İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Savni Kafadaroğlu Başvurusu (B. No: 2013/5996)

1. Başvurucu, devlet

Başvuru No2013/5996Tarih15 Ekim 2014Okuma21 dk · 4.157 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Savni Kafadaroğlu Başvurusu

Karar tarihi
15 Ekim 2014
Başvuru Numarası
2013/5996
R.G. Tarih-Sayı
17/12/2014-29208
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.157 kelime·21 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, devlet

memurluğundan çıkarılmasına ilişkin işlemin iptali istemiyle açtığı davada,

hakkında mahkûmiyet hükmü bulunmadığı halde isnatlar doğru kabul edilerek

aleyhine karar verildiğini, yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını,

karar düzeltme aşamasında verilen karara karşı itiraz hakkının olmadığını ve

verilen karar nedeniyle özlük haklarını kaybettiğini belirterek Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının, 36. maddesinde güvence

altına alınan adil yargılanma hakkının ve 38. maddesinin dördüncü fıkrasında

güvence altına alınan masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve

ihlalin tespitiyle zararlarının tazmini talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 1/8/2013 tarihinde

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön

incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Birinci Bölümün 9/1/2014

tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir

5. Adalet Bakanlığının

13/2/2014 tarihli görüşü başvurucuya tebliğ edilmiş olup, başvurucu, 7/3/2014

havale tarihli beyan dilekçesini on beş günlük yasal süresi içinde sunmuştur

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Maliye Bakanlığı

Tasfiye İşleri Döner Sermaye İşletmeleri İstanbul Bölge Müdürü olarak görev

yapmakta iken ihaleye fesat karıştırmak ve

ihaleye girenlerden menfaat temin etmek fiillerini işlediği

gerekçesiyle 25/4/2006 tarih 2006/1 sayılı işlemle devlet memurluğundan

çıkarılmıştır.

8. Başvurucunun bu işlemin

iptali istemiyle açtığı dava, İstanbul 4. İdare Mahkemesinin 18/2/2008 tarih ve

E.2006/2197, K.2008/367 sayılı kararıyla “davacının

söz konusu ihalenin onay makamında olması nedeniyle ihaleye katılanlarla

girdiği ilişkilerin ‘memurluk sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz

kızartıcı ve utanç verici hareketlerde bulunmak’ niteliğinde olduğu sonuç ve

kanaatine varıldığı” gerekçesiyle reddedilmiştir.

9. Başvurucu tarafından temyiz

edilen karar, Danıştay 12. Dairesinin 7/12/2010 tarih ve E.2008/4766,

K.2010/6066 sayılı kararıyla, “başvurucu

hakkında ağır ceza mahkemesinde cebri irtikap suçundan kamu davası açıldığı,

ancak mahkemece suçun görevi kötüye kullanma kapsamında değerlendirildiği ve

4483 sayılı Kanun uyarınca kovuşturma izni alınabilmesi için verilen

kovuşturmanın durdurulması kararının temyiz edildiği ve henüz sonuçlanmadığı,

bu durumda davacının üzerine atılı eylemin 5525 sayılı Kanun’da belirtilen

14.2.2005 tarihinden önce gerçekleştiği dikkate alındığında, Yargıtay kararı

neticesinde suçun niteliğine göre yapılacak olan yargılama sonucunda verilecek

karar beklenerek bu karar doğrultusunda 5525 sayılı Kanun hükümleri de

gözetilerek bir karar verilmesi gerektiği” gerekçesiyle bozulmuştur.

10. Anılan bozma kararına karşı

davalı idare tarafından yapılan karar düzeltme talebi, Danıştay 12. Dairesinin

8/4/2013 tarih ve E.2011/2600, K.2013/2470 sayılı kararıyla, “5525 sayılı Kanun’un 1. maddesi uyarınca bir

memurun göreviyle sürekli ilişiğinin kesilmesi sonucunu doğuran disiplin

cezalarının af kapsamında bulunmadığı, bu durumda her ne kadar davacı hakkında

ceza mahkemesince verilmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmamakta ise de üzerine

atılı fiilin yüz kızartıcı nitelikte olduğu ve bu nedenle 5525 sayılı Kanun’un

1. maddesinde yer alan istisna suçlar arasında sayıldığı dikkate alındığında,

davacıya verilen devlet memurluğundan çıkarma cezasının af kapsamında

bulunmadığı, ceza mahkemesince hakkında bir mahkûmiyet kararı verilmemiş

olmasının da bu gerçeği değiştirmediği, dava dosyası ile soruşturma raporu ve

eklerinin birlikte incelenerek değerlendirilmesi sonucunda davacıya isnat

edilen fiillerin sübuta erdiği kanaatine varıldığından davacının devlet

memurluğundan çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin işlemde hukuka

aykırılık görülmediği” gerekçesiyle kabul edilerek kararın onanmasına karar

verilmiştir.

11. Karar, başvurucuya 2/7/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucu, 1/8/2013 tarihinde süresi içinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

12. 14/7/1965 tarih ve 657

sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun “Disiplin

cezalarının çeşitleri ile ceza uygulanacak fiil ve haller” kenar

başlıklı 125. maddesinin E-g bendinde, “Memurluk

sıfatı ile bağdaşmayacak nitelik ve derecede yüz kızartıcı ve utanç verici

hareketlerde bulunmak” fiili, devlet memurluğundan çıkarılmayı

gerektiren haller arasında sayılmıştır.

13. 22/6/2006 tarih ve 5525

sayılı Memurlar İle Diğer Kamu Görevlilerinin Bazı Disiplin Cezalarının Affı

Hakkında Kanun’un 1. maddesi şöyledir:

“Devletin şahsiyetine

karşı işlenen suçlarla basit veya nitelikli zimmet, irtikâp, rüşvet, hırsızlık,

dolandırıcılık, sahtecilik, inancı kötüye kullanma, dolanlı iflas gibi yüz

kızartıcı veya şeref ve haysiyet kırıcı suçlar veya istimal ve istihlâk

kaçakçılığı dışında kalan kaçakçılık, resmî ihale ve alım satımlara fesat

karıştırma, Devlet sırlarını açığa vurma suçları sebebiyle görevleriyle sürekli

olarak ilişik kesilmesi sonucunu doğuran disiplin cezaları ile 2802 sayılı

Hâkimler ve Savcılar Kanununun 68 inci maddesinin ikinci fıkrasının (e) ve (f)

bentlerine göre verilmiş yer değiştirme cezaları ve 69 uncu maddesine göre

verilmiş meslekten çıkarma cezaları ile emniyet hizmetleri sınıfına dahil

personel ile çarşı ve mahalle bekçileri hakkında verilen meslekten çıkarma

cezaları hariç olmak üzere; kanun, tüzük ve yönetmelikler gereğince memurlar ve

diğer kamu görevlileri ile bu görevlerde bulunmuş olanlar hakkında 23/4/1999

tarihinden 14/2/2005 tarihine kadar işlenmiş fiillerden dolayı verilmiş

disiplin cezaları bütün sonuçları ile affedilmiştir.”

14. 2577 sayılı İdari Yargılama

Usulü Kanunu’nun 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 7. maddesi, 11. maddesi,

12. maddesi, 14. maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkraları, 20. maddesinin (5)

numaralı fıkrası, 49. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile 60. maddesi.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

15. Mahkemenin 15/10/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 1/8/2013 tarih ve 2013/5996

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

16. Başvurucu, hakkında bir

mahkûmiyet hükmü bulunmadığı halde suç isnadının varlığına dayanarak ve hiçbir

inceleme ya da araştırma olmaksızın hakkındaki isnatlar gerçek kabul edilerek

davasının reddedilmesinin masumiyet karinesinin, yargılamanın yaklaşık yedi

yılda sonuçlandırılması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, karar

düzeltme talebi sonucu verilen karara karşı herhangi bir başvuru yolunun

bulunmaması nedeniyle hak arama hürriyetinin ve davasının reddedilmesi sonucu

özlük haklarını kaybetmesinden bahisle de mülkiyet hakkının ihlal edildiğini

sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası

17. Başvurucu, hakkında tesis

edilen devlet memurluğundan çıkarılmasına ilişkin işlem nedeniyle özlük

haklarını kaybettiğini ve bu nedenle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmektedir.

18. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35.

maddesi şöyledir:

"Herkes,

mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı

olamaz."

19. Sözleşme'ye Ek (1) No.lu Protokol'ün

"Mülkiyetin korunması"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel

ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin kamu yararına

uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da başka katkıların

veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli gördükleri yasaları

uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."

20. Anayasa’nın 35. maddesi

kapsamındaki mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle

bir hakkın varlığını kanıtlamak zorundadır (B. No: 2013/382, 16/4/2013, § 26).

Bu nedenle, öncelikle başvurucunun, Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca korunması

gereken mülkiyet hakkı kapsamında bir menfaate sahip olup olmadığı hususunun

değerlendirilmesi gerekir.

21. Anayasa'nın 35. maddesinde

herkesin, mülkiyet hakkına sahip olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla,

kanunla sınırlanabileceği, mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına

aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü

fıkrası ve 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine

göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın

Anayasa'da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye'nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da

girmesi gerekir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

22. Anayasa ve AİHS'nin ortak

koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı, mevcut mal, mülk ve varlıkları koruyan

bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün, bu mülkte

gelecekteki değer artışını da içerecek şekilde mülkiyetini kazanma hakkı,

kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme'yle korunan mülkiyet kavramı içerisinde değildir.

Gelecekte elde edileceği iddia edilen bir kazanç, kazanılmadığı veya bu kazanca

yönelik icrası mümkün bir iddia mevcut olmadığı sürece mülk olarak

değerlendirilemez (B. No: 2013/5049, 28/5/2014, § 24).

23. Yukarıdaki hususun istisnası

olarak belli durumlarda, bir "ekonomik

değer" veya icrası mümkün bir "alacak" iddiasını elde etmeye yönelik "meşru bir beklenti", Anayasa'nın ve

Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden

yararlanabilir. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir

bir iddianın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya

başarılı olma şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir

yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir.

Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı

kapsamında savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için

yeterli değildir (B. No: 2013/5049, 28/5/2014, § 25).

24. Başvuru konusu olayda,

başvurucu, hakkında tesis edilen devlet memurluğundan çıkarılma cezası

nedeniyle gelecekte alması gereken özlük haklarından mahrum kaldığını

belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmekte ise de, iddia

ettiği hakkı elde etme konusunda başvurucuyu meşru bir beklentiye sevk edecek

bir kanun hükmü veya yerleşik yargısal bir içtihat bulunmadığından,

başvurucunun, Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkına ilişkin

korumadan yararlandırılması mümkün değildir.

25. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi kapsamına giren korunmaya değer bir

menfaatinin bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin "konu bakımından yetkisizlik" nedeni

ile kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Karar Düzeltme Aşamasında

Verilen Karara Karşı Başvuru Hakkının Olmadığı İddiası

26. Başvurucu, karar düzeltme

talebi üzerine Danıştay ilgili Dairesince verilen karara karşı herhangi bir

başvuru yolunun bulunmaması nedeniyle hak arama özgürlüğünün ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

27. Anayasa Mahkemesine yapılan

bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından

ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının

yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek

protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve AİHS’in ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali

iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün

değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

28. Hak arama özgürlüğü

Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenmiş ve anılan maddede hak arama hürriyeti

için herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş ise de Anayasa’nın,

mahkemelerin kuruluşu, görev ve yetkileri, işleyişi ve yargılama usullerinin

kanunla düzenleneceğini öngören 142. ve davaların mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasını ifade eden 141. maddelerinin, hak arama hürriyetinin

kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/816,

6/2/2014, § 46).

29. Anayasa’da, “mahkemelerin kuruluşunun, görev ve yetkilerinin,

işleyişinin ve yargılama usullerinin” kanunla düzenlenmesi

öngörülmüştür. Buna göre, usul kanunlarının Anayasa’ya uygun olmak koşuluyla

düzenlenmesi kanun koyucunun takdirine bırakılmıştır. Anayasa’da karar düzeltme

aşamasında verilen kararlara karşı kanun yoluna başvurulabilmesi hakkını içeren

bir kurala yer verilmemiştir (benzer yöndeki bir AYM kararı için bkz. B. No:

2012/799, 26/3/2013, § 19).

30. Başvurucunun başvuru

dilekçesinde ifade ettiği karar düzeltme aşamasında verilen kararlara karşı

başvuru hakkı, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden

olmadığı gibi, AİHS ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokollerden herhangi

birinin kapsamına da girmemektedir.

31. Açıklanan

nedenlerle, başvuru

konusu ihlal iddiasının Anayasa ve AİHS’in ortak koruma alanı dışında kaldığı anlaşıldığından

başvurunun, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

c. Masumiyet

Karinesinin İhlal Edildiği İddiası

32. Bakanlık, başvurunun bu

kısmının kabul edilebilirliği konusunda herhangi bir görüş bildirmemiştir.

33. Başvurucunun masumiyet

karinesinin ihlal edildiği yolundaki şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun

değildir. Kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

de görülmeyen bu şikâyet yönünden başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

d. Davanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası

34. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda, başvurucunun davanın uzun sürdüğüne ilişkin şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun olmadığından ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiği İddiası

35. Başvurucu, hakkında bir

mahkûmiyet hükmü bulunmadığı halde hiçbir inceleme ya da araştırma olmaksızın

tarafına yöneltilen isnatların gerçek olarak kabul edildiğini ve davanın

aleyhine sonuçlandığını belirterek masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

36. Adalet Bakanlığı görüşünde, ceza

gerektiren herhangi bir suç isnat edilen kişiye ilişkin bir kararın şahsın

yasaya göre suçu kanıtlanmadan önce suçlu olduğu yönünde bir görüşü yansıtması

halinde masumiyet karinesinin ihlal edilmiş olacağını, bununla birlikte

masumiyet karinesinin, ceza davasında verilen bir beraat kararından sonra aynı

olaylara dayanılarak açılan ve daha hafif bir ispat yükü gerektiren tazminat

davasında kişinin hukuki sorumluluğunun tespitine engel olmadığını, hukuk

yargılamasında aynı maddi vakıalar çerçevesinde daha düşük bir ispat standardı

kullanılarak kişisel sorumluluğun söz konusu olabileceğini, ancak bunun için

hukuk mahkemelerinin beraat kararını sorgulamamaları gerektiğini, masumiyet

karinesinin ihlal edilip edilmediğini değerlendirirken üzerinde durulması

gereken önemli hususlardan birinin, yargılamayı yapan makamın yargıladığı

kişiye suç isnat edip etmediği ve beraat kararını sorgulayıp sorgulamadığı

hususu olduğunu, somut olayda, başvurucu hakkında aynı olaya ilişkin olarak

ağır ceza mahkemesinde devam etmekte olan ceza kovuşturmasından ayrı olarak bir

disiplin soruşturması yürütüldüğünü, soruşturma sonucunda eyleminin sabit

bulunduğunu ve bu eylemin devlet memurluğundan çıkarılma cezasını gerektiren

bir hareket olarak değerlendirildiğini, uygulanan disiplin cezası işlemine

karşı açılan davanın bağımsız ve tarafsız mahkeme kararıyla reddedildiğini, bu

kararın da yüksek mahkeme tarafından onandığını, masumiyet karinesinin ihlali

iddiasının değerlendirilmesi sırasında belirtilen hususların dikkate alınması

gerektiğini belirtmiştir.

37. Başvurucu cevap

dilekçesinde, Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin tarafına isnat edilen suçu “görevi kötüye kullanma” suçu kapsamında

değerlendiren kararının Yargıtay tarafından onanması halinde devlet

memurluğundan ihracı gerektiren yüz kızartıcı irtikap suçunu işlemediğinin

sübuta ermiş olacağını, buna göre Yargıtay aşaması sonuçlanana kadar tarafına

isnat edilen irtikap suçu ile ilgili olan masumiyet karinesinin geçerliliğini

korumuş olacağını, aynı maddi vakıalara dayanan idari yargı yerindeki dava

yönünden Yargıtay kararının beklenmesinin zorunluluk arz ettiğini belirtmiştir.

38. Öncelikle bireysel başvuru

incelemesinin, anayasal hak ve özgürlüklere yönelik ihlallerin tespiti ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması ile sınırlı bir inceleme olduğunun ve

Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasındaki kural gereğince, kanun yolu

incelemesinde olduğu gibi kararın tüm yönleri ile ele alınarak eksiksiz bir

hukuki denetim imkânı sağlamadığının hatırlanmasında yarar vardır (B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26). Bu çerçevede, başvurucu hakkında tesis edilen

devlet memurluğundan çıkarma işleminin ve ardından başvurucunun açtığı iptal

davasına ilişkin yargılama sonucunda yargı yerince ulaşılan sonucun hukuka

uygun olup olmadığı meselesi, Mahkeme kararının tespit ve sonuçları bariz bir

takdir hatası içermedikçe ve bu durum kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki

hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmadıkça bireysel başvuru incelemesinin

kapsamı dışında kalmaktadır. Bu açıklamalar çerçevesinde, somut başvurunun,

Danıştay kararının gerekçesinde, masumiyet karinesine ilişkin anayasal

güvencenin ihlal edilip edilmediği ile sınırlı olarak incelenmesi

gerekmektedir.

39. Bireysel başvuru

incelemesinde, bir ihlal iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu bakımından yetki

alanına girip girmediğinin tespitinde Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı esas alınmaktadır (B. No:

2012/1049, § 18, 26/3/2013).

40. Başvurucunun ihlal iddiasına

konu olan masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü, Sözleşme’nin

ise 6. maddesinin (2) numaralı fıkrasında düzenlenmektedir.

41. Anayasa’nın 38. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu

sayılamaz”

42. Sözleşme’nin 6. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Kendisine bir suç isnat edilen herkes, suçluluğu yasal

olarak sabit oluncaya kadar suçsuz sayılır.”

43. Masumiyet (suçsuzluk)

karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan

suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır. Bunun sonucu olarak,

kişinin masumiyeti “asıl”

olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait olup, kimseye

suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen

sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu

olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz (B. No: 2012/665,

13/6/2013, § 26).

44. Bu çerçevede, masumiyet

karinesi kural olarak, hakkında bir suç isnadı bulunan ve henüz mahkûmiyet

kararı hükmen sabit olmayan kişileri kapsayan bir ilkedir. Suç isnadı

kesinleşmiş mahkûmiyete dönüşen kişiler açısından ise, artık “hakkında suç isnadı olan kişi” statüsünde

olmadıkları için masumiyet karinesi iddiasının geçerli bir dayanağı

kalmamaktadır (B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 27).

45. Öte yandan, ceza muhakemesi

hukuku ve idare hukuku farklı kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. Kamu

görevlisinin davranışı, suç tanımına uymasının yanı sıra disiplin sorumluluğunu

da gerektirebilir. Böyle durumlarda ceza muhakemesi ile idarece yürütülen

işlemler farklı süreçlere tabidir. Ceza muhakemesi sonucunda kişinin isnat

edilen eylemi işlemediğine dair hükümler dışında, ceza mahkemesi hükmü idare

makamları açısından doğrudan bağlayıcı değildir (Bkz. B. No: 2012/665,

13/6/2013, § 30).

46. Bu kapsamda, ceza davasını

takip eden “ceza yargılaması niteliğinde olmayan herhangi bir yargılamada” da (hukuk, disiplin gibi),

masumiyet karinesine özen gösterilmelidir. Bununla birlikte ceza yargılamasında

mahkûmiyetle sonuçlanmamış aynı olaylara dayanılarak bir kişinin disiplin

cezası alması veya hakkında tazminata karar verilmesi masumiyet karinesini

otomatik olarak ihlal etmez. Bu kapsamda “karar vericilerin kullandıkları dil” kritik önem taşır (B. No:

2013/3175, 20/2/2014, § 36). Bunun için kararın gerekçesinin bütün halinde

dikkate alınarak mahkemece kişinin suçlu olduğuna dair bir yargıda ya da imada

bulunulup bulunulmadığının incelenmesi gerekir.

47. Bireysel başvuruya konu olan

yargı kararının gerekçesi şöyledir:

“Uyuşmazlıkta,

davacının, üzerine atılı cebri irtikap suçundan dolayı Kadıköy 2. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2005/463 esas kaydında açılan ceza davasında verilen 25/9/2007

gün ve K.2007/270 sayılı karar ile “davacı hakkında cebri irtikap suçundan kamu

davası açılmış olup, isnat edilen suçun görevi kötüye kullanma suçuna dönüşmesi

ve hakkında 5237 sayılı Yasanın 257/1. Maddesinin uygulanmasının muhtemel

göründüğü gerekçesiyle 4483 sayılı Yasa uyarınca kovuşturma izni alınabilmesi

için CMK nın 223/son maddesi uyarınca açılan

kovuşturmanın durdurulmasına” karar verilmiş ve bu karardan sonra ceza

kovuşturmasının hangi aşamada olduğuna ilişkin bilgi belgenin dosyada yer

almadığı görülmekte ise de; 657 sayılı Yasanın 131. Maddesi gereğince memurun

ceza kanununa göre mahkum olması veya olmaması hallerinin ayrıca disiplin

cezası uygulanmasına engel olmayacağı belirtildiğinden, dava konusu olayın

disiplin hukuku açısından soruşturma dosyasında yer alan mevcut bilgilere göre

değerlendirilmesi gerekmektedir.

Yukarıda bahsedilen 5525

sayılı Kanun’un 1. maddesi uyarınca af kapsamına girecek disiplin cezaları

yönünden bir kısım suçlara yönelik istisnalar getirilmiş, bu suçlar nedeniyle

bir memurun göreviyle sürekli ilişiğinin kesilmesi sonucunu doğuran disiplin

cezalarının af kapsamında bulunmadığı görülmüştür.

Bu durumda her ne

kadar davacı hakkında ceza mahkemesince verilmiş bir mahkumiyet

kararı bulunmamakta ise de üzerine atılı fiilin yüz kızartıcı nitelikte olduğu

ve bu nedenle 5525 sayılı Kanun’un 1. maddesinde yer alan istisna suçlar arasında

sayıldığı dikkate alındığında, davacıya verilen devlet memurluğundan çıkarma

cezasının af kapsamında bulunmadığı, ceza mahkemesince hakkında bir mahkûmiyet

kararı verilmemiş olmasının da bu gerçeği değiştirmediği açıktır.

Kararın düzeltilmesi dilekçesinde

öne sürülen nedenler 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 54. Maddesinin

(c) bendine uygun görüldüğünden, Danıştay Onikinci

Dairesinin 7/12/2010 tarih ve E.2008/4766, K.2010/6066 sayılı kararının

kaldırılmasına karar verilerek uyuşmazlığın esası yeniden incelendi;

Dava dosyası ile

soruşturma raporu ve eklerinin birlikte incelenerek değerlendirilmesi sonucunda

davacıya isnat edilen fiillerin sübuta erdiği kanaatine varıldığından davacının

devlet memurluğundan çıkarma cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin işlemde

hukuka aykırılık görülmemiştir.”

48. Söz konusu Danıştay

kararında, ceza yargılaması sürecinden bahsedilmekle birlikte anılan süreçte

verilen kararlarla ilgili her hangi bir yorumda bulunulmaksızın yalnızca sürecin

özetlendiği ve devlet memurluğundan çıkarma işleminin hukuka uygun olduğu

sonucuna ulaşılırken, ceza yargılaması sürecinden bağımsız olarak disiplin

hukuku açısından soruşturma dosyasında yer alan mevcut bilgilere göre

değerlendirme yapılacağının açıkça vurgulandığı, akabinde de dava dosyası ile

soruşturma raporu ve eklerinin birlikte incelenmesi sonucunda varılan kanaate

göre hüküm kurulduğu görülmektedir.

49. Buna göre, başvuruya konu

davada, ceza yargılamasına göre daha düşük ispat standardı gerektiren disiplin

hukuku ilkeleri çerçevesinde karara varıldığı, başvurucunun cezai sorumluluğu

ile ilgili bir yargıda bulunulmadığı ve dolayısıyla başvurucunun suçlu olduğuna

dair bir ima ya da inancın yansıtılmadığı anlaşılmaktadır.

50. Yukarıdaki açıklamalar

çerçevesinde, somut olayda masumiyet karinesinin ihlal edilmediği sonucuna

ulaşılmıştır.

b. Davanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası

51. Başvurucu 2006 yılında idari

yargıda açmış olduğu davaya ilişkin yargılamanın makul sürede tamamlanmayarak

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

52. Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil

yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, esasen

Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır.

Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve

AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi

içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma

hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,

makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

53. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin

niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde

göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§

41–45).

54. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekir. Hukuk sisteminde yer

alan mevzuat hükümleri gereğince “kamu

hukuku” alanına dâhil olan, ancak sonucu itibarıyla özel nitelikteki

haklar ve yükümlülükler üzerinde belirleyici olan uyuşmazlıkları konu alan

davalar da, Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6.

maddesinin koruması kapsamına girmektedir. Bu anlamda, belirtilen

düzenlemelerde yer verilen güvenceler, başvurucunun haklarına zarar verdiği

iddia edilen idari bir kararın iptali talebiyle açılan davalara da

uygulanacaktır. Başvuruya konu davanın, başvurucunun devlet memurluğundan çıkarılmasına ilişkin işlemin iptali

istemini konu alan bir uyuşmazlık olduğu görülmekle, somut yargılama

faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda

kuşku yoktur (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 44).

55. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 29/6/2006 tarihidir. Sürenin bitiş

tarihi ise, çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona

erme tarihidir. Somut başvuru açısından bu tarihin, karar düzeltme talebinin

Danıştay 12. Dairesince kabul edilerek kararın onandığı 8/4/2013 tarihi olduğu

anlaşılmaktadır.

56. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, idari yargıda açılan ve başvurucunun devlet memurluğundan çıkarılmasına ilişkin

işlemin iptali istemini konu alan iptal

davasında ilk derece mahkemesince,

2577 sayılı Kanun’un 14. maddesinde öngörülen süre içerisinde ilk inceleme

tutanaklarının tanzim edildiği, cevap, cevaba cevap ve ikinci cevap aşamalarının

usulüne uygun olarak tamamlandığı ve dosyanın tekemmülünün sağlandığı, ancak

2577 sayılı Kanun’un 20. maddesinde öngörülen düzenleyici sürenin aşılarak

tekemmül tarihinden itibaren yaklaşık bir yıl sonra dosyanın karara bağlandığı

ve yargılamanın yaklaşık bir yıl sekiz aylık bir sürede sonuçlandırıldığı,

temyiz isteminin yaklaşık iki yıl beş aylık; karar düzeltme isteminin ise

yaklaşık iki yıllık bir sürede sonuçlandırıldığı anlaşılmaktadır.

57. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin idari yargı makamları

nezdinde sürdüğü görülmekle, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine

tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu olduğu ve idari yargı alanına dâhil

uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren 2577 sayılı Kanun’un muhtelif

maddelerinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya

koyduğu anlaşılmaktadır (§ 14).

58. Hukuk sistemimizde idari

yargı alanında yer alan uyuşmazlıklara ilişkin dava sürelerinin makul yargılama

süresini aştığı yönündeki tespitlere, AİHM tarafından verilen birçok ihlal

kararında yer verilmiş olup, özellikle idari yargı alanındaki yapısal sorunlar

ve Danıştay nezdinde temyiz ve karar düzeltme incelemelerinde geçirilen uzun

yargılama sürelerinin ihlal kararlarına temel oluşturduğu anlaşılmaktadır. Bu

kapsamda idari yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede

tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve

Anayasa Mahkemesi tarafından, özellikle 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul

hükümleri de göz önünde bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönünde karar verilmiştir (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 54-60).

59. Başvuruya konu davada yer

alan kişi sayısı ve davanın koşulları, niteliği, göz önüne alındığında

başvuruya konu yargılamanın karmaşık bir nitelik arz etmediği, davaya bütün

olarak bakıldığında, 2577 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine tabi bir

yargılama sürecine ilişkin somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini

gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu yedi yıla yakın yargılama

sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

60. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

61. Başvurucu, uğradığını ileri

sürdüğü ihlaller nedeniyle uğradığı zararların tazminine hükmedilmesini talep

etmiş, miktara ilişkin bir açıklamada ise bulunmamıştır.

62. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

63. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin yedi yıla yakın yargılama süresi nazara alındığında,

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya net 5.000,00 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

64. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

65. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Karar düzeltme aşamasında verilen karara karşı başvuru hakkının olmadığı

yönündeki iddiasının “konu

bakımından yetkisizlik” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Masumiyet karinesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

4.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına

alınan masumiyet karinesinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının

İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 5.000,00 TL

manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin

REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL yargılama giderinin

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

15/10/2014 tarihinde OY

BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Elif KARAKAŞ Başvurucu : Mehmet Savni KAFADAROĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/5996, 15 Ekim 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. C. Başvurucuya net 5.000,00 TL
  16. D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL yargılama giderinin
  17. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. Kaleli
  19. Dursun
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/5996
Tarih
15 Ekim 2014

İlgili Kararlar

  • İhsan Malkara Başvurusu (B. No: 2013/1881)
  • Hulusi Kutlu ve Ayşe Kutlu Başvurusu (B. No: 2013/7789)
  • Cemil Hasanoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/4178)
  • Gaziler Enerji ve Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/1660)
  • Halil Atabey Başvurusu (B. No: 2013/3771)
  • Leyla Onay Başvurusu (B. No: 2013/1762)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.