İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Nihat Behramoğlu Başvurusu (B. No: 2014/11299)

1. Başvuru, basın yoluyla hakaret edildiği iddiasıyla yapılan

Başvuru No2014/11299Tarih26 Ekim 2016Okuma17 dk · 3.302 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mustafa Nihat Behramoğlu Başvurusu

Karar tarihi
26 Ekim 2016
Başvuru Numarası
2014/11299
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.302 kelime·17 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, basın yoluyla hakaret edildiği iddiasıyla yapılan

yargılama neticesinde mahkûmiyete karar verilmesinin ifade ve basın

özgürlüklerini ihlal ettiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/7/2014 tarihinde İstanbul

2. Asliye Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına

engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 28/11/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı 11/4/2016 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesine görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Gazeteci olan başvurucu tarafından yazılan Yurt gazetesinin 16/10/2013 tarihli nüshasının 13. sayfasında ve

"www.yurtgazetesi.com" adlı İnternet sitesinde “AK Terfi dedikleri bu olmalı” başlığıyla

bir yazı yayımlanmıştır.

8. Anılan yazının içeriği şöyledir:

"Yasadışı işleri nedeniyle, hakkındaki şikayetler ayyuka çıktığında, AKP’nin bir memuru görevden

alması, terfi ettireceği anlamına geliyor! Faşizmi, İleri Demokrasi diye sunma

sahtekârlığının doğal sonucu budur. İşkenceci

ve tecavüzcü olduğu kanıtlanmış Polis S.S.A., görevden alınmış ama‘İstanbul Emniyet Müdür Yardımcılığı’na terfi

ettirilmişti! Gezi Direnişleri’nde, halka gestapovarî saldırgan tavırları nedeniyle şikayet edilen

Polis Y.D., görevden alınıp Emniyet Müdür

Yardımcılığı’na terfi ettirildi! Hrant Dink'in, öldürülmesinden altı ay önce ceza aldığı ‘Türklüğe

Hakaret‘ davasında, Dink'in ceza almasını savunan H.

E., Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı oldu. Dink'i savunan E. ise İstanbul'a sürüldü. Dink Suikasti‘nden sonra, Trabzon'dan Afyon'a atanan İstihbarat

Şube Müdürü E.D. ve aynı olay nedeniyle açığa alınan İstanbul Emniyeti

İstihbarat Şube Müdürü A.İ.G., bir üst rütbeye terfi

ettirildi. Dink’e yönelik yapılacak ilk eylem

bilgisine ulaşan ve Erhan Tuncel’i muhbir yapan E.D.,

Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı‘na atandı. Dink’in

öldürülmesi sürecinde sorumluluğu olduğu gerekçesiyle kamuoyunda tartışılan

görevliler arasında yer alan A.F.Y., 1. Sınıf Emniyet

Müdürü oldu. Böylece, A.F.Y.'in İl Emniyet Müdürlüğü

ya da Daire Başkanlığı için önü açıldı. Dink'in

katili Samast ile hatıra fotoğrafı çektiren Polis Y.K., Malatya Emniyet Müdür Yardımcılığı'na kadar yükseldi.

Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü, vali oldu; valisi ise, Bakan. Bu Eylül’de, Hrant’ın doğum günü ertesinde ise ‘doğum günü hediyesi‘

olarak, basına başka bir terfi haberi yansıdı: Erhan Tuncel’le yaptığı skandal

telefon konuşmasında “Gebermişse gebermiş!” diyen Polis Şefi M.Z., Emniyet İstihbarat’ın yeni

Daire Başkanı E.D.'in Özel Kalem Müdürlüğü’ne terfi

etti…

Deniz Feneri davasından, değişik cinayet

olaylarına; ihale sahtekârlıklarından, AK Belediyeler’deki

yolsuzluklara kadar örtülü işlere bulaşmış AK Yandaşların nerelere

yükseldiklerini; onlarla uğraşan onurlu insanların ise başlarına ne belaların

geldiğini listelemeye kalksak, kitaplara sığmaz. Gizlisi saklısı da yok,

gazetelerde çıkıyor. Namuslu vekillerin, muhalif yazarların, hukuka bağlı

avukatların bunları seslendirmekten dilleri kurudu.Başlarına gelen belalar da cabası! AKP, bildiğini

okumaktan geri adım mı attı? Yolsuzluk, sahtekârlık, cinayet, işkence, katlima hizmet, dolandırıcılıktan yargılanmış da, ceza

almış bir AK Yandaş var mı?Ama

dedim ya; terfi edenleri, ödül alanları saymaya kalk, bitmez! İktidara

kulsanız, böyle! Muhalifseniz, F Tipi’nde idare

edeceksiniz…

Hükümet olunca, işi kılıfına uydurmaktan kolay

ne var? RTE “Torbala!” dedi mi, hangi konu olursa olsun torba yasa çıkıyor!

Neyin suç olup olmadığını, işine geldiği gibi iktidar mı belirliyor, yoksa

bunun hukuk ve uluslararası yasalarda belirlenmiş ölçüleri mi var? Artık bu

soru anlamını yitirdi. Diktatöre göre; suç hükmü, onun iki dudağı arasında! Tüm

dünyanın demokratik bulduğu muhalif gösterilere onun, “Marjinallerin terör

suçu, cezalandırılması gerekir” demesi, muhalifler ve eylemleri hakkında darbe

hesapları ya da marjinal ve terör hükmü vermesi; polis

zulmü, zindan, cinayet için yeterli! Demokratik meslek örgütü yöneticilerinden,

spor taraftar gruplarına; üniversite hocalarından çevrecilere; gazetecilerden

sanatçılara kadar, anında soruşturma, yargılama başlıyor!

AK Hacılar için sadakatin temel ölçüsü ecdat

ve inanç; ecdadın izinde yürümek, inancın gereğini yerine getirmek… Buradaki

‘izinde yürümek’ sözü, arkasında yürümek anlamında değil. ‘Ona sadakat için onu

geçmek’ anlamında! Sözgelimi: Abdülhamid on yasak mı getirmiş, bunlarınki en az

on beş olmalı! AK Hacılar İktidarı ve emir kulu bürokratların ecdadı sollama

çabaları bundan! Hesaplamadıkları şey; sollama hırsıyla tam gaz gittikleri yol:

kendi duble zulüm yolları! Zemin; kan yamalı beton!

Karşıdan gelene toslamak; attan, kum zemine düşmeye benzemeyecek. Hele ki,

karşıdaki damperli çelik kasa çapulcu kamyonu ise!..

Zulüm; ne yaparsa yapsın, kalıcı değildir; eninde sonunda titreyip akıttığı

kana düşer! Bu da, torba yasalara sığmayan tarihin insanlık yasasıdır ve

yüzlerce değil, tektir!"

9. Yazıda ismi geçen S.S.A., kendisine

hakaret edildiği iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette

bulunmuştur.

10. Başvurucu hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 28/11/2013 tarihli ve 2013/20151 numaralı iddianamesi ile

İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.

11. İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesinin 27/5/2014

tarihli ve E.2013/371, K.2014/174 sayılı kararıyla başvurucunun basın yoluyla

hakaret suçunu işlediğinden bahisle 1.740 TL

adli para cezası ile cezalandırılmasına kesin olarak karar

verilmiştir. Başvurucu 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 231. maddesinde düzenlenen hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğinden Mahkeme kararı kesin

olarak açıklanmıştır.

12. Anılan kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Dava konusu yazı bir bütün olarak AİHM

kararları ve Yargıtay içtihatları kapsamında incelendiğinde; Yazar yazısında

AKP hükümetinin kamu kurumlarına yapılan atamaları eleştirirken hakkında

herhangi bir kesinleşmiş mahkumiyet kararı

bulunmamasına rağmen müşteki hakkında "İşkenceci ve tecavüzcü olduğu

kanıtlanmış Polis S.S.A. ..." şeklinde olgusal mahiyette nitelendirme

yapılarak Müşteki S.S.A.'nın tecavüz işkence

suçlarını işleyen ve bu suçları işlediği mahkeme kararlarıyla kanıtlanmış bir

kişi olarak gösterildiği ve müştekinin kamuoyu önünde ''suçlu'' olarak ilan

edildiği anlaşılmıştır. Olgusal mahiyette ki bu nitelendirmenin varlığının

kanıtlanması mümkündür. Kişilerin herhangi bir suçu işleyip işlemediğinin

tespiti ancak adli sicil kayıtları ile mümkündür. Oysaki müştekinin adli sicil

kaydında böyle bir suçlardan mahkumiyetine ilişkin bir

kayıt yoktur. Bir kişinin bu suçlardan yargılanması onun bu işlediğine karine

oluşturmaz. Böyle bir şeyin kabulü masumiyet karine aykırı bir durum oluşturur.

Dolayısıyla yazarın bu nitelendirmesinin herhangi bir olgusal temele

dayanmamaktadır.

Yazarın yazısında kullanmış olduğu bu ifadenin

tek amacının müştekiyi aşağılamak olduğu,müştekinin

içsel değere ve kamuoyu nezdindeki şeref ve saygınlığına saldırıda bulunarak

hukuka uygunluk ve eleştiri sınırının aşıldığı ve küçültücü değer yargısı

içermesi nedeniyle sanığın üzerine yüklenen basın yoluyla alenen hakaret suçunu

işlediği sanık savunması, şikayet dilekçesi, gazete örneği ve tüm dosya

kapsamından anlaşılmaklasanığın hakaret suçundan

eylemine uyan TCK'nun 125/1-2-4 maddesi uyarınca

cezalandırılmasına dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur."

13. Anılan karar, başvurucu vekiline27/5/2014 tarihinde tefhim

edilmiş

14. Başvurucu 26/6/2014 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

15. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı

Türk Ceza Kanunu'nun 125. maddesinin (1) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Bir kimseye onur, şeref ve saygınlığını

rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden

... veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur,

şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî

para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun gıyabında hakaretin

cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât ederek işlenmesi

gerekir.

...

(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza

altıda biri oranında artırılır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

16. Mahkemenin 26/10/2016 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

17. Başvurucu, gazeteci olarak Hükûmetin icraatları hakkında

görüşlerini açıklama ve bu görüşlerini yayma hakkı bulunduğunu, üstelik

gazeteci olduğu için yürütmenin uygulamalarını eleştirme ve yanlışlarını

kamuoyuyla paylaşmanın aynı zamanda bir görev olduğunu, müşteki hakkında

söylenen sözün örnekleme amacıyla söylendiğini, hakaret kastıyla bir suç

isnadında bulunulmadığını, Mahkemenin kararın gerekçesinde belirttiği"nitelendirmenin olgusal bir temele dayanmadığı" kanaatinin

hukuka uygun olmadığını, bu mahkûmiyet nedeniyle gazetecilik görevini yerine

getirirken üzerinde baskı hissedeceğini,müşteki

hakkında İlk Derece Mahkemesinin mahkûmiyet kararı, Yargıtayın

cezayı az bularak bozma kararı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)

tazminat kararı ve İnternet'te yer alan milyonlarca yayın kaydının bulunduğu

dikkate alındığında bu yazının Hükûmetin tayin ve terfi uygulamalarını eleştiren

bir görüş ortaya koyduğunu belirterek Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinde

tanımlanan ifade ve basın özgürlüğü haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş;

ihlalin tespiti, yeniden yargılama ve tazminat taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

18. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan ifade

ve basın özgürlüklerinin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

19. Gazeteci olan başvurucu, Hükûmeti eleştirmek üzere olgusal

gerçekliğe uygun olarak yazdıklarından dolayı cezalandırılmasının ifade ve

basın özgürlüklerini ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

20. Anayasa’nın “Düşünceyi

açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı,

resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma

hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya

fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar…

Bu hürriyetlerin

kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel

nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması,

suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce

belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel

ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya

yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla

sınırlanabilir.

…

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin

kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

21. Anayasa’nın “Basın

hürriyeti” kenar başlıklı 28. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Basın hürdür, sansür edilemez…

…

Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini

sağlayacak tedbirleri alır.

Basın hürriyetinin sınırlanmasında, Anayasanın

26 ve 27 nci maddeleri hükümleri uygulanır.

…”

22. Anayasa Mahkemesinin birçok kararında ifade ve basın

özgürlüklerine ilişkin temel ilkeler ayrıntılı olarak belirtilmiştir (Fatih Taş [GK], B. No: 2013/1461, 12/11/2014, §§ 57-67, 80, 94; Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §§ 30-38; Ali Rıza Üçer (2) [GK], B. No: 2013/8598,

2/7/2015, §§ 30-33; Ergün Poyraz (2)

[GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, §§ 33-39;

Medya Gündem Dijital Yayıncılık Ticaret A.Ş. [GK], B. No: 2013/2623,

11/11/2015, § 44).

23. İfade özgürlüğü demokratik bir toplumun temel taşlarından ve

toplumun ilerlemesinin ve bireylerin gelişmesinin temel şartlarından biridir.

İfade özgürlüğü sadece hoşa giden ya da insanları incitmeyen veya önemsenmeyen

“bilgi” ve “düşünceler” için değil Devleti veya toplumun herhangi bir kesimini

inciten, şoke eden veya rahatsız eden bilgi ve düşünceler için de geçerlidir.

Demokratik toplumun olmazsa olmaz koşullarını oluşturan çoğulculuk, hoşgörü ve

açık görüşlülük bunu gerektirmektedir (Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 24/9/1976,

§ 49). Toplumsal ve siyasal çoğulculuğun varlığı, her türlü düşüncenin barışçıl

bir şekilde ve serbestçe ifade edilebilmesine bağlıdır (Emin Aydın, B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 41).

24. İfade özgürlüğünün özel bir görünümü olan basın özgürlüğü

ise sadece basının haber verme ve yayma hakkını koruyan bir özgürlük değildir.

Basın özgürlüğü demokratik çoğulculuğun sağlanabilmesi açısından halkın haber

ve fikirlere ulaşma özgürlüğüyle de doğrudan ilgilidir. Özellikle halkın kamuyu

ilgilendiren tartışmalar kapsamındaki haber ve fikirlere ulaşmasına imkân tanınarak

bu tür tartışmalara katılımının sağlanması demokratik çoğulcululuk

için vazgeçilmez niteliktedir. Bu bağlamda basının -gazetecilik etiği

çerçevesinde- kamunun "gözetleyicisi" olarak haber ve kanaatleri

yayabilmesi demokratik bir devlette şeffaflık ve hesap verilebilirliğinin

sağlanmasına da katkıda bulunur (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Von Hannover/Almanya (No.

2) [BD], B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012,

§ 102; Bladet Tromsø ve Stensaas/Norveç [BD], B. No: 21980/93,

20/5/1999, §§ 59, 62; Pedersen ve Baadsgaard/Danimarka [BD], B. No: 49017/99,

17/12/2004, § 71). Sağlıklı bir demokrasi, kamu makamlarının yalnızca yasama

organı veya yargı organları tarafından değil, sivil toplum örgütleri ve basın

veya siyasi partiler gibi siyasal alanda yer alan diğer aktörlerce de

denetlenmesini gerektirir (Ali Rıza Üçer (2),

§ 55).

25. Bununla birlikte ifade ve basın özgürlükleri mutlak olmayıp

sınırlandırılabilir. Nitekim Anayasa'nın ifade özgürlüğüne ilişkin 26.

maddesinin ikinci fıkrasında sınırlama sebeplerine yer verilmiştir. Basın

özgürlüğünün sınırlanmasında ise kural olarak 28. maddesinin dördüncü fıkrası

gereğince Anayasa'nın 26. ve 27. maddeleri hükümleri uygulanacaktır. Bundan

başka basın özgürlüğünün sınırlanmasında Anayasa'nın 28. maddesinin beşinci,

yedinci ve dokuzuncu fıkralarında bazı özel sınırlama sebeplerine yer

verilmiştir (Bekir Coşkun, § 37).

26. Ancak anılan maddelerde belirtilen amaçlarla ifade ve basın

özgürlüklerine getirilecek sınırlamaların Anayasa'nın 13. maddesinde düzenlenen

genel sınırlama ölçütlerinden "demokratik toplum düzeninde gerekli

olma" ve "ölçülülük" ilkeleriyle uyumlu olması gerekir.

Demokratik toplumda gerekli olma ilkesi çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik

temelinde yorumlanmalıdır. Ölçülülük ilkesi ise sınırlanma amaçları ile bu

amaca ulaşmak için kullanılan araç arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük

denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için

seçilen aracın denetlenmesidir. Bu nedenle ifade ve basın özgürlüklerine

yapılan müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen aracın

"elverişli", "gerekli" ve "orantılı" olup

olmadığı değerlendirilmelidir (Fatih Taş,

§§ 90, 92, 96).

27. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, ifade ve basın özgürlüklerine

yönelik yargısal veya idari bir müdahalenin "gerekli" olup

olmadığını, "zorlayıcı toplumsal bir ihtiyacı" karşılayıp

karşılamadığı yönünden değerlendirmektedir (Bejdar Ro Amed,

B. No: 2013/7363, 16/4/2015, § 68; Handyside/Birleşik Krallık, § 48).

.

28. Somut olay açısından başvuruya konu husus, Anayasa'nın 26.

maddesine göre ifade özgürlüğünün sınırlandırılma nedenlerinden biri olan

başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarınınkorunmasıdır.

Nitekim başvurucu, yazdığı yazı nedeniyle bir kimsenin onur, şeref ve

saygınlığını rencide ettiğinden bahisle adli para cezası ile

cezalandırılmıştır.

29. Bireyin şeref ve itibarı ise Anayasa'nın 17. maddesinde yer

alan "manevi varlık" kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin

manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibara keyfî olarak müdahale

etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123, 2/10/2013, § 35).

30. Devletin, bireylerin maddi ve manevi varlığının korunması

ile ilgili pozitif yükümlülükleri çerçevesinde şeref ve itibarın korunması

hakkı ile diğer tarafın Anayasa'da güvence altına alınmış olan ifade

özgürlüğünden yararlanma hakkı arasında adil bir denge kurması gerekir (Nilgün Halloran,

B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 43; Von

Hannover/Almanya (no.2), § 99).

31. Başkalarının şöhret ve haklarının korunması kapsamında ifade

özgürlüğüne müdahalenin demokratik toplumlarda gerekliliği konusunda sade

vatandaşlarla kamuya mal olmuş kişilerin, kamu görevlileriyle siyasetçilerin

birbirlerinden ayırarak değerlendirme yapılması gerekir. Özellikle ifade

özgürlüğü ile başkalarının hak ve şöhret değerlerinin çatışması hâlinde şöhreti

söz konusu olan kişi sade vatandaş ise koruma üst düzeyde şöhretten yana

tutulmalı, siyasetçinin şöhreti söz konusu ise ilke olarak tercih ifade özgürlüğünden

yana kullanılmalıdır (Nilgün Halloran, § 43).

32. Bununla birlikte temel hak ve özgürlüklere yönelik her

müdahale tek başına ilgili hak ve özgürlüğün ihlali sonucunu doğurmaz. Bir

müdahalenin ifade ve basın özgürlüklerini ihlal edip etmediğinin

belirlenebilmesi için müdahalenin kanunilik, meşru amaç, demokratik toplum

düzeninde gerekli olma ve ölçülülük kriterlerini

taşıyıp taşımadığının da incelenmesi gerekir.

33. Gazeteci olan başvurucunun yazdığı yazı nedeniyle

cezalandırılmasının ifade ve basın özgürlüklerine yönelik bir müdahale olduğu

açıktır. Müdahalenin 5237 sayılı Kanun'un ilgili maddelerinde kanuni

dayanaklarının bulunduğu konusunda da tereddüt bulunmamaktadır (bkz. § 15).

34. Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrası ile 28. maddesinin

ikinci fıkrasına göre ifade ve basın özgürlükleri "başkalarının şöhret

veya haklarının korunması" amacıyla sınırlanabilir. Bu bağlamda

başvurucunun adli para cezası ile cezalandırılması ileulaşılmak

istenen amacın Anayasa'da yer alan yukarıdaki sınırlama sebepleriyle uyumlu

olduğu anlaşılmaktadır.

35. Müdahalenin ihlal oluşturmaması için sadece kanuni dayanağın

ve meşru amacın bulunması yeterli değildir. Başvurucuya uygulanan adli para

cezası tedbirinin ifade ve basın özgürlüklerinin ihlalini oluşturup

oluşturmadığının değerlendirilmesi için somut olayın demokratik toplum

düzeninde gerekli olma ve ölçülülük koşulları yönünden de incelenmesi gerekir.

36. Somut olayda başvurucunun yazısının geneli Hükûmetin yapmış

olduğu bazı atamalara yönelik eleştirileri içermektedir. Bununla birlikte

yapılan eleştirilerde genel olarak atanan kişilerin önceki kariyerleri ve

yaptıkları ortaya konularak Hükûmetin tasarrufları anlatılmıştır. Bu

eleştiriler her ne kadar Hükûmetin tasarrufları üzerinden dile getirilmiş ise

de eleştirilerin atanan kişilere yönelik olduğu da yadsınamaz. Başvurucu

hakkındaki ceza davası yazıdaki Hükûmete yönelik eleştiriler üzerinden

açılmamıştır. Anılan yazıda ismi geçen bir üst düzey polis amiri hakkında yazılan

ifadelerin hakaret boyutuna ulaştığı iddiası ile kamu davası açılmıştır. Bu

bağlamda basın özgürlüğü çerçevesinde incelenmesi gereken konu başvurucunun

Hükûmete yönelik eleştirileri değil anılan yazıda Hükûmete yönelik eleştiri

bağlamında S.S.A. hakkında ifade edilen sözlerin cezalandırmayı gerektirip

gerektirmediğidir.

37. Başvurucu, gazetede çıkan yazısında S.S.A.nın

"... işkenceci

ve tecavüzcü olduğu kanıtlanmış" bir kişi olduğunu

belirtmiştir. Derece Mahkemesi, gerekçesinde S.S.A.nın

tecavüz işkence suçlarını işleyen ve bu suçları işlediği Mahkeme kararlarıyla

kanıtlanmış bir kişi olarak gösterildiğini ve müştekinin kamuoyu önünde

''suçlu'' olarak ilan edildiğini ifade etmiştir. Bu bağlamda Mahkeme,

kanıtlanması mümkün olgusal mahiyetteki nitelendirmenin sadece yapılmış bir

yargılama ile ileri sürelemeyeceğini adli sicil

kayıtlarında böyle bir kaydın bulunmadığını belirtmiştir. Mahkeme

herhangi bir olgusal temele dayanmayan ifadenin tek amacının S.S.A.yı aşağılamak olduğu, kişinin içsel değere ve kamuoyu

nezdindeki şeref ve saygınlığına saldırıda bulunarak hukuka uygunluk ve

eleştiri sınırının aşıldığı ve küçültücü değer yargısı içermesi gerekçesiyle

başvurucunun 1.740 TL adli para

cezası ile cezalandırılmasına karar vermiştir (bkz. § 12).

38. Anayasa'nın 26. ve 28. maddeleri, basının veya gazetecilerin

halkın yararına olan ve kamusal tartışmaya katkı sağlayabilecek ciddi

meseleleri işlemesinin söz konusu olduğu durumlarda dahi ifade özgürlüğünü

hiçbir sınırlama içermeyecek şekilde güvence altına almış değildir. Anılan

maddelerde basın veya gazeteciler, ifade özgürlüğünü kullanırken meslek etiği

çerçevesinde görev ve sorumluluklarına uygun davranmak durumundadır. Bu görev

ve sorumluluklar -somut olaydaki gibi- gazetecinin yazdığı yazının bireylerin şeref

ve hakları üzerinde ağır etkiler yaratma riski taşıdığı durumlarda özellikle

önem arz etmektedir. Öte yandan Anayasa'nın 26. ve 28. maddelerinin,

gazetecilere sunduğu koruma, gerçeğe uygun ve sorumlu bir gazeteciliğin

gerektirdiği ilkeleri gözeten, güvenilir haberler sunacak biçimde iyi niyetle

hareket etme şartına bağlıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. McVicar/Birleşik Krallık, B. No: 46311/99, 7/2/2002, § 73).

39. İfade özgürlüğüne yönelik olarak tazminata veya cezaya karar

verirken ifade özgürlüğünün kullanılmasından kaynaklanan yarardan çok daha ağır

basan, korunması gereken bir yararın varlığının olup olmadığı

değerlendirilirken “olgusal iddialar” ile “değer yargısı” arasındaki farkın

dikkatlice ortaya konması gerekir. Olgusal iddiaların dayanaklarının ortaya

konmasının beklenmesi mümkünken değer yargılarının gerçekliğinin kanıtlanmasını

beklemek mümkün değildir (De Haes and Gijsels/Belçika,

B. No: 19983/92, 24/2/1997, § 42). Bu bağlamda somut

olayda başvurucunun yazısında belirttiği ifadenin açık olarak olgusal iddia

temelinde olduğu gözetilerek değerlendirme yapılmalıdır.

40. Başvurucunun bir gazeteci olarak Hükûmeti ve Hükûmetin atama

kararlarını eleştirmesi ve yanlış olarak gördüğü hususları açıklaması

demokratik çoğulculuğun bir gereğidir. Bununla birlikte bu yönde yapılacak

eleştirilerde de gazetecilerin görev ve sorumluluk içinde hareket etmesi

gerekmektedir. Eleştirinin olgusal gerçekliğe dayanmayan hususları gerçekmiş

gibi gösterme veya eleştiri sınırlarını aşacak şekilde salt kişisel saldırı

niteliğindeki ifadeleri kapsadığı söylenemez. Bu bağlamda gazetecilerin kamunun

gözetleyicisi rolünü meslek etiği ilkeleri çerçevesinde yerine getirmesi göz

ardı edilemez.

41. Öte yandan başvurucunun adli para cezası almasına neden olan

ifadesi olgusal iddianın ötesinde olgusal bir gerçeklik algısı oluşturularak

verilmektedir. Başvurucunun yazıda belirttiği "...

işkenceci ve tecavüzcü olduğu kanıtlanmış" ifadesi

kişinin bir mahkeme kararı kapsamında suçluluğu ortaya konulmuş bir gerçekliğin

var olduğunu yansıtmaktadır. Bu durumda anılan ifadelerin olgusal kesinlik

içermeyen bir üslup ile yazıldığı veya bir değer yargısı içerdiği şeklinde

yorumlamak mümkün değildir. Başvurucunun yazısında kullandığı "kanıtlanmış" sözcüğünün kesinlik

içeren anlamı okuyucular tarafından kişinin gerçekten de isnat edilen

eylemlerden ceza almış olarak değerlendirilebilir. İsnat edilen suçların

ağırlığı ve kişinin itibarını zedelemedeki olası etkisi dikkate alındığında

başvurucunun bu tür isnatlarda bulunurken daha dikkatli olması gerektiği

açıktır.

42. Başvurucunun yazısında ifade ettiği kesin yargı içeren

sözlerin kamusal tartışmaya nasıl bir katkı sağladığı da ayrıca

değerlendirilmelidir. Hükûmetin önemli mevkilerekimi

atadığı toplumun ilgisini çeken ve kamusal tartışmaya katkı sağlayabilecek

haberler olduğunda tereddüt bulunmamaktadır. Bu bağlamda atanan kişiler

üzerinde eleştirilerin dile getirilmesi gazetecilerin gözetleyici görevinin

doğal bir sonucudur. Bununla birlikte eleştiri zeminin yeterli olgusal temellere

dayanması ve buna göre ifadelerin özenle seçilmesi gazetecilik mesleğinin bir

gereğidir. Ancak başvurucunun yazıda kullandığı "kanıtlanmış" şeklinde çok net ifade,

Hükûmetin atama kararlarının eleştirisinden öte kişiyi olgusal bir gerçekliğe

hapsetmekte ve eleştirinin ötesinde kişisel saldırı niteliği taşımaktadır.Bu bağlamda eleştirinin temelinde yer alan

atamalardaki Hükûmetin tutumundan öte kişiyi hedef alan bir durum söz

konusudur. Nitekim yazının temel konusunun Hükûmetin yaptığı atamaları eleştiri

olduğu gözetildiğince kamusal tartışmaya katkı açısından mağdur kişinin

yargılandığını belirttiği suçlarla ilgili olarak daha uygun bir ifade tarzı

seçilebilirdi (Constantinescu/Romanya, B. No:28871/95, 27/6/2000, § 74; Tammer/Estonya, B. No: 41205/98, 6/2/2001,§ 67

).

43. Mahkemenin gerekçesi gözetildiğinde başvurucunun Hükûmete

yönelik eleştirilerinden dolayı cezalandırıldığı da söylenemez. Nitekim

gerekçede de belirtildiği gibi cezalandırmaya temel olan husus başvurucunun bir

kişiye yönelik kesinlik içeren ve olgusal gerçekliğe aykırı isnatlardır.

Hükûmete yönelik eleştirileri dile getirirken başvurucunun, S.S.A.ya

yönelik olarak salt kişisel saldırı boyutuna ulaşacak ifadeler kullanmıştır.Bu tür isnatlar

açısından mağdur kişinin masumiyet karinesini de içerecek şekilde haklarının

korunması demokratik bir toplumda gereklidir.

44. Öte yandan başvurucunun ifade ve basın özgürlüğüne yapılan

müdahalenin ölçülü olup olmadığı da değerlendirilmelidir. Başvurucu yazıda

geçen ifadeleri nedeniyle 1.740 TL adli para cezası ile cezalandırılmıştır.

Başvurucunun hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediğinden anılan

adli para cezası kesin olarak hüküm doğurmuştur. Başvurucunun hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasını kabul etmediği ve cezanın miktarı küçük sayılabilecek

adli para cezası olduğu gözetildiğinde ifade ve basın özgürlüklerine yapılan

müdahalenin ölçüsüz olduğu söylenemez.

45. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 26. ve 28.

maddelerinde güvence altına alınan ifade ve basın özgürlüklerinin ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İfade ve basın özgülüklerinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 26. ve 28. maddelerinde güvence altına alınan

ifade ve basın özgürlüklerinin İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu/başvurucular üzerinde

BIRAKILMASINA 26/10/2016 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi. Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Rıdvan GÜLEÇ Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Murat ŞEN Başvurucu : Mustafa Nihat BEHRAMOĞLU Vekili : Av. Suzan YALTI

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/11299, 26 Ekim 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2012/1184, 16/7/2014, § 43; Von
  12. A. İfade ve basın özgülüklerinin ihlal edildiğine ilişkin
  13. C. Yargılama giderlerinin başvurucu/başvurucular üzerinde
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/11299
Tarih
26 Ekim 2016

İlgili Kararlar

  • Salim Ercan Başvurusu (B. No: 2014/12791)
  • Süleyman Demir Başvurusu (B. No: 2014/7307)
  • Murat Yasa Kılınç Başvurusu (B. No: 2014/14146)
  • Bergin Karaboğa ve Yusuf Aldemir Başvurusu (B. No: 2014/2626)
  • Oktay Torun Başvurusu (B. No: 2014/2284)
  • Turhan Sesli Başvurusu (B. No: 2014/508)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.