İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Baldır Başvurusu (B. No: 2016/29354)

1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi

Başvuru No2016/29354Tarih4 Nisan 2018Okuma42 dk · 8.410 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mustafa Baldır Başvurusu

Karar tarihi
4 Nisan 2018
Başvuru Numarası
2016/29354
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.410 kelime·42 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının, hukuka aykırı bir şekilde kamu görevinden

çıkarma nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/9/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir.

7. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Türkiye, 15 Temmuz 2016 gecesi askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiştir. Kamu makamları, soruşturma mercileri ve

yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında

Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet

Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu

değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve

diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından, darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar

yürütülmüş ve çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri

uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 51; Mehmet Hasan Altan (2)

[GK], B. No: 2016/23672, 11/01/2018, § 12).

11. Bu bağlamda, Nazilli Vergi Dairesinde veri hazırlama kontrol

işletmeni (memur) olarak görev yapmakta olan başvurucu, Nazilli Cumhuriyet

Başsavcılığınca FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan yürütülen bir soruşturma

kapsamında 25/7/2016 tarihinde

gözaltına alınmıştır.

12. Nazilli Sulh Ceza Hâkimliğince verilen karar uyarınca

başvurucunun konutunda arama yapılmış; arama sonucunda iki adet cep telefonu,

diz üstü bilgisayar, bir Amerikan doları banknot, üzerinde "Dua

Mecmuası" yazılı (Fetullah Gülen'in yazarı

olduğu) bir kitap da dâhil olmak üzere bazı materyaller bulunmuştur.

13. Başvurucu, gözaltında iken kolluk görevlilerine verdiği

ifadesinde üzerine atılı suçlamaları kabul etmemiş ve "Dua Mecmuası"

isimli kitabın vefat eden babasından kaldığını, bir Amerikan doları banknotun

ise düğünde akrabalarına takmak için aldığı paralardan biri olduğunu

söylemiştir.

14. Nazilli Cumhuriyet Başsavcılığı 26/7/2016 tarihinde -diğer

bir şüpheliyle birlikte- başvurucuyu, silahlı terör örgütü (FETÖ/PDY) üyesi

olma suçundan tutuklanması istemiyle Nazilli Sulh Ceza Hâkimliğine sevk

etmiştir. Talep yazısında

"ikametlerinde yapılan arama neticesinde ele geçirilen suç eşyaları ile

tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde şüphelilerin üzerlerine atılı

suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve

tutuklama nedenlerinin bulunduğu" belirtilmiştir.

15. Başvurucu, sorgu sırasında da suçlamaları kabul etmemiş ve "FETÖ/PDYsilahlı terör

örgütüne hiç bir şekilde üye olmadım, ilgim ve alakam

yoktur. Söz konusu örgüte yakınlığı olan hiç bir kurum

ve kuruluş ile bağlantım yoktur. Söz konusu örgüt ile bağlantısı olduğu

belirtilen Bank Asyada benim eşim ve çocuklarımın

hesabı yoktur ... FETÖ/PDY örgütünehiç bir şekilde

maddi yardım sağlamadım ... Yapılan aramada evimde çıkan dua kitabı bundan 35

yıl öncesine ait olup, bu kitap bana babamdan kalmıştır. Söz konusu kitabın

yazarının Fethullah Gülen olduğunu dahi bilmiyordum.

Söz konusu örgüt kapsamında hiç bir şekilde bağım,

üyeliğim yoktur ... örgütü, övücü hiç bir paylaşımım olmadığı gibi destekleyici

hiç bir girişimde de bulunmadım. ... Evimde yapılan arama neticesinde ele

geçirilen bir adet E 51996821 H SERİSİ 1 Amerikan doları oğlumun düğününden

kalan, düğünde atmak için evimde bulunan paralardan biridir ..." şeklinde

beyanda bulunmuştur.

16. Nazilli Sulh Ceza Hâkimliği 26/7/2016 tarihinde "kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut

olguların bulunduğu, atılısuçun CMK'nun

100/3 fıkrasında sayılan katalog suçlardan oluşu yanısıra

atılı suçun işleniş şekli itibarıyla şüphelilerin kaçacağı, saklanacağı,

delilleri gizleme veya karartma girişiminde bulunacağı hususunda kuvvetli şüphe

oluşturan somut olguların bulunduğu tutuklama tedbirinin orantılı olduğu bu

aşamada adli kontrol kararı ile yetinilemeyeceği" gerekçesiyle

başvurucunun tutuklanmasına karar vermiştir.

17. Başvurucu 29/7/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiş, Aydın 2. Sulh Ceza Hâkimliği 5/8/2016 tarihinde itirazın kesin olarak

reddine karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

"... şüphelilerin üzerlerine atılı suçu

işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin

bulunması, şüphelilerin delilleri karartabilecekleri veyargılamadan

kaçabilecekleri yönünde somut olgularda mevcut olduğundan, tutuklama tedbirinin

ölçülü olduğu, adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı tüm delillerden

anlaşılmakla, Nazilli Sulh Ceza Hakimliğinin takdir ve kararında bir

isabetsizlik görülmediğinden, verilen kararın usul ve yasaya uygun olduğu

anlaşıldığından, itirazların reddine dair ... hüküm kurulmuştur."

18. Nazilli Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine

başvurucunun tutukluluk durumunu değerlendiren Nazilli Sulh Ceza Hâkimliği

24/8/2016 tarihinde tutukluluğun devamına karar vermiştir. Başvurucu 5/9/2016

tarihinde anılan karara itiraz etmiş, Aydın 2. Sulh Ceza Hâkimliği 20/9/2016

tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar vermiştir.

19. Başvurucu 30/9/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

20. Nazilli Cumhuriyet Başsavcılığınca 24/10/2016 tarihinde

başvurucu hakkındaki suçlamaya ilişkin olarak, soruşturmanın "suçun

işlendiği yerin bağlı olduğu ilin adıyla anılan Cumhuriyet Başsavcılığınca

yürütülmesi gerektiği" gerekçesiyle yetkisizlik kararı verilmiş ve

soruşturma dosyası Aydın Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir. Fezlekede,

Nazilli Kaymakamlığı tarafından 24/7/2016 tarihli yazıyla FETÖ/PDY ile irtibatı

dolayısıyla görevden uzaklaştırıldığının bildirilmesi üzerine başvurucu

hakkında soruşturmaya başlandığı ifade edilmiştir.

21. Aydın Cumhuriyet Başsavcılığının 10/1/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun "anayasayı ihlal, hükûmete karşı suç, silahlı

terör örgütü üyesi olma ve terör örgütünün propagandasını yapma" suçlarını

işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde

kamu davası açılmıştır. İddianamede başvurucu dışında bir şüpheli hakkında da

aynı suçlardan cezalandırma talebinde bulunulmuştur. FETÖ/PDY'ye

ilişkin genel açıklamaların yer aldığı iddianamede başvurucu yönünden yapılan

değerlendirme şöyledir:

"Nazilli Kaymakamlığı İlçe Olağan Üstü

Hal Bürosu'nun24/07/2016 tarihli; 2584 sayılı yazısı ile Nazilli Vergi

Dairesinde veri hazırlama kontrol işletmeni olarak görev yapan N.D. ve Mustafa

BALDIR' ın fethullahçı

terör örgütü ile aidiyeti, iltisakı veya irtibatı belirlendiği

için açığa alındıklarının ihbarı üzerine şüpheliler hakkında Nazilli Cumhuriyet

Başsavcılığınca silahlı terör örgütüne üye olma suçundan soruşturmaya

başlanıldığı,

Nazilli Sulh Ceza Hakimliğinin 2016/1694 D.iş sayılı arama ve el koyma

kararına istinaden yapılan aramada;

...

Mustafa Baldır'ın

ikametinden, İnterpres marka ... seri no'lu 12 kalibre 1 adet yarı otomatik tüfek, ... marka ...

seri no'lu 9 mm çapında 1 adet kurusıkı tabanca ve 1

adet şarjör. ... marka seri numarası bulunmayan 9 mm çapında 1 adet kurusıkı

tabanca, 9 mm çapında 54 adet ses fişeği, ... marka ... imei

numaralı ... hat numaralı sim kartlı cep telefonu, ... marka ... imei numaralı ... hat numaralı sim kartlı cep telefonu,

Mustafa Baldır adına kesilmiş 30 TL tutarlı fatura, ... seri nolu pasaport, üzerinde dua mecmuası yazılı kitap, Kalem

kamera ve bağlantı kablosu, 'E 51996821 H' ibareli 1 adet1 (bir) amerikan doları, Lenova marka ...

seri nolu siyah renkli laptop, Hak Dini Kuran Dili

isimli 2 adet kitabın ele geçirildiği

...

Şüphelinin FETÖ terör örgütü üyeliği yukarıda

açıkça gösterilen delillerle ortaya konulmuştur. Burada belkide

temel hukuki tartışma konusu terör örgütü üyelerinin terör örgütünün hangi

fiillerinden sorumlu tutulacağı noktasıdır. Dışarıdan bakan bir göz darbe

teşebbüsünün üniformalı örgüt üyelerince yapıldığı, anayasal düzene karşı suçun

da bunlar tarafından işlendiği, bunun dışında örgütün çeşitli konumlarında

bulunan çeşitli isimler altındaki mensuplarına örgütün bu fiilinde sorumlu

tutulmamaları gerektiği gibi bir anlayış toplu suçların, örgüt suçlarının

mantığına terstir. Yani FETÖ terör örgütünün jargonunda örneğin 'sohbetçi' 'irşatçı', 'il imamı', 'mütevelli heyet', 'şakirt' vs gibi isimlerle anılan bir çok

kademedeki ÜNİFORMASIZ örgüt mensuplarının örgütün askeri ve silahlı kanadının

fiillerinden sorumlu tutulmaması ÖRGÜT, TERÖR ÖRGÜTÜ, TOPLU SUÇLAR mantığını

anlamamak manasına gelir. Yani FETÖ terör örgütüne üye olan herkes Anayasayı

ihlal suçuna hükümete karşı suça iştirak etmişlerdir. İster üniformalı olsunlar

ister üniformasız olsunlarbaşka bir türlü mantık ve

suç teorisi neredeyse 'şiddete bulaşmamış' örgütün başka bazı kritik

görevlerinde bulunmuş kişilerin cezasız kalabilme ihtimallerini

doğurabilecektir.

Kaldı ki Ankara, İstanbul, İzmir gibi Türkiye'nin

büyük metropollerinde yürütülen soruşturmalarda ve davalarda mesafeler katedildikçe yukarıda izahı yapılan hususun gerçekleştiği

görülecektir.

... FETÖ terör örgütü amacını gerçekleştirmek

için silahlı, silahsız sayılabilecek her yol ve yöntemi kullanan neredeyse

'ULTRA' bir terör örgütüdür. Bilinen gelmiş geçmiş hiç bir

terör örgütünün savaş uçağı, savaş helikopteri vs.si olmamıştır. Ancak bu örgüt

bu terör örgütü bunları kullanmış yukarıda ayrıntılarıyla izah edildiği şekilde

'YÜCE MECLİSİ' bombalamış, her türlü melameti bu aziz vatana ve ülkeye reva

görmüşlerdir.

Özetle FETÖ terör örgütü üyeleri aynı zamanda

Anayasayı ihlal [etmiş]

ve hükümete karşı suç da işlemişlerdir. Aksinin kabulü amaçsız bir terör örgütü

üyeliği tanımı oluşturacaktır ki bu da ne fiili gerçeklikle ne de hukuki

gerçeklikle bağdaşmaz ..."

22. Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesi 23/1/2017 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar vermiş ve E.2017/26 sayılı dosya üzerinden

kovuşturma aşaması başlamıştır.

23. Mahkeme 22/2/2017 tarihinde yaptığı birinci duruşmada

başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucu savunmasında üzerine atılı

suçlamaları kabul etmemiş ve önceki ifadelerini tekrar ederek FETÖ/PDY ile

hiçbir bağlantısının olmadığını beyan etmiştir. Mahkemece, bu duruşmada

başvurucunun tahliyesine karar verilmiş; başvurucu aynı gün serbest

bırakılmıştır.

24. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde derdesttir.

25. Diğer taraftan başvurucu -1/9/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren- 15/8/2016 tarihli

ve 672 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Kamu Personeline İlişkin Alınan

Tedbirlere Dair Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kamu görevinden

çıkarılmıştır. Başvurucu hakkındaki kamu görevinden çıkarma kararı -14/7/2017

tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren-

5/6/2017 tarihli ve 692 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Tedbirler

Alınması Hakkında KHK ile kaldırılmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun Metinleri

26. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar

başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni

var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda

kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

27. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu

husustaki bir tahliye isteminin reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

28. 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Anayasayı ihlal" kenar başlıklı

309. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye

Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen

yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye

teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile

cezalandırılırlar."

29. 5237 sayılı Kanun'un "Hükûmete

karşı suç" kenar başlıklı 312. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

"Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye

Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen

veya tamamen engellemeye teşebbüs eden kimseye ağırlaştırılmış müebbet hapis

cezası verilir."

30. 5237 sayılı Kanun'un "Silâhlı örgüt" kenar başlıklı 314.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye

olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir."

2. Yargıtay Kararları

31. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 26/9/2017 tarihli ve

E.2017/16.MD-956, K.2017/370 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir:

"...

2- FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütü

FETÖ/PDY silahlı terör örgütü, paravan olarak

kullandığı dini, din dışı dünyevi emellerine ulaşma aracı haline getiren;

siyasi, ekonomik ve toplumsal yeni bir düzen kurma tasavvuruna sahip örgüt

liderinden aldığı talimatlar doğrultusunda hareket eden; bu amaçla öncelikle

güç kaynaklarına sahip olmayı hedefleyip güçlü olmak ve yeni bir düzen kurmak

için şeffaflık ve açıklık yerine büyük bir gizlilik içerisinde olmayı şiar

edinen; bir istihbarat örgütü gibi kod isimler, özel haberleşme kanalları,

kaynağı bilinmeyen paralar kullanıp böyle bir örgütlenmenin olmadığına herkesi

inandırmaya çalışarak ve bunda başarılı olduğu ölçüde büyüyüp güçlenen, bir

yandan da kendi mensubu olmayanları düşman olarak görüp mensuplarını motive

eden; 'Altın Nesil' adını verdiği kadrolarla sistemle çatışmak yerine sisteme

sahip olma ilkesiyle devlete tabandan tavana sızan; bu kadroların sağladığı

avantajlarla devlet içerisinde belli bir güce ulaştıktan sonra hasımlarını

çeşitli hukuki görünümlü hukuk dışı yöntemlerle tasfiye eden; böylece devlet

aygıtının bütün alt bileşenlerini ünite ünite kontrol

altına almayı ve sisteme sahip olmayı planlayıp ele geçirdiği kamu gücünü de

kullanarak toplumsal dönüşümü sağlamayı amaçlayan; casusluk faaliyetlerini de

bünyesinde barındıran atipik/suigeneris

bir terör örgütüdür.

...

Örgütün hiyerarşik yapılanması tabaka-kat

sistemine dayanır. Katlar arasında geçişler mümkün ise de,

dördüncü kattan sonrasındaki geçişleri önder belirlemektedir. Katlar şu

şekildedir:

a) Birinci Kat (Halk Tabakası): Örgüte iman ve

gönül bağıyla bağlı olanlar, fiili ve maddi destek sağlayanlardan oluşur.

Bunların bir çoğu örgütün hiyerarşik yapısına dahil

olmayan bilinçli veya bilinçsiz hizmet ettirilen kesimdir.

b) İkinci Kat (Sadık Tabaka): Okul, dershane,

yurt, banka, gazete, vakıf ve kurum görevlilerinden oluşan sadık gruptur. bunlar örgüt sohbetlerine katılan, düzenli aidat ödeyen, az

veya çok örgüt ideolojisini bilen kişilerdir.

c) Üçüncü Kat (İdeolojik Örgütlenme Tabakası):

Gayri resmi faaliyetlerde görev alan, örgüt ideolojisini benimseyen ve ona

bağlı çevresine propaganda yapan kişilerdir.

d) Dördüncü Kat (Teftiş Kontrol Tabakası):

Bütün hizmeti (legal ve illegal) denetler. Bağlılık ve itaatte dereceye

girenler buraya yükselebilir. Bu tabakaya girenler örgütte çocuk yaşta

kazandırılanlardan seçilir. Örgüte sonradan katılanlar genellikle bu katta ve

daha üst katlarda görev alamazlar.

e) Beşinci Kat (Organize Eden ve Yürüten

Tabaka): Üst düzey gizlilik gerektirir. Birbirlerini çok az tanırlar. Örgüt

lideri tarafından atanan ve devletteki yapıyı organize edip yürüten kişilerdir.

f) Altıncı Kat (Has Tabaka): Örgüt lideri Fethullah Gülen tarafından bizzat atanan ve lider ile alt

tabakaların irtibatını sağlayan, örgüt içi görev değişiklikleri yapıp azillere

bakan kişilerdir.

g) Yedinci Kat (Kurmay Tabaka): Örgüt lideri

tarafından doğrudan seçilen ve on yedi kişiden oluşan örgütün en seçkin

kesimidir.

...

3- Hata Hükümleri Çerçevesinde Silahlı Terör

Örgüt Üyeliği Suçunun Değerlendirilmesi

Bir suç örgütü, baştan itibaren suç işlemek

üzere kurulmuş illegal bir yapı olabileceği gibi, legal olarak faaliyet

göstermekte olan bir sivil toplum örgütünün sonradan bir suç örgütüne, hatta

terör örgütüne dönüşmesi de mümkündür. Bu kapsamda önceden var olan ancak hakkında

karar verilmediği için kamuoyu tarafından varlığı bilinmeyen örgütün hukuki

varlık kazanması mahkemeler tarafından verilecek karara bağlı ise de örgütün

kurucusu, yöneticileri ya da üyeleri; kuruluş tarihinden veya meşru amaçlarla

kurulup daha sonra suç örgütüne dönüştüğü andan itibaren ceza hukuku bakımından

sorumlu olacaklardır.

Silahlı terör örgütüne üye olma suçunun

doğrudan kastla işlenebildiği gözetilerek, hukuki zeminde faaliyet gösteren ve

nihai amacını gizli tutması nedeniyle açıkça bilinmeyen yapılara dahil olan

örgüt mensuplarından bir kısmının, oluşumun bir terör örgütü olduğunu

bilmediklerini iddia etmeleri durumunda, TCK'nun 30.

maddesinin birinci fıkrasında yer alan hata hükmü uyarınca değerlendirme yapmak

gerekecektir.

...

FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün, Devletin

anayasal düzenini cebir ve şiddet kullanarak değiştirmek olan nihai amacını

gerçekleştirmek için "mahrem alan" şeklinde örgütlenmesi ve devletin

silahlı kuvvetlerindeki unsurları dikkate alındığında gerekli ve yeterli

örgütsel güce sahip olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır. Örgütün bu amaç

ve yöntemlerini bilen örgüt mensuplarının örgütteki konumları gözetilerek

cezalandırılacağı da açıktır. örgütlenme piramidine

göre, beş, altı ve yedinci kat ve kural olarak üç ve dördüncü katlarda bulunan

örgüt mensuplarının bu durumda olduklarının kabulü gerekmektedir. Ancak önce

dini bir kült, ardından da terör örgütü haline dönüşen FETÖ/PDY'nin,

başlangıçta bir ahlak ve eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve genellikle

böyle algılanması, örgütün gayrı meşru amaçlarını gizleyip alenen kriminalize olmamaya çalışması ve örgütün kurucusu ve

yöneticisi Fethullah Gülen hakkında Ankara 11. Ağır

Ceza Mahkemesince verilen beraat kararının onanarak kesinleşmesi karşısında,

özellikle örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan diğer katlardaki

örgüt mensupları tarafından bilinip bilinmediğinin olaysal

olarak TCK'nun 30. maddesi kapsamında

değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu bağlamda söz konusu değerlendirme

yapılırken, ülke çapında yürütülen soruşturma ve kovuşturmalar, FETÖ/PDY

silahlı terör örgütüyle ilgili dava dosyalarında yer alan EGM'nin

[Emniyet Genel Müdürlüğü]

örgüt hakkındaki raporuyla diğer belgeler, mahkemelerce karara bağlanan

davalar, bu davalarda dinlenen itirafçı sanıkların savunmaları, tanık beyanları

ve benzer pek çok kaynakta yer aldığı üzere; örgüt mensubu olan kamu

görevlileri tarafından örgütün nihai amacının açıkça ortaya konularak, devleti

ve hükümeti açıkça hedef alan terör faaliyetlerinin icra edilmesi, bu faaliyetlerin

örgüt liderinin açıklamaları ve basın yayın araçlarıyla üstlenilmesi gibi

sansasyonel olayların kamuoyunun gündemini uzunca bir süre meşgul edip yoğun

bir şekilde tartışılması hususları gözden kaçırılmamalıdır. Bu nitelikli çok

sayıda olay arasında, 7 Şubat 2012 tarihli MİT krizi, gayri hukuki iletişimin

dinlenmesi kararları aracılığıyla elde edilmiş hukuka aykırı bulgulara

dayandığı ve suç unsurlarının da oluşmadığı gerekçeleriyle kovuşturmaya yer

olmadığı kararlarına konu olan 17/25 Aralık 2013 tarihli operasyonlar ile 1

Ocak ve 19 Ocak 2014 tarihli MİT tırlarının durdurulması hadiselerini saymak

mümkündür.

Ayrıca, Milli Güvenlik Kurulunun 30.10.2014 ve

daha sonraki tarihlerde gerçekleştirdiği müteaddit toplantılarında alınan ve

kamuoyuyla paylaşılan kararlarda; FETÖ/PDY'nin, milli

güvenliği tehdit eden ve kamu düzenini bozan, devlet içerisinde legal görünüm

altında illegal faaliyetler yürüten, illegal ekonomik boyutu bulunan, diğer

terör örgütleriyle işbirliği yapan bir terör örgütü olduğuna dair değerlendirmelerin

yapılması ve bu terör örgütüyle devletin tüm kurum ve birimleriyle birlikte

etkin bir mücadele edilmesine dair kararların alınması, aynı tespit ve

açıklamaların devlet ve hükümet yetkililerince de en üst düzeyde benimsenip

kamuoyuyla paylaşılması gibi olguların da gözardı

edilmemesi gerekir.

..."

32. Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 26/10/2017 tarihli ve

E.2017/1809, K.2017/5155 sayılı kararının ilgili bölümü şöyledir.

"...

Örgüt üyesi, örgüt amacını benimseyen, örgütün

hiyerarşik yapısına dahil olan ve bu suretle verilecek görevleri yerine

getirmeye hazır olmak üzere kendi iradesini örgüt iradesine terk eden kişidir.

Örgüt üyeliği, örgüte katılmayı, bağlanmayı, örgüte hakim

olan hiyerarşik gücün emrine girmeyi ifade etmektedir. Örgüt üyesi örgütle

organik bağ kurup faaliyetlerine katılmalıdır. Organik bağ, canlı, geçişken,

etkin, faili emir ve talimat almaya açık tutan ve hiyerarşik konumunu tespit

eden bağ olup, üyeliğin en önemli unsurudur. Örgüte yardımda veya örgüt adına

suç işlemede de, örgüt yöneticileri veya diğer

mensuplarının emir ya da talimatları vardır. Ancak örgüt üyeliğini belirlemede

ayırt edici fark, örgüt üyesinin örgüt hiyerarşisi dahilinde verilen her türlü

emir ve talimatı sorgulamaksızın tamamen teslimiyet duygusuyla yerine getirmeye

hazır olması ve öylece ifa etmesidir.

Silahlı örgüte üyelik suçunun oluşabilmesi

için örgütle organik bağ kurulması ve kural olarak süreklilik, çeşitlilik ve

yoğunluk gerektiren eylem ve faaliyetlerin bulunması aranmaktadır. Ancak

niteliği, işleniş biçimi, meydana gelen zarar ve tehlikenin ağırlığı, örgütün

amacı ve menfaatlerine katkısı itibariyle süreklilik, çeşitlilik ve yoğunluk

özelliği olmasa da ancak örgüt üyeleri tarafından işlenebilen suçların

faillerinin de örgüt üyesi olduğunun kabulü gerekir. Örgüte sadece sempati

duymak ya da örgütün amaçlarını, değerlerini, ideolojisini benimsemek, buna

ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi

eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir. (Evik,

Cürüm işlemek için örgütlenme, Syf 383 vd.)

Örgüt üyesinin, örgüte bilerek ve isteyerek

katılması, katıldığı örgütün niteliğini ve amaçlarını bilmesi, onun bir parçası

olmayı istemesi, katılma iradesinin devamlılık arz etmesi gerekir. Örgüte üye

olan kimse, bir örgüte girerken örgütün kanunun suç saydığı fiilleri işlemek

amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmak kastı ve iradesiyle

hareket etmelidir. Suç işlemek amacıyla kurulmuş örgüte üye olmak suçu için de saikin "suç işlemek amacı" olması aranır.

(Toroslu özel kısım syf.263-266, Alacakaptan Cürüm İşlemek İçin Örgüt syf.28,

Özgenç Genel Hükümler syf.280)

Bu açıklamalar ışığında somut olay

değerlendirildiğinde;

Kuruluş, amaç, örgüt yapılanması ve faaliyet

yöntemleri Dairemizin 2015/3 E.sy.kararında anlatılan

ve nihai amacı, Devletin anayasal nizamını cebir ve şiddet kullanarak

değiştirmek olduğu anlaşılan FETÖ/PDY terör örgütünün başlangıçta bir ahlak ve

eğitim hareketi olarak ortaya çıkması ve toplumun her katmanının büyük bir

kesimince de böyle algılanması, amaca ulaşmak için her yolu mübah

gören fakat sözde meşruiyetini sivil alanda dinden, kamusal alanda ise hukuktan

aldığı izlenimi vermek için yeterli güce ulaşıncaya kadar alenen kriminalize olmamaya özen göstermesi gerçeği nazara

alındığında, örgütün sözde meşruiyet vitrini olarak kullanılan katlarla

irtibatlı olduğu anlaşılan ve fakat örgütün nihai amacını bildiği, örgütle

organik bir bağ kurarak hiyerarşisine dahil olduğu yönünde herhangi bir delil

bulunmayan sanığın, hükme esas alınan ikrarı ve HTS kayıt içeriğine göre ...

İlçe Tarım Müdürlüğü'nde ziraat mühendisi olarak görev yaptığı dönemde, örgütün

ilçe imamı olduğu iddia edilen ve örgütün ilçe yapılanması içerisinde görevli oldukları

iddiasıyla haklarında soruşturma yürütülen şahıslarla telefonla görüşmek

suretiyle irtibat içinde olmak, çoğunluğu kamuoyu nezdinde örgütün gerçek

yüzünü ortaya koyan, hukuki kılıflarla kamu görevlileri ve sivil şahıslara

yönelik bir kısım operasyonlara başladığı 2013 yılı öncesinde olmak üzere

birkaç kez de bu tarihten sonra örgütün dini sohbet toplantılarına katılmak,

örgüt tarafından çıkarılan gazetelere gerçek ismiyle abone olmak veçocuğunu örgüte müzahir olması nedeniyle kapatılan ...

isimli okula göndermekten ibaret eylemlerinin, sanığın konum ve kişisel

özellikleri de nazara alındığında sempati ve iltisak boyutunu aşan, örgüt üyesi

olduğunu ispat etmeye yeterli örgütsel faaliyetler kapsamında

değerlendirilemeyeceği gözetil[melidir] ..."

B. Uluslararası Hukuk

1. Sözleşme Metinleri

33. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS/Sözleşme) "Özgürlük ve güvenlik hakkı" kenar

başlıklı 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

"1. Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına

sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun

olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

...

c) Kişinin bir suç işlediğinden şüphelenmek

için inandırıcı sebeplerin bulunduğu veya suç işlemesine ya da suçu işledikten

sonra kaçmasına engel olma zorunluluğu kanaatini doğuran makul gerekçelerin

varlığı halinde, yetkili adli merci önüne çıkarılmak üzere yakalanması ve

tutulması;

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi İçtihadı

34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 5.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c) bendi uyarınca yalnızca bir ceza

soruşturması veya kovuşturması çerçevesinde, kişinin suç işlediğine dair

şüphenin bulunması hâlinde yetkili adli makamın huzuruna çıkarılması amacıyla

tutuklanabileceği yönündeki içtihadını (Jecius/Litvanya, B.

No: 34578/97, 31/7/2000, § 50; Wloch/Polonya,

B. No: 27785/95, 19/10/2000, § 108) yakın dönemde verdiği Buzadjı/Moldova Cumhuriyeti ([BD], B. No: 23755/07, 5/7/2016)

kararında geliştirmiştir. Buna göre ilk tutuklama kararından itibaren suçun

işlendiğine ilişkin makul şüphenin varlığı yanında tutuklamaya ilişkin

nedenlerin bulunduğunun ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konması gerekir (Buzadjı/Moldova Cumhuriyeti, § 87).

35. AİHM'e göre ilk tutuklama için

yeterli görülen makul şüphenin varlığı, elde edilen deliller ve somut olayın

kendine özgü koşulları da dikkate alındığında olaylara dışarıdan bakan, tamamen

objektif bir gözlemciyi ikna edecek yeterlilikte olmalıdır. Toplanan deliller,

objektif bir gözlemciye sunulduğunda şüpheli ya da sanığın atılı suçu işlemiş

olabileceği yönünde gözlemcide kanaat oluşturmaya yeterli ise somut olayda

makul şüphe vardır. Diğer bir ifade ile inandırıcı neden ya da makul şüphe,

suçlanan kişinin üzerine atılı suçu işlemiş olabileceğine dair objektif bir

gözlemciyi ikna etmeye yeterli olay, olgu veya bilginin varlığını

gerektirmektedir. Bununla birlikte neyin makul sayılacağı olayın tüm

koşullarına bağlı olarak belirlenmelidir (Fox,

Campbell ve Hartley/Birleşik

Krallık, B. No: 12244/86-12245/86-12383/86, 30/8/1990, § 32; O'Hara/Birleşik Krallık, B. No: 37555/97,

16/10/2001, § 34).

36. AİHM, tutukluluğu meşru kılan makul dört temel neden

belirlemiştir: Bunlar; sanığın duruşmaya çıkmama (kaçma) tehlikesi (Stögmüller/Avusturya, B. No: 1602/62, 10/11/1969, hukuki gerekçe bölümü § 15),

sanığın serbest bırakıldıktan sonra adaletin iyi idaresine zarar verecek tarzda

önlemler alabilecek olma (özellikle delillerin yok edilme) tehlikesi (Wemhoff/Almanya,

B. No: 2122/64, 27/6/1968, hukuki gerekçe bölümü § 14), tekrar suç

işleme tehlikesi (Matznetter/Avusturya, B. No: 2178/64, 10/11/1969, hukuki gerekçe bölümü § 7) ve

kamu düzenini bozma tehlikesidir (Letellier/Fransa,

B. No: 12369/86, 26/6/1991, § 51).

37. AİHM, Ayşe Yüksel ve

diğerleri/Türkiye (B. No: 55835/09-55836/09-55839/09, 31/5/2016) kararında Çağdaş Yaşamı Destekleme

Derneğinin (Dernek) yöneticileri olan başvurucuların "Ergenekon

soruşturmaları" kapsamında tutuklanmalarının hukuki olmadığı iddialarını

incelemiştir. AİHM, ilk olarakHükûmetin görüşleri ile

bilhassa İstanbul Emniyet Müdürlüğünün 10/4/2009 tarihli yazısı, başvurucuların

ifade tutanakları, iddianame ve başvuruların yargılandıkları davadaki mahkeme

kararı gibi dosyada yer alan bilgi ve belgeleri dikkate alarak başvurucular

hakkında suç işlediklerine ilişkin duyulan şüphelere dayanak oluşturan

olayların, ilgililerin Ergenekon davasında yargılanan bazı sanıklar ile

bağlantılı olarak Dernek için ya da Dernek ile işbirliği hâlinde

gerçekleştirdikleri çalışmalara ve ilgililerin bazı siyasi gösterilere

katılmalarına ilişkin eylemlerle ilgili olduğunu tespit etmiştir. AİHM,

sonrasında Hükûmetin, başvurucuların özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarının,

başvurucuların yanı sıra 13/4/2009 tarihinde gözaltına alınan diğer şahısların

da Dernekle bağlantıları olduğu ve söz konusu Derneğin bazı üye ve

yöneticilerinin isimlerinin Ergenekon örgütünün temel belgelerinde geçtiği

gerekçesiyle Sözleşme'nin 5. maddesinin 1. fıkrasına uygun olduğu yönündeki

iddiasını, başvurucuların bizzat kendi aralarında ve Ergenekon örgütüyle bir

bağlantıları olduğuna dair delil sunulmamış olması nedeniyle inandırıcı

bulmadığını belirtmiştir. AİHM, ayrıca Derneğin bazı üyelerinin de yasadışı bir

örgüte üye olduğu, öte yandan Derneğin burs verdiği bir kişinin başka bir

yasadışı örgüte üye olduğuna dair hakkında şüphe duyulduğu yönündeki

iddiaların; objektif bir gözlemciyi, başvurucuların yasa dışı bir örgüte üye

olma suçunu işlemiş olabilecekleri konusunda ikna etmek için yeterli olmadığını

ifade etmiştir. Öte yandan AİHM, başvurucuların yargılandıkları davada herhangi

bir suç işlememiş oldukları gerekçesiyle beraatlarına karar verdiğine ve

kararın gerekçesinde, dosyada yer alan delillerin bir kısmının sahte olduğunun

tespit edildiğine dikkat çekmiştir. AİHM, bu değerlendirmeler ışığında, somut

olayda ulusal makamlar tarafından ileri sürülen yasal hükümlerin

yorumlanmasının ve uygulanmasının, başvurucuların maruz kaldığı, usul ve

kurallara aykırı ve keyfi bir nitelik taşıyan özgürlükten yoksun bırakmayı

değerlendirme noktasında makul olmadığı kanaatine vararak Sözleşme'nin 5.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir (Ayşe Yüksel ve diğerleri/Türkiye,§§ 55-59).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

38. Mahkemenin 4/4/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

39. Başvurucu, FETÖ/PDY ile bir ilgisinin olmamasına rağmen,

buna ilişkin hiçbir somut delil ortaya konulmadan ve savunma hakkına riayet

edilmeden 672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarıldığını belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

40. Anayasa'nın Anayasa Mahkemesinin "görev ve yetkileri"ni düzenleyen 148.

maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

41. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

42. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen

hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16-17).

43. 685 sayılı KHK'nın 1. maddesiyle Anayasa'nın 120. maddesi

kapsamında ilan edilen ve 21/7/2016 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi

kararıyla onaylanan olağanüstü hâl kapsamında, terör örgütlerine veya devletin

millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna Millî Güvenlik Kurulunca (MGK)

karar verilen yapı, oluşum veya gruplara üyeliği, mensubiyeti, aidiyeti, iltisakı veya bunlarla irtibatı olduğu gerekçesiyle başka

bir idari işlem tesis edilmeksizin doğrudan KHK hükümleri ile tesis edilen

işlemlere ilişkin başvuruları değerlendirmek ve karara bağlamak üzere

Olağanüstü Hâl İşlemleri İnceleme Komisyonu (Komisyon) kurulmuştur.

44. Anayasa Mahkemesi; olağanüstü hâl KHK'ları ile kamu

görevinden çıkarılan kişiler yönünden anılan Komisyona başvuru yolunun,

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğunu belirtmiştir (Remziye Duman, B. No: 2016/25923,

20/7/2017, §§ 35-48). Bu itibarla Komisyona başvuru yolu tüketilmeden yapılan

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun "ikincillik niteliği"

ile bağdaşmayacağı sonucuna varılmıştır. Kaldı ki başvurucu hakkındaki kamu

görevinden çıkarma kararı 692 sayılı KHK ile kaldırılmıştır.

45. Açıklanan gerekçelerle idari ve/veya yargısal başvuru

yolları tüketilmeden temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddiasının

bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

46. Başvurucu; üzerine atılı suç ile bir ilgisinin

bulunmadığını, suç işlediğine dair somut hiçbir delilin ortaya konulmadığını,

olayda tutuklama koşullarının bulunmadığını, buna rağmen haksız ve hukuka

aykırı bir şekilde tutuklanmasına karar verildiğini belirterek kişi hürriyeti

ve güvenliği, adil yargılanma ve mülkiyet hakları başta olmak üzere birçok

temel hak ve özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

47. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

48. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

49. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucun tutuklamanın hukuki

olmadığına yönelen bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrası bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi

gerekir.

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

50. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları incelerken

Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere ilişkin

güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir. Buna göre olağanüstü bir

durumun bulunması ve bunun ilan edilmesinin yanı sıra bireysel başvuruya konu

temel hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden tedbirin olağanüstü durumla

bağlantılı olması hâlinde inceleme Anayasa'nın 15. maddesi uyarınca

yapılacaktır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 187-191).

51. Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama

tedbirine konu olan suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki

yapılanma olduğu belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa

Mahkemesi, anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla

ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk

Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

52. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek;

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

b. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

53. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeninin bulunmadığı anlaşılan bu

bölümdeki iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

54. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır. Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının kısıtlanması

ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi

birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat

Narman, B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 42).

55. Ayrıca kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir

müdahale, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin ölçütlerin

belirlendiği Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı

müddetçe Anayasa'nın 19. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu sebeple

sınırlamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama tedbirinin

niteliğine uygun düşen; kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın ilgili

maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına dayanma ve

ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

56. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak "suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişiler"

bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla tutuklamanın ön koşulu, kişinin

suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın

kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle desteklenmesi gerekir. İnandırıcı

delil sayılabilecek olguların niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü

şartlarına bağlıdır (Mustafa Ali Balbay,

B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

57. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının "kaçma" ya da "delillerin yok edilmesini

veya değiştirilmesini" önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir.

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinde de tutuklama nedenleri sayılmıştır. Buna

göre şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran

somut olguların bulunması, şüpheli veya sanığın davranışlarının delilleri yok

etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturması hâllerinde

tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli

şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlara ilişkin

bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

58. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların "ölçülülük" ilkesine aykırı

olamayacağı belirtilmiştir. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer

alan "tutuklamayı zorunlu kılan" ibaresiyle

de tutuklamanın ölçülü olması gerektiğine işaret edilmektedir. Bu bağlamda

dikkate alınacak hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi

ve uygulanacak olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır. Nitekim

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinde; işin önemi, verilmesi beklenen ceza veya

güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması hâlinde tutuklama kararı verilemeyeceği

ifade edilmiştir (Halas Aslan, § 72).

59. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun işlendiğine

dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin bulunup

bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle anılan

tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır (Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 123).

60. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen hususlardaki

takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine tabidir. Anayasa

Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları dikkate alınarak

özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının gerekçeleri

üzerinden yapılmalıdır (Erdem Gül ve Can

Dündar [GK], B. No: 2015/18567, 25/2/2016, § 79; Selçuk Özdemir, § 76; Gülser Yıldırım (2), § 124). Nitekim 5271 sayılı

Kanun'un 101. maddesinin (2) numaralı fıkrasında, tutuklamaya ilişkin

kararlarda kuvvetli suç şüphesini, tutuklama nedenlerinin varlığını ve tutuklama

tedbirinin ölçülü olduğunu gösteren delillerin somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterileceği belirtilmiştir (Halas Aslan, § 75; Selçuk Özdemir, § 67).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

61. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında

silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi

uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

62. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan "suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti" bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

63. Nazilli Kaymakamlığınca, Nazilli Vergi Dairesinde veri

hazırlama kontrol işletmeni olarak görev yapmakta olan başvurucunun görevden

uzaklaştırıldığının Nazilli Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmesi üzerine

başlatılan soruşturmada (bkz. §§ 20, 21) başvurucu hakkında tutuklama tedbirine

başvurulmuştur.

64. Nazilli Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında başvurucu

yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğuna genel olarak

değinilmiş, bu olgulara ilişkin bir açıklamaya yer verilmemiştir. Tutuklamaya

yönelik itirazın reddine ilişkin Aydın 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin kararında da

herhangi bir delile atıf yapılmaksızın genel bir ifadeyle kuvvetli suç

şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğu ifade edilmiştir (bkz. §§16, 17).

65. İddianamede ise başvurucunun görevinden uzaklaştırılmasına

ve konutunda yapılan aramada ele geçirilen materyallere değinilmiş; bu

olguların başvurucunun FETÖ/PDY üyesi olduğunu ortaya koyduğu, bu örgüte üye

olanların aynı zamanda darbe teşebbüsünden de sorumlu oldukları ileri

sürülmüştür (bkz. § 21).

66. Buna göre başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konu olan

suçlamanın dayanaklarından biri, başvurucunun görevinden uzaklaştırılmasıdır.

Başvurucu, 672 sayılı KHK ile kamu görevinden çıkarılmıştır.

67. 15/7/2016 tarihinde gerçekleşen askerî darbe teşebbüsünden

sonra 21/7/2016 tarihinde -ülke genelinde- olağanüstü hâl ilan edilmesine karar

verilmiş ve olağanüstü hâl bugüne kadar birçok kez uzatılmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 12, 48).

Olağanüstü hâl döneminde alınan tedbirlerden biri de 667 sayılı KHK'nın 3. ve

4. maddeleri uyarınca "terör örgütlerine veya devletin millî güvenliğine

karşı faaliyette bulunduğuna MGK'ca karar verilen

yapı, oluşum veya gruplara" üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı

yahut bunlarla irtibatı olduğu değerlendirilenlerin kamu görevlilerinin veya

yargı mensuplarının görevlerinden uzaklaştırılması ya da kamu görevinden veya

meslekten çıkarılmasıdır (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 56-59).

68. Anayasa Mahkemesince daha önce de ifade edildiği üzere 667

sayılı KHK'nın 3. ve 4. maddelerine göre kamu görevinden veya meslekten çıkarma

tedbirlerinin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle

ve bu arada darbe teşebbüsüyle kişi/kişiler arasında bağ kurulması aranmamış;

devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK'ca

karar verilen "yapı", "oluşum" veya "gruplar"la bağ kurulması yeterli görülmüştür. Ayrıca

bu tedbirlerin uygulanabilmesi için söz konusu bağın yapıya, oluşuma veya gruba

"üyelik" veya "mensubiyet" şeklinde olması zorunlu olmayıp

"iltisak" ya da "irtibat" şeklinde olması da yeterlidir.

Öte yandan anılan maddelerde, terör örgütleri veya MGK'ca

devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna karar verilen yapı,

oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın "sübut" derecesinde

ortaya konulması aranmamıştır (AYM, E.2016/6 (Değişik İşler), K.2016/12,

4/8/2016, §§ 84-86).

69. Anayasa Mahkemesi, 667 sayılı KHK'nın 3. ve 4. maddeleri kapsamında

kamu görevinden veya meslekten çıkarmanın, adli suç veya disiplin suçu

işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör örgütleri

ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer yapıların

kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı amaçlayan, geçici

olmayan ve nihai sonuç doğuran bir "olağanüstü tedbir" niteliğinde

olduğunu; bu kapsamda yapılacak değerlendirmenin, adli suç veya disiplin suçu

niteliğindeki somut bir eylemin soruşturulması mahiyetinde bulunmadığını;

burada ulaşılacak kanaatin cezai sorumluluğun tespitinden bağımsız olduğunu

belirtmiştir (AYM, E.2016/6 (Değişik İşler), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 79, 86,

96).

70. Dolayısıyla darbe teşebbüsü sonrasında ilan edilen

olağanüstü hâl döneminde alınan kamu görevinden veya meslekten çıkarma

tedbirlerinin yukarıda belirtilen özellikleri ve bu tedbirlerin uygulanabilmesi

için gerekli şartların niteliği birlikte dikkate alındığında, başvurucu

hakkında görevden uzaklaştırma ve/veya kamu görevinden çıkarma tedbirlerinin

uygulanmasının -tek başına- suç işlediğine dair kuvvetli bir belirti olarak

kabulü mümkün değildir. Kaldı ki başvurucu hakkındaki kamu görevinden çıkarma

kararı, daha sonra 692 sayılı KHK ile kaldırılmıştır.

71. Soruşturma mercileri ayrıca başvurucunun konutunda yapılan

aramada ele geçirilen materyallere dayanarak bunların FETÖ/PDY üyeliğini

gösteren bulgular olduğunu ileri sürmüşlerdir. Bu materyallerden tüfek ve kuru

sıkı tabancaya ilişkin bir suçlama söz konusu değildir. Yine cep telefonu, SIM kartve bilgisayar gibi dijital veriler üzerindeki

incelemenin devam ettiği, henüz bunlarla ilgili suç delili olan bir olgunun

tespit edildiğinin soruşturma ve/veya kovuşturma makamlarınca ifade edilmediği

görülmektedir. Bu durumda değerlendirmenin başvurucunun konutunda yapılan

aramada ele geçirilen materyallerden üzerinde "Dua Mecmuası" yazılı

bir kitap ve 1 Amerikan doları banknot üzerinden yapılması gerekmektedir.

72. Soruşturma mercilerince -FETÖ/PDY mensupları arasında

tanınmayı sağlamak amacıyla Fetullah Gülen ve örgüt

yöneticileri tarafından 1 Amerikan doları banknotların dağıtıldığı yönündeki

bilgilerden hareketle- başvurucunun konutunda yapılan aramada 1 Amerikan doları

banknotun bulunmasının suçlamanın dayanaklarından biri olarak değerlendirildiği

anlaşılmaktadır. Başvurucu bu banknotun oğlunun düğününde atmak için aldığı

paralardan biri olduğunu ifade etmiştir. Bu banknotun 1 Amerikan doları

olmasının dışında hangi özelliği dolayısıyla suçun işlendiğine dair kuvvetli

bir belirti olarak kabul edildiği soruşturma mercilerince belirtilmemiştir. Bu

durumda, başvurucunun konutunda bulunan 1 Amerikan doları banknotun FETÖ/PDY

mensuplarınca örgütsel bir ilişki içinde başvurucuya verildiğine, dolayısıyla

suçun işlendiğine dair kuvvetli bir belirti olduğuna ilişkin olguların ortaya

konulduğu söylenemez (Benzer yöndeki bir değerlendirme için bkz. Mehmet Hasan Altan (2), § 146). Kaldı ki

anılan banknotun, Fetullah Gülen ve örgüt

yöneticileri tarafından dağıtılan paralara ilişkin olarak soruşturma mercilerinin

belirttikleri (F) serisinde (Mehmet Hasan

Altan (2), § 34) dahi

olmadığı görülmektedir.

73. Diğer taraftan başvurucunun konutunda yapılan aramada -FETÖ/PDY'nin kurucusu ve lideri olan- Fetullah

Gülen tarafından yazıldığı anlaşılan "Dua Mecmuası" isimli bir

kitabın bulunduğu anlaşılmıştır.Başvurucu

bu kitabın otuz beş yıl öncesine ait olduğunu ve vefat eden babasından

kendisine kaldığını ifade etmiştir.

74. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda

FETÖ/PDY'nin,devletin anayasal kurumlarını ele

geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi

doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik

özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü

yönetmeyi amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idari sisteme paralel şekilde

örgütlenen bir terör örgütü olduğunu ve bu örgütün 15/7/2016 tarihinde

gerçekleştirilen darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğunu kabul

etmişlerdir (İlgili kararların bir kısmı için bkz. § 31; Selçuk Özdemir, §§ 20, 21; Alparslan Altan [GK], B. No: 2016/15586,

11/1/2018, § 10).

75. FETÖ/PDY, kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra

başta eğitim ve din olmak üzere farklı sosyal, kültürel ve ekonomikalanlarda

yasal faaliyetlerde bulunmuş; bu faaliyetler dolayısıyla sahip olduğu

dershaneler, okullar, üniversiteler, dernekler, vakıflar, sendikalar, meslek

odaları, iktisadi kuruluşlar, finans kuruluşları, gazeteler, dergiler,

televizyon ve radyo kanalları, internet siteleri, hastaneler aracılığıyla sivil

alanda önemli bir etkinliğe ulaşmıştır. Bu faaliyetlerin yanında bazen bu yasal

kuruluşların içinde gizlenmiş olan bazen de yasal yapıdan tamamen farklı

şekilde konumlanan ve hareket eden, özellikle de kamusal alana yönelik

faaliyetlerde bulunan illegal bir yapılanma söz konusudur (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26).

76. Bununla birlikte ülkemizde ve yurt dışında yıllar boyunca

faaliyetlerini sürdüren FETÖ/PDY'nin baştan beri

illegal bir yapılanma olduğunun -herkes tarafından- bilindiğini söylemek mümkün

değildir. Zira yıllarca kendisini başta eğitim olmak üzere topluma yararlı

alanlarda faaliyet gösteren dinî bir grup olarak niteleyen ve bu sayede

toplumda meşruiyet kazanmaya çalışan FETÖ/PDY; "Cemaat", "Hizmet

Hareketi", "Gönüllüler Hareketi" ve "Camia" gibi

isimlerle anılmıştır. FETÖ/PDY'nin dışa dönük bu

yapısı dolayısıyla toplumun önemli bir kesimi, bu yapılanmanın -illegal yönünü

bilmeden- sosyal ve ekonomik alanda gelişerek kurumsallaşmasına ve

faaliyetlerine destek olmuştur. Yargı organlarınca da bu durumun FETÖ/PDY ile

bağlantılı soruşturma ve kovuşturmalarda cezai sorumluluğun belirlenmesinde

dikkate alındığı görülmektedir (bkz. §§ 31, 32).

77. Somut olayda başvurucunun konutunda yapılan aramada ele

geçirilen ve Fetullah Gülen'in yazarı olduğu

"Dua Mecmuası" isimli kitabın içeriğinde; dinî bilgi, yorum ve

duaların bulunduğu anlaşılmaktadır. Başvurucu anılan kitabın uzun yıllar

öncesine ait olduğunu ve kendisine de babasından kaldığını söylemektedir.

Soruşturma mercilerince, başvurucunun savunmasının aksi yönünde bir olgu ortaya

konulmadığı gibi böyle bir iddia da ileri sürülmemiştir. Kitabın -ele

geçirildiği tarihte- yasaklanmış bir yayın olduğuna yönelik bir tespit de

bulunmamaktadır. Başvurucunun konutunda yapılan aramada Fetullah

Gülen veya FETÖ/PDY'nin diğer yöneticilerince

yazılmış başka bir eser ya da FETÖ/PDY ile bağlantıyı gösteren herhangi bir

yayın, belge veya doküman ele geçirilmemiştir. Ayrıca başvurucunun konutunda

bulunan "Dua Mecmuası" isimli kitabın yalnızca bir adet olduğu

görülmektedir.

78. FETÖ/PDY'ye ilişkin olarak

yukarıda yapılan açıklamalar ve somut olayın özellikleri birlikte dikkate

alındığında başvurucunun konutunda ele geçirilen "Dua Mecmuası"

isimli kitabın -FETÖ/PDY'nin kurucusu ve lideri olan-

Fetullah Gülen tarafından yazılmış olmasının,

başvurucu ile FETÖ/PDY arasındaki mensubiyet ilişkisini ortaya koyan bir olgu

olarak değerlendirilmesi mümkün görülmemiştir.

79. Bu itibarla soruşturma belgelerinde yer alan tespit ve

değerlendirmeler kapsamında somut olayda "suç işlendiğine dair kuvvetli belirti"nin yeterince ortaya konulamadığı sonucuna

varılmıştır.

80. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunup

bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca bir

inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

81. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetli

belirtiler ortaya konulmadanbaşvurucu hakkında

tutuklama tedbirinin uygulanmasının, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

ilişkin olarak olağan dönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer

alan güvencelere aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

82. Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstü dönemlerde temel

hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını

düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığının incelenmesi

gerekir.

d. Anayasa'nın 15.

Maddesi Yönünden

83. Anayasa'nın 15. maddesine göre savaş, seferberlik,

sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasının

kısmen veya tamamen durdurulabilmesi ve bunlar için Anayasa'nın diğer

maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilmesi mümkündür.

Ancak Anayasa'nın 15. maddesi, bu hususta kamu otoritelerine sınırsız bir yetki

tanımamaktadır. Anayasa'nın diğer maddelerinde öngörülen güvencelere aykırı

tedbirlerin Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan hak ve

özgürlüklere dokunmaması, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülüklere aykırı

bulunmaması ve durumun gerektirdiği ölçüde olması gerekir. Anayasa Mahkemesince

Anayasa'nın 15. maddesine göre yapılacak inceleme bu ölçütlerle sınırlı

olacaktır. Mahkeme bu incelemenin usul ve esaslarını ortaya koymuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 192-211,

344).

84. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı savaş, seferberlik,

sıkıyönetim ve olağanüstü hâl gibi olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği

dönemlerde Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan dokunulması

yasaklanan çekirdek haklar arasında değildir. Dolayısıyla bu hak yönünden

olağanüstü hâllerde Anayasa'daki güvencelere aykırı tedbirler alınması mümkündür

(Aydın Yavuz ve diğerleri, §§

196, 345).

85. Ayrıca anılan hakkın, milletlerarası hukuktan kaynaklanan

yükümlülük olarak insan hakları alanında Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerden özellikle Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası

Sözleşme'nin 4. maddesinin (2) numaralı ve Sözleşme'nin 15. maddesinin (2)

numaralı fıkralarında ve bu Sözleşme'ye ek

protokollerde dokunulması yasaklanan çekirdek haklar arasında olmadığı gibi

somut olayda başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılan söz

konusu müdahalenin milletlerarası hukuktan kaynaklanan diğer herhangi bir

yükümlülüğe (olağanüstü dönemlerde de korunmaya devam eden bir güvenceye)

aykırı olduğu da saptanmamıştır (Aydın Yavuz

ve diğerleri, §§ 199, 200, 346; Turhan

Günay [GK], B. No: 2016/50972, 11/1/2018, § 86).

86. Bununla birlikte kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı devletin,

bireylerin özgürlüğüne keyfî olarak müdahale etmemesini güvence altına alan

temel bir haktır (Erdem Gül ve Can Dündar, § 62). Kişilerin keyfî olarak

hürriyetinden yoksun bırakılmaması, hukukun üstünlüğüyle bağlı olan bütün

siyasal sistemlerin merkezinde yer alan en önemli güvenceler arasındadır.

Bireylerin özgürlüklerine yönelik müdahalenin keyfî olmaması, olağanüstü

yönetim usullerinin benimsendiği dönemlerde de uygulanması gereken temel bir güvencedir(Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 347).

87. Tutuklama tedbirinin uygulanması suretiyle bireylerin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına keyfî olarak müdahale edilmemesini sağlayacak

güvencelerin başında suç işlendiğine dair belirtinin ortaya konulması

gelmektedir. Suç işlendiğine dair belirtinin bulunması, tutuklama tedbiri için

ön koşul olduğundan aksi durumun kabulü, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

ilişkin tüm güvencelerin anlamsız hâle gelmesi sonucunu doğurur. Dolayısıyla

-hangi nedenle benimsenmiş olursa olsun- olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde de kişilerin suç işlediklerine dair belirti bulunmadan

tutuklanmaları "durumun gerektirdiği ölçüde" bir tedbir olarak kabul

edilemez (Turhan Günay, § 88).

88. Somut olayda Anayasa Mahkemesince, soruşturma makamlarının

suç işlediğine dair belirtileri somut olgularla ortaya koymadan başvurucu

hakkında tutuklama tedbirine başvurdukları sonucuna varılmıştır (bkz. § 79). Bu

itibarla "olağanüstü hâl" döneminde temel hak ve özgürlüklerin

kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen Anayasa'nın 15.

maddesinin, başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen güvencelere aykırı bu

müdahaleyi meşru kılmadığı değerlendirilmiştir.

89. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde de- başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası

bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

M. Emin KUZ ve Recai AKYEL bu görüşe katılmamışlardır.

e. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

90. 6216 sayılı Kanun'un "Kararlar"

kenar başlıklı 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesi ile (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

91. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar

verilmiştir. Başvurucu hakkındaki davada 22/2/2017 tarihinde başvurucunun

tahliyesine karar verilmiştir (bkz. § 23). Dolayısıyla başvurucunun tutukluluk

hâli sona ermiştir.

92. Başvurucu tazminat haklarının saklı tutulmasını istemiş,

bununla birlikte sonraki süreçte herhangi bir tazminat talebinde bulunmamıştır.

Bu nedenle tazminata ilişkin bir karar verilmesi mümkün görülmemiştir. Bu

durumda ihlalin tespiti dışında sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gereken bir husus bulunmadığı anlaşılmaktadır (Aynı yöndeki

değerlendirme için bkz. Mehmet Güneş,

B. No: 2014/1268, 17/5/2016, § 66).

93. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan 2.219,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19.

maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE M. Emin KUZ ve Recai AKYEL'in karşıoyları ve OYÇOKLUGUYLA,

C. 239,50 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan 2.219,50

TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

D. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Aydın 2. Ağır Ceza Mahkemesine

(E.2017/26) GÖNDERİLMESİNE,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığa GÖNDERİLMESİNE

4/4/2018 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvurucunun tutuklanmasının hukukî olmaması sebebiyle

Anayasanın 19. maddesinde teminat altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Vergi dairesinde memur olarak görev yaparken 24/7/2016 tarihinde

açığa alınan başvurucu, yürütülen bir soruşturma kapsamında 25/7/2016 tarihinde

gözaltına alınarak 26/7/2016 tarihinde tutuklanmıştır.

Çoğunluğun kararında, kamu görevinden uzaklaştırma veya çıkarma

tedbirlerinin uygulanmasının tek başına suçun işlendiğine dair kuvvetli bir

belirti olarak kabulünün mümkün olmadığı, kaldı ki 1/9/2016 tarihinde kamu

görevinden çıkarılan başvurucu hakkındaki kararın daha sonra kaldırıldığı,

soruşturma mercilerinin başvurucunun konutunda yapılan aramada ele geçirilen

eşyanın terör örgütü üyeliğini gösteren bulgular olduğunu ileri sürmelerine

rağmen bunlardan tüfek ve kurusıkı tabancalara ilişkin bir suçlamanın söz

konusu olmadığı, cep telefonu ve bilgisayar gibi dijital verilerle ilgili

olarak bir tespitin bulunmadığı, dolayısıyla değerlendirmenin aramada ele

geçirilen “Dua Mecmuası” ve 1 ABD Doları banknot üzerinden yapılması gerektiği

belirtilerek anılan delillerin başvurucu ile örgüt arasındaki ilişkiyi ortaya

koyan olgular olarak değerlendirilmesinin mümkün olmadığı, soruşturma

belgelerinde yer alan tespit ve değerlendirmeler kapsamında olayda suç

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı sonucuna

varılmıştır.

Kararda da belirtildiği üzere, ilke olarak her somut olayda

tutuklamanın ön şartı olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup

bulunmadığının takdirinin öncelikle anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine

ait olduğu, bununla birlikte yargı mercilerinin bu hususlardaki

değerlendirmesinin Anayasa Mahkemesinin denetimine tâbi olduğu ve bu denetimin,

somut olayın şartları dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve

tutuklama kararının gerekçeleri üzerinden yapılması gerektiği kabul

edilmektedir (§§ 59-60).

Somut olayda, vergi dairesinde memur olarak görev yapan

başvurucunun terör örgütü ile iltisakı veya irtibatının

belirlenmesi sebebiyle açığa alındığının ihbar edilmesi üzerine hakkında terör

örgütüne üye olma suçundan soruşturmaya başlandığı, bir gün sonra gözaltına

alınan başvurucunun konutunda yapılan aramada diğer delillerle birlikte bir

adet yarı otomatik tüfek, iki adet kurusıkı tabanca, ellidört

adet ses fişeği, bir adet 1 ABD Doları, pasaport, kalem kamera ve üzerinde “Dua

Mecmuası” yazılı bir kitap bulunduğu (§ 21), bunun üzerine tutuklanması

talebiyle sulh ceza hâkimliğine sevk edildiği, tutuklama talebine ilişkin

yazıda “arama neticesinde ele geçirilen suç eşyaları ile tüm dosya kapsamı

birlikte değerlendirildiğinde… kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

olguların ve tutuklama nedenlerinin bulunduğu”nun

belirtildiği (§ 14), “kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların

bulunduğu…” gerekçesiyle başvurucunun tutuklanmasına karar verildiği (§ 16) ve

tutuklama kararına itirazın da aynı gerekçelerle reddedildiği (§ 17)

görülmektedir.

Tutuklama ve tutuklamaya itirazın reddi kararlarında genel olarak,

kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğundan söz edilmekte

ise de, yukarıda belirtilen delillerin birlikte

değerlendirilmesi sonucunda anılan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti

olarak kabul edildiği anlaşılmaktadır.

Başvurucunun 15 Temmuz darbe teşebbüsünün ardından ilân edilen

olağanüstü hâl tedbirleri kapsamında, darbe teşebbüsünü gerçekleştirdiği

belirtilen yapıya üyeliği, mensubiyeti, iltisakı veya

irtibatı sebebiyle açığa alındığı ve bu durumun Cumhuriyet savcılığına ihbar edilmesi

üzerine başlatılan soruşturma kapsamında konutunda yapılan aramada yukarıda

belirtilen eşyanın bulunduğu dikkate alındığında, tutuklamanın hukuki olup

olmadığına ilişkin incelemede bunların tamamının birlikte değerlendirilmesi

gerektiği düşünülmektedir.

Bu kapsamda, başvurucunun açığa alınmasının ve daha sonra kamu

görevinden çıkarılmasının -tek başına- suç işlediğine dair kuvvetli bir belirti

olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı yönündeki çoğunluk görüşü (§ 70)

isabetli olmakla birlikte, tutuklama incelemesinde diğer delillerle birlikte bu

durumun da gözönünde bulundurulmasının temelsiz

olduğu söylenemez.

Diğer taraftan, aramada ele geçirilen eşyadan tüfek, kurusıkı

tabancalar ve ses fişeklerine ilişkin bir suçlamanın söz konusu olmaması (§ 71)

sebebiyle, tutuklamanın hukukiliği konusundaki değerlendirmenin aramada ele

geçirilen eşyadan sadece “Dua Mecmuası” yazılı kitap ve 1 ABD Doları banknot

üzerinden yapılmasının gerektiği yönündeki değerlendirmeye katılmaya da imkân

bulunmamaktadır.

Yukarıda belirtildiği gibi, darbe teşebbüsünün ardından

başlatılan soruşturma kapsamındaki mezkûr tutuklama talebinde, arama

neticesinde ele geçirilen suç eşyası ile tüm dosya kapsamı “birlikte

değerlendirildiğinde” kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların

bulunduğunun belirtildiği, tutuklama ve tutukluluğa itirazın reddi kararlarında

da “kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların bulunduğu” gerekçesiyle

karar verildiği anlaşılmaktadır.

Başka bir anlatımla, başvuru konusu tutuklama kararının sadece

Dua Mecmuası ve 1 ABD Doları banknota dayanılarak alınmadığı, bütün delillerin

birlikte değerlendirilmesi sonucunda suç şüphesi bakımından kuvvetli belirtinin

olduğuna karar verildiği görülmektedir. Esasen başvurucunun görevinden

uzaklaştırılmasının ve daha sonra kamu görevinden çıkarılmasının da,konutundaki aramada bulunan

materyallerin hiçbirinin de-tek başına- suç işlediğine dair kuvvetli belirti

olarak değerlendirilmesine imkân bulunmamaktadır.

Buna karşılık, darbe teşebbüsünden kısa bir süre sonra, silahlı

terör örgütüyle bağı olduğu iddiasıyla açığa alınan ve terör örgütü üyeliği

iddiasıyla hakkında Cumhuriyet savcılığına ihbarda bulunulan bir kişinin evinde

yapılan aramada -daha sonra herhangi bir suçlamanın konusu olmamasına rağmen-

bir adet yarı otomatik tüfek, iki adet kurusıkı tabanca ve ellidört

adet ses fişeği ile birlikte kalem kamera bulunmasının, (üyesi olmakla

suçlandığı yapı hakkındaki iddialar da dikkate alındığında) tutuklama kararının

verildiği andaki genel şartlar ile somut olayın özel şartlarında, iddia edilen

suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak görülmesinin temelsiz ve keyfî

olduğunun söylenemeyeceği düşünülmektedir.

Bu itibarla, başvurucunun daha sonra kamu görevine döndürülmesine

ve 22/2/2017 tarihli duruşmada tahliye edilmesine rağmen, bu başvurunun konusu

olan tutuklamanın hukukiliği bakımından başvurucunun kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiği yönündeki çoğunluğun görüşüne katılmıyoruz.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Aydın ŞİMŞEK

Başvurucu

:

Mustafa

BALDIR

Vekili

:

Av. Mustafa

AKGÜNEŞ

Üye

M. Emin KUZ

Üye Recai AKYEL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/29354, 4 Nisan 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Adil Yargılanma
  11. B. Kişi Hürriyeti ve
  12. D. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  13. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığa GÖNDERİLMESİNE
  14. Karşıoy Gerekçesi
  15. Yıldırım
  16. Akıncı
  17. Topal
  18. M. Emin KUZ
  19. Baldır
  20. Akgüneş
  21. M. Emin KUZ
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/29354
Tarih
4 Nisan 2018

İlgili Kararlar

  • A.s. ve Ö.s. Başvurusu (B. No: 2015/10100)
  • Kübra Ece Altun Başvurusu (B. No: 2015/12621)
  • Ömer Faruk Akyüz Başvurusu (B. No: 2015/9247)
  • İbrahim Bilmez Başvurusu (B. No: 2014/2385)
  • Metin Evecen Başvurusu (B. No: 2017/744)
  • Ali Asker Yurtsever Başvurusu (B. No: 2014/15978)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.