İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Özgür Güleç Başvurusu (B. No: 2014/11503)

1. Başvuru; bir ceza soruşturması sırasında el konulan dizüstü

Başvuru No2014/11503Tarih1 Şubat 2017Okuma34 dk · 6.761 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Özgür Güleç Başvurusu

Karar tarihi
1 Şubat 2017
Başvuru Numarası
2014/11503
R.G. Tarih ve Sayı
14/3/2017 - 30007
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.761 kelime·34 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; bir ceza soruşturması sırasında el konulan dizüstü

ve tablet bilgisayarların, ceza yargılaması neticesinde beraat kararı verilmesi

ve izinsiz ithalat yapılması kabahati eyleminden ithalatçı firmanın sorumlu

olduğu belirtilmesine rağmen iade edilmemesi nedenleriyle mülkiyet hakkı ile

suçta ve cezada kanunilik ve cezaların şahsiliği ilkelerinin ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/7/2014 tarihinde Bakırköy

9. Sulh Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına

engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 8/12/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 18/2/2016 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından görüş bildirilmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. İstanbul Bilişim A.Ş., ağırlıklı

olarak İnternet üzerinden elektronik ürünlerin perakende satışını yapmakta olan

bir ticaret şirketidir. Başvurucu ise başvuru formu ekinde sunulan belgelere

göre beş ortaklı bu Şirketin %40 payı ile en büyük ortağıdır. Başvurucu

tarafından ibraz edilen 2/12/2009 tarihli Türkiye

Ticaret Sicili Gazetesi'nde, başvurucunun bu Şirketin yönetim kurulu başkanı

olduğu ve her türlü yetkiyi haiz olarak Şirketi münferit imzası ile birinci

dereceden, en geniş şekilde temsil ve ilzama yetkili kılındığı duyurulmuştur.

8. Geçersiz ve sahte bandrollerle televizyon satışı yapıldığı

ihbarı üzerine Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 2010/35952 Soruşturma sayılı

dosyasında Şişli 4. Sulh Ceza Mahkemesinin 10/8/2010

tarihli ve 2010/1692 Değişik İş, Bakırköy 13. Sulh Ceza Mahkemesinin 10/8/2010

tarihli ve 2010/145 Değişik İş, Fatih 3. Sulh Ceza Mahkemesinin 10/8/2010

tarihli ve 2010/1630 Müt. sayılı arama kararları

uyarınca 11/8/2010 tarihinde İstanbul Bilişim A.Ş.nin

adreslerinde aramalar yapılmış, bu aramalar neticesinde toplam 161 adet kolinin

üzerilerinde "refurbished"

(defolu) ve "reconditioned" (tamirli) ibareleri bulunan notebook,

netbook ve tablet bilgisayarlar tespit edilmiş; bu

bilgisayarlardan sekizine inceleme için el konulmuş; geri kalanlar ise

başvurucunun ortağı olduğu şirkete yediemin olarak teslim edilmiştir.

9. İstanbul Emniyet Müdürlüğünün talebi üzerine İstanbul Sanayi

Odası tarafından görevlendirilen ekspertizlerce düzenlenen 25/8/2010

tarihli rapor şöyledir:

"... Tüm ürünlerde ana kart üzerinde su

yolu tashihi, barnikel (kısa devre köprüsü) gibi versiyon değişikliği ile farklı renkli lehim adacığı, reçine

sıçraması gibi komponent değiştirme sonucu oluşan

tamir izlerine rastlanmamıştır. Plastik kasa ve ekran yüzeyleri, tuş takımları,

iletken pin yüzeyleri yeni intibahı verse de paket

içeriği ve aksesuar adetleri dikkate alındığında kullanılmış kanaati oluşmuştur.

Özetle tüm bu netbooklar,

tabloid pc ve notebookların

garanti sırasında müşterilerden geri dönen ya da mağazalarda depolarda

beklerken arıza gösteren ürünlerin parça (kart ve modül) değiştirilerek tamir

ve test edilmesiyle oluşturulan ürünler oldukları, ana kart üzerinde komponent seviyesinde tamir işlevi uygulanmadıkları

kanaatine varılmıştır."

10. Şişli Cumhuriyet Başsavcılığının 1/11/2010

tarihli kararı ile söz konusu bilgisayarlar ile ilgili olarak Kaçakçılık

Kanunu'na muhalefet suçundan dosyanın tefrik edilerek 2010/49281 Soruşturma

sayılı dosyada verilen 25/2/2011 tarihli karar ile herhangi bir izin almaksızın

suça konu ikinci el bilgisayarların yurda sokulması eylemi bakımından suç yeri

itibarıyla yetkisizlik kararı verilerek dosya Bakırköy Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmiştir.

11. Yetkisizlik kararı üzerine dosyanın gönderildiği Bakırköy

Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/25132 Soruşturma sayılı dosyasında, eylemin

kabahat oluşturduğu gerekçesiyle 14/9/2011 tarihinde

evrak Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Kabahatler Bürosuna gönderilmiştir.

Cumhuriyet Savcısının yediemine teslim edilen ve el konulan söz konusu

eşyaların gümrük müdürlüğüne teslim edilmesi talimatı doğrultusunda polis

memurlarınca iş yerine gidildiğinde bu eşyaların üzerilerinde

ikinci el olduğuna dair delil oluşturan yazıların sökülerek orijinal kutuların

değiştirildiğine ilişkin eylem yönünden iseBakırköy

Cumhuriyet Başsavcılığının 20/9/2011 tarihli ve

2011/9993 sayılı kararı ile yetkisizlik kararı verilerek dosya İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmiştir.

12. a) İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 26/4/2012

tarihli ve 2012/10296 sayılı iddianamesi ile başvurucunun 26/9/2004 tarihli ve

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 281. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre

suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçundan cezalandırılması

talep olunmuştur.

b) İddianame kabul

edilerek görülen kamu davasında yapılan yargılama neticesinde İstanbul 43.

Asliye Ceza Mahkemesinin 13/11/2012 tarihli ve

E.2012/535, K.2012/967 sayılı kararı ile başvurucunun beraatine

hükmedilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Yapılan

yargılama sonucunda; değiştirildiği iddia edilen ve bir soruşturma konusu olan

bilgisayar malzemelerinin incelenen teslim tutanağına göre sanık dışında başka

isimlere teslim edildiği, ayrıca [5237 sayılı Kanun'un] 281/1. maddesi uyarınca

kişinin kendi hakkında yürütülen soruşturmaya ilişkin olarak delil değiştirme

veya yok etme suçu nedeniyle ceza verilemeyeceği gibi, sanığın atılı suçu

işlediği yolunda cezalandırılmasını gerektirir delil bulunmadığından aşağıdaki

hüküm kurulmuştur."

c) Bu karar, temyiz edilmeksizin 1/12/2012

tarihinde kesinleşmiştir.

13. a) Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 2011/3667 Kabahat

sayılı dosyasında verilen 19/12/2011 tarihli ve

2011/3559 sayılı kararı ile bilgisayarların izinsiz ithal edilmesi eylemini

işledikleri gerekçesiyle başvurucunun da aralarında bulunduğu kabahatlilerin

21/3/2007 tarihli ve 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu'nun 28/3/2013

tarihli ve 6455 sayılı Kanun ile değiştirilmeden önceki 3. maddesinin (11)

numaralı fıkrasına göre 238.660 TL idari para cezası ile cezalandırılmasına

karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"El konulan notebook

cinsi eşyanın İstanbul Sanayi Odası Başkanlığına gönderildiği, inceleme

neticesinde düzenlenen ekspertiz raporunda eşyaların tamir gördüğünün

anlaşıldığının belirtildiği ve söz konusu notebookların ithalinin belli

kuruluşların vereceği izne tabi olmasından dolayı kabahatlilerin eylemlerinin

5607 sayılı Kanun'un 3/11. maddesine aykırı eylem oluşturduğu, evrak arasında

mevcut kaçak eşyalara mahsus tespit varakaları ve beyannameler muhteviyatına

göre kaçak eşyaların gümrüklenmiş değerinin 95.464 TL olup [Kanun'un] 3/11. maddesinde

gümrüklenmiş değerinin iki katı olan 190.298 TL idari para cezasını öngördüğü

ve kabahatli sayısının üç kişi ve daha fazla oluşu nedeniyle [bu] Kanun'un 4/2.

maddesinde idari para cezasının yarı oranında arttırılacağı belirtildiğinden

her bir kabahatlinin toplam 238.660 TL idari para cezası ile

cezalandırılmasına... [karar verildiği tebliğ olunur.]"

b) Başvurucunun anılan karara karşı 7/2/2012

tarihinde 30/3/2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu'nun 27. maddesi

kapsamında yaptığı başvuru, Bakırköy 11. Sulh Ceza Mahkemesinin 8/1/2013

tarihli ve 2012/531 Değişik İş sayılı kararı ilesüre

aşımı yönünden reddedilmiştir.

c) Başvurucu bu karara itiraz etmiş, Bakırköy 1. Asliye Ceza

Mahkemesinin 21/1/2013 tarihli ve 2013/153 Değişik İş

sayılı kararı ile süre aşımı bulunmadığı gerekçesiyle başvurucunun itirazı

kabul edilmiştir.

d) Başvurucunun itirazının kabulü üzerine dosyayı yeniden

inceleyen Bakırköy 11. Sulh Ceza Mahkemesi 30/4/2013

tarihli ve 2012/531 Değişik İş sayılı kararı ile başvurunun kabulüne ve

başvuruya konu 19/12/2011 tarihli idari yaptırım kararının iptaline karar

vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"İtirazın süresinde olmamasına rağmen bu

yöndeki kararımız Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kaldırıldığından

ve karar kesin olduğundan dosya arasında bulunan bilirkişi raporu doğrultusunda

itirazın kabulüne karar vermek gerekmiş[tir]."

e) Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 13/5/2013 tarihinde bu karara itiraz edilmiş, Bakırköy 27.

Asliye Ceza Mahkemesinin 17/5/2013 tarihli ve 2013/253 Değişik İş sayılı kararı

ile itirazın reddine karar verilmiştir.

14. a) Başvurucu 12/12/2013 tarihinde, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına

başvuruda bulunarak, ceza soruşturması sırasında el konulan bilgisayarların

tarafına iade edilmesi talebinde bulunmuştur.Bakırköy

Cumhuriyet Başsavcılığının 17/12/2013 tarihli derkenar kararı ile "el koyma işleminin kabahat evrakı ile ilgili olmadığı,

soruşturma işlemleri sırasında mahkemenin arama ve el koyma kararına istinaden

yapıldığı, soruşturma evrakı yönünden durumun araştırılarak mahkemesinden

talepte bulunulabileceği" belirtilerek başvurucunun talebinin

reddine karar verilmiştir.

b) Başvurucu, bunun üzerine 23/12/2013

tarihinde söz konusu bilgisayarların iade edilmesi için bu defa ceza

yargılamasının görüldüğü Bakırköy 43. Asliye Ceza Mahkemesine başvuruda

bulunmuştur. Mahkeme 23/12/2013 tarihli ve E.2012/535

sayılı ek kararı ile dava dosyasındaki suç kapsamında el konulan eşya

bulunmadığı, kaçakçılık suçu ile ilgili evrakın Bakırköy Cumhuriyet

Başsavcılığı Kaçakçılık ve Mali Suçlar Bürosunun 20/09/2011 tarihli kararı ile

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Kabahatler Bürosuna gönderildiği belirtilerek

el konulan bilgisayarların iadesi hususunda bir karar verilmesine yer

olmadığına karar verilmiştir.

c) Başvurucu, anılan karara itiraz etmiş; Bakırköy 20. Ağır Ceza

Mahkemesinin 16/1/2014 tarihli ve 2014/48 Değişik İş

sayılı kararı ile itirazın reddine karar verilmiştir.

15. a) Anılan kararlar sonrasında başvurucu bu defa el konulan

bilgisayarların iade edilmesi için 25/4/2014 tarihinde

Bakırköy 13. Sulh Ceza Mahkemesine başvuruda bulunmuştur.

b)Mahkeme 29/4/2014 tarihli ve 2014/423

Değişik İş sayılı kararında "...

Mahkememizin 10/08/2010 tarihli ve 2010/145 Değişik iş

sayılı kararının sorgu nöbeti kapsamında verildiği, 25/04/2014 tarihli talep

edenin talebinin değerlendirilmesinin sorgu işlemlerinin yürüten mahkeme

tarafından değerlendirilmesi gerektiği ..." gerekçeleriyle

başvurucunun talebinin reddine karar vermiştir.

c) Başvurucunun bu karara karşı yaptığı itiraz ise Bakırköy 1.

Asliye Ceza Mahkemesinin 15/5/2014 tarihli ve 2014/320

Değişik İş sayılı kararı ile kesin olarak reddedilmiştir. Kararın gerekçesinin

ilgili kısımları şöyledir:

"...Dosya içindeki serbest dolaşıma giriş

beyannameleri ve eklerinin, numuneler üzerinde İstanbul Sanayi Odası tarafından

düzenlenmiş olan ekspertiz raporunun, idari yaptırım

kararına itiraz üzerine, Bakırköy 5. Sulh Ceza Mahkemesinin 2012/93 D.İş sayılı dosyasında bilirkişiler ...'ın

düzenledikleri rapor içeriği ve tüm dosya kapsamına göre, olaya konu notebook

cinsi bilgisayarların garanti sırasında müşterilerden dönen ya da mağazalarda

depolarda beklerken arıza gösteren ürünlerin parça (kart ve modül)

değiştirilerek, tamir ve test edilmesi ile oluşturulan ürünler oldukları,

ithallerinin kullanılmış olarak beyan edilmesi ve Dış Ticaret Müşteşarlığının iznine tabi olduğu, ancak beyannamelerin

hepsinde eşyaların 31. hanede ve kullanılmamış olarak beyan edilmiş olduğu,

dolayısıyla, olayda ithalatçının sorumlu tutulacağı, 'eşyanın ithali, lisansa,

şarta, izne, kısıntıya veya belli kuruluşların vereceği uygunluk veya

yeterlilik belgesine tabi olduğu halde uygunluk ve yeterlilik belgesine tabi

değilmiş' gibi ithal kabahatinin oluşmuş olduğu,

Bu kabahatin olay tarihinde yürürlükte olan

5607 sayılı Kanun'un 3/11. maddesinde düzenlendiği, aynı Kanun'un 14. maddesi

gereğince eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesinin gerektiği, 11/04/2013 tarihinde yürürlüğe giren değişikliklere göre

ise, aynı eylemin 4458 sayılı Kanun'un 6455 sayılı Kanun ile değişik 235/1-c

maddesinde düzenlendiği, aynı maddenin 235/4. maddesi gereğince de, eşyanın

mülkiyetinin kamuya geçirilmesinin gerektiği,

Bu durumda, itiraz edenin ithalatçı olmaması

nedeniyle cezai bir sorumluluğu bulunmasa da, olaya konu 161 adet notebook

cinsi eşyanın, mülkiyetinin kamuya geçirilmesi gerektiği sonuç ve kanaatine

varılmış olmakla, itirazın reddine karar verilmesi gerekmiş[tir]."

16. Nihai karar 6/6/2014 tarihinde

başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.

17. Başvurucu 4/7/2014 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

18. 5607 sayılı Kanun’un28/3/2013 tarihli ve 6455 sayılı

Kanun'un 54. maddesi ile değiştirilmeden önceki "Suçlar ve kabahatler" kenar başlıklı 3.

maddesinin (11) numaralı fıkrası şöyledir:

"İthali, lisansa, şarta, izne, kısıntıya

veya belli kuruluşların vereceği uygunluk veya yeterlilik belgesine tâbi olan

eşyayı, aldatıcı işlem ve davranışlarla ithal eden kişiye, eşyanın gümrüklenmiş

değerinin iki katı idarî para cezası verilir. Eşyanın değersiz, artık veya atık

madde olması durumunda, idarî para cezası; dökme halinde gelen eşya için ton

başına beşbin Türk Lirası, ambalajlı gelmesi halinde

kap başına yüz Türk Lirası olarak hesaplanır."

19. 5607 sayılı Kanun’un 6455 sayılı Kanun'un 66. maddesi ile

ilga edilen "Mülkiyetin kamuya

geçirilmesi" kenar başlıklı 14. maddesi şöyledir:

"(1) 3 üncü maddenin

onuncu ve onbirinci fıkralarında tanımlanan

kabahatlerin konusunu oluşturan eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar

verilir. Bu Kanunun arama ve elkoyma ile müsadereye

ilişkin hükümleri, bu kabahatlerin işlenmesinde kullanılan veya kullanılmak

üzere hazırlanan eşya ve taşıma araçları ile ilgili olarak da uygulanır."

20. 27/10/1999 tarihli ve 4458 sayılı

Gümrük Kanunu'nun 6455 sayılı Kanun'un 12. maddesi ile değişik 235. maddesinin

ilgili bölümü şöyledir:

"1. Serbest dolaşıma giriş rejimine tabi

tutulan eşyaya ilişkin olarak, yapılan beyan ile muayene ve denetleme veya

teslimden sonra kontrol sonucunda;

...

c) Eşyanın ithali, lisansa, şarta, izne,

kısıntıya veya belli kuruluşların vereceği uygunluk veya yeterlilik belgesine

tabi olduğu halde uygunluk ve yeterlilik belgesine tabi değilmiş veya belge

alınmış gibi beyan edildiğinin tespit edilmesi halinde, eşyanın gümrük

vergilerinin yanı sıra, eşyanın gümrüklenmiş değerinin iki katı idari para

cezası verilir.

...

4. Birinci fıkranın (a) ve (c) bentlerinde

belirtilen eşyaya el konularak mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar verilir

ve eşya 177 ila 180 inci madde hükümlerine göre tasfiyeye tabi tutulur.

..."

21. 5326 sayılı Kanun'un

"Mülkiyetin kamuya geçirilmesi" kenar başlıklı 18. maddesi

şöyledir:

"(1) Kabahatin konusunu oluşturan veya

işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine,

ancak kanunda açık hüküm bulunan hallerde karar verilebilir.

(2) Mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin

karar, eşyanın;

a) Kullanılmaz hale getirilmesi,

b) Niteliğinin değiştirilmesi,

c) Ancak belli bir surette kullanılması,

Koşullarından birinin yerine getirilmesine

bağlı olarak belli bir süre geciktirilebilir. Belirlenen süre zarfında koşulun

yerine getirilmemesi halinde eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine karar

verilir.

(3) Mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin

karar kesinleşinceye kadar ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından eşyaya elkonulabileceği gibi; eşya, kişilerin muhafazasına da

bırakılabilir.

(4) Eşyanın mülkiyeti, kanunda açık hüküm

bulunan hallerde ilgili kamu kurum ve kuruluşuna, aksi takdirde Devlete geçer.

(5) Eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesine

karar verilebilmesi için fail hakkında idarî para cezası veya başka bir idarî

yaptırım kararı verilmiş olması şart değildir.

(6) Kaim değerin mülkiyetinin kamuya

geçirilmesine de karar verilebilir.

(7) Mülkiyeti kamuya geçirilen eşya, başka

suretle değerlendirilmesi mümkün olmazsa imha edilir.

(8) Mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin

karar, kesinleşmesi halinde yerine getirilir."

22. 5326 sayılı Kanun'un "İdari

yaptırım kararı verme yetkisi" kenar başlıklı 22. maddesi

şöyledir:

"(1) Kabahat dolayısıyla idarî yaptırım

kararı vermeye ilgili kanunda açıkça gösterilen idarî kurul, makam veya kamu

görevlileri yetkilidir.

(2) Kanunda açık hüküm bulunmayan hallerde

ilgili kamu kurum ve kuruluşunun en üst amiri bu konuda yetkilidir.

(3) İdarî kurul, makam veya kamu görevlileri,

ancak ilgili kamu kurum ve kuruluşunun görev alanına giren yerlerde işlenen

kabahatler dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye yetkilidir.

(4) 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanununun yer bakımından yetki kuralları kabahatler açısından da

geçerlidir."

23. 5326 sayılı Kanun'un

"Cumhuriyet savcısının karar verme yetkisi" kenar başlıklı

23. maddesi şöyledir:

"(1) Cumhuriyet savcısı, kanunda açıkça

hüküm bulunan hallerde bir kabahat dolayısıyla idarî yaptırım kararı vermeye

yetkilidir.

(2) Bir suç dolayısıyla başlatılan soruşturma

kapsamında bir kabahatin işlendiğini öğrenmesi halinde Cumhuriyet savcısı

durumu ilgili kamu kurum ve kuruluşuna bildirebileceği gibi, kendisi de idarî

yaptırım kararı verebilir.

(3) Soruşturma konusu fiilin kabahat oluşturduğunun

anlaşılması halinde Cumhuriyet savcısı bu nedenle idarî yaptırım kararı verir.

Ancak, bunun için ilgili kamu kurum ve kuruluşu tarafından idarî yaptırım

kararı verilmemiş olması gerekir."

24. 5326 sayılı Kanun'un

"Mahkemenin karar verme yetkisi" kenar başlıklı 24.

maddesi şöyledir:

"(1) Kovuşturma konusu fiilin kabahat

oluşturduğunun anlaşılması halinde mahkeme tarafından idarî yaptırım kararı

verilir."

25. 5326 sayılı Kanun'un

"Başvuru yolu" kenar başlıklı 27. maddesi şöyledir:

"(1) İdarî para cezası ve mülkiyetin

kamuya geçirilmesine ilişkin idarî yaptırım kararına karşı, kararın tebliği

veya tefhimi tarihinden itibaren en geç onbeş gün

içinde, sulh ceza mahkemesine başvurulabilir. Bu süre içinde başvurunun

yapılmamış olması halinde idarî yaptırım kararı kesinleşir.

...

(5) (Değişik: 6/12/2006-5560/34

md.) İdarî yaptırım kararının mahkeme tarafından

verilmesi halinde, bu karara karşı ancak itiraz yoluna gidilebilir.

(6) (Ek: 6/12/2006-5560/34

md.) Soruşturma konusu fiilin suç değil de kabahat

oluşturduğu gerekçesiyle idarî yaptırım kararı verilmesi halinde; kovuşturmaya

yer olmadığı kararına itiraz edildiği takdirde, idarî yaptırım kararına karşı

başvuru da bu itiraz merciinde incelenir.

(7) (Ek: 6/12/2006-5560/34

md.) Kovuşturma konusu fiilin suç değil de kabahat

oluşturduğu gerekçesiyle idarî yaptırım kararı verilmesi halinde; fiilin suç

oluşturmaması nedeniyle verilen beraat kararına karşı kanun yoluna gidildiği

takdirde, idarî yaptırım kararına karşı itiraz da bu kanun yolu merciinde incelenir."

26. 5326 sayılı Kanun'un

"Başvurunun incelenmesi" kenar başlıklı 28. maddesinin (8)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, son karar olarak idarî yaptırım

kararının;

a) Hukuka uygun olması nedeniyle,

"başvurunun reddine",

b) Hukuka aykırı olması nedeniyle, "idarî

yaptırım kararının kaldırılmasına",

Karar verir."

27. 5326 sayılı Kanun'un

"İtiraz yolu" kenar başlıklı 29. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

"(1) Mahkemenin verdiği son karara karşı,

Ceza Muhakemesi Kanununa göre itiraz edilebilir. Bu itiraz, kararın tebliği

tarihten itibaren en geç yedi gün içinde yapılır.

(2) İtirazla ilgili karar, dosya üzerinden

inceleme yapılarak verilir.

(3) Mahkeme, her bir itirazla ilgili olarak “itirazın

kabulüne” veya “itirazın reddine” karar verir.

..."

28. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Karar"

kenar başlıklı 267. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Hâkim kararları ile kanunun gösterdiği

hâllerde, mahkeme kararlarına karşı itiraz yoluna gidilebilir."

29. 5271 sayılı Kanun'un 271. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

"İtiraz yerinde görülürse merci, aynı

zamanda itiraz konusu hakkında da karar verir."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 1/2/2017 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

31. Başvurucu; bir ceza soruşturması

sırasında ortağı ve yönetim kurulu başkanı olduğu Şirketin adreslerinde yapılan

arama neticesinde ithalatçı firma aracılığıyla yurt dışından getirilen dizüstü

ve tablet bilgisayarlara el konulduğunu, hakkında açılan kamu davasında beraat

kararı verildiğini, izinsiz ithalat yapılması kabahati yönünden kendisine

verilen idari para cezasının da itirazı üzerine iptal edildiğini, bu kararlar

sonrası söz konusu bilgisayarların kendisine iade edilmesi yönündeki

taleplerinin ise son olarak Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesince bu

bilgisayarların mülkiyetinin kamuya geçirilmesinin kanun gereği zorunlu olduğu

gerekçesiyle reddedildiğini belirtmiştir.

32. Başvurucu 5607 sayılı Kanun'un 3. maddesinin (11) numaralı

fıkrasına göre ithalat için gerekli izni alma yükümlülüğünün ithalatçı firmaya

ait olduğunu, ortağı olduğu Şirketin ise ithalatçı firma olmayıp bir yükümlülüğünün

bulunmadığını, ithalatçı firmanın yerine getirmemiş olduğu bir yükümlülük

nedeniyle mülkiyet hakkından yoksun bırakıldığını, bu hususun "cezaların

şahsiliği" ve "suçta ve cezalarda kanunilik" ilkelerine de

aykırılık teşkil ettiğini, mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin orantısız

olduğunu ve ortada kendisine atfedilebilecek bir kabahat de olmadığı hâlde söz

konusu bilgisayarların mülkiyetinin kamuya geçirilmesinin mülkiyet hakkı

bakımından ağır sonuçlar doğurduğunu ifade etmiş; Anayasa'nın 35., 36., 37., 38., 138. ve 140. maddelerinin ihlal edildiğini

ileri sürmüş; ihlallerin tespiti ile tazminata hükmedilmesi talebinde

bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

33. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

34. Başvurucu her ne kadar Anayasa'nın 36.,

37., 38., 138. ve 140. maddelerinin de ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de

başvurucunun bir ceza soruşturması sırasında el konulan bilgisayarların

mülkiyetinin kamuya geçirilmesi gerektiğinden bahisle iade edilmemesi

şikâyetinin mülkün kullanılmasının engellenmesine ilişkin olduğu, bu nedenle

başvurucunun bütün ihlal iddialarının mülkiyet hakkının ihlali iddiası

kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

35. Öncelikle başvurucunun mağduriyet durumunun

değerlendirilmesi gerekmektedir. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ve 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı

fıkrası uyarınca Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve buna ek

Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından ihlal edildiğini iddia eden herkese Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru yapma hakkı tanınmıştır. Ancak 6216 sayılı Kanun'un 46. maddesinin (1)

numaralı fıkrası gereğince sadece ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem

ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler

tarafından bireysel başvuruda bulunulabilecektir.

36. Kural olarak bir kimse, kendisi taraf sıfatını haiz olmadığı

müddetçe ortağıolduğu tüzel kişiliğin taraf olduğu

yargılamalar nedeniyle temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasında

bulunamaz (Müge

Polatkan ve Polkim Kimya San. Tic. Ltd. Şti., B. No: 2013/6564, 4/2/2016, § 30; benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz.F. Santos Lda. and

Fachadas/Portekiz, B. No: 49020/99, 19/11/2000, § 1; Nosov/Rusya (k.k.), B. No: 30877/02,

20/10/2005). Bununla birlikte belirli durumlarda şirketin sahibi veya kontrol

edebilecek hisseye sahip olan kimse de şirket aleyhine alınan tedbirler

nedeniyle mağduriyetini ileri sürebilir (Ankarcrona/İsveç B. No: 35178/97, 27/6/2000;

G.J./Lüksemburg, B. No: 21156/93,

26/10/2000, § 24). Ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarında,

şirket tüzel kişiliğinin başvurmasını imkânsız kılan hukuki sınırlamalar olduğunda

da şirket ortaklarının bireysel başvuruda bulunabilecekleri kabul edilmiştir (Agrotexim ve diğerleri/Yunanistan, B. No: 14807/89,

24/10/1995, § 66; CDI

Holding Aktiengesellschaft ve diğerleri/Slovakya

(k.k.), B.

No: 37398/97, 18/10/2001; Amat-G Ltd. ve Mebaghishvili/Gürcistan,

B. No: 2507/03, 27/9/2005, § 33; Meltex Ltd. ve Mesrop Movsesyan/Ermenistan, B.

No: 32283/04, 17/6/2008,§ 66). Yine kendisini doğrudan etkileyen tasarruflar

bakımından şirket ortağının mağdur sıfatının bulunduğu ise tartışmasızdır (Olczak/Polonya (k.k.),

B. No: 30417/96, 7/10/2002).

37. Somut olay bakımından öncelikle uyuşmazlığa konu eşyaların

kime ait olduğu ile ilgili belirlemenin ancak derece mahkemelerince

yapılabileceğini belirtmek gerekir. Anayasa Mahkemesinin bu bakımdan delilleri

doğrudan ve ilk elden inceleme yetkisine ve olanağına sahip derece

mahkemelerine göre daha dezavantajlı konumda olduğu açıktır. Nitekim somut

olayda başvuruya konu eşyanın başvurucudanel

konulduğu ve adli emanet makbuzunda da başvurucunun bilgilerine yer verildiği

görülmektedir. Bundan sonra ihlal iddiasına konu edilen eşya hakkındaki bütün

el koyma sürecinin tarafı başvurucunun ortağı ve yönetim kurulu başkanı olduğu

Şirket olmayıp bizatihi başvurucu olmuştur. El konulan eşya şirketin adresinde

bulunmakla beraber önce ceza soruşturma ve kovuşturması, sonra da kabahat

süreci başvurucu hakkında yürütülmüştür. Yargı makamları, bu eşyalar yönünden

yalnızca başvurucuyu muhatap alarak onu sorumlu görmüştür. Ayrıca başvurucunun

Şirketin en büyük hissedarı ve yönetim kurulu başkanı olup Şirketi tek başına

temsil ile yetkili kılındığı görülmektedir. Yargı makamlarının belirtilen

yaklaşımı dolayısıyla şirketin yargısal sürece dâhil edilmediği başvuru konusu

olayda -başvurucunun şirketi tek başına temsile yetkili ortağı olduğu da

dikkate alındığında- yalnızca şirket tüzel kişiliğinin başvurabileceğini kabul

etmek aşırı katı ve şekilci bir uygulama sonucuna yol açacaktır. Zira idari ya

da yargısal uygulamalarla tüzel kişiliğin sürecin tarafı olarak kabul edilmediği

kimi durumlarda tüzel kişilik tarafından -bu süreçlerdeki zamanaşımı, hak

düşürücü süre ve diğer dava açmayı veya itiraz etmeyi sınırlandıran usul

kuralları da gözetildiğinde- bu merciler önünde yapılacak başvurulardan bir

sonuç alabilmesimümkün olamayabilir. Somut olay

bakımından da Şirket, el koyma sürecinin tarafı olamamış; Derece Mahkemelerince

başvurucu taraf kabul edilerek talep ve itirazlar incelenmiştir. Üstelik el

koyma sürecinin zaten hâlihazırda yaklaşık altı yıl altı ay gibi uzunca bir süreden

beri başvurucu sorumlu tutularak devam ettirildiği de gözetilmelidir. Son

olarak Anayasa Mahkemesinin Müge Polatkan ve

Polkim Kimya San. Tic. Ltd. Şti. başvurusunda gerçek kişi başvurucunun ortağı olduğu

Şirket ile birlikte başvuruda bulunduğu ve yukarıda belirtilen somut olayın

özellikleriyle karşılaştırıldığında çeşitli yönlerden bu olayın belirtilen

başvurudan ayrıldığı anlaşılmaktadır. Bu itibarla tüm bu hususlar birlikte

gözetildiğinde -somut olayın özel koşulları içinde- başvurucunun doğrudan ve

güncel bir mağduriyetinin söz konusu olduğu değerlendirilmiştir.

38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

Engin YILDIRIM ve M. Emin KUZ bu görüşe katılmamışlardır.

2. Esas Yönünden

39. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."

40. Somut

olayda çözümlenmesi gereken ilk mesele “mülkiyet hakkına” yönelik bir müdahale

bulunulup bulunulmadığını belirlemektir. Sonraki aşamalarda varlığı kabul

edilen müdahalenin kanuni dayanağı olup olmadığı, meşru amaçlara dayanıp

dayanmadığı, müdahalenin amacı ve kullanılan araçlar ile başvurucuya yüklenen

külfetin ölçülü olup olmadığı hususlarının tespit edilmesi gerekir.

a. Mülkün

Varlığı

41. Anayasa

ve Sözleşme'nin ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk

ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı

bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar

güçlü olursa olsun Anayasa ve Sözleşme'yle korunan

mülkiyet kavramı içinde değildir. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda

bir "ekonomik değer" veya icrası mümkün bir "alacağı" elde

etmeye yönelik "meşru bir beklenti" Anayasa ve Sözleşme'nin ortak

koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).

42. Ceza

soruşturması sırasında verilen arama kararı doğrultusunda başvurucunun ortağı ve

yönetim kurulu başkanı olduğu Şirkete ait adreste el konularak iade edilmeyen

dizüstü ve tablet bilgisayarlar ekonomik değeri olan taşınır eşya niteliğinde

olduğundan "mevcut bir mülk"ü ifade

etmektedir. Somut olay bakımından başvurucunun mağdur statüsüne ilişkin kabul

edilebilirlik ile ilgili yukarıdaki açıklamalar da gözetildiğinde (bkz. §§ 36,

37) başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında korunması gereken bir

menfaatinin mevcut olduğu kanaatine varılmıştır.

b. Müdahalenin

Varlığı ve Türü

43. Anayasa’nın 35. maddesi ve Sözleşme’ye

ek 1 No.lu Protokol’ün 1. maddesi benzer düzenlemelerle mülkiyet hakkına yer

vermiştir. Her iki düzenleme de üç kural ihtiva etmektedir. Sözleşme’nin ilk

cümlesi herkese mülkünden barışçıl yararlanma hakkı verirken Anayasa daha geniş

manada mülkiyet hakkını tanımaktadır. Düzenlemelerin ikinci cümleleri ise

kişilerin hangi koşullarda mülkünden yoksun bırakılabileceğini ya da kişilere

ait mülkiyetin hangi koşullarla sınırlandırılabileceğini hüküm altına

almaktadır (Necmiye Çiftçi ve diğerleri,

B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 45).

44. Her iki düzenlemenin üçüncü cümleleri ise mülkiyetin

kullanımının kontrolü ya da düzenlenmesine ilişkindir. Anayasa’nın

35. maddesinin son fıkrası mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına

aykırı olamayacağı şeklinde hakkın kullanımına ilişkin genel bir ilkeye yer

verirken Sözleşme’ye ek 1No.lu Protokol'ün birinci

maddesinin ikinci fıkrası devletlere mülkiyeti kamu yararı amacıyla düzenleme,

vergiler ve diğer katkılar ile cezaların tahsili konusunda gerekli gördükleri

yasaları uygulama konusundaki haklarını saklı tutarak taraf devletlerin genel

yarara uygun olarak “mülkiyetin kullanımını kontrol” yetkisine sahip olduğunu

kabul etmektedir. Bununla beraber Anayasa’nın birçok maddesi ilgili

olduğu hususta devlete mülkiyetin kullanımının kontrolü ya da mülkiyeti

düzenleme yetkisi vermektedir (Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, § 46).

45. AİHM'e göre ikinci ve üçüncü

kurallar, mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesi şeklinde ifade edilen birinci

kuralın özel görünüm şekilleridir ve bu nedenle genel nitelikli birinci kuralın

ışığı altında anlaşılmaları gerekmektedir (James

ve diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 8793/79, 21/2/1986, § 37).

46. AİHM'in, idari bir işlem veya ceza

yargılaması neticesine bağlı olup olmadığına bakılmaksızın bir yaptırım olarak

mülkiyetin kamuya geçirilmesi sonucuna yol açan müdahalelere ilişkin genel

yaklaşımı, bu yaptırımın mülkten yoksun bırakmayı içerse dahi Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin ikinci paragrafı

kapsamında "mülkiyetin kullanımının kontrolü" olarak

değerlendirilmesi gerektiği yönündedir (Kabahatlerle ilgili olarak bkz. Milosavljev/Sırbistan,

B. No: 15112/07, 12/6/2012, § 53; Microintelect Ood/Bulgaristan,

B. No: 34129/03, 4/3/2014, §§ 35-37; suçlarla ilgili olarak bkz. Frizen/Rusya, B. No: 58254/00, 24/3/2005, § 31; Veits/Estonya, B. No: 12951/11, 15/1/2015, §

70; AGOSI/Birleşik Krallık, B.

No: 9118/80, 24/10/1986, § 51).

47. Başvurucunun ortağı ve yönetim kurulu başkanı olduğu şirkete

ait adreste yapılan arama sırasında el konulan "dizüstü ve tablet

bilgisayarlar", yapılan ceza ve kabahat soruşturmaları neticesinde iade

edilmeyerek Gümrük Müdürlüğünde muhafaza edilmiştir. Bakırköy Cumhuriyet

Başsavcılığı Kabahatler Bürosunca verilen 19/12/2011

tarihli idari yaptırım kararında başvurucunun idari para cezası ile

cezalandırılmasına karar verilmiş ancak mülkiyetin kamuya geçirilmesi şeklinde

bir idari yaptırım uygulanmamıştır. Başvurucu hakkında suç delillerini gizleme,

yok etme veya değiştirme suçundan açılan kamu davasında Bakırköy 43. Asliye

Ceza Mahkemesince verilen 13/11/2012 tarihli beraat

hükmünde de müsadereye veya mülkiyetin kamuya geçirilmesine ilişkin herhangi

bir karara yer verilmemiştir.

48. Yalnızca başvurucunun eşyalarının iade edilmesi yönündeki

talebinin reddine ilişkin Bakırköy 13. Sulh Ceza Mahkemesinin 29/4/2014 tarihli kararına yapılan itiraz üzerine Bakırköy

1. Asliye Ceza Mahkemesinin 15/5/2014 tarihli kararı ile söz konusu

bilgisayarların gerekli izin alınmaksızın ithal edilmeleri nedeniyle kanun

gereği mülkiyetlerinin kamuya geçirilmeleri gerektiğinden bahsedilerek

başvurucunun itirazı reddedilmiştir. Bu kararda dahi itirazın reddine karar

verilmekle beraber açık olarak bilgisayarların mülkiyetlerinin kamuya geçirilmesine

ilişkin bir hükme yer verilmiş değildir. Dolayısıyla bu bilgisayarların

müsadere edilmesine veya mülkiyetinin kamuya geçirilmesine yönelik olarak

anılan Mahkemelerce verilmiş bir karar bulunmamaktadır. Ancak söz konusu

bilgisayarlar Gümrük Müdürlüğünde muhafaza edilmeye devam edilmekte olup

başvurucunun bu eşyaların iade edilmesi yönündeki bütün talepleri de

reddedilmiştir. Bu itibarla bir ceza soruşturması sırasında yapılan arama

neticesinde el konulan bilgisayarların başvurucunun talebine rağmen iade edilmeyip

Gümrük Müdürlüğünde muhafaza altına alınmasının Anayasa’nın 35. maddesi

anlamında mülkiyet hakkına müdahale oluşturduğu açık olup başvurunun mülkiyetin

kullanımının kontrolüne ilişkin üçüncü kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.

49. Anayasa ve Sözleşme’de yer alan ve

yukarıda yer verilen üçüncü kurallar devlete, mülkiyetin kullanımı veya

mülkiyetten yararlanma hakkını kontrol etme ve bu konuda düzenleme yetkisi

vermektedir. Mülkiyetten yoksun bırakmaya göre daha geniş takdir yetkisi veren

düzenleme yetkisinin kullanımında da yasallık, meşruluk ve ölçülülük

ilkelerinin gereklerinin karşılanması kural olarak aranmaktadır. Buna göre

mülkiyet hakkının düzenlenmesi yetkisi de kamu yararı amacıyla ve kanunla

kullanılmalıdır (Orhan Yüksel [GK],

B. No: 2013/604, 10/12/2015, §§ 57, 58).

c. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

i. Genel

İlkeler

50.

Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi gereken ölçüt hukuka

dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit edildiğinde diğer ölçütler

bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılacaktır. Müdahalenin hukuka dayalı olması, iç hukukta müdahaleye ilişkin

yeterince ulaşılabilir ve öngörülebilir kuralların bulunmasını gerektirmektedir

(Türkiye İş Bankası A.Ş., B. No: 2014/6192,

12/112014, § 44).

51. Hak ve

özgürlüklerin ve bunlara yapılacak müdahalelerin ve sınırlandırmaların kanunla

düzenlenmesi bu haklara ve özgürlüklere keyfî müdahaleyi engelleyen ve hukuk

güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin en önemli unsurlarından

biridir. Bununla beraber kanunla düzenleme zorunluluğu hakka yapılacak

müdahalenin uygulanmasının kanun çerçevesini aşmayacak şekilde tüzük,

yönetmelik, tebliğ ve genelge gibi yürütme organının çıkardığı ikincil

düzenlemelerle yapılmasına mani değildir (Tahsin

Erdoğan, B. No: 2012/1246, 6/2/2014, § 60).

52. AİHM'e göre de demokratik toplumun temel ilkelerinden biri

olan hukukun üstünlüğü Sözleşme'nin tamamının ayrılmaz bir parçası olduğundan Sözleşme'ye ek 1 No.luProtokol’ün

1. maddesi her şeyden önce ve özellikle mülkiyete saygı gösterilmesinden

yararlanma hakkına kamu otoritelerince yapılan müdahalenin yasal olmasını

gerektirmektedir (Sarıca ve Dilaver/Türkiye,

B. No: 11765/05, 27/5/2010, § 42).

53. Anayasa'nın

35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek sınırlamaların kamu yararı amacıyla

ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına alınırken Sözleşme'ye

ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi mülkiyetten yoksun bırakmanın kamu yararıyla

kanunda öngörülen koşullarla ve uluslararası sözleşmelere uygun olarak

yapılabileceğini öngörmektedir. AİHM, kanunda öngörülen koşulları, bir diğer

ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak istikrar kazanmış yargı kararlarına

dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin de hukukilik şartını

karşılayabildiğini kabul ederken (Sunday

Times/Birleşik Krallık, B. No: 6538/74, 26/04/1979,

§ 47) Anayasa, tüm sınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını

öngörerek Sözleşme'den daha geniş bir koruma

sağlamaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 31).

54. Kanunun

varlığı kadar kanun metninin ve uygulamasının da bireylerin davranışlarının

sonucunu öngörebilecekleri kadar hukuki belirlilik taşıması gerekir. Bir diğer

ifadeyle kanunun kalitesi de kanunilik koşulunun sağlanıp sağlanmadığının

tespitinde önem arz etmektedir (Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, § 56). Hukuki belirlilik ilkesinin alt ilkeleri

olan "ulaşılabilirlik" ilgili hukuki düzenlemenin aleni olması yani

yayımlanmasını ifade etmekte (Spaček, s.r.o./Çek Cumhuriyeti, B. No: 26449/95, 9/11/1999, §§ 56-61),"öngörülebilirlik" ise hukuk

kuralının uygulanması hâlinde doğabilecek sonuçların önceden tahmin

edilebilmesi anlamına gelmektedir (Hentrich/Fransa, B. No: 13616/88, 22/9/1994, § 42).

55. Kanunilik

koşulu, doğal olarak mülkiyet hakkına müdahale için kanunda öngörülen usulün

yerine getirilmesini ve bu usule uygun olarak yetkili idarimerci

tarafından yapılmış bir işlemin veya bir yargıkararının

varlığını gerektirir.

ii. İlkelerin Somut Olaya

Uygulanması

56. Başvurucu, hakkında beraat kararı verilmesine ve işlendiği

iddia edilen kabahat ile doğrudan bir ilgisinin de olmamasına rağmen ceza

soruşturması sırasında el konulan bilgisayarların kendisine iade edilmemesinden

yakınmaktadır.

57. Başvurucunun, iddia edilen ihlalin tespitini ve tazminat

ödenmesini sağlayabilecek bir hukuk yolu mevcut ise öncelikle bu yolu tüketmesi

zorunludur (Mehmet Ali Aslan, B.

No: 2013/2429, 30/3/2016, § 27).

58. Başvurucunun ceza soruşturması sırasında el konulan

bilgisayarların kendisine iade edilmesi yönündeki talebi gerek Cumhuriyet

Başsavcılığı ve ceza yargılamasını yürüten İstanbul 43. Asliye Ceza Mahkemesi

gerekse de Bakırköy 13. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmiş, başvurucunun

bu kararlara karşı yaptığı itirazlar da reddedilmiştir.

59. Öte yandan 5271 sayılı Kanun’un 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (j) bendinde eşyasına veya diğer mal varlığı

değerlerine, koşulları oluşmadığı hâlde el konulan veya korunması için gerekli

tedbirler alınmayan ya da eşyası veya diğer mal varlığı değerleri amaç dışı

kullanılan veya zamanında geri verilmeyen kişiler için tazminat talebinde

bulunabilme imkânı tanınmaktadır (Mehmet Ali

Aslan, § 28).

60. Ancak somut olaya konu bireysel başvuru bakımından

başvurucunun şikâyetinin bilgisayarlara el konulması nedeniyle uğranılan

zararların tazmin edilmesine yönelik olmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki anılan

Kanun maddesi, koşulları oluşmadığı hâlde el koyma işleminin uygulanması veya

el konulan eşyanın korunması için gerekli tedbirlerin alınmaması ya da el

konulan eşyanın veya diğer mal varlığı değerlerinin amaç dışı kullanılması veya

zamanında geri verilmemesi durumlarında meydana gelen zararların giderimini kapsamaktadır. Somut olayda ise başvuruya konu

bilgisayarların geç iade edilmesi, amaç dışı kullanılması veya koşulları

oluşmadığı hâlde el konulması durumlarının ötesinde bu eşyaların iade

edilmemesi söz konusudur. Başvurucu esas itibarıyla ceza soruşturması sırasında

el konulan bilgisayarların "izin alınmaksızın ithal edilmesi"

şeklindeki kabahat eylemi çerçevesinde mülkiyetinin kamuya geçirildiğini ileri

sürmektedir. Ancak Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Kabahatler Bürosunun 17/12/2013 tarihli derkenar yazısında bu eşyalara kabahat

eylemine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında el konulmadığı belirtilerek

başvurucunun iade talebi reddedilmiştir.

61. Kamu yararı gözetilerek ve bir veya birden fazla meşru amaç

doğrultusunda bir eylemin "kabahat" olarak nitelendirilip bu kabahat

eylemine konu eşyaların da mülkiyetinin kamuya geçirilmesinin öngörülmesi suçla

ve kabahatlerle mücadele kapsamında yasa koyucunun takdirindedir. Ülke

ticaretinin ve güvenliğinin korunması ve kontrolü ile haksız rekabetin

önlenmesi amacıyla somut olayda olduğu gibi "eşyaların izin alınmaksızın

ithal edilmesi" eylemi de kabahat olarak nitelendirilebilir ve kabahate

konu eşyanın mülkiyetinin kamuya geçirilmesi de öngörülebilir. Ancak

Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca belirtilen meşru amacın gerçekleştirilebilmesi

için mülkiyet hakkına yapılacak müdahalenin kanun ile düzenlenmesi ve bu

bağlamda idari makamlar ve yargısal merciler tarafından ilgili kanun

hükümlerinin tutarlı, açık ve öngörülebilir şekilde uygulanması gerekmektedir.

62. Buna göre somut olayda öncelikle başvurucunun iadesini

istediği bilgisayarların "mülkiyetlerinin kamuya geçirilmelerine"

veya "müsadere edilmelerine" yönelik tesis edilmiş bir işlem veya

karar olup olmadığının ve bu bilgisayarların başvurucuya iade edilmeyip hâlen

Gümrük Müdürlüğünde muhafaza edilmesinin bir yasal dayanağının bulunup

bulunmadığının tespit edilmesi gerekmektedir.

63. 5237 sayılı Kanun'un 54. maddesinde,

bir suç isnadına bağlı olarak ceza kovuşturması neticesinde mahkemece -belirli

koşullar ve güvence ölçütleri dâhilinde- kasıtlı bir suçun işlenmesinde

kullanılan veya suçun işlenmesine tahsis edilen ya da suçtan meydana gelen

eşyanın veya üretimi, bulundurulması, kullanılması, taşınması, alım ve satımı

suç oluşturan eşyanın müsadere edilebileceği hükme bağlanmıştır.

64. 5326 sayılı Kanun'un 18. maddesinin (1) numaralı fıkrasında

da kabahatin konusunu oluşturan veya işlenmesi suretiyle elde edilen eşyanın

mülkiyetinin kamuya geçirilmesine ancak kanunda açık hüküm bulunan hâllerde

karar verilebileceği hüküm altına alınmıştır. Anılan Kanun'un

22. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, kabahat dolayısıyla idari yaptırım

kararı vermeye ilgili kanunda açıkça gösterilen idari kurul, makam veya kamu

görevlilerinin yetkili olduğu; 23. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise

Cumhuriyet savcısının, kanunda açıkça hüküm bulunan hâllerde bir kabahat

dolayısıyla idari yaptırım kararı vermeye yetkili olduğu, aynı maddenin (2) ve

(3) numaralı fıkralarında da bir suç dolayısıyla başlatılan soruşturma

kapsamında bir kabahatin işlendiğinin öğrenilmesi durumunda veya soruşturma

konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması hâlinde Cumhuriyet savcısının

bu nedenle idari yaptırım kararı verebileceğidüzenlenmiştir.

Yine anılan Kanun'un 24. maddesinin birinci fıkrasında da kovuşturma

konusu fiilin kabahat oluşturduğunun anlaşılması hâlinde mahkeme tarafından

idari yaptırım kararı verileceği hüküm altına alınmıştır.

65. Ayrıca 5326 sayılı Kanun'un idari

yaptırım kararlarına karşı yapılan başvuruların incelenme esaslarını düzenleyen

28. maddesinin (8) numaralı fıkrasında; başvuruyu inceleyen mahkemenin, idari

yaptırımı hukuka uygun bulması hâlinde başvurunun reddine, hukuka

aykırı bulmaması hâlinde ise idari yaptırım kararının kaldırılmasına karar verebileceği hükme bağlanmış olup bu

Kanun'un başvuruya ilişkin itiraz usulünü düzenleyen 29. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında da itiraz merciinin, her bir itirazla ilgili olarak itirazın kabulüne veya itirazın reddine karar vereceği

belirtilmiştir.

66. Yukarıda da değinildiği üzere gerek başvurucu hakkında

açılan kamu davasında verilen beraat hükmüne ilişkin Bakırköy 43. Asliye Ceza

Mahkemesinin 13/11/2012 tarihli kararında gerekse de

izin alınmaksızın eşyanın ithal edilmesi kabahati eylemini işlediği

gerekçesiyle başvurucunun idari para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Kabahatler Bürosu tarafından verilen

19/12/2011 tarihli kararda, söz konusu bilgisayarların müsadere edilmesine veya

mülkiyetlerinin kamuya geçirilmesine dair herhangi bir karar verilmediği

görülmektedir (bkz. § 13). Başvurucunun idari para cezası kararına karşı

yaptığı başvuru ise Bakırköy 11. Sulh Ceza Mahkemesinin 30/4/2013

tarihli kararı ile kabul edilerek idari para cezası iptal edilmiş, bu kararda

da bilgisayarların mülkiyetlerinin kamuya geçirilmeleri hakkında bir hükme yer

verilmemiştir. Dolayısıyla söz konusu bilgisayarların "mülkiyetlerinin

kamuya geçirilmesine" ilişkin olarak kamu otoritelerince tesis edilmiş

herhangi bir idari işlem veya yargısal karar bulunmamaktadır.

67. Bununla birlikte mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararı

bulunmadığı hâlde başvurucunun bilgisayarların iade edilmesi yönündeki

talepleri yargısal makamlarca reddedilmiştir. Bu kapsamda başvurucunun 12/12/2013 tarihli talebi, talebin kabahat evrakı ile

ilgisinin olmadığı gerekçesiyle Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 17/12/2013

tarihli derkenar yazısıyla reddedilmiş; başvurucunun ceza yargılamasının

görüldüğü Bakırköy 43. Asliye Ceza Mahkemesine yaptığı başvuru ise Mahkemenin

23/12/2013 tarihli ek kararı ile talebe konu bilgisayarlara dosya kapsamındaki

suç isnadına bağlı olarak el konulmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Başvurucu

son olarak el koyma kararını veren Bakırköy 13. Sulh Ceza Mahkemesinden iade

talebinde bulunmuş ancak Mahkeme 29/4/2014 tarihli

kararı ile talep hakkında nöbetçi mahkemece bir karar verilebileceği

belirtilerek talep reddedilmiştir. Başvurucunun bu karara karşı yaptığı itiraz

ise Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 15/5/2014

tarihli kararı ile iadesi talep edilen bilgisayarların kanun gereği

mülkiyetlerinin kamuya geçirilmesinin zorunlu olduğu gerekçesiyle

reddedilmiştir.

68. Görüldüğü üzere el konulan bilgisayarlar hakkında mülkiyetin

kamuya geçirilmesine ilişkin bir karar verilmemekle birlikte bu bilgisayarların

iade edilmesi yönündeki talepler de karşılanmamış olup bilgisayarların Gümrük

Müdürlüğünde muhafaza edilmesine devam edilmektedir. Gerek

Cumhuriyet Başsavcılığı gerekse de ceza yargılamasının görüldüğü Bakırköy 43.

Asliye Ceza Mahkemesi ve el koyma kararını veren Bakırköy 13. Sulh Ceza

Mahkemesi, söz konusu bilgisayarların başvurucuya iade edilmeyip hâlen daha

Gümrük Müdürlüğünde muhafaza edilmesine yönelik olarak herhangi bir karar da

vermemişler, buna dair herhangi bir kanun maddesine de atıfta bulunmamışlardır.

69. Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesinin 15/5/2014

tarihli kararı ile söz konusu bilgisayarların mülkiyetlerinin kamuya

geçirilmelerinin kanun gereği zorunlu olduğu gerekçesiyle başvurucunun

itirazları reddedilmiş ise de 5271 sayılı Kanun'un 271. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre ancak itirazın kabulü hâlinde itiraz mercii itiraz konusu

hakkında bir karar verebilecektir. Yine 5326 sayılı Kanun'un 29. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında da itiraz üzerine mahkemenin itirazın kabulüne veya

itirazın reddine karar verebileceği düzenlenmiştir. Buna göre itirazı reddeden

mahkemenin, anılan kanun maddeleri uyarınca itiraz konusu hakkında bir karar

verebilmesi mümkün değildir. Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesinin itirazın

reddine ilişkin kararının gerekçesinde mülkiyetin kamuya geçirilmesinin zorunlu

olduğundan bahsedilmekle beraber karar sonucuna ilişkin bölümde buna dair bir

hükme de yer verilmediği görülmektedir. Dolayısıyla somut olayda, başvurucunun

iadesini talep ettiği bilgisayarların iade edilmeyip Gümrük Müdürlüğünde

muhafaza edilmesinin kanuni bir dayanağının bulunmadığı değerlendirilmiştir.

70. Sonuç olarak ceza soruşturması

sırasında el konulan uyuşmazlık konusu eşyaların herhangi bir idari makam veya

yargısal merci tarafından "mülkiyetin kamuya geçirilmesine" veya

"müsadere edilmesine" yönelik bir karar verilmediği hâlde ve herhangi

bir yasal dayanak da gösterilmeden iade edilmeyerek Gümrük Müdürlüğünde

muhafaza edilmesi suretiyle yapılan başvuruya konu müdahalenin Anayasa’nın 13.

ve 35. maddelerinde öngörülen güvence ölçütlerinden kanunilik şartını

sağlamadığı anlaşılmaktadır.

71.

Yukarıda yer verilen tespitler uyarınca başvuruya konu müdahalenin kanunilik

şartını sağlamadığı anlaşıldığından söz konusu müdahale açısından diğer güvence

ölçütlerine riayet edilip edilmediğinin ayrıca değerlendirilmesine gerek

görülmemiştir.

72. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

73. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

74. Başvurucu ihlallerin tespiti ile tazminata hükmedilmesi

talebinde bulunmuştur.

75. Başvuruda başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi ile güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

76. Başvurucu tazminat talebinde bulunmakla birlikte

başvurucunun mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmasında hukuki yararın bulunduğu sonucuna varılmıştır.

Başvuruya konu eşyalara ceza soruşturması sırasında el konulmuştur. Ancak ceza

soruşturması sırasında el konulan bilgisayarlar ile ilgili olarak eylemin

kabahat teşkil ettiği gerekçesiyle, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı Soruşturma

Bürosunca evrakın tefrik edilerek Kabahatler Bürosuna gönderildiği,

başvurucunun iade talebine ilişkin olarak nihai kararın ise Bakırköy 1. Asliye

Ceza Mahkemesince verildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvurucunun mülkiyet

hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için kararın bir örneğinin

Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

77. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA Engin YILDIRIM ve M. Emin KUZ'un karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

Bakırköy 1. Asliye Ceza Mahkemesine (2014/320 D.İş)

GÖNDERİLMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE

OYBİRLİĞİYLE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE OYBİRLİĞİYLE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA OYBİRLİĞİYLE,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

OYBİRLİĞİYLE 1/2/2017tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Bölümümüz çoğunluğu, ceza

soruşturması kapsamında el konulan bilgisayarların başvurucuya iade edilmemesi

sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek bir neden bulunmadığını

belirterek esas incelemesine geçilmesine karar vermiştir.

Somut

olayda başvurucunun, diğer kabahatlilerle birlikte kendisine de idarî para

cezası verilmesi konusundaki karara itirazının kabul edilmesi üzerine ilgili

Cumhuriyet Başsavcılığına müracaat ederek, soruşturma sırasında el konulan

bilgisayarların kendisine iade edilmesini talep ettiği, bu talebinin ve buna

ilişkin itirazlarının reddedilmesi sebebiyle de, bilgisayarlarına el konulan

şirketin kanunî temsilcisi olarak değil kendi adına, bireysel başvuruda

bulunarak “söz konusu bilgisayar cinsi eşya üzerindeki mülkiyet hakkından

yoksun bırakıldığını” ileri sürdüğü anlaşılmaktadır.

Başvurucu, söz konusu

soruşturma kapsamında işyerlerinde arama yapılan ve bilgisayarlarına el konulan

anonim şirketin ortağı ve yönetim kurulu başkanı olmasına rağmen, iade

edilmeyen eşyanın maliki değildir. Kararda da belirtildiği üzere, mezkûr

elektronik ürünler anılan anonim şirketin mülkiyetindedir.

Başvurucunun şirketin

ortağı ve yönetim kurulu başkanı olması ve şirketi tek başına temsile yetkili

kılınmış bulunması mülkiyetle ilgili bu hukukî durumu değiştirmemektedir.

Bilindiği gibi,

Anayasanın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanunun 45. ve 46.

maddelerinin (1) numaralı fıkraları uyarınca, ihlale yol açtığı iddia edilen

işlem, eylem veyaihmal nedeniyle güncel ve kişisel

bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından bireysel başvuruda bulunulabilmekte

ve kural olarak bir kimsenin ortağı veya yöneticisi olduğu tüzel kişiliğin

taraf olduğu yargılamalar nedeniyle temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği

iddiasında bulunamayacağı kabul edilmektedir (Müge Polatkan ve Polkim San.Tic.Ltd.Şti., B.No:2013/6564, 4/2/2016, § 28-29).

Mahkememizin yukarıda

belirtilen kararında atıf yapılan AİHM kararlarında da belirtildiği üzere, bir

şirket tüzel kişiliğinin Anayasa Mahkemesine başvuru yapmasını imkânsız kılan

hukukî sınırlamalar bulunmadığı takdirde şirket tüzel kişiliği perdesi

kaldırılamaz (Müge Polatkan ve Polkim San.Tic.Ltd.Şti., § 30).

Somut olayda

soruşturmanın başvurucu hakkında yürütülmesine ve onun ortağı ve yöneticisi

olduğu şirketin taraf olduğu bir yargılama bulunmamasına rağmen, başvurucunun

kendisine verilen idarî para cezasına itirazının kabul edilmesi sebebiyle bu

anlamda mağdur olmadığı anlaşılmaktadır. Buna karşılık, el konulan eşyanın iade

edilmemesinden dolayı başvurucunun güncel ve kişisel bir hakkının doğrudan

etkilendiği söylenemeyeceği gibi şirket tüzel kişiliğinin el konulan

bilgisayarlarının iadesi için başvuruda bulunmasını imkânsız kılan hukukî bir

sınırlama da bulunmamaktadır.

Başvuru konusu kararın

mülkiyeti şirkete ait olan ürünlerin başvurucuya iade edilmesi talebi hakkında

verildiği ve anılan kararın sadece şirketin mülkiyetinde bulunan ürünler

açısından sonuç doğurduğu anlaşıldığından, başvurunun diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin kişi

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluğun kabul edilebilirlik kararına

katılmıyoruz.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Özgür GÜLEÇ

Vekili

:

Av. Ali ÇELİK

Başkan

Engin YILDIRIM

Üye

M. Emin KUZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/11503, 1 Şubat 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  12. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  13. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  14. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  15. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Karşıoy Gerekçesi
  17. M. Emin KUZ
  18. M. Emin KUZ
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/11503
Tarih
1 Şubat 2017

İlgili Kararlar

  • Süleyman Yaprak Başvurusu (B. No: 2014/12996)
  • Abdurrahman Aslan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/13161)
  • Mehmet Çakır Başvurusu (B. No: 2014/5121)
  • Ahmet İnci Başvurusu (B. No: 2014/20371)
  • Selçuk Yıldız Başvurusu (B. No: 2014/10382)
  • Ufuk Rifat Çobanoğlu Başvurusu (B. No: 2014/6971)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.