İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Rollas Başvurusu (B. No: 2014/7703)

1. Başvuru, polis memurları tarafından gerçekleştirilen darp

Başvuru No2014/7703Tarih2 Şubat 2017Okuma34 dk · 6.793 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mustafa Rollas Başvurusu

Karar tarihi
2 Şubat 2017
Başvuru Numarası
2014/7703
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.793 kelime·34 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, polis memurları tarafından gerçekleştirilen darp

fiili hakkında yürütülen yargılamanın hızlı ve özenli şekilde yürütülmemesi,

yargılama sonucunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi

nedeniyle etkili bir giderim sağlanmaması, başvurucuya isnat edilen suçlar

hakkında yürütülen yargılamada özel yargılama usulünün uygulanmaması ve

yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması nedenleriyle işkence ve kötü muamele

yasağı, kanuni hâkim güvencesi ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 29/5/2014 tarihinde İzmir 6. Asliye Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Komisyon tarafından 30/9/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 9/2/2016 tarihinde, başvuruların

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık 21/3/2016 tarihli yazısıylagörüş

sunmayacağını bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi

(UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler doğrultusunda tespit edilen

ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. İzmir Barosuna kayıtlı avukat olarak görev yapan başvurucu,

9/9/2007 tarihinde gözaltında bulunan İ.T. ve D.Ö. ile görüşmek üzere Fuar

Asayiş Ekipler Amirliğine gitmiştir. Emniyet amiri A.G. tarafından anılan

kişilerle hemen görüşemeyeceğinin söylenmesi üzerine talebini yineleyen başvurucu

ve A.G. arasında tartışma yaşanmış; başvurucu, zor kullanılarak gözaltına

alınmıştır.

8. Gözaltı giriş işlemleri için başvurucunun götürüldüğü

Alsancak Devlet Hastanesinde Doktor C.Y. tarafından "herhangi bir darp ve cebir izine rastlanmadığı" şeklinde

adli muayene raporu düzenlenmiştir.

9. Kötü muamele iddiasıyla şikâyetçi olması üzerine başlatılan

soruşturma kapsamında başvurucu, İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Adli

Tıp Kurumuna sevk edilmiş; olaydan bir gün sonra yapılan muayene sonucunda

düzenlenen 10/9/2007 tarihli ve 2007/5827 sayılı Adli Tıp Kurumu raporunda "sağ kol iç yüzde açık kırmızı mor renkte ekimoz, göğüs sağ yanı dış yüzde hiperemi

ve sathi sıyrık, sağ el bileğinde hiperemi, sol

dirsek ön yüzde açık kırmızı mor renkte ekimoz" tespit

edilmiştir.

1. Olaya İlişkin

Anlatımlar

10. Başvurucu; özetle İzmir Barosuna kayıtlı avukat olarak

çalıştığını, suç tarihinden önce tanıdığı D.Ö. ile İ. T.nin gözaltına

alındığını aileleri ve arkadaşlarından duyup gözaltı işlemi yapılan Fuar Asayiş

Ekipler Amirliğine gittiğini, amirliğin önünde kalabalık bir polis grubunun

olduğunu, Baro kimliğini eline alıp Emniyet Amiri A.G.nin

yanına gidip ona kimliğini göstererek gözaltına alınan kişiler ile görüşmek

istediğini belirttiğini, A.G.nin bu kişiler ile

kendisini doğrudan görüştüremeyeceğini söylemesi üzerine gözaltına alınan

kişilerin avukat ile görüşme haklarının olduğunu belirttiğini, bunun üzerine

bir üst merdiven basamağında bulunan A.G.nin eli ile

göğsüne vurarak diğer polislere "Alın

bunu." diye bağırdığını, görevli polislerin üzerine saldırıp

kendisini yere düşürdükten sonra yüzüstü yatmış vaziyette iken kendisini darbedip çok sıkı şekilde kendisine ters kelepçe

taktıklarını, bir polis memurunun karnına tekme attığını, bir polis ile A.G.nin ise hakaret ettiklerini belirtmiştir.

11. A.G., özetle olay günü pankart asma nedeniyle iki kişinin

Ekipler Amirliğine getirildiğini, bir süre sonra başvurucunun gelerek anılan

kişilerle görüşmek istediğini söylediğini, bu kişilerin yeni yakalandığını,

delillerin toplanmakta olduğunu ve Basmane Karakoluna

gönderildiklerinde görüşebileceğini söylemesi üzerine başvurucunun "Siz kim oluyorsunuz, istediğim yerde görüşürüm

terbiyesizler." diyerek fiziki hamleler yapıp üzerine doğru

geldiğini, başvurucuya bu şekilde davranırsa gözaltına alınabileceğini

söylediğini, bunun üzerine başvurucunun "Sen

kimsin lan? Çekil." diyerek küfür ettiğini, yakasından tutmaya

çalıştığını, bunun üzerine başvurucu hakkında yakalama işlemi yaptırdığını,

başvurucuyu içeri alırken kendisini kollarından çektiğini, içeride de fevri

hareketleri devam edince kelepçe taktıklarını, başvurunun bu sırada "Siz kim oluyorsunuz, ben çok polisin bacağını

koparttım, sana da hesabını soracağım." şeklinde tehditvari sözler söylediğini, durumu Cumhuriyet Savcısı'na

bildirip ertesi gün mevcutlu olarak getirilmesi talimatını aldığını, daha sonra

Cumhuriyet Savcısı'nın telefon edip başvurucunun avukat olduğunu gözden

kaçırdığını belirtip serbest bırakılmasını söylemesi üzerine ifadesini alıp

serbest bıraktıklarını belirtmiştir.

12. A.Ç., özetle fuardaki Ekipler Amirliğinin önünde başvurucu

ile A.G.nin tartıştıklarını gördüğünü, başvurucunun

küfürler edip A.G.yi eliyle

itekleyerek temasta bulunması üzerine A.G.nin

talimatı ile başvurucuyu yakalayıp içeri aldıklarını belirtmiştir.

13. M.E.D.; özetle başvurucunun, müdürleri olan A.G.ye hakaret

edip üzerine yürümesi sonucunda başvurucuyu gözaltına aldıklarını belirtmiştir.

2. Başvurucuya İsnat

Edilen Suçlar Kapsamında Yapılan İşlemler

14. Başvurucu hakkında 1/12/2008 tarihli ve E.2008/50587 sayılı

iddianame ile görevi yaptırmamak için direnme ve görevli memura hakaret

suçlarından İzmir 6. Asliye Ceza Mahkemesinin E.2008/887 sayılı dosyasında kamu

davası açılmıştır.

15. Mahkeme, başvurucunun olay yerine avukat sıfatı ile

gittiğini beyan etmesi nedeniyle görevsizlik kararı vererek dosyanın 19/3/1969

tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun 59. maddesinin son fıkrası uyarınca

Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir.

16. Dosyanın gönderildiği İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesi de

8/4/2010 tarihli ve E.2010/126, K.2010/171 sayılı kararı ile görevsizlik kararı

vermiştir. Anılan kararın gerekçesi şöyledir:

"... sanığın olay tarihinde izinsiz

pankart açılması nedeni ile buna dair eylemi yapanları yakalayıp Asayiş

Ekipleri Amirliği'ne getiren müştekilere karşı eyleminde Baroca kendisine bir

görev verilmediği, bu sanıklarla ilgili herhangi bir vekaletinin bulunmadığı ve

bu konuda görevli olmadığı halde olaylara müdahale ederek asayiş ekibindeki

görevli müştekilere karşı "iki tane şahıs almışsınız, önümden çekilin, ben

onlarla görüşeceğim" dediği, kendisine durumun izah edilmesi üzerine

sanığın yine "siz nasıl gözaltına alırsınız, ben gidip kendisi ile

görüşeceğim, çekilin önümden terbiyesizler, siz kim oluyorsunuz" diye

bağırarak müştekilerin üzerine yürüdüğü, kendisini ikaz eden Ayhan'ı

itekleyerek "sen kimsin lan, terbiyesiz, ben avukatım, çekilin lan siz

kimsiniz" diye polislere mukavemet ettiği ve zor kullanılıp kelepçe

takılarak yakalandığı, kendisi tarafından herhangi bir vekaletname ya da yetki

belgesi, baroca görevlendirme belgesi olmadığı halde bu eylemleri yaptığı, bu

sebeple eylemlerinin görev ile ilgili olmadığı ve ancak ve ancak şahsi suç

kapsamında sayılabilecek eylemler olduğu...kanısına varılmıştır."

17. Dosyanın gönderildiği Yargıtay 5. Ceza Dairesi, 29/3/2011

tarihli ve E.2011/624, K.2011/2391 sayılı kararıyla İzmir 6. Asliye Ceza

Mahkemesinin görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermiştir. Anılan

kararın gerekçesi şöyledir:

"İncelenen dosya içeriğine, sanığın

üzerine atılan suçun niteliğine, iddianamede olayın anlatılış biçimine ve İzmir

4. Ağır Ceza Mahkemesi kararındaki gerekçeye göre, yerinde görülmeyen İzmir 6.

Asliye Ceza Mahkemesinin ...görevsizlik kararının kaldırılmasına ...karar

verildi."

18. İzmir 6. Asliye Ceza Mahkemesinin E.2011/340 sayısına

kaydedilen dosya, başvurucunun kötü muamele iddialarına yönelik yürütülen

yargılama dosyasıyla birleştirilmiş; İzmir 6. Asliye Ceza Mahkemesinin

20/1/2014 tarihli ve E.2013/465, K.2014/18 sayılı kararıyla başvurucu hakkında

görevi yaptırmamak için direnme suçundan beş ay hapis cezasına hükmedilerek

hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.

19. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz, İzmir 2. Ağır

Ceza Mahkemesinin 4/4/2014 tarihli ve 2014/563 Değişik İş sayılı kararıyla

reddedilmiştir. İtirazın reddine ilişkin karar başvurucuya 30/4/2014 tarihinde

tebliğ edilmiş, başvurucu 29/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

3. Başvurucunun Kötü

Muamele İddiaları Kapsamında Yapılan İşlemler

20. Başvurucunun polis memurları tarafından darp ve hakarete

maruz kaldığı yönünde şikâyetçi olması üzerine başlatılan soruşturma kapsamında

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 26/9/2008 tarihli ve E.2008/40500 sayılı

iddianamesiyle; emniyet amiri A.G. hakkında zor kullanma yetki sınırının

aşılması suretiyle kasten yaralama ve hakaret, memurlar M.E.D., A.Ç., M.Ç.

hakkında zor kullanma yetkisine ilişkin sınırın aşılması suretiyle kasten

yaralama, Doktor C.Y. hakkında gerekli ve ayrıntılı vücut muayenesi

yapılmasında gerekli özen gösterilmeyerek "herhangi bir darp izine rastlanmadığı" şeklinde rapor

hazırlanmış olması nedeniyle görevi ihmal suçlarından İzmir 5. Sulh Ceza

Mahkemesinin E.2008/1649 sayılı dosyasında kamu davası açılmıştır.

21. Anılan dava, başvurucunun görevi yaptırmamak için direnme ve

görevli memura hakaret suçlarından yargılandığı dava dosyası ile birleştirilmiş

ve yargılamaya İzmir 6. Asliye Ceza Mahkemesinin E.2011/340 Esas sayılı dosyası

üzerinden devam edilmiştir. Başvurucunun, sanık polis memurlarının eyleminin

işkence suçunu oluşturduğu ve görevsizlik kararı verilmesi gerektiği yönündeki

talepleri doğrultusunda Mahkemenin 6/3/2013 tarihli ve E.2011/340, K2013/125

sayılı görevsizlik kararıyla dosyanın ağır ceza mahkemesine gönderilmesine

karar verilmiş, karara itiraz edilmesi neticesinde İzmir 9. Ağır Ceza

Mahkemesinin 13/5/2013 tarihli ve 2013/364 Değişik İş sayılı kararıyla itiraz

kabul edilmiştir. Dava dosyası, İzmir 6. Asliye Ceza Mahkemesinin E.2013/465

sayısına kaydedilmiştir.

22. Yapılan yargılama sonucunda Mahkemenin 20/1/2014 tarihli ve

E.2013/465, K.2014/18 sayılı kararıyla sanık Doktor C.Y. hakkında görevi ihmal

suçundan hapis cezasınahükmedilerek hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına, sanık polis memurları A.G., A.Ç. ve M.E.D.

hakkında zor kullanma yetkisine ilişkin sınırı aşarak kasten ve basit tıbbi

müdahale ile giderilebilecek nitelikte yaralama suçundan adli para cezasına

hükmedilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına, sanık M.Ç.nin zor kullanma yetkisine ilişkin sınırı aşarak kasten

ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte yaralama suçundan beraatine, sanık polis memuru A.G. ile başvurucu tarafından

karşılıklı olarak işlendiği tespit edildiğinden hakaret suçundan ceza

verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

23. Sanık polis memurları hakkında verilen hükmün açıklanmasının

geri bırakılması kararlarına karşı başvurucu tarafından itiraz yoluna gidilmiş,

İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 4/4/2014 tarihli ve 2014/563 Değişik İş sayılı

kararıyla itirazın reddine karar verilmiştir.

24. İtirazın reddi kararı, 30/4/2014 tarihinde başvurucuya

tebliğ edilmiş; başvurucu 29/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

25. Yapılan temyiz istemi üzerine hakaret suçundan ceza

verilmesine yer olmadığı kararı, Yargıtay 18. Ceza Dairesinin 15/6/2016 tarihli

ve E.2015/42113, K.2016/13313 sayılı hükmüyle onanmıştır.

B. İlgili Hukuk

26. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet

Kanunu’nun 16. maddesi şöyledir:

"Polis, görevini yaparken direnişle

karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla ve kıracak ölçüde zor

kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin

mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde

kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı

veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı

ve/veya boyalı su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis

köpekleri ve atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye

devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.

Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz

önünde bulundurularak, ihtar yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir

saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237

sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin

hükümleri çerçevesinde savunmada bulunur.

..."

27. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 256.

maddesi şöyledir:

“Zor kullanma yetkisine sahip kamu

görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere karşı görevinin gerektirdiği

ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten yaralama suçuna ilişkin

hükümler uygulanır.”

28. 5237 sayılı Kanun'un 86. maddesi şöyledir:

“(1) Kasten başkasının vücuduna acı veren veya

sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, bir yıldan

üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki

etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması

halinde, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan bir

yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

(3) Kasten yaralama suçunun;

…

d) Kamu görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz

kötüye kullanılmak suretiyle,

…

işlenmesi halinde şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı oranında artırılır.”

29. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemeleri

Kanunu’nun 231. maddesinin (5) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:

“…

(5) Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan

yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki yıl(2) veya

daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler

saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında

bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.

(6) Hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

karar verilebilmesi için;

a) Sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm

olmamış bulunması,

b) Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile

duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak yeniden suç

işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,

c) Suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun

uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki hale getirme veya tazmin suretiyle

tamamen giderilmesi, gerekir. Sanığın kabul etmemesi hâlinde, hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmez.”

30. 1136 sayılı Kanun'un "Kovuşturma

izni, son soruşturmanın açılması kararı ve duruşmanın yapılacağı mahkeme" başlıklı

59. maddesi şöyledir:

"58 inci maddeye göre yapılan

soruşturmaya ait dosya Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne tevdi

olunur. İnceleme sonunda kovuşturma yapılması gerekli görüldüğü takdirde dosya,

suçun işlendiği yer ağır ceza mahkemesine en yakın bulunan ağır ceza mahkemesi

Cumhuriyet Savcılığına gönderilir.

Cumhuriyet Savcısı beş gün içinde,

iddianamesini düzenliyerek dosyayı son soruşturmanın

açılmasına veya açılmasına yer olmadığına karar verilmek üzere ağır ceza

mahkemesine verir.

İddianamenin bir örneği, Ceza Muhakemeleri

Usulü Kanununun hükümleri uyarınca, hakkında kovuşturma yapılan avukata tebliğ

olunur. Bu tebliğ üzerine avukat, kanunda yazılı süre içinde bazı delillerin

toplanmasını ister veya kabule değer bir istemde bulunursa nazara alınır,

gerekirse soruşturma başkan tarafından derinleştirilir.

Haklarında son soruşturmanın açılmasına karar

verilen avukatların duruşmaları, suçun işlendiği yer ağır ceza mahkemesinde

yapılır. (Ek cümle : 2/5/2001 - 4667/38 md.) Durum avukatın kayıtlı olduğu baroya bildirilir."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

31. Mahkemenin 2/2/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

32. Başvurucu;

i. Gözaltına alınan İ.T. ve D.Ö. ile avukat sıfatıyla görüşmek

istediğini belirtmesine rağmen Emniyet Amiri A.G.nin

ilgili kişilerle görüşemeyeceğini söylemesi üzerine aralarında tartışma

yaşandığını,

ii. A.G. tarafından göğsünden itilerek yere düşürüldüğünü,

kendisine tekme ve yumruk atıldığını, ters kelepçe uygulandığını, elleri

kelepçeli iken ensesine vurulduğunu, küfür ve hakaretlere maruz bırakıldığını,

emniyet binasında yaklaşık 1,5 saat elleri arkadan kelepçeli biçimde ayakta

bekletildiğini, bekleme sırasında Polis Memuru A.Ç. tarafından kendisine tekme

atıldığını, tuvalete gitme taleplerinin reddedildiğini, sağlık raporlarında

travma izleri tespit edilmiş olmasına ve polis memurlarının anılan eylemlerinin

işkence suçunu oluşturmasına rağmen zor kullanma yetkisine ilişkin sınırı

aşarak kasten yaralama suçundan yargılama yapıldığını ve hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına karar verildiğini, anılan yargılamanın uzun sürdüğünü ve

hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı yapılan itirazın gerekçesiz

olarak reddedildiğini,

iii. Kendisine isnat edilen görevi yaptırmamak için direnme ve

görevli memura hakaret suçlarından yürütülen davanın makul sürede

sonuçlandırılmadığını,

iv. Olay yerine avukat sıfatıyla gitmiş olmasına rağmen

yargılandığı davada avukatlık sıfatı kabul edilmeyerek hakkında genel hükümlere

göre işlem yapıldığını,

v. Olay günü avukatlık görevinin yapılmasının engellendiğini

belirterek işkence ve kötü muamele yasağı, kanuni hâkim güvencesi, makul sürede

yargılanma hakkı ile gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş;

maddi ve manevi tazminattalebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun (i) bendinde belirtilen şikâyetleriişkence ve kötü muamele yasağı, (iv) bendinde

belirtilen şikâyetleri kanuni hâkim güvencesi kapsamında, (v) bendinde

belirtilen olay günü yaşananlar nedeniyle avukatlık görevini yapmasının

engellendiğine yönelik şikâyetleri ise ayrı başlık altında incelenmiştir.

Başvurucunun (iii) bendinde belirtilen, 9/9/2007 tarihinde görevi yaptırmamak

için direnme ve görevli memura hakaret suçu isnadıyla gözaltına alınmasıyla

başlayan yargılama sürecinin makul sürede sonuçlanmadığına ilişkin iddiaları,

aynı yargılama sürecinin uzunluğuna yönelik şikâyetlerin işkence ve kötü

muamele yasağı kapsamında etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğü altında

incelenecek olması nedeniyle ayrı bir incelemeye konu edilmemiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Başvurucunun Avukatlık

Görevini Yerine Getirmesinin Engellendiğine İlişkin İddia

34. Başvurucu; olay günü gözaltına alınan müvekkilleri İ.T. ve

D.Ö. ile görüşmek için olay yerine gittiğini, polis memurlarının kendisini

müvekkilleri ile görüştürmeyerek ve gözaltına alarak avukatlık görevini icra

etmesini engellediklerini ileri sürmüştür.

35. Anayasa’nın 148. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir…”

36. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 46. maddesine göre Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulması için başvuruya konu edilen ve ihlale

yol açtığı ileri sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da ihmalinden

dolayı başvurucunun kişisel olarak ve doğrudan etkilenmiş olması gerekir (Onur Doğanay, B. No: 2013/1977, 9/1/2014,

§§ 42-45).

37. Başvurucu; avukatlık görevinin icrasına engel olunmasının

savunma hakkının ihlali niteliğinde olduğunu ileri sürmüşse de,

anılan olayda savunma hakkının öznesinin başvurucu değil başvurucunun

müvekkilleri olduğunu ileri sürdüğü İ.T. ve D.Ö. olduğu, anılan şikâyetin

Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) ortak koruma alanında

olan başka bir hakkın kapsamına da girmediği anlaşılmaktadır.

38. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Kanuni Hâkim

Güvencesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

39. Başvurucu, gözaltına alınması ve hakkında görevi yaptırmamak

için direnme ve görevli memura hakaret suçlarından dava açılması ile sonuçlanan

olayların yaşandığı yere avukat sıfatıyla gitmiş olmasına rağmen avukatlık

sıfatı kabul edilmeyerek Asliye Ceza Mahkemesinin görevsizlik kararının

kaldırıldığını ve hakkında genel hükümlere göre soruşturma yapıldığını

belirterek kanuni hâkim güvencesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

40. Anayasa'nın "Kanuni

hâkim güvencesi" kenar başlıklı 37. maddesi şöyledir:

"Hiç kimse kanunen tabi olduğu mahkemeden

başka bir merci önüne çıkarılamaz.

Bir

kimseyi kanunen tabi olduğu mahkemeden başka bir merci önüne çıkarma sonucunu

doğuran yargı yetkisine sahip olağanüstü merciler kurulamaz."

41. Hukuk devletinde kanuni hâkim, tabii hâkim olarak

anlaşılmalıdır. Tabii hâkim kavramı ise dar anlamda, suçun işlenmesinden veya

çekişmenin doğmasından önce davayı görecek yargı yerini yasanın belirlemesi

diye tanımlanmaktadır. Başka bir anlatımla tabii hâkim ilkesi, yargılama

makamlarının suçun işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına

veya hâkimlerin atanmasına engel oluşturur; sanığa veya davanın yanlarına göre

hâkim atanmasına olanak vermez (AYM, E.1990/13, K.1990/30, 20/11/1990).

42. Kanuni hâkim güvencesi ilkesi, olayın niteliğine göre

yargılamanın hangi mahkemede yapılacağının önceden belirlenmiş olması

ilkesidir. Yargılama, tabii hâkimi dışında başka bir hâkim tarafından yapılamaz

(Muhammet Kaplan, B. No:

2013/1586, 18/9/2013, § 31).

43. Somut olayda, başvurucunun olay yerine avukat sıfatı ile

gittiğini beyan etmesi nedeniyle İzmir 6. Asliye Ceza Mahkemesinin görevsizlik

kararı vererek dosyanın 1136 sayılı Kanun'un 59. maddesinin son fıkrası

uyarınca ağır ceza mahkemesine gönderilmesine karar verdiği, dosyanın

gönderildiği İzmir 4. Ağır Ceza Mahkemesinin de başvurucunun gözaltına alınan

şahıslarla arasında bir vekâlet ilişkisi bulunmadığı, Baro tarafından da bir

görevlendirme yapılmış olmadığı, başvurucunun

eylemlerinin görev ile ilgili olmadığı ancak şahsi suç kapsamında

değerlendirilebileceği gerekçeleriyle görevsizlik kararı vermesi üzerine

Yargıtay 5. Ceza Dairesi tarafından İzmir 6. Asliye Ceza Mahkemesinin

görevsizlik kararının kaldırılarak yargılamaya devam edildiği anlaşılmıştır.

Başvurucu tarafından ileri sürülen iddia, Derece Mahkemesince hukuk

kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup başvurucunun iddiaları

değerlendirilerek verilen kararda bariz takdir hatası veya açık keyfîlik oluşturan bir durumun da bulunmadığı

anlaşılmaktadır.

44. Somut olayda, 1136 sayılı Kanun hükümlerinin Derece

Mahkemeleri tarafından değerlendirildiği ve yargılamaya İzmir 6. Asliye Ceza

Mahkemesinde devam edildiği, uyuşmazlığın esasını çözecek olan Mahkemenin,

ihtilafın doğmasından sonra kurulan bir mahkeme olmayıp görev ve yetkileri daha

önceden kanunla belirlenmiş bir mahkeme olduğu dikkate alındığında başvurucunun

farklı bir mahkemede yargılanması gerektiği iddiası yönünden açık ve görünür

bir ihlalin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

45. Açıklanan nedenlerle başvurucunun kanuni hâkim güvencesinin

ihlal edildiği iddiası yönünden bir ihlalin olmadığı açık olduğundanbaşvurunun

bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. İşkence ve Kötü

Muamele Yasağının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

46. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

47. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları

şöyledir:

"Herkes, … maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

48. Başvurucu; A.G. tarafından göğsünden itilerek yere

düşürüldüğünü, kendisine tekme ve yumruk atıldığını, ters kelepçe uygulandığını,

elleri kelepçeli iken ensesine vurulduğunu, küfür ve hakaretlere maruz

bırakıldığını, emniyet binasında yaklaşık 1,5 saat elleri arkadan kelepçeli

biçimde ayakta bekletildiğini, bekleme sırasında Polis Memuru A.Ç. tarafından

kendisine tekme atıldığını, tuvalete gitme taleplerinin reddedildiğini, sağlık

raporlarında travma izleri tespit edilmiş olmasına ve polis memurlarının anılan

eylemlerinin işkence suçunu oluşturmasına rağmen zor kullanma yetkisine ilişkin

sınırı aşarak kasten yaralama suçundan yargılama yapıldığını ve hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiğini, anılan yargılamanın uzun

sürdüğünü, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı yapılan

itirazın gerekçesiz olarak reddedildiğini belirterek işkence ve kötü muamele

yasağının ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

49. İşkence yasağına ilişkin şikâyetlerin incelenmesinin

devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi boyutlar ve

usul boyutları bakımından ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir. Devletin

negatif yükümlülüğü, bireyleri işkence ya da insanlık dışı veya aşağılayıcı

muameleye ya da cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken pozitif yükümlülük

hem bireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili

bir soruşturma yoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılmasını (soruşturma

yükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutu,

negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif yükümlülüğün

iki unsurundan biri olan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu

oluşturmaktadır.

50. Somut olayda cezai kovuşturmanın yapıldığı ve yargılama

sonunda birtakım yaptırımlar öngörüldüğü değerlendirildiğinde yapılacak

incelemede, bu durumun başvurucu açısından yeterli ve etkili bir telafi imkânı

sunup sunmadığı, diğer bir ifade ile yargılama sonucunun mağdurluk sıfatını

ortadan kaldırıp kaldırmadığının da incelenmesi gerekir. Yargılama sonucunda

başvurucu açısından giderim sağlayabilecek nitelikte bir yaptırıma

hükmedilmediği ve başvurucunun mağdur sıfatının devam ettiği tespit

edilmektedir.

a. Anayasa’nın 17.

Maddesinin Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel İlkeler

51. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da

kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle

bağdaşmayan ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

52. Devletin, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81).

53. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen hak kapsamında ayrıca

devletin -pozitif bir yükümlülük olarak- yetki alanında bulunan tüm bireylerin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkını gerek kamusal makamların ve diğer

bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere

karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır. Devlet, bireyin maddi ve manevi

varlığını her türlü tehlikeden, tehditten ve şiddetten korumakla yükümlüdür (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 51).

54. Anılan koruma yükümlülüğü devlete, söz konusu kişilerin

işkence ve eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veya muameleye

maruz bırakılmalarını engelleyecek tedbirler alma ödevini yüklemektedir. Anılan

yükümlülük, işkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutunun bir unsurunu,

devletin kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini idari ve yasal mevzuat

aracılığıyla koruma hususundaki pozitif yükümlülüğünü oluşturmaktadır. Koruma

doğrultusunda yetkililerin bildikleri ya da bilmeleri gereken bir kötü muamele

tehlikesinin gerçekleşmesini engellemek için makul tedbirleri almamaları

durumunda devletin, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında

sorumluluğu ortaya çıkabilecektir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 82).

55. Tüm adli kovuşturmaların mahkûmiyet veya belirli bir hüküm

alma ile sonuçlanmasına yönelik kesin bir zorunluluk bulunmamakla birlikte

mahkemeler, hiçbir koşul altında yaşamı tehdit eden suçların, fiziksel ve

ruhsal bütünlüğe yapılan ağır saldırıların cezasız kalmasına, af ya da

zamanaşımına uğramasına izin vermemelidirler. Adli makamların yetki alanları

kapsamındaki kişilerin yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini korumak

üzere konan kanunların koruyucuları olarak sorumlu olanlara yaptırım

uygulamakta kararlı olmaları ve suçun ağırlık derecesi ile verilen ceza

arasında açık bir orantısızlığa izin vermemeleri gerekir. Aksi hâlde devletin,

kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerini idari ve yasal mevzuat aracılığıyla

koruma hususundaki pozitif yükümlülüğü yerine getirilmemiş olacaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 77).

56. Öte yandan bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğin

aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak

değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal

etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem

taşımaktadır (Tahir Canan, § 23).

Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki

saik de eklenebilir. Ayrıca kötü muamelenin, heyecanın ve duyguların yükseldiği

durumda meydana gelip gelmediği de dikkate alınması gereken diğer bir

faktördür. (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 83).

57. Kötü muamele, Anayasa ve Sözleşme tarafından kişi üzerindeki

etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler

arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin

“işkence” olarak nitelendirilip nitelendirilmeyeceğini belirleyebilmek için

anılan fıkrada geçen “eziyet” ve “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele

kavramları ile işkence arasındaki ayrıma bakmak gerekmektedir. Bu ayrımın

Anayasa tarafından, özellikle çok ağır ve zalimane acılara neden olan kasti

insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma işaret etmek ve bir derecelendirme

yapmak amacıyla getirildiği ve anılan ifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme

altına alınmış olan “işkence”, “eziyet” ve “hakaret” suçlarının unsurlarından

daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 84).

58. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve

manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin “işkence”

olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan,

§ 22). Muamelelerin ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık

Dışı veya Aşağılayıcı Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler

Sözleşmesi’nin 1. maddesinde “işkence” teriminin özellikle bilgi almak,

cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayırımcı bir nedenle kasten ağır

acı veya ıstırap vermeyi kapsadığı belirtilerek “kasıt” unsuruna da yer

verilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 85).

59. "İşkence" seviyesine varmayan fakat yine de önceden

tasarlanmış, uzun bir dönem içinde saatlerce uygulanmış ve fiziki yaralanmaya

veya yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan

insanlık dışı muameleler "eziyet" olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu hâllerde meydana

gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur olarak bulunan

acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak "eziyet"te,

ızdırap verme kastının belli bir amaç doğrultusunda

yapılması aranmaz. Fiziksel saldırı, darp, psikolojik sorgu teknikleri, kötü

şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği bir yere sınır dışı ya da iade

etme, devletin gözetimi altında kişinin kaybolması, kişinin evinin yok

edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir süre beklenilmesinin doğurduğu

korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi muameleler Anayasa'nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası bağlamında "eziyet" olarak nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 88).

60. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kendilerinde korku, küçültme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya mağduru

kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye sürükleyen

aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise "insan haysiyetiyle

bağdaşmayan" muamele veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir Canan, § 22). Burada "eziyet"ten farklı olarak kişi üzerinde uygulanan

muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte küçük düşürücü veya alçaltıcı bir

etki oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 89).

61. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunu

belirleyebilmek için her somut olay kendi özel koşulları içinde

değerlendirilmelidir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı

ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazı

durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü

muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da

alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın

belirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir

muamele hem insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda

insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele oluştururken insan haysiyetiyle

bağdaşmayan her aşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde

olmayabilir. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı

davranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler,

engelli kimselerin karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan

bazı şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı muameleler "insan

haysiyetiyle bağdaşmayan" muamele olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 90).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

62. Başvurucunun iddiası, işkence ve kötü muamele yasağının

ihlal edildiğine ilişkindir.

63. Somut olayda, başvurucunun kötü muamele iddiaları üzerine

başlatılan adli süreçte, Adli Tıp Kurumundan temin edilen sağlık raporunda

tespit edilen yaralanmalar (bkz. § 9) ve olay anlatımları (bkz. §§ 10-13)

değerlendirilmiş; başvurucunun gözaltına alınması işlemi sırasında polis

memurları A.G., M.E.D. ve A.Ç.nin zor kullanma

yetkisine ilişkin sınırı aşarak tekme ve yumruk atmak suretiylebaşvurucuyu

basit şekilde darbettikleri sonucuna ulaşılmıştır.

Yapılan incelemede İzmir 6. Asliye Ceza Mahkemesinin anılan kabulünden

ayrılmayı gerektirir bir durum tespit edilmemiştir.

64. Başvuruya konu olayın incelenmesinden başvurucunun saldırgan

tutumu nedeniyle etkisiz hâle getirilmesi amacıyla başlayan ancak başvurucunun

kontrol altına alınması amacını aşacak şekilde kullanılan kuvvetin zorunlu ve

orantılı olma sınırını aştığı kanaatine varılmıştır. Müdahale; süresi, amacı ve

etkisi ile birlikte değerlendirildiğinde insan haysiyeti ile bağdaşmayan

muamele olarak nitelendirilebilecek olup Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında

devletin negatif yükümlülüğüne aykırı davranıldığı sonucuna ulaşılmıştır.

65. Kötü muamele yasağının maddi boyutunun bir diğer unsurunu

oluşturan kişilerin fiziksel ve ruhsal bütünlüklerinin idari ve yasal mevzuat

aracılığıyla korunması hususundaki önleyici yükümlülük yönünden yapılan

incelemede ise, ilgili hukuk

başlığı altında yer verildiği üzere, kamu görevlileri ya da özel kişiler

tarafından gerçekleştirilebilecek bir kötü muameleye karşı yeterli korumayı

sağlayacak ve önleyici nitelikte olan bir yasal çerçevenin mevcut olduğu,

dolayısıyla önleyici yükümlülüğün ihlal edilmediği tespit edilmiştir. Mevcut

idari ve yasal mevzuatın etkili şekilde uygulanıp uygulanmadığı hususu ise kötü

muamele yasağının usule ilişkin boyutuna ilişkin yapılacak incelemenin konusunu

oluşturmaktadır.

66. Yapılan inceleme sonucunda devletin negatif yükümlülüğüne

aykırı davranıldığı sonucuna ulaşılması nedeniyle Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Anayasa’nın 17.

Maddesinin Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel İlkeler

67. Devletin, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün bir de usul boyutu bulunmaktadır.

Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü fiziksel ve

ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek

durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları

önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve kamu

görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda bunların sorumlulukları

altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 110).

68. Buna göre bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde

Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç

ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle

birlikte yorumlandığında etkili bir resmî soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir.

Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya

elverişli olmalıdır. Bu olanaklı olmazsa bu madde, sahip olduğu öneme rağmen

pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı durumlarda devlet görevlilerinin fiilî

dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını

istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir

Canan, § 25).

69. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma

türünün, bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin yükümlülüklerin

cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak tespiti

gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana gelen

ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi gereğince

devletin, ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar yürütme

yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda yürütülen idari ve hukuki

soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi, bu hak ihlalini

gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

70. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve

manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını

ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 56).

71. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların tespitine

yarayabilecek bütün delilleri toplaması gerekir. Dolayısıyla kötü muamele

iddialarının gerektirdiği soruşturma; bağımsız, hızlı ve derinlikli bir şekilde

yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları ciddiyetle

öğrenmeye çalışmalı;soruşturmayı

sonlandırmak ya da kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun

sonuçlara dayanmamalıdırlar. Bu kapsamda yetkililer diğer deliller yanında

görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik

bilirkişi incelemeleri dâhil söz konusu olayla ilgili kanıtları toplamak için

alabilecekleri bütün makul tedbirleri almalıdırlar (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).

72. Kötü muameleye ilişkin şikâyetler hakkında yapılan

soruşturma söz konusu olduğunda yetkililerin hızlı davranması önemlidir.

Bununla birlikte belirli bir durumda bir soruşturmanın ilerlemesini engelleyen

sebepler ya da zorlukların olabileceği de kabul edilmelidir. Ancak kötü

muameleye yönelik soruşturmalarda hukuk devletine bağlılığın sağlanması, hukuka

aykırı eylemlere hoşgörü ve teşvik gösterildiği görünümü verilmesinin

engellenmesi, herhangi bir hile ya da kanunsuz eyleme izin verilmemesi ve

kamuoyunun güveninin sürdürülmesi için yetkililer tarafından soruşturmanın

azami hız ve özenle yürütülmesi gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri , § 119).

73. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), bir devlet

görevlisinin işkence veya kötü muameleyle suçlandığı durumlarda “etkili başvuru”nun amaçları çerçevesinde cezai işlemlerin ve hüküm

verme sürecinin zamanaşımına uğramamasının, affın veya genel affın mümkün

kılınmamasının büyük önem taşıdığına işaret etmiştir. Ayrıca AİHM, soruşturması

veya davası süren görevlinin görevinin askıya alınmasının ve hüküm alırsa

meslekten men edilmesinin önemine dikkat çekmiştir (Abdülsamet Yaman/Türkiye, B. No: 32446/96,

2/11/2004, § 55).

74. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, kişinin maddi ve manevi

varlığına ilişkin bir ölüm ya da yaralama olayında mevzuat hükümlerinin etkili

bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların tespit edilerek hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu, bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür. Dolayısıyla bu kapsamda açılmış olan tüm davaların mahkûmiyetle

ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlanması zorunluluğu bulunmamaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 127). Ancak

usul yükümlülüğünün bir unsuru olarak tespit edilen sorumlulara fiilleriyle

orantılı cezalar verilmeli ve mağdur açısından uygun giderim sağlanmalıdır (Şenol Gürkan, B. No: 2013/2438, 9/9/2015,

§ 105).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

75. Başvurucu; polis memurları tarafından darbedildiği

iddiasına yönelik gerçekleştirilen soruşturmanın hızlı ve özenli olmadığını,

yargılama sonucunda hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi

nedeniyle etkili bir yaptırıma hükmedilmediğini ileri sürmektedir.

76. Somut olayda başvurucunun kötü muameleye uğradığı yönündeki

şikâyeti üzerine başlatılan soruşturma kapsamında başvurucuya Adli Tıp

Kurumundan sağlık raporu aldırılmış, tanık beyanları alınmış, başvurucunun

kayıtlı olduğu İzmir Barosundan başvurucunun olay günü gözaltına alınan İ.T. ve

D.Ö. ile ilgili bir görevlendirmesinin olup olmadığı sorulmuş, iddia, sağlık

raporları, tanık beyanları ve sair deliller değerlendirilerek şüpheliler

hakkında kamu davası açılmıştır. Soruşturma aşaması yaklaşık bir yıl sürmüştür.

77. Yürütülen yargılamada verilen birleştirme ve görevsizlik

kararlarına ilişkin aşamalar nedeniyle 2013 yılında İzmir 6. Asliye Ceza

Mahkemesinin E.2013/465 sayısına kaydedilene kadar dosyanın birkaç farklı

mahkeme dosyasına kaydedildiği, yargılamanın soruşturma aşamasıyla birlikte

toplamda altı buçuk yıldan uzun sürdüğü anlaşılmaktadır. Anılan davanın hukuki

meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı, delillerin

toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler dikkate

alındığında karmaşık nitelik taşımadığı sonucuna ulaşıldığından altı buçuk

yıllık yargılama süresinin, kötü muamele iddialarının hızlı ve etkili bir

şekilde soruşturulması, sonuca bağlanması yönündeki gerekliliği karşılamadığı,

altı buçuk yılı aşan bir süre devam eden yargılamanın uzun olduğu ve

Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği hızda bir incelemeyi karşılamadığı

sonucuna ulaşılmıştır.

78. Öte yandan yürütülen soruşturma sonucunda zor kullanma yetkisine

ilişkin sınırı aşarak kasten ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek

nitelikte yaralama suçundan üç sanık hakkında 120 gün adli para cezasına

hükmedilmiş, sanığın kamu görevlisi olması nedeniyle ceza yarı oranında

artırılmış, 1/6 oranında takdiri indirim uygulanarak 150 gün adli para cezası

20 TL karşılığında hesaplanarak nihai olarak 3.000 TL adli para cezası

öngörülerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmiştir.

79. Soruşturma yükümlülüğü bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların

kullanılması yükümlülüğünü oluşturduğundan yargılamanın nihai olarak mutlaka

belli bir ceza türüyle sonuçlanması gerektiği söylenemeyecek olmakla birlikte

mahkemelerin hukuku, sanıkların fiilen cezasız kalmalarını sağlayacak şekilde

uyguladıklarının tespiti hâlinde soruşturmanın etkinliğinin sağlanamadığı

sonucuna varılabilecektir (Yunus Kalkan,

B. No: 2013/4383, 18/2/2016, § 85).

80. Soruşturma ve kovuşturma aşamasında maddi olayın ortaya

çıkarılması ve sorumluların tespiti için özenli bir inceleme yapılmış olduğu

tespit edilmekle birlikte başvurucunun üç polis memuru tarafından zor kullanma

sınırı aşılarak tekme ve yumrukla darbedildiğinin

sabit görülmesi karşısında seçimlik ceza öngörülen suç bakımından alt sınırdan

adli para cezasına hükmedilerek 1/6 oranında takdiri indirim uygulanan polis

memurlarının her biri için hükmedilen 150 gün adli para cezasının gün karşılığı

alt hesaplama birimi (20 TL) dikkate alınarak 3.000 TL adli para cezası olarak

belirlendiği ve hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildiği

anlaşılmaktadır.

81. Somut olayda, yürütülen yargılamanın sonucunda başvurucuyu

zor kullanma sınırını aşmak suretiyle tekme ve yumrukla darbettikleri

sabit görülen sanıklara yönelik alt sınırdan adli para cezası öngörülerek

hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilmesi karşısında

soruşturmanın etkinliğinin sağlanmasının koşullarından olan sorumluların

fiilleriyle orantılı ceza almaları ve mağdur açısından uygun gideriminsağlanması koşullarının yerine getirilmediği

sonucuna ulaşılmıştır.

82. Başvurucu ayrıca hükmün açıklanmasının geri bırakılması

kararına karşı yaptığı itirazın gerekçesiz olarak reddedildiğini ileri sürmüşse

de usul yükümlülüğü kapsamında yapılan değerlendirme karşısında anılan hususa

ilişkin ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

83. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının öngördüğü devletin etkili soruşturma yapma usul yükümlülüğünün ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

84. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

85. Başvurucu, 50.000 TL manevi ve 20.000 TL maddi tazminata

hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

86. Yapılan inceleme sonucunda başvurucunun insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele yasağı ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

87. İhlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden

yargılama yapılmak üzere İzmir 6. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesi gerekir.

Hicabi DURSUN ve Kadir ÖZKAYA bu görüşe

katılmamışlardır.

88. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlali

nedeniyle başvurucuya manevi zararı karşısında 15.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

89. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

90. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Başvurucunun avukatlık görevini yerine getirmesinin

engellendiğine ilişkin iddiasının kişi

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

2. Kanuni hâkim

güvencesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

3. Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine ilişkin iddialarını KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi yönden

İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

2. Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında öngörülen devletin etkili soruşturma yapma usul

yükümlülüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için, hakkında adli para cezasına hükmedilerek hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilen sanık polis memurları A.G.,

A.Ç. ve M.E.D. hakkında yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir 6. Asliye Ceza

Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, Hicabi DURSUN ve Kadir ÖZKAYA'nın karşıoyları ve

OYÇOKLUĞUYLA,

D. Başvurucuya net 15.000 TL tazminat ÖDENMESİNE, tazminata

ilişkin diğer taleplerin REDDİNE OYBİRLİĞİYLE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA OYBİRLİĞİYLE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığa GÖNDERİLMESİNE

2/2/2017 tarihinde karar verildi.

YENİDEN YARGILAMA YAPILMASINA İLİŞKİN HÜKÜM

FIKRASINA YÖNELİK KARŞI OY

1. Başvuru, başvurucunun polis memurları tarafından darp ve

hakarete maruz kaldığı yönünde şikayetçi olması üzerine yürütülen yargılamanın

hızlı ve özenli şekilde yürütülmemesi, yargılama sonucunda hükmün

açıklanmasının geri bırakılması kararı verilmesi nedeniyle etkili bir giderim

sağlanmaması; avukat olan başvurucuya isnat edilen suçlar hakkında yürütülen

yargılamada özel yargılama usulünün uygulanmaması ve yargılamanın makul sürede

sonuçlanmaması nedenleriyle işkence ve kötü muamele yasağı, kanuni hakim

güvencesi ile makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiaları

hakkındadır.

2. İddialar

Mahkememiz tarafından incelenmiş ve 2014/7703 sayılı kararın hüküm kısmında yer

alan sonuç ve kanaatlere ulaşılmıştır. Bizde buradaki sonuç ve kanaatlere aynen

katılıyoruz.

3. Ancak, kararda tespit edilen ihlalin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılması yönünde oluşturulan hüküm

fıkrasına aşağıda açıkladığımız nedenlerle katılmıyoruz.

4. İzmir Barosunda kayıtlı avukat olan başvurucu, 09.09.2007

tarihinde, o tarih itibariyle bir sebepten dolayı gözaltında bulunan İ.T. ve

D.Ö. ile görüşmek üzere Fuar Asayiş Ekipler Amirliğine gitmiştir. Görevli ve

yetkili emniyet yetkililerince anılan kişilerle hemen görüşemeyeceğinin

söylenilmesi üzerine talebini yineleyen başvurucu ile görevliler arasında

arbede ve tartışma yaşanmış ve başvurucu zor kullanılarak gözaltına alınmıştır.

Daha sonra başvurucu görevi yaptırmamak için direnme ve görevli memura hakaret

suçlarından dolayı neticeten Asliye Ceza Mahkemesinde yargılanmaya

başlanmıştır.

5. Bu arada görevli polis memurları ile ilgili diğer kamu

görevlileri hakkında da, (bazıları hakkında) zor

kullanma yetkilerinin sınırının aşılması suretiyle kasten yaralama ve hakaret

ve (bazıları hakkında da) görevi ihmal suçlarından dolayı kamu davası

açılmıştır. Ardından da başvurucu hakkında açılan dava ile şikayetçi olduğu

kamu görevlileri hakkında açılan davalar birleştirilmiştir.

6. Yapılan yargılamada; başvurucu hakkında, görevi yaptırmamak

için direnme suçundan beş ay hapis cezasına hükmedilerek hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına; kamu görevlilerinden birisi hakkında görevi ihmal suçundan

hapis cezasına hükmedilerek hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına; ilgili

diğer kamu görevlileri hakkında ise zor kullanma yetkisine ilişkin sınırı

aşarak kasten ve basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte yaralama

suçundan 3.000 lira adli para cezasına hükmedilip, hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına; karşılıklı olarak işlendiği tespiti yapılan hakaret suçu

açısından ise ceza verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

7. Mahkememiz çoğunluğunca, maruz kaldığı kötü muamele

karşısında, derece mahkemesince hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilmesi nedeniyle başvurucu açısından giderim sağlayabilecek nitelikte bir

yaptırıma hükmedildiği ve başvurucunun mağdur sıfatının devam ettiği tespiti

yapılarak, derece mahkemesince haklarında hükmün açıklanmasının geri

bırakılmasına karar verilen kamu görevlileri hakkında yeniden yargılama

yapılması gerektiğine karar verilmiştir.

8. Bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının

kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış olması

gerekir. Bu asgari eşik göreceli olup, her bir somut olayın özelliklerine göre değişebilir . Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve

ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler

ile muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki sebep de önem taşıyacaktır. Ayrıca,

kötü muamelenin, heyecanın ve duyguların yükseldiği durumda meydana gelip

gelmediği de önem arz edebilir.

9. Bu bağlamda, başvuruya konu olayın anlık sayılabilecek

gelişimi, bu olay kapsamında başvurucu hakkında görevi yaptırmamak için direnme

suçundan beş ay hapis cezasına hükmedilip hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

karar verilmiş olması, hakaret suçlamasında karşılıklılık unsurunun varlığının

kabul edilmiş olması hususları ile hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

karar verilebilmesinin koşulları, bu konuya ilişkin derece mahkemesinin takdir

yetkisi ve olayın bütünü içinde mahkemeyi bu sonuca götüren koşullar dikkate

alındığında, Mahkememiz çoğunluğunca başvurucunun Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasındaki haklarının ihlal edildiği bağlamında yapılan ve bizimde

katıldığımız tespite konu ihlalin ortadan kaldırılması için başvurucu lehine

makul bir miktarda tazminata hükmedilmesinin yeterli olacağı kanaatiyle olayda

yeniden yargılama yapılması yolunda oluşturulan çoğunluk görüşüne katılmıyoruz.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör Yrd.

:

Gizem Ceren

DEMİR KOŞAR

Başvurucu

:

Mustafa

ROLLAS

Vekili

:

Av. Aysun

AKŞEHİRLİOĞLU

Üye Hicabi DURSUN Üye Kadir ÖZKAYA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/7703, 2 Şubat 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. V. Hüküm
  12. A. 1. Başvurucunun avukatlık görevini yerine getirmesinin
  13. B. 1. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence
  14. C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan
  15. D. Başvurucuya net 15.000 TL tazminat ÖDENMESİNE, tazminata
  16. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  17. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığa GÖNDERİLMESİNE
  18. Yeniden Yargılama Yapılmasına İlişkin Hüküm
  19. Fıkrasına Yönelik Karşı Oy
  20. Gökcan
  21. Demir Koşar
  22. Rollas
  23. Akşehirlioğlu

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/7703
Tarih
2 Şubat 2017

İlgili Kararlar

  • Mahmut Şahin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/19446)
  • Orhan Pala Başvurusu (B. No: 2014/2983)
  • Süleyman Karagün Başvurusu (B. No: 2014/12704)
  • Özgür Güleç Başvurusu (B. No: 2014/11503)
  • Süleyman Yaprak Başvurusu (B. No: 2014/12996)
  • Abdurrahman Aslan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/13161)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.