İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Metin Durmaz Başvurusu (B. No: 2013/7764)

1. Başvurucu, hakkındaki hapis cezasının infazı sürecinde

Başvuru No2013/7764Tarih25 Mart 2015Okuma37 dk · 7.462 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Metin Durmaz Başvurusu

Karar tarihi
25 Mart 2015
Başvuru Numarası
2013/7764
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.462 kelime·37 dk okuma·10 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, hakkındaki hapis cezasının infazı sürecinde

yasal dayanak olmaksızın koşullu salıverme kararının geri alınması ve mahsubu

gereken tutukluluk süresinin dikkate alınmayarak ceza infaz kurumunda kalacağı

sürenin uzamasına neden olunması nedeniyle eşitlik, kişi özgürlüğü ve

güvenliği, adil yargılanma hakları ile suç ve cezada kanunilik ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüş, infazın durdurulması ve tazminat talebinde

bulunmuştur.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 9/9/2013 tarihinde Nevşehir Cumhuriyet

Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. 2013/7890 başvuru numaralı bireysel başvurunun

aralarındaki hukuki ve fiili irtibat nedeniyle 2013/7764 başvuru numaralı dosya

kapsamında birleştirilmesine karar verilmiştir.

4. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 24/7/2014 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 15/9/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin

görüş için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

6. Başvuru konusu olay ve olgular 17/9/2014 tarihinde

Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, görüşünü 14/10/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Mahkemeye sunulan görüş, başvurucuya

27/10/2014 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu, 9/12/2014 tarihinde Bakanlık

görüşüne karşı beyanlarını Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle

şöyledir:

9. Başvurucu, başvuru tarihinde Nevşehir E Tipi Kapalı Ceza

İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmaktadır.

10. Başvurucunun 1979 ila 1991 yılları arasında işlediği

muhtelif suçlardan aldığı hapis cezaları Dinar Ağır Ceza Mahkemesinin 13/4/1991

tarih ve 1991/60 Müteferrik sayılı kararıyla 36 yıl ağır hapis cezası olarak

içtima edilmiştir. Daha sonra aynı Mahkemenin 13/4/1991 tarih ve 1991/61

Müteferrik sayılı kararıyla başvurucunun koşullu salıverilmesine karar

verilmiştir.

11. Başvurucu, deneme süresi içinde 30/10/1991 tarihinde

işlediği kasten öldürme suçundan Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin 22/4/1991 tarih

ve E.1991/220, K.1993/83 sayılı kararı ile 20 yıl ağır hapis cezasına mahkûm

edilmiştir. Bunun üzerine Dinar Ağır Ceza Mahkemesi koşullu salıverme kararının

geri alınmasına ve bakiye kalan 25 yıl 23 gün hapis cezasının aynen infazına

karar vermiştir. Anılan her iki cezanın toplamları üzerinden başvurucunun

cezaevinde kaldığı süre hesaplanarak 21/10/2000 tarih ve 4616 sayılı 23 Nisan

1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve

Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun gereğince Manisa 1. Ağır Ceza Mahkemesinin

16/7/2002 tarih ve 2002/147 Müteferrik sayılı kararıyla başvurucunun tekrar

koşullu salıverilmesine karar verilmiştir.

12. İkinci koşullu salıvermeden sonra başvurucu deneme süresi

içinde 10/10/2002 tarihinde tekrar işlediği kasten öldürme suçundan Aksaray

Ağır Ceza Mahkemesinin 2/12/2008 tarih ve E.2007/241, K.2008/333 sayılı

kararıyla 18 yıl hapis cezasına mahkûm edilmiştir. Bunun üzerine Manisa 1. Ağır

Ceza Mahkemesi 24/3/2011 tarih ve E.2011/26 sayılı kararıyla koşullu salıverme

kararının geri alınmasına ve başvurucunun 10/10/2002 ila 30/9/2039 tarihleri

arasındaki sürenin bihakkın infazına karar vermiştir.

13. Başvurucu yukarıda belirtilen bakiye cezanın infazının

başladığı 22/12/2010 tarihinden itibaren cezaevinde tutulurken 2/5/2013 tarihli

dilekçe ile İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesine başvurarak koşullu salıverme

kararının geri alınmasına dair kararın kaldırılmasını talep etmiştir.

14. Diğer taraftan İstanbul C.Başsavcılığı

da 9/5/2013 tarih ve 2012/1-2423 ilamat no.lu

yazısıyla 11/4/2013 tarih ve 6459 sayılı İnsan Hakları ve İfade Özgürlüğü

Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 25. maddesiyle

13/12/2004 tarih ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında

Kanun'a eklenen geçici 5. madde kapsamında 7/11/1982 tarihinden önce işlenen

suçlardan içtimaen 36 yıl hapis cezasına hükümlü

başvurucunun koşullu salıverilmesinden sonra deneme süresi içinde işlediği

suçtan dolayı koşullu salıverme kararının geri alınmasına ilişkin olarak

İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 24/3/2011 tarih ve eski E.1979/301,

yeni E.2011/26 sayılı kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

15. Mahkeme, 10/5/2013 tarih ve E.1979/301 sayılı müteferrik

karar ile 24/3/2011 tarih ve E.1979/301, yeni E.2011/26 sayılı kararın

kaldırılmasına, halen ceza infaz kurumunda bulunan başvurucunun başka suçtan

hükümlü veya tutuklu değilse derhal serbest bırakılmasına karar vermiştir.

16. Bunun üzerine başvurucu, 20/5/2013 tarihli dilekçesi ile

Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinden tutuklulukta ve hükümlülükte geçirdiği

sürelerin Mahkemece hakkında verilmiş olan 18 yıllık hükme mahsup edilerek

tahliyesine karar verilmesini talep etmiştir.

17. Daha sonra başvurucu, 21/5/2013 ve 12/6/2013 tarihli

dilekçelerinde de Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinden "6459 Sayılı Kanun'un 25. maddesi ile 5275 Sayılı Kanun'a eklenen

geçici 5. madde ile 7 Kasım 1982 tarihinden önce işlemiş olduğu bir suç

nedeniyle hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm olan kişi hakkında mahkûm olduğu

cezanın infazı süresince koşullu salıverildikten sonra deneme süresi içinde

işlediği yeni bir suç sebebiyle koşullu salıverilme kararı geri alınamaz

düzenlemesi gereğince İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/5/2013 tarih ve

E.1979/301 sayılı dosyasından 24/3/2011 tarihinde verdiği şartlı tahliyenin

geri alınması kararının kaldırılmasına karar verilmiş olduğundan kararla

birlikte başka suçtan tutuklu veya hükümlü değil ise derhal salıverilmesine

karar verilmiş olduğunu ve hükümlünün 16/7/2002 tarihinde 21/12/2000 tarih ve

4616 sayılı Kanun gereğince tahliye edildikten sonra işlemiş olduğu yeni suçtan

dolayı 2002 tarihinden önceki cezaların şartla tahliyesi geri alınamaz, 2002

yılında işlemiş olduğu suçun cezasının büyük bir kısmını tutuklu olarak

geçirmiş ve 2008 yılında 5271 sayılı CMK'nun 102.

maddesi gereğince tahliye edilmiş olduğundan 2010 yılından bu yana hükümlülükte

geçen süre ile Adana Ağır Ceza Mahkemesinin beraat ile sonuçlanan dosyasından

yattığı süreler hesap edildiğinde hükümlünün hakkında fazladan ceza infaz

edilmekte olduğu" gerekçesi ile tahliyesini talep etmiştir.

18. Diğer taraftan, Nevşehir Cumhuriyet Başsavcılığı,

4/6/2013 tarih ve 2012/824 sayılı yazıları ile başvurucuya ait anılan Aksaray

Ağır Ceza Mahkemesinin 11/12/1995 gün ve 1995/136 Müteferrik sayılı içtima kararıyla

verilen toplam 23 yıl 10 ay 20 gün hapis cezasından dolayı hükümlü hakkında

verilen koşullu salıverme kararının, deneme süresi içinde 10/10/2002 tarihinde

işlediği kasten öldürmek suçundan, Mahkemenin E.2007/241, K.2008/333 sayılı

kararıyla verilen 18 yıl ağır hapis cezasına mahkûm edilmiş olması sebebiyle

başvurucu hakkında 1/3/1926 tarih ve mülga 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 17.

maddesi ve 5275 sayılı Kanun'un 107. maddesinin (12) ve (13) numaralı fıkraları

gereğince geri alınmasına karar verilip verilmeyeceği hususunda değerlendirme

yapılması talep etmiştir.

19. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi, 17/6/2013 tarih ve 2013/670

Değişik İş sayılı kararı ile başvurucu hakkındaki aşağıda belirtilen hükümleri

değerlendirerek başvurucunun ceza infaz kurumunda kalacağı süreyi

belirlemiştir:

a. 1982 tarihinden önce işlemiş olduğu cezalar Dinar Ağır Ceza

Mahkemesinin 13/4/1991 tarih ve 1991/60 sayılı kararı ile 36 yıl ağır hapis

cezası olarak içtima edilmiş, yine Dinar Ağır Ceza Mahkemesinin 13.4.1991 tarih

1991/61 sayılı kararı ile hükümlünün 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle

Mücadele Kanunu'nun Geçici 1. maddesinin (b) bendi uyarınca bu cezadan dolayı

13/4/1991 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere koşullu salıverilmiştir.

b. Koşullu salıverilmeden sonra deneme süresi içerisinde

30/10/1991 tarihinde kasten adam öldürmek suçunu işlediği ve Aksaray Ağır Ceza

Mahkemesinin 22/4/1993 tarih ve E.1991/220, K.1993/83 sayılı ilamı ile kasten

öldürme suçundan 20 yıl ağır hapis ve müessir fiil suçundan 2 yıl 2 ay 20 gün

hapis ile cezalandırılmış ve bunun üzerine İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin

15/12/1994 tarih, 1979/301 sayılı ek kararı ile Dinar Ağır Ceza Mahkemesinin

anılan kararı ile verilen koşullu salıverme kararının geri alınmasına karar

verilerek ikinci suç işleme tarihi olan 30/10/1991 ile bihakkın tahliye tarihi

olan 22/11/2016 arasındaki sürenin aynen infazına karar verilmiştir.

c. Aksaray Ağır Ceza Mahkemesince hükümlünün yukarıda belirtilen

20 yıl ağır hapis ile 2 yıl 2 ay 20 gün hapis ve 15/10/1994 tarihinde işlemiş

olduğu firar suçu nedeniyle Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/5/1995 tarih

ve E.1994/167, K.1995/40 karar sayılı ilamı ile verilen 1 yıl 8 ay hapis

cezalarının 23 yıl 10 ay 20 gün hapis cezası olarak içtimasına

karar verilmiştir.

d. Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/9/2005 tarih ve aynı

sayılı ek kararı ile firar suçu nedeniyle aldığı 1 yıl 8 ay hapis cezasının 5

ay hapse indirilmesi üzerine Aksaray Ağır Ceza Mahkemesinin 31/3/2010 tarih ve

2010/245 sayılı içtima kararı ile cezaları 22 yıl 7 ay 20 gün hapis cezası

olarak yeniden içtima edilmiştir.

e. Başvurucunun koşullu salıverme kararı geri alınan 30/10/1991 - 22/11/2016 tarihleri arasındaki 25 yıl 23 günlük süre

ile Aksaray Ağır Ceza Mahkemesince içtima edilen 22 yıl 7 ay 20 gün hapis

cezalarının infazına Manisa C. Başsavcılığınca 4/1/1995 tarihinde başlanmıştır.

f. Manisa Ağır Ceza Mahkemesinin 16/7/2002 tarih ve 2002/147

Müteferrik sayılı kararı ile başvurucunun 16/7/2002 tarihinden geçerli olmak

üzere koşullu salıverilmesine karar verilmiştir.

g. Başvurucu tahliye edildikten sonra deneme süresi içerisinde

10/10/2002 tarihinde kasten öldürme suçunu işleyerek Aksaray Ağır Ceza

Mahkemesinin 2/12/2008 tarih ve E.2007/241, K.2008/333 sayılı ilamı ile 18 yıl

hapis cezası ile cezalandırılmıştır.

h. Başvurucunun, yeniden suç işlemiş olması nedeniyle İstanbul

5. Ağır Ceza Mahkemesinin 8/11/2010 tarih ve E.1979/301 sayılı kararı ile

başvurucunun Manisa Ağır Ceza Mahkemesinin anılan kararı ile verilen koşullu

salıverme kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.

ı. Daha sonra İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi, 24/3/2011 tarih

ve eski E.1979/30, yeni E.2011/26 sayılı kararının kaldırılmasına karar

vermiştir (§ 14).

i. İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin koşullu salıverme

kararının kaldırılmasına karar verdiği 8/11/2010 tarihli karar, 7/11/1982

tarihinden önce verilmiş olan içtimalı 36 yıl hapis

cezası ve 7/11/1982 tarihinden sonra işlenen Aksaray Ağır Ceza Mahkemesince ve

Kayseri 2. Ağır Ceza Mahkemelerince verilen içtimaen

22 yıl 7 ay 20 gün hapis cezası ilamlarının da bulunduğu belirtilmiştir.

20. Diğer taraftan Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi anılan

kararında, başvurucunun 4616 sayılı Kanun uyarınca 2002 tarihinden önceki

koşullu salıverilme kararının geri alınamayacağı iddiasını değerlendirerek "Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 12/4/2005 tarih ve

E.2005/869, K.2005/795 sayılı kararında da belirtildiği üzere 4616 sayılı Yasa,

3713 sayılı yasanın geçici infaz hükümlerinin aksine koşullu salıverilmenin

geri alınmasına ilişkin hükümleri askıya almamıştır, bir başka anlatımla 4616

sayılı yasa koşullu salıverilme kararının geri alınmasına engel bir hüküm

içermemektedir" gerekçesi ile talebini reddetmiştir.

21. Başvurucunun Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin beraat

kararına ilişkin aynı dosyadan tutuklu kaldığı sürenin mahsup edilmesi talebi

de "hükümlünün tutuklu kaldığı

suçlardan dolayı beraat etmediği, hükümlünün Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin

görev alanına giren bir kısım suçlar nedeniyle beraatina

karar verilerek dosyanın tefrik edilerek görevsizlikle Aksaray Ağır Ceza

Mahkemesine gönderildiği, hükümlünün Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi'nin E.2011/9

sayılı dosyası üzerinden tutuklu olarak yargılamasının yapıldığı ve neticeten

mahkûm edildiği, dolayısıyla tutuklu olarak kaldığını iddia ettiği suçlar

nedeniyle beraat etmediğinden ve hükümlünün infaz edilmekte olan cezasının

kesinleşmesi sonrasında Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin dosyasındaki suçların

işlendiği" gerekçesi ile reddedilmiştir.

22. Başvurucunun karara yaptığı itiraz, Niğde Ağır Ceza

Mahkemesinin 10/9/2013 tarih ve 2013/725 Değişik İş sayılı kararı ile

reddedilmiş ve karar, başvurucuya 8/10/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

23. Başvurucu, 9/9/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

24. Yukarıda belirtilen süreçler dışında başvurucunun 1/8/2012

tarihli kanun yararına bozma talebi Adalet Bakanlığının 31/12/2013 tarih ve

2011/16457/74531 sayılı yazıları ile reddedilmiştir.

25. Başvurucunun, Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi, Manisa 1. Ağır

Ceza Mahkemesi ve İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesinin başkan ve üyeleri hakkında

Hâkim ve Savcılar Yüksek Kuruluna yaptığı şikayetlerin işleme konulmamasına

yönelik kararlarına itirazları Kurulun 19/6/2013 tarih ve 2013/527 sayılı ile

18/9/2013 tarih ve 2013/667 sayılı kararları ile reddedilmiştir.

26. Başvurucunun 2/12/2013 havale tarihli Yargıtay Cumhuriyet

Başsavcılığı nezdinde yaptığı kanun yararına bozma başvurusu Adalet Bakanlığına

yapılması gerektiği gerekçesi ile 24/2/2014 tarih ve KYB-2014/3102 sayılı

kararı ile reddedilmiş ve dilekçe Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

B. İlgili Hukuk

27. 6459 sayılı Kanun'un 25. maddesiyle 5275 sayılı Kanun'a

eklenen geçici 5. maddesi şöyledir:

"7 Kasım 1982 tarihinden önce işlemiş

olduğu bir suç dolayısıyla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum

olan kişi hakkında, mahkum olduğu cezanın infazı sürecinde koşullu

salıverildikten sonra deneme süresi içinde işlediği yeni bir suç sebebiyle

koşullu salıverilme kararı geri alınmaz."

28. Anayasa Mahkemesinin 18/7/2001 tarih ve E.2001/4,

K.2001/332 sayılı kararı ile iptal edilen 4616 sayılı Kanun'un 1. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Müebbet ağır hapis cezasına hükümlü

olanların çekmeleri gereken toplam cezalarından; şahsî hürriyeti bağlayıcı

cezaya mahkûm edilenler ile aldıkları ceza herhangi bir nedenle şahsî hürriyeti

bağlayıcı cezaya dönüştürülenlerin toplam hükümlülük süresinden on yıl

indirilir. İndirim, verilen her bir ceza için ayrı ayrı değil, toplam ceza

üzerinden bir defaya mahsus yapılır. Ancak bir kişinin muhtelif suçlarından

dolayı cezaları ayrı ayrı tarihlerde verilmiş olsa bile, bu cezalarının toplamı

üzerinden yapılacak indirim on yılı geçemez.

Tâbi oldukları infaz hükümlerine göre

çekmeleri gereken toplam cezalarından veya toplam hükümlülük sürelerinden on

yıllık indirim yapıldıktan sonra ceza süresi veya hükümlülük süresi dolmuş

olanlar, iyi hâlli olup olmadıklarına bakılmaksızın ve istemleri olmaksızın

derhal; toplam cezaları on yıldan fazla olanlar ise tâbi oldukları infaz

hükümlerine göre fazla olan cezalarını çektikten sonra şartla

salıverilirler."

29. Anayasa Mahkemesinin 28/5/2002 tarih ve E. 2002/99, K.

2002/51 kararı ile iptal edilen 21/5/2002 tarih ve 4758 sayılı Kanun ile

değişik 4616 sayılı Kanun'un 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"Müebbet ağır hapis cezasına hükümlü

olanların veya şahsî hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm edilenlerin ya da

aldıkları ceza herhangi bir nedenle şahsî hürriyeti bağlayıcı cezaya

dönüştürülenlerin tâbi oldukları infaz hükümlerine göre çekmeleri gereken

toplam cezalarından on yıl indirilir. İndirim, verilen her bir ceza için ayrı

ayrı değil, toplam ceza üzerinden bir defaya mahsus yapılır. Ancak bir kişinin

muhtelif suçlarından dolayı cezaları ayrı ayrı tarihlerde verilmiş olsa bile,

bu cezaların toplamı üzerinden yapılacak indirim on yılı geçemez.

Birinci paragraf hükümlerine göre çekmeleri

gereken toplam cezalarından on yıllık indirim yapıldıktan sonra ceza süresi

dolmuş olanlar, iyi halli olup olmadıklarına bakılmaksızın ve istemleri

olmaksızın derhal; toplam cezaları on yıldan fazla olanlar kalan cezalarını

çektikten sonra şartla salıverilirler."

30. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 7.

maddesi şöyledir:

“(1) İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna

göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri

uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir

fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri

uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve

kanunî neticeleri kendiliğinden kalkar.

(2) Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan

kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin

lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.

(3) (Değişik fıkra: 29/06/2005-5377

S.K./2.mad) Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu salıverilme ve tekerrürle

ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin hükümler, derhal uygulanır.

(4) Geçici veya süreli kanunların, yürürlükte

bulundukları süre içinde işlenmiş olan suçlar hakkında uygulanmasına devam

edilir.”

31. 5275 sayılı Kanun’un 107. maddesi, 765 sayılı mülga

Kanunu'nun 17. maddesi.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 25/3/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 9/9/2013 tarih ve 2013/7764 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

33. Başvurucu, çeşitli suçlardan hakkında verilen hapis

cezalarının infazı kapsamında 4616 sayılı Kanun uyarınca koşullu

salıverildiğini, koşullu salıvermeye esas 4616 sayılı Kanun'un 1. maddesinin

(2) numaralı fıkrasının Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edildiğini, 4758

sayılı Kanun ile yapılan yeni düzenlemenin de yine Anayasa Mahkemesi tarafından

iptal edildiğini, bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu ve ilgili Ceza

Dairelerinin kararlarına atfen iptal kararları sonucu 4616 sayılı Kanun'un

koşulsuz bir affa dönüştüğünden koşullu salıverilme kararının geri

alınamayacağını, buna ilişkin yaptığı şikayetlerin gerekçesiz reddedildiğini,

ayrıca ret kararından sonra yaptığı başvuruların Yüksek Mahkemelerin önüne

götürülmediğini belirterek, Anayasa’nın 2., 5., 6., 10., 11., 13., 19., 36.,

38., 90., 138., ve 153. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş, ihlalin tespiti, infazın durdurulmasına yönelik tedbir kararı ve

tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

34. Başvuru formları ve ekleri incelendiğinde, başvurucu

iddialarına ilişkin olarak Anayasa’nın 2., 5., 6., 10., 11., 13., 19., 36.,

38., 90., 138., ve 153. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş ise de başvurucunun iddialarının temelinde koşullu salıverme

kararının diğer mahkûmlardan farklı uygulanarak ve gerekçesiz olarak, her hangi bir yasal dayanağı olmaksızın kaldırılması

nedeniyle cezaevinde kaldığı sürenin uzamasına ilişkindir. Anayasa Mahkemesi,

olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki tavsifi ile bağlı değildir.

35. Başvurucunun Anayasa Mahkemesinin 4616 sayılı Kanun’un

bazı maddelerini iptal etmesi üzerine herhangi bir yasal dayanak olmaksızın

koşullu salıverme kararının geri alındığı iddiası Anayasa’nın 38. maddesinde

tanımlanan suç ve cezaların kanuniliği ilkesi temelinde ve kendisi ile aynı

durumda olan kişilerin tahliye edilmesine rağmen kendisinin bundan

yararlanamamasını Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesi çerçevesinde

değerlendirilmiştir.

36. Öte yandan, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM),

hükümlü olup olmadığına bakılmaksızın herkesin Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 5. maddesi kapsamında kişi özgürlüğü ve güvenliğine

sahip olduğunu, bunun da 5. maddenin birinci fıkrasında belirlenen istisnalar

dışında özgürlükten yoksun bırakmama veya yoksun bırakmanın devamının

engellenmesi ve uygun olduğu ölçüde tutuklama veya gözetim altına alınma

durumlarında 5. maddenin (2), (3) ve (4) fıkralarının sağladığı çeşitli koruma

mekanizmalarının sağlanması anlamına geldiğini belirtmiştir. Hükümlülerin infaz

rejimi kapsamında yararlandıkları koşullu salıverme gibi cezanın infazının ceza

infaz kurumları dışında gerçekleştirilmesine dair bir uygulama da Sözleşme’nin 5.

maddesi kapsamında değerlendirilmiştir (B.No:

2013/1711, 23/7/2014, § 25).

37. Bu çerçevede hükümlülerin, ceza infaz kurumlarında

kalacağı süreyi doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen durumların Anayasa’nın

19. maddesinde tanımlanan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında

değerlendirilmesi gerekmektedir (Benzer kararlar için bkz. B.No: 2013/4682, 17/9/2014; B.No:

2014/1711, 23/7/2014; B.No: 2013/8114, 17/9/2014). Bu

kapsamda başvurucunun, koşullu salıverilme kararının geri alınamayacağına

ilişkin yaptığı şikâyetlerin gerekçesiz reddedilmesi ve ret kararından sonra

yaptığı başvuruların Yüksek Mahkemelerin önüne götürülmemesinin adil yargılanma

hakkını ihlal ettiği iddialarının özü, cezaevinde kalınacak sürenin

belirlenmesinde keyfi davranıldığının ileri sürülmesidir.

38. Dolayısıyla başvurucunun şikâyet biçimi dikkate

alındığında, başvurucunun iddialarının esası koşullu salıverilme kararının geri

alınması kararına esas kararın ortadan kalkması nedeniyle haksız olarak

cezaevinde tutulması, yaptığı şikâyetlerin gerekçesiz reddedilmesi ve ret

kararından sonra yaptığı başvuruların Yüksek Mahkemelerin önüne götürülmemesine

ilişkindir. Bu çerçevede başvurucunun, cezaevinde tutulmasının hukuka aykırı ve

keyfi olduğuna dair iddiaları kişi özgürlüğü

ve güvenliği hakkı çerçevesinde incelenmiştir.

1. Suç ve Cezaların

Kanuniliği İlkesi Yönünden

39. Başvurucu, 4616 sayılı Kanun uyarınca verilen koşullu

salıverme kararlarının, Anayasa Mahkemesinin 4616 sayılı Kanun ve bu Kanun’da

yapılan değişiklere dair iptal kararlarından sonra herhangi bir yasal dayanak

olmamasına rağmen koşullu salıverilme kararının kaldırılmasının suç ve cezada

kanunilik ilkesini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

40. Bakanlık görüş yazısında, AİHM’in

ve Anayasa Mahkemesinin bazı kararlarına atıfta bulunarak koşullu salıvermenin

kendine has koşulları değerlendirildiğinde kişinin ilk hapis cezası ile ikinci

kez cezaevine gönderilmesi arasında bağlantının kopmamış olmasının gerektiğini

belirtmiştir. Bununla birlikte Bakanlık, görüşünde belirtilen içtihatlar ve

düzenlemeler ışığında somut olayda koşullu salıverme kararının geri alındığını

ifade etmiştir.

41. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı 9/12/2014 tarihli

cevabında önceki iddialarına benzer görüşler ileri sürmüştür.

42. Suç ve cezada kanunilik, ceza hukuku kurallarına ve bu

kuralların uygulanmasına ilişkin, Anayasa ve Sözleşme'de

güvence altına alınmış temel bir ilkedir.

43. Anayasa'nın "Suç

ve cezalara ilişkin esaslar" kenar başlıklı 38. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

"Kimse, işlendiği zaman yürürlükte

bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu

işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza

verilemez."

44. Sözleşme'nin "Kanunsuz

ceza olmaz" kenar başlıklı 7. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"1. Hiç kimse, işlendiği zaman ulusal

veya uluslararası hukuka göre suç oluşturmayan bir eylem veya ihmalden dolayı

suçlu bulunamaz. Aynı biçimde, suçun işlendiği sırada uygulanabilir olan

cezadan daha ağır bir ceza verilemez."

45. Anayasa'nın temel hak ve özgürlüklerle ilgili

bölümlerinde kanunla düzenleme ilkesine pek çok maddede ayrı ayrı yer verildiği

gibi, 13. maddede ifade edilen temel hak ve özgürlüklerin sınırlanmasına

ilişkin genel ilkelerde de sınırlamaların "ancak kanunla" yapılabileceği kurala bağlanmıştır.

Anayasa'nın suç ve cezaları düzenleyen 38. maddesinde de "suç ve cezada kanunilik" ilkesi özel

olarak güvence altına alınmıştır.

46. Suç ve cezada kanunilik ilkesi, hukuk devletinin kurucu

unsurlarındandır. Kanunilik ilkesi, genel olarak bütün hak ve özgürlüklerin

düzenlenmesinde temel bir güvence oluşturmanın yanı sıra, suç ve cezaların

belirlenmesi bakımından özel bir anlam ve önemi haiz olup, bu kapsamda

kişilerin kanunen yasaklanmamış veya yaptırıma bağlanmamış fiillerden dolayı

keyfi bir şekilde suçlanmaları ve cezalandırılmaları önlenmekte, buna ek

olarak, suçlanan kişinin lehine olan düzenlemelerin geriye etkili olarak

uygulanması sağlanmaktadır (B. No: 2013/849, 15/4/2014, § 32).

47. Kamu otoritesinin ve bunun bir sonucu olan ceza verme

yetkisinin keyfi ve hukuk dışı amaçlarla kullanılmasının önlenebilmesi,

kanunilik ilkesinin katı bir şekilde uygulanmasıyla mümkün olabilir. Bu

doğrultuda, kamu otoritesini temsil eden yasama, yürütme ve yargı erklerinin,

bu ilkeye saygılı hareket etmeleri; suç ve cezalara ilişkin kanuni

düzenlemelerin sınırlarının, yasama organı tarafından belirgin bir şekilde

çizilmesi, yürütme organının sınırları kanunla belirlenmiş bir yetkiye

dayanmaksızın, düzenleyici işlemleri ile suç ve ceza ihdas etmemesi, ceza

hukukunu uygulamakla görevli yargı organın da kanunlarda belirlenen suç ve

cezaların kapsamını yorum yoluyla genişletmemesi gerekir (B. No:2013/849,

15/4/2014, § 33).

48. Anayasa'nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel

ilkelerinden biri "belirlilik"tir.

Bu ilkeye göre, yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi

bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve

uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı

koruyucu bir takım güvenceler içermesi gereklidir.

Belirlilik ilkesi, hukuksal güvenlikle bağlantılı olup; birey, belirli bir

kesinlik içinde, hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya

sonucun bağlandığını, bunların idareye hangi müdahale yetkisini doğurduğunu,

kanundan öğrenebilme imkânına sahip olmalıdır. Birey, ancak bu durumda

kendisine düşen yükümlülükleri öngörüp, davranışlarını düzenleyebilir. Hukuk

güvenliği, kuralların öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem ve

işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de kanuni düzenlemelerde bu

güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar (B.

No:2013/849, 15/4/2014, §34).

49. Anayasa’nın 38. maddesinin birinci fıkrasında “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç

saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman

kanunda o suç için konulmuş olan cezadan daha ağır bir ceza verilemez”

hükmü çerçevesinde sadece suç ve cezaların ancak kanun ile öngörülebileceği

prensibi ile sınırlı olmayıp suç ve cezaların geçmişe yürütülmemesine de

içerir. Bu bağlamda makable şamil olmama ilkesi Anayasa’nın 15. maddesinin son

fıkrası uyarınca savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya olağanüstü hallerde dahi

vazgeçilmez çekirdek hak alanında kalmaktadır.

50. AİHM’in de belirttiği gibi hukukun

üstünlüğünün temel birleşenlerinden biri olan Sözleşme’nin 7. maddesinde

düzenlenen suç ve cezada kanunilik ilkesi, amaçları ve ulaşmak istenilen

hedefleri de gözetilerek keyfi kovuşturma, mahkûmiyet ve cezalandırmaya karşı

etkili güvenceleri temin edecek şekilde yorumlanmalı ve uygulanmalıdır (S.W./Birleşik Krallık, B.No:

20166/92, 22/11/1995, § 34; Kafkaris/Kıbrıs, B.No:

21906/04, 12/2/2008, § 137; Del Rio Prada/İspanya, B.No:

42750/09, 21/10/2013, § 77). Aynı zamanda kanuniliğin bir sonucu olarak suç

olarak kabul edilmeyen bir eylemin “kıyas”

yolu ile sanıkların aleyhine genişletilerek yorumlanması da ilkeye aykırılık

oluşturacaktır (Del Rio Prada/İspanya,

§ 78).

51. Öte yandan, kanunların genel uygulamaya yönelik olarak

hazırlanmasının doğal sonucu olarak kanun metinleri her zaman açık ve net

olmayabilir. Kanun hazırlama tekniklerinden biri, kanunda, düzenlenecek alanın

her türlü ayrıntısını içermesi yerine genel hükümler ile uygulamayı

belirlemektir. Bunun sonucu olarak kanun metinlerinde muğlâk ifadelere yer

verilebilmektedir. Bu muğlâk ifadeler, kuralın yorumu ve uygulaması açısından

pratikte farklı değerlendirilebilmektedir. Diğer hukuk alanlarında olduğu gibi

ceza hukuku alanında olan bir kanun hükmü ne kadar açık ve net olarak

düzenlense dahi kaçınılmaz olarak şüpheli noktaların giderilmesi ve değişen

şartlara uyarlamak için bir yargı yorumu ile uygulamaya aktarılacaktır (Del Rio Prada/İspanya,

§ 92). Yargılama görevini yerine getiren mahkemelerin, bu tür yorumsal

şüpheleri gidermeleri gerekmektedir. Bu çerçevede suç ve ceza kanunilik ilkesi,

temel olarak suçun özüyle tutarlı olması ve makul olarak öngörülebilir olması

koşuluyla ceza hukukuna ilişkin kuralların davadan davaya yargısal yorumla

netleştirmeye imkân tanımaktadır. Erişilebilir ve makul olarak öngörülebilir

bir yargısal yorumun suç ve cezada kanunilik ilkesini ihlal ettiği söylenemez (Del Rio Prada/İspanya,

§ 93).

52. AİHM, Sözleşme’nin 7. maddesinin birinci fıkrasında

belirtilen “ceza” kavramını özerk

bir Sözleşme kavramı olarak kabul etmektedir. 7. maddede güvence altına alınan

ilkeyi etkin korumak amacıyla, bir tedbirin özü itibariyle bir ceza oluşturup

oluşturmayacağı konusunda ulusal yargı makamlarının yorumlarına bağlı kalmadan

değerlendirme yapılmaktadır. Bu bağlamda ilk olarak bir cezanın varlığı için

suçtan kaynaklanan bir mahkûmiyetin sonucu olup olmadığı, daha sonra tedbirin

niteliği, amacı; ulusal hukuk açısından nasıl kabul edildiği; tedbirin alınmasında

ve uygulamasındaki usullerin ve tedbirin ağırlığı değerlendirilmektedir (Del Rio Prada/İspanya,

§§ 81-82; Welch/Birleşik Krallık, B.No: 17440/90, 9/2/1995, §§ 27-28).

53. Diğer taraftan AİHM, “ceza”

kabul edilen bir tedbir ile cezanın infazı veya icrasını ilgilendiren bir

tedbir arasında ayrım yapmıştır. Bu çerçevede, tedbirin niteliği ve amacının

cezanın indirilmesi veya erken tahliyeye ilişkin bir değişiklik ile ilgili

olduğunda bu tedbirin Sözleşme’nin 7. maddesi kapsamında “ceza” olarak kabul edilemeyeceğini

belirtmiştir (Hogben/Birleşik Krallık, 11653/85, 23/7/1985; Hosein/Birleşik Krallık, B.No: 26293/95, 28/2/1996, Del Rio Prada/İspanya, § 83).

Ancak AİHM, bu hususta 7. maddenin ikinci cümlesinde ifade edilen “verilme” sözcüğünün, cezanın infazına veya

icrasına ilişkin tüm tedbirlerin bu maddenin koruma alanı dışında olduğu

şeklinde yorumlanamayacağını belirtmiştir (Hirsi Jamaa ve diğerleri/İtalya, B.No. 27765/09, 23/2/2012, § 175). Bunun sonucu olarak da

AİHM, cezaya hükmedildikten sonra veya ceza infaz edilirken idari yetkililer ve

mahkemeler tarafından yapılacak uygulamaların cezayı veren mahkemenin öngördüğü

ve kapsamını belirlediği cezanın farklı tanımlanmasına veya değiştirilme

ihtimaline yol açabileceğini kabul etmektedir. Aksi takdirde, idari yetkililer

veya mahkemeler, verilen cezanın kapsamını geçmişe dönük olarak, mahkûm edilen

kişinin suçu işlediği veya cezaya çarptırıldığı zamanda böyle bir gelişmeyi

öngöremeyecek bir şekilde zararına olacak tarzda yeniden tanımlayan tedbirler

alabileceği kabul edilecektir (Del Rio Prada/İspanya, § 89).

54. Anayasa’nın 38. maddesi “ceza”nın kapsamını açıklamamıştır.

Bu bağlamda bir “mahkûmiyet kararı

sonrasında” verilen cezanın infazında Anayasa’nın 38. maddesinin

öngördüğü ilkelerin uygulanıp uygulanmayacağı hususu belirlenmelidir.

55. Anayasa’nın 38. maddesi uyarınca suç ve cezalarda

kanunilik ilkesinin güvence fonksiyonu açısından infaz hukukuna ilişkin temel

sorun infaza ilişkin düzenlemelerin zaman bakımından uygulanması meselesidir.

Zira ceza ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesinin şekil ve şartlarının

Anayasa’nın 19. maddesi uyarınca kanun ile düzenleneceği asıldır. Zaman

bakımından uygulamaya ilişkin karşımıza üç ilke çıkmaktadır. Bunlar geriye

yürüme, ileriye yürüme ve derhal uygulanmadır. Bu ilkelerin ceza hukuku

açısından nasıl uygulanacağı Anayasa’nın 38. maddesi ve 5237 sayılı Kanun’un 7.

maddesinde açıklanmıştır. Ancak bu ilkelerin infaz hukukuna ilişkin kuralları

kapsayıp kapsamadığının tespiti Anayasa’nın 38. maddesi ve Sözleşme’nin 7.

maddesinin getirdiği güvencelerin bu alanda uygulanabilirliğini ortaya

koyacaktır.

56. Kural olarak infaz hukuku kuralları derhal uygulanır.

Buna göre kuralın hükümlü açısından lehe veya aleyhe sonuç doğurması

önemsizdir. Bunun temelinde hükümlünün cezasının infazında temel amaç olan

ıslah ve topluma kazandırmada daha etkin yöntemlerin uygulanmasını sağlamak,

cezaevinde güvenlik ve disiplini daha iyi bir düzeye getirmek ve cezaevinin

hükümlüler açısından daha makul bir seviyede yaşanabilir hale getirmek yer

almaktadır. Ancak 5237 sayılı Kanun’un 7. maddesinin (3) numaralı fıkrası ile

infaz rejimine ait olarak değerlendirilen hapis cezasının ertelenmesi, koşullu

salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hükümlerin aleyhe sonuç doğurmaması bu

kuralın istisnası olarak kabul edilmiştir.

57. Anayasa’nın 38. maddesi ve Sözleşme’nin 7. maddesi

uyarınca “ceza” kavramının ceza

hukuku kapsamındaki tedbirleri kapsadığında tereddüt yoktur. Bu bağlamda

anayasal güvencenin tespiti açısından bir tedbirin maddi ceza hukukuna mı,

infaz hukukuna mı dâhil olup olmadığı tespit edilmelidir. Bu belirlemede

tedbirin şekli olarak hangi alana girdiğinin yerine niteliğine bakılarak karar

verilmelidir. Bu çerçevede bir tedbir, sanığa verilecek ceza ile ilgili bir

konu hakkında ise ve ceza verme düşüncesi içinde kabul ediliyorsa maddi ceza

hukuku alanında olduğunun kabul edilmesi gerekir. Dolayısıyla AİHM’in de kabul ettiği üzere hükümlü hakkında uygulanan

tedbirin suçtan kaynaklanan bir mahkûmiyetin sonucu olup olmadığı, tedbirin

niteliği, amacı; mahkemeler ve yetkili idari makamlar açısından nasıl kabul

edildiği; tedbirin alınmasında ve uygulamasındaki usullerin ve tedbirin

ağırlığı değerlendirilerek Anayasa’nın 38. maddesinin güvencesi altında olup

olmadığı tespit edilmelidir. Bu bağlamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun

18/11/1985 tarih ve E.1985/268, K.1985/361 sayılı kararında “… cezaların yerine getirilmesine ilişkin rejimleri

değiştiren yasaların derhal uygulanması gerekmekte ise de,

değişikliği yapan yasaların, cezaların niteliğini değiştirmemesi gerekir.

Cezanın yerine getirilmesine ilişkin yasadaki değişiklik, mahkûmiyet süresini

uzatıyorsa veya hükümlüye yüklenen yükü artırıyorsa, bu hal cezanın niteliğini

değiştirdiğinden derhal uygulanamaz” (Benzer yönde bir karar için

bkz. Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 5/7/1973 tarih ve E.1973/6567, K.1973/6535

sayılı kararı) denilerek bir tedbirin infaz hukukuna ilişkin olması tek başına

derhal uygulanması için yeterli olmadığı aksine mahkûmiyet süresini uzatıp

uzatmadığı hususu gözetilerek karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşmıştır.

58. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 'Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi'

kenar başlıklı (2) numaralı fıkrasına göre Mahkemece açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemez olduğuna karar verilebilir. Başvurucuların ihlal

iddialarını kanıtlayamadığı, iddialarının salt kanun yolunda gözetilmesi

gereken hususlara ilişkin olduğu, temel haklara yönelik bir müdahalenin

olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan başvurular ile karmaşık veya

zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça dayanaktan yoksun kabul

edilebilir.

59. Somut olayda başvurucu 4616 sayılı Kanun’un 2. maddesi

uyarınca hakkında verilen koşullu salıverilme kararının anılan Kanun’un ilgili

maddesinin Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmesinden dolayı geri

alınmasının kanuni dayanağını ortadan kaldırdığını ve bu durumun Anayasa’nın

38. maddesi uyarınca suç ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olduğunu ileri

sürmüştür.

60. Yukarıda belirtilen hususlar ışığında, koşullu

salıvermeye dair yapılan düzenlemeler sadece cezaevi politikasının biçimini

belirlemeye yönelik değildir. Aksine cezanın ne kadar çekileceğini belirlediğinden

hükümlü açısından cezanın kapsamına ve sonuçları açısından maddi ceza hukuku

alanına ilişkin bir düzenlemedir. Nitekim 5237 sayılı Kanun’un 7. maddesinin

(3) numaralı fıkrasındaki düzenlemede koşullu salıverilmeye dair kurallar suç

ve cezaların zaman bakımından uygulanması ile aynı kapsamda değerlendirilerek

infaza ilişkin diğer hükümlerin tabi olduğu “derhal uygulanma” kuralından

istisna tutulmuştur. Dolayısıyla infaz hukukuna dair koşullu salıverilme kuralı

Anayasa’nın 38. maddesi çerçevesinde değerlendirilmelidir.

61. Öte yandan, başvuru konusu olayda başvurucunun iddiaları,

koşullu salıverildikten sonra 4616 sayılı Kanun’un bazı maddelerinin iptal

edilmesi üzerine koşullu salıvermenin geri alınıp alınamayacağına yönelik ve

infaz biçimine ilişkin bir değerlendirmedir. Cezanın kapsamına ilişkin

değildir. Bu durumda başvurucuya verilen ceza farklı olarak veya ağırlaşacak

şekilde yorumlanmamış, cezanın infazı biçimine dair olan koşullu salıverme

kararının geri alınıp alınamayacağına dair mevzuatın yorumlanması kapsamında

kalmıştır. Bu durumda Anayasa Mahkemesinin görevi, anılan Kanun’un iptal

edilmesi üzerine ortaya çıkan durumda mevzuat hükümlerinin nasıl yorumlanması

gerektiğini belirlemek değildir. Daha ziyade bu yeni yorumun başvurucu

tarafından ilgili tarihte geçerli olan “hukuk”

kapsamında makul ölçüde öngörülebilir olup olmadığını incelemektir.

62. Başvurucunun 4616 sayılı Kanun uyarınca koşullu

salıverildikten sonra tekrar suç işlemesi halinde koşullu salıverme kararının

kaldırılmayacağına dair, 765 sayılı mülga Kanun'un 17. maddesi ve 5275 sayılı

Kanun’un 107. maddesi gözetildiğinde, mevzuattan kaynaklanır meşru bir

beklentisinin olduğu söylenemez. Özellikle hakkında verilen kararın koşullu

salıverilme kararı olduğu ve denetim süresinin öngörüldüğü gözetildiğinde böyle

bir beklentiyi tahayyül etmesinin güç hatta imkânsız olduğu açıktır.

63. Başvurucunun kazanmış olduğu bir iyi hal indirimi veya

cezanın tüm sonuçları ile ortadan kaldırılması sonucuna ulaştıracak genel af

gibi bir durumun olduğundan da söz edilemez. Başvurucunun hakkında verilen

koşullu salıverilme kararının kapsamını ve infaz edilme biçimini, mevcut

koşullar altında makul bir dereceye kadar kavrayabilmesine imkân sağlamayacak

nitelikte formüle edilmemiş olduğundan bahsetmek de zordur. Diğer taraftan

mahkemelerin ve Yargıtayın, Anayasa Mahkemesinin

iptal kararından sonra 4616 sayılı Kanun’un uygulanmasına yönelik

yaklaşımlarını değiştirmesinin makul olduğu kabul edilmelidir. Hukuki açıdan

farklı yorumlara neden olan bu durumun mahkemeler tarafından farklı

yorumlanması ve hatta Yargıtay tarafından da kısa sayılabilecek bir süre

içerisinde farklı içtihatlara yol açması meşru görülebilir. Başvurucunun

durumunda süregelen bir içtihattan vazgeçilmesi de söz konusu değildir. Aksine

Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında ortaya çıkan durumun tekrar

yorumlanması söz konusudur.

64. 4616 sayılı Kanun ile yapılan düzenleme başvurucu

hakkında verilen mahkûmiyet kararının uygulanması açısından daha ağır sonuçlar

getirmemiştir. Aksine “koşullu özel af”

niteliğinde olduğundan başvurucunun daha erken koşullu salıverilmesi sonucunu

doğurmuştur (4616 sayılı Kanun’un mahiyetine ilişkin bkz. AYM 18/7/2001 tarih

ve E.2001/4, K.2001/332 ile 28/5/2002 tarih ve E.2002/99, K.2002/51 sayılı

kararları). 4616 sayılı Kanun’un bazı maddelerinin iptal edilmesi ise yasa

koyucunun iradesini aşarak genel af niteliğine dönüştüğünün kabulü de

başvurucunun durumu açısından mümkün değildir. Zira başvurucunun iddialarının

dayanağı olarak ileri sürdüğü Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 7/12/2004 tarih ve

E.2004/7-209, K.2004/215 sayılı kararı da 765 sayılı Kanun’un 95. maddesinde

düzenlenen mahkûmiyet kararının ertelenmesine ilişkindir. Zira bu kararda 4616

sayılı Kanun ile ceza hukukuna getirilen yeni düzenlemeler açısından iptal

kararı verilmesi durumunda yürürlükte ceza mevzuatında yapılacak herhangi bir

uygulamanın olmayışının genel affa dönüştüğü üzerinde durulmuştur. Bu sebeple

başvurucunun içinde bulunduğu durumdan farklı şartlar söz konusudur.

65. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun, hakkında verilen

koşullu salıverilme kararının geri alınmasına dair kararın yasal dayanağının

olmadığına ve Anayasa’nın 38. maddesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarına

ilişkin açık ve görünür bir ihlal olmadığı anlaşılmakla başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Kişi Özgürlüğü ve

Güvenliği Hakkı Yönünden

66. Başvurucu, 4616 sayılı Kanun uyarınca verilen koşullu

salıverme kararlarının, Anayasa Mahkemesinin 4616 sayılı Kanun ve bu Kanun’da

yapılan değişiklere dair iptal kararlarından sonra geri alınmasının mümkün

olmamasına rağmen koşullu salıverilme kararının kaldırılması nedeniyle

cezaevinde tutulması gereken süreden daha uzun süre özgürlüğünden mahrum

bırakıldığını ileri sürmüştür.

67. Bakanlık görüş yazısında, AİHM’in

ve Anayasa Mahkemesinin bazı kararlarına atıfta bulunarak kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkının hukuka uygun bir şekilde sınırlandırıldığının tespit

edildiği takdirde bu hakkın ihlalinden söz edilemeyeceğini, koşullu

salıvermenin kendine has koşulları değerlendirildiğinde de kişinin ilk hapis

cezası ile ikinci kez cezaevine gönderilmesi arasında bağlantının kopmamış

olmasının gerektiğini belirtmiştir. Bununla birlikte Bakanlık, görüşte

belirtilen içtihatlar ve düzenlemeler ışığında somut olayda koşullu salıverme

kararının geri alındığını ifade etmiştir.

68. Anayasa’nın 19. maddesi şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı

cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; … halleri dışında kimse

hürriyetinden yoksun bırakılamaz.”

69. Sözleşme’nin 5. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına sahiptir.

Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan hiç

kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

(a) Kişinin, yetkili bir mahkeme tarafından

verilmiş mahkûmiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulması;

…”

70. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin

kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan

sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek

şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı

olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının

kısıtlanması ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan

herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir (B.No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

71. Anayasa’nın 19. maddesinde tanımlanan kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ilk istisnası “Mahkemelerce

verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine

getirilmesi” olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda yargı organlarınca

verilecek mahkûmiyet kararlarının sonucu olarak hapis cezası veya güvenlik

tedbirlerinin uygulanması kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali kabul

edilmeyecektir. Diğer taraftan “suç şüphesine bağlı

tutma” kapsamında olan durumdan farklı olarak anılan istisna “bir mahkûmiyet kararına bağlı olarak tutmayı” ifade

etmektedir. (Benzer kararlar için bkz. B.No: 2012/338, 2/7/2013, § 41, B.No:

2014/912, 6/3/2014, § 70). Sözleşme’ye göre,

özgürlüğe getirilen sınırlamanın meşru kabul edilebilmesi için mahkûmiyet

kararı sonrası “tutma” hali veya

hapsedilmenin, “yetkili mahkeme” kararına dayalı ve hukuka

(kanuna) uygun olması şartları aranmaktadır. Kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı

yönünden “tutma” hali, geniş

anlamda kullanılmakta olup; gözaltı, tutuklama, mahkûmiyet sonrası tutukluluk

ve hükümlülük hallerini içine almaktadır. Sözleşme maddesindeki “yetkili mahkeme” vurgusu, kişinin

özgürlüğünden yoksun bırakılması sonucunu doğuran ceza veya güvenlik tedbiri

uygulama konusunda kanun gereği yetkilendirilmiş, yürütme organı ve taraflardan

bağımsız ve yeterli güvencelere sahip yargısal organı ifade etmektedir (B.No: 2013/8114, 17/9/2014, § 18; benzer AİHM kararları

için bkz. De Wilde,

Ooms And Versyp/Belçika, B. No: 2832/66, 2835/66,

2899/66, 18/6/1971, § 78; Engel ve

Diğerleri/Hollanda, B. No: 5100/71, 5101/71, 5102/71, 5354/72,

5370/72, 8/6/1976, § 68). Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrası ve

Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı fırkasının (a) bendi kapsamına,

mahkemelerce verilmiş mahkûmiyet hükmünün yerine getirilmesi hallerinde ortaya

çıkan özgürlükten yoksun bırakma halleri dâhil ise de anılan kurallar,

mahkûmiyet kararının değil, tutmanın hukuka uygun olmasını güvence altına

almaktadır. Dolayısıyla bu güvence kapsamında, kişi hakkında hükmedilen hapis cezasının

yerindeliği veya orantılılığı incelemeye tabi tutulamaz (B.No: 2013/8114, 17/9/2014, § 18).

72. Bir mahkûmiyet kararının infazına ilişkin olarak

Anayasa’nın 19. maddesi ve Sözleşme’nin 5. maddesi açık bir hüküm

içermemektedir. Bununla birlikte herkesin, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

sahip olması ve bu hakka getirilebilecek sınırlamaların ayrıntılı olarak madde

metinlerinde belirtilmesi, “keyfi bir

biçimde” bu haktan kimsenin mahrum bırakılmamasını amaçlamaktadır.

Yetkili bir mahkeme tarafından verilen bir mahkûmiyet kararının infazının

sağlanması ve ceza infaz kurumunda tutma süresi de bu hak kapsamında

değerlendirmelidir. Ceza mahkemelerinin kararına uygun hareket edilmesi de

hakkın korunması açısından bir zorunluluktur. Dolayısıyla hükümlülerin ceza

infaz kurumunda kalacakları sürenin mahkûmiyet kararına ve ilgili yasal

mevzuata uygun olması Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının birinci

cümlesi ve Sözleşme’nin 5. maddesi birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında

güvence altına alınmıştır (B.No:

2014/1711, 23/7/2014, § 32).

73. Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrası gereğince,

kural olarak tutma hali, mahkûmiyet kararına bağlı olmalıdır. Koşullu

salıverilme kararının geri alınması nedeniyle kişinin yeniden hapsedilmesi

durumunda da infazına karar verilen ceza ile önceki mahkûmiyet arasındaki

nedensellik bağının kesilmemiş olması gerekir. AİHM göre Sözleşme’nin 5.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinde geçen “mahkûmiyet kararı sonrasında” ibaresi ile

kastedilen, sadece “tutma”nın

zaman bakımından mahkûmiyet kararından sonra olması değil, aynı zamanda

mahkûmiyet nedeniyle olmasıdır (bkz. B.No: 2013/8114,

17/9/2014, § 19; Van Droogenbroeck/Belçika,

B. No: 7906/77, 24/6/1982; Weeks/Birleşik Krallık, B. No: 9787/82,

2/3/1987, § 42; Stafford/Birleşik Krallığı, [BD], B. No: 46295/99,

§ 64; M./Almanya, B. No:

19359/04, 17/12/2009, § 88).

74. Koşullu salıverilme, cezanın çektirilmesinin

kişiselleştirilmesi, başka bir deyişle cezaevindeki tutum ve davranışlarıyla

(iyi haliyle) topluma uyum sağlayabileceği izlenimini veren hükümlünün şarta

bağlı olarak ödüllendirilmesidir. Suçlunun kendisine verilen cezadan daha kısa

bir sürede uslanması, eyleminden pişmanlık duyması ve bunu iyi davranışıyla

kanıtlaması durumunda, cezaevinde daha fazla kalması gereksiz olabilir. Bu

durumda koşullu salıverilme, infaz sistemindeki en etkili araçtır. Koşullu

salıverilmenin en önemli öğeleri, cezanın belirli bir süre çekilmiş olması,

hükümlünün bu süre içinde iyi durum göstermesi, koşullu salıverildikten sonra

gözetim altında kalması ve koşullu salıverilmenin gereklerine uyulmaması

durumunda koşullu salıverilme kararının geri alınabilmesidir (B.No: 2013/8114, 17/9/2014, § 20;

AYM, E.2001/4, K.2001/332, K.T. 18/7/2001).

75. Koşullu salıverilmeden yararlanabilmek için hükümlünün,

infaz süresinin kanunda belirlenen kısmını “iyi

halli” olarak geçirmesi gerekir. Hal ve tavırları gözlemlenen

hükümlünün, işlemiş olduğu suçtan dolayı pişmanlık duyduğunun belirlenmesinin

koşullu salıverilmede “iyi halli”

olmanın bir şartı olduğu anlaşılmaktadır. Koşullu salıverilen hükümlünün,

denetim süresinde hapis cezasını gerektiren kasıtlı bir suç işlemesi veya

kendisine yüklenen yükümlülüklere, hâkimin uyarısına rağmen, uymamakta ısrar

etmesi halinde koşullu salıverilme kararı geri alınır. Koşullu salıverilme

kararının geri alınması hâlinde hükümlünün; sonraki suçu işlediği tarihten

itibaren hak ederek tahliye tarihine kadar kalan cezasının aynen infazına karar

verilir. Koşullu salıverilme kararının geri alınmasından sonra aynı hükmün

infazı ile ilgili bir daha koşullu salıverilme kararı verilemez. Buna karşılık,

hükümlünün denetim süresini yükümlülüklere uygun ve iyi hâlli olarak geçirmesi

halinde, ceza infaz edilmiş sayılır (B.No:

2013/8114, 17/9/2014, § 25).

76. Somut olayda başvurucu 1979-1991 yılları arasında

işlediği muhtelif suçlardan aldığı hapis cezalarına ilişkin 13/4/1991 tarihinde

koşullu salıverilmiştir. Deneme süresi içinde 30/10/1991 tarihinde işlediği

kasten öldürme suçundan mahkûm edilmiş ve koşullu salıverilme kararı geri

alınarak bakiye kalan hapis cezasının aynen infazına karar verilmiştir. Anılan

her iki cezanın toplamları üzerinden başvurucunun cezaevinde kaldığı süre

hesaplanarak 4616 sayılı Kanun gereğince 16/7/2002 tarihinde tekrar koşullu

salıverilmiştir. Başvurucu, tahliye edildikten sonra deneme süresi içerisinde

10/10/2002 tarihinde kasten öldürme suçunu işleyerek hapis cezası ile

cezalandırılmış ve bu ceza nedeniyle ikinci kez verilen koşullu salıverilme

kararı kaldırılmıştır(§§ 10-12).

77. Diğer taraftan 6459 sayılı Kanun'un 25. maddesiyle 5275

sayılı Kanun'a eklenen geçici 5. madde kapsamında başvurucunun 7/11/1982

tarihinden önce işlenen suçlardan verilen hapis cezalarına ilişkin olarak

koşullu salıverilme kararının geri alınmasına ilişkin karar kaldırılmıştır.

Dolayısıyla başvurucunun ilk koşullu salıverilme kararına esas ve daha sonra da

bu kararın kaldırılması ile ortaya çıkan bakiye cezanın infazı ortadan

kaldırılmıştır. Bu cezanın infazında 4616 sayılı Kanun gereğince 2002 yılında

ikinci kez koşullu salıverilmeden yaralanmıştır. Ancak bu karar da denetim

süresinde tekrar suç işlediğinden kaldırılmıştır

78. Başvurucunun 4616 sayılı Kanun uyarınca 2002 tarihinden

önceki koşullu salıverilme kararının geri alınamayacağı iddiası da Aksaray Ağır

Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiştir (§ 20). Adana 7. Ağır Ceza

Mahkemesinin beraat kararına ilişkin aynı dosyadan tutuklu kaldığı sürenin

mahsup edilmesi talebi de makul bir gerekçe ile reddedilmiştir (§ 21). Diğer

taraftan başvurucunun koşullu salıverme kararından önce cezanın infaz edilen

kısmının mahsubuna dair herhangi bir iddiası da bulunmamaktadır.

79. Öte yandan başvurucu, koşullu salıverilme kararının geri

alınamayacağına ilişkin yaptığı şikâyetlerin gerekçesiz reddedildiğini, ayrıca

ret kararından sonra yaptığı başvuruların yüksek mahkemelerin önüne

götürülmediğini ileri sürmüştür.

80. Mahkûmiyet hükmünün yorumunda veya çektirilecek cezanın

hesabında duraksama olursa, cezanın kısmen veya tamamen yerine getirilip

getirilemeyeceği hususunda ortaya çıkan tereddütlerin giderilmesi veya yerine

getirilecek cezanın belirlenmesi için hükmü veren mahkemeden karar isteneceği

5275 sayılı Kanun’un 98. maddesinin (1) numaralı fıkrasında hükme bağlanmıştır.

Ayrıca aynı Kanun’un 101. maddesinin son fıkrasında da anılan karara karşı

itiraz yoluna gidilebileceği kabul edilmiştir. Dolayısıyla hüküm yorumunda veya

çektirilecek cezanın hesabına ilişkin olarak hükümlüler açısından bir hukuk

yolu sağlanmıştır.

81. Somut olayda hükmü veren mahkemenin mahkûmiyet kararının

yorumunda veya çektirilecek cezanın hesabında duraksama olursa bu hususa

ilişkin olarak yapılan itirazların hükümlünün cezaevinde kalacağı süreyi

belirleyici niteliği gözetildiğinde kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı ile

doğrudan ilgili olduğu açıktır. Dolayısıyla bu tür kişilerin cezaevinde

kalacağı süreyi belirlemede yetkili mahkemenin, Anayasa’nın 19. maddesinde

kabul edilen güvencelerin uygun düştüğü ölçüde hükümlüler açısından da

gözetmesi gerekir. Nitekim Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının ilk

cümlesinde; mahkemelerce verilen hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik

tedbirlerinin kanuna uygunluğu değil, mahkeme kararının uygulanmasının kanuna

uygunluğu güvence altına alınmaktadır. Diğer bir ifadeyle bireysel başvuru

kapsamında mahkemelerce verilen mahkûmiyet kararlarının yerindeliği değil, bu

kararlara bağlı gerçekleştirilen ve bireyleri özgürlüklerinden mahrum bırakan

infaz rejimi incelenecektir. Dolayısıyla ilke olarak mahkûmiyet kararları ve

buna dayanan cezaların süresi değerlendirilmeyecektir (Weeks/Birleşik Krallık, B.No:

9787/82, 2/3/1987, § 49).

82. Koşullu salıverilmeye ilişkin olarak verilecek kararların

hükümlülerin cezaevinde kalacağı süreyi belirleyeceği, mahkûmiyet kararına

dayanan infazın kanuna uygunluğunu ve dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkını doğrudan etkileyeceği hususlarında herhangi bir tereddüt

bulunmamaktadır. Bu nedenle de Anayasa’nın 19. maddesinde yer alan güvencelerin

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin bu tür başvurularda gözetilmesi

gerektiği açıktır.

83. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir.”

84. Tutuklular açısından Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde esas olarak, serbest

bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine bakılmakta ve tutuklu

bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan

belgeler çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz

önüne alınmaktadır (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, §§ 63, 64). Tutuklular

açısından, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkını ilgilendiren kararların

gerekçeli olma zorunluluğu, hükümlüler açısından “mahkûmiyet kararı sonrasında” infaz rejiminin hukuka aykırı

veya keyfi olup olmadığının değerlendirilebilmesi için de dikkate alınmalıdır.

Nitekim hükümlülerin, mahkûmiyet kararına aykırı olarak hapsedildiklerine

yönelik iddialarının ilgili yargı mercii tarafından hukuk kuralları gözetilerek

yeterince gerekçelendirilmesi hakkın etkin bir şekilde korunması için

gereklidir.

85. Başvuru konusu olayda, Aksaray Ağır Ceza Mahkemesi

başvurucunun iddialarını ayrıntılı olarak değerlendirmiş ve bu iddiaları

karşılayacak şekilde yazılmış gerekçe ile talebin reddine karar vermiştir (§

20). Karara karşı itiraz incelemesi yapan Niğde Ağır Ceza Mahkemesi de usul ve

yasaya uygun gördüğü karara dair itirazların reddine karar vermiştir. (§ 22).

86. Başvurucu her ne kadar mahkeme kararlarının gerekçesiz

olduğunu ileri sürmüş ise de gerek ilk derece mahkemesinin,

gerekse itiraz incelemesini yapan mahkemenin kararında, hükme ulaşılması için

yeterli gerekçe bulunduğu görülmekle, gerekçeli karar hakkı yönünden bir

ihlalin olduğu söylenemez.

87. Başvurucunun kararlara karşı yaptığı itirazların yüksek

mahkemelere gönderilmediğini ileri sürmüştür.

88. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”

89. Sözleşme’nin 5. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir

“Yakalama veya tutulma yoluyla özgürlüğünden

yoksun kılınan herkes, tutulma işleminin yasaya uygunluğu hakkında kısa bir

süre içinde karar verilmesi ve eğer tutulma yasaya aykırı ise, serbest

bırakılması için bir mahkemeye başvurma hakkına sahiptir.”

90. Anayasa’nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası ve

Sözleşme’nin 5. maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca hükümlülere, mahkûmiyet

kararının infazında esas alınan rejimin hukuka aykırı olduğuna dair itirazda

bulunma imkânı sağlanmalıdır. Hükümlülerin cezaevinde kalacağı süreyi doğrudan

etkileyen koşullu salıverilme kararının hukuka uygunluğunun denetimini

sağlayacak yargısal bir başvuru yolu sağlanması kişi özgürlüğü ve güvenliği

hakkının hükümlüler açısından da değerlendirilebilmesi için önemlidir. Ancak bu

güvencenin, kural olarak itirazı inceleyen yetkili mahkemenin kararına karşı ayrıca

itiraz veya temyiz başvurusu imkânı sağlaması gerektiği söylenemez.

91. Başvuru konusu olayda, başvurucunun koşullu salıverilme

kararının geri alınmasına yönelik yaptığı itirazların Anayasa’nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca ayrıca üst mahkeme önüne götürülmesi

zorunluluğundan bahsedilemez. Anılan hüküm başvurucunun, cezaevinde hukuka

aykırı tutulduğuna dair iddialarını değerlendirebilecek bir yargı yolunun

sağlanmasını güvence altına almaktadır. Somut olayda da başvurucunun hukuka

aykırılık iddialarını 5271 sayılı Kanun’un 98. maddesi uyarınca hükmü veren

mahkemeye sunabileceği gözetildiğinde yargısal bir başvuru yolunun sağlandığı

açıktır. Bu nedenle başvurucunun, yüksek mahkemeye itirazlarının iletilmediğine

ilişkin iddialarının herhangi bir dayanağının olduğu söylenemez.

92. Başvurucu hakkında verilen hapis cezasının infazında

yetkili Cumhuriyet başsavcılıkları ve mahkemeler, başvurucunun hüküm yorumunda

ve çektirilecek cezanın hesabına ilişkin taleplerini mevzuat gözetilerek

değerlendirmiş ve mahkûmiyet hükmünün nasıl infaz edileceğine karar vermiştir.

Bu bağlamda başvurucunun cezasının infazında ilgili kanun maddeleri gözetilerek

herhangi bir keyfilik içermeden infazın kapsamı belirlenmiştir.

93. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun iddialarına ilişkin

açık ve görünür bir ihlal olmadığı anlaşılmakla başvurunun bu kısmının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Eşitlik

İlkesinin İhlali İddiası Yönünden

94. Başvurucu, hakkında verilen koşullu salıverilme kararının

geri alınmasının başka mahkûmlar için uygulanmadığı ve bu çerçevede başka

mahkûmların serbest bırakılmasına rağmen kendisinin halen cezaevinde

bulunduğunu belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen “kanun önünde eşitlik ilkesi”nin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

95. Anayasa’nın “Kanun

önünde eşitlik” kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi

düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım

gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

…

Devlet organları ve idare makamları bütün

işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek

zorundadırlar.”

96. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin “Ayırımcılık yasağı” kenar başlıklı 14.

maddesi şöyledir:

“Bu Sözleşme’de

tanınan hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din,

siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa

aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir

ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır.”

97. Başvurucunun, Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen

eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarının, bahsi geçen

maddelerdeki ifadeler dikkate alındığında, soyut olarak değerlendirilmesi

mümkün olmayıp, mutlaka Anayasa ve AİHS kapsamında yer alan diğer temel hak ve

özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 33).

98. Eşitlik ilkesinin ihlal edilip edilmediğinin

tartışılabilmesi için, ihlal iddiasının, kişinin hangi temel hak ve özgürlüğü

konusunda hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz kaldığının gösterilmesi

gerekir. Somut olayda başvurucu benzer bazı olaylarda mahkûmların koşullu

salıverilme kararlarının geri alınmadığından bahisle kendisinin ayırımcılığa

uğradığını dile getirmiş fakat hangi nedene dayalı olarak kendisine farklı

muamelede bulunulduğuna ilişkin olarak herhangi bir beyanda bulunmamıştır.

Ayırımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için başvurucunun kendisiyle benzer

durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile kendisine yapılan muamele arasında

bir farklılığın bulunduğunu ve bu farklılığın meşru bir temeli olmaksızın ırk,

renk, cinsiyet, din, dil vb. ayırımcı bir nedene dayandığını makul delillerle

ortaya koyması gerekir. Somut olayda başvurucu sözünü ettiği benzer olaylar ile

kendi durumunun aynı olduğunu ortaya koyamadığı gibi kendisine hangi nedene

dayalı olarak ayırımcılık yapıldığına ilişkin de her hangi

bir beyanda bulunmamıştır.

99. Açıklanan nedenlerle, başvurucu ihlal iddialarını

kanıtlayacak herhangi bir delil ileri sürmediğinden başvurunun bu kısmının 'açıkça

dayanaktan yoksun olması' nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle başvurunun, suç ve cezaların kanuniliği ilkesi, kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkı ve eşitlik ilkesinin ihlali

iddiası yönünden ayrı ayrı “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama

giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına, 25/3/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Murat ŞEN Başvurucu : Metin DURMAZ Vekili : Av. Abdulkerim YENİL

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/7764, 25 Mart 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. Kaleli
  12. Dursun
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/7764
Tarih
25 Mart 2015

İlgili Kararlar

  • Abdullah Gencer Başvurusu (B. No: 2014/12874)
  • Hamit Savaş Çakıcı Başvurusu (B. No: 2014/3508)
  • Murat Yaman Başvurusu (B. No: 2013/3385)
  • Ali Rıza Üçer Başvurusu (B. No: 2013/8407)
  • Ferat Doğan Başvurusu (B. No: 2014/2209)
  • Mürvet Karayılan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9792)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.