuda sol kürek kemiği hizasında künt travmaya bağlı ekimoz (morluk, çürük), her iki omuz altı

kürek kemiği hizasında kalçası üzerinde ve sol üst bacakta ekimoz tespit edilmiştir. Raporda,

yaralamanın yumuşak doku travması (YDT) olduğu ve basit tıbbi müdahale ile

giderilebilecek nitelikte olduğu belirtilmiştir. Raporda olayın öyküsü kısmında

başvurucunun polisten darp gördüğü belirtilmiştir. Başvurucunun Anayasa

Mahkemesine sunduğu fotoğraflar incelendiğinde anılan rapora uyumlu olarak

kalçasında ve sol üst bacak üstünde yaygın ekimozlar

olduğu görülmüştür.

16. Öte yandan başvurucu, olaya ilişkin olarak 16/7/2013

tarihinde Türkiye İnsan Hakları Vakfı İzmir Temsilciliğine (TİHV) başvurmuştur.

TİHV tarafından başvuru epikrizi hazırlanmıştır. Bu epikrizde başvurucuyla

ilgili psikiyatrik değerlendirme yapılmıştır. Sonuç olarak başvurucunun

"insan eliyle oluşturulmuş travma"ya maruz kaldığı ve travmanın Dünya

Sağlık Örgütünün uluslararası hastalık sınıflandırmasında "işkence ve

diğer zalimane, insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele" kapsamında

kaldığı değerlendirilmiştir. Ayrıca başvurucuya dejeneratif diskopati+minimal listezis, akut travma sonrası stres

bozukluğu tanıları konmuştur.

17. Başvurucu, kendisine kötü muamelede bulunan ve buna

muvafakat gösteren kamu görevlileri hakkında 9/12/2013 tarihinde İzmir

Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyetçi olmuştur.

18. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı 13/12/2013 tarihinde İzmir İl

Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğüne ve Muhabere Elektronik Şube

Müdürlüğüne talimat yazmıştır. Talimatta olay yerini gösterir MOBESE ile olay

yeri çevresinde bulunan apartman, işyeri vb. yerlerden elde edilecek kamera

görüntülerinin Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesi istenmiştir. Ancak olaya

ilişkin herhangi bir görüntü tespit edilememiştir.

19. Cumhuriyet Başsavcılığı, anılan talimat yazısı dışında

herhangi bir soruşturma işlemi yapmaksızın 30/1/2014 tarihinde (Soruşturma No:

2013/114610) kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Kararın

ilgili kısmı şöyledir:

"...

Gezi parkı olayları sebebiyle İzmir Gündoğdu

meydanında yapılan gösterilerde 31.05.2013, 01.06.2013, 02.06.2013, 03.06.2013

günü İzmir Gündoğdu meydanı ve çevresinde bir çok özel iş yeri ve kamu

binasının ve kamu araçlarının yağmalandığı, yakılıp yıkıldığı, (örnek 2013/6178

soruşturma sayılı dosya) göstericilerin bu hakeretleri ile kanunsuz hale gelen

protesto eylemlerinin önlenmesi için kamu görevlilerinin zor kullanma yetki ve

sınırı çerçevesinde müdahale ettikleri, müşteki vekilininşikayet dilekçesinde

de belirtildiği gibi, müşteki Özge ÇOLAK'ın [başvurucu olay tarihinde kızlık

soyadını kullanmaktadır. Evlendikten sonra Özgürergin soyadını almıştır.]

kanunsuz hale gelen gösteri sırasında TOMA araçlarından sıkılan su ile

ıslandığı, bu sebeple müştekinin meydana gelen olaylardaki gibi kamu

görevlilerine saldırmış olduğu kabul edilmesi gerekmektedir.

Diğer taraftan ... isimli iş yerinde güvenlik

kamerası ve iş yeri güvenlik kamerası tespit edilememiştir, müşteki şikayet

dilekçesi ve müşteki hakkında düzenlenen adli rapor 31.05-03.06.2013 tarihleri

arasında meydana gelen gezi olayları protestolarının seyri birlikte

değerlendirildiğinde şüpheli Emniyet müdürlüğü görevlilerini zor kullanma sınır

ve yetkileri içerisinde protestoları kanunsuz hale gelmiş olan müşteki Özge

ÇOLAK'a karşı zor kullanma yetki ve sınırları içerisinde müdahale ettikleri

anlaşıldığından, [kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildi]"

20. Başvurucunun Cumhuriyet Başsavcılığının kararına yaptığı

itiraz, Karşıyaka 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 14/3/2014 tarihli kararıyla usul ve

yasaya uygun olduğu gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucu 24/3/2014 tarihinde

kararı öğrenmiştir.

21. Başvurucu 15/4/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

22. 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşleri Kanunu’nun 22. maddesi şöyledir:

"Genel yollar ile parklarda, mabetlerde,

kamu hizmeti görülen bina ve tesislerde ve bunların eklentilerinde ve Türkiye

Büyük Millet Meclisine bir kilometre uzaklıktaki alan içinde toplantı yapılamaz

ve şehirlerarası karayollarında gösteri yürüyüşleri düzenlenemez.

Genel meydanlardaki toplantılarda, halkın ve

ulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak üzere valilik ve kaymakamlıklarca

yapılacak düzenlemelere uyulması zorunludur."

23. 2911 sayılı Kanun’un 24. maddesi şöyledir:

"

(Değişik fıkra: 02/03/2014-6529 S.K./10. md) Kanuna uygun olarak başlayan bir

toplantı veya gösteri yürüyüşü, daha sonra 23 üncü maddede belirtilen kanuna

aykırı durumlardan bir veya birkaçının vuku bulması sebebiyle, Kanuna aykırı

toplantı veya gösteri yürüyüşü hâline dönüşürse:

a) Düzenleme kurulu veya kurul başkanı

toplantı veya gösteri yürüyüşünün sona erdiğini topluluğa ilan eder ve durumu

derhâl yetkili kolluk amirine bildirir.

b) Düzenleme kurulunun veya kurul başkanının

bu görevi yerine getirmemesi hâlinde, durum yetkili kolluk amiri tarafından

mahallin en büyük mülki amirine bildirilir. Mahallin en büyük mülki amiri

tarafından toplantının sona erdirilip erdirilmeyeceğine dair karar alınır.

c) Mahallin en büyük mülki amiri, yazılı veya

acele hâllerde sonradan yazı ile teyit edilmek kaydıyla sözlü emirle, mahallin

güvenlik amirlerini veya bunlardan birini görevlendirerek olay yerine gönderir.

Bu

amir, topluluğa Kanuna uyularak dağılmalarını, dağılmazlarsa zor

kullanılacağını ihtar eder. Topluluk dağılmazsa zor kullanılarak

dağıtılır.(Mülga cümle: 02/03/2014-6529 S.K./10. md)

Birinci

fıkrada düzenlenen durumlarda güvenlik kuvvetlerine karşı fiili saldırı veya

mukavemet veya korudukları yerlere ve kişilere karşı fiili saldırı hali

mevcutsa, ihtara gerek olmaksızın zor kullanılır.

Toplantı ve gösteri yürüyüşüne 23 üncü madde

(b) bendinde yazılı silah, araç, alet veya maddeler veya sloganlarla

katılanların bulunması halinde bunlar güvenlik kuvvetlerince uzaklaştırılarak

toplantı ve gösteri yürüyüşüne devam edilir. Ancak, bunların sayıları ve

davranışları toplantı veya gösteri yürüyüşünü Kanuna aykırı addedilerek

dağıtılmasını gerektirecek derecede ise yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.

Toplantı ve gösteri yürüyüşüne silah, araç,

alet veya maddeler veya sloganlarla katılanların tanınması ve

uzaklaştırılmasında düzenleme kurulu güvenlik kuvvetlerine yardım etmekle

yükümlüdür.

Toplantı

veya gösteri yürüyüşlerinin Kanuna aykırı olarak başlaması hallerinde; güvenlik

kuvvetleri mensupları, olayı en seri şekilde mahallin en büyük mülki amirine

haber vermekle beraber, mevcut imkanlarla gerekli tedbirleri alır ve olaya

müdahale eden güvenlik kuvvetleri amiri, topluluğa dağılmaları, aksi halde zor

kullanılarak dağıtılacakları ihtarında bulunur ve topluluk dağılmazsa zor

kullanılarak dağıtılır."

24. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet

Kanunu’nun 16. maddesi şöyledir:

“Polis, görevini yaparken direnişle

karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor

kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin

mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde

kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı

veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı

su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve

atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye

devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.

Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar

yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir

saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237

sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde

savunmada bulunur.

Polis;

a) Meşru savunma hakkının kullanılması

kapsamında,

b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak

etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve

kıracak ölçüde,

c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla

getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde

şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde,

silah kullanmaya yetkilidir.

Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında

silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde "dur" çağrısında

bulunur. Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı

amacıyla silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla

ele geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak

amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.

Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak

amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla

saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye

karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş

edebilir."

25. İçişleri Bakanlığının yayımladığı 25/8/2011 tarihli

Toplumsal Olaylarda Görevlendirilen Personelin Hareket Usul ve Esaslarına Dair

Yönerge'de; toplantı ve gösteri yürüyüşleri ile ilgili olarak hazırlanması

gereken planlar, bu planların uygulanmasında gözönünde bulundurulacak esaslar,

toplantı ve gösteri yürüyüşleri öncesinde alınması gereken tedbirler, kanuna

aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşlerine müdahale sırasında uygulanacak taktik,

düzen ve genel prensipler ile müdahale sonrasında yapılması gereken işlemler

belirlenmiştir.

B. Uluslararası Hukuk

1. İnsan Haysiyetiyle

Bağdaşmayan Muamele Yasağı Yönünden

26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi

şöyledir:

“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya

işlemlere tabi tutulamaz.”

27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince (AİHM), Sözleşme'nin 3.

maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların

en temel değeri olduğu vurgulanmıştır. Terörizmle ya da organize suçla mücadele

gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme'nin güvenlik güçlerini, mağdurların

davranışlarından bağımsız olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza

veya işlemlerden men ettiği belirtilmiştir. Sözleşme'nin 15. maddesinde

belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi kötü

muamele yasağının hiçbir istisnasına yer verilmediği, içtihatlarda

hatırlatılmıştır (Selmouni/Fransa [BD],

B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya

[BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, § 119).

28. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunu

söyleyebilmek için eylemin "minimum ağırlık eşiği"ni aşması beklenir

(Raninen/Finlandiya, B. No:

20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan

Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02, 6/3/2007 §§ 35-37; Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05,

1/6/2010, §§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik

Krallık, B. No: 13134/87, 25/3/1993 § 30). Değerlendirmeye alınacak

bu unsurlara muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir (Aksoy/Türkiye, B. No: 21987/93,

18/12/1996, § 64; Eğmez/Kıbrıs,

B. No: 30873/96, 21/12/2000, § 78; Krastanov/Bulgaristan,

B. No: 50222/99, 30/9/2004, § 53). Ayrıca kötü muamelenin heyecanın ve

duyguların yükseldiği bağlamda meydana gelip gelmediğinin tespiti de (Eğmez/Kıbrıs, § 53; Selmouni/Fransa, § 104) dikkate alınması

gereken diğer faktörlerdir.

29. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin “tartışılabilir” ve “makul

şüphe uyandıran” kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma yükümlülüğü

getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya,

§ 131; Tepe/Türkiye, B. No:

31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’in içtihadında tanımlanan etkinlik için

minimum standartlar soruşturmanın bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık

olmasını ve yetkili makamların titizlikle ve çabuklukla çalışmasını

gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan,

B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73; Çelik ve

İmret/Türkiye, B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).

30. Devletin bireyleri koruma yükümlülüğü, sadece esasa ilişkin

olmayıp usule ilişkin boyutu da içermektedir. Usule ilişkin yükümlülükler,

Sözleşme’de düzenlenen hakların teorik veya hayali olmayıp etkili ve

uygulanabilir olmasının zorunlu bir sonucudur. Aksi takdirde polis veya diğer

kamu görevlileri tarafından yapıldığı ileri sürülen kötü muamele yasağının

ihlali iddialarının soruşturulması, kötü muamele yasağının temel ve mutlak

niteliğine rağmen uygulamada etkisiz kalacak ve bazı durumlarda devlet

görevlilerinin cezasız kalmasına yol açacaktır (Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, B. No: 24760/94,

28/10/1998, § 102; Labita/İtalya,

§§ 131-136).

31. AİHM, insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialarda

soruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini ancak

iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usulle

soruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Saçılık ve diğerleri/Türkiye, B. No:

43044/05, 45001/05, 5/7/2011, §§ 90, 91).

2. Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşü Düzenleme Hakkı Yönünden

32.Sözleşme’nin "Toplantı

ve dernek kurma özgürlüğü" kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:

“1. Herkes barışçıl olarak

toplanma ve dernek kurma hakkına sahiptir. Bu hak, çıkarlarını korumak amacıyla

başkalarıyla birlikte sendikalar kurma ve sendikalara üye olma hakkını da

içerir.

2.Bu hakların kullanılması, yasayla öngörülen

ve demokratik bir toplum içinde ulusal güvenliğin, kamu güvenliğinin korunması,

kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli olanlar

dışındaki sınırlamalara tabi tutulamaz. Bu madde, silahlı kuvvetler, kolluk

kuvvetleri veya devlet idaresi mensuplarınca yukarda anılan haklarını

kullanılmasına meşru sınırlamalar getirilmesine engel değildir.”

33. AİHM; Sözleşme'nin 11. maddesinde düzenlenen barışçıl

toplanma özgürlüğünün geniş anlamda örgütlenmeyi, yürüyüş veya gösteriye

katılmayı (Irkçılığa ve Faşizme Karşı

Hristiyanlar/Birleşik Krallık, B. No: 8440/78, 16/7/1980),

hareketsiz toplanmaları ve oturma eylemlerini (G./Almanya,

B. No: 13079/87, 6/3/1989), resmî veya gayriresmî özel veya herkese açık

organizasyonları kapsadığını kabul etmektedir.

34. Sözleşme'nin 11. maddesi "barışçıl" toplanmaları

koruma altına almaktadır. 11. maddenin kapsamının bu temel sınırlaması, şiddet

kullanma niyetinde olan kişilerin katıldığı veya düzenlediği gösterileri

barışçıl toplanma kavramı dışında bırakmaktadır (Stankov ve Birleşik Makedonya Örgütü Ilinden/Bulgaristan, B.

No: 29221/95 ve 29225/95, 2/10/2001, § 77; Birleşik

Makedonya Örgütü Ilinden ve Ivanov/Bulgaristan, B. No: 44079/98,

20/10/2005, § 99).

35. AİHM, 11. maddede korunan haklara keyfî müdahalenin

engellenmesi için taraf devletlerin negatif yükümlülüğünün olduğunu

belirtmiştir (Wilson, Gazeteciler Ulusal

Birliği ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 30668/96, 30671/96 ve

30678/96, 2/7/2002, § 41). Bu müdahale etmeme yükümlülüğünün istisnası 11.

maddenin ikinci fıkrasında belirtilen sınırlama sebepleridir.

36. Toplanma hakkının barışçıl niteliği genel olarak bir bütün

hâlinde değerlendirilerek ortaya konmalıdır. Bunun dışında toplantı veya

gösteri yürüyüşüne katılanların bir kısmının şiddete başvurması diğerleri

açısından bu hakka müdahaleyi meşru kılmaz (Ezelin/Fransa,

B. No: 11800/85, 26/4/1991, § 41). Bir toplantı ve gösteri yürüyüşünün yasa dışı

olması veya yasalara aykırı olarak düzenlenmesi de tek başına toplantı veya

yürüyüşün barışçıl niteliğini ortadan kaldırmaz (Oya Ataman/Türkiye, B. No: 74552/01, 5/12/2006, § 39).

Dolayısıyla halka açık yerde yapılan her türlü gösterinin günlük hayatın akışında

belli bir karışıklığa sebep olabileceği ve düşmanca tepkilere yol açabileceği

açıktır. Bu durumların varlığı toplantı hakkının ihlal edilmesini haklı

gösteremez (Achouguian/Ermenistan,

B.No: 33268/03, 7/7/2008, § 90; Berladir

vediğerleri/Rusya, B. No: 34202/06, 10/7/2012, §§ 38-43; Disk ve Kesk/Türkiye, B. No: 38676/08,

27/11/2012, § 29).

37. Diğer taraftan toplantı hakkındaki “sınırlama” kavramı,

ifade özgürlüğünde olduğu gibi sadece hakkın kullanılmasından önceki bazı

önleyici tedbirleri değil hakkın kullanılması sırasında veya kullanıldıktan

sonra yapılan muameleleri de kapsar (Ezelin/Fransa,

§ 39).

38. AİHM, gösterileri engellemek amacıyla güvenlik güçleri

tarafından yapılan sert müdahalenin şeklinin, kullanılan araçların ve

bumüdahalenin orantılılığının barışçıl gösterilere meşru olarak katılmak

isteyenler üzerinde caydırıcı etki yapacağını belirtmiştir (Süleyman Çelebi ve diğerleri/Türkiye, B.

No: 37273/10 vd., 24/5/2016, § 116).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

39. Mahkemenin 19/4/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. İnsan Haysiyetiyle

Bağdaşmayan Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

40. Başvurucu; Gezi Parkı olayları sırasında katıldığı eylem

nedeniyle polisin güç kullandığını ve yaralandığını, buna karşın yaptığı

şikâyetin etkili bir şekilde soruşturulmayarak kovuşturmaya yer olmadığı kararı

ile sonuçsuz kaldığını belirterek Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında

düzenlenen insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı ile 36. maddesinde

tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve manevi

tazminat talebinde bulunmuştur.

41. Bakanlık görüşünde; AİHM ve Anayasa Mahkemesinin

içtihatlarına, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının negatif ve

pozitif yükümlülük boyutlarına atıfta bulunulduktan sonra İzmir Cumhuriyet

Başsavcılığının değerlendirmeleri hatırlatılmıştır. Bakanlık, Cumhuriyet

Başsavcılığının kararında başvurucunun da içinde bulunduğu katılımcıların

şiddet içeren eylemleri nedeniyle kanuna aykırı hâle gelen gösterilere kamu

görevlilerinin yetki ve sınırları çerçevesinde müdahale ettiğini belirtmiştir.

2. Değerlendirme

42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

Başvurucu tarafından Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı ile bağlantı kurularak ileri sürülen iddiaların Anayasa’nın

17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele yasağı kapsamında olduğu değerlendirilmiş ve inceleme bu

kapsamda yapılmıştır.

43. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

44. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

45. Diğer taraftan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağına ilişkin şikâyetlerin incelenmesinin devletin negatif ve pozitif

sorumluluğuna bağlı olarak maddi ve usule ilişkin boyutlar bakımından ayrı ayrı

ele alınması gerekir. Bu nedenle başvurucunun şikâyetleri, Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamındaki devletin maddi ve usule ilişkin

yükümlülükleri açısından ayrı ayrı değerlendirilecektir.

b. Esas Yönünden

i.İnsan Haysiyetiyle Bağdaşmayan Muamele

Yasağının Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

(1) Genel ilkeler

46. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkına sahip olduğu, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır.

Anılan maddenin birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır.

Üçüncü fıkrasında da kimseye “işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin

“insan haysiyetiyle bağdaşmayan” ceza veya

muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 80).

47. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 81).

48. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın 5. maddesiyle

birlikte devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanması beklenemez. Bu

bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle desteklenmelidir.

İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için soyut iddiaya dayanan

şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki bir kanıt

yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilmemiş

birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar değerlendirilirken

ilgililerin süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 95).

49. Aynı şekilde bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın somut koşulları

dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin süresi, bedensel

ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler

önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç dikkate alınmalıdır.

Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun olduğu bir anda meydana

gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 83).

50. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki

etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler

arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bu bağlamda bir muamele

“işkence”, “eziyet” ve “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele kavramları ile

tanımlanabilmektedir (Bu kavramların kapsamlarının belirlenmesi için bkz. Tahir Canan, §§ 22-24; Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No:

2013/3924, 6/1/2015,§§ 76-80; Cezmi Demir ve

diğerleri, §§ 84-91).

51. Kişileri küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kişide korku, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya mağduru kendi iradesine

ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye sürükleyen muameleler ise “insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele veya ceza” olarak tanımlanabilir. Uygulanan bu

muamele “eziyet”ten farklı olarak kişide bedensel ya da ruhsal bir acı

oluşturmasa da küçük düşürücü veya alçaltıcı bir etki yaratmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).

52. Bir muamelenin anılan kavramlardan hangisinin kapsamında

olduğunu belirleyebilmek için her somut olayın kendi özel koşulları içinde

değerlendirilmesi gerekir. Aleni olarak yapılması veya kamuoyunun bilgi sahibi

olması, muamelenin aşağılayıcı niteliğinin belirlenmesinde rol oynasa da

muamelenin aleni olmadığı durumlarda kişinin kendini değersiz hissetmesi de bu

seviyedeki bir kötü muamele için yeterli olabilir. Ayrıca muamelenin küçük

düşürme ya da alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınmakla birlikte

böyle bir amacın belirlenememesi muamelenin kötü muamele olmadığı anlamına

gelmeyecektir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 90).

53. Belirtilmelidir ki Anayasa'nın 17. maddesi bir yakalamayı

gerçekleştirmek için güç kullanımını yasaklamamaktadır. Ancak bu tür bir güç,

sadece kaçınılmaz ve asla aşırı olmamak kaydıyla kullanılabilmektedir. Ayrıca

kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak

kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu neviden fiiller, prensip olarak

Anayasa'nın 17. maddesinde belirtilen yasağı ihlal edecektir (Gülşah Öztürk ve diğerleri, B. No:

2013/3936, 17/2/2016, § 52).

54. Sadece sınırları belli bazı durumlarda güvenlik güçleri

tarafından fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul

edilebilmektedir. Bu kapsamda toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde yakalamayı

gerektiren durumlarda ve gösteriye katılanların kendi tutumundan dolayı

fiziksel güce başvurmak mümkündür. Ancak bu durumda dahi bu tür bir güce sadece

kaçınılmaz hâllerde ve orantılı olmak koşuluyla başvurulabilir (Ali Rıza

Özer ve diğerleri, § 82)

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

55. Somut olayda başvurucu; Gezi Parkı olarak bilinen olaylar

esnasında polisin aşırı güç kullanımına ve Hükûmetin bu duruma kayıtsız

kalmasına tepki göstermek amacıyla 3/6/2013 tarihinde Gündoğdu Meydanı'nda

başlatılan gösteriye katıldığını, protesto eylemi barışçıl bir şekilde

yapılırken gece saat 01.00 sıralarında polisin TOMA'yla, içinde bulunduğu gruba

su sıktığını ve fiziki müdahalede bulunduğunu, bunun üzerine kendisinin

kaçtığını belirtmiştir. Başvurucu; polisten kaçarken yere düştüğünü, kendisine

yetişen birçok polisin copla kendisine vurduğunu ve işyerine sığınmasına rağmen

polisin fiziksel müdahalesinin devam ettiğini belirtmiştir.

56. Başvurucu aynı gün hastaneye başvurmuş, hastanede düzenlenen

3/6/2013 tarihli Adli Muayene Raporu ile TİHV tarafından hazırlanan raporu ve

anılan iddialarını da ekleyerek 9/12/2013 tarihinde İzmir Cumhuriyet

Başsavcılığına iletmiştir (bkz. §§ 15-17). İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı,

soruşturma sonucunda güvenlik güçlerinin müdahalesininzor kullanma yetkisinin

kullanılmasının yasal sınırları kapsamında kaldığının kabulü ile takipsizlik

kararı vermiştir (bkz. § 19). Bahse konu kararda, başvurucunun yaralanmasının

müdahale dışındaki bir olaydan kaynaklandığına dair herhangi bir iddia

değerlendirilmemiştir. Dolayısıyla başvurucunun yaralanmasının güvenlik

güçlerinin müdahalesi ile gerçekleştiği konusunda herhangi bir tereddüt

bulunmamaktadır. Aynı şekilde polisin müdahalesi sonucunda başvurucu yakalanıp

gözaltına alınmadığı gibi hakkında adli soruşturma açıldığına dair bir bulguya

da rastlanmamıştır.

57. Cumhuriyet Başsavcılığının anılan kabulü karşısından insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutu açısından Anayasa

Mahkemesinin incelemesi gereken husus polisin müdahalesinin gerekli olup

olmadığı, gerekli ise ölçülü olup olmadığıdır.

58. Polisin müdahalesinin gerekliliğinin değerlendirilmesinde

Gezi Parkı olaylarına ilişkin olarak yukarıda belirtilen sürecin (bkz. § 10)

dikkate alınması gerekmektedir. Gezi Parkı olayları 27/5/2013 ile 6/9/2013

tarihleri arasında meydana gelen birçok eylemin ortak adı olarak

kullanılmaktadır. Türkiye İnsan Hakları Kurumu raporuna göre 27/5/2013

tarihinden başvurucunun İzmir'de katıldığı 3/6/2013 tarihindeki eyleme kadar

ülke çapında birçok eylem gerçekleştirilmiştir.

59. Raporda belirtilen 1/6/2013 tarihli İçişleri Bakanı'nın

açıklamalarına göre 48 ilde 90'ın üzerinde eylem yapılmış, 939 kişi gözaltına

alınmış, 53'ü sivil vatandaş, 26'sı polis olmak üzere toplam 79 kişi

yaralanmıştır. 2/6/2013 tarihinde ise 67 ilde 235 eylem yapıldığı, 1.730

kişinin gözaltına alındığı, 115 güvenlik görevlisinin yaralandığı, 58 kişinin

tedavisinin devam ettiği ve 6 kişinin yoğun bakımda olduğu açıklanmıştır.

3/6/2013 tarihinde İzmir Karşıyaka’da bulunan AK Parti ilçe binası göstericiler

tarafından ateşe verilmiş, İstanbul Dolmabahçe’de polis ve eylemciler arasında

çatışma yaşanmış; polis, biber gazı ve tazyikli suyla müdahale ederken

eylemciler kaldırım taşlarından barikatlar kurmuş; polise taş ve molotof

kokteylleriyle karşılık vermişlerdir.

60. Anılan olaylar daha sonraki günlerde de devam etmiş ve bu

süreçte bir komiser şehit olmuş, dört sivil vatandaş hayatını kaybetmiştir.

Ayrıca birçok güvenlik görevlisi ve vatandaş da yaralanmıştır.

61. Somut olaya konu olan başvurucunun katıldığı gösteri

27/5/2013 tarihinde başlayan Gezi Parkı olayları ile birlikte

değerlendirildiğinde ülke genelinde yaygın bir şekilde bozulan kamu düzeninin

İzmir'e yansıması olarak görülmektedir. Başvurucunun gösterilere katıldığı

3/6/2013 tarihinde İzmir'de meydana gelen gösterilerde bir siyasi parti

binasının ateşe verildiği, Gündoğdu Meydanı ve çevresinde birçok özel işyerinin

ve kamu binasının, kamu araçlarının yağmalandığı, yakılıp yıkıldığı (bkz. § 19)

gözetildiğinde polisin Gezi Parkı olayları çerçevesinde düzenlenen gösterilere

karşı sıkı tedbirler alması kamu düzeni açısından kaçınılmaz bir durum olarak

ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda ülke çapına yayılmış olaylar karşısında kamu

düzeninin tekrar sağlanmasına yönelik olarak İzmir'deki güvenlik güçlerinin

hassas ve sıkı tedbirler alması makul ve olması gerekli bir tutum olarak

değerlendirilmelidir.

62. Güvenlik güçlerinin aldığı tedbirler kapsamında gösteriye

müdahalenin gerekliliği değerlendirilirken gözetilmesi gereken en önemli husus

gösterinin barışçıl olup olmadığının tespit edilmesidir. Gösterinin barışçıl

olup olmadığı hususu; insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı kapsamında,

güvenlik güçlerinin müdahalesinin gerekliliği için önemli bir kriter olmakla

birlikte barışçıl toplanma hakkı kapsamında bir eylem olup olmadığının

değerlendirilmesi açısından da gözetilmelidir. Anayasa'nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 34. maddesinin kesiştiği bu alanın belirlenmesi önemlidir.

63. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının takipsizlik kararında

belirtilenler (bkz. § 19) ve Türkiye İnsan Hakları Kurumu raporuna göre

3/6/2013 tarihinde İzmir'de düzenlenen eylemlerin şiddete evrildiği hususunda

bir tereddüt bulunmamaktadır. Ancak eylemlerin genel olarak şiddete evrilmesi,

şiddete başvurmayan katılımcılarla başvuranlar arasında ayrım gözetilmeksizin

tüm katılımcılara aynı şekilde müdahaleyi haklı göstermez. Dolayısıyla somut

olay açısından başvurucunun barışçıl amaçlarla eyleme katılıp katılmadığının ve

takipsizlik kararında belirtilen şiddet eylemlerinin içinde bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekmektedir.

64. Bu değerlendirmede başvurucunun barışçıl olması ve bu

sebeple müdahale edilmemesi gereken biri olması hâlinde dahi güvenlik

görevlilerinin müdahalesi sırasında ortaya çıkan panik ve kargaşadan

etkilenmesinin mümkün olduğu gözetilmelidir. Bu tür durumlarda kolluk

görevlilerinden kontrollü hareket etmesi ve müdahaleyi gerektiren durumu

yaratan kişiler dışındakilerin müdahaleden etkilenmemesi için gerekli

tedbirleri alması beklenir. Ancak müdahalenin oluşturduğu kargaşa ve panik

ortamında bu tedbirlerin kolluk görevlileri tarafından her zaman mutlak olarak

uygulanmasının zorluğunu da kabul etmek gerekir (Benzer yöndeki bir karar için

bkz. Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 94).

65. Başvurucunun barışçıl amaçla eyleme katılıp katılmadığının

değerlendirilmesinde başvuru dosyasındaki ve Cumhuriyet Başsavcılığının

soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgelerin yeterli olduğunu söylemek mümkün

değildir. Nitekim Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun eylemdeki tutumuna

ilişkin herhangi bir kişisel değerlendirme yapmadan olay günü birçok şiddet

eyleminin olduğunu ve başvurucunun da TOMA'dan sıkılan su ile ıslandığını

dikkate alarak kamu görevlilerine saldırdığını kabul etmiştir. Başvurucu

hakkında herhangi bir adli soruşturma açılmaması anılan kabulün genelleme

içerdiği ve eylem kişiselleştirilmeden sonuca ulaşıldığı algısı yaratmaktadır.

66. Güvenlik görevlilerinin müdahalesi sırasında ortaya çıkan

panik ve kargaşadan başvurucunun TOMA'dan sıkılan su ile ıslanarak etkilenmesi

kabul edilebilir bir durum olmasına rağmen bu müdahaleden kaçarken düşmesi

sonrası polisin copla fiziksel müdahalede bulunmasının haklı olup olmadığının

değerlendirilmemesi müdahalenin gerekliliğinin tespitinde özenli

davranılmadığını ortaya koymaktadır. Bu bağlamdabaşvurucunun sadece güç

kullanımı ile kontrol edilebilecek nitelikte saldırgan bir tutum sergilediği

tespit edilememiştir. Gösterinin kamusal düzenin sağlanması için dağıtılmasının

tek başına başvurucunun maruz kaldığı müdahalenin şiddetini haklı göstermeye

yetmeyeceği açıktır.

67. 3/6/2013 tarihli Adli Muayene Raporu'nda; başvurucunun sol

kürek kemiği hizasında künt travmaya bağlı ekimoz,

her iki omuz altı kürek kemiği hizasında, kalçası üzerinde ve sol üst bacakta ekimoz tespit edilmiştir.Başvurucunun

polise karşı herhangi bir saldırıda bulunduğuna dair herhangi bir iddiada

bulunulmadığı gibi şiddete karıştığından bahisle adli soruşturma açıldığına

dair bir bulgu olmadığı da dikkate alındığında yirmi bir yaşındaki bir insana

yaygın ekimoz oluşturacak şekilde

copla müdahale edilmesinin ölçülü olduğu söylenemez.

68. Başvuru konusu olay değerlendirildiğinde şiddete karıştığı

tespit edilemeyen ve toplanma özgürlüğünü barışçıl şekilde kullanmadığına dair

herhangi bir bulgu olmayan başvurucunun polisten kaçarken düşmesi üzerine

fiziksel müdahaleye maruz kalması ve bunun sonucunda adli raporda belirtilen

yaygın ekimozların oluşması

gözetildiğinde durumun “insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele” olarak

nitelendirilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

69. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının maddi boyutu bakımından ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

ii. İnsan Haysiyetiyle

Bağdaşmayan Muamele Yasağının Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

(1) Genel ilkeler

70. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün bir de usul boyutu bulunmaktadır.

Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı

olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir

soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir

şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu görevlilerinin ya da kurumlarının

karıştığı olaylarda bunların sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için

hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir

ve diğerleri, § 110).

71. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde

Anayasa’nın 17. maddesi“Devletin temel amaç

ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle

birlikte yorumlandığında etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını

gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu olanaklı olmazsa bu madde,

sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet

görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan

kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).

72. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve

manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını

ve sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır. Bu, bir sonuç yükümlülüğü değil

uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftan burada yer verilen

değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin başvuruculara üçüncü

tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı ya da tüm

yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi

yüklediği anlamına gelmemektedir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 56).

73. Ceza soruşturmasının etkili olması için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek kötü muamele iddiasını aydınlatabilecek ve

sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri

gerekir. Yetkililer şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmeli, bir şikâyet

olmasa bile işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli belirti olduğunda

soruşturma açmalıdır(Cezmi Demir ve

diğerleri, §§ 114, 116).

74. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü

muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde hızlı ve

derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları

ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını

temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdırlar (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 114).

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

75. Yukarıda belirtilen ilke kararlarında da vurgulandığı üzere

Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği soruşturma, kural olarak olayın

gerçekleştiği koşulların belirlenmesini sağlayacak nitelikte olmalı; ayrıca

soruşturmada olay ve olgular ciddiyetle öğrenilmeye çalışılmalı ve soruşturmayı

sonlandırmak için temelden yoksun sonuçlara dayanılmamalıdır.

76. Başvuru konusu olayda başvurucu, polisin müdahalesi ile

meydana gelen yaralanmasına ilişkin olarak 3/6/2013 tarihinde sağlık kuruluşuna

başvurmuştur.İlgili sağlık kuruluşunun düzenlediği raporun öykü kısmında

başvurucunun polisten darp gördüğü belirtilmiştir (bkz. § 15). Dolayısıyla

polisin başvurucuya kötü muamelede bulunduğuna dair iddiadan kamu makamları ilk

kez 3/6/2013 tarihinde haberdar olmuştur. İddianın adli soruşturmayı

gerektirebilecek nitelikte olduğu değerlendirildiğinden genel adli muayene

raporu düzenlenmiştir.

77. Anılan raporun düzenlendiği 3/6/2013 tarihinden başvurucunun

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyetçi olduğu 9/12/2013 tarihine kadar

ilgili kamu makamları resen herhangi bir işlem yapmamışlardır. Dolayısıyla

somut olayda soruşturmanın etkili olması için soruşturma makamlarının resen

harekete geçerek kötü muamele iddiasını aydınlatabilecek ve sorumluların

belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri tespit etmeleri gerekliliğinin

sağlandığı söylenemez. Anılan raporun içeriği gözetildiğinde kötü muamele

iddiasını destekler yeterli belirtiler olmasına rağmen ilgili kamu makamları

derhâlharekete geçmemiş ve başvurucunun şikâyet dilekçesini verdiği tarihe

kadar soruşturma açmamışlardır.

78. Öte yandan Cumhuriyet Başsavcılığı, şikâyete ilişkin olarak

başvurucunun ayrıntılı beyanını almamıştır. Aradan geçen yaklaşık altı aydan

sonra kamera görüntüleri istenmiş ise de bir sonuç elde edilememiştir.

Dolayısıyla Cumhuriyet Başsavcılığı; faillerin tespitine ilişkin herhangi bir

çalışma yürütmeden, yapılan müdahalenin kaçınılmaz olup olmadığını ve

başvurucunun polis müdahalesini gerektirecek bir eyleminin olup olmadığını

titizlikle araştırmadan ve başvurucunun şiddet içeren eylemlere karıştığına

dair bir tespit olmadan dosya üzerinden orantılılık incelemesi yaparak

takipsizlik kararı vermiştir.

79. Soruşturmanın etkililiği konusunda bu bölümde yer verilen

değerlendirmeler bir bütün hâlinde ele alındığında gerçekleşme koşulları tam

olarak açıklığa kavuşturulamamış olan başvuru konusu olayda, polisin zor

kullanma yetkisine dair ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenlerin

bulunup bulunmadığına ilişkin kapsamlı bir inceleme gerçekleştirilmemesi

nedeniyle etkili bir soruşturma yürütülmediği sonucuna ulaşılmıştır.

80. Açıklanan gereçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının usul boyutu bakımından ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

B. Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

81. Başvurucu, Gezi Parkı olayları sırasında katıldığı barışçıl

eylemin polisin ölçüsüz müdahalesi ile dağıtılmasının ve bu esnada kendisine

fiziksel müdahalede bulunulmasının Anayasa'nın 34. maddesinde düzenlenen

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüş ve

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

82. Bakanlık kabul edilebilirlik açısından sunduğu görüşünde,

AİHM'in toplanma hakkına ilişkin başvurularda hakkın kullanımına yönelik cezai

bir takibatın söz konusu olmadığı durumlarda başvuru süresini eylem tarihinden

başlattığını hatırlatmış; AİHM'in anılan görüşü doğrultusunda somut olayda süre

aşımı kriterinin değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

83. Bakanlık esas açısından sunduğu görüşünde, AİHM

içtihatlarında toplanma özgürlüğünün önemini vurguladıktan sonra somut olayda

Cumhuriyet Savcılığının polis tarafından yapılan müdahalenin ölçülü olduğu ve

zor kullanma yetkisinin sınırının aşılmadığı sonucuna ulaştığını ifade

etmiştir.

2. Değerlendirme

84. Anayasa’nın 34. maddesi şöyledir:

“Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve

saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak,

milli güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve

genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve

kanunla sınırlanabilir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda

gösterilir.”

a. Kabul Edilebilirlik Yönünden

85. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına yönelik iddialar açısından

toplantıya yapılan müdahalelere ve müdahale sonucundaki yaralanmalara ilişkin

olarak adli makamlara yapılacak şikâyetleri bir bütün hâlinde toplantı ve

gösteri yürüyüşü hakkı ile kötü muamele yasağına ilişkin başvuru olarak kabul

etmek gerekir (Benzer yöndeki bir karar için bkz. Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 94). Nitekim

bir toplantı ve gösteri yürüyüşüne polisin müdahalesi ile meydana gelen

sonuçlar açısından kötü muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkının aynı anda ihlal edilmesi mümkündür. Mevcut başvuru gibi

şikâyetlerde kötü muamele yasağı ile toplantı hakkını birbirinden ayırmanın

zorluğu, bireysel başvuruda bulunabilmek için her iki hak için ayrı ayrı

başvuru yolu gösterilmesini anlamsız kılmaktadır. Nitekim başvurucu, kötü

muamele yasağı ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yönelik

yapılan müdahalelere dair şikâyetinde iki iddiayı birlikte ileri sürdüğünden

Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmayı aynı temelde incelemektedir. Bu nedenle

her iki hak için ayrı yargılama mercilerine başvurulmasını beklemek, hak ihlali

iddiasına konu olayların aydınlatılmasında ve hakların özünün korunmasında

yetersiz ve gereksiz bir sonuca yol açabilecektir (Onur Cingil, B. No: 2013/7836, 16/4/2015, § 61).

86. Bu nedenle mevcut başvuru gibi toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkı ile kötü muamele yasağının aynı müdahale kapsamında ihlal

edildiğine ilişkin başvurularda, kötü muamele yasağını ihlal ettiği iddia

edilen müdahaleyi gerçekleştirenlere karşı Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan

şikâyet, tüketilmesi gereken başvuru yolu olarak kabul edilmektedir (Onur Cingil, § 62). Dolayısıyla başvuru

süresinin somut olayda başvuru yolu olan Cumhuriyet Başsavcılığına yapılan

şikâyetin sonuçlanmasından veya bu yolun etkisizliğinin anlaşıldığı tarihten

itibaren başlatılması kabul edilmelidir.

87. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

88. Anayasa'nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkı, bireylerin ortak fikirlerini birlikte savunmak ve

başkalarına duyurmak için bir araya gelebilme imkânını korumayı amaçlamaktadır.

Dolayısıyla bu hak, Anayasa'nın 25. ve 26. maddelerinde düzenlenen ifade

özgürlüğünün özel bir biçimidir. İfade özgürlüğünün demokratik ve çoğulcu bir

toplumdaki önemi, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı için de

geçerlidir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı çoğulcu demokrasilerin

gelişmesinde elzem olan farklı düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve

yayılmasını güvence altına almaktadır. Bu kapsamda kendine özgü özerk işlevine

ve uygulama alanına rağmen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ifade

özgürlüğü kapsamında değerlendirilmelidir ve dolayısıyla ifade özgürlüğünün

siyasi ve kamu yararını ilgilendiren konularda sınırlandırılmasının daha dar

kapsamda olması toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının uygulamasında

da gözetilmelidir. Bu sebeple demokratik bir toplumda güvence altına alınan

temel haklardan biri olan bu hak dar yorumlanmamalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 115).

89. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ve ifade

özgürlüğü, demokratik toplumunun en temel değerleri arasındadır. Demokrasinin

özünde açık bir tartışma ortamıyla sorunları çözebilme gücü yer almaktadır.

Şiddete teşvik ve demokrasinin ilkelerini ortadan kaldırma durumları dışında

toplantı ve ifade özgürlüğünün ortadan kaldırılmasına yönelik önleyici

nitelikli radikal tedbirler, yetkililerin eylemlerde kullanılan ifadeler ve

bakış açılarını şaşırtıcı ve kabul edilemez olarak değerlendirdiği ya da

eylemlerin yasa dışı olduğu durumlarda dahi demokrasiye zarar verir. Hukukun

üstünlüğüne dayalı demokratik bir toplumda, mevcut düzene itiraz eden ve

barışçıl yöntemlerle gerçekleştirilmesi savunulan siyasi fikirlerin toplantı

özgürlüğü ve diğer yasal araçlarla ifade edilebilmesi imkânı verilmelidir (Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 117).

90. Anayasa'nın 34. maddesi; fikirlerin silahsız ve saldırısız,

başka bir ifade ile barışçıl bir şekilde ortaya konulabilmesi için toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkını güvence altına almıştır. Kolektif bir

şekilde kullanılan bu hak, düşüncelerini ifade etmek isteyen kişilere şiddeti

dışlayan yöntemlerle düşüncelerini açıklama imkânı vermektedir. Şiddet kullanma

niyetinde olan kişilerin katıldığı veya düzenlediği gösteriler barışçıl toplanma

kavramı dışında kalmaktadır. Bu kapsamda toplanma hakkının amacı, şiddete

karışmayan ve fikirlerini barışçıl bir şekilde ortaya koyan bireylerin

haklarının korunmasıdır (Ali Rıza Özer ve

diğerleri, § 118).

91. Bir toplantı ve gösteri yürüyüşün yasa dışı olması veya

yasalara aykırı olarak düzenlenmesi -tek başına- toplantı veya yürüyüşün

barışçıl niteliğini ortadan kaldırmaz. Halka açık yerde yapılan her türlü

gösterinin günlük hayatın akışında belli bir karışıklığa sebep olabileceği ve

olumsuz tepkilere yol açabileceği açıktır. Ancak bu durumların varlığı toplantı

hakkının ihlal edilmesini haklı gösteremez (Ali

Rıza Özer ve diğerleri, § 119).

92. Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrası, bazı durumlarda

toplanma hakkının sınırlandırılabileceğini kabul etmiştir. Aynı şekilde

Sözleşme'nin 11. maddesinin ikinci fıkrasında da sınırlama nedenleri

öngörülmüştür. Bu kapsamda toplantı hakkına getirilecek her türlü sınırlamanın

Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca kanunla düzenlenmesi ön şarttır. Kanunun

öngördüğü durumlarda dahi bu hakka müdahalenin meşru amaçlar çerçevesinde

olması gerekmektedir. Meşru amaçlar, 34. maddede "millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel

sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması" olarak belirtilmiştir. Sözleşme'de de benzer bir

şekilde düzenleme yapılmıştır. Meşru amaçlar çerçevesinde kanun ile yapılacak

sınırlamalar dahi Anayasa'nın 13. maddesi gereğince Anayasa'nın sözüne ve

ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet'in gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamaz. Dolayısıyla toplantı hakkına müdahale

demokratik toplum için gereklilik arz etmelidir. Son olarak müdahale, meşru

amaçları gerçekleştirmek için ölçülü olmak zorundadır.

93. Ölçülülük kriteri, Anayasa'nın 34. maddesinde belirtilen

meşru amaçları gerçekleştirmek için gerekli görülen önlemler ile barışçıl

toplanma hakkı arasındaki dengenin sağlanıp sağlanamadığını tespit etmek için

kullanılmaktadır. Bu kriter, her somut olayın koşulları gözetilerek

değerlendirilmelidir.

94. Diğer taraftan toplantı hakkı çerçevesindeki

"sınırlama" kavramı, ifade özgürlüğünde olduğu gibi sadece hakkın

kullanılmasından önceki bazı önleyici tedbirleri değil hakkın kullanılması

sırasında veya kullanıldıktan sonra yapılan muameleleri de kapsar. Dolayısıyla

barışçıl bir gösteri sırasında yapılanlar veya gösteri sonrasında katılımcılara

yönelik soruşturma ve cezalandırmalar da toplantı hakkının kullanılmasını

sınırlayan davranışlar olarak kabul edilebilir (Osman Erbil, B. No: 2013/2394, 25/3/2015, §§ 70-72) .

95. Barışçıl amaçlarla bir araya gelmiş kalabalıkların toplantı

hakkını kullanırken kamu düzeni açısından tehlike oluşturmayan ve şiddet

içermeyen davranışlarına devletin sabır ve hoşgörü göstermesi çoğulcu

demokrasinin gereğidir.

ii. Genel İlkelerin

Uygulanması

(1) Müdahalenin Varlığı

96. Başvurucu, kamuoyunda Gezi Parkı olarak bilinen olaylar

esnasında polisin aşırı güç kullanımına ve Hükûmetin bu duruma kayıtsız

kalmasına tepki göstermek amacıyla 3/6/2013 tarihinde İzmir Gündoğdu Meydanı'nda

başlatılan protesto gösterilerine katılmıştır.

97. Başvurucunun da içinde bulunduğu eylemcilere gece saat 01.00

sıralarında polis TOMA ile müdahale ederek su sıkmıştır. Ayrıca Cumhuriyet

Başsavcılığının takipsizlik kararına göre de Çevik Kuvvet polisi göstericilere

ve başvurucuya fiziki müdahalede bulunmuştur.

98. Başvurucunun polise karşı bir saldırıda bulunduğuna dair

herhangi bir iddiada bulunulmadığı gibi şiddete karıştığından bahisle adli

soruşturma açıldığına dair bir bulgunun da olmadığı gözetildiğinde barışçıl

olmadığı söylenemeyecek eyleme karşı yaralanmasına neden olacak şekilde polisin

fiziki müdahalede bulunması ve böylelikle gösteriye son vermesi toplanma

hakkına yönelik bir müdahale olarak kabul edilmelidir.

(2) Müdahalenin İhlal Oluşturup

Oluşturmadığı

99. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci

fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanmadığı ve

Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde

Anayasa'nın 34. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu nedenle sınırlamanın

Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa'nın ilgili

maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa'nın sözüne

ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyet'in gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

(a) Kanunilik

100. Başvuru konusu eylemde müdahalenin yasal dayanağı 2559

sayılı Kanun’un 16. maddesi ve 2911 sayılı Kanun’un 22. ve 24. maddeleridir.

2559 sayılı Kanun’un 16. maddesinde polisin hangi durumlarda zor ve silah

kullanabileceği, bunun hangi ölçüde olacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda polis,

görevini yaparken direnişle karşılaşması hâlinde bu direnişi kırmak amacıyla ve

ölçülü olarak zor kullanmaya yetkilidir. Bu yetki sadece polisin direnen

kişilere karşı bedensel kuvvet kullanmasını değil maddi güç kapsamında kelepçe,

cop, basınçlı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fiziki engeller, polis

köpekleri ve atları gibi bazı araçların da kullanılmasını içerir. Diğer

taraftan Emniyet Genel Müdürlüğünün yayımladığı Yönerge ile (bkz. § 25)

toplumsal olaylara müdahalede gözetilecek hususlar ayrıntılı olarak

düzenlenmiştir. Dolayısıyla Anayasa’nın 34. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında

toplanma hakkının sınırlandırılmasında ve müdahale usulünde izlenecek

hususlarda gerekli yasal düzenlemeler yapılmıştır. Bu sebeple somut olayda

toplanma hakkına müdahalenin “kanunilik” unsuru mevcuttur.

(b) Meşru Amaç

101. Toplantı ve gösteri yürüyüşüne yapılan bir müdahalenin

meşru olabilmesi için Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen "millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlığın ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması" amaçlarına yönelik olması gerekir.

102. Eyleme yönelik müdahalenin hangi amaçla yapıldığına ilişkin

olarak Cumhuriyet Başsavcılığının kararı incelendiğinde amacın kamu düzeninin

bozulmasını engellemeye yönelik olduğu anlaşılmıştır. Bu nedenle başvuru konusu

olayda Anayasa’nın 34. maddesi gereğince polisin yaptığı müdahalenin meşru bir

amaç taşıdığı kabul edilmelidir.

(c) Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve

Ölçülülük

103. Başvurucunun toplanma hakkını kullanmasına müdahale

edilmesinin “demokratik bir toplumda gerekli” olup olmadığı hususunda öncelikle

belirtilmesi gereken, hükûmetin politikaları ile ilgili olarak bireylerin

tepkilerini barışçıl yöntemlerle ortaya koymalarının çoğulcu demokrasilerin

karakteristik özelliği olduğudur. Bu kapsamda siyasi konulardaki fikir

ayrılıklarında azınlık veya muhalif düşüncelerin ifade edilebilmesine fırsat

verilmesi demokratik bir devletin yükümlülüğüdür. Devletin barışçıl amaçlarla

yapılan toplantı düzenleme ve toplantıya katılma özgürlüğünü korumakla

kalmaması, ayrıca bu hakkın kullanımını engelleyen makul olmayan dolaylı

sınırlamalar koymaması da gerekmektedir.

104. Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında kamu

otoritelerinin toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının sınırlandırılmasında belirli

bir takdir marjına sahip olduğu açıktır. Ancak bu takdir payının Anayasa'nın

13. maddesi uyarınca Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin

ve laik Cumhuriyet'in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olarak

kullanılmaması gerekir. Bu bağlamda toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına

ilişkin iddiaları incelerken Anayasa Mahkemesinin görevi, ilgili kamu

otoritelerinin takdir payını makul, dikkatli ve iyi niyet çerçevesinde kullanıp

kullanmadıklarını değerlendirmektir. Ayrıca şikâyete konu müdahaleyi bir bütün

olarak inceleyip meşru amacın gerçekleşmesine yönelik olarak müdahalenin amacın

gerçekleştirilmesi için ölçülü olup olmadığını ve müdahale gerekçelerinin

"ilgili ve yeterli" olup olmadığını belirlemektir. Böylelikle kamu

otoritelerinin şikâyete konu olayda aldıkları kararların Anayasa'nın 34.

maddesine uygun olup olmadığı tespit edilebilecektir.

105. Başvuru konusu olayda başvurucu, Gezi Parkı olaylarına

ilişkin olarak tepkisini göstermek amacıyla İzmir Gündoğdu Meydanı'ndaki

protesto gösterilerine katılmıştır. Bu bağlamda başvurucunun Hükûmetin tutumuna

yönelik olarak endişelerini veya muhalif fikirlerini toplu olarak ifade etme

çabası demokratik bir toplumda saygı ile karşılanmalıdır. Ancak Gezi Parkı

olayları kapsamında başlatılan protesto gösterilerinin ülkede yaygınşiddet

eylemlerine dönüşmesi güvenlik güçlerini sert önlemler almaya yönlendirmiştir.

Yukarıda belirtildiği gibi İzmir'de meydana gelen gösterilerde bir siyasi parti

binasının ateşe verildiği, Gündoğdu Meydanı ve çevresinde birçok özel işyeri,

kamu binası ve kamu araçlarının yağmalandığı, yakılıp yıkıldığı (bkz. § 19)

gözetildiğinde sıkı tedbirler alınmasının kamu düzeni açısından kaçınılmaz bir

durum olduğu açıktır.

106. Somut olay açısından başvurucunun eyleminin barışçıl olup

olmadığının değerlendirilmesinde (bkz. §§ 63-66) başvurucu hakkında herhangi

bir adli soruşturma açılmaması tek başına başvurucunun barışçıl eylemde

bulunduğunu ortaya koymamakla birlikte polisin müdahalesinden kaçarken düşmesi

sonrasında copla kendisine fiziksel müdahalede bulunulmasının haklı olup

olmadığının Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından değerlendirilmemesi müdahalenin

gerekliliğinin tespitinde özenli davranılmadığını ortaya koymaktadır. Bu

bağlamda başvurucunun sadece güç kullanımı ile kontrol edilebilecek nitelikte

saldırgan bir tutum sergilediği tespit edilememiştir. Gösterinin kamu düzeninin

sağlanması için dağıtılmasının tek başına başvurucunun maruz kaldığı

müdahalenin şiddetini haklı göstermeye yetmeyeceği de açıktır.

107. 3/6/2013 tarihinde İzmir'de meydana gelen gösterilerin

şiddete evrilmesi nedeniyle polisin müdahalesinin gerekli olduğu kabul

edilebilir. Ülke geneline yayılan şiddet olayları nedeniyle kamu düzeninin

sağlanmasının elzem olduğu da açıktır. Bu kapsamda müdahalenin demokratik

toplum düzeninde gerekliliği kabul edilse dahi bu müdahalenin ölçülü olması da

gerekmektedir.

108. Somut olayda başvurucunun polis müdahalesinden kaçarken

coplarla vücudunda yaygın ekimozlar oluşacak şekilde müdahaleye maruz

kalmasının ölçülü olduğunu söylemek mümkün değildir. Bu şekilde tamamen

hoşgörüsüz davranılmasının başvurucu açısından caydırıcı bir etki oluşturduğu

ve bu müdahalenin temel bir sosyal ihtiyacı karşılama niteliğinden yoksun

olduğu değerlendirilmiştir.

109. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 34.

maddesinde güvence altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

110. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

111. Başvurucu 20.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

112. Başvuruda, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı

ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

113. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması içinyeniden soruşturma yapılmak üzere kararın

bir örneğinin İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

114. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı ile toplantı

ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edilmesi nedeniyle yalnızca ihlal

tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net

20.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

115. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul

boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma

yapılmak üzere İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 20.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.186,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede gecikme

olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre

için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

19/4/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL Raportör : Murat ŞEN Başvurucu : Özge ÖZGÜRENGİN Vekili : Av. Duygu ARSLAN ERGÜN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/5218, 19 Nisan 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya
  10. B. No: 34445/04, 11/1/2007, § 73; Çelik ve
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. İnsan Haysiyetiyle
  13. B. Toplantı ve Gösteri
  14. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  15. A. 1. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal
  16. B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence
  17. C. Kararın bir örneğinin insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele
  18. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  19. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  20. M. Emin KUZ
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/5218
Tarih
19 Nisan 2018

İlgili Kararlar

  • Yonca Verdioğlu Şık Başvurusu (B. No: 2014/17177)
  • Yüksel Kapçak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/15376)
  • Ali Orak ve İrfan Gül Başvurusu (B. No: 2014/10626)
  • Umut Kılıç Başvurusu (B. No: 2015/16643)
  • Abdulhamit Babat Başvurusu (B. No: 2015/17616)
  • Figen Yüksekdağ Şenoğlu Başvurusu (B. No: 2016/25187)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.