İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Muammer Özkoca Başvurusu (B. No: 2016/1567)

1. Başvuru, tam yargı davasında hukuka aykırı karar verilmesi ve

Başvuru No2016/1567Tarih27 Kasım 2019Okuma18 dk · 3.568 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Muammer Özkoca Başvurusu

Karar tarihi
27 Kasım 2019
Başvuru Numarası
2016/1567
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.568 kelime·18 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tam yargı davasında hukuka aykırı karar verilmesi ve

davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesi nedenleriyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 19/1/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirilmesine gerek görülmediğini

belirtmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, İstanbul Defterdarlığında vergi denetmeni olarak

görev yapmaktayken 5/8/2003 tarihli Bakanlık Olur'u ile Tekirdağ'a atanmıştır.

Bu işlemin iptali istemiyle açılan davada İstanbul 4. İdare Mahkemesinin

31/12/2003 tarihli kararı ile işlemin yürütmesinin durdurulmasına ve 9/12/2004

tarihli kararıyla da dava konusu işlemin iptaline karar verilmiş, söz konusu

karar Danıştay Beşinci Dairesinin 11/12/2007 tarihli kararı ile onanmış ve

kararın düzeltilmesi istemi de aynı Dairenin 26/6/2009 tarihli kararı ile

reddedilmiştir.

9. Söz konusu mahkeme kararının uygulanması ile başvurucu

6/4/2004 tarihinde tekrar İstanbul'a atanmış ve ardından bu kez 30/7/2005

tarihli onay ile başvurucunun ataması Eskişehir'e yapılmıştır.

10. Başvurucu 7/9/2005 tarihinde kendi isteğiyle emekli olma

talebinde bulunmuş ve 17/10/2005 tarihinde görevinden ayrılmıştır.

11. Başvurucu; Tekirdağ Defterdarlığına atanmasına yönelik

işlemin mahkeme kararı ile iptal edildiğini, yapılan atama işlemleri

dolayısıyla emekli olmak zorunda bırakıldığını ileri sürerek erken emekli

olması nedeniyle oluşan 50.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi zararının tazmini

istemiyle 27/6/2011 tarihinde dava açmıştır.

12. İstanbul 2. İdare Mahkemesinin (Mahkeme) 31/5/2012 tarihli

kararı ile davanın reddine karar verilmiş, ayrıca 26/9/2011 tarihli ve 659

sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk

Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun Hükmünde Kararname (659 sayılı KHK)

uyarınca reddedilen tazminat miktarları üzerinden hüküm tarihinde yürürlükte

bulunan tarife uyarınca 6.350,00 TL vekâlet ücretinin başvurucudan alınarak

davalı idareye ödenmesine hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinde; idarenin olağan

işleyişi içinde tesis edilen atama işleminin sırf mahkeme kararı ile iptal

edilmesi durumunun tazminat sorumluluğunu doğurmayacağı gibi davacının emekli

olması ile naklen atama işlemi arasında da doğrudan illiyet bağı

kurulamayacağından davacının maddi ve manevi tazminata ilişkin talep ve

gerekçelerinin hukuki dayanağı bulunmadığı ifade edilmiştir.

13. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar Danıştay Beşinci

Dairesinin 11/12/2014 tarihli kararıyla onanmış, karar düzeltme istemi de aynı

Dairenin 1/10/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

14. Nihai karar başvurucuya 22/12/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

15. Başvurucu 19/1/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

16. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakameleri

Kanunu’nun 323. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“(1)

Yargılama giderleri şunlardır:

...

ğ) Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak

vekâlet ücreti.

...”

17. 659 sayılı KHK'nın “Davalardaki

temsilin niteliği ve vekalet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı” kenar

başlıklı 14. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1)

Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalar ile icra dairelerinde

idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat

müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından yapılan takip ve

duruşmalar için, bu davaların idareler lehine neticelenmesi halinde, bunlar

tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde ilgili mevzuata göre

hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine vekalet ücreti takdir

edilir.”

18. 21/12/2011 tarihli ve 28149 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan 2012 yılı Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin

(AAÜT) 10. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Manevi tazminat davalarında

avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden Tarifenin üçüncü kısmına

göre belirlenir.

...

(3) Bu

davaların tamamının reddi durumunda avukatlık ücreti, Tarifenin ikinci kısmının

ikinci bölümüne göre hükmolunur.

(4)

Manevi tazminat davasının, maddi tazminat veya parayla değerlendirilmesi mümkün

diğer taleplerle birlikte açılması durumunda; manevi tazminat açısından vekalet

ücreti ayrı bir kalem olarak hükmedilir."

19. 2012 yılı AAÜT'nin 12. maddesinin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tarifenin

ikinci kısmının ikinci bölümünde gösterilen hukuki yardımların konusu para veya

para ile değerlendirilebiliyor ise avukatlık ücreti, (yedinci maddenin ikinci

fıkrası, dokuzuncu maddenin birinci fıkrasının son cümlesi ile onuncu maddenin

son fıkrası hükümleri saklı kalmak kaydıyla,) Tarifenin üçüncü kısmına göre

belirlenir.”

20. 2012 yılı AAÜT'nin ikinci kısmının

ikinci bölümünün ilgili kısmı şöyledir:

“İdare

ve Vergi Mahkemelerinde takip edilen davalar için

a) Duruşmasız ise 600,00

TL

b) Duruşmalı ise 1.200,00

TL"

21. 2012 yılı AAÜT'nin üçüncü kısmının

ilgili bölümü şöyledir:

“Yargı

Yerleri ile İcra ve İflas Dairelerinde Yapılan ve Konusu Para Olan veya Para

ile Değerlendirilebilen Hukuki Yardımlara Ödenecek Ücret

1. İlk 25.000,00 TL için % 12

2. Sonra gelen 35.000,00

TL için % 11”

V. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Mahkemenin 27/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. 6100 Sayılı Kanun'un

323. Maddesinin 1. Fıkrasının (ğ) Bendi ile 1136 Sayılı Kanun'un 164.

Maddesinin İptal Edilmesi Gerektiğine ve Anayasa'ya Aykırılık İddiasının Temyiz

Mercince Karşılanmadığına İlişkin İddialar

1. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu; 6100 sayılı Kanun'un 323. maddesinin 1.

fıkrasının (ğ) bendi ile 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun

164. maddesinin Anayasa'ya aykırı olduğunu iddia ederek iptalini talep

etmiştir. Başvurucu ayrıca, temyiz dilekçesinin "Temyiz Nedenleri" başlıklı 3.

bölümünün 4. maddesinde avukat vekâlet ücretlerinin hukuki olmadığı ve hususa

dayanak teşkil eden yasa maddelerinin Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasının

mahkemece ciddiye alınmadığını, bu konuda görüş bildirilmediğini ve bu hususa

gerekçede yer verilmediğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

24. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında yasama işlemleri ile düzenleyici idari işlemlerin doğrudan bireysel

başvuru konusu yapılamayacağı düzenlenmiştir. Bir yasama işleminin temel hak ve

özgürlüğün ihlaline neden olması durumunda doğrudan yasama işlemi aleyhine

değil ancak yasama işleminin uygulanması mahiyetindeki işlem, eylem ve

ihmallere karşı bireysel başvuru yapılabilir (Süleyman

Erte, B. No: 2013/469, 16/4/2013, § 17; Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 37).

25. Somut olayda başvurucu, yasama işlemlerinin Anayasa'ya

aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği iddiasıyla bireysel başvuruda

bulunmuştur. Bireysel başvuru kapsamında yasama işlemlerinin doğrudan ve soyut

olarak Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvuru

yapılamaz.

26. Diğer taraftan, bir hükmün Anayasa'ya aykırı olduğu

gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunma hakkı derece mahkemelerine

tanınmış mutlak bir haktır ve taraflarca bu konuda ileri sürülen iddiaları

değerlendirme ve gerekçelendirme yine derece mahkemelerinin yetkisi

dâhilindedir.

27. Başvuru konusu olayda, medeni hak ve yükümlülükler ile

ilgili olmayan ve kanunların Anayasa'ya aykırı olduğu iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvuru talebi hakkında mahkeme kararında gerekçeye yer

verilmediğine yönelik ihlal iddialarının adil yargılanma hakkının kapsamına

girmediği anlaşılmaktadır.

28. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma ve

Geliştirme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu; hakkında tesis edilen atama işlemleri nedeniyle

aile bütünlüğünün bozulduğunu, ailesine karşı görev ve sorumluluklarını yerine

getirmesinin engellendiğini, Tekirdağ'daki görevi sırasında kendisine şehir

dışına çıkma izni verilmediğini, sürgün şeklinde atamalar nedeniyle maddi ve

manevi varlığına zarar verildiğini, davasının haksız olarak reddedildiğini

belirterek Anayasa'nın 17., 23., 36. ve 41. maddelerinde güvence altına alınan

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu sebeple başvurucunun atama işlemleri

nedeniyle çalışma ve aile hayatının olumsuz etkilendiğinden bahisle Anayasa'nın

23., 36. ve 41. maddelerinin ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin mahiyeti

gereği bir bütün olarak Anayasa'nın 17. maddesi yönünden incelenmesi uygun

görülmüştür.

31. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz."

32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "İşkence yasağı" kenar başlıklı

3. maddesi şöyledir:

"Hiç kimseye işkence veya insanlık dışı

ya da aşağılayıcı muamele veya ceza uygulanamaz."

33. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen maddi ve manevi varlığı koruma ve

geliştirme hakkı, Sözleşme'nin 8. maddesi çerçevesinde özel yaşama saygı hakkı

kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel bütünlük hakkı ile

bireyin kendisini gerçekleştirme ve kendisine ilişkin kararlar alabilme hakkına

karşılık gelmektedir (Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 30).

34. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında ise kimseye işkence, eziyet

yapılamayacağı ve kimsenin insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele ve cezaya tabi tutulamayacağı

düzenlenmiş olup hüküm Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamında güvence altına

alınmış olan hukuksal çıkarları kapsamaktadır. Belirtilen düzenlemede yer alan

ifadeler arasında bir yoğunluk farkı bulunmakta olup kişinin maddi ve manevi

varlığının bütünlüğüne en ağır şekilde zarar veren muamelelerin işkence, bu seviyeye varmayan fakat yine

de vücutta zarar ya da yoğun fiziksel veya ruhsal ızdırap

veren insanlık dışı muamelelerin eziyet,

küçük düşürücü ve alçaltıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

veya ceza olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir

Canan, § 22).

35. Ancak bir eylemin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık düzeyine ulaşmış

olması gerekir. Bu asgari eşiğin aşılıp aşılmadığının belirlenmesinde her somut

olayın özellikleri dikkate alınarak bir değerlendirme yapılması esastır. Bu

bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve manevi etkileri ile mağdurun cinsiyeti,

yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem taşımaktadır (Tahir Canan, § 23). Somut olaydaki veriler

ışığında belirtilen ağırlık eşiğinin altında kalan muamele ve eylemlerin ise

diğer haklar kapsamında değerlendirilmesi mümkündür.

36. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadında da başvuru

konusu iddiaların Sözleşme'nin 3. maddesinin güvence kapsamında yer alması için

minimum bir ağırlığa varması gerektiği kabul edilmekte; acımasız, insanlık dışı

veya küçük düşürücü muamele veya cezanın ağır ve kasıt içeren şekli olarak

kabul edilen işkencenin şiddetli acı veya eziyet uygulanması, acının kasıtlı

olarak uygulanması ve bilgi almak, cezalandırmak veya korkutmak gibi amaçlı bir

muameleyi içermesi gerektiği benimsenmektedir. Önceden tasarlanarak saatlerce

uygulanan ve gerçek yaralar, en azından ağır fiziki ve ruhsal acılar çektiren

muameleler ise insanlık dışı muamele olarak değerlendirilmektedir. Küçük

düşürücü muamelenin ise mağdurlarda korku ve aşağılık duygusu oluşturan, küçük

düşürücü ve alçaltıcı nitelikte olan muameleleri ifade ettiği kabul edilmekte

ancak söz konusu muamelenin amacının ilgili kişiyi küçük düşürmek veya

alçaltmak olup olmadığı ve sonuçları itibarıyla mağdurun kişiliğini

Sözleşme'nin 3. maddesi ile uyuşmayan bir olumsuzlukta etkileyip etkilemediği

üzerinde durulmaktadır (Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 34).

37. Yukarıda yer verilen tespitlerden de anlaşılacağı üzere

doğası gereği cezaların veya menfi hareket ve eylemler ile olumsuz hayat

deneyimlerinin kişinin fiziki ve ruhsal değerlerini etkilemesi ve kişide stres,

üzüntü ve sair menfi tezahürlere yol açması, bu etkileri açısından özellikle

küçük düşürücü muamele kavramını çağrıştırması mümkün olmakla birlikte

belirtilen eylemlerin Sözleşme'nin 3. maddesi anlamında işkence, insanlık dışı

veya küçük düşürücü muamele ve bu kavramların Anayasa'nın 17. maddesinde yer

verilen muadilleri olan işkence, eziyet veya haysiyetle bağdaşmayan muamele

veya ceza olarak nitelendirilebilmesi için mağdurun subjektif

niteliklerinin yanı sıra muamelenin uygulanış şekli ve yöntemi ile özellikle

meydana getirdiği fiziksel ve ruhsal etkiler açısından önemli bir ağırlığa

ulaşmış olması gerekmektedir (Işıl Yaykır, § 35).

38. Somut olayda başvurucu, İstanbul Defterdarlığında vergi

denetmeni olarak görev yapmaktayken 5/8/2003 tarihli Bakanlık Olur'u ile

Tekirdağ'a atanmış; bu işleme karşı açtığı davada yürütmenin durdurulmasına

karar verilmesi üzerine 6/4/2004 tarihinde başvurucunun ataması tekrar

İstanbul'a yapılmıştır. Ardından 30/7/2005 tarihli onay ile başvurucunun

ataması bu kez Eskişehir'e yapılmış, başvurucu tarafından bu atama işlemine

karşı herhangi bir dava açılmamış ve 7/9/2005 tarihinde kendi isteğiyle emekli

olma talebinde bulunarak 17/10/2005 tarihinde görevinden ayrılmıştır.

39. Başvurucunun İstanbul'dan Tekirdağ'a atanması işleminin

iptaline yönelik İstanbul 4. İdare Mahkemesinin 9/12/2004 tarihli kararının

gerekçesinde; başvurucunun 1. hizmet bölgesi olan İstanbul'da yedi yıllık

hizmet süresini tamamladığından mevzuat gereğince yer değiştirme suretiyle

atamasının yapılabileceği ancak bu atama işleminde 22/9/2000 tarihli ve 24178

sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren

Maliye Bakanlığı Personelinin Yer Değiştirme Suretiyle Atanmalarına İlişkin

Yönetmelik hükümleri uyarınca dikkate alınması gereken eş durumu mazeretinin

dikkate alınmaması nedeniyle işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı belirtilerek

dava konusu işlemin iptaline karar verilmiştir.

40. Başvuru konusu olaya bakıldığında başvurucu hakkında tesis

edilen işlemin idarenin olağan işleyişi içinde tesis edilmiş bir atama işlemi

olduğu, mahkemece verilen yürütmenin durdurulması kararı üzerine işlemin

geciktirilmeksizin geri alındığı, yaklaşık on altı ay sonra başvurucunun bu kez

Eskişehir'e atandığı ve ardından başvurucunun kendi isteğiyle emekli olduğu

anlaşılmıştır.

41. Dolayısıyla idarenin olağan işleyişi içinde tesis edilmiş ve

mahkemenin yürütmenin durdurulması kararı üzerine geciktirilmeksizin geri

alınmış işlemin başvurucuya etkisinin çalışma ve aile hayatında zarar ortaya

çıkaran boyutta olmadığı ve yaşamına etkisi bakımından çekilmez bir ağırlık ve

yoğunluk derecesine ulaşmadığı değerlendirilmiştir. Ayrıca tam yargı davasını

reddeden Mahkemenin 31/5/2012 tarihli gerekçeli kararında da,

müdahalelerin başvurucunun maddi ve manevi varlığı üzerindeki etkilerinin

tartışıldığı ve derece mahkemesinin gerekçesinin bu yönde ilgili ve yeterli

şekilde oluşturduğu kanaatine varılmıştır.

42. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

43.Başvurucu; vekâlet ücretinin dava gideri olarak takdir

edilmesi nedeniyle hak arama özgürlüğünün kısıtlandığını, yargı yollarının

etkisizleştirildiğini ve işlevsizleştirildiğini belirtmiştir.

2. Değerlendirme

44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun iddiasının adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında

yer alan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

45. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

46. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Hakkın Kapsamı ve

Müdahalenin Varlığı

47. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma hakkına

sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur.

Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil

yargılanma ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin

taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının madde metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.

San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No:2014/13156, 20/4/2017,§

34).

48. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi

ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi

için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.

Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden

yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:

2013/8896, 23/2/2016, § 33).

49. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

50. Başvurucuya konu davada İstanbul 2. İdare Mahkemesi

tarafından başvurucu aleyhine 6.350 TL nispi vekâlet ücretine hükmedilmesinin

başvurucunun mahkemeye erişim hakkına müdahale olduğu açıktır.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

51. Adil yargılanma hakkının görünümlerinden biri olan mahkemeye

erişim hakkı, mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması mümkündür.

Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın

13. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir

(Hüseyin Karaca, B. No:

2015/6160, 19/9/2018, § 38).

52. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

53. Yukarıda anılan müdahale Anayasa'nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa'nın 36. maddesini ihlal

eder.

54. Bu sebeple müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe

dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Feridun Gülmez, B.

No: 2014/11451, 19/7/2017, § 78).

(1)

Kanunilik

55. Somut olayda 659 sayılı KHK'nın 14. maddesinin (1) numaralı

fıkrası uyarınca başvurucu aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmiştir.

Dolayısıyla müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu anlaşılmaktadır.

(2) Meşru Amaç

56. 659 sayılı KHK ile idarenin taraf olduğu davaların idarenin

bünyesinde görev yapan kadrolu hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından takibi

öngörülmüş olup davanın reddi hâlinde idare lehine avukatlık ücretine

hükmedilmesi düzenleme altına alınmıştır (Feridun

Gülmez, § 81).

57. 659 sayılı KHK'nın genel gerekçesinde KHK'nın amacının "hukuk hizmetlerinin, etkili, verimli ve usul

ekonomisine uygun bir şekilde yerine getirilmesini sağlamak"

olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla idare lehine vekâlet ücretine

hükmedilmesinin amacının gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının

azaltılması ve böylece kamu kaynaklarının etkili, verimli ve usul ekonomisine

uygun bir şekilde kullanılmasının sağlanması olduğu ifade edilebilir. Kamu kaynaklarının

etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun bir şekilde kullanılmasının teminine

yönelik düzenleme yapılması da hukuk devleti ilkesinin bir gereği olup bu

sebeple yapılan müdahalenin meşru bir amaca yönelik olduğu anlaşılmıştır (Murat Kara ve diğerleri, B. No: 2014/6042,

9/3/2017, § 70).

(3) Ölçülülük

(a) Genel

İlkeler

58. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması, kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014).

59. Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre

kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme

masraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına

müdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun

talepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler makul görülebilir. Ancak

bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte ve kullanılan aracın

sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile bireyin

hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey

aleyhine katlanılması zor külfetler yüklememiş olması gerekir (Özkan Şen, §§ 61, 62).

60. Bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyan başvurucuların

reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan avukatlık ücretini karşı

tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirli dava koşulları

çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeye başvurmalarını

anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu kapsamda davanın özel koşulları

çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişim hakkının

asgari sınırını teşkil etmektedir (Özkan Şen,

§ 54).

(b)

İlkelerin Olaya Uygulanması

61. Başvuru konusu olayda başvurucu 50.000 TL maddi, 100.000 TL

manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Mahkeme, davayı reddederek başvurucu

aleyhine 6.350 TL vekâlet ücretine hükmetmiştir.

62. Başvurucunun tam yargı (tazminat) davasını açtığı tarih

itibarıyla yürürlükteki usul hükümlerinde, dava dilekçesinde belirtilen talep

konusu miktarın sonradan ıslah yoluyla değiştirilmesini öngören bir düzenleme

bulunmamaktadır.

63. Tazminat alacağının miktarı ancak bilirkişi incelemesi ve

benzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesinde belirlenebilen

bir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hak kazanılan tazminat

miktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veya öngörülmesi mümkün

değildir. Dava açılması aşamasında karşı karşıya kalınan bu belirsizliğin talep

edilen miktarın sonradan düzeltilmesi (ıslah) yoluyla aşılması da değişiklik

yapılmadan önceki hâliyle 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu gereği mümkün olmadığından hak kaybına uğramak istemeyen davacının

tazminat talebine ilişkin miktarı yüksek tutmaktan başka seçeneğinin olmadığı

görülmektedir.

64. Somut olayın koşulları bir bütün hâlinde

değerlendirildiğinde başvurucunun dava açtığı sırada ıslah imkânının olmaması

nedeniyle hak kaybına uğramamak için talebini yüksek tuttuğu ve yargılama sonucunda

davasının reddedilmesi nedeniyle 6.350 TL avukatlık ücretini davalı idareye

ödemek zorunda kaldığı görülmüştür. Böylece ıslah imkânı olmaması nedeniyle

yüksek tazminat talebinde bulunarak açılan davaya ilişkin yargılama sonucunda

başvurucu aleyhine hükmedilen avukatlık ücretinin Anayasa Mahkemesinin emsal

kararlarında belirlediği kriterlere göre ölçülü olmadığı saptandığından

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (benzer yöndeki

kararlar için bkz. Galip Kocuk,

B. No: 2014/5639, 24/6/2015; Metin Taşdemir,

B. No: 2014/6991, 26/2/2015; Lütfi Karaca,

B. No: 2013/6808, 4/2/2016).

65. Açıklanan gerekçelerle başvuruya konu müdahale ölçülü

olmadığından başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

D. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

66. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

67. Başvurucu, uğradığı zararların tazminini ve yargılamanın

yenilenmesine karar verilmesini istemiştir.

68. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

69. Başvuru konusu olayda tespit edilen ihlalin sonuçlarının

ortadan kaldırılması bakımından yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmadığından salt ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında takdiren başvurucuya 5.150 TL tazminat ödenmesine karar verilmesi

gerekir. Başvurucunun diğer taleplerinin reddi gerekir.

70. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. 6100 sayılı Kanun'un 323. maddesinin 1. fıkrasının (ğ)

bendi ile 1136 sayılı Kanun'un 164. maddesinin iptal edilmesi gerektiğine ve

Anayasa'ya aykırılık iddiasının Temyiz Mercince

karşılanmadığına ilişkin iddiaların konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 5.150 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, diğer taleplerin

REDDİNE,

D. 239,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 2. İdare

Mahkemesine (E.2011/1363, K.2012/1003) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

27/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Engin

YILDIRIM

Celal Mümtaz

AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Raportör

:

Selçuk KILIÇ

Başvurucu

:

Muammer

ÖZKOCA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/1567, 27 Kasım 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. Tl
  8. Tl"
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. 6100 Sayılı Kanun'un
  11. B. Kişinin Maddi ve Manevi Varlığını Koruma ve
  12. C. Mahkemeye Erişim Hakkının İhlal Edildiğine
  13. D. 6216 Sayılı Kanun'un
  14. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  15. D. 239,50 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA
  16. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  17. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. Kömürcü
  19. Yıldırım
  20. Akıncı
  21. Özkoca
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/1567
Tarih
27 Kasım 2019

İlgili Kararlar

  • Gökhan Koca Başvurusu (B. No: 2016/21870)
  • H.ç. Başvurusu (B. No: 2018/5227)
  • Gülhan Dursun Başvurusu (B. No: 2016/9312)
  • Abdurrahman Yemiş Başvurusu (B. No: 2017/29347)
  • C.a. Başvurusu (B. No: 2016/14463)
  • İsmail Çıtak Başvurusu (B. No: 2016/78629)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.