İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Merve Ertan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/7249)

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu gerçekleştiği iddia edilen ölümle

Başvuru No2016/7249Tarih9 Ocak 2020Okuma50 dk · 10.038 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Merve Ertan Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
9 Ocak 2020
Başvuru Numarası
2016/7249
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

10.038 kelime·50 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu gerçekleştiği iddia edilen ölümle

ilgili olarak tam yargı davasının reddedilmesi ve yargılamanın uzun sürmesi

nedenleriyle yaşam hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 12/4/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan, ayrıca Eskişehir 1. İdare

Mahkemesinden (İdare Mahkemesi) temin edilen yargılama dosyasındaki bilgi ve

belgelere göre ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu Ragibe Nuran Ertan'ın eşi, Muammer Ertan ve Merve

Ertan'ın (Sarıyar) babası olan 1956 doğumlu S.E. 5/9/2003 günü saat 20.15

sıralarında, yönetimindeki araçla bir kamyonun çarpışması sonucu yaralanarak

aynı tarihte 20.30 sıralarında O. Üniversitesi Eğitim Uygulama ve Araştırma

Hastanesi (Hastane) Acil Servisine kaldırılmıştır. S.E. muayene ve tetkiklerin

gerçekleştirilmesi sonrası ertesi günün sabahı taburcu edilmiştir. 11/9/2003

tarihinde S.E.nin rahatsızlıklarının artması nedeniyle yakınları ambulans

çağırmış, Acil Servis görevlileri geldiği sırada S.E. vefat etmiştir.

A. Olayla İlgili Olarak

Yürütülen Ceza Soruşturması Süreçleri

9. S.E.nin vefat ettiğinin bildirilmesi üzerine Kütahya

Cumhuriyet Başsavcılığı yetkilileri tarafından S.E.nin vefat ettiği olay yerine

(evi) gidilmiş, tanık A.R.Ö.nün bilgisine başvurulduktan sonra otopsi işlemi

için cesedin devlet hastanesine kaldırılmasına karar verilmiştir. Otopsi işlemi

gerçekleştirildikten sonra 11/9/2003 tarihli Olay Yeri Keşif/Ölü Muayene ve

Otopsi Tutanağı düzenlenmiştir.

10. Olay yeri keşif zaptında adı yer alan tanık A.R.Ö.nün

beyanına göre S.E. kaza sonrası Acil Servise kaldırılmış, kendisi kaza sonrası

S.E. ile ilgilenmek üzere Hastaneye gitmiş, S.E.nin röntgen ve tomografileri

çekilmiş, gece saat 02.30'a kadar müşahedede tutulmuş, şahsa ağrı kesici iğne

yapıldıktan sonra şahıs sabaha kadar uyumuş, ertesi gün saat 09.00 civarında da

başka bir servise yatırılmadan Acil Servisten taburcu edilmiştir. Beyana göre

S.E. taburcu sonrası saat 15.30 civarında evine gelmiş, geldiğinde nefes

almakta zorlandığını, kaburgalarının nefes alırken ciğerlerine battığını

söylemiştir. S.E. bu hâlde vefat ettiği güne kadar evde istirahattedir.

11/9/2003 günü sabah 06.20 sıralarında S.E.nin ailesi kendisine haber verilmesi

üzerine A.R.Ö. olay yerine gelmiştir, Acil Servis görevlileri geldiğinde

S.E.nin nabzının durmuş olması nedeniyle S.E.ye kalp masajı yapılmış fakat

şahıs kurtarılamamıştır.

11. Devlet Hastanesinde Kütahya adli tıp şube müdürü olarak

görev yapmakta olan bir doktor eşliğinde gerçekleştirilen otopsi işlemi

neticesinde S.E.nin künt göğüs travmasına bağlı kaburga kırıkları ile birlikte

iç organ harabiyeti ve künt kafa travmasına bağlı beyin kanaması sonucu vefat

ettiği, trafik kazası sonucu yaralandığı gözetildiğinde ölümün geçirdiği trafik

kazası sonucu meydana gelmesinin mümkün olduğu kanaati bildirilmiştir. Otopsi

işlemi sırasında başka adli/tıbbi incelemeler yapılması amacıyla herhangi bir

numune alma işleminin gerçekleştirilmediği anlaşılmaktadır. Otopsi raporunun

ilgili kısımları şöyledir:

"...

BAŞ AÇILDI

...Beyinde her iki pariatal lob orta kısımdan

ön kısma doğru ve sol temporal lobda subaraknoit kanama gözlendi...

GÖĞÜS AÇILDI

...Sol taraf 4-5-6-7-8. kaburgalarda kırık

görüldü. ...Sol taraf 6-7-8. kaburgaların yan taraftan kırık olduğu ve kırık

uçlarının pariyatel plevrayı delmiş olduğu görüldü. Yine 4. ve 5. kaburgaların

yan taraftan ön apsiller çizgi hizasından kırık olduğu, ... kırık uçlarının

pariyatel plevrayı delmediği gözlendi...

..."

12. Başvurucu Ragibe Nuran Ertan'ın Kütahya Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından 16/9/2003 tarihinde beyanı alınmıştır. Beyanın ilgili

kısmı şöyledir:

"...kazayı haber verdiler. Hemen

Eskişehir'e gittim.Eskişehir'e vardığımda gece saat 22 sularında eşimin bulunduğunu

öğrendiğim [O.]

Üniversitesi Tıp fakültesi hastanesi acil servisine gittim. Kendisi röntgen

odası önünde sedyede yatıyordu. Başında bantaj vardı. Kolunda serum vardı.

Boyun bölgesi ve gömleği kazağı başından sızan kandan dolayı kanlı idi. O anda

başındaki yarada dikiş dahi yoktu. Sadece açık yara bandajlanmış durumda idi.

Röntgen filmi çekildi. Müşahade odasına gönderdiler. Bir süre sonra kolların

filmi olmamış deyip tekrar röntgene götürdüler. Tekrar müşahade odasına

gönderdiler. Ben içeriye sık sık girip çıktığım için orda azar da işittim. Bir

süre sonra tomografiye gönderdiler. Tomografiden sonra tekrar müşahade odasına

geldi. Ben bu aralar gene yasak olduğu söylenmesine rağmen odaya girip çıkmak

istiyordum. Sonradan adının [M.]

olduğun öğrendiğim nöbetçi doktor Plastik cerrah bana'biz çıkalım sen başında

dur bari' diyerek kinayi bir şekilde azarladı. ... çok zor bir şekilde eşim

inleye inleye tuvalete götürdük. Bu esnada gene doktordan azar işittim.

Tuvalete giderken yürüttük. Dönüşte tekerlekli sandalye ile getirdik. Odaya

girer girmez yüzü bembeyaz oldu. Vücudunu ter bastı. ...Alnındaki yara için

dikiş atmaya başladılar. Bu esnada saat 01-02 oldu. Bu arada ben [Y.] beye beyin kanaması veya iç kanama olup olmadığını

sordum. O da doktorların söylediğine göre temizmiş herhangi bir tehlike yokmuş

dedi. Bu arada Tomografi geldi. Ordaki görevliler doktor gelip filme bakacaklar

ve sizi çıkartacağız dediler. Fakat saat 02.30 olmuştu. Kütahya ya döneceğimizi

de söylediğimiz için doktorlar sanki lütuf eder gibi madem sabah 8 e kadar

kalsın, sabah alıp gidersiniz dediler. Hatta acil serviste eşimin yanında bende

refakatçı kalmak istedim ... doktorlar kabul etmedi. ... Eşimde uyumaya

başlamıştı. ... Hemşirenin birisi ağrı kesici olarak iki adet iğne yaptı. Saat

09 da hastane acil servisinden çıktık. Hastanede kaldığımız süre içersinde ve

çıkarken doktorlar kesinlikle bana ve eşime eşimin durumu ile ilgili olarak

herhangi bir bilgi vermediler. Hatta film çekilmesini eşim kendisi istemiş.

Bunu bana söyledi. Hatta gece dikiş atılmadan önce kusmuş, elbiselerinde

kusmuklar vardı. Ben [S.]

kusmuşsun dediğimde de gazdanmış diye söyledi. Acil servisteki nöbetçi doktor

ve hemşireler özellikle gözlüklü kısa boylu ... hemşire ile [M.] bey beni çok azarladı. Eşime de gerekli özeni

göstermediler. Eşim hastanede iken ve eve döndükten sonra eli sürekli göğsünün

göğüs kafesinin sol tarafında kaburga kemiklerinde idi. Nefes alırken ve

konuşurken çok zorlanıyordu. Bir ara açılıyor ancak sonra tekrar nefes almada

ve konuşmada zorluk çekiyordu ve inliyordu. Bu şekilde Çarşambayı Perşembeye

bağlayan geceye yani 10-11 Eylül 2003 gecesine kadar geldik. ... Sabaha karşı

05.30-06 sıralarında eşimin yattığı odadan çığlık inleme gibi kötü bir ses

duydum. Hemen baktığımda eşimin yattığı yere tuvaletini yaptığını gördüm. Yüzü

dudakları bembeyazdı ve boynundan ter boşanıyordu. Sırıksıklam terlemişti.

Gözleri yarı kapalı idi. Zor nefes alıp veriyordu. Hırıltılı bir şekilde nefes

alıp veriyordu. ... Ambulans geldiğinde de eşimin öldüğünü öğrendim. Eşimin

ölümünde her ne kadar trafik kazasına bağlı bir olay ise de kazadan sonra

kaldırıldığı [O.] Üniversitesi

Tıp Fakültesi hastanesi acil servisinde görevli nöbetçi doktorların ve sağlık

görevlilerinin ihmali vardır. Eşimin yapılan otopsisinde kaburga kemiklerinde

kırık olduğunu öğrendim. Bu kırık çekilen filimde görünmüş olması gerekir.

Üstelik beyninde kanama meydana geldiğini öğrendim. Tomografi filminde de

görünmüş olması gerekir. Çünkü eşimin son iki gün başı ağrıyor, başının

ağrıdığını söylüyordu. Eşimin bu durumu ile ilgili olarak hiçbir şekilde

bilgilendirilmedim. Bize en azından kaburgalarında kırık olduğu söylenmiş

olsaydı. Gerek kendisi gerekse biz hareket etmez ve ettirmezdik. Hatta eşim

bana doktorların 'sen önemle değilsin, önemli bir şeyin yok' diyerek beni bir

kenara attılar dedi. Eşim bana o esnada hastaneye başka bir trafik kazası olayı

geldiği için doktorların böyle söylediğini söyledi. Bunu duyunca da sevinmişti.

Bu sebeple gerek kazaya sebebiyet veren şoförden ve gerekse Tıp Fakültesi acil

servisinde görevli (olay tarihinde) doktorlar ve sağlık görevlilerinden

şikayetçiyim..."

13. Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma

dosyasının yetkisizlik kararıyla iletildiği Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı

(Cumhuriyet Başsavcılığı) tarafından talep edilmesi üzerine Hastane tarafından

S.E.ye ait sağlık dosyası ile çekilen röntgen filmleri Cumhuriyet

Başsavcılığına iletilmiştir.

14. Sağlık dosyası kapsamındaki dosya formunda S.E.nin Hastaneye

geliş saatinin 20.35 olarak kaydedildiği, genel durumunun "orta" olarak belirlendiği,

konsultasyon notunda ise "Gözlenebilen

alanlarda kot fraktürü yok." ve "ÖNERİ: Analjezik" şeklinde notlar bulunduğu

görülmektedir.

15. Muayene sonrası, olay tarihinde Plastik Cerrahi Kliniği

araştırma görevlisi olan doktor M.A. tarafından düzenlenen 5/9/2003 tarihli

geçici adli raporda "Genel durumu iyi,

şuuru açık, alın sol tarafta ... açık yaralar mevcuttu. Toraks, batın ve

kranyal [tam okunamadı] muayene

normaldi, mevcut bulgularla hayati tehlikesi olmayıp kati raporun bilahare

verileceğini bildirir rapordur." notunun olduğu anlaşılmıştır.

16. Cumhuriyet Başsavcılığı 6/9/2003 tarihinde Acil Serviste

S.E.nin tedavisini yapan doktor ve diğer sağlık personelinin açık kimlik

bilgisinin iletilmesini Hastanedentalep etmiştir. Anılan tarihte görev yapan

doktor olarak A.E. ve S.B.nin, hemşire olarak D.B., E.Y., A.D. ve S.T.nin

isimleri Hastane tarafından bildirilmiştir.

17. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından doktorlar hakkında

yürütülecek soruşturmanın ayrılmasına karar verilmiş, sonrasında doktor M.A.,

Ö.Y. ve A.E. hakkında dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu ölüme sebebiyet verme

suçunu görevlerini yerine getirdikleri sırada işledikleri anlaşıldığından ve

şüphelilerin O. Üniversitesinde 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim

Kanunu'na tabi olmaları nedeniyle dosyanın 18/12/2003 tarihli görevsizlik

kararıyla O. Üniversitesi Rektörlüğüne (Rektörlük) gönderilmesine karar verilmiştir.

18. Rektörlük tarafından 11/8/2004 tarihli yazı ile, 3 doktor

hakkında yürütülen soruşturma neticesinde şahısların isnad edilen suçu

işlemediklerine ve yargılanmalarına gerek olmadığına (men-i muhakeme) karar

verildiği ve bu kararın incelenmek üzere Danıştaya gönderildiği Cumhuriyet

Başsavcılığına bildirilmiştir. Yürütülen son soruşturmanın raporunun ilgili

kısımları şöyledir:

"...

1. Merhum [S.E.] 05.09.2003 tarihinde saat 20.30'da geçirdiği trafik

kazası sonucu [O.] Üniversitesi

Hastanesi Acil Servisine getirilmiştir.

2. Hastaya derhal tetanoz

aşısı yapılarak, ilgili servislerde tetkik, takip ve konsültasyonları yapılmış,

kafa grafisi ve akciğer grafisi alınmıştır.

3. Hasta 06.09.2003 tarihinde saat

08.00-09.00'da son muayenesi ve tedavisi yapıldıktan sonra 09.30'da taburcu

edilmiştir.

4. Hasta taburcu edildikten sonra Kütahya'ya

dönmüş ve 11.09.2003 tarihinde saat 05.00-06.00 dolayında ani bir solunum

sıkıntısı geçirip fenalaştığı için 112 Acil Servisinden Ambulans istenmiştir.

Ancak, gelen Ambulans doktoraları hastayı gördüklerinde ölmüş olduğunu buna

rağmen kalp akciğer canlandırması yaptıkları ancak başarılı olamadıkları

Ambulans çağrı formundan anlaşılmıştır.

...

Bu bakımdan Kurulumuz Soruşturma Dosyasının

Adli Tıp Anabilim Dalı bulunan bir Üniversiteye sevkine karar verilmiştir. ... [A.] Üniversitesine tevdi etmiştir. Buradan iki ayrı

yazışma sonunda bir bilirkişi raporu temin edilmiştir ... Bu rapor: 08.07.2004

tarihli olup, sonuçta 'eldeki mevcut verilerle kişinin kesin ölüm nedenini

tespitine tıbben ve fennen imkan bulunmadığından ölümünün trafik kazası ile

illiyet bağının tespiti yapılamamıştır' denilmektedir.

Ayrıca, suçlanan sanıkların; ... bu suçu

işlediklerine dair mütalaayı vermeğe imkan bulunmadığı ve yukarıda adı geçen

sanık hekimlerin hastasına görevleriyle ilgili özen ve dikkati

göstermediklerine dair tıbbi bulgu bulunmadığı kanaatinde olduklarını bildirmişlerdir.

Son Soruşturma Kurulumuz 04.08.2004 tarihinde

Sanıklardın Dr. [Ö.Y.nin] ifadesine başvurmuştur. Sanık ifadesinde olay gecesi Acil Serviste

nöbetçi olduğunu, ancak merhum [S.E.nin] hastası olmadığına beyan etmiştir. Olayla doğrudan bir ilgisi

bulunmadığını ifade etmiştir. Sanık Dr. [A.E.] ise olayın vukuu bulduğu gece nöbetçi olmadığını,

ertesi günü nöbetçi olduğunu ve nöbeti devir aldığında hastanın taburcu

işlemlerinin yapıldığını ve kendisinin bu olayda direkt bir müdahalesi

olmadığını belirtmiştir.

...

...05.09.2003 tarihinde geçirmiş olduğu trafik

kazası sonucu gelişen künt göğüs travması ve/veya künt kafa travmasına bağlı

kanama nedeni olmadığı sonucuna varılmıştır. Olay tarihinde ve ertesi günü Acil

Serviste görevli bulunan sanık hekimlerden Dr. [M.A., Dr. Ö.Y.]

ve Dr. [A.E.nin] hastanın takip, tetkik ve

tedavisinde herhangi bir kusuru ve ihmali olmadığı sonucuna varılmıştır.

..."

19. A. Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı

Başkanlığından Rektörlük tarafından talep edilmesi üzerine düzenlenen 8/7/2004

tarihli bilirkişi raporunun ilgili kısımları şöyledir:

"...

Şahsın 05.09.2003 günü saat 20.30'da trafik

kazası nedeniyle Acil servise müracaat ettiği, genel durumu iyi, bilinç açık

olup TA: 90/60 mmHg, N: 72, SS: 24 olduğu, sol frontal bölgede cilt laserasyonu

olduğu, tetanoz aşısı yapıldığı, dmar yolu açılıp 1000 cc serum fizyolojik

verildiği, nöroşirürji konsültasyonunda bulantı-kusma- nöbet öyküsü olmadığı,

nörolojik defisit saptanmadığı, BBT'de kemik yapılar ve intrakraniyal yapıların

doğal olduğu, acil nöroşirürjik müdahale gerektiren pataloji saptanmadığı,

Göğüs-Kalp-amfizemi olmadığı, kardiovasküler sistem muayenesinde kalp ritmik,

ek ses, üfürüm olmadığı, periferik nabazanların intakt olduğu, akciğer grafilerinin

değerlendirilmesinde akciğerler expanse, hemotoraks, pnömotoraks, ciltaltı

amfizemi olmadığı, göz1enebilen alanlarda kot faktörü olmadığı, analjezik

önerildiği, saat 23.00'da direk grafidemide dilatsyonu izlediği, NG ile

dekompresyon uygulandığının belirtildiği, o gece müşahede altında tutulduğu;

TA'in sırasıyla saat 22.30'da 100/60 mmHg, 02.00'da 99160 mmHg, 09.00'da 50 mg

dolantin ve 1 ampul dikloron yapıldığı ve genel durumu iyi olarak taburcu

edildiği, çıkışta düzenlenen adli raporda mevcut bulgularla hayati tehlikesinin

olmadığı, kesin raporun bilahare verileceği kayıtlıdır.

b) Kütahya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın

11.09.2003 tarihli 'OlayYeri Keşif Zaptı Ölü Muayene ve Otopsi Tutanağı'nda

kayıtlı, Kütahya Adli Tıp Şube Müdürlüğü'nce yapılan otopside, ...

c) Kendisinden talep edilmesi üzerine, [O.] Üniversitesi Göğüs Cerrahisi Anabilim Dalı Başkanı

Yrd. Doç. Dr. ... imzalı ... [y]orumunda;

otopside saptanan kot kırıklarının sol tarafta olmasının resusitasyon kaynaklı

olabileceği ihtimalini düşürdürdüğü, ... Sol akciğerin hafif kollabe görünümde

olduğunu belirten ifadenin olası pnömotoraks iddiası açısından yeterince

yardımcı olmadığı, ... hastanın hastaneden taburcu olduktan sonraki süreçte

pnömotoraks olduğu düşünüldüğünde entübasyona rağmen uzun dönem pnömotoraksa

bağlı yaygın parankimal lezyonların olmasının beklendiği, ancak otopside

parankimi yaygın olarak etkileyen patolojilerden bahsetmediği, yine hastanın

derin ven trombozu ve pulmoner emboli hikayesinin olduğu ve bu sebeple antikuagulan

kullanıyor olmasının önemli bir değerlendirme kriteri olabileceği, otopsi

raporunda pulmoner vasküler sistemin incelendiği belirtilmediğinden akut bir

pulmoner emboli olasılığının da ekarte edilemeyeceği ifade edilmektedir.

d)Kendisinden talep edilmesi üzerine, [O.] Üniversitesi Nöroşirurji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi

Doç. Dr ... 13.01.2004 tarihli ve imzalı yorumunda; Hastaya 05.09.2003

tarihinde çektirilen BBT bulgularına göre herhangi bir intrakraniyal patoloji

izlenmediği, otopside kaydedilen subaraknoidal kanamanın hasta taburcu

edildikten sonra ya da resusitasyon sırasında olabileceği, olay tarihinde

herhangi bir nörolojik defisit ve ense sertliği saptanmamasının o an için

herhangi bir intrakraniyal kanama olmadığını gösterdiği, subaroknaidal kanmaların

oldukça sık görülen intrakraniyal patolojiler içinde olduğu ve genellikle

aniden akut semptomlarda klinik bulgu verdiği göz önüne alınırsa hastada

otopside görülen, subaroknoid kanamanın akut bir olay olabileceği ve eski bir

kanamanın eseri olamayacağı (beyinde hafif iperemi nedeniyle), kronik ve eski

subaraknoidal kanamaların beyinde ileri derecede belirgin hiperemi ve

kontüzyonlara neden olduğu ifade edilmektedir.

e) Radyoloji Anabilim Dalı Başkanı ve öğretim

üye ve/veya elemanlarınca, [S.E.ye]

ait olay tarihli tüm grafiler ve BBT'lerin yeniden incelenmesi ile hazırlanan

raporlarda; PA Akciğer Grafisinde: Karditorasik oran normal sınırlarda, ana

pulmoner vasküler yapılar ve bileteral hiler alan normal, sınırlarda, trakeaya

ait hava sütunu normal lokalizasyon ve kalibrasyonda, grafi dahilinde üst

mediastinal genişleme olup bunun grafinin yatarak çekilmesine bağlı olduğu, sol

kostofrenik -sinüste minimal sıvı yönünden anlam taşıyabilecek küntleşme

dikkati çektiği, sağ kostofrenik sinüsün normal olarak değerlendirildiği,

bileteral hemitoraks havalanması ve vaskülarizasyonun normal sınırlarda olduğu,

kemik yapı ve çevre yumuşak dokuların normal sınırlarda olduğu; Tek Yönlü

Muayenesi Omuz Grafileri, AP Kalça Grafisi, 2 Yönlü Kafa Grafisi ve Town Grafisinde:

Kemik yapılar ve çevre yumuşak dokuların normal sınırlarda olduğu; İki Yönlü

Servikal Vertebra Grafisinde: Servikal lordozda düzleşme izlendiği, vertebra

korpus yükseklikleri ve disk aralıkların normal sınırlarda değerlendirildiği,

servikal 6- 7 seviyesi optimal izlenememekle birlikte C6 vertebra inferior ve

C7 vertebra üst end plate anteriorlarında osteofitik dejeneratif değişiklikler

izlendiği, çevre yumuşak dokuların normal sınırlarda olduğu; İki Yönlü Torakal

ve Lomber Vertebra Grafilerinde: Vertebra korpuslarında minimalorta derecede

radyolusens artımı ve end plate sklerozun dikkati çektiği, vertebra korpus

yükseklikleri normal sınırlarda, alt torokal vertebralar seviyesinde birkaç

adet Schmorl nodülüne ait olabilecek değişiklikler, torasik kifozun normal

sınırlarda izlendiği, kemik yapı ve çevre yumuşak dokuların olağan bulunduğu;

Serebral spinal BT'de: sağda temporal kemik mastoid antrum lateral duvarın

defektif izlendiği (operasyona sekonder?), sol lateral kemik mastoid

hücrelerinde sklerotik değişiklikler, kalvariyal ve kafa tabanı kemik

yapılarının doğal olduğu, bilateral etmoidal sinüslerde ve sağ sfenoidal

sinüste yer yer yumuşak doku yoğunlukları ile uyumlu görünümler izlendiği

(inflamasyon?, hemoraji?), posterior fossa oluşumları, 4. ventrikül, bazal

sisternalar, beyin sapı, bazal ganglionlar, her iki serebral hemisfer ile

santral ve periferik BOS alanlarının doğal görünümde olduğu, patolojik yer

kaplayan oluşum saptanmadığının kayıtlı olduğu evrak içeriğinden

anlaşılmaktadır.

İlgi yazı ve eklerinin incelenmesi sonucunda

hastane evrakındaki radyografi sonuçları ile otopsi raporundaki çelişki

nedeniyle tereddüt hasıl olduğundan olay tarihli grafilerin incelenmesine ve

kişiye ölmeden yapılan tıbbi müdahale ile ilgili tıbbi belge, varsa tanık

ifadelerinin incelenmesine gerek duyulduğu, ayrıca kişinin hastaneden taburcu

edilmesiyle ölümü arasında geçen süre içinde herhangi bir travmaya maruz kalıp

kalmadığı hakkında bir bilgi ya da belgenin mevcut olup olmadığımn sorularak

yukarıda istenen belgelerle birlikte gönderilmesi hususu 15.04.2004 tarihli

yazımız ile istenmiş olup; [O.]

Üniversitesi Personel Daire Başkanlığının 17.06.2004 tarih 766 sayılı yazısı ve

...[A.] Üniversites Tıp Fakültesi

Dekanlığının 05.07.2004 tarih 17820 sayılı yazıları ekinde gönderilen 15 adet

grafinin incelenmesi sonucunda, otopside tespit edildiği bildirilen kosta

fraktürleri ile akciğer lezyonuna ait herhangi bir bulgu saptanmamıştır. Aynca

istenilen, kişinin hastaneden taburcu edilmesiyle ölümü arasında geçen süre içinde

herhangi bir travmaya maruz kalıp kalmadığı hakkında bir bilgi ya da belgenin

ve kişiye ölmeden yapılan tıbbi müdahale ile ilgili tıbbi belge, varsa tanık

ifadelerine ait bir belgenin gönderilmediği anlaşılmaktadır.

SONUÇ

[S.E.] hakkındaki hasta dosyası

fotokopisi, otopsi tutanağı fotokopisi, olay tarihinde çekilmiş grafiler ile

yapılan konsültasyonlar değerlendirilmiştir.

1- Kişinin olay tarihinde yapılan muayene ve

tetkiklerinde herhangi bir patalojik bulgu tarif edilmemiş olup, ... otopsi tutanağında

mevcut, subaraknodial kanama, sol 4-5-6-7-8. kaburgalardaki kırıkların ve

akciğer lezyonunun oluşumuna ait herhangi bir veri saptanmamıştır, Otopside

kişide daha önce tespitedilen derin ven trombozuna ait bir bulgu da tarif

edilmemiştir. Otopsi sonucunda subaraknoid kanama ile akciğer lezyonundan ve

tabi nedenlere bağlı ölümlerin belirlenmesi açısından histopatolojik inceleme

için örnek alınmadığı ve toksikolojik inceleme yaptırılmadığından; eldeki

mevcut verilerle kişinin kesin ölüm nedeninin tespitine tıbben ve fennen imkan

bulunmadığından ölümünün trafik kazası ile illiyet bağının tespiti

yapılamamıştır.

2- [S.E.nin] kesin ölüm sebebi belirlenemediğinden; [Dr.

Ö.Y., Dr. M.A. ve Dr. A.E.nin] adı geçenin

tedavisinde gerekli özen ve dikkati gösterip göstermedikleri, ölüm olayının

hızlanması veya gerçekleşmesi üzerine etkilerinin olup olmadığı hakkında

mütalaaya vermeye imkan bulunmadığı;

3- Adı geçen hekimlerin hastasına görevleriyle

ilgili özen ve dikkati göstermediklerine dair tıbbi bulgu bulunamadığı;

kanaatinde bulunduğumuz hususları saygılarla arz olunur."

20. Danıştay 1. Daire tarafından 20/12/2004 tarihli kararla,

doktorlar Ö.Y. ve A.E.nin üstlerine atılı suçu işlediğini doğrulayacak ve

haklarında kamu davası açılmasını gerektirecek yeterli delil bulunmadığından bu

doktorlar bakımından men-i muahkeme kararının onanmasına, doktor M.A. yönünden

ise men-i muhakeme kararının bozulmasına ve şahsın yargılanmasına karar

verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"...

...[M.A.nın] üstüne atılı suçu işlediğini doğrulayacak ve

hakkında kamu davası açılmasını gerektirecek yeterli kanıt dosyada mevcut

olduğu anlaşıldığından, men-i muhakemesine ilişkin [O.] Üniversitesi Rektörlüğünce oluşturulan Yetkili

Kurulun 5.8.2004 günlü ... kararının adı geçen sanık yönünden bozulmasına ve

eylemine uyan Türk Ceza Kanununun 230 uncu maddesi gereğince lüzum-u

muhakemesine, yargılanmasının Eskişehir Asliye Ceza Mahkemesinde

yapılmasına..."

21. Eskişehir 3. Asliye Ceza Mahkemesinde doktor M.A. hakkında

görevi ihmal suçundan görülen yargılamada temin edilen 12-15/3/2008 tarihli

Yüksek Sağlık Şûrası (Şûra) raporunun ilgili kısımları şöyledir:

"...

KONU

Görevi ihmal suçundan hakkında dava

açılan Dr. [M.A.nın] (Plastik ve Rekonsrüktif Cerrahi Araştırma Görevlisi) olayda ihmalinin

olup olmadığı hakkında rapor düzenlenmesini isteyen Eskişehir 3. Asliye Ceza

Mahkemesinin... ekindeki dosya Şuramızca incelendi.

...

... 47 yaşında [S.E.nin] özgeçmişinde; 23 Ocak 2001 tarihinde, sağ alt

ekstremitede Derin Ven Trombozu tarnsıyla [O.] Üniversitesi Tıp Fakültesi GKDC servisinde 1 hafta

yatarak medikal tedavi gördüğü,... olayda ise 05 Eylül 2003 tarihinde araç içi

trafik kazası nedeni ile [O.]

Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine getirildiği Acil Serviste görevli hekim

Dr. [M.A.] tarafından yapılan

muayenesinde genel durum orta, nabız 72, solunum sayısı 29 ve sistem

muayenelerinin doğal olduğu, yapılan GKDC konsültasyonunda, muayenesinde

patolojik bulgu olmadığı, PA akciğer grafisinde akciğerler ekspanse olup

hemotoraks. prnömotoraks ve cilt altı amfizemin görülmediği, gözlenebilen

alanlarda kot fraktürü olmadığı ve analjezik önerildiğinin belirtildiği,

Nöroşirurji konsültasyonunda, sol frontal bölgede cilt laserasyonunun olduğu,

bulantı, kusma ve nörolojik defisitin olmadığı, BBT'de kemik yapıların ve

intrakranial yapılarının doğal olduğu, acil nöroşirurjik müdahale gerektiren

patoloji saptanmadığının belirtildiği,

...

SONUÇ ve KARAR: Dosyadaki bilgi, belge ve

bulgular değerlendirildiğinde; [S.E.nin] trafik kazası sonrasında yapılan muayene ve tetkiklerinde herhangi bir

patoloji tespit edilmemiş olup, otopsi raporunda da belirtilen subaraknoidal

kanama kosta kırıkları ve akciğer lezyonu oluşum nedenine dair bir bulgu ve

kesin ölüm nedeni tespit edilemediği, bu cihetle Dr. [M.A.nın] görevi ihmali ve ölüm olayı üzerine etkisinin olup

olmadığı hususunda mütalaa verilmesinin mümkün olmadığına ... "

22. Eskişehir 3. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından bu defa

12/2/2010 tarihinde doktor M.A.nın eylemleri ile ölüm olayı arasında illiyet

bağı bulunup bulunmadığı açısından rapor düzenlenmesi için İstanbul Adli Tıp

Kurumundan (ATK) talepte bulunulmuştur.

23.ATK 1. İhtisas Kurulunun 7/7/2010 tarihli raporunun ilgili

kısımları şöyledir:

"...

6. Dosyada mevcut 4 adet beyin tomografileri

Kurulumuzda tetkik edildi. Sol temporal lobda ince tabakalı subdural kanama

tespit edildi.

Akciğer grafisinde ise osseöz ve

parankimatiklezyon tespit edilmedi.

SONUÇ

... adli ve tıbbi belgelerde bulunan veriler

birlikte değerlendirildiğinde;

1- Kişinin ölüm nedeni ve mekanizması

belirlenemediğinden kaza ile ölümü arasında illiyet bağı olupolmadığının

belirlenemediği,

2-Kaza sonrası müracaat ettiği hastanede

gerekli tetkik ve takibinin yapıldığı ancak kişinin ölüm nedeni

belirlenemediğinden ilgili hekimlerin kusur ve ihmallerinin bulunup bulunmadığı

hakkında görüş belirtilmeyeceği..."

24. Eskişehir 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 24/5/2011 tarihli

kararıyla doktor M.A. hakkındaki görevi ihmal suçundan görülen yargılamanın

zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verilmiştir.

25. Karar Yargıtay 4. Ceza Dairesi tarafından 8/2/2012 tarihinde

onanmıştır.

26. Diğer taraftan Cumhuriyet Başsavcılığınca kazanın tarafı

olan kamyon sürücüsü O.Ö. hakkında Eskişehir Asliye Ceza Mahkemesinde açılan,

sonrasında devredilerek Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen yargılama

sonucunda 29/5/2009 tarihli kararla sanık hakkında tedbirsizlik ve dikkatsizlik

sonucu bir kişinin ölümüne ve bir kişinin basit derecede yaralanmasına

sebebiyet verme suçundan neticeten 2.558 TL adli para cezasına ve sürücü

belgesinin 9 ay süreyle geri alınmasına hükmedilmiştir.

B. Olayla İlgili

Yürütülen Tazminat Davası Süreci

27. Başvurucular 21/11/2003 tarihli dilekçeyle olayla ilgili

olarak Rektörlük ve doktor M.A. aleyhine 30.000 TL maddi, 30.000 TL manevi

tazminat ödenmesi talepli tazminat davası açmıştır.

28. Davanın görüldüğü Eskişehir 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin

(Hukuk Mahkemesi) 21/4/2004 tarihli kararıyla Rektörlük aleyhine açılan dava

yönünden görevsizliğe ve davanın tefrikine karar verilmiştir.

29. Doktor M.A.nın vekili tarafından sunulan cevap dilekçesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"...

1. Davacıların murisi geçirdiği bir trafik

kazası sonucu müvekkilin o anda [O.]

Üniversitesi Hastanesinin acil servisine getirilerek o anda acil serviste

görevli olması sebebi ile ilk müdahalesi müvekkil tarafından yapılarak

yapılması gereken acil müdahale yapılmıştır.

2. Hastanın mevcut durumu gereği ve beyanına

göre Beyin Cerrahi ve Kalp Damar Cerrahi uzmanları tarafından gerekli muayene

ve tetkikleri yapılarak hiçbir şüpheye yer vermeyecek şekilde tüm röntgen

filmleri ve tomografileri çekilmiş yapılan konsültasyonlar sonunda hastada

hiçbir bulguya rastlanmadığı bildirilmiştir.

3. Hasta aynı gece yinede müşahade altına

alınarak yatırılmış ve izlenmiştir. Ertesi gün bütün bulguları normal

olduğundan yapılacak bir işlem kalmadığından ilgili uzman servislerinin vermiş

oldukları bilgi ve çekilen film ve tomografilerle yapılan tetkiklere göre

hayati tehlikesinin bulunmadığı kesin raporunun bilahare verileceğinin

belirtilerek müvekkil tarafından geçici raporu verilerek taburcu edilmiştir.

4. Hastanın evine giderek 6 gün sonra ölmesi

üzerine iddiaya göre yapılan otopsi sonucu 5 kaburgasının kırık olduğu keza

buna bağlı iç organlarda meydana gelen harabiyet ve beyin kanaması neticesinde

meydana gelen beyin harabiyeti sonucu öldüğü yolunda ki davacı vekillerinin

beyanını kabul etmek hiç mümkün değildir. Zira ölenin hastanede tüm tetkikleri

yapılmış film ve tomografisi çekilmiş olup ne beyin kanaması nede kırığa

rastlanmadığı hastane kayıtları ile sabit olup bunların hilafında otopside

gerçekten kırık ve beyin kanaması saptanmışsa bunların izah edeceğimiz

sebeplerden kaynaklandığı kanaatindeyiz.

a) Beyin kanamasının kazaya bağlı olması

mümkün değildir. Zira kaza sonucu gerçekten beyin kanamasının olması ve bunun

zaman içinde beyinde hasar meydana getirmesi halinde öncelikle hastada şuur

kaybı felç ve benzeri arazlar meydana gelir. oysa davacıların murisi kazadan

sonra ölünceye kadar normal yaşamını sürdürmüş ve hiçbir araz meydana

gelmemiştir. Kaldı ki ölenin hastanede yapılan ilk müdahale ve tüm

tetkiklerinde beyin kanamasının olmadığı açıkça belirlenmiştir. Ölende

gerçekten beyin kanaması oluşmuş ise bu sonradan bir tansiyon yükselmesi veya

beyin damarlarında bir tıkanmadan meydana gelmiş olabilir.

b) Kaburga kemiklerinin kırık olması ise

davacılar vekilinin dilekçesinde belirttiği gibi kalbin durması sonucu kalbi

yeniden çalıştırmaya yönelik yapılan masajlar sırasında olması kuvvetle

muhtemel bir kırıktır. Zira gerçekten böyle iddia edildiği gibi 5 kaburgasının

kırılmış olması halinde bunun çekilen filmlerde görülmemesi hiç mümkün

değildir. Kaldı ki otopsi sırasında bu kırıkların yenimi yoksa eski kırık mı

olduğu yönünden bir bilgiye sahip olmadığımızdan bu konuda daha sonra beyanda

bulunacağız.

c) Solunum yetmezliği ise yine kanaatimizce

ekte sunduğumuz davacılar murisinin 2001 yılında meydana gelen ve aynı

hastanede tedavi gördüğü DVT hastalığının sonucu meydana gelen pıhtının

atılması sırasında bu pıhtının ana damarlarından birini tıkamasına bağlı olarak

Akciğerin işlevini yapamamasından meydana geldiği kanaatindeyiz. ..."

30. Hukuk Mahkemesinin 6/10/2011 tarihli kararıyla olay hakkında

yürütülen ceza yargılaması ve tam yargı davası sırasında alınan 3 adet aynı

görüşü içeren bilirkişi raporu (ATK raporları ve Şura raporu) bulunduğu

belirtilerek ölüm olayıyla davalı doktorun eylemi arasında eylemi arasında

illiyet bağı kurulmadığından dolayısıyla davalının kusuru olmadığından davanın

reddine karar verilmiştir.

31. Kararın Yargıtay 4. Hukuk Dairesi tarafından husumetin

doktora değil ilgili idareye yöneltilmesi gerektiği gerekçesiyle bozulması

üzerine Hukuk Mahkemesi 28/3/2013 tarihli kararla bozmaya uyarak davanın

doğrudan doktor M.A.ya husumet yöneltilerek açılamayacağı gerekçesiyle davanın

reddine karar vermiştir.

C. Olayla İlgili Olarak

Yürütülen Tam Yargı Davası Süreci

32. Başvurucular, Hukuk Mahkemesinin 21/4/2004 tarihli

görevsizlik kararı üzerine (bkz. § 28) 21/5/2004 tarihli dilekçeyle Rektörlük

aleyhine olayda hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla başvurucu Ragibe Nuran Ertan

için 20.000 TL maddi, 20.000 TL manevi, başvurucular Merve Ertan ve Muammer

Ertan için ayrı ayrı 5.000 TL maddi, 5.000 TL manevi olmak üzere toplam 30.000

TL maddi, 30.000 TL manevi tazminat ödenmesi talepli tam yargı davası açmıştır.

33. Dava dilekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"...

...[S.E.nin] ölümünden davalı doktor [M.A.] ve

isimleri öğrenildiğinde davaya dahil edilecek diğer doktor ve sağlık

görevlileri GÖREV KUSURU ve [O.]

Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi HiZMET KUSURU ve BK 55. maddesinde hükmü

geçen 'Çalıştıranın Sorumluluğu' nedeni ile 1.derecede asli kusurlu olup, bu

durumdan müvekkillerimize karşı müteselsilen sorumludurlar.

...

Ölenin; otopsi raporundan da anlaşılacağı

üzere ölüm nedeni kaza neticesinde meydana gelen künt göğüs travmasına bağlı

olarak meydana gelen kaburga kemiklerinin kırılması ve buna bağlı olarak

meydana gelen iç organ harabiyeti ile künt kafa travmasına bağlı olarak oluşan

beyin kanamasıdır ve ölenin yukarıda liste halinde sunulan tüm röntgen filmleri

çekilmesine rağmen vahim ve talihsiz ölümüne sebebiyet veren nedenler bu

filmlerden anlaşılamamıştır. Bu vahim ve talihsiz durumun 4 sebebi olabilir.

Birincisi; her yönüyle düzgün, net ve durumu açıkça ortaya koyan röntgen

filmlerine rağmen bunları inceleyerek rapor yazan doktor ya da sağlık

memurlarının bilgi, görgü, önemseme ve tecrübelerinin yetersiz seviyede oluşu.

ikincisi ; söz konusu rontgen filmlerinin çekilmesi ile görevli sağlık

memurlarının bilgi, görgü, önemseme, yetenek ve tecrübelerindeki yetersizlik

nedeni ile filmin yanlış çekilmesine sebebiyet vermesi, üçüncüsü; doktor ve

sağlık memurlarının yeterli derecedeki tüm bilgi, görgü, tecrübe,önemseme ve

yeteneğine rağmen röntgen filmlerinin çekildiği makine ve teçhizatın arızalı

olması ve bu sebeple filmlerin düzgün çıkmaması, dördüncü sebep ise

konsültasyon talep edilen doktortarın da iş yoğunluğu veya başkaca sebeplerle

hastayı yeterli şekilde incelemeden hastanın durumu hakkında bir karar vermiş

olması ya da hastanın durumunun incelenmesinde yeterli bilgi, görgü, tecrübe,

önemseme ve yeteneğe sahip olmadığı için hastanın aciliyet ve hayati tehlike

arz eden durumunu anlayamamış olmasıdır.

...

...ölen [S.E.ye] acil serviste ilk müdahalede bulunan davalı doktor

veya doktorlar, çekilen acı ve ıstırap, zor nefes alıp verme, istifra ve aşırı

terleme nedeni ile gerek ölen, gerekse ölenin başta eşi olmak üzere tüm arkadaş

ve yakınları tarafından beyin kanaması ve iç kanama endişesiyle uyarılmış, çok

fazla ağrı duyduğu belirtilmiş ancak davalı doktor tarafından 'Hastaya gereken

tüm müdahaleler yapıldı, çekilen filmlerin neticeleri temiz, yapılacak bir şey

yok dinlenmesi gerek' denilerek sürekli azarlanmışlardır. ölenin çekmiş olduğu

acı ve ıstırabın süratle dindirilmesine, uyarılar sonucunda ıstırabın nedeninin

yeniden araştırılmasına çalışılmamıştır. Hastanın o an için göstermiş olduğu

belirtilere rağmen ölüm tehlikesinin varlığı düşünülmeksizin müdahale edilmemiş

ve ölüme sebebiyet verilmiştir.

...Ölen [S.E.] tarafından çekilen filmlerin temiz çıkması ancak

nefes alırken kemiklerinin ciğerlerine batıyormuş gibi hissetmesi nedeni ile

davalı doktordan yeniden film çekilmesini istemiş ancak davalı doktor

tarafından bu isteği reddedilmiştir.

... Özellikle böylesine önemli bir eğitim ve

uygulama hastanesinde acil serviste görevlendirilecek hekimlerin tecrübe, bilgi

ve becerisinin önemi ve varlığı hastane yönetimi tarafından dikkate

alınmalıdır. Ve yine yukarıda belirttiğimiz gibi çekilen filmlere rağmen hayati

tehlikenin varlığının anlaşılamamış olması çekilen röntgen filmlerinin düzgün

çekilememiş olmasından yada röntgen makine ve teçhizatının arızalı olmasından

da kaynaklanabilir. Dolayısıyla burada hastanenin hizmet kalitesi ve şekli

yönünden ayrıca bir sorumluluğu bulunmaktadır.

...

...Hastanın belirtilerine göre hayati

tehlikenin varlığı aşikar olmasına rağmen şüpheye düşülüp yeniden film

çekilmemiştir. Hasta salt ağrı kesici tedavisiyle kalitesiz bir tıbbi bakıma

maruz bırakılmıştır. Hasta ve yakınları tarafından her ihtimale karşı yeniden

film çekilmesi istense de hastanın hiçbir şekilde buna ihtiyacı olmadığı

defalarca belirtilmiş ve bu istek reddedilmiştir...

...

Müstahdemin fiili ile zarar arasında bir

illiyet bağı bulunmalıdır. Davalı doktor veya doktorların, aynı zamanda sağlık

personelinin; müvekkillerimizin tek desteği ölen [S.E.nin] 'Nefes alırken kemiklerim ciğerlerime batıyor gibi

oluyor, tekrar film çekilmesini istiyorum.', yakınlarının 'Hastanın yüzü

bembeyaz oldu, aşırı terleme ve istifrası var. iç kanama veya beyin kanaması

geçiriyor olabilir mi?' şeklindeki uyarıları ve feryatları dikkate alınmış

olsaydı hayati tehlikenin varlığı an1aşılmış olacak ve söz konusu ölüm olayı

gerçekleşmeyecekti. Burada da illiyet bağının varlığı tartışılmazdır.

Her ne kadar dilekçemizin bu bölümünde

BK.55.maddesi ile ilintili olarak sadece müstahdemin, yani davalı doktor ve

doktorların, aynı zamanda sağlık personelinin tedbirsizlik ve dikkatsizlik

neticesine sebebiyet verdikleri ölümden ve buradaki illiyet bağından

bahsedilerek şartların oluşması nedeni ile istihdam eden hastanenin kusursuz

sorumluluk hali irdelense de; hastanenin sağlık personelinin kusurlu

davranışları dışında kendi başma hizmet kusurunun varlığı tartışılmazdır.

Hastane acil servisinde çalıştırılan doktor ve diğer sağlık personelinin

yeterli bilgi, tecrübe ve yeteneğe sahip olmasına dikkat etmek ve bu hususu

gözetmek tamamen hastanenin sorumluluğudur. Gerek röntgen filmlerinin çekildiği

cihazlar gerekse diğer tedavide kullanılan makine ve teçhizatm arızalı

olmaması, gerekli bakımının yapılması zorunluluğu hastaneye ait bir

sorumluluktur. Özellikle söz konusu davalı sağlık kuruluşu eğitim ve uygulama

hastanesi olması dolayısıyla istihdam ettiği doktor ve sağlık personelinin

hizmetiçi eğitimlerine önem vermek zorundadır. .. Yeterli bilgi yada tecrübeye,

öngörebilme yeteneğine sahip olmayan hekimlerin acil servis gibi sorumluluğu

insani boyutta olan bir birimde çalıştırılmamalarına dikkat etmek yükümlülüğündedir....

...

...Ancak ölen [S.E.ye] yaptırılan konsültasyonda bunun talep edilmesi

gerekliliğinin nedenlerini belirtir, hekim tarafından yazılan bir yazıya

rastlanmamıştır. (b) bölümünde ise ... ölen [S.E.ye] uygulanan konsültasyonda gerekçe ve sonuçların

anlaşılması mümkün olmadığı gibi tutulan tutanakta dahi konsültan tabip ve

doktorların kimlikleri anlaşılamamaktadır. İmzaları dahi yoktur. ... ne hasta

ne de hastanın 1.derecede yakını dahi bilgilendirilmemiştir. ...

...

...Ancak ölen [S.E.] hastaneden hiçbir hayati tehlikesinin olmadığı,

başkaca bir tedavinin gerekli olmadığı gerekçesi ile ağrılı ve sızılı bir

şekilde sadece ağrı kesici tedavisi (analjezik) uygulanarak apar topar taburcu

edilirken kendisine ve yakınlarına söz konusu ağrı ve sızının, nefes almakta

zorlanmanın kaza esnasında emniyet kemerinin sıkmasından kaynaklanabileceği 3-4

gün içinde bunun da geçeceği belirtilmekle yetinilmiştir.

...

...ölen [S.E.nin] eşi Ragibe Nuran ERTAN için 20.000.000.000.-TL.si

maddi, 20.000.000.000.-TL.si manevi; kızı Merve ERTAN için 5.000.000.000.-TL.si

maddi, 5.000.000.000.-TLsi manevi; oğlu Muammer ERTAN için 5.000.000.000.-TL.si

maddi, 5.000.000.000.-TL.si manevi olmak üzere TOPLAM 60.000.000.000.-TL.si

maddi ve manevi tazminat talep etmek zarureti hasıl olmuştur..."

34. İdare Mahkemesi nezdindeki yargılamada Rektörlük tarafından

sunulan cevap dilekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"...

Hasta trafik kazası nedeniyle acil servisimize

05.09.2003 tarihinde saat 20.35'te kabul edilmiş olup, yapılan ilk

değerlendirmesinde genel durumunun iyi, şuurunun açık, vital bulgularının

stabil olduğu tesbit edilmiştir.

Sistem muayenesinde alında sol tarafta cam

kesiklerine ait olabilecek çok sayıda cilt lezyonları (0.5 cm'lik küçük cilt

kesileri) dışında başka anormal sistem bulgusuna rastlanmamıştır. Hastanın

ağrısı, baş dönmesi mide bulantısı, solunum sıkıntısı, karın ve yan ağrısı,

eklem ve ekstremite ağrısı olmayıp hasta hareketle olduğunu ifade ettiği, fakat

fizik muayene (palpasyon) ile belirgin olmayan bir sırt ağrısından sol skapuler

(kürek kemiği) bölgede şikayetçi olmuştur. Hastanın damar yolu açılıp, yarasına

geçici pansuman konulmuştur.

Hastadan travmaya ilişkin bölgelerine yönelik

direkt grafileri istenmiş, grafılerde hastanın hayatını tehdit edecek bir

patolojiye rastlanmamıştır. İlgi Anabilim Dallarından Nöroşirurji (Beyin

Cerrahisi) ve Göğüs Kalp Damar Cerrahisi konsültasyon istenmiş ve hastanın

değerlendirmeleri sağlanmıştır. Beyin Cerrahisinden nöbetçi doktor ...

tarafından değerlendirilen hastanın, bölümlerin istediği ek tetkikler

tamamlandıktan sonra her iki bölüm açısından müdahale gerektirecek bir

patolojiye rastlanmadığı belirtilmiştir. (tomografi ve grafıler normal)

Hastanın direkt grafilerinde mide gazı

görünümünde artma olduğu saptanmış olup, bununda sırt ağrısına etki eden bir

faktör olabileceği düşüncesiyle nazogastrik sonda ile boşaltma işlemi

denenmiştir. Bu esnada .. hastada bir kez yediklerini içerir tarzda kusması

olmuştur.

Hastanın alnındaki küçük kesiler acil serviste

Dr. [M.A.] tarafından sütüre

edilmiştir. Saat 23.30'da hastanın tüm muayene, konsültasyon ve tetkik

işlemleri tamamlanmıştır. Hastanın ağrısına yönelik olarak ağrı kesici yapılmış

ve hasta acil serviste izleme alınmıştır. Acil servisteki izlem süresince

hastanın vital bulguları takip edilmiştir. Saat 02.00 sularında

hasta tekrar değerlendirilmiş, vital bulguları stabil, ek şikayet ve bulgusu

olmadığı gözlenmiştir. Bu nedenle hastanın eve gidebilecek durumda olduğu fakat

hastanın ağrı kesici etkisinde uyuduğu için acil serviste izlem altında

kalmasının uygun olacağı hasta yakınlarına iletilmiştir. Sabah saat 08.30

itibariyle hastanın tansiyon, nabız ve solunumu normal olup, son kez yapılan

fizik muayenesinde genel durumunun iyi, şuurunun açık, ek şikayet ve bulgusunun

olmadığı tesbit edilmiştir. Tanı olarak: Travmaya bağlı yumuşak doku travması

düşünülmüştür. Hastanın hayati tehlikesi olmadığına ilişkin geçici rapor

düzenlenerek hasta önerilerle (ağrı kesici) 09.30'da taburcu edilmiştir .

...

Trafık kazası nedeniyle 05.09.2003 tarihinde

gelen [S.E.] isimli hastanın

triage işlem saati 20.35'tir. Triage: acil servise başvuran hastaların

şikayetleri ve genel durumları göz önünde bulundurularak tıbbi bakım

önceliklerinin belirlenmesi işlemidir. ... Fakat hasta yakınlarının zaman zaman

izinsiz olarak acil servis içine girme girişiminde bulunmuştur. Hastanın ve

içerideki diğer hastaların mahremiyeti endişesi göz önünde bulundurularak hasta

yakınlarının acil servis sağlık personelleri tarafından uygun bir şekilde

uyarılıp çıkmaları sağlanmıştır.

Travma hastalarında öncelikle 3 adet grafi

değerlendirmesi yapılır. Bunlar C-spine (lateral boyun), Akciğer ve pelvis

(bilateral kalça) grafıleridir. Hasta [S.E.de] bu grafıler öncelikle değerlendirilmiş olup,

takibinde yapılan muayene ve değerlendirmeler ile hastada gerekli olabilecek ek

grafıler, tomografi vb. istenmiştir. ... belirtildiği gibi 'kol filmi

unutulmuş, onları da çekmeniz gerekiyor' şeklindeki ifadenin hasta yakınlarının

süreci yanlış algılamasına bağlı olarak dile getirdiği düşünülmektedir.

Hastanın şuuru açık olduğu için, şikayetleri

kendisinden dinlenmiş ve acil servis ekibince gerekebilecek ek tetkik ve

konsültasyonlar değerlendirilmiştir. Bu nedenle hasta yakınlarının ...

belirtmiş olduğu, hastanın şikayeti veendişe edilen duruma ilişkin herhangi bir

diyalog acil servis ekibi ile yaşanmamıştır.

Ek olarak ... Dr. [M.A.] tarafından hasta yakınlarının 'hastanın bir şeyi

yok, filmleri çekildi zaten denilerek ve azarlanarak gönderiliyor' ifadesi

gerçeği yansıtmamaktadır. Böyle bir diyalog aralarında geçmemiştir.

Hasta yakınlarının bir ara hastayı tuvalete

götürmeleri için yardımcı olmaları istenmiştir. Bu esnada hastada terleme, yüz

ve vücudunun bembeyaz olması şeklinde ifade edilen şikayetler acil servis

ekibine iletilmemiş olup, hastanın daha tuvaletten dönmeden düzelmiş olması,

düşünülen bu bulgularının yatar pozisyondan ani kalkar pozisyona geçerken

geçici fızyolojik bir ortostatik reaksiyon sonucu olabilir.

Yine ... belirtilen 'hastanın ısrarla acil

servisten gönderilmek istendiği' ve göğüs ağrısı şikayetinin 'arabanın emniyet

kemeri sıkmıştır' şeklinde bir diyalog Dr. [M.A.] ile hasta yakınları arasında yaşanmamıştır.

...

Hastanın 11.09.2003 sabahı şiddetli ağrı

çekmeye başladığı (ağrının yeri?) nefes almakta sorun yaşamaya başladığı (ek

bulgu?) şeklindeki ifade hastanın yeni ve ani başlangıçlı bir durum yaşadığını

düşündürmektedir.

Anlaşıldığı kadarıyla 112 ambulans ekibi

geldiğinde hastanın arrest olduğu (kalp ve solunumunun durduğu) canlandırma

işlemlerine rağmen hastanın kurtarılamadığı öğrenilmiştir.

Yapılan otopsi raporunda ... künt göğüs

travmasına bağlı kaburga kırıkları ile birlikte iç organ harabiyeti (akciğer?

Yada diğer organlar?) ve künt kafa travmasına bağlı beyin kanaması sonucu

yaşamını yitirdiği, ek olarak bu bulguların 05.09.2003 tarihınde geçirmiş

olduğu trafik kazası sonucu olabileceği kanaatine otopsiyi yapan hekim

tarafından?, adli tıp uzmanı?, pratisyen hekim?) varıldığı belirtilmiştir.

Dosyada yer alan bulgularımıza göre hasta [S.E.nin] acil serviste ilk muayene edildiği 05.09.2003

tarihinde, beyin kanaması ve otopsi raporundan anlaşıldığı kadarıyla kaburga

kırığı ve akciğer harabiyetini düşündürecek anormal fizik muayene ve radyolojik

bulgusu bulunmamaktadır. Ek olarak hasta 06.09.2003 tarihinde (12 saati aşan

gözlemden sonra) acil servisten taburcu edilirken hastada beyin kanaması ve iç

organ yaralanmasını düşündürecek ek şikayet, vital bulgu anormalliği ve fızik

muayene bulgusu yoktur. Hastanın ek bulguları ... 'Belirgin yaralanmaya ilişkin

yüksek risk değişkenleri' ne de uymamaktadır. ... Buradan yola çıkarak

gelişinde ve taburcusunda yüksek risk taşımadığı sonucuna varılmıştır.

Hastanın 11.09.2003 tarihine kadar bilincinin

açık olması, ifade edilen solunum sıkıntısının ani şiddetlendiği

belirtildiğinden otopsi raporunda belirtilen ölüm sebeplerinin geçirilen

kazayla direkt ilişkili o1mayabileceği kanaatine varı1mış olup, bu olasılık göz

önüne alınmalıdır. Çünkü beyin kanaması nedenleri arasında sadece travma

bulunmamaktadır. Hastalarda hipertansif ataklar, arteriovenöz malformasyon,

anevrizma, tümoral oluşumlar beyin kanamalarına neden olabilir. Ani olarak

şiddetli artan solunum sıkıntısı da akla tansiyon pnömotoraksı getirmektedir ki

bu bulgu travmanın erken dönemlerinde (ilk saatte) karşımıza çıkan bir durumdur

... Travmadan günler sonra meydana gelebi1mesi, yeni bir travma ve başka bir

patoloji söz konusu değilse beklenmez ve öngörülemez. Ani gelişen solunum

sıkıntısının diğer önemli nedenlerinden biri de Pulmoner Embolidir ki, bu durum

için özellikle DVT yani derin yen trombozu bulunan hastalar risk gurubunu

oluşturmaktadır. ... Hastanın dosyası incelendiğinde 23.03.2001 tarihinde DVT

tanısıyla Göğüs Kalp Damar Cerrahisinde yatırıldığı tesbit edilmiştir. (Ek-4)

Dolayısı ile hastanın istirahat ettiği dönemde bacak venlerinden akciğer

venlerine gelen bir pıhtı ani şiddetlenen bir solunum sıkıntısı yaratıp ölümüne

neden olabilir.

Hastada ani gelişen solunum ile ilgili

kötüleşme yanında, beyin kanaması da olduğu belirtilmiştir. Travmayla ilişkili

ölümlerde beyin kanaması eğer neden olarak gösteriliyorsa, olay anında veya ilk

saat içinde çıkmaktadır. (Ek-2) Net lokalizasyonu bilinmese de beyin kanamaları

lokalizasyon ve büyüklüğü ile ilişkili olarak ciddi solunum sıkıntısı, bilinç

durum değişikliği ve sonuçta da kalp ve solunum durmasına neden olabilirler.

Hastada eğer böyle bir durum gelişti ise hastayı canlandırmak için yapılan

göğüs masajı esnasında da kaburga kemiklerinde kırılma dolayısı ile organ

yaralanması meydana gelmiş olabilir. Bu nedenle mevcut veriler ve elimizde olan

otopsi raporu bilgilerine göre hastanın ölümünün 6 gün önce geçirmiş olduğu

trafik kazası ile ilişkilendirilmesi yönündeki kanaat hastanın fizik muayene

bulguları ve radyolojik inceleme yöntem sonuçları ile uyumlu değildir.

...

... Hastanesi için 'hizmet' kusurunun

oluşmadığı açıktır. Bu bağlamda dilekçede iddia edilen 'dikkatsizlik ve

tedbirsizlik' söz konusu değildir. Çünkü, hastada klinik olarak nörolojik bulgu

olmamasına rağmen beyin hasarının olmadığının kesinleştirilmesi için

Nöroşirurji (Beyin Cerrahisi) konsültasyonu istenmiş, tomografi çekilmiş ve

sonuçlar normal olarak rapor edilmiştir. Sırt ağrısı açısından

değerlendirildiğinde toraks yaralanması ve akciğer parankim hasarının (dolayısı

ile hemotoraks, pnömotoraks) olmadığının kesinleştirilmesi için Göğüs Kalp

Damar Cerrahisi konsültasyonu istenmiş, muayene ve grafi sonuçları normal

olarak rapor edilmiştir. Ek olarak hasta 12 saati aşan bi süre acil serviste

izlenmiş, vital bulgu takibi yapılmış ve taburcusundan önceki fizik

muayenesinde her hangi bir anormal bulguya rastlanmamıştır.

...

Davacıların dilekçesinde belirtildiği gibi

hastaya bakan hekimlerin bilgi, görgü ve tecrübelerine ilişkin olumsuz iddia

doğru değildir. Hastaya bakan doktorların hepsi yeterli süre pratisyen hekimlik

yapmış bulundukları uzmanlık branşıyla ilgili olarak yeterli süre eğitim almış,

sorumluluk ve karar yetilerine sahip doktorlardır.

Acil serviste bakılan tüm hastalar, eğer

kategori 1 (çok acil) ve II (acil) olarak triage işlemine tabi tutuldularsa,

genellikle birden fazla hekim (konsültasyonlar veya acilde nöbet tutan diğer

hekimler) tarafından değerlendirilirler, tıpkı hasta [S.E.de] olduğu gibi. Bu işlem olguların farklı gözle

incelenmesini, farklı hekimlerin yaptıkları muayene bulguları, elde edilen

tetkikleri birlikte tartışması ve değerlendirmesini sağlar. Dolayısı ile yanlış

ve eksik tanıların konulmasmı önler. Hasta [S.E.], farklı üç hekim tarafından değerlendirilmiş, elde

edilen fizik muayene bulguları ve grafi sonuçlarına göre hayati tehlike arzeden

bir durum saptanmamıştır. Bu nedenle davacılarm dilekçesinde iddia edildiği

gibi hastanın hekimler tarafından 'önemsenmemesi' gibi bir durum söz konusu

değildir. Tüm hekimler ve diğer acil personeli görevlerini yerine getirmiştir.

...

C)- Filmlerin çekildiği makine ve teçhizatın

arızalı olması ve bu sebeple filmin düzgün çıkmaması iddiası;

a) Hastanemiz 1999 yılında ISO-9001 Kalite

Belgesi almıştır.

b) Buna göre düzenli aralıklarla yapılan

kontrollerde hastanemizin tüm hizmet basamakları eksiksiz çalışmakta,

kullanılan alet, makine vb. malzemelerin rutin bakım, onarım ve kalibrasyonları

yapılmaktadır.

c) 05.09.2003 tarihinde hasta ile ilgili

olarak grafi ve tomografi cihazları hakkında bir arıza söz konusu değildir.

Bu nedenle dilekçede 'filmlerin çekildiği

makine ve teçhizatın arızalı olması ve bu sebeple filmin düzgün çıkmaması'

şeklindeki iddia doğru değildir.

...

Çekilen Akçiğer grafisinin ve Tomografınin

değerlendirilmesine ilişkin iddia;

Çekilen akciğer fılmi Göğüs Kalp Damar

Cerrahisi konsultan hekimi tarafından değerlendirilmiş ve patoloji

saptanmadığına ilişkin not Beyin cerrahisi konsultan notunun ön yüzünde yer

almaktadır..."

35. İdare Mahkemesi tarafından 17/3/2005 tarihinde Cumhuriyet

Başsavcılığından soruşturma dosyasının incelenmek üzere gönderilmesi talep

edilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı dosyayı 6/4/2015 tarihinde iletmiştir.

36. İdare Mahkemesi tarafından 8/6/2005 tarihinde Hastaneden

S.E.ye ait hasta dosyasının bir örneğinin incelenmek üzere gönderilmesi talep

edilmiştir. Hastane dosyayı 24/6/2015 tarihinde iletmiştir.

37. İdare Mahkemesi tarafından 28/9/2005 tarihinde, S.E.ye

Hastanede yapılan acil müdahale ve tedavide davalı idarenin herhangi bir hizmet

kusuru bulunup bulunmadığı, hizmet kusuru varsa şahsın vefatıyla kusur arasında

illiyet bağı olup olmadığı hususunda ATK'dan bilirkişi olarak rapor

hazırlanması talep edilmiştir. ATK 1. İhtisas Kurulu 30/11/2005 tarihli

yazısıyla S.E.nin çekilen grafi ve tomografilerinin iletilmesi talebiyle

iletilen evrakı iade etmiştir.

38. İdare Mahkemesi tarafından 29/12/2005 tarihinde talep edilen

grafi ve tomografiler başvuruculardan istenmiş, başvurucularda bulunmadığının

anlaşılması üzerine 31/1/2006 tarihinde bahse konu evrakın iletilmesi

Hastaneden talep edilmiştir. Hastane tarafından talep edilen grafi ve

tomografiler 28/2/2006 tarihinde iletilmiştir.

39. Eksik belgelerin tamamlanması sonrasında İdare Mahkemesi

tarafından 28/4/2006 tarihinde ATK'dan tekrar rapor talebinde bulunulmuştur.

ATK tarafından, talep müzekkeresinin bekleme süresi dolmasına rağmen

ulaşmadığından bahisle talep 28/7/2006 tarihinde İdare Mahkemesine tekrar iade

edilmiştir.

40. İdare Mahkemesi tarafından 9/8/2006 tarihinde ATK'dan bir

defa daha rapor talebinde bulunulmuştur.ATK 1. İhtisas Kurulu 27/10/2006

tarihli yazısıyla, çekilen grafi ve tomografilerin iletilmesi istenmişse de

talep edilen belgeler iletilmediğinden evrakı yeniden iade etmiştir.

41. İdare Mahkemesi tarafından 30/11/2006 tarihinde bahse konu

evrakın iletilmesi Hastaneden talep edilmiştir. Hastane tarafından 8/1/2007

tarihinde röngen filmlerinin iletildiği fakat bilgisayarlı beyin

tomografilerinin Hukuk Mahkemesince talep edilmesi üzerine anılan makama

iletildiği ve taraflarına iade edilmediği bildirilmiştir.

42. İdare Mahkemesi tarafından 18/1/2007 tarihinde bahse konu

tomografilerin iletilmesi Hukuk Mahkemesinden talep edilmiştir. Hukuk

Mahkemesinin 15/2/2007 tarihinde talep edilen belgeleri iletmesi üzerine İdare

Mahkemesi tarafından 30/3/2007 tarihinde ATK'dan bir defa daha rapor talebinde

bulunulmuştur. ATK 1. İhtisas Kurulu 20/8/2007 tarihli yazısıyla çekilen

akciğer grafisi ve göğüs tomografisinin, çekildi ise kişinin yakınlarından

temin edilerek bunların iletilmesi için evrakı yeniden iade etmiştir.

43. İdare Mahkemesi 13/9/2007 tarihinde, talep edilen akciğer

grafi ve göğüs tomografisi başvuruculardan ve Hastaneden istemiş; belgelerin

kendilerinde bulunmadığını başvurucular yeniden bildirmiştir. Hastane

tarafından ise talep edilen belge 5/10/2007 tarihinde iletilmiştir.

44. İdare Mahkemesi tarafından 12/11/2007 tarihinde ATK'dan bir

defa daha rapor talebinde bulunulmuştur. ATK 1. İhtisas Kurulu 13/2/2008

tarihli yazısıyla sadece dört adet beyin tomografisinin iletildiğini, çekilen

akciğer grafisinin ise iletilmediğini belirterek evrakı yeniden iade etmiştir.

Eksik belgelerin tamamlanması sonrasında İdare Mahkemesi tarafından 29/7/2008

tarihinde daha önceki rapor talebinde belirtilen hususlarda (bkz. § 37) ATK'dan

tekrar rapor talebinde bulunulmuştur.

45. ATK 1. İhtisas Kurulunun 10/10/2008 tarihli raporunun sonuç

kısmı şöyledir:

"...

1.Grafilerin incelenmesinegöre otopside

saptanankaburgakırıklarının kazaya bağlı olmayıp yenidencanlandırma işlemi

sırasında meydana gelmiş olduklarınınanlaşıldığı,

2.Otopsidemikroskopik organ tanımlamalarının

yetersiz olması, histopatolojik ve kimyasal inceleme için örnek alınmamış

olması nedeniyle eldeki verilerle ölüm nedeni ve mekanizmasının belirlenemediği

dolayısıyla kaza ile ölümarasında illiyet bağ olup olmadığınında

belirlenemediği,

3. Sorulan diğer hususların ilgili 3. Adli Tıp

İhtisas Kurulu tarafından cevaplandırılacağı... "

46. ATK 3. İhtisas Kurulunun 3/6/2009 tarihli raporunun sonuç

kısmı şöyledir:

"...

5/9/2003 tarihindetrafik kazasıgeçirdiği bu

nedenle başvurduğu [O.]

Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılan muayeneve tetkikleri sonucunda

hayatı tehditeden bir patoloji saptanmayarak taburcu edildiğinin kayıtlı

olduğu, taburcu edildikten sonra nefes almakta zorluk çektiği ancak 11/9/2003

tarihine kadar doktora başvurmadığı, 11/9/2003 tarihinde hastaneye götürülmek

üzere ambulans çağırıldığında öldüğü beyan edilen ... [S.E.nin] ölüm nedeni ve mekanizmasının belirlenemediğinden,

kişinin tedavisinden sorumlu sağlık personelinin eylemlerinin ölüme katkısının

belirlenmeyeceği..."

47. Başvurucular ATK raporlarının eksik inceleme ve

değerlendirmeyle düzenlendiğini iddia ederek itiraz etmiş ve herhangi olumlu ya

da olumsuz bir değerlendirme içermeyen ATK raporunu kabul etmediklerini

belirterek karar vermeye yetecek nitelikte yeni bir rapor temini için dosyanın

ATK Genel Kuruluna gönderilmesini talep etmiştir. Talep İdare Mahkemesince

reddedilmiştir.

48. İdare Mahkemesi 31/12/2009 tarihli kararla davanın reddine

karar vermiştir. Gerekçenin ilgili kısımları şöyledir:

"...

Tam yargı davalarında idarenintazminle yükümlü

tutulabilmesi için her şeyden önce zararı doğuraneylemveya işlemin bir idari

faaliyete bağlanabilmesive dolayısıylazararla idarieylem veye işlem ve

yürütülenkamu hizmeti arasında bir nedensellikbağının bulunması gerekir. Bu

şart gerçekleştikten sonradır ki, doğan zararın hizmetkusuruna veya objektif

sorumluluk sebeplerinegöre tazmini düşünülebilir.

...

Uyuşmazlıkta, ... [S.E.ye] verilen sağlık hizmetinin sonucunda herhangi bir

kusurbulunup bulunmadığının incelenmesi maksadıyla bilirkişi incelemesi

yaptırılmak üzere dosyanın Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderilmesine karar

verildiği ...

Söz konusu raporlar taraflara tebliğ edilmiş

olup; davalı idarece herhangi bir itirazda bulunulmamış, davacılar vekili

tarafından yapılan itirazlar ise yerinde görülmemiştir.

Anılan raporlarda oluşan tıbbi kanaat ve sonuç

mahkememizce kabul edilerek karara mesnet alınacak mahiyette bulunmuştur.

Bu durumda; dava dosyasında bulunan bilgi ve

belgeler ile Adli Tıp Kurumu 1. ve 3. İhtisas Kurulu raporlarının birlikte

değerlendirilmesinden, davacıların murisi olan [S.E.nin] ölümünün 5/9/2003 tarihinde meydana gelen trafik

kazası nedeniyle tedavi için götürüldüğü davalı Üniversite Hastanesindeki

yürütülen sağlık hizmetinin kusurluişletilmesinden kaynaklandığı yönünde

herhangi bir tesbitin bulunmadığı, dolayısıyla uğranıldığı ileri sürülen

zararla davalı kurum arasında tazmin sorumluluğunu gerektirecek nitelikte

uygunbir nedensellik bağının sözkonusu olmadığı anlaşıldığından, davacıların

yasal dayanağı bulunmayan maddi ve manevi tazminat talepleri yerinde

görülmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, davanın reddine..."

49. Başvurucuların temyiz talebi Danıştay Onbeşinci Dairenin

(Onbeşinci Daire) 3/4/2014 tarihli kararıyla reddedilerek karar onanmıştır.

50. Ret kararı başvuruculara 14/3/2016 tarihinde tebliğ edilmiş

olup başvurucular 12/4/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

51. İlgili hukuk için bkz. Aydın

Gür (B. No: 2015/3640, 30/10/2018, §§ 50, 51, 54) başvurusu hakkında

verilen karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

52. Mahkemenin 9/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

53. Başvurucular; yakınlarının ölümüne sebep olan kaburga

kırıkları ile beyin kanamasının çekilen tüm röntgen filmleri ve tomografilere

rağmen sağlık personeli tarafından tespit edilemediğini, yakınlarının nefes

almakta zorlandığını, kusma ve aşırı terleme gibi şikâyetleri olduğunu sağlık

personeline bildirdiklerini, beyin kanaması veya iç kanama riskine karşı sağlık

personelini uyarmalarına rağmen söz konusu personel tarafından gerekli tüm

müdahalelerin yapıldığı bildirilerek yakınlarının ağrı kesici tedavi

uygulandıktan sonra taburcu edilmek suretiyle kalitesiz bir tedaviye maruz

bırakıldığını belirterek yaşamı koruma yükümlülüğünün ve Anayasa'nın 56.

maddesinde düzenlenen sağlıklı ve güvenli bir çevrede yaşama hakkının ihlal

edildiğini iddia etmektedirler.

54. Başvurucular ayrıca açtıkları tam yargı davasının eksik

incelemeyle hazırlanan ve davalıya kusur atfedilip atfedilmeyeceği yönünde

değerlendirme içermeyen ATK raporuna dayalı olarak ve hatalı değerlendirmeyle

reddedildiğini, rapora yaptıkları itiraz sebeplerinin İdare Mahkemesince

yeterli şekilde irdelenmediğini, olayda sağlık personelinin kusurlu

davranışları dışında başlı başına hizmet kusurunun var olduğunu, personelinin

kötü tıbbi uygulamalarından Hastanenin de sorumlu olduğunu, Hastanenin

personelinin hizmet içi eğitimine önem vermesi gerektiğini, yeterli bilgi ve

tecrübesi olmayan personelin Acil Serviste çalıştırılmaması gerektiğini, bu

nedenle tazminat taleplerinin reddedilmesinin haksız olduğunu ve tam yargı

davasının makul sürede tamamlanmadığını, bu nedenle mağduriyetlerinin daha da

arttığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüşlerdir.

55. Başvurucuların ihlalin tespiti ile tazminat ödenmesine karar

verilmesi talepleri bulunmaktadır.

B. Değerlendirme

56. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları

şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve manevî varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

Tıbbî zorunluluklar ve kanunda yazılı haller

dışında, kişinin vücut bütünlüğüne dokunulamaz; rızası olmadan bilimsel ve

tıbbî deneylere tâbi tutulamaz.”

57. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, ...

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır.”

1. Şikâyetlerin

Nitelendirilmesi ve İncelemenin Kapsamı Yönünden

58. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

59. Başvurucular temel olarak yakınlarına gerekli tıbbi

müdahalenin yapılmadığını, yakınlarının ölümünde sağlık personelinin

sorumluluğu olduğunu, yakınlarının yaşamının korunmadığını, olayda hizmet

kusuru bulunduğu hâlde tam yargı davasının reddedildiğini ve yargılamanın uzun

sürdüğünü iddia etmektedirler. Bu sebeple başvurucuların diğer haklar ile

bağlantı kurarak ileri sürdükleri iddialarının bir bütün olarak Anayasa'nın 17.

maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

60. Yaşam hakkının usul boyutu yönünden yapılan incelemede açıklandığı

üzere somut olayda başvurucuların yakını S.E.nin ölümüyle neticelenen olayda

herhangi bir kusur olup olmadığı adli makamlarca netleştirilemediği için olayın

gerçekleşme koşulları tam olarak belirlenmediğinden yaşam hakkının maddi

boyutunun ihlal edildiği yönündeki iddiayı Anayasa Mahkemesinin bu aşamada

değerlendirebilmesi mümkün değildir. Bu nedenle somut başvuruda inceleme, yaşam

hakkının usul boyutuyla sınırlı olarak yapılmıştır.

61. Başvurucular, yakınlarının ölümü ile neticelenen olayda

hizmet kusuru bulunduğu iddiasıyla açtıkları tam yargı davasının

reddedilmesinden sonra bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurucular, bireysel

başvuru formunun "Başvuru Yollarının

Tüketildiğine İlişkin Bilgiler" başlıklı kısmında idari

yargıdaki süreçten bahsetmiş ve kararı veren mahkeme olarak İdare Mahkemesinin

31/12/2009 tarihli kararını göstermiştir. Ayrıca başvurucuların bireysel

başvuru formunda doktor hakkında görülen kamu davasına ya da hukuk mahkemesi

nezdindeki tazminat davasına yönelik herhangi bir iddiaları bulunmadığı gibi

tedavide kusuru bulunan doktorun cezalandırılmasına yönelik bir talepleri de

olmadığı görülmüştür. Kaldı ki doktor hakkındaki ceza yargılaması süreci

Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıç tarihi olan

23/9/2012 tarihinden önce kesinleştiğinden bu süreç bakımından bir

değerlendirme yapılamayacağının da belirtilmesi gerekmektedir. Bu durumda

başvurucuların iddialarının tam yargı davası ile ilgili olduğu ve incelemenin

bu davayla sınırlı olarak yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.

2. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

62. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişi

açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen

kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013,§ 41). Başvuru konusu olayda müteveffa, başvurucuların

babası ve eşidir. Bu nedenle başvruruda, başvuru ehliyeti açısından bir

eksiklik bulunmamaktadır.

63. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan yaşam

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

64. Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşama

hakkı, Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif

ve negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu

ve diğerleri, § 50).

65. Devletin negatif bir yükümlülük olarak yetki alanında

bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme

yükümlülüğünün yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak yine yetki alanında

bulunan tüm bireylerin yaşama hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer

bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere

karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).

66. Söz konusu pozitif yükümlülük, sağlık alanında yürütülen

faaliyetleri de kapsamaktadır. Devlet -ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları

tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini hastaların yaşamlarının

korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde

düzenlemek zorundadır (Nail Artuç,

B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 35).

67. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin sahip

olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göre

devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölüm

olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi devlete, elindeki tüm imkânları kullanarak bu

konuda ortaya konulmuş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede olan kişileri

korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin

durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri

alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusal olsun veya olmasın- yaşam

hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyeti kapsamaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 52).

68. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin

maddi yönünün yanı sıra usule ilişkin bir yönü de bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

Yaşam hakkı kapsamındaki usule ilişkin yükümlülük olayın niteliğine bağlı

olarak cezai, hukuki ve idari nitelikte soruşturmalarla yerine getirilebilir.

Kasten meydana gelen ölüm olaylarında Anayasa'nın 17. maddesi gereğince

devletin sorumluların tespitini ve cezalandırılmalarını sağlayabilecek

nitelikte bir cezai soruşturma yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür

olaylarda idari soruşturmalar ve tazminat davaları sonucunda idari bir yaptırım

veya tazminata hükmedilmesi, ihlali gidermek ve dolayısıyla mağdur sıfatını

ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

69. Ancak ihmal nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin

soruşturma yükümlülüğü açısından farklı bir yaklaşım benimsenebilir. Bu

kapsamda yaşam hakkının ihlaline kasten sebebiyet verilmediği durumlarda etkili bir yargısal sistem kurma yönündeki

pozitif yükümlülük mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk

yollarının açık olması ile yerine getirilmiş sayılabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

70. Bu yaklaşım, tıbbi hata sonucu meydana geldiği ileri sürülen

ölüm olayları için de geçerlidir. Diğer taraftan bu şekildeki bir kabul, bu tür

olaylarda yürütülen ceza soruşturmalarının Anayasa Mahkemesi tarafından

değerlendirilmeyeceği anlamına da gelmemektedir. Ancak ilke olarak tıbbi

hatalara ilişkin şikâyetler konusunda temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu

tespit adına takip edilecek olan hukuk veya idari tazminat davası yoludur (Zeki Kartal, B. No: 2013/2803, 21/1/2016,

§ 78; Nail Artuç, § 38).

71. Başvurucular, yaşam hakkının kasten ihlal edildiğini ileri

sürmemiş olup somut olayda ölüme kasten sebebiyet verildiği izlenimi

edinilmesini gerektirecek bir unsur da saptanmamıştır. Başvurucular ölüm

olayının sağlık personelinin hatalı tıbbi uygulamalarından kaynaklandığına ve

olayda hizmet kusuru bulunduğuna vurgu yapmaktadır.

72. Bu durumda açılan tam yargı davası, hem ilgili personelin

veya idarenin mesuliyetini saptayabilecek hem de gerektiği takdirde zararın

tazminini sağlayabilecek nitelikte olduğundan başvurucuların mağduriyetini

giderebilir.

73. Mağdurların kendi inisiyatifleri ile başvurabilecekleri

tazminat yollarının sadece hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp bu yolların

uygulamada da etkili olması gerekir. Bir başvuru yolunun ancak hak ihlalini

önleyebilmesi, devam etmekteyse sonlandırabilmesi veya sona ermiş bir hak

ihlalini karara bağlayabilmesi, bunun için uygun bir giderim sunabilmesi

hâlinde etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir (Tahir Canan, § 26; Filiz

Aka, B. No: 2013/8365, 10/6/2015, § 39).

74. Yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığı koruma hakkı

kapsamında yürütülecek olan ceza soruşturmalarının yanı sıra hukuki sorumluluğu

ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat davalarının da

makul derecede ivedilik ve özen şartını yerine getirmesi gerekmektedir. Derece

mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda, Anayasa’nın

17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir inceleme yapıp

yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından

değerlendirilmesi gerekir. Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda

gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek

benzer yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar

görmesine engel olacaktır (Cemil Danışman,

B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 110; Filiz

Aka, § 33).

75. Bununla birlikte derece mahkemelerinin özen yükümlülüğü,

yaşam hakkı ile ilgili her davada mutlaka mağdurlar lehine bir sonuca

varılmasını garanti altına almamaktadır (Aysun

Okumuş ve Aytekin Okumuş, B. No: 2013/4086, 20/4/2016, § 73).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

76. Somut başvurunun İdare Mahkemesi tarafından olayın Anayasa’nın

17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle incelenip incelenmediği

yönünden değerlendirilmesine geçmeden önce Anayasa Mahkemesi tarafından yapılan

incelemenin tam yargı davasının sonucunun ne olması gerektiğine dair bir tespit

içermediğini belirtmek gerekir.

77.Başvurunun incelenmesi neticesinde İdare Mahkemesi

tarafından, görülen tam yargı davasında S.E.nin vefatına ilişkin olarak doktor

M.A. hakkında yürütülen soruşturmanın dosyası ve S.E.ye ait hasta dosyasının

incelenmek üzere temin edildiği görülmüştür (bkz. §§ 35, 36)

78. İdare Mahkemesinin ATK'dan S.E.ye Hastanede yapılan acil

müdahale ve tedavide davalı idarenin herhangi bir hizmet kusuru bulunup

bulunmadığı, hizmet kusuru varsa şahsın vefatıyla kusur arasında illiyet bağı olup

olmadığı hususunda bilirkişi olarak rapor hazırlanmasının talep etmesi üzerine

ATK 1. İhtisas Kurulunun 10/10/2008 tarihli raporunda "1.Grafilerin incelenmesinegöre otopside

saptanankaburgakırıklarının kazaya bağlı olmayıp yeniden canlandırma işlemi sırasında

meydana gelmiş olduklarının anlaşıldığı, 2.Otopsidemikroskopik organ

tanımlamalarının yetersiz olması,histopatolojik ve kimyasal inceleme için örnek

alınmamış olması nedeniyle eldeki verilerle ölüm nedeni ve mekanizmasının

belirlenemediği dolayısıyla kaza ile ölüm arasında illiyet bağ olup olmadığının

da belirlenemediği" tespitlerine yer verdiği anlaşılmaktadır.

79. Başvurucular ATK raporlarına itiraz ederek olumlu/olumsuz

bir değerlendirme içermeyen raporları kabul etmediklerini bildirmiş ve karar

vermeye yetecek nitelikteki yeni bir raporun ATK Genel Kurulundan teminini

talep etmiştir (bkz. § 47).

80. İdare Mahkemesi söz konusu talebi "davacılar vekili tarafından yapılan itirazlar ise

yerinde görülmemiştir. Anılan raporlarda oluşan tıbbi kanaat ve sonuç

mahkememizce kabul edilerek karara mesnet alınacak mahiyette bulunmuştur."

açıklamasıyla, davanın esasını ise "dava

dosyasında bulunan bilgi ve belgeler ile Adli Tıp Kurumu 1. ve 3. İhtisas

Kurulu raporlarının birlikte değerlendirilmesinden ... davalı Üniversite

Hastanesindeki yürütülen sağlık hizmetinin kusurluişletilmesinden kaynaklandığı

yönünde herhangi bir tesbitin bulunmadığı, dolayısıyla uğranıldığı ileri

sürülen zararla davalı kurum arasında tazmin sorumluluğunu gerektirecek

nitelikte uygunbir nedensellik bağının söz konusu olmadığı " gerekçesiyle

reddettiğini gerekçeli kararında açıklamıştır.

81. Somut olayda, başvurucuların yakınlarının vefatında hizmet

kusuru olduğuna yönelik olan ve davanın esasını oluşturan iddialarının, S.E.nin

otopsisi sırasında histopatolojik ve kimyasal inceleme için örnek alınmamış

olması nedeniyle eldeki verilerle ölüm nedeni ve mekanizmasının belirlenememesi

dolayısıyla kaza ile ölüm arasında illiyet bağı olup olmadığının da tespit

edilmesinin de mümkün olmaması nedeniyle ATK raporlarıyla netleştirilemediği

görülmektedir.

82. Bu durumda, devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif

yükümlülüklerinin usule ilişkin yönü kapsamındaki "etkili yargısal sistem kurma" yükümlülüğü

bağlamında, S.E.nin otopsisi sırasında histopatolojik

ve kimyasal inceleme için örnek alınmamış olması nedeniyle trafik

kazası ile ölüm arasında illiyet bağ olup olmadığının belirlenemeyecek olmasının bir eksiklik olduğunu ifade

etmek gerekir. Kuşkusuz ki bu eksiklik yargılama sürecinden ziyade otopsi

işleminden kaynaklanmaktadır. Ancak otopsi işlemindeki bu eksikliğin ölüm

nedeninin tam olarak tespit edilememesine neden olduğu ve dolayısıyla İdare

Mahkemesindeki yargılamanın neticesini de etkilediği açıktır.

83. Diğer yandan, ATK 1. İhtisas Kurulunun 10/10/2008 tarihli

raporunda S.E.nin tedavi sürecindeki tüm belge, grafi, tomografi ve tıbbi

raporların ayrıntılı bir şekilde incelendiği ve neticede "[g]rafilerin incelenmesine göre otopside saptanan

kaburgakırıklarının kazaya bağlı olmayıp yeniden canlandırma işlemi sırasında

meydana gelmiş oldukları" sonucuna varıldığı anlaşılmaktadır.

84. Tüm bu hususlar ve başvurucuların iddialarını tam yargı

davası çerçevesinde ileri sürmeleri nedeniyle incelemenin bahsi geçen

yargılamayla sınırlı olarak yapıldığı da göz önünde bulundurulduğunda, İdare

Mahkemesinin ATK Genel Kurulundan rapor temini yoluna başvurmaması, yürütülen

yargılama açısından bir özensizlik olarak değerlendirilmemiştir. Zira ATK Genel

Kurulunun otopsi sırasında histopatolojik ve kimyasal inceleme için örnek alınmamış olsa bile ölüm nedenini

otopsiden alınmış örnekler olmadan da tespit edebileceğinin söylenmesi için

elde hiçbir veri bulunmamaktadır.

85. Bununla birlikte S.E.nin otopsisi sırasında örnek alınmaması nedeniyle ölüm sebebinin tespit

edilememiş olmasının genel olarak kamu otoritelerinin yükümlülüklerinin ihlali

anlamına gelip gelmeyeceğinin İdare Mahkemesince irdelenmemiş olması sebebiyle

yargısal incelemenin Anayasa'nın 17. maddesinin gerektirdiği özende yapılmış

sayılmayacağı kanaatine varılmıştır.

86. Başvuru konusu tam yargı davasının yaşam hakkına ilişkin

yargılamaların özenle ve makul süratle yürütülmesi gerektiği yönündeki ilke

(bkz. § 74) açısından da incelenmesi gerekir.

87. Sağlık kurumlarında işlenen kusurlu eylemlerin bilinmesi,

ilgili kurumlara ve sağlık personeline potansiyel kusurlarını giderme ve benzer

hataların meydana gelmesini önleme imkânı vermesi bakımından büyük önem arz

etmektedir. Dolayısıyla bu tür olaylara ilişkin soruşturma veya davaların

özenli ve süratli bir şekilde incelenmesi, sağlık hizmetlerinden faydalanan tüm

bireylerin güvenliği için son derece önemlidir (İlker Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 76).

88. Başvuruya konu yargılama süreci bu kapsamda incelendiğinde

başvurucuların Hukuk Mahkemesindeki tazminat davasının görevizlik kararıyla

sonuçlanması sonrasında Rektörlük aleyhine 21/5/2004 tarihli dilekçeyle İdare

Mahkemesinde tam yargı davası açtığı, yargılamada 28/9/2005 tarihinden 3/6/2009

tarihine kadar ATK raporunun temin edilmeye çalışıldığı (bkz. §§ 37-46), İdare

Mahkemesinin 31/12/2009 tarihli kararıyla davanın reddine karar verildiği ve bu

kararın Onbeşinci Dairenin 3/4/2014 tarihli kararıyla onandığı, karar düzeltme

talebinin ise davanın esası yönünden Onbeşinci Dairenin 24/12/2015 tarihli

kararıyla reddedildiği görülmektedir.

89. Başvurucuların davanın uzamasında hiçbir dahlinin olmadığı

başvuruya konu tam yargı davasının 11 yıl 7 ayı aşkın bir sürede tamamlandığı,

bu sürenin 3 yıl 8 ayı aşan kısmının ATK'dan rapor alınması işlemleriyle

geçtiği, temyiz incelemesinin 4 yıl 3 ayı aşkın sürdüğü dikkate alındığında

somut yargılamanın yaşam hakkı ihlallerinin önlenmesinde sahip olunan önemli

rolün zarar görmesine neden olabilecek şekilde, makul sürat ve özenle

yürütülmediği sonucuna varılmıştır.

90. Açıklanan gerekçelerle, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

4. 6216 sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

91. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı ve (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve

işlem niteliğinde karar verilemez.

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.

...”

92. Başvurucular, ihlalin tespiti ve tam yargı davası açılması

sırasında talep edilen miktarlarda, aksi hâlde 50.000 TL maddi ve 50.000 TL

manevi olmak üzere toplam 100.000 TL tazminat talebinde bulunmuşlardır.

93. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875,

7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal

kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin

devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle

sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri (2), B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

94. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§

55, 57).

95. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda Anayasa

Mahkemesi, 6216 sayılı Kanunun 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile

İçtüzük’ün 79. maddesinin 1 numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali ortadan kaldırmak

amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya özgülenen bir

giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal

kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde, usul hukukundaki

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili mahkemenin yeniden

yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir takdir yetkisi

bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar kendisine ulaşan mahkemenin yasal

yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı

nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını

gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir. (Mehmet Doğan, §§ 58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59,

66-67).

96. İncelenen başvuruda S.E.nin ölüm sebebinin tespit

edilememesinin otopsi sırasında örnek alınmamış olmasından kaynaklandığı

olgusunun kamu otoritelerinin yükümlülüklerinin ihlali anlamına gelip

gelmeyeceğinin İdare Mahkemesince değerlendirilmemiş olması ve tam yargı davasının

yaşam hakkının gerektirdiği özenle ve makul sürede tamamlanmaması nedenleriyle

yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Buna göre

ihlalin adli makamların uygulama ve kararlarından kaynaklandığı

anlaşılmaktadır.

97.Bu durumda, otopsiden örnek alınmamış olması sebebiyle ölüm

nedeninin tespit edilmesinin yeniden yapılacak bir yargılamayla mümkün

olamayacağı gerçeği karşısında yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

görülmemiştir. Öte yandan somut olayda ihlalin tespit edilmesinin

başvurucuların uğradığı zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı

açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme

kuralı çerçevesinde ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için

yaşam hakkının usul boyutunun ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvuruculara müştereken net

40.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

98. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucuların bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi

gerekir.

99. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 3.000

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239,50 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edilmesi nedeniyle net

40.000 TL manevi tazminatın başvuruculara MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE, tazminata

ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 239,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

3.239,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

9/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Hicabi DURSUN Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Tuğçe TAKCI Başvurucular : 1. Merve ERTAN (SARIYAR) 2. Muammer ERTAN 3. Ragibe Nuran ERTAN Vekili : Av. Adnan GÜL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/7249, 9 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olayla İlgili Olarak
  7. Baş Açıldı
  8. Göğüs Açıldı
  9. Sonuç
  10. Konu
  11. Sonuç
  12. B. Olayla İlgili
  13. C. Olayla İlgili Olarak
  14. IV. İlgili Hukuk
  15. V. İnceleme Ve Gerekçe
  16. A. Başvurucuların İddiaları
  17. B. Değerlendirme
  18. B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 110; Filiz
  19. A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin
  20. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  21. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine
  22. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/7249
Tarih
9 Ocak 2020

İlgili Kararlar

  • Alois Harrer ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/26283)
  • Bülent Teoman Özkan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/557)
  • Gökçe Ekin Baran Başvurusu (B. No: 2016/13539)
  • Asiye Pehlevan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/37952)
  • Mehmet Aykut Vural Başvurusu (B. No: 2017/16486)
  • Müflis Bilton Beton Ürünleri San. Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2017/30361)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.