İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm
Birinci BölümBaşvuru No: 2013/5017Tarih: 2 Aralık 2015

Mustafa Özen Başvurusu (B. No: 2013/5017)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

MUSTAFA ÖZEN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/5017)

Karar Tarihi: 2/12/2015

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, itirazın iptali davasına konu uyuşmazlığın

dayanağı olan sözleşmenin geçerlilik süresinin Mahkemece hatalı

değerlendirilmesi neticesinde davanın reddine karar verilmesi nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 8/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 13/9/2013 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Birinci Bölüm tarafından 9/1/2014 tarihinde yapılan

toplantıda başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığına (Bakanlık) başvuru konusu olay ve

olgular bildirilmiş, başvuru belgelerinin bir örneği görüş için gönderilmiştir.

Bakanlığın 13/2/2014 tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına

ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı

bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama

dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Ankara ilinde emlak komisyoncusu olarak

çalışmakta olup Ankara ili Çankaya ilçesindeki konut niteliğindeki taşınmazın

satımına veya kiralanmasına aracılık etmek üzere sözü edilen taşınmazın maliki

(satıcı) ile 10/8/2010 tarihinde sözleşme imzalamıştır.

8. Taraflar arasındaki sözleşmede taşınmazın satış fiyatının

138.000 TL ile 155.000 TL arasında olacağı kararlaştırılmıştır. Sözleşmenin

bazı hükümleri şöyledir:

i. “... emlakın 10/04/2011 gününe

kadar satılması / kiraya verilmesi için müşteri T.’nin

aracılığını kabul eder.”

ii. “Hizmet gerçekleştiğinde müşteri emlak satılır ise satış

fiyatının %2 + KDV’sini … T.’ye ödemeyi kabul ve

taahhüt eder.”

iii. “Taraflar sözleşme süresinin bitiminden en az 15 gün

önce yazılı fesih bildiriminde bulunurlarsa sözleşme dönem sonu itibarıyla,

fesih bildiriminde bulunulmazsa uzama süresi sonunda sona erecektir. Uzama

süresi otuz gündür.”

iv. “Sözleşme ve uzama süresince, söz konusu emlaka T.’ce alıcı / kiracı

bulunmasına rağmen müşteri herhangi bir sebepten dolayı satışı / kiralamayı

engellerse, … satış bedelinin % 4 + KDV’sini … T.’ye ödemeyi kabul ve taahhüt eder.”

9. Başvurucu, anılan sözleşmeye istinaden yürüttüğü

çalışmalar sonucunda taşınmaza alıcı bulmuş; 140.850 TL satım bedelinde anlaşıp

protokol yapmış ve satıcıyı bilgilendirmiştir.

10. Bunun üzerine satıcı, satım işlemlerini kendisi adına

yapması için noter tarafından düzenlenmiş bir vekâletname ile H.I.yı vekil tayin etmiştir.

11. Başvurucu, satıcının vekili ve alıcılar satış işlemini

gerçekleştirmek üzere 24/9/2010 tarihinde ilgili tapu müdürlüğüne

başvurmuşlardır. Ancak işlemler sırasında satıcı vekilinin, satıcının satımdan

vazgeçtiğini bildirmesi üzerine tapu işlemleri tamamlanamamıştır. Başvurucu ve

alıcı tarafından düzenlenen tutanakla bu durum tespit edilmiştir.

12. Başvurucu, taşınmaza alıcı bulmasına rağmen satıcının

satımdan vazgeçtiği gerekçesiyle başka alacaklarla birlikte 10/8/2010 tarihli

sözleşmede “satış bedelinin % 4 + KDV’si” şeklinde kararlaştırılan tellaliye

alacağının ödenmesi için icra takibi başlatmıştır.

13. İcra takibi kapsamında borçlu sıfatı olan satıcının ödeme

emrinin tellaliye alacağına ilişkin kısmına itiraz etmesi üzerine takip durmuş,

bunun üzerine başvurucu Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesi nezdinde itirazın iptali

davası açmıştır.

14. Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesince yapılan yargılama

sonucunda 1/10/2012 tarihli ve E.2011/174, K.2012/1579 sayılı karar ile dava

konusu tellallık sözleşmesinin süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın reddine

karar verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

“Tellallık sözleşmesinin 30 gün süreli olduğu, sürenin işlem yapılmadan

dolduğu anlaşılmakla, hükümsüz kalan sözleşmeden dolayı davalının hizmet

alımını tamamlamadığından, satışın gerçekleşmediğinden, davacının talep ettiği

takibe konu ücreti davalıdan talep edemeyeceğinden davacının davasının reddine

karar vermek gerekmiştir.”

15. Başvurucu anılan kararı temyiz etmiş; temyiz dilekçesinde

davaya konu sözleşmenin 10/4/2011 tarihine kadar geçerli olduğunu, 30 günlük

sürenin ise sözleşmenin sona ermesinden sonra uygulanacak uzatma süresine

ilişkin olduğunu, bu çerçevede edimini sözleşmenin geçerli olduğu dönemde

yerine getirdiğini, bu nedenle davanın reddedilmesinin haksız olduğunu temyiz

nedeni olarak ileri sürmüştür.

16. Temyiz incelemesini yapan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi

2/5/2013 tarihli ve E.2013/3312, K.2013/10997 sayılı ilamı ile başvurucunun

temyiz itirazlarını yerinde görmeyerek İlk Derece Mahkemesi kararının

onanmasına karar vermiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

“Dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun

gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik

bulunmamasına göre yerinde olmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile usul ve

yasaya uygun olan hükmün ONANMASINA, … karar verildi.”

17. Karar 11/6/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,

başvurucu 8/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

18. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun

19. maddesi şöyledir:

“Bir

akdin mevzuu, kanunun gösterdiği hudut dairesinde, serbestçe tayin olunabilir.

Kanunun

kat'i surette emreylediği hukuki kaidelere veya kanuna muhalefet; ahlaka

(adaba) veya umumi intizama yahut şahsi hükümlere müteallik haklara mugayir bulunmadıkça,

iki tarafın yaptıkları mukaveleler muteberdir.”

19. 818 sayılı mülga Kanun’un 405. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Yaptığı hazırlık veya icra eylediği tavassut akdin icrasına müncer

olunca, tellal ücrete müstahak olur.”

20. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun

67. maddesi şöyledir:

“Takip

talebine itiraz edilen alacaklı, itirazın tebliği tarihinden itibaren bir sene

içinde mahkemeye başvurarak, genel hükümler dairesinde alacağının varlığını

ispat suretiyle itirazın iptalini dava edebilir.

...”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 2/12/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvurucunun 8/7/2013 tarihli ve 2013/5017 numaralı bireysel başvurusu

incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu; emlak komisyoncusu olduğunu, satımına aracılık

ettiği taşınmazın maliki (satıcı) ile sözleşme serbestisi çerçevesinde yaptığı

sözleşmede taşınmaza alıcı bulunduktan sonra satıcının satıştan vazgeçmesi

hâlinde ücret ödeyeceği ve sözleşmenin geçerlilik süresinin 6 ay olduğunun

kararlaştırıldığını, sözleşme süresi içinde taşınmaza alıcı bulduğunu, buna

rağmen satıcının satıştan vazgeçmesi nedeniyle satış işlemi tamamlanamadığından

tellaliye ücretine hak kazandığını, bu alacağının ödenmesi için başlattığı icra

takibine satıcının itiraz etmesi üzerine açtığı itirazın iptali davasında

Mahkemenin sözleşme süresinin dolduğu gerekçesiyle davasını reddettiğini,

halbuki sözleşmenin 6 ay süreli olduğunu, sözleşmede geçen 30 günlük sürenin

ise sözleşmenin sona ermesinden sonra uygulanacak uzatma süresine ilişkin

olduğunu, Mahkemenin bu süreyi hatalı biçimde sözleşmenin geçerlilik süresi

olarak kabul ettiğini, bu hususu temyizde ileri sürmesine rağmen kararın

onandığını, anılan kararın bariz takdir hatası içerdiğini belirterek

Anayasa’nın 2., 10., 36., 40. ve 123. maddelerinin ihlal edildiğini ileri

sürmüş; ihlalin tespiti, yargılamanın yenilenmesi ve yargılama süresince

yaptığı yargılama giderlerinin tazmin edilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

23. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucunun,

açmış olduğu itirazın iptali davasına konu uyuşmazlığın dayanağı olan

sözleşmenin 6 ay süreli olmasına rağmen davaya bakan Mahkemenin sözleşme

süresini hatalı biçimde 30 gün kabul ederek sözleşme süresinin dolduğu

gerekçesiyle davayı reddetmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 10., 36., 40. ve 123.

maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürdüğü görülmüştür.

24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu nedenle başvurucunun, açtığı davanın

dayanağı olan sözleşmenin geçerlilik süresinin Mahkemece hatalı değerlendirilmesi

neticesinde davanın reddine karar verildiği yönündeki iddiası, adil yargılanma

hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkı açısından incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

25. Başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasına dayanan şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka

bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden İnceleme

26. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

27. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak

yazılır.”

28. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

29. Anayasa Mahkemesi, Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle

Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliği ilkesi

gibi ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 38).

30. Hakkaniyete uygun yargılamanın bir unsuru olan gerekçeli

karar hakkı, Anayasa'nın 141. maddesinin birinci fıkrası uyarınca mahkemelerin

uyması gereken bir yükümlülük olarak düzenlenmiştir. Bir muhakemede usule

ilişkin koruma sağlayan adil yargılanma hakkının önemli unsurlarından biri olan

gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve

denetlemeyi amaçlamaktadır (Sencer Başat ve

diğerleri [GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 31).

31. Anayasa'daki hakların etkili bir biçimde korunması için

davaya bakan mahkemelerin Anayasa'nın 36. maddesine göre “tarafların

dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi”

vardır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000, § 33). AİHM

içtihatlarına göre bir mahkemenin davaya yaklaşımının, anılan mahkemenin

başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve başvurucuların temel

şikâyetlerini incelemekten kaçınmasına neden olması hâlinde Sözleşme'nin 6.

maddesi, davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenmesi hakkı bakımından

ihlal edilmiş olur (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007, §§ 84,

85).

32. Mahkemeler “kararlarını hangi temele dayandırdıklarını

yeterince açık olarak belirtme” yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülük,

tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992,

§ 33) tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara

uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir

toplumda toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini

öğrenmelerinin sağlanması için de gereklidir (Sencer

Başat ve diğerleri, § 34).

33. Mahkemelerin bu yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen

her türlü iddia ve savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi

gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Diğer bir ifadeyle derece mahkemeleri,

kendilerine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değildir (Muhittin Kaya ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt

Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No:

2013/1213, 4/12/2013, § 26; Yasemin Ekşi,

B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).

34. Bir kararda tam olarak hangi unsurların bulunması

gerektiği, davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık

ve somut bir biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili

olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması

hâlinde davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara mahkemelerce makul bir

gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer

Başat ve diğerleri, § 35).

35. Ayrıca insan haklarına ilişkin güvenceler soyut ve teorik

olarak değil, uygulamada etkili bir şekilde olmalıdır. Buna göre mahkemelerin,

ileri sürülen iddia ve savunmalara şeklen cevap vermiş olmaları yeterli olmayıp

iddia ve savunmalara verilen cevapların dayanaksız olmaması, mantıklı ve

tutarlı olması da gerekir. Diğer bir ifadeyle mahkemelerce belirtilen

gerekçeler, davanın şartları dikkate alındığında makul olmalıdır (Sencer Başat ve diğerleri, § 36).

36. Makul gerekçe; davaya konu olay ve olguların mahkemece

nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal

düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm

arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır (İbrahim Ataş, B. No: 2013/1235, 13/6/2013,

§ 24). Gerekçelendirme; davanın sonucuna etkili olay, olgu ve kanıtları

açıklamak yükümlülüğü olmakla birlikte bu şekildeki gerekçelendirmenin mutlaka

detaylı olması gerekmez. Ancak gerekçelendirmenin, iddia ve savunmadan birinin

diğerine üstün tutulma sebebinin ve bu kapsamda davanın taraflarınca gösterilen

delillerden karara dayanak olarak alınanların mahkemelerce kabul edilme ve

diğerlerinin reddedilmesi hususunda makul dayanakları olan bir bilgilendirmeyi

sağlayacak ölçü ve özene sahip olması beklenir (Sencer Başat ve diğerleri, §

37).

37. Zira bir davada tarafların hukuk düzenince hangi nedenle

haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için usulüne

uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün içerik ve kapsamı ile bu hükme varılırken

mahkemenin neleri dikkate aldığı ya da almadığını gösteren, ifadeleri özenle

seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna

uyumlu hüküm fıkralarının bulunması "gerekçeli karar hakkı" yönünden

zorunludur (Sencer Başat ve diğerleri,

§ 38).

38. Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili

olduğunu kabul ettiği bir husus hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt”

vermemesi veya yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaların

cevapsız bırakılmış olması, hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer Başat ve diğerleri, § 39).

39. Kanun yolu mahkemelerince verilen karar gerekçelerinin

ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi kararlarında yer verilen gerekçelerin

onama kararlarında kabul edilmiş olduğu şeklinde yorumlanmalıdır (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. García Ruiz/İspanya, B. No: 30544/96, 21/1/1999, § 26).

Ancak başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin de

tartışmadığı esaslı hususlara ilişkin temyiz başvuruları ile başvurucuların

usule ilişkin haklarının ihlal edildiğine yönelik somut şikâyetlerinin temyiz

incelemesinde tartışılmaması, gerekçeli karar hakkının ihlali olarak

görülebilir (Faik Gümüş, B. No: 2012/603,

20/2/2014, § 49).

40. Başvuru konusu olayda emlak komisyoncusu olan başvurucu

ile satımına aracılık ettiği taşınmazın maliki (satıcı) arasında taşınmazın

satılması/kiralanması konusunda 10/8/2010 tarihinde sözleşme imzalanmıştır. Bu

sözleşmenin A/9. maddesinde “... emlakın 10/04/2011 gününe kadar satılması / kiraya

verilmesi için müşteri T.’nin aracılığını kabul

eder.”, C/1.

maddesinde ise “Taraflar sözleşme süresinin

bitiminden en az 15 gün önce yazılı fesih bildiriminde bulunurlarsa sözleşme

dönem sonu itibarıyla, fesih bildiriminde bulunulmazsa uzama süresi sonunda

sona erecektir. Uzama süresi otuz gündür.” şeklinde hükümlere yer

verilmiştir. Sözleşmede ayrıca taşınmaza alıcı bulunduktan sonra satıcının

satıştan vazgeçmesi hâlinde başvurucuya ücret ödeyeceği de kararlaştırılmıştır.

41. Başvurucu, sözleşme süresi içinde taşınmaza alıcı

bulmasına rağmen satıcının satıştan vazgeçmesi nedeniyle satış işlemi

tamamlanamamasına rağmen sözleşmede kararlaştırılan tellaliye ücretine hak

kazandığını ileri sürerek satıcı hakkında icra takibi başlatmış; satıcının

itiraz etmesi üzerine itirazın iptali davası açmak suretiyle Mahkemeye

başvurmuştur. Mahkeme, yukarıda bahsi geçen oluşa göre başvurucunun ücret

alacağı hakkı doğup doğmadığı yönünden değerlendirme yapmamış “taraflar arasında imzalanmış sözleşmesinin 30 gün

süreli olduğu, sürenin işlem yapılmadan dolduğu, hizmet alımı tamamlamadığından

ve satış gerçekleşmediğinden hükümsüz kalan sözleşmeden dolayı başvurucunun

ücret talep edemeyeceği” gerekçesiyle davanın reddine karar

vermiştir (bkz. § 14).

42. Mahkeme, taraflar arasındaki sözleşmenin 30 gün süreli

olduğunu ve sürenin işlem yapılmadan dolduğunu karar gerekçesinde belirtmiş ise

de 10/8/2010 tarihli anılan sözleşmede geçen “...

emlakın 10/04/2011 gününe kadar satılması / kiraya

verilmesi için müşteri T.’nin aracılığını kabul

eder.” şeklindeki hüküm dikkate alındığında 30 günlük süreyi ne

şekilde tespit ettiğini açıklamamıştır.

43. Başvuruya konu yargılama dosyası içeriğindeki belgeler

incelendiğinde davalı malikin de davaya cevap ve ödeme emrine itiraz

dilekçelerinde dava konusu sözleşmenin süresinin dolduğuna ilişkin bir itiraz

ileri sürmediği, başvurucuya herhangi bir borcu olmadığını savunduğu

anlaşılmaktadır.

44. Başvuruya konu davada başvurucunun anılan hükme dayanarak

sözleşmenin 10/4/2011 tarihine kadar geçerli olduğunu ileri sürdüğü dikkate

alındığında davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikteki bu iddianın Mahkemece

makul bir gerekçe ile yanıtlanmadığı değerlendirilmiştir. Mahkemenin, bu

yaklaşımla “tarafların dayanaklarını, iddialarını ve delillerini etkili bir

biçimde inceleme görevini” tam anlamıyla yerine getirdiği söylenemez. Mahkeme

kararında şeklen gerekçe mevcut olmakla birlikte bu gerekçe, davanın şartları

ve davada dayanılan sözleşme hükümleri dikkate alındığında makul bir gerekçe

değildir.

45. Başvurucu temyiz başvurusunda, İlk Derece Mahkemesinin

dava konusu sözleşmenin 30 gün geçerli olduğu yönündeki kabulünün hatalı

olduğunu, sözleşmenin 10/8/2010 ile 10/4/2011 tarihleri arasında geçerli

olduğunu, sözleşmede geçen 30 günlük sürenin ise sözleşmenin sona ermesinden

sonra uygulanacak uzatma süresine ilişkin olduğunu, bu nedenle Mahkeme

kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür. Buna rağmen temyiz

incelemesini yapan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi 2/5/2013 tarihli kararında,

başvurucunun esasa dair hususlarla ilgili bu somut şikâyetini tartışmaksızın

temyiz edilen kararı onamıştır (bkz. § 16).

46. Başvurucunun, davanın sonucuna etkili olabilecek

iddiasının neden kabul edilmediğinin ilk derece ve temyiz mahkemelerince makul

gerekçeyle açıklanmaması nedeniyle başvuru konusu davada hakkaniyete uygun bir

yargılama yapılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

47. Belirtilen nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi

Yönünden

48. Başvurucu; anayasal haklarının ihlal edildiğinin tespiti, yargılamanın yenilenmesi ve

yargılama süresince yaptığı yargılama giderlerinin tazmin edilmesi talebinde

bulunmuştur.

49. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesi şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve

işlem niteliğinde karar verilemez.

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.

…”

50. Başvuru konusu olayda tespit edilen ihlal, Mahkemece

başvurucu tarafından ileri sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek

nitelikteki esaslı bir iddiaya makul bir gerekçe ile yanıt verilmemesi

nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin olduğundan 6216

sayılı Kanun’un (1) ve (2) numaralı fıkraları gereğince ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgili

Mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

51. Yeniden yargılama yapılmak üzere kararın ilgili Mahkemeye

gönderilmesine karar verilmesi nedeniyle başvurucunun diğer taleplerinin

reddine karar verilmesi gerekir.

52. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve

1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak üzere kararın Ankara 5. Sulh Hukuk Mahkemesine

GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun diğer taleplerinin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.500 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına

2/12/2015

tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh

KALELİ

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Hasan Tahsin GÖKCAN

Raportör

:

Kamil

KAYA

Başvurucu

:

Mustafa ÖZEN

Vekili

:

Av. Kürşat KARACABEY

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/5017, 2 Aralık 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: Birinci Bölüm
  • Başvuru No: 2013/5017
  • Tarih: 2 Aralık 2015

İlgili Kararlar

  • Ada Deniz Acentalıkları ve Danışmanlık Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/6405)
  • S.d. Başvurusu (B. No: 2013/3017)
  • S. K. Başvurusu (B. No: 2013/1778)
  • Bayram Keleş Başvurusu (B. No: 2013/6163)
  • Oğuz Okuyucu Başvurusu (B. No: 2013/5576)
  • Baran Doğukan Süleymanoğlu Başvurusu (B. No: 2013/6942)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.