İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mehmet Çakır Başvurusu (B. No: 2014/5121)

1. Başvuru, ahlaki durum sebep gösterilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden

Başvuru No2014/5121Tarih16 Şubat 2017Okuma20 dk · 4.086 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mehmet Çakır Başvurusu

Karar tarihi
16 Şubat 2017
Başvuru Numarası
2014/5121
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.086 kelime·20 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ahlaki durum sebep gösterilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden

(TSK) ilişiğinin kesilmesi işlemi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/4/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş sunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, 2009 yılında Hava Kuvvetleri Komutanlığında

astsubay olarak göreve başlamıştır. Evli değildir.

9. Hava Kuvvetleri Komutanlığına gelenisimsiz bir ihbar üzerine

bazı askerî personel hakkında Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Daire

Başkanlığı tarafından İstihbarata Karşı Koyma (İKK) zafiyeti konusunda idari

tahkikat başlatılmıştır.

10. Hava Kuvvetleri Komutanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine

sunulmuş belgelere göre "İstihbarata Karşı Koyma" (İKK) zafiyeti kapsamında ilgili askerî

personelin ifadeleri alınmıştır. İfade tutanaklarında, "ifadeyi alan"

ve "ifadeyi yazan" kısmı ve ifadelerin bazı bölümleri karartılmıştır.

Başvurucuya ait ifade tutanağında, bugüne kadar nerelerde görev yaptığı,

kimlerle kaldığı sorulmuştur. Ayrıca bugüne kadar İnternet aracılığıyla veya

yüz yüze tanışmak suretiyle birlikte olduğu bayanların kimler olduğu ve bu

bayanlardan kendisinden bilgi almaya çalışan olup olmadığı sorulmuştur. Bunun

yanı sıra, bugüne kadar grup seks yapıp yapmadığı, cinsel ilişkilerini kayda

alıp almadığı sorulmuştur. Başvurucunun imzalamış olduğu 25/6/2012 tarihli

ifade tutanağında çok sayıda bayanla cinsel ilişki yaşadığını, bunlardan

bazılarını bayanların haberi olmadan kayda aldığını söylediği belirtilmiştir.

11. Tahkikat sonucunda hazırlanan İstihbarat Raporunda,

başvurucunun davranışlarının TSK'nın itibarını sarsacak nitelikte ahlak dışı

davranış kapsamında olduğu belirtilerek TSK'dan ayırma işlemi tesis edilmesi

teklifi getirilmiştir.

12. Bu teklif doğrultusunda başvurucu hakkında 14/11/2012

tarihinde, 7/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silâhlı Kuvvetleri Personel

Kanunu'nun 94. maddesi uyarınca TSK'dan ayırma işlemi tesis edilmiştir.

13. Başvurucu TSK'dan ayırma kararına karşı Askeri Yüksek İdare

Mahkemesinde (AYİM) iptal davası açmıştır.

14. Başvurucu dava dilekçesinde istihbaratçı personellerin

kendisini birlik içinde görüşmeye çağırdığını, iki, üç saat kadar sıcak havada,

pencereleri kapalı küçük bir odada bekletildiğini, fenalaşma noktasına geldiği

hâlde temiz hava almasına izin verilmediğini, görüşmeye başlandığında

ifadesinin alındığının söylenmediğini, ne için beyanda bulunduğunu bilmediği

gibi ifadesinin işlem tesisine esas alınacağını da bilmediğini, psikolojik

baskı altında ifade verdiğini belirtmiştir. Başvurucu, heyecan ve şaşkınlık

içinde olduğu için tutanağı okumadan imzaladığını ayrıca hukuka aykırı şekilde

elde edilen delillerin disiplin soruşturması dosyasına dâhil edilmesinde özel

bir kasıt bulunduğunu ileri sürmüştür. Bunun yanı sıra başvurucu, takdir

belgelerinin bulunduğunu, hiç bir disiplin cezası bulunmadığını, özel yaşamına

ait unsurların kurum disiplin ve düzenini tehdit eden bir yönü bulunmadığını

iddia etmiştir.

15. AYİM, oy çokluğuyla davayı reddetmiştir. AYİM'e göre başvurucuya

isnat edilen davranışlar, TSK'nın itibarını sarsacak nitelikte ahlak dışı

davranış kapsamındadır ve bu nedenle başvurucunun TSK'daki görevini devam

ettirmesi uygun değildir. Ayrıca AYİM, başvurucunun ifadesinin usulsüz ve

hukuka aykırı şartlarda alındığı iddialarını da reddetmiştir. AYİM kararında,

başvurucunun ifadesinin ceza soruşturması kapsamında değil disiplin

soruşturması çerçevesinde alındığı, iradesinin fesada uğratıldığına dair kanıt

bulunmadığı belirtilmiştir.

16. Bir hâkim üye karara katılmamıştır. Muhalif üye, istihbarat

şube elemanları tarafından tespit edilen soyut ifadeler esas alınarak tesis

edildiği anlaşılan ayırma işleminin iptali gerektiğini belirtmiştir. Muhalif

üye görüşünde, istihbarat birimi tarafından alınan ifadelerin hukuka uygun

olduğunu kanıtlama ödevi ve imkânının davalı idareye ait olduğu ancak idarece

sorgunun kamerayla kayıt altına alınmış olmasına karşın, bu kaydın imha

edildiği bildirilmiş, bu yüzden söz konusu sorgulama süreci şüpheli hâle

geldiği ifade edilmiştir. Üstelik davacının, özel yaşantısını içerecek şekilde

geniş çerçeveli ifade alınması, geçmişte olduğu ileri sürülen ve şimdiki zamana

taşınmaya çalışılan olguların ayırma işlemine dayanak alınması çabası gibi

gözükmektedir. Muhalif üyeye göre "İsimsiz-imzasız ihbar mektupları veya

e-posta ihbarlarıyla haklarında soruşturma başlatılan personelin TSK'da görev

yapıp yapmamalarına sanki gizli bir elin karar verdiği şüphesi yoğun bir

şekilde ortaya çıkmaktadır."

17. Başvurucunun, söz konusu karara karşı karar düzeltme istemi

de reddedilmiştir. Nihai karar 20/3/2014 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiştir.

18. Başvurucu vekili tarafından 21/4/2014 tarihinde bireysel

başvuru yapılmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. 926 sayılı Kanun’un işlem tarihinde yürürlükte olan 94.

maddesi, 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet

Kanunu’nun 13. ve 39. maddeleri, 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı Resmî

Gazete’de yayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin (Sicil Yönetmeliği) işlem

tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve

ahlâkî durumları nedeniyle ayırma usulleri” kenar başlıklı 60. ve

61. maddeleri.

B. Uluslararası Hukuk

20. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı"

kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve

yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu

makamının müdahalesi, ancak müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir

toplumda ulusal güvenlik, kamu güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin

korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının

hak ve özgürlüklerinin korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz

konusu olabilir.”

21. Kamumakamlarının özel hayata saygı hakkına keyfî bir şekilde

müdahale etmelerinin önlenmesi, Sözleşme'nin 8. maddesi ile sağlanan güvenceler

kapsamında yer almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), devletin özel

hayata saygı hakkı kapsamında bulunan bir menfaate müdahale ettiğini tespit

ettiğinde, 8. maddenin ikinci fıkrasında belirtilen koşulları incelemektedir.

Buna göre kamu makamlarının müdahalesinin yasal bir dayanağı olup olmadığı,

anılan fıkrada yer alan meşru amaçlara dayalı olup olmadığı, demokratik bir

toplumda gerekli ve öngörülen amaçla orantılı olup olmadığı araştırılmaktadır

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Dudgeon/Birleşik

Krallık, § 43; Olsson/İsveç No.1,

B. No: 10465/83, 24/3/1988, § 59

De Souza Ribeiro/Fransa, B. No: 22689/07, 13/12/2012, § 77).

22. Ayrıca AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesi açıkça

usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınan

haklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran karar

alma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyı

sağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç

başvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adil

şartlarda savunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerden yararlandırılmasını

gerektirir. AİHM'e göre bu şekildeki güvencelerin amacı 8. maddede yer alan

haklara keyfî şekilde müdahalede bulunulmasını önlemek, müdahalenin

gerekçelendirilmesini sağlamaktır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Ciubotaru/Moldova, B. No: 27138/04,

27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./Birleşik

Krallık, B. No: 28945/95, 10/5/2001, § 72).

23. AİHM'e göre gerek negatif yükümlülükler gerekse pozitif

yükümlülükler bakımından söz konusu usule ilişkin etkili güvencelerin sunulması

gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Hokkanen/Finlandiya, B.No: 19823/92, 23/9/1994, §§ 55-58; Glaser/Birleşik Krallık, B. No: 32346/96,

19/9/2000, §§ 63-66; Bajrami/Arnavutluk,

B. No: 35853/04, 12/12/2006, §§ 50-55; Abdulaziz,

Cabales ve Balkandali/Birleşik Krallık, B. No: 9214/80, 28/5/1985, §

67).

24. Gerek negatif yükümlülük alanındaki usule dair güvencelere

örnek olması ve gerekse Anayasa Mahkemesi önündeki mevcut başvuruyla

benzerlikler içermesi bakımından Smith ve

Grady/Birleşik Krallık kararı incelenmelidir. Bu davada başvurucular

Kraliyet Hava Kuvvetlerinde görevli personeldir ve eş cinsel olmaları nedeniyle

görevlerine son verilmiştir. Başvuruculardan Bayan Smith hemşire olarak Bay

Grady ise pilot olarak görev yapmıştır. Görevden alınmaları işlemine karşı

açtıkları davada verilen kararda her ikisinin de sicil ve görev performansının

mükemmel derecede olduğu, herhangi bir disiplinsizliklerinin bulunmadığı

belirtilmiştir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Smith ve Grady/Birleşik Krallık, B. No: 33985/96, 33986/96,

27/9/1999, § 30).

25. Başvurucular Kraliyet Hava Kuvvetleri Polisi (İstihbarata

karşı koyma ve güvenliğin sağlanması konularında görevlidir.) tarafından

sorgulanmışlardır. Bu sorgulama sırasında, sorgulama yapılmasının amacı

açıklanmış, eş cinsel olanların Silahlı Kuvvetlerde çalıştırılmayacağı

yönündeki devlet politikası hatırlatılarak başvurucuların karşılaşacağı

sonuçlar belirtilmiştir. Başvuruculara hiç bir şey söylemek zorunda olmadıkları

ancak konuşmaları hâlinde söyleyecekleri şeylerin aleyhe delil olarak

kullanılabileceği uyarısı yapılmıştır. Bunun yanı sıra başvurucuların talepleri

üzerine avukatlarıyla görüşerek hukuki yardım almalarına müsaade edilmiştir.

Bayan Smith'in sorgusu sırasında bir kadın soruşturmacı da görüşmelere

katılmıştır. Ayrıca görüşmelere başlanmadan önce bayan Smith'e, bazı soruların

utanmasına sebep olabileceği eğer böyle hissederse bunu belirtebileceği

hatırlatılmıştır. Bayan Smith sorgudan önce bir avukatla görüşmüş ve avukatı

hiç bir şey söylememesi, bazı basit sorulara cevap verebileceği yönünde

tavsiyede bulunmuştur. Bay Grady'nin talebi üzerine de avukatının ve yine

Kraliyet Hava Kuvvetlerinde pilot olarak görev yapan bir personelin objektif

gözlemci olarak sorgulama sürecine katılması sağlanmıştır (Smith ve Grady/Birleşik Krallık, §§ 14, 25,

26, 27).

26. AİHM, her iki başvurucunun özel hayata saygı hakkına

müdahalede bulunulduğu tespitini yapmıştır. AİHM, müdahalenin demokratik bir

toplumda gerekli olup olmadığını incelerken özel hayata saygı hakkının

cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusu olduğunda kamu

makamlarının takdir yetkisinin daha dar tutulması gerektiğini, bu alanlara

yönelik müdahaleler için özellikle ciddi nedenlerin varlığının şart olduğunu

vurgulamıştır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Smith ve Grady/Birleşik Krallık, §§ 88-89; Dudgeon/Birleşik Krallık, § 52).

27. AİHM, demokratik toplumda gereklilik unsuru yönünden

müdahale için gösterilen gerekçeleri incelediği sırada her iki başvurucu

yönünden sorgulama sürecinideğerlendirmiştir. AİHM'e göre sorgulama süreci son

derece müdahaleci nitelikteydi. Başvurucuların özel hayatlarının en mahrem

yönlerine, cinsel hayatlarına, aile ilişkilerine dair çok ayrıntılı sorular

sorulmuştur. Sorgu tarzı oldukça saldırgan ve müdahalecidir. Hatta Hükûmet

görüşünde de Bayan Smith'e sorulan, üvey kızıyla cinsel ilişkisi olup olmadığı

sorusunun savunulacak bir tarafı olmadığı belirtilmiştir (Smith ve Grady/Birleşik Krallık, § 91).

Ayrıca eş cinselliğin silahlı kuvvetlerden erken ayrılabilmek için bahane

olarak kullanılıp kullanılmadığını anlamak amacıyla sorgulama yapıldığı

belirtilmişse de söz konusu soruşturmaya kadar başvurucular cinsel

yönelimlerini gizli tutmuşlardır ve görevden ayrılmak istemedikleri açıktır; bu

nedenle sorgulamanın devam ettirilmiş olmasının makul bir gerekçesi

bulunmamaktadır. AİHM, Hükûmetin sorgulamanın devam ettirilmesiyle ilgili

olarak ileri sürdüğü tıbbi riskler veya güvenlik riskleri, disiplinle ilgili

sebeplerin de somut olayda mevcut olmadığını, bu yüzden başvurucuların cinsel

yönelimlerini kabul etmelerine rağmen sorgu sürecinin devam ettirilmesi

konusunda Hükûmetin ikna edici ve ciddi gerekçeler ortaya koyamadığını

vurgulamıştır (Smith ve Grady/Birleşik

Krallık, §§ 106-110).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 16/2/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

1. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu, psikolojik baskı altında, hukuka aykırı şekilde

ve özel hayatın gizliliği ihlal edilerek sorgulandığını, idarenin hukuk dışı

yollarla ifadesini aldığını ve beyanlarını çarpıtarak istihbarat raporu

düzenlediğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca TSK'da görev yaptığı üç yıl

içinde dört kez takdirname ile ödüllendirildiğini, sicillerinin çok iyi

derecede olduğunu, özel hayatına ilişkin unsurların hiç bir şekilde görevine

yansımadığınıbelirtmiştir. Bunun yanı sıra başvurucu, mecburi hizmet

yükümlülüğünü bitirmeden TSK'dan ayrılması nedeniyle idarenin eğitim-öğretim

giderini de kendisinden talep ettiğini, maddi yönden büyük zarara uğradığını

ifade etmiştir. Bu nedenlerle Anayasa'nın 20. maddesinde yer alan özel hayatın

gizliliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiş, yeniden yargılama yapılmasını

ve 425.812,06 TL maddi, 50.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep

etmiştir.

2. Değerlendirme

30. Anayasa’nın 20.

maddesi şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin

yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve

bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört saat içinde görevli

hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan itibaren kırksekiz saat

içinde açıklar; aksi halde, el koyma kendiliğinden kalkar.

...”

31. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

32. Başvurucunun cinsel hayatına dair, gizli nitelikte olan

hususlar nedeniyle TSK'dan ilişiğinin kesildiğine ilişkin söz konusu

iddiasının, özel hayatın gizliliği hakkının unsurlarından olan mahremiyet

alanını ilgilendirdiği anlaşılmıştır. Bu nedenle başvuru, Anayasa'nın 20.

maddesinde güvenceye alınan özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında ele

alınmıştır.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel

hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

34. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir

kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlıktır. Özel

hayata saygı hakkının kapsamının belirlenmesinde "bireyin kişiliğini

geliştirmesi ve gerçekleştirmesi" kavramı

temel alınmaktadır. Anılan hak, herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine

özel bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etmekle birlikte

kişiliğin serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuki menfaati de

içermektedir (Serap Tortuk, B.

No: 2013/9660, 21/1/2015, §§ 31-36; Bülent

Polat [GK], B. No: 2013/7666, 10/12/2015, §§ 61-63; Tevfik Türkmen [GK], B. No: 2013/9704,

3/3/2016, §§ 50-52; Ata Türkeri,

B. No: 2013/6057, 16/12/2015,§§ 30-32).

35. Özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuksal

çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Özellikle mahremiyet alanında

cereyan eden cinsel içerikli eylem ve davranışların özel hayata saygı hakkının

kapsamında olduğunda kuşku yoktur. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin

kendi bireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem

ilişkilere girebilecekleri özel bir alana işaret etmektedir (Serap Tortuk, §§ 31-36; Bülent Polat, §§ 61-63; Tevfik Türkmen § 51; Ata Türkeri, §§ 31-34).

36. Özel hayata saygı hakkı, ilişki kurmak ve geliştirmek üzere

çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını da içermektedir. Kişilerin mesleki

hayatı özel hayatlarıyla sıkı bir irtibat içindedir. Özel hayata dair hususlar

kişinin mesleği ile ilgili tasarruflara esas alınmışsa özel hayata saygı hakkı

gündeme gelecektir (Bülent Polat,

§ 62; Ata Türkeri, § 31).

37. Bu kapsamda, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel

hayatı hakkında sorgulanması ve bunun doğurduğu idari sonuçlar, buna ek olarak

kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmaları, özel

hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturmaktadır (Serap Tortuk, § 37; Bülent Polat, § 63; Ata Türkeri, § 33).

38. Buna göre başvurucunun cinsel yaşamına ait unsurlar gerekçe

gösterilerek TSK'dan ilişiğinin kesilmesi işleminin, özel hayatın gizliliği

hakkına bir müdahale oluşturduğu anlaşılmaktadır.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

39. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla

sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... demokratik toplum düzeninin ...

gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

40. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşulları yerine getirmediği müddetçe Anayasa’nın 20. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

41. Bu sebeple müdahalenin ihlal oluşturup oluşturmadığının

belirlenmesinde, Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya uygun

düşen kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen

nedenlere dayanma,demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine

aykırı olmama koşulları yönünden inceleme yapılması gerekir.

(1) Kanunilik

42. Başvuruya konu ayırma işlemi ve yargısal incelemenin 926

sayılı Kanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrası ile

Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 60. ve 61. maddeleri

uyarınca yürütüldüğü anlaşılmaktadır.

43. Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında yapılan

değerlendirmeler neticesinde, söz konusu mevzuat hükümlerinin

"kanunilik" ölçütünü karşıladığı sonucuna varılmıştır (Haluk Öktem [GK], B. No: 2014/13433,

13/10/2016, §§ 41-43). Somut olayda bu sonuçtan ayrılmayı gerektirecek bir

iddia ve tespit de bulunmamaktadır.

(2) Meşru Amaç

44. Anayasa'nın 13. maddesi, temel hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasını, ilgili hak ve özgürlüğe ilişkin Anayasa maddesinde

gösterilen özel sınırlandırma sebeplerinin bulunmasına bağlı kılmıştır.

45. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş olan hakların dahi, hakkın doğasından kaynaklanan

bazı sınırları bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan

kurallara dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Buna

göre Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve özgürlükler ile devlete

yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş hak ve özgürlüklere

sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir (AYM, E.2014/87, K.2015/112,

8/12/2015,§ 7; E.2016/37, K.2016/135, 14/7/2016, § 9; E.2013/130, K.2014/18, 29/1/2014;Sevim Akat Eşki, B. No: 2013/2187,

19/12/2013, § 33).

46. Anayasa’nın 20. maddesinin birinci fıkrası yönünden özel

sınırlama nedeni düzenlenmemiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, birtakım

sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber bu sebepler sadece arama ve

el koyma tedbirlerine yöneliktir. Dolayısıylabu sebeplerin özel hayata saygı

hakkının tüm boyutları yönünden uygulanması mümkün görünmemektedir (AYM,

E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013, "bb" başlığı altında).

47. Bu durumda, Anayasa'nın diğer maddelerinde yer alan hak ve

özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin somut olay bakımından sınırlandırma

sebebi olarak kabul edilip edilemeyeceği araştırılmalıdır.

48. Anayasa'nın 5. maddesinde, "Devletin

temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin

bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun

refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini,

sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan

siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî

varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır."

denilmektedir. Buna göre kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu

sağlamak devletin temel amaç ve görevlerindendir.

49. Kişinin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamanın

ön koşulu millî güvenlik ve kamu düzeninin tesisidir. Millî güvenlik ve kamu

düzeninin sağlanmadığı bir ortamda, hak ve özgürlüklerden gereği gibi

yararlanılması, kişinin maddi ve manevi varlığını geliştirmesi mümkün değildir.

Devletin hak ve özgürlükleri koruma ödevinin yanında, millî güvenliği ve kamu

düzenini sağlama görevi de bulunmaktadır.

50. Millî güvenliğin sağlamakla yükümlü olan Türk Silahlı

Kuvvetlerinin bu görevi gereği gibi yerine getirebilmesi bakımından askerî

disiplinin sağlanması hayati önem taşımaktadır. Silahlı Kuvvetlerin mensupları

arasındaki hiyerarşi ve disiplinin aşınması, söz konusu kamu hizmetinin

aksamasına neden olabilecek temel etkenlerden biridir.

51. Bu nedenle askerî disiplinin sağlanmasını teminen Silahlı

Kuvvetler mensuplarının sıkı disiplin kurallarına tabi tutulması vediğer

kişilerin tabi olmadığı bazı sınırlamalara tabi olmalarıAnayasa'nın 5.

maddesiyle devlete yüklenen millî güvenliği sağlama ve kamu düzenini koruma

ödevinin bir gereğidir. Anılan ödevin, kişilerin Anayasa'nın 20. maddesinin

birinci fıkrasında düzenlenen haklarının sınırlanmasında dikkate alınması

gerekmektedir.

52. Açıklanan nedenlerle başvurucunun ahlaki durumu sebep gösterilerek

TSK'dan çıkarılmasının, askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği

gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla millî güvenliğin korunması amacını

taşıdığı, dolayısıyla müdahalenin meşru bir amaca dayalı olduğu sonucuna

varılmıştır.

(3) Demokratik Toplum

Düzeninin Gereklerine Uygunluk ve Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

53. "Demokratik toplum düzeninin gerekleri"nden olma,

bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın

karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı

tedbir, bir toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare

niteliğinde değilse demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir

olarak değerlendirilemez (AYM, E.2015/96, K.2016/9, 10/2/2016 § 13; ifade özgürlüğü

bağlamında Bekir Coşkun [GK], B.

No: 2014/12151, 4/6/2015, § 51; özel hayatın gizliliği hakkı bağlamında Ata Türkeri, § 44; İ.F.A., B. No: 2013/8564, 17/2/2016, §

62).

54. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,

kamu görevini yürütmekle görevli kişilerin hak ve özgürlüklerine, herhangi bir

vatandaşa uygulanamayacak sınırlamalar getirilmesi demokratik bir toplumda

gerekli olabilir. Bu kapsamda kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve

sınırlamanın amacına göre değişen geniş bir takdir yetkisinin bulunması

doğaldır. Ancak özel hayatın gizliliği hakkının mahremiyet hakkı gibi en gizli

yönleri söz konusu olduğunda kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır ve bu

alanlara yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için kamu

makamlarınca özellikle ciddi gerekçeleringösterilmesi gerekir (Ata Türkeri,§ 47).

55. Kamu makamlarının somut olayda olduğu gibi özel hayatın en

gizli, mahrem alanlarına müdahaleleriyle ilgili olarak müdahaleye yol açan

karar alma sürecinde de keyfî davranmadıklarını kanıtlamaları gereklidir. Bu da

ancak karar alma sürecinde özel hayatına müdahale edilen bireylere -deliller ve

kanıtlama konuları dâhil- adil şartlarda savunma ve sürece katılım

güvencelerinin sağlanmasıyla olacaktır (Ata

Türkeri, § 48).

56. Bunun yanı sıra, Silahlı Kuvvetlerin faaliyetlerinin

disiplin içinde yürütülmesi ve etkinliğini gerçekten aksatan bir durum

oluşturduğunun ikna edici ve güçlü sebeplerle kanıtlanması halinde personelin

özel hayatına saygı hakkının sınırlandırılması demokratik bir toplumda gerekli

kabul edilebilir. Ancak bu hâlde de sınırlandırmanın ölçülülük ilkesine uygun

olması gereklidir (G.G. [GK], B.

No: 2014/16701, 13/10/2016, § 60).

57. Anayasa Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülük ilkesi,

sınırlayıcı önlemin öngörülen amaç için zorunlu ve amaca ulaşmaya elverişli

olmasını, ayrıca amaç ve araç arasında hakkaniyete uygun bir dengenin bulunması

gereğini ifade eder. Ölçülülük ilkesinin amacı da temel hak ve özgürlüklerin

gereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir (AYM, E.2015/102,

K.2016/151, 7/9/2016, § 22; E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013; Marcus Frank Cerny, B. No: 2013/5126,

2/7/2015, § 72).

58. Tüm bu ilkeler dikkate alınarak başvuru konusu olay

bakımından müdahalenin "demokratik toplum düzeninin gerekleri"

ilkesine uygun olup olmadığı incelenirken, kamu makamlarınca ortaya konulan

gerekçeler değerlendirilmeli ve müdahaleyi doğuran karar alma sürecinde

başvurucuya usule ilişkin güvencelerin sunulup sunulmadığı ortaya konulmalıdır.

Bunun yanı sıra müdahalenin "ölçülülük" ilkesine uygun olup

olmadığına bakılmalıdır.

(b) İlkelerin Olaya

Uygulanması

59. Somut olayda özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında

mahremiyetine dair konular hakkında sorgulanırken başvurucuya usule ilişkin

güvenceler verilip verilmediğinin incelenmesi gerekmektedir.

60. Başvurucunun, TSK'dan çıkarılmasına dair kararın istihbarat

birimi tarafından alınmış olan ifadelere ve özellikle başvurucunun kendi

beyanına dayalı olarak alındığı görülmektedir.

61. Başvurucunun, yargı sürecinde tüm isnatları reddettiği ve

istihbarat birimi tarafından psikolojik baskı altında ifadesinin alındığını, ne

için beyanda bulunduğunu bilmediği gibi ifadesinin hakkında işlem tesisine esas

alınacağını da bilmediğini beyan ettiği görülmüştür.

62.AYİM kararında, başvurucuya isnat edilen fiillerin TSK'nın

itibarını sarsacak ahlak dışı hareketler kapsamında olduğu değerlendirmelerine

yer verilmiş, bu değerlendirmeye ise istihbarat birimi tarafından alınmış

ifadedayanak yapılmıştır. Kararda, başvurucunun usule aykırı şekilde sorgulama

yapıldığı yönündeki iddialarının da reddedildiği görülmektedir. Bu durumda

başvurucunun TSK'dan çıkarılmasına dayanak teşkil eden ve istihbarat birimi

tarafından yürütülen ifade alma sürecinin anayasal güvencelere uygun olup

olmadığı incelenmelidir.

63. İstihbarat birimi tarafından alınan ifadelere ait

tutanaklarda, disiplin soruşturması için ifade alındığı belirtilmemiş ve

başvurucunun ne ile suçlandığı bildirilmemiştir. Başvurucuya somut isnatlar ve

olay tarihleri belirtilmeden sorular yöneltilmiştir. Sorulan sorular, kişilerin

özel yaşamlarını kapsayacak şekilde geniş ancak kapsamı, sınırları ve amacı

belli olmayan niteliktedir. İfadeyi alanların kimlik ve unvanları ile

ifadelerin bazı bölümleri karartılmıştır. Ayrıca kişilerin psikolojik baskı ve

zorlama altında, olumsuz koşullar içerisinde ifade verdiklerini kanıtlamaları

neredeyse imkânsızdır. Bireyler karşısında çok daha güçlü konumda bulunduğu

tartışmasız olan idarenin, ifade alma sürecinde,objektif gözlemci bulundurma,

avukat yardımı sunma, görüşmeleri kamera ile kayda alma gibi geniş olanaklara

sahip olduğu da dikkate alındığında kişilerin bu yöndeki iddialarının aksini

kanıtlama yükümlülüğü idareye aittir. Üstelik AYİM kararına muhalif olan üyenin

görüşünden anlaşıldığı üzere idare, somut olayda ifade alma sürecinde kamerayla

kayıt yapmış olmasına karşın, bu kaydın imha edildiğini bildirmiştir. Tüm bu

hususlar nedeniyle idarenin söz konusu ifade sürecinde başvurucuya savunma

hakkı tanıdığını ve özgür iradeye dayalı konuşma koşullarının sağlandığını

kanıtlayamadığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla olayda, özel hayata ilişkin hususlar

sebep gösterilerek TSK'dan çıkarma işlemi tesis edilmesi sürecinde başvurucunun

özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında usule ilişkin güvencelerden

yararlandırılmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

64. İkinci olarak müdahalenin demokratik toplumda gerekli olup

olmadığı, idare ve Derece Mahkemesi kararlarının gerekçeleri çerçevesinde

incelenmelidir.

65. Başvurucu, TSK'dan çıkarılması ile sonuçlanan disiplin

soruşturması sürecinde mesleki hayatını değil özel hayatını ilgilendiren

iddialara yanıt vermek zorunda kalmıştır.Derece Mahkemesi kararına göre

başvurucunun mahremiyetine dair söz konusu hususlar, istihbarat faaliyeti

kapsamında yürütülen sorgulamada, başvurucunun ifadesinden tespit

edilmiştir.AYİM kararı ve dava dosyasındaki belgeler incelendiğinde, bu

istihbarat faaliyeti tespitine kadar söz konusu özel hayata ilişkin eylem ve

davranışlarının başvurucunun mesleğine bir yansımasının olmadığı, görevini

aksattığı, disiplinsizliği bulunduğu yönünde herhangi bir tespitin bulunmadığı

görülmektedir. Tam aksine dava dosyasına sunulmuş belgelere göre başvurucunun

çalışmaları ve sicil durumu çok başarılıdır. Dolayısıyla ihtilaf konusu soruşturmanın

kapsamının mesleki hayatın sınırlarını aştığı anlaşılmaktadır.

66. AYİM kararında, isnat edilen ve tümüyle başvurucunun özel

yaşamına ilişkin olan eyleminin, mesleki hayatı üzerindeki etkilerine dair

yeterli ve ikna edici gerekçelerin belirtilmediği ve TSK’nın işleyişi

üzerindeki etkisi ve risklerinin de açıklanmadığı görülmüştür. Ayrıca

başvurucunun, soruşturma usulünün hukuka aykırı yöntemler içerdiğine yönelik

iddialarına da makul bir gerekçe ile yanıt verilmediği, ifadelerin alındığı

koşulların detaylı şekilde incelenmediği anlaşılmıştır. Bu nedenlerle idare ve

Derece Mahkemesi kararlarının özel hayatın gizliliği hakkına müdahaleyi haklı

kılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği bu nedenle

müdahalenin demokratik toplumda gerekli olmadığı sonucuna varılmıştır.

67. Müdahalenin demokratik toplumda gerekli olmadığı

anlaşıldığından ölçülülük ilkesi yönünden inceleme yapılmasına gerek

bulunmamaktadır.

68. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 20.

maddesinde güvence altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

69. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

70. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasını ve425.812,06 TL

maddi, 50.000 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

71. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

72. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİM

Birinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

73. Başvurucu tazminat talep etmişse de yeniden yargılama

yapılmak üzere dosyanın AYİM Birinci Dairesine gönderilmesine karar

verilmesinin ihlal iddiası açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu

anlaşıldığından başvurucunun tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi

gerekir.

74. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın

gizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Askeri

Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine (Anılan Dairenin 12/11/2013 tarihli ve

E.2012/1505, K.2013/1090 sayılı kararına ait dava dosyası ile ilgilidir.)

GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

16/2/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh

KALELİ

Hicabi

DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Raportör

:

Şermin

BİRTANE

Başvurucu

:

Mehmet ÇAKIR

Vekili

:

Av. Faruk

AYGIN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/5121, 16 Şubat 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. B. No: 10465/83, 24/3/1988, § 59
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  12. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  13. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Kaleli
  15. Dursun
  16. Gökcan
  17. Birtane
  18. Aygın
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/5121
Tarih
16 Şubat 2017

İlgili Kararlar

  • Ahmet İnci Başvurusu (B. No: 2014/20371)
  • Selçuk Yıldız Başvurusu (B. No: 2014/10382)
  • Ufuk Rifat Çobanoğlu Başvurusu (B. No: 2014/6971)
  • Doğan Anğay Başvurusu (B. No: 2014/3178)
  • M.f. Başvurusu (B. No: 2014/5200)
  • Ebru Yaman ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/3310)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.