İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Yıldırım Başvurusu (B. No: 2015/53)

1. Başvuru, deprem sonucunda konutun ağır hasarlı hâle geldiği

Başvuru No2015/53Tarih12 Eylül 2019Okuma18 dk · 3.668 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Mustafa Yıldırım Başvurusu

Karar tarihi
12 Eylül 2019
Başvuru Numarası
2015/53
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.668 kelime·18 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, deprem sonucunda konutun ağır hasarlı hâle geldiği

gerekçesiyle binanın yıkımına karar verilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 2/1/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucunun Adana'nın Seyhan ilçesinde bulunan konutu için

27/6/1998 tarihinde meydana gelen deprem nedeniyle ağır hasarlı olduğuna

ilişkin tespit raporu düzenlenmiştir. Başvurucunun beyanına göre bu rapor

kendisine tebliğ edilmemiştir.

9. Adana Valiliği Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü (İdare), ağır

hasarlı olduğu gerekçesiyle 5/4/2006 tarihinde konutun yıktırılmasına karar

vermiştir.

10. Başvurucu, konutun ağır hasarlı olduğuna ilişkin tespit ve

bu tespit üzerine verilen 5/4/2006 tarihli yıkım kararının hukuka aykırı olduğu

gerekçesiyle idari işlemin iptali istemiyle Adana 2. İdare Mahkemesinde

(Mahkeme) dava açmıştır.

11. Mahkeme 16/10/2007 tarihinde davanın kabulü ile idari

işlemin iptaline karar vermiştir. Kararın gerekçesinde, mahallinde yapılan

keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda düzenlenen 8/8/2007 tarihli bilirkişi

raporunda, binanın yıkılmasını gerektiren önemli bir hasarın gözlemlenmediği ve

binanın az hasarlı olduğunun tespit edildiği vurgulanmıştır. Öte yandan anılan

bilirkişi raporunun tebliği üzerine taraflarca herhangi bir itirazda

bulunulmadığı ve raporun karar ittihazı için yeterli olduğu belirtilmiştir.

12. Kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay Onbirinci

Dairesi 28/4/2010 tarihinde hükmün bozulmasına karar vermiştir. Kararın

gerekçesinde, başvurucunun konutunun ağır hasarlı olarak tespit edildiği ve bu

tespit raporunun itiraz edilmeksizin kesinleştiği, tespit raporu ve bu rapora

istinaden verilen yıkım kararında hukuka aykırılık bulunmadığı ve ağır hasarlı

konutun tamir edilerek onarılabileceğine ilişkin bir düzenleme olmadığı

belirtilmiştir. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Daire tarafından

23/9/2011 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucunun temyiz ve karar düzeltme

dilekçelerinde ilgili idari işlemin -hasar tespit raporunun- tebliğ edilmediği

vurgulanmıştır. Ancak temyiz ve karar düzeltme kararlarında bu hususta bir

değerlendirme yapılmadığı görülmektedir.

13. Mahkeme, bu karara uyarak bozma ilamında belirtilen

gerekçelerle 17/11/2011 tarihinde davanın reddine karar vermiştir. Danıştay Ondördüncü Dairesi 3/10/2012 tarihinde ilk derece mahkemesi

kararının onanmasına hükmetmiştir. Karar düzeltme talebi de aynı Daire

tarafından 23/9/2014 tarihinde reddedilmiştir.

14. Nihai karar 2/12/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

15. Başvurucu 2/1/2015 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

16. 15/5/1959 tarihli ve 7269 sayılı Umumi Hayata Müessir

Afetler Dolayısiyle Alınacak Tedbirlerle Yapılacak

Yardımlara Dair Kanun'un 1. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Deprem (Yer sarsıntısı), yangın, su

baskını, yer kayması, kaya düşmesi, çığ, tasman ve benzeri afetlerde; yapıları

ve kamu tesisleri genel hayata etkili olacak derecede zarar gören veya görmesi

muhtemel olan yerlerde alınacak tedbirlerle yapılacak yardımlar hakkında bu

kanun hükümleri uygulanır."

17. 7269 sayılı Kanun'un

"Afet bölgelerinde yapılacak teknik işler" kenar başlıklı

13. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Yapılacak işlemlere esas olmak üzere

İmar ve İskan Bakanlığınca kurulacak fen kurulları tarafından, afetin meydana

geldiği arazinin durumu ile bütün yapılar ve kamu tesisleri incelenerek, hasar

tespit raporu düzenlenir.

Gereken hallerde, yapılarda meydana gelen

hasarı tespit etmek üzere Bayındırlık ve İskan Bakanlığının isteği üzerine

diğer bakanlık, kurum ve kuruluşlar, mahalli idareler, üniversiteler ve meslek

odaları, konusunda deneyimli yeteri kadar inşaat mühendisi ve/veya mimarı hasar

tespiti çalışmalarında derhal görevlendirmekle yükümlüdürler.

Arazinin tehlikeli durumu ve binaların gördüğü

hasar bakımından yıktırılması ve boşaltılması gerekenler hakkında, o il ve

ilçenin en büyük mülkiye amirine ayrı bir rapor verilir. Bu makamlarca böyle

binalar derhal boşalttırılır. Yıkılması gerekenler için en çok 3 gün süre

verilerek tehlikenin giderilmesi sahiplerine bildirilir. Mahallinde sahibi

bulunmadığı takdirde durum, mahalli vasıtalarla ilan edilmek suretiyle, bildiri

yapılmış sayılır.

Mal sahibi veya vekili, bu bildiriye karşı 3

gün içinde yetkili idare kurullarına itiraz edebilir. İdare kurulları bu

itirazı en geç 3 gün içinde inceler ve karara bağlar.

Süresinde itiraz olunmıyan,

yahut itiraz olunup da idare kurullarınca yıkılması onaylanan binaları mal

sahibi yıkmadığı takdirde bu binalara el konularak yıkma parası yıkıntıdan elde

edilecek malzeme bedelinden ödenmek üzere, mahallin en büyük mülkiye amirinin

emri ile yıktırılır.

...

Yapılacak asıl işlemlere esas olmak üzere, fen

kurulları tarafından düzenlenen teknik mahiyetteki hasar tespit raporlarına

mahallî ilân tarihinden itibaren otuz gün içinde itiraz edilebilir ve hasar

tespit raporları ancak asıl işlemlerle birlikte dava konusu edilebilir.

Gayrimenkulleri kesin bir şekilde hasarsız olarak tespit edilenlerin veya

gayrimenkullerinin hasar tespiti hiç yapılmayanların, yargı yoluna gitmeden

önce, mahallî ilân tarihinden itibaren otuz gün içinde ilgili idareye başvurmaları

zorunludur.

..."

B. Uluslararası Hukuk

18. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel getirmez."

19. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), her ne kadar Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde açık

olarak usule ilişkin güvencelerden söz edilmese de bu maddenin keyfî

müdahalelerden korunmak amacıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalelerin kanun

dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve

itirazları sorumlu makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme

olanağının tanınması güvencesini kapsadığını belirtmektedir. Bu değerlendirme

ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak yapılmalıdır (AGOSI/Birleşik Krallık, B. No: 9118/80,

24/10/1986, § 60; Jokela/Finlandiya, B. No: 28856/95, 21/5/2002, §

45).

20. AİHM ayrıca, usule ilişkin güvencelerin özel kişiler

arasında ihtilaf oluşturan mülkiyet hakkı ile ilgili meseleler yanında

taraflardan birinin devlet olması durumunda da geçerli olduğunu belirtmiştir (Plechanow/Polonya, B. No: 22279/04, 7/7/2009, §

100). Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasına dair usule ilişkin güvenceler

kapsamında mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli bir gerekçesinin olması

gerektiğine değinilmiştir. AİHM'e göre bu zorunluluk

davacının her iddiasına ayrıntılı olarak cevap verilmesi anlamına gelmemekle

birlikte en azından mülk sahibinin esasa ilişkin temel iddia ve itirazlarının

yargılama makamlarınca yapılacak dikkatli ve özenli bir inceleme sonucunda

karşılanması gerekmektedir (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, B. No: 34764/05,

34786/05,34800/05, 34811/05, 1/2/2011, § 54).

21. Gereksar ve diğerleri/Türkiye kararına konu olayda

idare tarafından sulama kanalına hasar verilmesi nedeniyle başvurucuların

tarlalarının zarar görmesi söz konusudur. AİHM, derece mahkemelerinin

kararlarının başvurucuların davanın sonucuna etkili olabilecek mahiyetteki

iddia ve itirazlarına cevap verecek nitelikte yeterli bir gerekçe içermediği

tespitine yer vermiştir. AİHM, bu sebeple Sözleşme'ye

ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde öngörülen usul güvencelerinin yerine

getirilmediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır

(Gereksar ve diğerleri/Türkiye, §§ 55-64).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Mahkemenin 12/9/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu, İdarenin yıkım kararı aldığı konutun ağır hasarlı

olmadığını, depremin meydana geldiği tarihten yıkım kararının alındığı tarihe

kadar yaklaşık sekiz yıl boyunca bu konutu kullanmaya devam ettiğini, bu süre

zarfında herhangi bir engelle karşılaşmadığını ve binanın ağır hasarlı olduğuna

ilişkin tespit raporunun kendisine tebliğ edilmediğini savunmuştur.

24. Başvurucu, Mahkemece alınan bilirkişi raporunda konutun ağır

hasarlı değil az hasarlı olduğunun tespit edilmesine rağmen, derece

mahkemelerince İdare tarafından düzenlenen tespit raporu ve bilirkişi raporu

arasındaki çelişki giderilmeden karar verildiğini ifade etmiştir. Diğer

taraftan başvurucu, ağır hasarlı konutun yıkımı için 7269 sayılı Kanun'un 13.

maddesinde öngörülen prosedürün yerine getirilip getirilmediğinin de derece

mahkemelerince incelenmediğini belirterek mülkiyet ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

25. Anayasa’nın

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes,

mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

26. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu adil yargılanma hakkının da ihlal

edildiğini ileri sürmekte ise de konutun yıkımına dair kararı alınması

yönündeki şikâyetlerin esas itibarıyla mülkiyet hakkını ilgilendirdiği

anlaşıldığından başvurucunun bütün şikâyetlerinin mülkiyet hakkının ihlali

iddiası kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

27. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mülkün Varlığı

28. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,

önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Mustafa Ateşoğlu ve diğerleri, B. No:

2013/1178, 5/11/2015, §§ 49-54). Bu nedenle öncelikle başvurucunun Anayasa'nın

35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaatinin

olup olmadığı noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, §

26; İhsan Vurucuoğlu,

B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 31).

29. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet

hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal

varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

Somut olayda başvurucu tapu kayıtlarına göre hakkında yıkım kararı verilen

konutun malikidir. Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında

korunması gereken bir menfaatinin bulunduğu kuşkusuzdur.

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

30. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma ve üzerinde tasarruf etme, ayrıca ürünlerinden yararlanma imkânı

verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün

semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden

herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 53).

31. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden

diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl

yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten

barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin

ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda

sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten

yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir.

Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına

aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını

kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı

maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

32. Somut olayda, meydana gelen deprem nedeniyle başvurucunun

konutunun ağır hasarlı olduğu belirtilerek İdare tarafından konutun

yıktırılmasına karar verilmiştir. Dolayısıyla kamu makamlarınca alınan bir

karar sonucunda başvurucunun mülkiyet hakkına yönelik bir müdahale söz

konusudur.

33. Mülkiyet hakkı yönünden şikâyet edilen temel husus, ağır

hasarlı olmamasına rağmen konutun yıkılması kararı alınmasına ilişkindir. Başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan bu

müdahale, mülkiyetten yoksun bırakma niteliği taşımadığı gibi mülkiyetin kamu

yararına kullanımının kontrolü veya düzenlenmesi gibi bir amacı da

içermemektedir. Dolayısıyla müdahalenin mülkiyetten

barışçıl yararlanma hakkına saygıya ilişkin genel kural çerçevesinde

incelenmesi gerekir.

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

34. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

35. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa'ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir(Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

i. Kanunilik

36. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun

hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company,

B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye

Çiftçi ve diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

37. Başvuru konusu olayda binanın ağır hasarlı olduğu ve bu

yöndeki tespit kararının itiraz edilmeksizin kesinleştiği, buna göre ağır

hasarlı olduğu tespit edilen binanın yıktırılması yönünde alınan kararın 7269

sayılı Kanun'un 13. maddesi kapsamında hukuka aykırı olmadığı derece

mahkemelerince kabul edilmiştir. Bu bağlamda müdahalenin kanunilik ölçütünü

taşıdığı değerlendirilmiştir.

ii. Meşru Amaç

38. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasına

imkân vermesi sebebiyle bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet

hakkının kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda

bir sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde

korumaktadır. Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de

beraberinde getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu

ölçütün her somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah,B. No: 2013/6151, 21/4/2016, §§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No: 2013/1239, 20/3/2014, §§

28, 29).

39. Somut olay bağlamında, başvurucuya ait konutun ağır hasarlı

olduğu gerekçesiyle yıkılmasının insan sağlığı ve çevre güvenliği açısından

kamu yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu açıktır.

iii. Ölçülülük

(1) Genel

İlkeler

40. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek

için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

41. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik

öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli

olmasını, gereklilik ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile

ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini

ifade etmektedir (AYM, E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53,

27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127, 22/6/2016, § 18; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013, §

38).

42. Orantılılık ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin orantılılığı değerlendirilirken bir taraftan ulaşılmak

istenen meşru amacın önemi, diğer taraftan da müdahalenin niteliği ile

başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışları gözönünde

bulundurularak başvurucuya yüklenen külfet dikkate alınacaktır (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017,

§§ 58, 60; Osman Ukav,

B. No: 2014/12501, 6/7/2017, § 71).

43. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler

arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü

olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz

konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda sağlandığından

söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu ile ilgili ve

yeterli gerekçe bulunmalıdır. Bu zorunluluk davacının bütün iddialarına cevap

verilmesi anlamına gelmemekle birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın

sonucuna etkili esasa ilişkin temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca

özenli bir şekilde değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir (Kamil Darbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd.

Şti., B. No: 2015/12563, 24/5/2018, § 53).

(2) İlkelerin Olaya Uygulanması

44. Somut olayda Adana ilinde 27/6/1998 tarihinde meydana gelen

deprem sonucunda başvurucunun konutunun ağır hasarlı olduğunun tespit edilmesi

üzerine İdare tarafından 5/4/2006 tarihinde konutun yıktırılmasına karar

verilmiştir. Başvurucu depremin meydana geldiği tarihten yıkım kararı alınan

tarihe kadar aynı konutta ikamet ettiğini, bu süre zarfında herhangi bir

engelle de karşılaşmadığını belirterek alınan yıkım kararının hukuka aykırı

olduğunu ileri sürmüştür.

45. Başvurucunun yıkım kararının iptali istemiyle açtığı davada

Mahkemece bilirkişi görüşüne başvurulmuştur. Bilirkişi kurulunun 8/8/2007

tarihli raporunda, binanın yıkılmasını gerektirecek derecede önemli bir hasarın

gözlemlenmediği ve binanın az hasarlı

olduğu belirtilmiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporu taraflara tebliğ

edilmiş, başvurucu ya da İdare tarafından rapora itiraz edilmemesi üzerine

bilirkişi raporu hükme esas alınarak idari işlemin iptaline karar verilmiştir.

Anılan karar Danıştay tarafından ilk tespit raporunun itiraz edilmeksizin

kesinleştiği, tespit raporu ve bu rapora istinaden verilen yıkım kararında

hukuka aykırılık bulunmadığı ve ağır hasarlı konutun tamir edilerek

onarılabileceğine ilişkin bir düzenleme olmadığı gerekçesiyle bozulmuştur. (bkz.

§ 12). Mahkemece bu karara uyulmasına karar verilerek bozma kararında

belirtilen gerekçelerle davanın reddine hükmedilmiştir.

46. Bu durumda üzerinde durulması gereken husus,asıl

işlemlere esas olmak üzere idari kurullar tarafından oluşturulan teknik mahiyetteki

hasar tespit raporuna itiraz edilmemesinin söz konusu rapora karşı dava

açılmasına engel teşkil edip etmeyeceğidir. 7269 sayılı Kanun'un 13. maddesinde

afet işlerinin ivediliği nedeniyle üç günlük bir bildirim ve ilan süresi

öngörülmüştür. Diğer taraftan Kanun metninde, yapılacak asıl işlemlere esas

olmak üzere fen kurulları tarafından düzenlenen teknik mahiyetteki hasar tespit

raporlarına mahallinde ilân edilmesinden itibaren otuz gün içerisinde itiraz

edilebileceği düzenlenmiştir. Afet sonrası işlemlerin çabuklaştırılması

bakımından idari süreçlerin kesinleştirilmesi için böyle bir bildirim ve ilan

süresi öngörülebileceğini kabul etmek gerekse de anılan Kanun maddesinde ayrıca

hasar tespit raporlarının ancak asıl işlemlerle birlikte dava konusu edilebileceği

de hüküm altına alınmıştır. Ne var ki tespit raporuna itiraz edilmemesi

nedeniyle raporun kesinleştiği, bu nedenle anılan raporun içeriğine yönelik bir

değerlendirme yapılmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle derece mahkemelerince

davanın esası yönünden bir inceleme yapılmadığı anlaşılmaktadır.

47. Mülkiyet hakkının korunmasında usule ilişkin güvencelerin

yerine getirildiğinden söz edilebilmesi için başvurucuya mülkiyet hakkına

yapılan müdahalelerin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde

uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir

biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması gerekmektedir. Somut olayda İdare

tarafından yapılan tespitte deprem nedeniyle konutun ağır hasarlı hâle geldiği

belirtilmiştir. Mahkemece alınan bilirkişi raporunda ise binanın yıkılmasını

gerektirecek derecede önemli bir hasarın bulunmadığının ifade edildiği

görülmektedir. Buna göre her iki rapor arasında yargılamanın sonucu

değiştirecek nitelikte farklılıklar bulunmasına rağmen, derece mahkemelerince

raporlar arasında çelişkinin giderilmesi yoluna gidilmediği, dolayısıyla

mülkiyet hakkına ilişkin yargılamanın sonucu bakımından önemli nitelikte olan

anılan iddialar yönünden derece mahkemelerince konu ile ilgili ve yeterli bir

değerlendirmenin yapılmadığı anlaşılmaktadır.

48. Sonuç olarak derece mahkemelerinin kararlarının başvurucunun

mülkiyet hakkının korunması çerçevesinde davanın sonucuna etkili olabilecek

mahiyetteki iddia ve itirazlarına cevap verecek ilgili ve yeterli bir gerekçe

içermediği tespit edilmiştir. Bu sebeple mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin

usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirilmediği sonucuna

varılmıştır.

49. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

50. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1)

Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da

edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir...

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

51. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi

hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

52. Buna göre bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve

hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca

eski hâle getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır.

Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın

veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa

ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda

uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, § 55).

53. Anayasa Mahkemesi ihlalin ve sonuçlarının nasıl

giderileceğine hükmederken idarenin, yargısal makamların veya yasama organının

yerine geçerek işlem tesis edemez. Anayasa Mahkemesi, ihlalin ve sonuçlarının

nasıl giderileceğine hükmederek gerekli işlemlerin tesis edilmesi için kararı

ilgili mercilere gönderir (Mehmet Doğan, §

56).

54. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna göre ihlal;

idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerinden

kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolunun

belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet

Doğan, § 57).

55. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendi uyarınca kural olarak ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye

gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §

58).

56. Buna göre Anayasa Mahkemesince ihlalin tespit edildiği

hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir derece

mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemeleri ise Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında

belirttiği doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri

yapmakla yükümlüdür (Mehmet Doğan,

§ 59).

57. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken

şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından

bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali

gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,

kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit

edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır

(Mehmet Doğan, § 60).

58. Başvurucu, maddi ve manevi tazminat talep etmiştir.

59. Derece mahkemelerinin kararlarının başvurucunun davanın

sonucuna etkili olabilecek mahiyetteki iddia ve itirazlarına cevap verecek

nitelikte yeterli gerekçe içermediği gerekçesiyle mülkiyet hakkının ihlal

edildiği sonucuna varıldığından, somut başvuruda ihlalin Mahkeme kararından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

60. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Buna göre yapılacak yeniden yargılama ise 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına

yöneliktir. İhlalin sonuçlarının giderilmesi için yeniden yapılacak yargılamada

mülkiyet hakkının usul yönünden ihlaline yol açan uyuşmazlığın çözümüne etkili,

ayrı ve açık yanıt gerektiren başvurucunun iddialarının derece mahkemelerince

yeterli ve makul bir gerekçe ile karşılanması gerekmektedir. Bu sebeple kararın

bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Adana 2. İdare Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

61. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili yargı

merciine gönderilmesine karar verilmesinin ihlal sonucu açısından yeterli bir

giderim sağladığı anlaşıldığından başvurucunun tazminat taleplerinin reddine

karar verilmesi gerekir.

62. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.701,90 TL tutarındaki yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Adana

2. İdare Mahkemesine (E.2011/1985, K.2011/2062) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE

E. 226,90 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.701,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

12/9/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan y.

:

Recep KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ Recai AKYEL Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Eşref Uğur ŞENOL Başvurucu : Mustafa YILDIRIM Vekili : Av. Mustafa ÇİNKILIÇ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/53, 12 Eylül 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. B. No: 2014/13518, 26/10/2017, § 49; Necmiye
  13. A. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  14. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  15. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  16. D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE
  17. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine
  18. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. M. Emin KUZ
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/53
Tarih
12 Eylül 2019

İlgili Kararlar

  • Paşa Hüroğlu Başvurusu (B. No: 2015/2880)
  • Volkan Doğdu Başvurusu (B. No: 2016/4186)
  • Zeliha İçyer ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/4688)
  • Sise Pet. Yaş Sebze Mey. Oto Al. Sat. Teks. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2016/9115)
  • Mecit Şahinkaya ve Tamer Korkmaz Başvurusu (B. No: 2016/463)
  • A.h. Başvurusu (B. No: 2019/7023)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.