İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Muhammed Sabih Demir Başvurusu (B. No: 2014/2159)

1. Başvurucu, tutukluluğun

Başvuru No2014/2159Tarih16 Ekim 2014Okuma18 dk · 3.560 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Muhammed Sabih Demir Başvurusu

Karar tarihi
16 Ekim 2014
Başvuru Numarası
2014/2159
R.G. Tarih-Sayı
10/1/2015-29232
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.560 kelime·18 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, tutukluluğun

Kanun’da öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle hukuka aykırı hale geldiğini, ayrıca

makul süreyi aştığını ileri sürerek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 11/2/2014 tarihinde

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, 25/4/2014 tarihinde başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 33.

maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından

27/6/2014 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmesine karar verilmiştir

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 27/6/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet

Bakanlığı, 30/6/2014 tarihli yazısı ile başvuruya ilişkin olarak görüş sunulmayacağını

bildirmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 18/9/2008 tarihinde

gözaltına alınmış, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/9/2008 tarih ve

2008/91 Sorgu sayılı kararıyla “suç işlemek

amacıyla kurulan örgüte üye olma ve yağma” suçlarını işlediğinden bahisle

tutuklanmıştır.

8. İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığınca düzenlenen 27/1/2009 tarih ve E.2009/100 sayılı iddianame ile

başvurucu ve diğer şüpheliler hakkında "suç

işlemek için örgüt kurmak, bu örgüte üye olmak, silahlı yağma, örgüt faaliyeti

çerçevesinde uyuşturucu madde ticareti yapmak, hırsızlık, 6136 sayılı Kanuna

muhalefet etmek " suçlarını işledikleri iddiasıyla kamu davası

açılmıştır.

9. Davanın görüldüğü İstanbul

10. Ağır Ceza Mahkemesi, 16/12/2013 tarih ve E.2009/47, K.2013/214 sayılı kararıyla

başvurucunun suç işlemek için kurulan örgüte

üye olmak ve 6136 sayılı Kanuna muhalefet etmek suçlarından beraatına, yağma

suçlarından ise toplam 25 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve

tutukluluk hâlinin devamına hükmetmiştir.

10. Bu karar, başvurucunun

yüzüne karşı tefhim edilmiştir.

11. Temyiz üzerine, dosya

Yargıtay’a gönderilmiş olup, dava hâlen temyiz aşamasında derdesttir.

12. Başvurucu 20/12/2013 tarihli

dilekçeyle mahkûmiyet kararı ile birlikte verilen tutukluluğun devamına ilişkin

karara itiraz etmiş, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi 6/1/2014 tarih ve

E.2009/47 sayılı ara karar ile söz konusu kararda usul ve yasaya aykırılık

bulunmadığı gerekçesiyle itirazı merciye göndermiş,

İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi 10/1/2014 tarih ve 2014/39 Değişik İş sayılı

kararı ile başvurucunun itirazını reddetmiştir.

13. Bu karar, başvurucuya

11/2/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu, 11/2/2014

tarihinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. UYAP sisteminde başvurucu

ile ilgili olarak yapılan araştırmada hakkında kesinleşmiş ve infaz edilmiş

başkaca mahkûmiyet ilamları tespit edilmekle, başvurucunun İstanbul 10. Ağır

Ceza Mahkemesinin E.2009/47 sayılı dosyasında tutuklu kaldığı sürenin tespiti

amacıyla Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına yazılan yazıya verilen 22/7/2014

tarihli yazı cevabı ekindeki belgede; “Muhammed

Sabih DEMİR'in Silahla

Yağma/Birden Fazla Kişi Tarafından Birlikte Yağma/ Suç Örgütüne Yarar Sağlamak

Maksadıyla Yağma/Suç İşlemek Amacıyla Kurulan Örgüte Üye Olma suçundan

İstanbul(Kapatılan) 13. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. Madde İle Görevli)'nin 22/09/2008 tarih ve 2008/773 sayılı tevkif müzekkeresi

ile tutuklandığı ve tutuklu kaldığı süreler içerisinde başka kesinleşmiş

cezalara ait ilamları infaz ettiği anlaşılmış olup, İstanbul(Kapatılan) 13.

Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. Madde İle Görevli)'nin

22/09/2008 tarih ve 2008/773 sayılı tevkif müzekkeresini 22/09/2008-07/09/2009,07/09/2009-22/05/2013,21/01/2014-24/04/2014

tarihleri arası infaz etmiş olduğu ve 27/04/2014 tarihinden itibaren halen

İstanbul(Kapatılan) 13. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK 250. Madde İle Görevli)'nin 22/09/2008 tarih ve 2008/773 sayılı tevkif

müzekkeresini infaz ettiği” belirtilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

16. 4/12/2004 tarih ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 8. ve 9. maddeleri şöyledir:

“Bağlantı kavramı

Madde 8 – (1) Bir kişi, birden fazla suçtan sanık olur veya

bir suçta her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa bağlantı var

sayılır.

(2) Suçun işlenmesinden sonra suçluyu kayırma, suç

delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme fiilleri de bağlantılı suç

sayılır.

Davaların birleştirilerek açılması

Madde 9 – (1) Bağlantılı suçlardan her biri değişik

mahkemelerin görevine giriyorsa, bunlar hakkında birleştirilmek suretiyle

yüksek görevli mahkemede dava açılabilir.”

17. Aynı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk

süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi gösterilerek

uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

18. Anılan Kanun’un 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli

veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”

19. 26/9/2004 tarihli 5237

sayılı Türk Ceza Kanunun 149. Maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Yağma suçunun;

a) Silahla,

b) Kişinin kendisini

tanınmayacak bir hale koyması suretiyle,

c) Birden fazla kişi tarafından birlikte,

d) (Değişik: 18/6/2014-6545/64 md.) Yol kesmek

suretiyle ya da konutta, işyerinde veya bunların eklentilerinde,

e) Beden veya ruh bakımından kendisini savunamayacak durumda bulunan kişiye karşı,

f) Var olan veya

var sayılan suç örgütlerinin oluşturdukları korkutucu güçten yararlanılarak,

g) Suç örgütüne yarar sağlamak maksadıyla,

h) Gece vaktinde,

İşlenmesi halinde,

fail hakkında on yıldan onbeş yıla kadar

hapis cezasına hükmolunur.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 16/10/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 11/2/2014 tarih ve 2014/2159 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu, 22/9/2008

tarihinden beri tutuklu bulunduğunu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi

(Sözleşme), Anayasa ve kanunlara göre uzun tutukluluk halinin hak ihlali olarak

düzenlediğini, CMK’da düzenlenen beş yıllık sürenin

aşılmış olmasının bariz hak ihlali olduğunu ileri sürmüş, tahliyesinin

sağlanması ile 3.000, 00TL. manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

22. Başvurucunun

iddiaları dayanaktan yoksun olmadığı, ayrıca başka bir kabul edilemezlik nedeni

de bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas

İnceleme

23. Başvurucu, tutukluluk

süresinin Kanunda öngörülen azami süreyi aşması nedeniyle kanuni olmadığından

ve uzun bir süredir tutuklu olduğundan şikâyet etmektedir.

24. Anayasa’nın 19. maddesi

şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve

güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi; bir mahkeme kararının veya kanunda

öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak ilgilinin yakalanması veya

tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı veya yetkili merci önüne

çıkarılması için verilen bir kararın yerine getirilmesi; toplum için tehlike

teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde veya alkol tutkunu, bir serseri

veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı

için kanunda belirtilen esaslara uygun olarak alınan tedbirin yerine

getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek isteyen veya giren, ya da

hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı verilen bir kişinin

yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden yoksun

bırakılamaz.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak

kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hallerde hakim kararıyla

tutuklanabilir. Hakim kararı olmadan yakalama, ancak

suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde yapılabilir; bunun

şartlarını kanun gösterir.

Yakalanan veya tutuklanan kişilere, yakalama veya tutuklama

sebepleri ve haklarındaki iddialar herhalde yazılı ve bunun hemen mümkün

olmaması halinde sözlü olarak derhal, toplu suçlarda en geç hakim

huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilir.

Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma yerine en yakın

mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırk sekiz saat ve toplu

olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hakim

önüne çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hakim

kararı olmaksızın hürriyetinden yoksun bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal, sıkıyönetim ve savaş hallerinde uzatılabilir.

Kişinin yakalandığı veya tutuklandığı, yakınlarına derhal

bildirilir.

Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.

Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını

veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.

Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa

sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı

halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı

merciine başvurma hakkına sahiptir.

Bu esaslar dışında bir işleme tabi tutulan kişilerin

uğradıkları zarar, tazminat hukukunun genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.”

25. Başvurucunun azami

tutukluluk süresinin aşıldığına ilişkin şikâyetinin Anayasa’nın 19. maddesinin

üçüncü, tutukluluk süresinin makullüğü ile ilgili şikâyetinin ise yedinci

fıkrası açısından değerlendirilmesi gerekir.

a. Anayasa’nın

19. Maddesinin Üçüncü Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası

26. Başvurucu, öncelikle,

Kanun’daki azami tutukluluk süresinin aşılması nedeniyle tutulmasının hukuka

aykırı olduğunu iddia etmiştir.

27. Anayasa’nın 19. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu

ilke olarak konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları

kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği

durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik

hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen

durumlardan herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir (B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 42).

28. Anayasa’nın “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlanması”

başlıklı 13. maddesinde temel hak ve hürriyetlerin, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabileceği, bu sınırlamaların, Anayasa’nın sözüne ve

ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı hükme bağlanmıştır. Anayasa’nın 19.

maddesindeki kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının sınırlanabileceği durumların

şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesindeki

temel hak ve hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğine dair kural ile

uyumludur (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 43).

29. Kişi hürriyeti ve

güvenliğine ilişkin sınırlamaların, kanunda belirtilen esas ve usule

uygunluğunu sağlama yükümlülüğü ilke olarak idari organlara ve derece

mahkemelerine aittir. İdare organları ve mahkemeler esas ve usule ilişkin hukuk

kurallarına uymakla yükümlüdürler. Anayasa’nın 19. maddesinin amacı bireyi

keyfi bir şekilde özgürlüğünden alıkoymaya karşı korumak olup, maddede

öngörülen istisnai hâllerde kişi özgürlüğüne getirilecek sınırlamaların

maddenin amacına uygun olması ve keyfi uygulamaya yol açmaması gerekir. Bu

nedenle Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan hürriyetten

yoksun bırakmanın şekil ve şartlarının kanunda gösterilmesi kuralı gereğince,

başvurucunun tutukluluk durumunun “kanuni”

dayanağının bulunup bulunmadığının, kanunun özgürlükten yoksun kılmaya izin

verdiği hâllerde ise, hukuk devleti ilkesi gereği, keyfiliği önlemek için,

uygulanmasında yeterli ölçüde erişilebilir, kesin ve öngörülebilir olup

olmadığının Anayasa Mahkemesince incelenmesi gerekir (B. No: 2012/1137,

2/7/2013, § 44).

30. Tutukluluk, 5271 sayılı

Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi

ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren

olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir. Maddede

tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre, (a) şüpheli

veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut

olgular varsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1) delilleri yok etme,

gizleme veya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa

tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli

şüphe bulunması halinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar bir liste

halinde belirtilmiştir.

31. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında, ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde tutukluluk süresinin en çok iki yıl olduğu ve bu sürenin zorunlu

hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabileceği, ancak uzatma süresinin toplam

üç yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Buna göre uzatma süreleri dâhil toplam

tutukluluk süresinin azami beş yıl olabileceği anlaşılmaktadır.

32. Tutukluluk süresinin hesabında

ilk derece mahkemesi önünde yargılama aşamasında geçen sürelerin dikkate alınması

gerekir. Zira kişi yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla

mahkûm edilmişse, bu kişinin hukuki durumu “bir

suç isnadına bağlı olarak tutuklu” olma kapsamından çıkmakta ve

tutmanın nedeni ilk derece mahkemesince verilen “hükme bağlı olarak tutma” haline dönüşmektedir. Bu bakımdan

temyiz aşamasında geçen süreler tutukluluk süresinin değerlendirmesinde göz önünde

bulundurulamaz (B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 41).

33. Başvurucu, İstanbul 10. Ağır

Ceza Mahkemesinin E.2009/47 sayılı dosyasında tutukluluğu devam etmekte iken, İstanbul

46. Asliye Ceza Mahkemesinin E.2008/35, K.2009/183 sayılı ilamı ile 1 yıl 8 ay

hapis, 375,00 TL. adli para cezası ve Bakırköy 9. Asliye Ceza Mahkemesinin

E.2012/664, K. 2012/716 sayılı ilamı ile 10 ay 25 gün ve 5 ay hapis cezalarını

infaz etmiştir. Başvuruya konu İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 22/9/2008

tarih ve 2008/91 sorgu sayılı tutuklama müzekkeresinin, 22/09/2008-22/5/2013,

21/1/2014-24/4/2014 tarihleri arası ve 27/4/2014 tarihinden itibaren infaz

edildiği görülmektedir (Bkz.§ 15)

34. Bu aşamada, bireysel başvuruya

konu yargılaması devam eden başvurucunun diğer yargılamaları neticesinde aldığı

cezaları nedeniyle özgürlüğünden mahrum kaldığı sürelerin başvuruya konu yargılamadaki

tutukluluk süresinden indirilip indirilemeyeceğinin tespiti gerekir.

35. Bir kişinin hukuki durumu,

yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm edilmesi üzerine

“bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu”

olma kapsamından çıkmakta ve tutmanın nedeni “ilk

derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak tutma” haline dönüşmektedir.

36. Başvuru konusu yargılama

kapsamında 18/9/2008 tarihinde gözaltına alınan, 22/9/2008 tarihinde ise

tutuklanan başvurucu, işlediği üç ayrı suçtan dolayı hakkında verilen hükümler

nedeniyle toplam 1 yıl 23 ay 25 gün hapis ve 375,00 TL. adli para cezası ile

cezalandırılmış ve bu cezalar başvuru konusu yargılama sırasında tutuklu

bulunduğu süre içerisinde infaz edilmiştir (Bkz: §

33). Başvurucu, gözaltında kaldığı 18/9/2008-22/9/2008 ve tutuklu kaldığı

22/9/2008-22/5/2013 tarihleri arasında bir “suç

isnadına bağlı olarak”, 23/5/2013-21/1/2014 tarihleri arasındaki sürede

ise “ilk derece mahkemesince verilen mahkûmiyet

hükmü”nün

infazı anlamında özgürlüğünden mahrum bırakılmıştır. Somut olayda başvurucunun

tutuklu bulunduğu sırada infaz edilen bu hükümler çerçevesinde görevli ve

yetkili mahkemeler tarafından verilip kesinleşmiş mahkûmiyet kararlarına

istinaden özgürlüğünden mahrum bırakıldığı anlaşılmıştır.

37. Bu çerçevede başvuru konusu

yargılaması devam ettiği sırada, başvurucunun 18/9/2008 tarihinde başlayan

tutulma hali, başka derece mahkemelerince verilen iki farklı kararın infaz

edildiği dönemlerde kesintiye uğramıştır. Bir tutukluluk kararı ile mahkûmiyet

kararının kesişmesi durumunda, mahkûmiyet kapsamında infaz edilen cezalara ilişkin

süreler toplam tutukluluk süresinin hesabına dâhil edilmez (B. No: 2012/348,

4/12/2013, § 49).

38. Buna göre, başvurucunun başvuru

konusu yargılama kapsamında “suç isnadına bağlı

olarak” tutulma süresi, 18/9/2008 tarihinde gözaltına alınması ile

başlamış ilk derece mahkemesinin 16/12/2013 tarihli kararı ile sona ermiştir.

Bu süre toplam olarak 5 yıl 2 ay 28 gündür. Ancak bu süre zarfında başvurucunun

kesinleşmiş başka cezaları nedeniyle toplam 6 ay 23 gün hapis yattığı anlaşılmıştır.

Bu durumda başvurucunun toplam tutukluluk süresi 4 yıl 8 ay 5 gündür.

39. Başvurucunun, “bir suç

isnadına bağlı olarak” tutulduğu

süre ilk derece mahkemesinin kararını verdiği 16/12/2013 tarihi itibarıyla 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında öngörülen beş yıllık azami süreyi aşmamıştır.

40. Açıklanan gerekçelerle, başvuru

kapsamında “Kanun’da öngörülen azami tutukluluk süresinin

aşılması” iddiasına

ilişkin olarak Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

b. Anayasa’nın

19. Maddesinin Yedinci Fıkrasının İhlal Edildiği İddiası

41. Başvurucu tutukluluk

süresinin uzunluğundan da şikâyet etmiştir.

42. Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin,

yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında

serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.

43. Tutukluluk süresinin makul

olup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün

değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olup

olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19.

maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha

ağır basan gerçek bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı bulunabilir

(B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 61).

44. Bir davada tutukluluğun

belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin

görevidir. Bu amaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm

olayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma

taleplerine ilişkin kararlarında bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir (B.

No: 2012/1137, 2/7/2013, § 62).

45. Tutuklama tedbirine

kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bu

kişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek

maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri

belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de

bu süre geçtikten sonra, uzatmaya ilişkin kararlarda

tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte

gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili”

ve “yeterli” görüldüğü takdirde,

yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın

karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi

faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır.

Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı

konusunda bir sonuca ulaşılabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 63).

46. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde

esas olarak, serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine

bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz

başvurularında sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterince

gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne alınmalıdır (B. No: 2012/1137,

2/7/2013, § 64).

47. Öte yandan hukuka uygun

olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve

tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye

kadar tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekir (B. No: 2012/1137,

2/7/2013, § 65).

48. Makul sürenin

hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına

alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama

tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk

derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, §

66).

49. Somut olayda başvurucu

18/9/2008 tarihinde gözaltına alınmış, 22/9/2008 tarihinde ise tutuklanmış ve

İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 16/12/2013 tarihli kararı ile hapis ve adli

para cezası ile cezalandırılmıştır. Buna göre başvurucu yaklaşık 4 yıl 8 ay 5

gün boyunca bir suç isnadına bağlı olarak özgürlüğünden mahrum kalmıştır (Bkz: § 38).

50. Somut olayda İstanbul 10.

Ağır Ceza Mahkemesinin 13/4/2011 tarihli tensip zaptında “tutuklu sanıklar … ve Muhammed Sabih

Demir’in üzerlerine atılı suçun niteliği, mevcut delil durumu, tutuklulukta

geçen süreleri, henüz sorgularının yapılmamış olması ve CMK.nun

100 maddesindeki şartların devam etmesi” gerekçesiyle, 25/3/2009,

22/4/2009, 22/5/2009, 8/7/2009, 5/8/2009, 4/9/2009, 2/10/2009, 20/11/2009,

18/12/20091, 15/1/2010, 12/2/2010, 2/4/2010, 30/4/2010, 28/5/2010, 21/7/2010,

20/8/2010, 17/9/2010, 15/10/2010, 12/11/2010, 29/12/2010 tarihlerinde dosya

üzerinde yapılan inceleme sonucu verilen kararlarda “tutuklu sanıklar … ve Muhammed Sabih Demir’in

üzerlerine atılı suçu işledikleri hususunda kuvvetli suç şüphesini gösteren

olguların bulunması, suçun niteliği, delil durumu, tutuklu kaldıkları süreler

ve CMK.nun 100 maddesindeki şartlar göz önüne

alınarak” gerekçesiyle, 25/2/2011, 25/3/2011, 22/4/2011, 10/6/2011,

4/11/2011, 02/12/2011, 28/12/2011, 27/1/2012, 14/3/2012, 13/4/2012, 11/5/2012,

13/6/2012 tarihlerinde dosya üzerinde yapılan incelemelerde “tutuklu sanıklar … ve Muhammed Sabih

Demir’in üzerlerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu ve

tutuklulukta geçen sürelere nazaran CMK.nun 100

maddesindeki şartlarda göz önüne alınarak” gerekçesiyle, 13/7/2012

ve 10/8/2012 tarihli kararlarla “ sanıkların

üzerlerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, müşteki beyanları, teşhis tutunakları, sanıkların üzerlerine atılı suçların ve

sayısı, mevcut delil durumu ve tutuklulukta geçen sürelere nazaran CMK.nun 100 maddesindeki şartlar da göz önüne alınarak”

gerekçesiyle, 4/10/2012, 5/11/2012, 13/12/2012, 11/1/2013, 6/3/2013, 30/4/2013,

30/5/2013, 10/78/2013, 5/9/2013 ve 29/11/2013 tarihli kararlarla “ tutuklu sanıklar … ın

üzerlerine atılı suçu işledikleri hususunda olay ve yakalama tutanakları,

müşteki ifade ve teşhisleri, kamera kayıtları, iletişimin tespitine dair tutunak içerikleri ve tüm dosya kapsamına göre kuvvetli suç

şüphesini gösteren olgular bulunması, suçların niteliği, delil durumu, atılı

suçların CMK. 100/3 maddesinde sayılan katolog

suçlardan sayılması, tutuklama tarihleri ve CMK 100 maddesindeki şartların

devam etmesine binaen” gerekçesiyle başvurucunun tutukluluk halinin

devamına karar vermiştir.

51. Başvurucu, 31/10/2013

tarihli celsede 5 yıllık tutukluluk süresinin dolduğunu belirterek tahliye

talebinde bulunmuştur. Mahkeme, “sanıklar …

üzerlerine atılı suçu işledikleri hususunda olay ve yakalama tutunakları, müşteki ifade ve teşhisleri, kamera kayıtları,

iletişimin tespitine dair tutanak içerikleri ve tüm dosya kapsamına göre

kuvvetli suç şüphesini gösteren olguların bulunması, suçların niteliği, delil

durumu, atılı suçların CMK 100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan

sayılması, tutuklama tarihleri ve CMK 100 maddesindeki şartların devam etmesine

binaen tutukluluk hallerinin devamına” karar vermiştir. Mahkeme,

16/12/2013 tarihli celsede ise başvurucunun suç

işlemek için kurulan örgüte üye olmak ve 6136 sayılı Kanuna muhalefet etmek

suçlarından beraatine, yağma suçlarından

ise toplam 25 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve “sanıklar hakkında hükmolunan ceza miktarları ve

tutuklu kaldıkları süreler dikkate alınarak tutukluluk hallerinin devamına”

karar vermiştir.

52. Başvurucu 20/12/2013 tarihli

dilekçeyle mahkûmiyet kararı ile birlikte verilen tutukluluğun devamına ilişkin

karara uzun tutukluluk şikayetiyle itiraz etmiş, İstanbul 10. Ağır Ceza

Mahkemesi 6/1/2014 tarih ve E.2009/47 sayılı ara karar ile söz konusu kararda

usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle itirazı merciye

göndermiş, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi 10/1/2014 tarih ve 2014/39 Değişik

İş sayılı kararı ile “atılı suçun vasıf ve

mahiyeti, gerektirdiği ceza miktarı, kuvvetli suç şüphesinin bulunması, mevcut

delil durumu ve tutuklulukta geçirdiği süre göz önüne alınarak mahkemesince

verilen tutukluluk halinin devamına dair kararda herhangi bir isabetsizlik

bulunmadığı" gerekçesiyle başvurucunun itirazını reddetmiştir.Ret kararı 11/2/2014 tarihinde başvurucuya

tebliğ edilmiştir.

53. Dava toplam 16 sanık

hakkında çok sayıda suç isnadına dayalı olarak görülmüştür. Yargılama boyunca

21 duruşma yapılmıştır. Bu itibarla davanın nispeten karmaşık olduğu

söylenebilir.

54. Ancak, kuvvetli suç şüphesi

ile birlikte devamını gösteren haklı nedenlerin gösterilmesi şartıyla

soruşturma veya kovuşturmanın tutuklu sürdürülmesi mümkün olabilir. Somut

olayda, derece mahkemelerince verilen tutukluluğun devamı ve tutukluluğa

itirazın reddine dair kararların gerekçeleri incelendiğinde, bu gerekçelerin

tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve tutulmanın meşruluğunu haklı

gösterecek özen ve içerikte olmadığı ve aynı hususların tekrarı niteliğinde

olduğu görülmektedir. Somut olaydaki tutukluluk halinin devamına ilişkin bu

gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu söylenemez. İlgili ve yeterli olmayan

gerekçelere dayanılarak başvurucunun özgürlüğünden mahrum bırakıldığı dikkate

alındığında söz konusu tutukluluk süresi makul olarak değerlendirilemez.

55. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun “tutukluluk süresinin makul

olmadığı” yönündeki şikâyeti yönünden Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması

56. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas

inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş; ancak

yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

57. Başvuruda Anayasa'nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu,

3.000,00 TL tazminat talebinde bulunmuştur. Başvurucunun

özgürlük ve güvenlik hakkına yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlal

tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararı karşılığında somut olayın

özellikleri ve başvurucunun talebi de dikkate alarak başvurucuya takdiren net 3.000,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

58. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun,

1. “Kanun’da öngörülen azami

tutukluluk süresinin aşılması” iddiasına ilişkin olarak Anayasa'nın

19. maddesinin üçüncü fıkrasının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

2. “Tutukluluğun makul süreyi

aşmış olması” nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 3.000,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca

tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

F. Kararın bir örneğinin yargılamayı yapan İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesine gönderilmesine,

16/10/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Engin YILDIRIM

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Şükrü DURMUŞ Başvurucu : Muhammed Sabih DEMİR Vekili : Av. Mehmet Sami SELÇUK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/2159, 16 Ekim 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun
  13. B. Değerlendirme
  14. D. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca
  15. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/2159
Tarih
16 Ekim 2014

İlgili Kararlar

  • Feridun Kayaköylü Başvurusu (B. No: 2013/4454)
  • Selim Berna Altay Başvurusu (B. No: 2013/8397)
  • Abdullah Sabri Kocaman Başvurusu (B. No: 2013/4030)
  • Serkan Madsar Başvurusu (B. No: 2012/751)
  • Halim Yıldırım Başvurusu (B. No: 2013/1401)
  • İlyas Ayırkan Başvurusu (B. No: 2013/9714)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.