İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm
Birinci BölümBaşvuru No: 2014/16855Tarih: 12 Aralık 2018

Mustafa Demirhan Başvurusu (B. No: 2014/16855)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

MUSTAFA DEMİRHAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/16855)

Karar Tarihi: 12/12/2018

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, yakalama nedenlerinin bildirilmemesi, gözaltı ve

tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması ve tutukluluğa ilişkin kararların doğal

hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı olan sulh ceza

hâkimliklerince verilmesi nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının;

gözaltı sürecindeki bazı uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının; bazı söz

ve uygulamalar nedeniyle de masumiyet karinesi ve eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/10/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, daha önce benzer bir başvuruda bildirilen

görüşler çerçevesinde yeni bir görüş bildirilmesine gerek bulunmadığını

belirterek görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, İstanbul İl Emniyet Müdürlüğünde komiser olarak

görev yapmakta iken kamuoyunda bilinen ismiyle 17-25

Aralık soruşturmaları sürecindeki (anılan soruşturmalara ilişkin

bilgiler için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK],

B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 30) bazı eylemleri dolayısıyla meslekten ihraç

edilmiştir. Ayrıca söz konusu eylemler dolayısıyla başvurucunun da aralarında

olduğu çok sayıda kolluk görevlisi hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca

(Başsavcılık) ceza soruşturması başlatılmıştır.

8. Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında 1/9/2014 tarihinde

gözaltına alınmıştır.

9. Başsavcılık 3/9/2014 tarihinde başvurucuyu tutuklanması

istemiyle İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklama talep

yazısında; başvurucunun görev aldığı soruşturma sürecinde başkaca delil elde

etme imkânının bulunup bulunmadığı araştırılmadan soruşturma konusu olaylarla

ilgisi bulunan ve/veya bulunmayan yüzlerce kişinin telefonlarının dinlendiği,

dinleme işlemlerinin usulsüz olarak icra edildiği, çoğu kişinin neden

soruşturmaya dâhil edildiğinin ve telefonlarının dinlendiğinin anlaşılamadığı,

sonrasında -henüz iletişimin tespiti kararlarının geçerlilik süresi devam

ederken- dinleme faaliyetlerinin sonlandırıldığı ve operasyon aşamasının

başlatıldığı ifade edilmiştir.

10. Başsavcılık, soruşturma dosyasında yer alan bazı bilgi ve

belgelere değinerek soruşturmanın ve soruşturma sürecinde yapılan işlemlerin

amacının o tarihte görevde bulunan Hükûmeti cebir ve şiddet kullanarak görev

yapamaz hâle getirmek olduğunu ve bu faaliyetlerin Paralel Devlet Yapılanması

(PDY) mensubu polislerce gerçekleştirildiğini değerlendirmiştir. Bu kapsamda

özellikle usulsüz olarak yapılan dinlemelere dayanılarak hazırlanan fezlekede

bir bakanın suç örgütü lideri olarak gösterilmesine, bir kişi (medya patronu)

hakkında iletişimin tespiti tedbirine başvurulduğu hâlde fezlekede bu kişiyle

ilgili bir suç isnadında bulunulmamasına, fezlekenin hazırlandığı tarihte görev

başında olan Başbakan'ın fezlekede "dönemin

Başbakan'ı" şeklinde ifade edilmesine, iletişimin tespiti

tedbirlerinin icrasında görevli polis memurlarının kendi aralarındaki

haberleşmelerinde "bütün kabineyi

toplamaktan" bahsetmelerine dikkat çekilmiştir. Başsavcılık

ayrıca Başbakan ve Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarı'nın bir görüşmesine

ilişkin görüntülerin usulsüz bir şekilde temin edilerek basına servis

edilmesine, hakkında iletişimin tespiti kararı olmamasına rağmen Başbakan'ın

telefonlarının uzun bir süre dinlenilmesine ve dinleme kayıtlarının basına

sızdırılmasına, Başbakan'ın evinde usulsüz olarak teknik takip yapılmasına da

temas etmiştir.

11. İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliği 4/9/2014 tarihinde,

başvurucunun Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini

yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçundan tutuklanmasına karar vermiştir.

Hâkimlik; başvurucunun da aralarında olduğu şüpheliler yönünden kuvvetli suç

şüphesinin bulunduğu sonucuna varırken soruşturma dosyalarında yer alan bilgi

ve belgelere, özellikle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Teftiş Kurulu

tarafından düzenlenen bir rapora, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü görevlileri

tarafından kullanılan bilgisayarlar üzerinde yapılan inceleme sonucunda

düzenlenen rapora, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığının tespitlerine,

Emniyet Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı müfettişleri tarafından

yürütülen disiplin soruşturmasının içeriğine ve bir gizli tanığın beyanlarına

atıf yapmıştır.

12. Kararda; kuvvetli suç şüphesi yönünden yapılan

değerlendirmede ayrıca Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğünde görev

yaptıkları anlaşılan -başvurucunun da aralarında olduğu- şüphelilerin emniyet

teşkilatındaki hiyerarşi içinde değil yasal olmayan bir oluşum çerçevesinde

faaliyette bulundukları ve ayrı bir yapı oluşturdukları, bu kapsamda Başbakan

da dâhil olmak üzere üst düzey siyasilerin ve kamu görevlilerinin telefonlarını

uzun bir süre usulsüz bir şekilde dinledikleri yönündeki olgulara ve tutuklama

talep yazısında yer alan diğer tespitlere değinilmiştir.

13. Hâkimlik, tutuklama nedenlerine ilişkin olarak ise "... yüklenen suçun yasada öngörülen ceza

miktarı, işlendiği iddia edilen suçun önemi ve ciddi sayılan katalog suçlardan

olması nedeniyle tutuklama nedeninin 'Kanun gereğince' varsayıldığı, Nitekim

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ve 6352 sayılı Yasa ile değişik 5271

sayılı CMK'nun 100 ve devam eden maddeleri uyarınca

şüphelilerin tutuklanmasına engel hallerinin (tutuklama yasağı ve yargılama

engeli bulunmaması hali gibi) bulunmadığı, almaları muhtemel ceza göz önüne

alındığında kaçma şüphelerinin bulunduğu, soruşturmanın henüz tamamlanmaması

nedeniyle şüphelilerin delilleri yok etme, gizleme, tanık ve mağdurlar üzerinde

baskı oluşturma şüphesinin bulunduğu, işin önemi, verilmesi beklenen ceza veya

güvenlik önlemi değerlendirildiğinde, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 13. maddesinde

ifade olunan 'ölçülülük' ilkesi uyarınca, daha hafif koruma önlemi olan adli

kontrol tedbiri uygulanmasının bu aşamada soruşturmaya konu suç ve bu

şüpheliler açısından yetersiz kalacağı ve amaca hizmet etmeyeceği ..."

değerlendirmesinde bulunmuştur.

14. Başvurucu 10/9/2014 tarihinde karara itiraz etmiş, İstanbul

2. Sulh Ceza Hâkimliğince 16/9/2014 tarihinde itirazın kesin olarak reddine

karar verilmiştir.

15. Başvurucu, anılan kararı 29/9/2014 tarihinde öğrenmiştir.

16. Başvurucu 24/10/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

17. Başsavcılığın 28/9/2015 tarihli iddianamesiyle, başvurucunun

da aralarında olduğu şüphelilerin Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan

kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı terör

örgütü kurma veya yönetme, silahlı terör örgütüne üye olma, devletin gizli

kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme,

resmî belgede sahtecilik, resmî belgeyi bozmak, yok etmek veya gizlemek,

haberleşmenin gizliliğini ihlal etmek, kişiler arasındaki aleni olmayan

konuşmaları dinlemek ve kaydetmek, verilerin süresi içinde yok edilmemesi,

kişisel verileri hukuka aykırı olarak bir başkasına vermek veya ele geçirmek,

özel hayatın gizliliğini ihlal etmek ve göreve ilişkin sırrın açıklanması

suçlarını işlediklerinden bahisle cezalandırılmaları istemiyle aynı yer Ağır

Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

18. İddianame, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi (Mahkeme)

tarafından 16/10/2015 tarihinde kabul edilmiş ve Mahkemenin E.2015/366 sayılı

dosyası üzerinden yargılamaya başlanmıştır.

19. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde derdesttir ve başvurucunun tutukluluk durumu devam

etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

20. İlgili hukuk için bkz.

Hüseyin Korkmaz, B. No: 2014/16835, 18/7/2018, §§ 42-50.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 12/12/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Yakalama Nedenlerinin

Bildirilmediğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu, yakalama sırasında kendisine yönelik suçlamaların

bildirilmediğini ve haklarının hatırlatılmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

23. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

24. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

25. Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

26. Anayasa Mahkemesi, suç isnadıyla yakalanan kişilerle ilgili

olarak yakalama nedenlerinin veya suçlamaların -yakalama sırasında-

bildirilmediği iddiasıyla yapılan bireysel başvurular bakımından asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu

sonucuna varmıştır (Deniz Özfırat, B. No: 2013/7929, 1/12/2015, §§ 42-54).

27. Somut olayda başvurucu tarafından dile getirilen yakalama

tedbirine ilişkin iddialar 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak

davada incelenebilecektir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre

başvurucunun iddialarının doğruluğunun tespiti hâlinde görevli mahkemece

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi

kabiliyetini haiz, etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu

tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmadığı

sonucuna varılmıştır.

28. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun yakalama nedenlerinin

bildirilmediği iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden

bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Gözaltına Almanın

Hukuka Aykırı Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu, hukuka aykırı olarak gözaltına alındığını

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

b. Değerlendirme

30. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik

niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

31. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

32. Somut olayda başvurucu hakkında verilen gözaltı kararının

hukuka uygun olup olmadığı 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında

açılacak davada incelenebilir. Nitekim Yargıtay uygulaması (Yargıtay 12. Ceza

Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararı; Günay Dağ ve diğerleri, § 145) da bu

kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın esasının sonuçlanmasına gerek

olmadığı yönündedir. Bu madde kapsamında açılacak dava yoluyla gözaltına

ilişkin bir hukuka aykırılık tespit edildiğinde başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir.

33. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir

hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

34. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun gözaltına almanın hukuka

aykırı olduğuna ilişkin iddiası ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

35. Başvurucu; suç işlediğine dair kuvvetli belirti olmamasına

rağmen tutuklandığını, olayda kaçma ve delilleri etkileme ihtimalinin

bulunmadığını, tutuklama ve tutukluluğa itirazın reddi kararlarının gerekçeden

yoksun olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

36. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

37. Başvurucunun tutuklamanın hukuki olmadığına yönelik bu

bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında,

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

38. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak ortaya konduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında, şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla

kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak

sayılmıştır (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

39. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik bir müdahale

olarak tutuklamanın Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve tutuklama

tedbirinin niteliğine uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa'nın

ilgili maddelerinde belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanma ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir (Halas Aslan, B. No: 2014/4994, 16/2/2017, §§ 53, 54).

40. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasına göre tutuklama

ancak suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler bakımından mümkündür. Bir başka anlatımla

tutuklamanın ön koşulu, kişinin suçluluğu hakkında kuvvetli belirtinin

bulunmasıdır. Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle

desteklenmesi gerekir (Mustafa Ali Balbay,

B. No: 2012/1272, 4/12/2013, § 72).

41. Öte yandan Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında,

tutuklama kararının kaçma ya da delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini

önlemek amacıyla verilebileceği belirtilmiştir. 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesine göre de şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması ya da kaçacağı

şüphesini uyandıran somut olguların bulunması, şüpheli yahut sanığın

davranışlarının delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur ya

da başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturması hâllerinde tutuklama kararı verilebilecektir. Maddede ayrıca

işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması şartıyla tutuklama nedeninin

varsayılabileceği suçlara ilişkin bir listeye yer verilmiştir (Halas Aslan, §§ 58, 59).

42. Diğer taraftan Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve

özgürlüklere yönelik sınırlamaların

ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bu bağlamda

dikkate alınacak hususlardan biri tutuklama tedbirinin isnat edilen suçun önemi

ve uygulanacak olan yaptırımın ağırlığı karşısında ölçülü olmasıdır (Halas Aslan, § 72).

43. Her somut olayda tutuklamanın ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin olup olmadığının, tutuklama nedenlerinin

bulunup bulunmadığının ve tutuklama tedbirinin ölçülülüğünün takdiri öncelikle

anılan tedbiri uygulayan yargı mercilerine aittir. Zira bu konuda taraflarla ve

delillerle doğrudan temas hâlinde olan yargı mercileri Anayasa Mahkemesine

kıyasla daha iyi konumdadır. Bununla birlikte yargı mercilerinin belirtilen

hususlardaki takdir aralığını aşıp aşmadığı Anayasa Mahkemesinin denetimine

tabidir. Anayasa Mahkemesinin bu husustaki denetimi, somut olayın koşulları

dikkate alınarak özellikle tutuklamaya ilişkin süreç ve tutuklama kararının

gerekçeleri üzerinden yapılmalıdır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, §§ 123,

124).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

44. Başvurucu, yürütülen bir soruşturma kapsamında Türkiye

Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye

teşebbüs etme suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca

tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

kanuni dayanağı bulunmaktadır.

45. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

46. Başvurucu hakkında başta tutuklama talep yazısı ve tutuklama

kararı olmak üzere soruşturma belgelerinde yer alan tespit ve değerlendirmeler

dikkate alındığında başvurucunun tutuklanmasına esas alınan temel olgunun 17-25 Aralık soruşturmaları sürecindeki

eylem ve işlemleri olduğu anlaşılmaktadır. Anılan soruşturmalar, bazı siyasiler

ve bunların yakınları ile kamuoyunun tanıdığı bir kısım iş adamı hakkında yolsuzluk yaptıkları iddiasıyla

başlatılmış ve 2013 yılının sonunda bu kişilerle ilgili bazı koruma

tedbirlerinin uygulanmasına çalışılmıştır.

47. Soruşturma mercileri ve yargı organları 17-25 Aralık soruşturmalarının FETÖ/PDY (Fetullahçı Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanması) mensubu

yargı ve kolluk görevlileri tarafından bu yapılanmanın amaçları doğrultusunda

Hükûmeti devirmek amacıyla kurgulandığını değerlendirmektedir. Bir başka

ifadeyle FETÖ/PDY'nin faaliyetlerinin Hükûmeti

devirmeye yönelik olduğu yönündeki değerlendirmelerin temel olgularından biri

-daha sonradan kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile sonuçlandırılan- bu

soruşturmalardır (Aydın Yavuz ve diğerleri §

30).

48. Başsavcılığın tutuklama talep yazısında ve İstanbul 1. Sulh

Ceza Hâkimliğinin tutuklama kararında; başvurucunun 17-25 Aralık

soruşturmalarının yürütüldüğü emniyet biriminde teknik büro dinleme kısım amiri

olarak görev yaptığı ve soruşturma süreçlerinde aktif bir şekilde yer aldığı,

anılan soruşturmalar kapsamında soruşturma konusu olaylarla ilgisi bulunmayan

çok sayıda kişinin telefonlarının dinlendiği, hukuka aykırı birçok işlem

yapıldığı, soruşturmaların görevden kaynaklanan hiyerarşinin dışında örgütlenmiş

bir grup tarafından Hükûmeti görev yapamaz hâle getirmeyi hedefleyerek

gerçekleştirildiği, bu kapsamda düzenlenen fezleke(ler)de

o tarihte görevi başında olan Başbakan'ın "dönemin Başbakan'ı" olarak

ifade edildiği ve bir bakanın suç örgütü yöneticisi olarak gösterildiği

belirtilmiştir. Ayrıca başvurucunun çalıştığı birimde kullanılan bir

bilgisayarda yapılan incelemede, bir haberleşme programı üzerinden yapılan

görüşmede "Kabineyi toplayacağız burada." şeklinde bir ifade

kullandığı tespit edilmiştir (bkz. §§ 9-12).

49. 17-25 Aralık

soruşturmalarının yukarıda değinilen özellikleri, yargı organlarının

bu soruşturmalara yönelik tespit ve değerlendirmeleri, başvurucunun bu

soruşturma süreçlerindeki konumu ile tutuklamaya karar veren Sulh Ceza

Hâkimliğinin atıf yaptığı deliller ve bunların içeriği bir bütün olarak

değerlendirildiğinde başvurucunun suç işlediğine dair kuvvetli belirtilerin

soruşturma dosyasında mevcut olduğu görülmektedir.

50. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede, tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar göz ardı

edilmemelidir.

51. İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan suça ilişkin olarak

kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına ve -öngörülen ceza miktarı dikkate

alındığında- kaçma şüphesinin bulunmasına, delillerin yok edilmesi veya

değiştirilmesi ihtimaline, isnat edilen suçun 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında olmasına ve

adli kontrolün yetersiz kalacağına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 13).

52. FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse

tüm kamu kurum ve kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede

faaliyet göstermesi ve ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması bu

yapılanma ile ilgili olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına

kaçmasını ve yurt dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 272). Ayrıca başvurucunun tutuklanmasına esas

alınan Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini

yapmasını engellemeye teşebbüs etme suçu, Türk hukuk sistemi içindeki en ağır

cezai yaptırım öngörülen suç tipleri arasında olup (Hüseyin Korkmaz, § 48) isnat edilen suça ilişkin olarak

kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan

biridir (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405,

25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği

tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar arasındadır (Hüseyin Korkmaz, § 46).

53. Öte yandan emniyet teşkilatında komiser olan başvurucunun

delilleri etkileme ve değiştirme imkânının diğer kişilere göre daha fazla

olduğu açıktır.

54. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile İstanbul 1.

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden özellikle delilleri etkileme ihtimaline

ve -suçun ağırlığına atfen- kaçma şüphesine ilişkin tutuklama nedenlerinin

olgusal temellerinin olduğu söylenebilir.

55. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

56. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64). Özellikle FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği

ile FETÖ/PDY'nin özellikleri (gizlilik, hücre tipi

yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve

teslimiyet temelinde hareket etme gibi) de dikkate alındığında bu

soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık

olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 350).

57. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde

tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz

olduğu söylenemez.

58. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

4. Sulh Ceza

Hâkimliklerinin Doğal Hâkim, Bağımsız ve Tarafsız Hâkim İlkelerine Aykırı

Olduğuna İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

59. Başvurucu; tutukluluğuna ilişkin karar veren sulh ceza

hâkimliklerinin doğal hâkim

ilkesine aykırı olduğunu, tarafsız ve bağımsız bir mahkeme niteliğinde

bulunmadığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

60. Sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim güvencesini sağlamadıkları,

tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve tutukluluğa itirazın bu yargı

mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten yoksun bırakılmaya karşı etkili

bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle getirdiğine ilişkin iddialar Anayasa

Mahkemesince birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza hâkimliklerinin

yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların açıkça dayanaktan

yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet

Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet

Baransu (2), B. No: 2015/7231, 17/5/2016,

§§ 64-78, 94-97).

61. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

62. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun sulh ceza

hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız hâkim ilkelerine aykırı

olduğu iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

63. Başvurucu; gözaltı sırasında kolluk görevlilerinin

psikolojik baskısına maruz kaldığını, temel ihtiyaçlarının geç karşılandığını

veya karşılanmadığını belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

64. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek,

B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

65. Bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı ve

Anayasa'nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin

savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde etkili bir soruşturmanın

yapılması gerekmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını da sağlamaya elverişli olmalıdır (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 25).

66. Devletin sahip olduğu etkili soruşturma yükümlülüğü

kapsamında, işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli kesin

belirtiler mevcut olduğunda -kişilere müdahale üçüncü kişilerden gelmiş olsa

dahi- şikâyet ya da ihbarda bulunulmadığında bile resen soruşturma açılmasının

sağlanması gerektiği açıktır (Tahir Canan,

§ 25).

67. Başvuruya konu olayda başvurucu, genel olarak kamu

görevlileri tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığını ileri sürmektedir.

Başvurucunun anılan iddialarını herhangi bir adli ve/veya idari merciye ilettiğine dair bilgi veya belge sunmadığı da

gözetildiğinde hukuk sisteminde mevcut başvuru yollarını tüketmeksizin bireysel

başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

68. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kötü muamele yasağının

ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak idari ve/veya yargısal başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Masumiyet Karinesinin

ve Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

69. Başvurucu; kendisinin de aralarında olduğu bazı polisleri

başta Başbakan olmak üzere birçok siyasetçi ve kamu görevlisinin suçlu ilan

ettiğini, basında da bu yönde haberler çıktığını, sağlık kontrolü sırasında

gazeteciler önünde teşhir edildiğini belirterek masumiyet karinesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

70. Başvurucu ayrıca üst düzey siyasetçiler ve kamu görevlileri

tarafından, yargı kararı olmadığı hâlde örgüt olarak dillendirilen bir cemaate

mensup olduğunun söylendiğini, böylelikle belirli bir gruba yönelik ayrımcılık

söyleminde bulunulduğunu, bu grubun bir suç kaydı olmadığını, toplumun önemli

bir kısmında teveccüh gördüğünü belirterek ayrımcılık yasağının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

71. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve

dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda

bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu

gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak

ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan

deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler

olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu

gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair

olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki

hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin

gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli

Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

72. Somut olayda başvurucu; başvuru formları ve eklerinde

siyasetçi ve/veya kamu görevlisinin hangi söz veya eylemleriyle kendisini ne

şekilde suçlu ilan ettiğini, hangi basın organında çıkan, hangi haberin bu

kapsamda olduğunu, sağlık kontrolü sırasında gazeteciler önünde teşhir edilme

olayının nasıl ve kimin tarafından gerçekleştirildiğini ve bununla ilgili

herhangi bir hukuki sürecin yaşanıp yaşanmadığını, FETÖ/PDY'ye

yönelik olarak söylendiği belirtilen bazı değerlendirmelerin kendisi yönünden

nasıl ayrımcılık teşkil ettiğini somut olarak belirtmemiştir. Başvuru formları

ve eklerinde anılan ihlal iddialarına yönelik olarak iddianın konusunu belirtir

şekilde somut bilgi, belge ve kanıt bulunmamaktadır. Bu itibarla başvuruya konu

ihlal iddialarıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını kanıtlamak

ve hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak

suretiyle hukuki iddialarını ortaya koymak yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına

rağmen başvurucu tarafından bu yükümlülük yerine getirilmemiştir.

73. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun masumiyet karinesinin ve

eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddialarının temellendirilmemiş

olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yakalama nedenlerinin bildirilmemesi nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Gözaltına almanın hukuka aykırı olması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

4. Sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim, bağımsız ve tarafsız

hâkim ilkelerine aykırı olması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Masumiyet karinesinin ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

12/12/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Ömer MENCİK

Başvurucu

:

Mustafa

DEMİRHAN

Vekili

:

Av. Engin

Emrah BİÇER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/16855, 12 Aralık 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: Birinci Bölüm
  • Başvuru No: 2014/16855
  • Tarih: 12 Aralık 2018

İlgili Kararlar

  • M.a.g. Başvurusu (B. No: 2018/4268)
  • Aydın Kılıç Başvurusu (B. No: 2014/8740)
  • Salim Dalbudak Başvurusu (B. No: 2015/19507)
  • Arif İbiş Başvurusu (B. No: 2014/16836)
  • Fatma İskender ve Utku İskender Başvurusu (B. No: 2015/5055)
  • Meral Özata Özgürol Başvurusu (B. No: 2015/2326)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.