İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mesut Kaçmaz Başvurusu (B. No: 2018/18260)

1. Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklama

Başvuru No2018/18260Tarih4 Kasım 2020Okuma30 dk · 6.065 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mesut Kaçmaz Başvurusu

Karar tarihi
4 Kasım 2020
Başvuru Numarası
2018/18260
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.065 kelime·30 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, yakalama, gözaltına alma ve tutuklama

tedbirlerinin hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 19/6/2018 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyon tarafından bu kararda incelenen şikâyet

haricindeki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna karar verilmiş, bu şikâyet

yönünden ise başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına ve adli yardım talebinin kabul edilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke

genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Olağanüstü hâl

19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal

temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de uzun yıllardır

faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ)

ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın

olduğunu değerlendirmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa

bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık,

ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik

olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturmalar yürütülmüş; çok

sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 51, Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:

2016/23672, 11/1/2018, § 12).

10. İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucu

hakkında terör örgütüne üye olma suçlamasıyla 22/9/2016 tarihinde tutuklamaya

yönelik yakalama kararı verilmiştir. Başvurucu, ilgili yabancı devlet

yetkililerince 27/9/2017 tarihinde yakalanarak gözaltına alınmıştır. İstanbul

37. Ağır Ceza Mahkemesinin başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararı gerekçesinde

belirtildiğine göre ilgili yabancı devlet yetkililerince sınır dışı edilmesine

karar verilen başvurucu 13/10/2017 tarihinde Türk yetkililere teslim edildikten

sonra uçakla Türkiye'ye getirilmiştir. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca

(Başsavcılık) FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle yürütülen bir soruşturma

kapsamında başvurucu 14/10/2017 tarihinde İstanbul Havalimanı'nda gözaltına

alınmıştır.

11. Başvurucunun ilk ifadesi 14/10/2017 tarihinde

İstanbul Emniyet Müdürlüğünde alındıktan sonra başvurucu aynı tarihte

Başsavcılığa sevkedilmiştir.

12. Başsavcılık aynı gün başvurucunun ifadesini almış ve

başvurucuyu terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanması istemiyle İstanbul

Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

13. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) aynı

tarihte başvurucunun sorgusunu yapmıştır. Sorgu esnasında İstanbul Barosu

tarafından görevlendirilen müdafi de hazır bulunmuştur. Başvurucunun sorgudaki

ifadesinin ilgili kısmı şöyledir:

" ...tüm hayatım boyunca eğitim ile

meşgul oldum, bu terör örgütünün bu kadar canice hareket edeceğini düşünemedim,

işin bize görünen yönü eğitimdi, 15 Temmuz sonrası gördüğüm kadarıyla bu

örgütün tamamen okul açmasının amacı kendine eleman devşirme imiş, ben hayatım

boyunca Türk kültürünü tanıtmaya ve öğretmeye adadım, bu örgütün Türkçe öğretme

nedeni ... [Fetullah

Gülen] isimli teröristin kitaplarının okunması, kasetlerinin dinletilmesi

içinmiş, okullarda özellikle lise kısmında rehberlik adı altında gruplar

oluşturuluyor ve Türkçe'nin hızlı öğretilmesi ve görsel bilgilerin izlenerek ve

dinlenerek bu şekilde örgüte bir kazanım amaçlanıyor, her okuldan sorumlu bir

rehber öğretmen mevcuttur ve bu öğretmen de diğer lise sınıflarına ait

konuşulacak konuları belirlemekte ve sınıf rehberlerine konu olarak

aktarılmaktadır, sistem bu şekilde işliyor ve her okulun mutlaka bir yurdu

vardır ve rehberlik hizmetleri okul saatinden sonra planlanarak yapılmaktadır,

bu bahsettiğim yurtdışı okullar içindir, ben 2001-2002 yılları arası haricinde

yurtiçinde hiç bulunmadım, yurtiçi yapılanması ile ilgili bilgim yoktur,

bulunduğum ülkelerdeki kişilerin bilgilerini ifadelerimde belirttim, rehber

öğretmenler ile ilgili bilgileri emniyet ifademde vermiştim, telefonum ile

ilgili inceleme yapıldıktan sonra çağrıldığımda daha detaylı bilgiler

vereceğim, .. [ilgili yabancı devletteki] genel rehberin ismi [M.E.dir],

kendisi halen ... [ilgili yabancı devlette] bulunmaktadır, telefonum

incelendikten sonra ... [ilgili yabancı devlet] yapılanması ile ilgili

tekrar ifade vermek istiyorum, 11 yıldır ... [ilgili yabancı devlette]

kalıyorum, ayrıca örgütün dialog yapılanması bulunmaktadır, bu yapılanmaya

ilişkin bilgileri de paylaşmak istiyorum, benim [Fetullah Gülen] ile

hayatım boyunca hiçbir görüşmem ve fiili temasım olmadı, bir kez Birleşmiş

Milletler konferansı için davetli olmam nedeniyle Amerika'ya gittim, [Fetullah

Gülen'i] ziyaret talebinde bulundum ancak kabul edilmedi, örgütün tepesinde [Fetullah

Gülen] vardır, onun altında 13-14 kişilik bir karar mercii vardır, diğer

ülkeler ile ilgili kararlar bu 13-14 kişilik heyet tarafından veriliyor, bu

kişiler Doktor [A.], [M.Y.], [A.K.], [Ş.A.T.] bildiğim

kişilerdir, [C.U.] isimli kişi de vardı ancak kendisi geçen yıl vefat

etti, bu heyet içinde [U.] isimli biri daha vardır ancak soyadını

bilmiyorum, tüm ülkelerdeki tayin atama işlerine bu [U.] isimli kişi

bakmaktadır...

... [Başvurucu, birçok ülkede örgüt

adına faaliyet gösteren kişilerin bilgilerini vermiştir.]

...örgütün gizli bir haberleşme programı

vardır, yeni bir programdır, Candy Crush isimli bir oyun üzerinde görüntü o

olup şifre soran bir program vardır, bu yenidir, bu program 2017 yılı

itibariyle darbeden sonra örgüt tarafından kullanılan bir programdır, bu

programı bana yükleyen kişi [M.Y.dir.], ben önceki programları bylock vb hiç kullanmadım,

yönetici pozisyonunda olmadığım için bana bu programları vermediler, sadece

bahsettiğim programı kullandım, burada da uluslararası basında çıkan haberler

genelde paylaşılıyordu, örgüt tarafından hiyerarşik yapı yönlendirme notları da

paylaşılıyordu, bu program üzerinden örgüt üyelerine talimatlar verilmektedir,

şu gazeteci ile görüşün vb talimatlar veriliyordu, bu program halen etkindir,

kaynağını bilmiyorum, bu haberleşme üzerinden 4-5 isimle görüşüyordum, bunlar [M.E.],

[S.E.] [ ve E.] isimli soyadını bilmediğim bir kişi, [Z.] isimli

soyadını bilmediğim bir kişi ve [M.Y.] vardı, bu kişiler şu an ...

[ilgili yabancı devlettedir.]. ... [ilgili yabancı devlet] okulları

2016 Kasım itibariyle bizden devraldı, bizi de yönetimden çıkardı, öğretmen

kadrosunun iş akitlerini feshettiler, biz durumun düzelmesini bekliyorduk ancak

Haziran 2017 tarihinde ayrılmayı ve ülkeme dönmeyi düşündüm, pişmanlık yasasını

duyup yararlanmak istedim, korktuğum ve işkenceye maruz kalacağımı düşündüğüm

için gelemedim, Amerika vizesi aldım ve oradan Kanada'ya kaçmak ve Montreal'e

yerleşmek istedim, ancak param olmadığı için gidemedim, örgütten bu şekilde

uzaklaşmak istiyordum, örgüt bir yıldır bize yardım yapmıyor, en son maaşımızı

Kasım 2016 tarihinde aldık, okula el konulduktan sonra bize maaş ödenmedi,

sadece Pak-Türk okulları bize resmi olarak tazminatlarımızı ödedi, aracımı ve

ev eşyalarımı satarak yaşamaya çalıştım, örgüt elemanlarından ülkemize dönmek

isteyenler vardır ancak bir çoğunun tutuklanma ve işkenceye maruz kalma korkusu

vardır, bu nedenle çekinmektedirler, Aralık 2013 tarihinde banka hesabımda para

yokken 2014 yılında bir yükselme olmuş, ben bu hesabı 2002 yılında açtım ve tüm

birikimi oraya koydum, katkı hesabına paramı değerlendirme amacıyla koydum,

benim hem euro hem dolar hem de altın hesabım vardı, bu nedenle TL hesabında

değişimler olmuştur, bu hesaba paralarımı aktarıyordum, FETÖ/PDY örgüt

liderinin emriyle yatırdığım para değildir, kendi paramdır, tapeler ile ilgili

beyanda bulundum, [H.Ö.] bana göndermiş ancak bunun ne olduğu soruluyor

ancak böyle bir şey olmadı, [H.Ö.nün] çocuğu benim bulunduğum yerde

okuyordu, ben kendisine çocuğuna ulaştırmak amacıyla bana para

gönderebileceğini söyledim, tapelerde ismi geçen [N.] isimli bayanın

örgütle bir ilgisi yoktur, kendisi hattattır, kendisi eşimin arkadaşının

arkadaşı olması nedeniyle tanıştık, bana hat yazısı yazmasını istemiştim, ben

örgütün bu kadar canavarca bir yapıya dönüşeceğini öngörmemiştim, son derece

pişmanım, Allah bu fetö örgütünün belasını versin, ülkeyi perişan ettiler,

mahvettiler, benim ismim sadece 5/5/2008 yılında New York Times'da okullar ile

ilgili yapılan bir haberde geçmektedir...

...2014 yılında İngilizce üzerine yüksek

lisansımı tamamladım, şu an da doktora öğrencisiyim, son derece pişmanım, etkin

pişmanlıktan ve adli kontrol hükümlerinden yararlanmak istiyorum, iki çocuğum

vardır, paramız yoktur, telefonlarım ile ilgili araştırma bitince isimlerle

ilgili tekrar gelip detaylı bilgi vereceğim, hatırlamadığım konular da vardır,

bunlarla ilgili izahat yapacağım, üzerimde psikolojik baskı vardır, burada

kalacak yerim yoktur, ben devletin şefkatli, adaletli ve merhametli olduğunu

biliyorum, ben hiç kaçmadım, her yıl Türkiye'ye giriş çıkış yaptım, ülkeme

karşı son derece duyarlı bir insanım ... aleyhime olan hususları kabul

etmiyorum..."

14. Hâkimlik 16/10/2017 tarihinde başvurucunun terör

örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına karar vermiştir. Kararın

ilgili kısmı şöyledir:

"Şüphelinin anlatımlarında ve

dosyada mevcut bilgi ve belgelerde, şüphelinin üzerine atılı silahlı terör

örgütüne üye olma suçunu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığı

bulunması, her ne kadar şüpheli TCK'nun 221. maddesi kapsamında etkin pişmanlık

hükümlerinden yararlanmak istediğinden bahisle pişmanlığını beyan edip bir dizi

bilgi vermiş ise de, şüpheli tarafından verilen bu bilgilerin teyite muhtaç

olduğu, bu hususlar teyit edildikten sonra tutukluluk durumunun yeniden gözden

geçirilebileceği, üzerine isnat edilen suçlamanın CMK 100/3-a-11 maddesindeki

suçlardan olması, şüphelinin kaçma ve delilleri karartma şüphesini uyandıracak

somut olgular bulunması, adli kontrol tedbirlerinin bu aşamada yeterli

olmayacağı gözetilerek şüpheli Mesut Kaçmaz'ın CMK 100 ve devamı maddeleri

uyarınca tutuklanmasına ... karar verildi."

15. Başvurucu tutuklama kararına 22/10/2017 tarihinde

itiraz etmiştir.

16. Başsavcılık 18/10/2017 tarihli iddianame ile başvurucunun

terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemiyle aynı yer ağır ceza

mahkemesinde kamu davası açmıştır.

17. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY'nin yapılanmasına ve

faaliyetlerine ilişkin açıklamalar yapılmış, sonrasında başvurucuya yönelik

suçlama ve delillere yer verilmiştir. Başsavcılıkça başvurucunun FETÖ/PDY

hiyerarşisi içinde yer almak suretiyle silahlı terör örgütüne üye olma suçunu

işlediği iddia edilmiştir. Bu bağlamda iddianamede başvurucunun;

- Hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma

yürütülen A.A. ile irtibatının bulunduğu belirtilerek bu kapsamda hâlen kaçak

olan A.A. ile 1/9/2015 tarihinde yaptığı yazışmada Bank Asya Afyon Şubesine ait

bir hesap numarasını vererek kurban talebinde bulunduğu,

- 2002 yılında Bank Asyada açtırdığı hesapta yapılan

incelemede 31/12/2013 tarihinde hesapta hiç para bulunmaz iken -örgüt lideri

Fetullah Gülen'in Bank Asyaya para yatırılması talimatından sonra- 24/12/2014

tarihinde ise 181.886,84 TL bulunduğu ve bu kapsamda hesap hareketleri

incelendiğinde kurban parası adı altında çok sayıda hesap hareketinin olduğu,

- Örgüt içi atama sistemi ile Bosna Hersek, Nijerya,

Senegal, Burkinofaso ve son olarak ilgili yabancı devlette -resmiyette öğretmen

olarak görevlendirilmesine rağmen- örgüt adına faaliyette bulunduğu,

- Devlet yetkililerince FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu

belirtilen ve ilgili yabancı devlette faaliyet gösteren Rumi Forum

isimli derneğe üye olduğunun belirlendiği,

- Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü, ana çatısı

FETÖ/PDY olan soruşturma kapsamında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan

haklarında soruşturma yürütülen şüphelilerden Ş.A.T., C.U. ve A.B. ile telefon

görüşmelerinin bulunduğu ileri sürülmüştür.

18. İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme) 27/10/2017

tarihinde iddianamenin kabulüne karar vermiş ve Mahkemenin E.2018/281 sayılı

dosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme 30/10/2017 tarihinde

yaptığı tensip incelemesi sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına

karar vermiştir.

19. Başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına dair karara

yaptığı itiraz, İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 10/11/2017 tarihinde

kesin olarak reddedilmiştir.

20. Mahkeme 13/2/2018 tarihinde yaptığı ilk duruşmada

başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu savunmasında suçlamaları kabul

etmemiştir. Mahkeme duruşma sonunda başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına

karar vermiştir.

21. Cumhuriyet savcısı 26/4/2018 tarihli duruşmada esasa

ilişkin mütalaasını sunmuştur. Mütalaanın ilgili kısmı şöyledir:

"Sanık Mesut Kaçmaz'ın FETÖ terör

örgütünün yapılanmasına mali yönden destek veren Bank Asya'da hesap açtırıp

örgüt adına gelir elde etmek amacıyla çok sayıda kurban parası toplamasına

ilişkin hesap hareketlerinin bulunduğu, terör örgütüyle irtibatlı Rumi Forum

isimli dernekte dernek adına faaliyette bulunduğu, 1999 yılından itibaren yurt

dışında çok fazla ülkede örgüt görevlendirmesiyle faaliyette bulunduğu hep

birlikte değerlendirildiğinde üzerine atılı suçu işlediği anlaşılmakla eylemine

uyan 3713 sayılı yasanın 3 ve 5. Maddesi yollamasıyla TCK 314/2 maddesi

uyarınca cezalandırılmasına ... karar verilmesi kamu adına talep olunur."

22. Mahkeme 26/4/2018 tarihli duruşma sonunda

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiş, söz konusu karara

başvurucunun yaptığı itiraz 14/5/2018 tarihinde İstanbul 1. Ağır Ceza

Mahkemesince reddedilmiştir.

23. Başvurucu anılan kararı 21/5/2018 tarihinde

öğrendiğini bildirmiştir.

24. Başvurucu 19/6/2018 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

25. Mahkeme 3/7/2018 tarihinde yaptığı duruşmada

başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile

cezalandırılmasına karar vermiştir. Mahkeme duruşma sonunda başvurucunun

tahliyesine ve hakkında yurt dışına çıkamama şeklinde adli kontrol tedbiri

uygulanmasına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sanığınörgüt ile 1997 yılından 1-2

yıl sonra arkadaşı [İ.T.]

vasıtasıyla irtibat kurduğu, ilk olarak örgütün Bosna-Hersek'te bulunan Sema

Eğitim Kurumlarında öğretmen olarak göreve başladığı, böylece örgütle

tanıştığı, daha sonra Nijerya, Senegal, Burkinofaso ve en son ... [ilgili

yabancı devlette] resmiyette öğretmen olarak görev yaptığı, ancak fiiliyatta

ise örgüt adına faaliyette bulunduğu, Bosna-Hersek'ten sonraki görev yerlerinin

örgüt tarafından'tayin' şeklinde belirlendiği anlaşılmıştır.

Yine sanığın Burkino Faso'da

Uluslararası Horizon Koleji'nde Müdür Yardımcısı konumunda çalıştığı, son

olarak ... [ilgili

yabancı devlette] örgüte ait PAKTÜRK okullarında Müdür ve Halkla İlişkiler

Direktörü olarak görev yaptığı, yine bu dönemde örgütün ... [ilgili yabancı

devlet] yapılanmasıyla bağlantılı RUMİ FORUM isimli kuruluşta Halkla

İlişkilerde görev yaptığı, okullara ... [ilgili yabancı devlet]

hükümetince el konulduğu ve sanığın sınırdışı edildiği anlaşılmıştır.

Asya Katılım Bankası A.Ş.'de sanığın

24/6/2002 tarihinde açılan hesabının bulunduğu, bu hesapta 2013 yılı Aralık

ayında 155.904,37 TL para varken 2014 yılı Ocak ayında bu miktarın

180.538,11'ye yükseldiği, yine 2014 yılı Temmuz ayında ise hesapta 184.695,57

TL varken 2014 yılı Eylül ayında 258.190,01 TL'ye yükseltildiği, hesapların

artış tarihlerinin ise FETÖ örgüt liderinin Bank Asya'da bulunan hesaplardaki

paraların miktarının artırılması yönünde talimat verdiği tarihlerin hemen

sonrasına isabet ettiği, sanığın ise bu hesap artışlarını örgüt liderinin

talimatı doğrultusunda gerçekleştirdiği anlaşılmıştır.

Ayrıca sanığın dosyada ayrıntıları

mevcut Bank Asya hesap hareketleri incelendiğinde,06.01.2006 ve 15.10.2015

tarihleri arasında çeşitli miktar ve açıklamalarla 'kurban parası' adı altında

kendi adına, eşi [M.K.]

adına ve üçüncü kişiler adına çok sayıda hesap hareketinin bulunduğu, 2014 yılı

içerisinde FETÖ/PDY terör örgütü ile iltisaklı 'Kimse Yok mu Derneği'

açıklamalı çok sayıda bağış şeklinde hesap hareketinin bulunduğu, 15.05.2014 ve

27.05.2014 tarihlerinde '... [ilgili yabancı devletteki] grubu adına

Rumi Forum - Gazeteci ve Yazarlar Vakfı' açıklamalı iki adet hesap hareketinin

bulunduğu, sanığın örgüt içerisindeki yurtdışı özel okul müdürü konumu dikkate

alındığında belirtilen hesap hareketlerinin örgüte, örgütle iltisaklı vakıf ve

derneklere 'kurban, bağış vb.' adı altında gelir elde etme amacına matuf olduğu

anlaşılmıştır.

Ayrıca sanığın Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığının yürüttüğü 2014/37666 sayılı ana çatı FETÖ soruşturması

kapsamında haklarında işlem yapılan şüphelilerden [Ş.A.T., C.U. ve A.B.] ile telefon

görüşmelerinin olduğu, yine sanığın emniyetteki ifadesinde bu şahıslarla bizzat

görüşmelerinin de olduğunu ikrar ettiği anlaşılmıştır."

26. Başvurucu, karara karşı istinaf yoluna başvurmuştur.

27. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi

1/10/2019 tarihinde istinaf başvurusunu esastan reddetmiştir.

28. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih

itibarıyla temyiz aşamasında derdesttir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

29. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Mehmet

Sabri Şirin, B. No: 2016/10825, 12/2/2020, §§ 28-47; Mustafa Özterzi [GK],

B. No: 2016/14597, 31/10/2019, §§ 33-48.

30. Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Abdullah

Öcalan/Türkiye ([BD], B. No: 46221/99, 12/5/2005) kararında;

uygulanabilecek iade süreci izlenmeden, kanuna aykırı olarak başvurucunun

özgürlüğünden mahrum bırakıldığı şikâyetine ilişkin olarak esas alacağı

ilkeleri aşağıdaki şekilde belirlemiştir:

"83. Gözaltının 'kanunun öngördüğü

prosedüre' uygun olup olmadığını da içine alan gözaltının 'yasal' olup olmadığı

sorusu üzerinde, AİHS esasen ulusal hukuka atıfta bulunur ve ulusal hukukun

maddi ve usule ait kurallarına uyma zorunluluğu koyar. Bununla beraber, AİHS

ayrıca, özgürlük mahrumiyetinin 5. maddenin amacına, özellikle bireyleri

keyfilikten korumaya uymasını gerektirmektedir. Burada tehlikede bulunan

yalnızca 'özgürlük hakkı' değil, aynı zamanda 'kişinin güvenlik hakkıdır'

(bkz., diğer kararlar arasında, Bozano, yukarıda kayıtlı, s. 23, § 54; ve

Wassink / Hollanda, 27 Eylül 1990 tarihli karar, A Serisi no. 185-A, s. 11, §

24).

84. İç hukuku yorumlamak ve uygulamak en

başta ulusal makamların, özellikle de mahkemelerin görevidir. Bununla beraber,

5 § 1 maddesi uyarınca, iç hukuka uymamakla AİHS ihlal edildiği için, AİHM bu

kanuna uyulup uyulmadığını gözden geçirmek için belli bir yetki kullanabilir ve

kullanmalıdır (bkz. Benham / Đngiltere, 10 Haziran 1996 tarihli karar,

Hüküm ve Karar Raporları 1996-III, s. 753, § 41; ve Bouamar / Belçika, 29 Subat

1988 tarihli karar, A Serisi no. 129, s. 21, § 49).

85. Bir Devletin yetkililerinin bir

diğer Devletin topraklarında bu Devletin onayı olmadan gerçeklestirdikleri

yakalama, 5 § 1 maddesi uyarınca, ilgili kisinin bireysel güvenlik haklarını

etkilemektedir (bkz., aynı etkiye iliskin Stocké / Almanya, 12 Ekim 1989, A

Serisi no. 199, Komisyon görüsü, s. 24, § 167).

86. AİHS, iade anlasmaları ya da

sınırdısı etme konuları çerçevesinde, AİHS’de tanınan özel haklara müdahale

etmemesi kosuluyla kaçak suçluları adaletin önüne çıkarabilmek için yapılan

Devletler arası isbirliğini engellemez (bkz. Stocké, yukarıda kayıtlı Komisyon

görüsü, s. 24-25, § 169).

87. Biri AİHS’ye taraf olan, diğeri

olmayan Devletler arasındaki iade anlaşmalarıyla ilgili olarak, bir iade

anlaşmasının koymuş olduğu kurallar ya da, böyle bir anlaşmanın olmaması

durumunda, ilgili Devletler arasındaki işbirliği de, AİHM’ye şikayet edilmesine

neden olan yakalanmanın yasal olup olmadığına karar vermede gözönüne alınması

gereken ilgili faktörlerdendir. Devletler arasındaki işbirliği sonucu bir

kaçağın teslim edilmesi, tek basına yakalamayı kanuna aykırı kılmamakta ya da

bu nedenle 5. madde çerçevesinde bir soruna yol açmamaktadır (bkz. Freda /

Đtalya, no. 8916/80, 7 Ekim 1980 tarihli Komisyon kararı, DR 21, s. 250;

Klaus Altmann (Barbie) / Fransa, no.10689/83, 4 Temmuz 1984 tarihli Komisyon

kararı, DR 37, s. 225; Luc Reinette/ Fransa, no. 14009/88, 2 Ekim 1989 tarihli

Komisyon kararı, DR 63, s. 189).

88. AİHS’nin tamamında var olan,

toplumun genel çıkarına ilişkin talepler ile bireyin temel haklarının

korunmasına iliskin gereklilikler arasında adil bir denge kurma arayışıdır.

Dünyadaki dolaşım daha kolay hale geldikçe ve suç daha geniş çaplı bir

uluslararası boyut aldıkça, yurtdışına kaçan şüphelilerin adalete teslim

edilmesi, giderek bütün ulusların çıkarına olmaya başlamıştır. Bunun tersine,

kaçaklar için güvenli sığınaklar tesis etmek, yalnızca korunan kişiyi

barındırma zorunluluğu bulunan Devlet için tehlike oluşturmakla kalmayacak,

bunun yanısıra iade kurumunun temellerinin zayıflamasına da sebep olacaktır.

(bkz. Soering / Đngiltere, 7 Temmuz 1989 tarihli karar, A Serisi no. 161,

s. 35, § 89).

89. AİHS, iadenin sağlanabileceği

kosullara ya da iadenin sağlanmasından önce izlenecek prosedüre iliskin hiçbir

hüküm içermemektedir. İlgili Devletler arasındaki işbirliğinin sonucu olmuş ve

kaçağın yakalanmasına ilişkin emrin yasal temelinin, kaçağın menşe Devletinin

yetkilileri tarafından çıkarılan bir tutuklama emri olması sağlanmışsa,

sıradışı bir iade bile AİHS’ye aykırı olarak değerlendirilmemektedir (bkz.

Illich Ramirez Sánchez, yukarıda kayıtlı, s. 155).

90. Yakalamanın, kaçağın sığınmacı

olarak bulunduğu Devletin kanunlarına aykırılık oluşturup oluşturmadığı dikkate

alınmaksızın -bu, sadece ev sahibi Devletin AİHS’ye taraf olması halinde AİHM

tarafından incelenecek bir husustur- AİHM, basvuranın gönderildiği Devletin

yetkililerinin ev sahibi Devletin egemenliğine aykırı sekilde ve dolayısıyla

uluslararası hukuka ters düşen bir biçimde, kendi toprakları dışında hareket

ettiklerine dair, birbiriyle tutarlı çıkarımlardan oluşan kanıta ihtiyaç

duymaktadır (bkz., mutatis mutandis, Stocké / Almanya, 19 Mart 1991 tarihli

karar, A Serisi, no. 199, s. 19, § 54). Ancak bundan sonra ev sahibi Devletin

egemenliğine ve uluslararası hukuka uygun hareket edildiğini ispat külfeti,

savunmacı Hükümet’e ait olacaktır. Bununla beraber, Daire’nin ileri sürmüş

olduğu üzere (12 Mart 2003 tarihli karar, § 92), bu noktada basvurandan 'her

türlü makul süpheden uzak' bir kanıt göstermesi istenmemektedir."

31. AİHM yukarıda yer verilen ilkeler ışığında yaptığı

incelemede ise başvuranın Nairobi Havaalanı'nın uluslararası sahasında Türk

güvenlik kuvvetleri mensupları tarafından yakalandığına değinerek söz konusu

olayda Türkiye'nin yetkisini kendi ülkesi sınırları dışında kullanmış olmasına

rağmen başvuranın -Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 1. maddesinin

kapsamı doğrultusunda- Türk yetkilileri tarafından Türkiye'ye dönmeye fiziksel

olarak zorlandığı ve yakalanmasını takiben dönüşünde Türk yetkililerinin yetki

ve kontrolü altında bulunduğunun kabul edilmesi gerektiğini söylemiştir (Öcalan/Türkiye,

§ 91)

32. AİHM yakalamanın Türk iç hukukuna uyup uymadığı ile

ilgili olarak başvuranın yakalanması için Türk ceza mahkemeleri tarafından yedi

tutuklama emrinin ve İnterpol tarafından bir arama bülteninin çıkarıldığını

belirterek belgelerin her birinde başvuranın Türk Ceza Kanunu uyarınca cezai

suçlarla, özellikle devletin toprak bütünlüğünü bozmak için silahlı örgüt

kurmakla ve yaşam kaybıyla sonuçlanan bir dizi terör eylemini kışkırtmakla

itham edildiğine, yakalanmasının ardından gözaltında tutulabileceği kanuni süre

sona erdiğinde bir mahkeme huzuruna çıkarıldığına, akabinde yargılandığına ve

mahkûm edildiğine vurgu yaparak başvuranın yakalanmasının ve gözaltına

alınmasının Türk mahkemeleri tarafından "bir suç işlediğine dair makul

bir şüphe üzerine yetkili bir yasal makam huzuruna getirme amacıyla"

çıkarılmış emirlere uygun olduğunu belirtmiştir (Öcalan/Türkiye, § 91).

33. AİHM nihai olarak başvuranın Türk yetkiler tarafından

yakalanması sürecinde Kenyalı yetkililerin Türk yetkililerle iş birliği

yaptığına da değinerek başvuranın yakalanması ve gözaltına alınmasının

Sözleşme'nin 5. maddesinin birinci fıkrasının amaçları dâhilinde, hukukun

öngördüğü usul ile uyumlu olduğu, dolayısıyla anılan hükmün ihlalinin söz

konusu olmadığı sonucuna varmıştır (Öcalan/Türkiye, §§ 93-99).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

34. Mahkemenin 4/11/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yakalama ve

Gözaltına Almanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

1. İlgili

Yabancı Devlet Görevlileri Tarafından Gözaltına Alınma Yönünden

a. Başvurucunun

İddiaları

35. Başvurucu, ilgili yabancı devlet yetkilileri

tarafından hakkında herhangi bir soruşturma açılmadan yakalanmasının ve on yedi

gün boyunca gözaltında tutulmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

36. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki

iddialarına yönelik herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.

37. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında başvuru

formundakine benzer iddialarda bulunmuştur.

b. Değerlendirme

38. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci

cümlesi şöyledir:

"Herkes, Anayasada güvence altına

alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla

Anayasa Mahkemesine başvurabilir."

39. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru

hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Herkes, Anayasada güvence

altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir."

40. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 6216

sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa'da güvence

altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu

buna ek protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal

edildiğini iddia eden herkese Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkı

tanınmıştır. Dolayısıyla belirtilen bu hak ve özgürlüklerin kamu gücünü

kullanan organlar tarafından ihlal edildiğine ilişkin iddialar bireysel başvuru

yoluyla ileri sürülebilir. 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesi kapsamında

başvurunun konusu kamu gücünün işlemleri, eylemleri ya da ihmalleridir. Kamu

gücünü kullanan organlar ise başta devlet tüzel kişiliği içinde yer alan yasama,

yürütme ve yargı organları ve bu organlara tabi olan merciler ile yerinden

yönetim kuruluşlarıdır (Ali Kemal Renklioğlu, B. No: 2012/171,

12/2/2013, § 15).

41. Anayasa'nın 148. ve 6216 sayılı Kanun'un 45.

maddeleri uyarınca işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle bireysel başvuruda

bulunulan kamu gücü faaliyeti Türkiye Cumhuriyeti devletine ait veya onun adına

kullanılmış olmalıdır. Bu anlamda ancak Türkiye Cumhuriyeti devletinin kamu

gücü kullanan organlarına atfedilebilir şekilde gerçekleşmiş temel hak ve özgürlük

ihlalleri bireysel başvuru konusu olabilir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesinin

yabancı devletlerin işlemleri aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceleme

yetkisi bulunmamaktadır (Ali Kemal Renklioğlu, § 17).

42. Anayasa Mahkemesi Ali Zeki Irmak (B. No: 2014/15990,

16/2/2017) kararında benzer şikâyetle ilgili olarak yaptığı incelemede "Başvurucunun

Fas Krallığı tarafından gerçekleştirilen eylem ve işlemler yönünden temel hak

ve özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaları, Türkiye Cumhuriyeti devletine

atfedilemez." şeklinde değerlendirme yaparak yer bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ali Zeki Irmak,

§ 67).

43. Somut olayda İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği

tarafından başvurucu hakkında terör örgütüne üye olma suçlamasıyla 22/9/2016

tarihinde tutuklamaya yönelik yakalama kararı verilmiştir. Başvurucu, ilgili

yabancı devlet yetkililerince 27/9/2017 tarihinde yakalanarak gözaltına alınmış

ve İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında belirtildiğine göre

sınır dışı edilmesine karar verilmiştir. Başvurucu 13/10/2017 tarihinde Türk

yetkililere teslim edildikten sonra Türk yetkililerce uçakla Türkiye'ye

getirilmiştir.

44. Buna göre başvurucunun bireysel başvuruya konu olan

27/9/2017-13/10/2017 tarihleri arasında hürriyetinden yoksun bırakılması,

ilgili yabancı devlet yetkili makamlarınca yapılan işlemler sonucunda

gerçekleşmiştir. Başvurucunun ilgili yabancı devlet yetkilileri tarafından

gerçekleştirilen eylem ve işlemler yönünden temel hak ve özgürlüklerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddiaları Türkiye Cumhuriyeti devletine atfedilemez.

45. Açıklanan gerekçelerle başvurunun yer bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Türkiye

Cumhuriyeti Devleti Görevlileri Tarafından Gözaltına Alınma Yönünden

a. Başvurucunun

İddiaları

46. Başvurucu, hakkında sınır dışı edilmesine ilişkin bir

karar olmadığı hâlde ve uluslararası suçluların iadesine dair prosedür

işletilmeden yakalanarak Türkiye'ye getirilmesi ve gözaltına alınması nedeniyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu

bu bağlamda suçluların iadesine dair prosedüre uyulmaması nedeniyle sonraki işlemlerin

de hukuka aykırı hâle geldiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

47. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı

süresinin aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu

iddialarına ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak-

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde

öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu

olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No: 2013/1631,

17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No:

2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

48. Öte yandan Anayasa Mahkemesi olağanüstü hâl ilanı

sonrasında uygulanan olağan döneme göre daha uzun süreli gözaltı tedbirleri

yönünden de bu sürelerin makul olmadığı şikâyetlerini incelemiş ve bu konuda 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Neslihan

Aksakal, B. No: 2016/42456, 26/12/2017, §§ 30-37; Mehmet Hasan Altan

(2), §§ 84-93).

49. Somut olayda başvurucu yönünden yakalama ve gözaltı

tedbirlerinin hukuki olmadığına ilişkin iddialarla ilgili olarak anılan

kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

50. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. Tutuklamanın

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

51. Başvurucu; somut bir delil olmaksızın tutuklanmasına

karar verildiğini, tutuklama nedenlerinin somut gerekçelerle açıklanmadığını ve

kaçma şüphesinin olmadığını tüm bu nedenlerle tutuklanmasının hukuka aykırı

olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

52. Bakanlık görüşünde, öncelikle 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesinde düzenlenen tazminat davası açılmadan başvuru yapıldığından

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı

verilebileceği ileri sürülmüş; Anayasa Mahkemesi tarafından esastan inceleme

yapılacak olması durumunda ise tutuklama kararında kuvvetli suç şüphesinin

ortaya konulduğu ileri sürülerek tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın özel koşulları ile İstanbul Sulh Ceza Hâkimlikleri

tarafından verilen kararların içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu

yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine yönelen tutuklama nedenlerinin

olgusal temellerinin olmadığının söylenemeyeceği belirtilmiştir.

53. Bakanlık görüşünde ayrıca soruşturma konusu suç için

öngörülen yaptırımın ağırlığı, işin niteliği ve önemi de gözönünde tutulduğunda

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varılmasının keyfî olduğunun

savunulamayacağı ileri sürülmüştür. Bakanlık görüşünde, bu hususlar dikkate

alınarak başvurucunun tutuklanmasında herhangi bir keyfiyetin bulunmadığı

hususuna vurgu yapılmış ve tutuklamanın hukuki olmadığına dair şikâyetin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilmez bulunması gerektiği ifade

edilmiştir.

54. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru

formundakine benzer beyanlarda bulunmuştur.

2. Değerlendirme

55. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

56. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

kullanılmasının durdurulması" kenar başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik ... veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda

da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında, kişinin

yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne dokunulamaz; kimse din,

vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz ve bunlardan dolayı

suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile

saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

57. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve

güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü

fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve

güvenliğine sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

58. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun bu bölümdeki iddiaları bakımından şikâyetinin özü,

tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

59. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 187-191). Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve

tutuklama tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyeliği iddiasıdır. Anayasa

Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla

ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No:

2016/49158, 26/7/2017, § 57).

60. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında

yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının

başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan

güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde

ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242).

b. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

i. Genel

İlkeler

61. Genel ilkeler için bkz. Mustafa Özterzi, §§

85-90; Zafer Özer, B. No: 2016/65239, 9/1/2020, §§ 38-45.

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

62. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının

kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

63. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma

olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyeliği iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında

silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi

uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

64. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce

tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti

bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

65. İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama

kararında, başvurucunun 15 Temmuz darbe teşebbüsünü gerçekleştiren FETÖ/PDY

üyesi olduğuna dair kuvvetli şüphelerin bulunduğu belirtilmiş ve başvurucu

yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların dosyada bulunduğu

sonucuna varılmıştır (bkz. § 14).

66. İddianamede ise hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılı

suçlardan soruşturma yürütülen A.A. ile başvurucunun irtibatının bulunduğu

belirtilerek bu kapsamda hâlen kaçak olan A.A. ile 1/9/2015 tarihinde yaptığı

yazışmada Bank Asya Afyon Şubesine ait bir hesap numarası vererek kurban

talebinde bulunduğu, 2002 yılında Bank Asyada açtırdığı hesaba ilişkin inceleme

neticesinde -örgüt lideri Fetullah Gülen'in Bank Asyaya para yatırılması

talimatından sonra- hesabında kayda değer artışlar tespit edildiği belirtilerek

24/12/2014 tarihinde hesapta 181.886,84 TL bulunduğu ve bu kapsamda hesap

hareketleri incelendiğinde kurban parası adı altında çok sayıda hesap

hareketinin olduğu, örgüt içi atama sistemi ile Bosna Hersek, Nijerya, Senegal,

Burkinofaso ve son olarak ilgili yabancı devlette -resmiyette öğretmen olarak

görevlendirilmesine rağmen- örgüt adına faaliyette bulunduğu, devlet

yetkililerince FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu belirtilen ve ilgili yabancı

devlette faaliyet gösteren Rumi Forum isimli derneğe üye olduğunun

belirlendiği, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü, ana çatısı FETÖ/PDY

olan soruşturma kapsamında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan haklarında

soruşturma yürütülen şüphelilerden Ş.A.T., C.U. ve A.B. ile telefon görüşmeleri

yaptığı ileri sürülerek başvurucunun örgüt hiyerarşisi içinde yer aldığı iddia

edilmiştir (bkz. § 17).

67. Anayasa Mahkemesi kişinin suçla itham edilebilmesi

için yakalama veya tutuklama anında delillerin yeterli düzeyde toplanmış

olmasının mutlaka gerekli olmadığını zira tutukluluğun amacının yürütülen

soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin tutuklanmasının temelini

oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya ortadan kaldırarak adli

süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmek olduğunu, buna göre suç isnadına esas

teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza yargılamasının

sonraki aşamalarında tartışılacak ve mahkûmiyete gerekçe oluşturacak olguların

aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerektiğini belirtmiştir (Mustafa Ali

Balbay, B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 73; Mehmet Haberal, B. No:

2012/849, 4 /12/ 2013, § 71).

68. Anayasa Mahkemesi birçok kararında FETÖ/PDY'nin mali

kaynağını oluşturduğu ve örgüte bu yolla gelir sağladığı tespit edilen Bank

Asyaya örgüt liderinin ve yöneticilerinin çağrıları üzerine para yatırılmasının

(Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018 § 59, Ali Biray Erdoğan, B.

No: 2016/16189, 18/4/2018, § 40) soruşturma makamlarınca suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî

olmayacağı sonucuna varmıştır. Buna göre somut olayda soruşturma makamlarınca

ve tutuklama tedbirine karar veren mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan

başvurucunun talimat üzerine Bank Asyaya para yatırmasının veya para

yatırılmasına aracılık etmesi ya da para yatırılmasını sağlamasının

somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti

olarak kabul edilmesi temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez.

69. Ayrıca soruşturma makamlarınca, başvurucunun örgüt

içi atama sistemiyle değişik ülkelerde örgüt adına faaliyetler yürüttüğü ve

elde edilen telefon görüşme kayıtlarına göre örgütün üst düzey yöneticisi

olduğu belirtilen kişilerle irtibat hâlinde olduğu ve örgütsel faaliyetlere

ilişkin (örgüte finansman sağlanması yönünde) görüşmeler gerçekleştirdiği ileri

sürülmüştür (bkz. § 17). Bu bağlamda anılan olguların da FETÖ/PDY ile başvurucu

arasında örgütsel bir ilişki bulunduğuna -dolayısıyla başvurucunun suç

işlediğine- dair kuvvetli belirti olarak kabulü mümkündür. Nitekim Anayasa

Mahkemesi Didar Adak (B. No: 2017/13215, 10/3/2020, § 44) kararında

-Yargıtay kararlarına da atıf yaparak- başvurucunun örgütün yurt dışında

bulunan okullarında örgüt içi atama ile uzun yıllar görev yapmasının örgütsel

bir faaliyet olarak değerlendirilebileceği sonucuna varmıştır (benzer

yöndeki değerlendirmeler için ayrıca bkz. Hacı Karakurt, B. No:

2018/4064, 1/7/2020, § 49).

70. Sonuç olarak soruşturma makamlarınca, örgüt

yöneticilerinin çağrılarından sonra Bank Asyaya (başvurucunun miktar ve işlem

adedi itibarıyla sosyal ve ekonomik durumuyla orantılı olağan bankacılık işlemi

olarak açıklayamadığı) para yatırdığı veya yatırılmasına aracılık ettiği, örgüt

içi atama ile değişik ülkelerde örgüt adına faaliyet gösterdiği ve örgütün

üst düzey yöneticileri ile irtibatı bulunduğu belirtilen başvurucu yönünden

anılan olguların tutuklamanın hukukiliği bağlamında FETÖ/PDY ile

bağlantılı bir suç işlediğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesinin

temelsiz ve keyfi olduğu söylenemez.

71. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve

kuvvetli suç şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan

tutuklama tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi

gerekir. Bu değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar

gözardı edilmemelidir.

72. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların

toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin

örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz ettiği tehlike (Aydın

Yavuz ve diğerleri, §§ 15-19, 26), darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler

kapsamında ülke genelinde binlerce kişi tarafından icra edilen, suç

oluşturabilecek nitelikteki on binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı

sıra çoğunluğu önemli yerlerde kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında

doğrudan darbeyle ilişkili olmasa da FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle

ivedilikle soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında

soruşturma konusu olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde

toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için

tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir

(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri, §

271; Selçuk Özdemir,§ 78).

73. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle

bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan

FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve kuruşlarında örgütlenmiş

olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve ciddi seviyede uluslararası

ittifaklarının bulunması bu yapılanma ile ilgili olarak soruşturmaya tabi

tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt dışında barınmasını büyük

ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki değerlendirmeler için Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir, § 79).

74. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı

terör örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (bkz. § 32) isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak,

B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405,

25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasındadır (bkz. § 32; Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No:

2016/40170, 16/11/2017, § 148).

75. Somut olayda İstanbul 3. Sulh Ceza Hâkimliğince

başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı

terör örgütüne üye olma suçunun vasıf ve mahiyetine, suçun 5271 sayılı Kanun'un

100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında

olmasına, Kanun'da öngörülen suça ilişkin yaptırımın ağırlığına, delillerin

toplanmamış olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 14).

76. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki

genel koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul

3. Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine

yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.

77. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin

ölçülü olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin

Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut

olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım (2), § 151).

78. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu

makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin

-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir

şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde

yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman

Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, § 214; Devran

Duran, § 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe

girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların

kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik, hücre tipi

yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve

teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate alındığında bu

soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık

olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

79. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olmadığı

söylenemeyecektir.

80. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın

hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık

olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

81. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkına tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve

19. maddeler) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek görülmemiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuki olmadığına

ilişkin iddia yönünden ilgili yabancı devlet yetkilileri tarafından yakalama ve

gözaltına alınmanın hukuki olmadığına ilişkin iddianın yer bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yakalama ve gözaltına almanın hukuki olmadığına

ilişkin iddia yönünden Türkiye Cumhuriyeti devleti görevlileri tarafından

gözaltına alınmanın hukuki olmadığına ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından adli yardım talebi kabul edilen başvurucunun

yargılama giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 4/11/2020 tarihinde

OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Burhan ÜSTÜN Hicabi DURSUN Yusuf Şevki HAKYEMEZ Selahaddin MENTEŞ Raportör : Fatih HATİPOĞLU Başvurucu : Mesut KAÇMAZ Vekili : Av. Ayşe Süeda ÜNAL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/18260, 4 Kasım 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. V. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Yakalama ve
  14. B. Tutuklamanın
  15. A. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuki olmadığına
  16. B. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/18260
Tarih
4 Kasım 2020

İlgili Kararlar

  • Savaş Çelik Başvurusu (B. No: 2018/11375)
  • Enes Besli ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/27841)
  • Hatun Horuz ve Zemci Horuz Başvurusu (B. No: 2017/17723)
  • Gökhan Gündüz Başvurusu (B. No: 2017/39507)
  • Adem Erden Başvurusu (B. No: 2017/36537)
  • Ayşe Adıgüzel Başvurusu (B. No: 2019/2182)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.