İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mevlüt Can Başvurusu (B. No: 2014/12954)

1. Başvuru, gözaltında maruz kalınan kötü muamele nedeniyle

Başvuru No2014/12954Tarih14 Kasım 2018Okuma28 dk · 5.585 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mevlüt Can Başvurusu

Karar tarihi
14 Kasım 2018
Başvuru Numarası
2014/12954
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.585 kelime·28 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gözaltında maruz kalınan kötü muamele nedeniyle

intihara sürüklenildiği iddiaları ile ilgili olarak

sorumlu tutulan kolluk mensupları hakkında yapılan ceza soruşturması ve idari

soruşturma sonucunda bir kısım görevlinin hiçbir ceza almaması, bir kısım

görevlinin ise yetersiz cezalar alması ile idari disiplin soruşturması

sonucunda verilen kararın iptali için açılan davanın, dava ehliyeti yönünden

reddedilmesi nedenleriyle yaşam hakkı ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiği

iddiaları hakkındadır.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 8/8/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

bağlantılı dosyalarda yer alan bilgi ve belgelere göre ilgili olaylar özetle

şöyledir:

8. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube

Müdürlüğünce teknik takip yapılan kişiden uyuşturucu madde aldığı tespit edilen

başvurucunun oğlu O.Y.C., 2/6/2010 tarihinde saat 21.20'de bu Şube Müdürlüğüne

bağlı iki personel tarafından yakalanmıştır.

9. Üzerinde 11,8 g esrar ele geçirilen O.Y.C., anılan Şube

Müdürlüğüne götürülmüştür.

10. Başvurucu; oğlunun burada tek başına bir süre bir odada

bekletildiğini, bu sırada ona acı çekmekte olan bir kişinin sesinin

dinletildiğini, buradan alınarak konulduğu diğer bir odada tamamıyla

soyulduğunu, yere çömeltilerek öksürtüldüğünü, elle anal boşluğunun aranılması

suretiyle cinsel istismara uğradığını, tokatlandığını, çıplakken uzun süre

duvara dönük olarak bekletildiğini ve sözlü şiddete maruz kaldığını ileri

sürmektedir.

11. Genel Bilgi Toplama (GBT) Sistemi'nde kaydı bulunmayan

O.Y.C. ile ilgili olarak Beyoğlu Cumhuriyet savcısı, O.Y.C.nin

saat 22.00'de serbest bırakılması yönünde kolluk görevlilerine talimat

vermiştir.

12. Sağlık muayenesinin ardından O.Y.C. 3/6/2010 tarihinde saat

01.00'de serbest bırakılmıştır.

13. Ertesi gün, tutulan tutanakları inceleyen S.G., S.M. ve Y.B.

isimli aynı Şube Müdürlüğünde çalışan kolluk görevlileri tutanaklarda tarih,

saat, sicil gibi bilgiler yönünden hatalar yapıldığını tespit ederek O.Y.C.yi tekrar Şube Müdürlüğüne çağırmıştır.

14. O.Y.C. talep doğrultusunda tek başına Şube Müdürlüğüne

giderek resmî olmayan bir ortamda yeniden düzenlenen tutanakları imzalamış,

eski tutanakların huzurunda imhasının ardından Şube Müdürlüğünden ayrılmıştır.

15. Başvurucunun iddiasına göre O.Y.C. kolluk görevlilerinin

kendisine işlemediği bir suçu yükleyeceğinden korkmuş, hakkında yürütülen

süreci daha iyi takip edebilmek için 21/6/2010 tarihinde bir avukata vekâlet

vererek hukuki yardım almıştır.

16. Yetkilendirilen avukat konuyla ilgili olarak Şube

Müdürlüğüne gitmiş; burada kendisine, ifadesinin alınmasına ihtiyaç duyulduğu

belirtilerek O.Y.C.nin Müdürlüklerine başvurması

gerektiği söylenmiştir.

17. Başvurucunun iddiasına göre O.Y.C. görevlilerin bu konudaki

talebi karşısında strese girmiş ve 23/6/2010 günü yaklaşık saat 22.00 civarında

evinin penceresinden atlamak suretiyle intihar etmiştir.

18. Başvurucu 112 Acil Servis elemanlarının alana hızlı bir

şekilde intikal etmemeleri nedeniyle oğlunun kırk dakika yerde bekletildiğini,

ambulansla götürüldüğü Şişli Etfal Hastanesi hastayı

kabul etmeyerek SSK Okmeydanı Hastanesine yönlendirdiğini, burada arızalı bir

alet nedeniyle oğluna müdahalenin geciktiğini, dolayısıyla ölüm olayında sağlık

görevlilerinin ihmalinin olduğunu da ileri sürmektedir. Neticede başvurucunun

oğlu, Okmeydanı Hastanesinde yapılan müdahale sırasında 24/6/2010 günü saat

02.00'de vefat etmiştir.

A. Olayla İlgili Ceza Yargısı Süreci

19. 24/6/2010 tarihinde Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının

2010/29412 Soruşturma sayılı dosyası üzerinden başvurucunun oğlunun ölümü ile

ilgili olarak resen bir soruşturma başlatılmıştır.

20. Bu soruşturma devam ederken başvurucu 2/7/2010 tarihinde

Şişli Cumhuriyet Başsavcılığına başvurarak oğlunun 2/6/2010 tarihinde Narkotik

Şube Müdürlüğünde gördüğü kötü muamele sonucunda intihar ettiğini ileri

sürmüştür. Başvurucu ayrıca olay yerine geç intikal eden 112 Acil Servis

çalışanları, oğlunu kabul etmeyen Şişli Etfal

Hastanesi ile ameliyatını gecikmeyle gerçekleştiren SSK Okmeydanı Hastanesi

çalışanları hakkında ihmalleri nedeniylesuç

duyurusunda bulunmuştur.

21. Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı 7/7/2010 ve 16/7/2010 tarihli

kararlarıyla memurların soruşturulmasının ayrı usule tabi olduğu, başvurucunun

oğluna yönelik olarak kötü muamelede bulunduğu ileri sürülen polis memurları

ile hastane görevlileri hakkındaki evrakın tefriki gerektiği gerekçesiyle

işkence yapma, intihara sebebiyet verme, görevi ihmal ve görevi kötüye kullanma

suçları yönünden soruşturma evrakının ayrılmasına karar vermiştir.

22. Tefrik edilen evrak üzerinden yürütülen soruşturma sonucunda

sağlık görevlileri hakkında taksirle ölüme neden olma suçundan İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianame üzerinden İstanbul 5. Asliye

Ceza Mahkemesinin E.2011/441 sayısında kayıtlı ceza davası açılmış, 18/12/2014

tarihinde sanıkların ayrı ayrı beraatlerine karar

verilmiştir. Kararla ilgili temyiz incelemesi devam etmektedir.

23. Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı tefrik kararı verdiği tarihte,

Narkotik Şube Müdürlüğünde görevli polis memurları hakkında işkence, intihara

sebebiyet verme suçu yönünden yürütülen soruşturmada yetkisizlik kararı vermiş

ve dosyayı Fatih Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

24. Şişli Cumhuriyet Savcılığı başvurucunun oğlunun ölümüyle

ilgili olarak yürüttüğü soruşturma sonucunda 5/1/2011 tarihinde kovuşturmaya

yer olmadığına karar vermiştir.

25. Bu karara karşı yapılan itirazı inceleyen Beyoğlu 4. Ağır

Ceza Mahkemesi 9/3/2011 tarihinde itirazın reddine karar vermiştir.

26. Öte yandan Narkotik Şube Müdürlüğünde görevli polis

memurları hakkında yürütülen soruşturma sonucunda Fatih Cumhuriyet Savcılığı

2/5/2011 tarihinde ek kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

27. Bakırköy 13. Ağır Ceza Mahkemesi 26/12/2011 tarihinde karara

karşı yapılan itirazın reddine karar vermiştir.

28. Başvurucu, eşi ve diğer çocuğu ile birlikte kesinleşen

kararlar üzerine 17/6/2012 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM)

başvurarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 2., 3., 5., 6. ve 13.

maddelerinin olayda ihlal edildiğini ileri sürmüştür. AİHM'in

şikâyet ile ilgili incelemesi devam etmektedir.

29. Öte yandan Fatih Cumhuriyet Savcılığınca yürütülen

soruşturma kapsamında Narkotik Şube Müdürlüğünde O.Y.C. ile ilgili işlemleri

yürüten büro personelinin bilgisayarları üzerinde bilirkişi incelemesi

yapılmıştır. Düzenlenen bilirkişi raporunda bazı belgelerin içeriklerinin

değiştirilerek kaydedildiği tespit edilmiştir.

30. Anılan Savcılık, bilirkişi raporuna dayanarak 2/5/2011

tarihli fezleke ile görevli polis memurlarının resmî belgede sahtecilik suçu

işledikleri, isnat edilen fiilin ağırlığı gözönünde

bulundurularak şüpheliler hakkında görevli ve yetkili İstanbul Ağır Ceza

Mahkemesine kamu davası açılabilmesini teminen

dosyanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar vermiştir.

31. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 12/5/2011 tarihli

iddianamesi ile görevli polis memurlarından S.B. ile S.G. hakkında 26/9/2004

tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 204. maddesinin (2) numaralı

fıkrası ile 53. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükmü uyarınca kamu görevlisi

tarafından gerçekleştirilen resmî belgede sahtecilik suçundan yargılanmaları

istemiyle İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açılmıştır.

32. İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi 15/5/2012 tarihinde,

sanıkların sahte resmî evrak düzenleyip kullandıklarının anlaşıldığı

gerekçesiyle cezalandırılmalarına karar vermiştir.

33. Kararı temyizen inceleyen Yargıtay

11. Ceza Dairesi 15/4/2014 tarihinde, diğerlerinin yanı sıra belgelerde yapılan

değişikliklerin ne gibi hukuki sonuç doğuracağının kararda tartışılmaması, sanıkların

hukuki durumlarının sonucuna göre belirlenmesi gerektiği gözetilmeden eksik

soruşturma sonucu, yetersiz bilirkişi raporu da esas alınarak mahkûmiyet hükmü

tesis edildiği gerekçesiyle kararın bozulmasına karar vermiştir.

34. Bozma sonrasında İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesinin

E.2014/284 sayısına kayden ilgililerin yargılanmasına

devam edilmektedir.

B. Olayla İlgili İdari Yargı Süreci

35. Başvurucu ve yakınlarının başvurusu üzerine İstanbul

Valiliği olaya karışan altı görevli hakkında soruşturma başlatmıştır.

36. İstanbul Valiliği İl Polis Disiplin Kurulu 13/3/2012

tarihinde görevliler H.A., S.G., S.B., Y.M., M.O., O.Ü. hakkında işkence, kötü

muamele, cinsel istismar fiilleri nedeniyle ceza tayinine yer olmadığına karar

vermiş; S.G., S.B. hakkında ise görevin takdir ve yerine getirilmesinde hoşgörü

ve savsaklama fiillerini işledikleri gerekçesiyle bir gün aylıktan kesim

cezasının verilmesini uygun bulmuştur.

37. Başvurucu, uygulanan cezanın az oluşu ve bir kısım personel

için ise ceza tayin edilmeyişi nedeniyle kararın hukuka aykırı olduğundan

bahisle iptali için idari yargıda dava açmıştır.

38. İstanbul 8. İdare Mahkemesi 27/3/2013 tarihli kararıyla

O.Y.C. ile ilgili olarak Şube Müdürlüğündeki sürecin ve uygulamaların

belirlenmesi amacıyla davalı idare tarafından yapılan ve dava konusu işleme

dayanak oluşturan soruşturmanın yetersiz, etkisiz ve eksik olduğunu tespit

etmiş; eksik incelemeye dayalı olarak tesis edilen işlemin hukuk ve mevzuata

aykırı olduğu gerekçesiyle iptaline karar vermiştir. Kararın gerekçesinin

ilgili kısımları şu şekildedir:

"...

"Türkiye'nin de imzalayarak kabul ettiği

İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'nin 'Etkili

başvuru hakkı' başlıklı 13.maddesinde; 'Bu Sözleşme’de

tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen herkes, söz konusu ihlal resmi

bir hizmetin ifası için davranan kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa

dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahiptir.' hükmüne

yer verilmiştir.

Söz konusu düzenlemede dikkate alınarak davalı

idarece emsal Danıştay kararına atıfla davacıların dava açma ehliyeti

bulunmadığı itirazına bakılacak olursa; disiplin soruşturmasına konu eylemlerin

(çırıl çıplak soyunup yere çökertilerek öksürtülmesi,

elle muayenesi ve mevzuata aykırı diğer eylemler) muhatabı [O. Y. C.]'ın vefatı nedeniyle onun şahsına yönelik eylemlerden

dolayı artık hayatta olmayışı nedeniyle doğrudan yakını anne ve babası ile

menfaat bağının bulunduğu göz ardı edilemez. Disiplin hukuku ile idarenin mevzuatta

öngörülen kamu hizmetinin sağlıklı sürdürülmesi ve çalışma ortamının sağlıklı

kılınması, personel disiplinin muhafaza edilmesiön

planda ise de disipline aykırı eylem bizatihi idarenin kamusal hizmet sunmakla

mükellef olduğu (olayda olduğu üzere) hizmet alan konumundaki davacılarla

yadsınamaz ilişkisini ihlal etmekte ise artık menafaat

ihlali iddiasının ardından tesis edilen işlemin davacıların kişsel

menfaatlerini ihlal ettiği dolayısyla dava açma

ehliyetlerinin olduğunun kabulü gerekmektedir.

Nitekim iş bu davada davacıların şikayet

dilekçeleri üzerinden etkili resmi bir soruşturma sağlanmasını elde etmeye

dönük talep üzerine tesis edilmiş bir işlem yargılama konusu olmakla, anılan

amaca ulaşılıp ulaşılamadığının davacılar açısından açılacak iptal davası ile

yargısal denetiminin elde edilmek istenmesi söz konusudur.

Bu sebeple, davalı taraf ehliyet itirazına

itibar edilmemiş olup, diğer müdahil isteminin kabulü ile işin esasına

geçilmesi kararlaştırıldı:

....

Dava dosyasının incelenmesinden; müteveffa [O.Y.C.] 02.06.2010 tarihinde İstanbul ili Beyoğlu İlçesinde

teknik takibi yapılan kimseden kullanmak üzere uyuşturucu madde (esrar)

aldığının anılan madde ticaretini yapanlara yönelik gizli takipte görülmesi

üzerine davalı idare Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü personelince

21:20'de yakalandığı, üzerinde dara ağırlığı 11,4 gram (net 10,8 gram) esrar

maddesi ele geçirildiği ve Polis Müdürlüğüne götürüldüğü, ifadesi alındıktan

sonra 03.06.2010 tarihinde saat 01:00'te doktor muayenesini müteakiben serbest

bırakıldığı, aynı gün tutanakları inceleyen ekip amiri vekilince tutanaklarda

tarih, saat, sicil ve benzeri kısımlarında hata bulunduğundan bahisle öğleden

sonra telefon ile adı geçenin Şubeye çağrıldığı, müdüriyet kafeteryasında

yeniden düzenlenen tutanağın şahsa imzalatıldığı veeski

tutanakların yırtılarak imha edildiği, şahsın da şubeden ayrıldığı,21.06.2010

günü vekili aracılığıyla tekrar gelmesinin istendiği, 23.06.2010 tarihinde

evinin balkonundan çıplak vaziyette iken atladığı ve 24.06.2010 günü saat 02:10

da vefat ettiği, davacılar tarafından ilgili emniyet personelince şube

müdürlüğünde yapılan muameleler ve izlenen süreç nedeniyle şahsın

psikolojisinin bozulmasına sebebiyet verildiğinden bahisle hasıl olan neticeden

sorumlu personel hakkında yapılan şikayete binaen davalı idarece

yürütülen23.12.2011 tarih ve 2011/2442 sayılı disiplin soruşturma raporu

üzerinden 13.03.2012 tarih ve 2012/698 sayılı (dilekçedeki işlem sayısındaki

çelişkinin (968) davacıya hitaben verilen idareye ait üst yazıdaki hatadan

kaynaklı olduğu görülmekle) İl Disiplin kurul Kararı ile Komiser

[H.A.], polis memurları [Y.B.,

M.O. ve O.Ü.] hakkında ceza tayinine mahal

olmadığına, resmi belgeyi değiştirme ve yok etme iddiasının gerçek olmadığındna bahisle, polis memuru [S.G. ve

S.B.] hakkında ise görevin takdir ve yerine

getirilmesinde hoşgörü ve savsaklama suçunu işlediklerinden bahisle verilen bir

günlük disiplin cezasının adil olmaktan ve kamu yararını ön planda tutmaktan

ziyade personelini koruma maksatlı olduğundan bahisle iptali istemiyle bakılan

davanın 14.06.2012 tarihinde açıldığı anlaşılmıştır.

...

Mahkememizce, somut olaya ilişkin

soruşturmanın, davalı idare emniyet biriminin davacıların şikâyet ettiği türden

eylemlerin vuku bulmadığını ortaya koyacak, kurumu ve personelini şaibeden uzak

tutacak ve mevzuatta öngörülen düzenlemelere eksiksiz riayet edildiğini

gösteren bir soruşturma olduğu izlenimi edinilememiştir.

Belirtilen tüm bu durumlar, müteveffa şahsa

karşı Polis Merkezinde izlenilen sürecin ve tatbik edilen muamelelerin eksiksiz

ve yerinde olup olmadığının belirlenmesi amacıyla davalı idare tarafından

yürütülen dava konusu işleme dayanak soruşturma Mahkememizce yetersiz, etkisiz

ve eksik olduğu sonucuna varılması için yeterli görülmüştür.

Bu itibarla, eksik incelemeye dayalı olarak,

kimi personel için ceza tayinine gerek olmadığına ve kimi personel için ise

saptanan eylemlerin karşılığı fiiller yerine hafif disiplinsizlik eylemlerinin

karşılığı tatbik edilen bir günlük disiplin cezasının verilmesi suretiyle tesis

olunan dava konusu işlemde hukuka ve anılan mevzuata uyarlık bulunmamaktadır.

..."

39. Karara karşı yapılan temyiz başvurusu Danıştay Beşinci

Dairesince incelenmekte olup başvuru tarihi itibarıyla istem hakkında herhangi

bir karar verilmemiştir.

40. İstanbul 8. İdare Mahkemesinin görevli polis memurları

hakkında disiplin yönünden tesis edilen işlemi iptal etmesi üzerine bu kararın

uygulanması bağlamında İstanbul Valiliği İl Polis Disiplin Kurulu konuyu tekrar

görüşmüş ve 25/6/2013 tarihli kararıyla,polis

memurları S.G ve S.B hakkında hizmet içinde resmî sıfatın gerektirdiği

saygınlığı ve güven duygusunu sarsacak eylem ve davranışlarda bulunmak fiilini

işledikleri gerekçesiyle altı ay kısa süreli durdurma cezası ile cezalandırılmalarına,

şüpheli görevlilerin kötü muamele ve cinsel istismar fiilini işlediklerini

kanıtlayacak somut delil elde edilemediğinden haklarında ceza tayinine yer

olmadığına karar vermiştir.

41. Başvurucu, hukuka aykırılığını ileri sürerek kararın iptali

için İstanbul 5. İdare Mahkemesine başvurmuştur. 7/1/2014 tarihli kararıyla

Mahkeme, yapılan soruşturma sonucunda ilgili polisler hakkında tesis edilen

işlemin davacıların hukukunu doğrudan ilgilendirmeyen, davalı idarenin iç

işleyişine yönelik bir işlem olduğu gerekçesiyle, oyçokluğuyla davanın ehliyet

yönünden reddine karar vermiştir.

42. Karara karşı yapılan temyiz başvurusunu inceleyen Danıştay Onikinci Dairesi 9/5/2014 tarihinde ilk derece mahkemesinin

kararını onamıştır.

43. Karar, başvurucuya 15/7/2014 tarihinde tebliğ edilmiş;

başvurucu 24/7/2014 tarihinde karara karşı düzeltme kanun yoluna başvurmuştur.

Başvurucu 8/8/2014 tarihinde, karar düzeltme kanun yolundan alınacak sonucu

beklemeden bireysel başvuruda bulunmuştur.

44. Kararın düzeltilmesi istemi Danıştay Beşinci Dairesinin

14/6/2017 tarihli kararıyla, oyçokluğuyla reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

45. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usul

Kanunu'nun 2. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"İdari dava türleri şunlardır:

İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep,

konu ve maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı

iptalleri için menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptaldavaları

..."

46. 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun "Kişilerin uğradıkları zararlar" kenar

başlıklı 13. maddesinin birinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Kişiler

kamu hukukuna tabi görevlerle ilgili olarak uğradıkları zararlardan dolayı bu

görevleri yerine getiren personel aleyhine değil, ilgili kurum aleyhine dava

açarlar...

Kurumun, genel hükümlere göre sorumlu

personele rücu hakkı saklıdır."

2. Danıştay İçtihadı

47. Danıştay Beşinci Dairesinin 6/11/2017 tarihli ve

E.2016/6893, K.2017/22033 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"İdarî davalar, idarenin işlem ve

eylemlerinin hukuka uygunluğunun yargısal yolla denetlenmesi, kamu

hizmetlerinin hukuk kurallarına ve hizmetin gereklerine uygun biçimde

yapılmasının sağlanması için kişilere tanınmış bir haktır.

İdarî işlemin iptalinin istenilebilmesi için,

davacının menfaatinin ihlâl edilmiş olması gerekir. Yargı kararlarına ve

öğretiye göre "menfaat", dâvacı ile iptalini

istediği idarî işlem arasındaki bağı, ilgiyi ifade eder. Bu bakımdan, idarî

işlem ile dâva açan kişi arasında meşru, güncel, ciddi maddi ve/veya manevi bir

ilişki sözkonusu ise, dâvada menfaat bağı bulunduğu

kabul edilmelidir.

Diğer yandan, idarî işlemlerle ilgisi

bulunmayan kişilerin dâva açması sonucu, idarenin devamlı dava tehdidi altında

kalmaması ve idarenin işleyişinin olumsuz yönde etkilenmemesi bakımından, dâva

ehliyeti için aranan "menfaat ihlâli" koşulu, her olaya özgü olarak

irdelenmelidir. Bu bağlamda, her olay ve davada, menfaat ihlalinin gerçekleşip

gerçekleşmediğinin takdiri yargı mercilerine bırakılmıştır.

Yukarıda değinilen hususlar, disiplin cezaları

özelinde değerlendirildiğinde ise, disiplin cezalarının, hizmetin iyi işlemesi ve

kamu görevlisinin uyması gereken düzenleme ve yasaklara uyulmasının sağlanması

amacıyla getirilmiş olduğu ve kamu görevlileri hakkındaki şikayetlerin disiplin

suçunun ihbarı niteliğinde olması nedeniyle, şikayetçinin hak ve çıkarlarını

doğrudan ilgilendirmediği sonucuna varılmaktadır. Bununla birlikte, şikayet

konusu olayın, doğrudan kişilik haklarına saldırı niteliğinde olması ve bu

yönüyle şikayetçiyi doğrudan etkilemiş olması idarî yargıda menfaat ihlâlinin

varlığı için yeterli sayılmalıdır."

B. Uluslararası Hukuk

48. Sözleşme'nin "Etkili

başvuru hakkı" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Bu Sözleşme’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen

herkes, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin ifası için davranan kişiler

tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir merci önünde etkili bir yola

başvurma hakkına sahiptir.”

49. AİHM'in konu ile ilgili uygulaması

uyarınca etkili başvuru hakkı ihlal iddiaları, sadece Sözleşme'nin maddi hak

tanıyan diğer bir maddesi ile bağlantılı olarak ileri sürülebilir. AİHM;

başvurucuların yakınının ölümü ile ilgili ceza soruşturması sürecine katılma

olanağının bulunmaması nedeniyle ileri sürdükleri ihlal iddialarını

Sözleşme'nin yaşam hakkına ilişkin 2. maddesi ile bağlantılı olarak 13. maddesi

kapsamında incelediği Giuliani ve Gaggio/İtalya

([BD], B. No: 23458/02, 24/3/2011) kararında, 13. madde bağlamında bir başvuru

yolunun etkili olarak kabul edilebilmesinin mutlaka başvurucu lehine sonuç

vermesi kriterine bağlanamayacağına, bu kanun yolunun mutlaka yargısal bir yol

olmasının da gerekmediği yolundaki içtihadını yinelemiştir. AİHM ayrıca bir

ihlal iddiası ile ilgili olarak birden çok kanun yolunun öngörüldüğü durumlarda

-bunlardan birisi tek başına yeterli bir sonuç vermese bile- kanun yollarının

tümünden elde edilen sonucun toplam etkisinin maddi hak ihlali için iç hukukta

etkili bir yol bulunup bulunmadığı sorununun değerlendirilmesinde dikkate

alınacağına kararda yer vermiştir (Giuliani ve Gaggio/İtalya, § 337).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

50. Mahkemenin 14/11/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

1. Başvurucunun İddiaları

51. Başvurucu;

i. Oğlunun İstanbul Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünün

yaptığı teknik takibe takılması sonucunda üzerinde uyuşturucu madde ile

yakalandığını, götürüldüğü polis merkezinde kötü muamele gördüğünü, bunun

sonucunda yaşadığı psikolojik travma ve aynı şubeye üçüncü kez çağrılmasının

yol açtığı stres sonucu yaşamına son verdiğini,

ii. Oğlunun ölümüne yol açan muameleyi gerçekleştiren görevliler

hakkında yürütülen ceza soruşturması ve idari yargılama süreci sonucunda bir

kısım personelin hiçbir ceza almadığını, bir kısım personelin ise cüzi cezalar

alması ile süreçlerin sonuçlandığını,

iii. Kolluk görevlileri hakkında işkence, kötü muamele, cinsel

istismar ve resmî evrakta sahtecilik suçu işledikleri iddialarıyla ilgili

olarak yapılan disiplin soruşturması sonucunda verilen kararın iptali için açtıkları

idari davada, Mahkemenin eksik incelemeye dayalı olarak bir personel hakkında

işlem tesis edildiğini tespit ederek işlemi iptal ettiğini,

iv. İptal kararının uygulaması bağlamında tesis edilen idari

işlemin iptali istemiyle açtıkları davanın ise dava açmakta ehliyetlerinin

bulunmadığı gerekçesiyle reddine karar verildiğini belirterek yaşam hakkı, kötü

muamele yasağı, kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı, adil yargılanma ve etkili

başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

2. Değerlendirme

52. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

53. Anayasa'nın “Devletin

temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

“Devletin

temel amaç ve görevleri, …Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve

toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve

hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak

surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın

maddî ve manevî varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya

çalışmaktır.”

54. Öte yandan Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası

şöyledir:

“…Başvuruda

bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

55. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özü, gözaltına

alınması sırasında ve gözaltında uğradığı muamelenin ardından kolluk

görevlilerinin üzerinde kurdukları baskı nedeniyle intihara sürüklendiğini

ileri sürdüğü yakınının ölümü ile ilgili yürütülen ceza soruşturması ve idari

yargı sürecinin etkili olmadığı, ilgililer hakkında disiplin yönünden tesis

edilen işleme karşı açtıkları davanın ehliyet yönünden reddedilmesi nedeniyle

hak ihlali iddiaları ile ilgili etkili bir başvuru yolunun bulunmadığıdır. Bu

itibarla başvurucunun oğlunun intihara sürüklenmesinden kaynaklanan ihlal

iddiaları Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan

yaşam hakkı, açtığı idari davanın ehliyet yokluğu nedeniyle reddolunmasından

kaynaklanan hak ihlali iddialarının ise yaşam hakkı ile bağlantılı olarak

Anayasa'nın 40. maddesinde düzenlenen etkili başvuru hakkı kapsamında

incelenmesi uygun görülmüştür.

a. Genel İlkeler

56. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları

inceler."

57. Anayasa ve 6216 sayılı Kanun'un anılan hükmü uyarınca

Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi

olup Anayasa Mahkemesi, ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve

kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları inceleyebilecektir. Bu açık

düzenleme karşısında anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları

da içerecek şekilde Anayasa Mahkemesinin yetki kapsamının genişletilmesi mümkün

değildir. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisine ilişkin bu

düzenlemenin kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle bireysel başvurunun tüm

aşamalarında resen dikkate alınması gerekir (Ahmet

Melih Acar, B. No: 2012/329, 12/2/2013, § 15; G.S., B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).

58. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisini doğru olarak

belirleyebilmek için kesinleşen nihai işlem ve kararın tarihinin yanı sıra

gerçekleştiği iddia olunan müdahalenin zamanını da doğru tespit etmek gerekir.

Bu tespit yapılırken müdahaleyi oluşturan olaylar ve ihlal edildiği iddia

olunan hakkın kapsamı birlikte değerlendirilmelidir (Zeycan Yedigöl [GK], B. No:

2013/1566, 10/12/2015, § 31).

59. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale

neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş

idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

60. Başvuru yollarının tüketilmesi koşulu, bireysel başvurunun

temel hak ihlallerini önlemek için son ve olağanüstü bir çare olmasının doğal

sonucudur. Diğer bir ifadeyle temel hak ihlallerini öncelikle idari makamların

ve derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, başvuru yollarının

tüketilmesi koşulunu zorunlu kılmaktadır (Necati

Gündüz ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 20).

61. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

62. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin yetkili idari ve yargısal mercilerce düzeltilmemesi hâlinde

başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun

ikincil niteliği gereği, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca

başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması, aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Ayşe Zıraman

ve Cennet Yeşilyurt, § 17).

63. Ancak belirtilen hükümlerde yer verilen olağan başvuru

yolları ibaresinin başvurucunun şikâyetleri açısından makul bir başarı şansı

sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte, kullanılabilir ve etkili

başvuru yolları olarak anlaşılması gerekmektedir. Ayrıca başvuru yollarını

tüketme kuralı ne kesin ne şeklî olarak uygulanabilir bir kural olup bu kurala

riayetin denetlenmesinde münferit başvurunun koşullarının dikkate alınması

esastır. Bu anlamda yalnızca hukuk sisteminde birtakım başvuru yollarının

varlığının değil aynı zamanda bunların uygulama şartları ile başvurucunun

kişisel koşullarının gerçekçi bir biçimde ele alınması gerekmektedir. Bu

nedenle başvurucunun kendisinden başvuru yollarının tüketilmesi noktasında

beklenebilecek her şeyi yerine getirip getirmediğinin başvurunun özellikleri

dikkate alınarak incelenmesi gerekir (Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 42).

64. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak

ve Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna

ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde Anayasa'nın 17. maddesi "Devletin

temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5. maddedeki genel

yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmî bir soruşturmanın

yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/09/2013, § 25).

65. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma

türünün bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin

yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti

gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen

ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi gereğince

devletin ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme

yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen idari ve hukuki

soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi bu hak ihlalini

gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 55).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

66. Somut olayda başvurucu, oğlunun 2/6/2010 tarihinde

yakalanarak götürüldüğü İstanbul Narkotik Şube Müdürlüğünde gördüğü muamele ile

daha sonrasında aynı olayla ilgili olarak kamu görevlilerince üzerinde kurulan

baskı sonucunda intihara sürüklendiğini ileri sürmektedir.

67. Başvurucunun bu şikâyetleri ile ilgili olarak ceza

yargılamasının yanı sıra idari yargı makamları önünde iki ayrı yargılama

sürecinin yürütüldüğü görülmektedir. Bu süreçlerde de birden çok davanın

açıldığı, bir kısmının sonuçlandığı bir kısmının ise sonuçlanmadan bireysel

başvuruda bulunulduğu görüldüğünden olayla ilgili olarak yürütülen yargı

süreçlerinden hangisinin bireysel başvuru mekanizması açısından esas alınması

gerektiği hususunun belirlenmesi gerekir.

68. Öncelikle başvurucunun iddialarının esas itibarıyla oğlunun

kötü muamele gördüğü ve intiharının bunun yarattığı travmadan kaynaklandığı

iddiaları etrafında formüle edildiği anlaşılmaktadır. Bu iddialar yönünden

ilgili olan yargılama sürecinin başvurucunun oğlunun ölümü ile ilgili olarak

Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/29412 Soruşturma sayılı dosyası üzerinden

yürüttüğü ve 5/1/2011 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına dair kararla

sonuçlanan süreç olduğu anlaşılmaktadır. Anılan karar, Beyoğlu 4. Ağır Ceza

Mahkemesinin yapılan itirazın reddine dair 9/3/2011 tarihli kararı ile

sonuçlanmış ve kesinleşmiştir.

69. Başvurucunun şikâyetleri ile doğrudan ilişkili görülen diğer

dosyanın aynı soruşturma dosyasından tefrik edilerek 2010/32888 soruşturma

sayısı ile işlem gören, 16/7/2010 tarihli karar ile yetkisizlik gerekçesiyle

Fatih Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen, Narkotik Şube Müdürlüğünde görevli

polis memurlarının işkence, intihara sebebiyet verme suçundan soruşturulmasına

ilişkin dosyanın olduğu görülmektedir. Bu dosyada Fatih Cumhuriyet Savcılığı

2/5/2011 tarihinde, anılan suçlar yönünden kovuşturmaya yer olmadığına karar

vermiş; karara karşı yapılan itirazı inceleyen Bakırköy 13. Ağır Ceza

Mahkemesinin 26/12/2011 tarihli itirazın reddine dair kararı ile bu süreç de

kesinleşmiştir. Akabinde başvurucu, işbu başvuruda ileri sürdüğü iddialarla AİHM'e bireysel başvuruda bulunmuştur.

70. Yukarıda yer verilen ve başvurucunun iddiaları ile doğrudan

ilgili olduğu görülen her iki ceza yargılaması sürecinin Anayasa Mahkemesinin

zaman bakımından yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden önce sonuçlandığı

görülmektedir.

71. Bu durumda başvuruya esas alınan, olaya karıştıkları ileri

sürülen kamu görevlileri hakkında yapılan disiplin soruşturması sonucunda

verilen kararların iptali için idari yargı mercileri önünde açılan davaların

başvuruya konu şikâyetler yönünden etkili bir kanun yolu olup olmadığının

değerlendirilmesi gerekmektedir.

72. Başvurucunun oğluna yönelik kötü muamele iddiaları yönünden

İstanbul 8. İdare Mahkemesinin kamu görevlileri hakkında yürütülen

soruşturmanın eksik olduğu gerekçesiyle disiplin cezalarını iptal ettiği 27/3/2013

tarihli kararında, davalı idarenin başvurucu ve eşinin dava ehliyetinin

bulunmadığı yönündeki itirazlarını Sözleşme'nin etkili başvuru hakkını

düzenleyen 13. maddesine gönderme yaparak disiplin soruşturmasına konu

eylemlerin başvurucunun oğluna yönelik eylemler olduğu, dolayısıyla

başvurucunun ve eşinin menfaatini ilgilendirdiği, işlemin oğullarının ölümü

olayı ile ilgili olarak etkili bir resmî soruşturmanın yapılmasına yönelik

taleplerinden kaynaklandığı gerekçesiyle reddederek işin esasını incelediği

görülmektedir.

73. Yukarıdaki gerekçenin başvurucu iddiaları ile karışlaştırıldığında İstanbul 8. İdare Mahkemesinin

önündeki davayı, başvurucunun bu başvuruda ileri sürdüğü iddialarla ilgili

etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasının sağlanmasına yönelik taleplerinden

kaynaklanan bir dava olarak nitelediği anlaşılmakla birlikte anılan davanın

yaşam hakkının ihlal iddiaları açısından tek başına bireysel başvuruya esas

alınabilecek, tüketilmesi gereken etkili bir yargı yolu olup olmadığı hususunun

ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir.

74. Bu açıdan bakıldığında anılan Mahkemenin kolluk görevlileri

hakkında disiplin yönünden tesis edilen işlemi, işleme esas teşkil eden

soruşturmanın davacıların şikâyetine yol açan, kolluk görevlilerine atfedilen

eylemleri tespit etmekten uzak, yeterli, yetkin ve etkili bir soruşturma

olmadığı gerekçesi ile iptal ettiği dikkat çekmektedir.

75. Anılan gerekçenin disiplin soruşturmalarını idarenin iç

işleyişinin bir parçası olarak görmenin ötesinde başvurucunun oğlunun yaşamını

sonlandırmasına yol açtığını iddia ettiği kötü muamele ile ilgili savlarının

etkili bir şekilde incelenebileceği bir kanun yolu olarak kabul ettiği açıktır.

Bu yaklaşımın idari yargı organları nezdinde yerleşik bir yaklaşım olarak

değerlendirilebildiği noktada -ceza yargılaması yanında- bu tür eylemleri

gerçekleştiren kamu görevlilerine karşı yürütülen disiplin işlemlerinin iptali

için öngörülen idari yargı yolunun da kamu görevlileri eliyle gerçekleştirilen

kötü muamelelerle bağlantılı şikâyetlere ilişkin bireysel başvurulara esas

teşkil edebilecek kanun yolu olarak kabul edilmesi gerekir.

76. Bu açıdan değerlendirildiğinde disiplin soruşturmalarının

ardından eylemi gerçekleştiren kamu görevlileri hakkında verilen disiplin

cezalarına ilişkin işlemlere karşı müştekinin dava ehliyetinin olmadığı

yönündeki kararların Danıştay Beşinci Dairesinin yerleşik içtihadını yansıttığı

tespit edilmektedir. Bu bağlamda Daire, bir polis memurunun şikâyet ettiği

amirleri hakkında ceza tayinine mahal olmadığı yönünde tesis edilen işleme

karşı açtığı davanın ehliyet yönünden reddine dair ilk derece mahkemesinin

kararını onadığı görülmektedir (Danıştay Beşinci Daire, E.2016/24863,

K.2018/3884 sayılı, 22/1/2018 tarihli karar).

77. Aynı Daire 16/1/2018 tarihli kararıyla davacının bazı kamu

görevlileri hakkında yaptığı şikâyet sonucunda disiplin soruşturması açılmaması

yönündeki Emniyet Genel Müdürlüğü işleminin iptali için açtığı davada, dava

ehliyetinin olmadığına dair ilk derece mahkemesi kararını da onamıştır

(Danıştay Beşinci Daire, 16/1/2018 tarihli ve E.2016/29537, K.2018/2793 sayılı

kararı).

78. Başvuru konusu olayda ise İstanbul 8.İdare Mahkemesinin

iptal kararı üzerine kararın uygulanmasına yönelik olarak İstanbul İl Polis

Disiplin Kurulunun şüpheli emniyet görevlileri hakkında tesis ettiği işlemin

iptali istemiyle başvurucunun açtığı davada -yukarıda yer verilen yerleşik

içtihada uygun olarak- İstanbul 5. İdare Mahkemesinin 7/1/2014 tarihli davanın

ehliyet yönünden reddine dair karar, Danıştay Onikinci

Dairesinin 9/5/2014 tarihli kararı ile onanmış; kararın düzeltilmesi kanun

yoluna yapılan başvurunun reddinin ardından karar 14/6/2017 tarihinde

kesinleşmiştir.

79. Yukarıda yer verilen tespitler bağlamında kötü muamele

oluşturan eylemlerin faili olduğu ileri sürülen kamu personeli hakkında

yürütülen disiplin soruşturmaları sonucunda ilgililer hakkında disiplin hukuku

yönünden tesis edilen işlemlere karşı açılan iptal davalarının yaşam hakkı ya

da kötü muamele yasağı kapsamındaki şikâyetlerle ilgili bireysel başvurular

yönünden öncelikle ve esaslı olarak tüketilmesi gerekli kanun yolu olmadığı

sonucuna ulaşılmaktadır.

80. Ulaşılan bu sonuç ile bağlantılı olarak bu başvuru

bağlamında Anayasa Mahkemesinin kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu

meydana gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17.

maddesi gereğince etkili ve tüketilmesi gerekli yolun ceza soruşturmaları

olduğu, olaylarla ilgili olarak yürütülen idari ve hukuki soruşturmalar ve

davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesinin bu hak ihlalini gidermek ve

mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli olmadığı yönündeki içtihadından

ayrılmayı gerektiren bir hususun bulunmadığı değerlendirilmiştir.

81. Bu itibarla başvurucunun şikâyetleri yönünden ilgili görülen

ceza yargılama süreçlerinin Anayasa Mahkemesinin 23/9/2012 tarihinde başlayan

yargılama yetkisinin öncesinde kesinleştiği hususuyla birlikte

değerlendirildiğinde kötü muamele iddialarının ilişkili olduğu kamu personeli

hakkındaki disiplin cezalarına karşı açılan iptal davalarından birinde, ilk

derece mahkemesinin kararına karşı yapılan temyiz başvurusu hakkında verilen

karar üzerine yapılan bireysel başvurunun Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisi dışında olduğu sonucuna varılmaktadır.

82. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Yaşam Hakkı ile Bağlantılı Olarak Etkili

Başvuru Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

83. Başvurucu; kolluk görevlileri hakkında işkence, kötü

muamele, cinsel istismar ve resmî evrakta sahtecilik suçu işledikleri

iddialarıyla ilgili olarak yapılan disiplin soruşturması sonucunda verilen

kararın iptali için açılan davada Mahkemenin işlemin iptaline ilişkin kararının

uygulaması bağlamında tesis edilen idari işlemin iptali istemiyle açtıkları

davanın ehliyet yönünden reddedildiğini belirterek nihayetinde oğlunun ölümüne

yol açan kötü muamele iddialarının incelenebileceği etkili bir kanun yolunun

bulunmadığını ileri sürmektedir.

84. Başvuruda esas olarak yaşam hakkının ihlal edildiği

iddiasının öne sürüldüğü, kötü muamele iddialarının da O.Y.C.yi

intihara sürükleyen sürecin bir parçası olarak öngörüldüğü anlaşıldığından

etkili başvuru hakkının ihlal edildiği iddialarının yaşam hakkı ile bağlantılı

olarak incelenmesinin uygun olacağı değerlendirilmiştir.

2. Değerlendirme

85. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin korunması” kenar başlıklı 40. maddesi şöyledir:

“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri

ihlal edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkânının

sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

(3/10/2001

tarihli ve 4709 sayılı Kanun’la eklenen fıkra) Devlet, işlemlerinde, ilgili

kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını ve sürelerini

belirtmek zorundadır.

Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre,

Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu olan ilgili görevliye rücu hakkı

saklıdır.”

86. Anayasa'nın "Yargı

yolu" kenar başlıklı 125. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

"İdare, kendi eylem ve işlemlerinden

doğan zararı ödemekle yükümlüdür."

87. Anayasa'nın "Görev

ve sorumlulukları, disiplin kovuşturulmasında güvence" kenar

başlıklı 129. maddesinin beşinci fıkrası şöyledir:

"Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin

yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları,

kendilerine rücu edilmek kaydıyla ve kanunun gösterdiği şekil ve şartlara uygun

olarak, ancak idare aleyhine açılabilir."

a. Genel İlkeler

88.Etkili başvuru hakkının kullanılabilmesi için temel hak ve

özgürlüklerden birinin ihlal edilmiş olması bir ön koşul değildir. Etkili

başvuru hakkı, Anayasa’ya aykırılığı iddia edilen bir konuda kendisinin zarar

gördüğünü düşünen kişinin hem iddiaları hakkında karar verilmesini hem de

mümkünse zararının giderilmesini sağlamak için hukuki bir yola başvurma hakkını

gerektirmektedir. Başka bir deyişle Anayasa’da düzenlenen temel hak ve

özgürlüklerden birinin ihlal edilmesinden dolayı mağdur olduğunu savunulabilir

düzeyde ileri süren herkes, Anayasa’nın 40. maddesi kapsamında etkili başvuru

hakkına sahiptir. Bir kimsenin Anayasa’da tanınan hak ve özgürlüklerden birinin

ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak olumlu ya da olumsuz karar alabileceği

bir çözüm merciinin bulunmaması durumunda bu hak ihlal edilmiş olacaktır (Cengiz Kahraman ve Kenan Özyürek, B. No:

2013/8137, 20/4/2016, § 73).

89. Etkili başvuru hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarda

öncelikle başvurucunun ihlal edildiğini ileri sürdüğü anayasal bir hak

çerçevesinde tüketilmesi gereken herhangi bir başvuru yolunun bulunup

bulunmadığının, bulunuyorsa bunun uygulamada telafi imkânı sağlayacak nitelikte

olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir (Cengiz

Kahraman ve Kenan Özyürek, § 74).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

90. Somut olayda başvurucu; kamu görevlilerinin eylemlerinden

dolayı haklarında yürütülen disiplin soruşturması sonucunda verilen karara

karşı açtıkları ilk davada mahkemenin işlemin iptaline karar verdiğini, bu

kararın uygulanması kapsamında İstanbul İl Polis Disiplin Kurulu tarafından

tesis edilen 25/6/2013 tarihli ve kolluk görevlileri S.G. ile S.B.nin hizmet içinde resmî sıfatın gerektirdiği saygınlığı

ve güven duygusunu sarsacak eylem ve davranışlarda bulunmak fiilini işledikleri

için altı ay kısa süreli durdurma cezası ile tecziyelerine;H.A.,

S.B., S.G. Y.B., M.O. ve O.Ü.nün ise kötü muamele ve

cinsel istismar fiilini işlediklerini kanıtlayacak somut delil elde

edilemediğinden ceza tayinine mahal olmadığına dair karara karşı açtıkları

davanın ehliyet yokluğu nedeniyle reddine dair karara atıfla şikâyetleri ile

ilgili etkili başvuru yolunun bulunmadığını ileri sürmektedir.

91. Başvuru ile bağlantılı derece mahkemesi dosyalarının

incelenmesinden başvurucunun oğlunun ölümü olayı ile ilgili olarak Cumhuriyet

Savcılığınca resen bir soruşturma başlatıldığı, kolluk görevlilerinin eylemleri

ile sağlık görevlilerinin ihmalinin sonuca katkıda bulunduğu yönündeki

başvurucu iddialarının da bu soruşturma sürecinde ayrıca dikkate alındığı

görülmektedir. Çoklu ihtimal üzerinden yürütülen soruşturma sonucunda ölüm

nedeniyle üçüncü kişilere atfı kabil bir kusur tespit edilememiştir.

92. Bunun dışında Anayasa’nın 129. ve 657 sayılı Kanun’un 13.

maddeleri, genel olarak kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri

kusurlardan dolayı idare aleyhine tazminat davası açılabileceği düzenlemesine

yer vermiş; Yargıtay ve Danıştay içtihatlarıyla başvuru konusu olaydaki gibi

işkence ve kötü muamele fiilleri nedeniyle idare aleyhine tam yargı davası

açılabileceği kabul edilmiştir. Ancak bu yolun başvurucu tarafından

kullanıldığına dair başvuru dosyasına yansıyan herhangi bir verinin bulunmadığı

görülmektedir.

93. Yaşam hakkı kapsamında yapılan inceleme sırasında ihlal

iddiaları yönünden etkili kanun yolunun ceza soruşturması olduğu hususu

açıklanmıştır (bkz. § 80). Öte yandan başvurucunun eylemleri ile oğlunun

intiharına yol açtığını ileri sürdüğü kamu görevlileri hakkında yürütülen

disiplin soruşturması ve takip eden idari yargı yolunun bu tür iddialar

yönünden etkili olup olmadığı hususu yaşam hakkı kapsamında yapılan inceleme

sırasında değerlendirilmiş ve ilk derece mahkemesinin iptal kararının

gerekçesinin idari yargıda yerleşik içtihat ile desteklenmediği sonucuna

ulaşılmıştır (bkz. § 76). Yanı sıra başvurucunun şikâyetleri yönünden tazminat

davası yolunun da başvurucuya açık olduğu tespit edilmiştir (bkz. § 92). Tüm bu

tespitler çerçevesinde başvurucunun kamu görevlileri hakkında yürütülen

disiplin soruşturması nedeniyle idari yargı kolunda açtığı davada ehliyetinin

bulunmadığı yönündeki karardan kaynaklanan ihlal iddiaları hakkında etkili

kanun yolu bulunmadığı şikâyetinin dayanaktan yoksun olduğu sonucuna

ulaşılmıştır.

94. Açıklanan nedenlerle yaşam hakkı ile bağlantılı olarak

etkili başvuru hakkının bulunmadığı iddiasıyla ilgili olarak herhangi bir ihlal

tespit edilmediğinden başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yaşam hakkı ile bağlantılı olarak etkili başvuru hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

14/11/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Melek KARALİ

SAUNDERS

Başvurucu : Mevlüt CAN Vekilleri : Av. Şenal SARIHAN-Av. Oya AYDIN GÖKTAŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/12954, 14 Kasım 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olayla İlgili Ceza Yargısı Süreci
  7. B. Olayla İlgili İdari Yargı Süreci
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Yaşam Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin
  13. B. Yaşam Hakkı ile Bağlantılı Olarak Etkili
  14. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  15. Gökcan
  16. Hakyemez
  17. Saunders
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/12954
Tarih
14 Kasım 2018

İlgili Kararlar

  • Sedef Ünal Başvurusu (B. No: 2015/16581)
  • Gulan Kılıçoğlu Yüzbaşı Başvurusu (B. No: 2014/573)
  • Mehmet Yılmaz Başvurusu (B. No: 2015/8533)
  • Selçuk Özbölük Başvurusu (B. No: 2015/7206)
  • Tahir Ağgün Başvurusu (B. No: 2015/3544)
  • Oğuzhan Mert Kaya Başvurusu (B. No: 2014/6431)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.