İçeriğe geç
AC
İkinci Bölüm Başvuru No: 2013/8130 Tarih:

N. A. Başvurusu (B. No: 2013/8130)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ

BÖLÜM

KARAR

N.

A. BAŞVURUSU

(Başvuru

Numarası: 2013/8130)

Karar

Tarihi: 21/4/2016

İKİNCİ

BÖLÜM

KARAR

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

Başkan : Engin

YILDIRIM

Üyeler : Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman

Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan ALTAN

Raportör : Hüseyin

MECEK

Başvurucu : N.

A.

Vekili :

Av. Sefa KARCIOĞLU

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; terör örgütü üyesi olmak suçundan

gözaltına alınıp uykusuz bırakıldıktan sonra fotoğraflar üzerinden zorla teşhis

yaptırılmak suretiyle işkence ve kötü muamele yasağının, başka bir soruşturmada

ifadesi alınan tanığın duruşmada dinlenmemesi suretiyle tanık sorgulama

hakkının, örgüt faaliyeti ve amacı doğrultusunda gerçekleştirdiği bir eylemi

bulunmadığı hâlde bilgisayarda kimin hazırladığı belli olmayan öz geçmiş formu

ile şemanın delil olarak kullanılması suretiyle adil yargılanma hakkının, yargılamanın

dokuz yıldan fazla süre devam etmesinden dolayı makul sürede yargılanma

hakkının, şartları gerçekleşmesine rağmen 29/7/2003 tarihli ve 4959 sayılı

Topluma Kazandırma Kanunu’nun uygulanmaması suretiyle ayrımcılık yasağının

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/10/2013 tarihinde İstanbul 13.

Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel

teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 19/12/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 9/11/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için

Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü 30/11/2015

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine

sunulan görüş 7/12/2015 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir.

7. Başvurucu 21/12/2015 tarihinde Bakanlık

görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği

şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, başvuru konusu iddiaların

gerçekleştiği ileri sürülen 2003 yılında İstanbul’da diş hekimliği yapmaktadır.

10. İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM)

Cumhuriyet Başsavcılığının 2000/357 Hazırlık sayılı dosyası üzerinden Hizbullah

terör örgütü ile ilgili olarak soruşturma başlatılmıştır.

11. 17/1/2000 tarihinde Beykoz’da bulunan örgüte

ait bir villaya yapılan operasyonda örgüt lideri H.V. öldürülmüş, iki örgüt

üyesi sağ olarak ele geçirilmiş; yapılan aramada ele geçirilen bilgisayar, CD

ve disketlere el konulmuştur.

12. Bu olayla ilgili olarak İstanbul DGM

Cumhuriyet Başsavcılığının 10/4/2000 tarihli ve 2000/537 hazırlık, E.2000/410

sayılı iddianamesiyle İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmış,

dava Mahkemenin E.2000/112 sırasına kaydedilmiştir.

13. Villada el konulan deliller üzerinde yapılan

inceleme sonucunda başvurucu ile sanık M.K.nin terör örgütü ile bağlantısı

tespit edilerek 2003 yılında İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 2003/2158

hazırlık sayılı dosyası üzerinden soruşturma başlatılmıştır.

14. Örgüte karşı 17/1/2000 tarihinde

gerçekleştirilen operasyonda ölü olarak ele geçirilen örgüt lideri H.V.nin

bilgisayarında İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından yapılan

incelemede;

i. “JPG/46/El Yazması Rap/7 098” başlıklı el

yazısıyla yazılmış raporda, örgüt üyesi H.K.nin başvurucuya ait Karagümrük’teki

diş kliniğine uğradığı,

ii. “E:/HİZBULLAH/XLS/47 ÇOK- ÖNEMLİ/

ONEMLİ-KODKUT1.99/34 İSTANBUL/3400-1-1/34000-6.XLS” başlıklı belgede örgüt

üyelerinin cinsiyeti, bağlı oldukları bölge ve kişiler, alan, cami, doğum yeri

ve tarihi ile mesleklerinin yer aldığı listenin 51. sırasında başvurucunun

adının bulunduğu,

iii. “JPG/46/El Yazması

Rap/054/055/056/057/058/-059” adlarıyla kaydedilen “İSTANBUL DERS

DÜZENİ/ARALIK-99”, “Emin.04.12.99” imzalı toplam altı sayfalık el yazısıyla

yapılmış şemanın 6. sayfasında başvurucunun yaşı ve doğum yerini içeren

bilgilerin bulunduğu anlaşılmıştır.

15. Başvurucu ve sanık M.K. hakkında İstanbul

Emniyet Müdürlüğünün 26/10/2003 tarihli ve 172222 sayılı fezlekenin 4.

sayfasında, örgüte karşı 17/1/2000 tarihinde gerçekleştirilen operasyonda ölü

olarak ele geçirilen örgüt lideri H.V.nin bilgisayarında “JPG/46/El Yazması

Rap/7 098” başlıklı el yazısıyla yazılmış raporda, örgüt üyesi H.K.nin

başvurucu N.A.nın Karagümrük’teki diş kliniğine uğradığına dair bilgilerin

bulunduğu el yazısının örgütün üst düzey yöneticilerinden İ.K.nin eli ürünü

olduğuna dair İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kriminal Polis Laboratuvarının raporu

olduğu yazılıdır.

13. Örgütün İstanbul sorumlularından E.Ö.F.R. kod

adlı tanık Ö.B. hakkında İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 2001/1403

Hazırlık sayılı soruşturmasında kolluk aşamasında müdafii bulunmaksızın alınan

7/6/2001 tarihli ifadesinde örgüt içinde kendisinin bağlı olduğu İ.K.nin

İstanbul Mardin Vakfı’nda tanıştığı örgütün Avrupa Yakası sorumlusu L.T.den

üniversite öğrencilerinin raporlarını almasını istediğini, L.T.nin verdiği

listede başvurucu N.A.nın da isminin bulunduğunu, bu kişilerle L.T.nin toplanıp

ders yaptığını, başvurucu N.A.nın yirmi sekiz yaşlarında olduğunu,

Zeytinburnu’nda dişçilik yaptığını, 2000 yılında Beykoz operasyonundan sonra

örgütten ayrıldığını beyan etmiştir (Tanık Ö.B. hakkında İstanbul 11. DGM’nin

E.2001/213 sayılı dosyasında yasa dışı Hizbullah terör örgütüne üyelik suçundan

kamu davası açılmış ancak anılan dosyayla ilgili olarak başvurucu tarafından

herhangi bir belge sunulmamıştır). Tanık Ö.B.nin duruşmalarda beyanı

alınmamıştır.

14. Yapılan bu tespitler sonucunda başvurucu

22/10/2003 tarihinde saat 09.30’da Zeytinburnu’nda çalıştığı iş yerinde

gözaltına alınmış, eşi G.A.ya gözaltına alındığı bilgisi verilmiştir.

15. Başvurucun iş yerinde ve evinde aynı gün

yapılan aramada herhangi bir suç unsuru bulunmamıştır.

16. Başvurucunun gözaltına alınmadan önce muayene

edilip edilmediğine dair Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) kayıtları ile

başvuru formu ve eklerinde bir rapor bulunmamaktadır.

17. Başvurucunun 22/10/2003 tarihinde saat

14.00’te, 23/10/2003 tarihinde saat 12.10’da, 24/10/2003 tarihinde saat 15.12

ve 20.10’da, 25/10/2003 tarihinde saat 14.15’te Av. A.Y. ile görüştürüldüğüne

dair tutanak düzenlenmiştir.

18. 22/10/2003 tarihinde saat 21.00’de tutulan

tutanakta başvurucuya müdafi isteme hakkının bulunduğu hatırlatılmış ancak

başvurucu müdafi yardımından yararlanmak istemediğini söylemiştir.

19. Başvurucu gözaltında bulunduğu sürede eniştesi

S.B. ve kardeşi M.A.A. ile yüz yüze görüştürülmüştür.

20. Başvurucunun gözaltında bulunduğu sırada

4/4/1929 tarihli ve 1412 sayılı mülga Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nun 135.

maddesindeki hakları hatırlatılmaksızın 24/10/2003 tarihinde “Fotoğraf Teşhis

Tutanağı” adı altındabeyanları alınmıştır. Başvurucu kendisine gösterilen İ.K.

isimli örgüt üyesiyle 1990 yılı sonlarında Fatih ilçesinde aynı evde

kaldıklarını, diğer örgüt üyeleri A.T., A.K., H.A., N.G. ve Ö.B. isimli

kişilerle derslerde, iftarlarda tanıştığını, H.A. isimli örgüt mensubuna öz

geçmiş raporunu verdiğini, ders grubunun raporlarını da bu kişiye verdiğini

ifade etmiştir.

21. Başvurucu, gözaltından çıkarılırken İstanbul

Adli Tıp Kurumunda 26/10/2003 tarihinde saat 07.00’de muayene edilmiştir.

Yapılan muayenede başvurucunun vücudunda herhangi bir travmatik değişimin

bulunmadığı belirtilmiştir. Başvurucunun gözaltına alındıktan sonra yaklaşık

altı saat uyuyabildiğini söyleyerek uykusuzluk şikâyetini doktora söylediği

kayıtlıdır.

22. Başvurucu 25/10/2003 tarihinde kollukta ve

Cumhuriyet Savcılığındaki 26/10/2013 tarihli sorguda müdafi ile birlikte

yaptığı savunmalarında;

i. Hizbullah terör örgütü ile hiçbir

ilişkisinin bulunmadığını, üzerinde kendisine ait fotoğrafın bulunduğu öz

geçmiş raporunda yer alan bilgilerin bir kısmının doğru, bir kısmının ise eksik

olduğunu; öz geçmişi üzerine yapıştırılan fotoğrafın İstanbul’da öğrenci olması

dolayısıyla burs almak için yaptığı müracaatlarda fotoğraf ve aile bilgilerinin

yer aldığı öz geçmiş belgelerini verdiği özel vakıf ve derneklerden elde

edilmiş olabileceğini, örgüt mensubu kimseye öz geçmiş ve fotoğraf vermediğini,

ii. 17/1/2000 tarihinde örgüte ait Beykoz'da

bulunan villada ele geçirilen “E:/HİZBULLAH/XLS/47 ÇOK- ÖNEMLİ/ ONEMLİ-KODKUT

1.99/34 İSTANBUL/3400-1-1/34000-4.XLS” başlıklı dokümanın çözümünde belirtilen

Ahmediye Camisi’nde A.B., M.Y., M.A.nın sorumluluğunu yapmadığını, aynı camide

örgütsel görev alan A.A. ve H.T. isimli örgüt mensuplarının hiçbirisini

tanımadığını, bu caminin nerede olduğunu dahi bilmediğini,

iii. “E:/HİZBULLAH/XLS/47 ÇOK- ÖNEMLİ/

ONEMLİ-KODKUT1.99/34 İSTANBUL/3400-1-1/34003-9.XLS” başlıklı belgede Küçükpazar

Camisi’nde örgüt mensubu olan M.K.nın sorumluluğunu yaptığına dair bilginin

doğru olmadığını,

iv. “E:/HİZBULLAH/XLS/47 ÇOK- ÖNEMLİ/

ONEMLİ-KODKUT1.99/34 İSTANBUL/3400-1-1/34000-6.XLS” başlıklı belgede belirtilen

Piyalepaşa Camisi’nde K.G., N.G., Y.G., ve Zeki isimli örgüt üyeleri ile

faaliyette bulunduğuna ilişkin bilginin yanlış olduğunu,

v. 1/6/2001 tarihinde yakalanan örgütün üst

düzey sorumlularından Ö.B.nin kollukta alınan 7/6/2001 tarihli ifadesinin beşinci

ve sekizinci sayfalarında örgütün Avrupa Yakası öğrenci sorumlusu L.T.nin

sorumluluğunda gerçekleştirilen örgütsel derslere katıldığı iddiasını kabul

etmediğini, bu derslere katılanlardan sadece Harun isimli kişiyi akrabası

olduğu için tanıdığını, L.T.yi de aynı ilçeden oldukları için tanıdığını, tanık

Ö.B.nin ifadesinde kendisini detaylı olarak tarif ettiği yirmi sekiz yaşında,

Mardinli,Zeytinburnu’nda diş hekimliği yaptığı şeklindeki beyanlarını kabul

etmediğini; bu kişiyi tanımadığını,

vi. Örgüt lideri H.V.nin bilgisayarında

“JPG/46/El Yazması Rap/054/055/056/057/058/-059” adlarıyla kaydedilen “İSTANBUL

DERS DÜZENİ/ARALIK-99”, “Emin.04.12.99” imzalı toplam altı sayfalık el yazması

şemanın 6. sayfasında örgüt mensubu A.Y.ye bağlı olarak faaliyet göstereceğine

ilişkin iddianın da gerçek dışı olduğunu, adı geçen kişiyi tanımadığını,

vii. “JPG/46/ El yazması Rap/-098” adıyla

kaydedilmiş “11.12.99 Emin” imzalı el yazısıyla yazılmış raporda geçen

kendisinin memleketi ve Karagümrük’te diş hekimi olduğuna dair ilgili

bilgilerin doğru olmadığını, Karagümrük’te hiç çalışmadığını,

viii. 24/10/2003 tarihli teşhis tutanağında

adı geçen örgüt mensubu olduğu söylenen kişilerden sadece H.A.yı dayısının oğlu

olması nedeniyle tanıdığını, diğer beş kişiyi tanımadığını, tutanağı ne zaman

okuyup imzaladığını hatırlamadığını ancak tutanaktaki imzanın kendisine ait

olduğunu,

ix. Gözaltında kaldığı dört günlük süre

içinde yaklaşık altı saat uyuduğunu, fotoğraf teşhis tutanağının kendisine

okumadan imzalatılmış olabileceğini, gerçek dışı bir tutanak olduğunu, Terörle

Mücadele ŞubeMüdürlüğünde gözaltında kaldığı süre boyunca herhangi bir fiziksel

baskıya maruz kalmadığını ancak psikolojik yönden baskı gördüğünü söylemiş;

duruşmada da bu savunmalarını tekrar etmiştir.

23. İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının

11/11/2003 tarihli ve 2003/2158 soruşturma, E.2003/1191 sayılı iddianamesi ile

başvurucu N.A. ve sanık M.K. hakkında yasa dışı silahlı Hizbullah terör örgütü

üyesi olmak suçundan 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu’nun

168. maddesinin ikinci fıkrası ve 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle

Mücadele Kanunu’nun 5. maddesi uyarınca İstanbul 11. DGM’ye kamu davası

açılmıştır. İddianamenin başvurucuyla ilgili kısımları şöyledir:

“17/1/2000 günü İstanbul Terörle Mücadele Şube

Müdürlüğü tarafından yasa dışı Hizbullah Terör Örgütü’ne yönelik olarak

başlatılan operasyon çerçevesinde silahlı Terör Örgütü’nün lideri olarak

bilinen H.V.nin ölü olarak ele geçirildiği, Beykoz ilçesi adresinde bilgisayar,

CD ve disketlerin ele geçirildiği, bahsi geçen bilgilerin hard disk yoluyla

kontrol edildiğinde;

Sanık N.A.nın (başvurucu);

1. ”Albüm” adıyla kaydedilmiş olan dosyada fotoğraflı

özgeçmiş raporunun bulunduğu,

2. “E:/HİZBULLAH/XLS/47 ÇOK- ÖNEMLİ/

ONEMLİ-KODKUT1.99/34 İSTANBUL/3400-1-1/34000-4.XLS”

“E:/HİZBULLAH/XLS/47 ÇOK- ÖNEMLİ/ ONEMLİ-KODKUT1.99/34

İSTANBUL/3400-1-1/34003-9.XLS”

“E:/HİZBULLAH/XLS/47 ÇOK- ÖNEMLİ/ ONEMLİ-KODKUT1.99/34

İSTANBUL/3400-1-1/34000-6.XLS” isimleri ile kaydedilmiş olan dosyalarda,

“N.A.nın 1999 yılında Piyalepaşa Camisi’nde faaliyet gösterdiği, sorumlusunun

Ö.B. olduğu, ayrıca N.A.nın Küçükpazar Camisinde faaliyet gösteren M.K. ile

Ahmediye Camisi’nde faaliyet gösteren A.B. M.Y. ve M.A. isimli kişilerin

sorumluluğunu yaptığı,

3. “JPG/46/El Yazması Rap/054/055/056/057/058/-059”

adlarıyla kaydedilmiş olan 6 sayfalık el yazısı şemanın 6. sayfasında N.A.nın

isminin geçtiği, bu şemada N.A.nın A.Y.’ye bağlı olarak faaliyet göstereceğinin

belirtilmiş olduğu,

4. JPG/46/ El yazması Rap/-098” adıyla kaydedilmiş

“11.12.99 Emin” imzalı el yazısı raporun sonunda “H.K. ile ilgili yeni bir

gelişme yok. Notlarından okuduğumdan kadarıyla N.A. (26, D…)’nın

Karagümrük’teki diş kliniğine uğruyor” şeklindeki notun bulunduğu,

Yine İstanbul 3 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesine

Cumhuriyet Başsavcılığımızın 2001/1403 hazırlık, 2001/779 Esas sayılı

iddianameyle hakkında TCK’nın 168/2 … maddeleri uyarınca cezalandırılması

istemiyle kamu davası açılan sanık Ö.B.nin emniyette vermiş olduğu ifadesinin

15. sayfasında “Avrupa Yakası’nda faaliyet yürüten üniversite öğrencileri

bölümünün 8. sırasında N… isimli 28 yaşlarında …’lı Zeytinburnu’nda dişçilik

yapar, 7. sırada bulunan H… isimli örgüt mensubunun akrabasıdır. Beykoz

operasyonundan sonra örgütten ayrıldı” şeklinde beyanda bulunduğu, bu suretle

sanık N.A.nın yasa dışı silahlı Hizbullah Terör Örgütü üyesi olduğu,

…”

24. Başvurucu; İstanbul 11. DGM’ye vermiş olduğu

22/1/2004 tarihli dilekçeyle Hizbullah terör örgütüyle bağlantısının

olmadığını, buna rağmen Beykoz baskınında örgütten ele geçirilen belgelerde

adının geçmesi ve öz geçmiş raporunun bulunmasına anlam veremediğini belirterek

29/7/2003 tarihli ve 25191 sayılı Topluma Kazandırma Kanunu’ndan faydalanma

talebinde bulunmuştur.

25. Başvurucunun örgüt üyesi olmadığını,

iddianamede belirtilen isimlerde İstanbul’da cami bulunmadığını ileri sürmesi

üzerine Mahkemenin talebi sonucunda İstanbul Müftülüğünün 28/12/2004 tarihli ve

10350 sayılı yazısıyla İstanbul ilinde Piyalepaşa ve Küçükpazar isimli

camilerin bulunmadığı ancak Beyoğlu ilçesinde Küçükpiyale isimli caminin, Fatih

ve Üsküdar ilçelerinde Ahmediye isimli iki caminin bulunduğu bildirilmiştir.

26. Beyoğlu Küçükpiyale Cami, Fatih Ahmediye Cami

ve Üsküdar Ahmediye Cami imam hatipleri tanıklar ÖY., N.Ö.ve H.Ç.nin 12/10/2005

tarihinde Mahkeme tarafından ifadeleri alınmış; tanıklar sanıkları

tanımadıklarını beyan etmişlerdir.

27. İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemenin 12/10/2005

tarihli ve E.2003/302, K.2005/404 sayılı birleştirme kararı ile başvurucu

hakkında açılan kamu davası, Beykoz operasyonu sonucunda İstanbul 13. Ağır Ceza

Mahkemesine açılan E.2000/112 sayılı dosya ile birleştirilmiştir.

28. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından

yapılan yargılama sonucunda 16/2/2012 tarihli ve E.2000/112, K.2012/16 sayılı

kararla başvurucunun atılı suçtan 6 yıl 3 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına

karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümleri şöyledir:

“…

Sanık N.A.nın 22/10/2003 tarihinde Zeytinburnu'nda

yakalandığı, sanığın 24/10/2003 tarihli teşhis tutanağında 1990 yılında İ.K.

ile Fatih'te aynı evde kaldıkları ve Hizbullah Örgütü üyesi olduklarını

bildiğine dair teşhis tutanağı, terör örgütünün lideri H.V.nin ölü olarak ele

geçirildiği evde ele geçen bilgisayar, CD ve disketlerde, “Albüm” adıyla

kaydedilmiş olan dosyada fotoğraflı öz geçmiş raporunun bulunduğu, 3 ayrı excel

dosyasında “N.A.nın 1999 yılında Piyalepaşa Camisi’nde faaliyet gösterdiği,

sorumlusunun Ö.B. olduğu,ayrıca, N.A.nın Küçükpazar Camisinde faaliyet gösteren

M.B. ile Ahmediye Camisi’nde faaliyet gösteren A.B., M.Y. ve M.A. isimli

kişilerin sorumluluğunu yaptığı” şeklinde bilgilerin kayıtlı olduğu, “JPG/46/El

yazması Rap/054/055/056/057/058-059 adlarıyla kaydedilmiş olan (6) sayfalık el

yazısı şemasının 6. sayfasında N.A. isminin geçtiği, bu şemada N.A.nın A.Y.’ye

bağlı faaliyet göstereceğinin belirtilmiş olduğu, “JPG/46/EI Yazması Rap/-098”

adıyla kaydedilmiş olan “11.12.99 Emin” imzalı el yazısı raporun sonunda “H.K.

ile ilgili yeni bir gelişme yok. Notlarından okuduğum kadarıyla N.A. (26,

D…)'nın Karagümrük'teki diş kliniğine uğruyor” şeklindeki notun bulunduğu, Ö.B.

07/06/2001 tarihli kolluk ifadesinde sanığın Mardin'li olup Zeytinburnu'da

dişçilik yaptığını ve örgüte yönelik Beykoz Operasyonu sonrasında örgütten

ayrıldığına dair beyanı, “.7.059” başlıklı Emin (k) İ.K. tarafından yazıldığı

anlaşılan örgütsel belgede sanığın isminin “İstanbul Ders Düzeni” şemada yer

aldığı, sanığın örgüte sunduğu fotoğraflı öz geçmiş raporu ve tüm dosya kapsamına

göre, sanığın yasa dışı Hizbullah Terör Örgütü’nün üyesi olduğu

anlaşıldığından, eylemine uyan ve lehe olan 5237 sayılı TCK.nun 314/2 ve 3713

sayılı Yasanın 5. maddeleri gereğince cezalandırılmasına karar verilmiştir.

…

Sanıklar …, N.A. ve M.K. etkin pişmanlık yasasından

faydalanmak istediklerine dair beyanda bulunup dilekçe ibraz etmişler ise de,

bir kısım sanıkların 4959 sayılı Yasa’nın 3. maddesi gereğince örgütü sevk ve

idare eder konumunda oldukları ve kovuşturma aşamasında inkara yönelerek önceki

beyanlarını ve suçlamayı reddettikleri, bir kısmının da terör örgütü içindeki

konum ve faaliyetleriyle ilgili uyumlu ve örgütün dağılmasını veya

mensuplarının yakalanmasını sağlamaya elverişli ya da örgütün yapısı ve

faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili bilgi vermedikleri ve kovuşturma

aşamasında inkara yöneldikleri anlaşıldığından, bu sanıklar hakkında 4959

sayılı Topluma Kazandırma Kanunu ve 5237 sayılı TCK.nun 221. maddesinden

yararlanma taleplerinin koşulları oluşmadığından reddine karar vermek

gerekmiştir.

…”

29. Başvurucu tarafından yapılan temyiz üzerine

dosya Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 15/5/2013 tarihli ve E.2013/63, K.2013/7322

sayılı kararı ile İlk Derece Mahkemesi, hükmü başvurucu yönünden onanarak

kesinleşmiştir.

30. Yargıtay ilamını 25/9/2013’te İlk Derece

Mahkemesi Kaleminden öğrendiğini ifade eden başvurucu 24/10/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

31. 765 sayılı mülga Kanun’un 168. maddesinin

ikinci fıkrası şöyledir:

“Cemiyet ve çetenin sair efradı beş seneden on seneye

kadar ağır hapisle cezalandırılır.”

32. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanunu’nun “Silahlı örgüt” kenar başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“ (1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer

alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan

onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara,

beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.”

33. 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu'nun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un “Temyiz

ve karar düzeltme” kenar başlıklı 8. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Bölge adliye mahkemelerinin, 26.9.2004 tarihli ve

5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin

Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanunun geçici 2 nci maddesi uyarınca

Resmî Gazetede ilân edilecek göreve başlama tarihinden önce aleyhine temyiz

yoluna başvurulmuş olan kararlar hakkında, kesinleşinceye kadar Ceza

Muhakemeleri Usulü Kanununun 322 nci maddesinin dördüncü, beşinci ve altıncı

fıkraları hariç olmak üzere, 305 ilâ 326 ncı maddeleri uygulanır…”

34. 1412 sayılı mülga Kanun’un “Yakalananın

veya sanığın müdafi seçimi” kenar başlıklı 136. maddesi şöyledir:

“(Değişik: 18/11/1992 - 3842/14 md.) Yakalanan kişi

veya sanık, soruşturmanın her hal ve derecesinde bir veya birden fazla müdafiin

yardımından faydalanabilir. Kanuni temsilcisi varsa o da yakalanana veya sanığa

bir müdafi seçebilir.

Zabıta amir ve memurları tarafından yapılacak

sorgulama işlemlerinde, ancak bir müdafi hazır bulunabilir. Cumhuriyet

Savcılığı işlemlerinde bu sayı üçü geçemez.

Zabıtaca yapılan soruşturma da dahil olmak üzere,

soruşturmanın her safhasında müdafiin, yakalanan kişi veya sanıkla görüşme,

ifade alma veya sorgu süresince yanında olma ve hukuki yardımda bulunma hakkı

engellenemez, kısıtlanamaz.”

35. 1412 sayılı mülga Kanun’un “Yasak sorgu

yöntemleri” kenar başlıklı 135/a maddesi şöyledir:

“(Ek: 18/11/1992 - 3842/13 md.) İfade verenin ve

sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü

davranma, işkence, zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedensel cebir ve şiddette

bulunma, bazı araçlar uygulama gibi iradeyi bozan bedeni veya ruhi müdahaleler

yapılamaz.

Kanuna aykırı bir menfaat vaat edilemez.

Yukarıdaki fıkralarda belirtilen yasak yöntemlerle

elde edilen ifadeler rıza olsa dahi delil olarak değerlendirilemez.”

36. 1412 sayılı mülga Kanun’un “Suçların

ihbarı” kenar başlıklı 151. maddesi şöyledir:

“Suçlara dair ihbarlar, şifahi veya yazılı olarak

Cumhuriyet Müddeiumumiliğine, zabıta makam ve memurlarına ve sulh hâkimlerine

yapılabilir.

Bu ihbarlar kanuni mercilere tevdi edilmek üzere vali,

kaymakam ve nahiye müdürlerine de yapılabilir.

Şifahi ihbarlar üzerine zabıt varakası tutulur.

…”

37. 1412 sayılı mülga Kanun’un “Bir suça

muttali olan Cumhuriyet Müddeiumumisinin vazifesi” kenar başlıklı 153.

maddesinin birinci fıkrası şu şekildedir:

“Cumhuriyet Müddeiumumisi ihbar veya herhangi bir

suretle bir suçun işlendiği zehabını verecek bir hale muttali olur olmaz hukuku

amme davasını açmağa mahal olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin

hakikatini araştırmağa mecburdur.”

38. 1412 sayılı mülga Kanun’un “Ağır ceza

hükümlerinin tetkikinde duruşma” kenar başlıklı 318. maddesi şöyledir:

“Ağır cezaya mütaallik hükümlerde Temyiz Mahkemesi

tetkikatını maznunun temyiz istidasındaki talebi üzerine veya dilerse resen

duruşma icrası suretiyle yapar. Duruşma gününden maznuna veya talebi üzerine

müdafiine haber verilir. Maznun duruşmada hazır olabileceği gibi kendisini

vekaletnameyi haiz bir müdafi ile de temsil ettirebilir.

Maznun mevkuf ise bizzat ispatı vücut etmek talebinde

bulunamaz.”

39. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza

Muhakemesi Kanunu’nun “İfade ve sorgunun tarzı” kenar başlıklı 147.

maddesi şöyledir:

“(1) Şüphelinin veya sanığın ifadesinin alınmasında

veya sorguya çekilmesinde aşağıdaki hususlara uyulur:

…

b) Kendisine yüklenen suç anlatılır.

c) Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî

yardımından yararlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır

bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir

müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir

müdafi görevlendirilir.

…

e) Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının

kanunî hakkı olduğu söylenir.

f) Şüpheden kurtulması için somut delillerin

toplanmasını isteyebileceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe

nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı

tanınır.

…

i) İfade veya sorgu bir tutanağa bağlanır…”

40. 5271 sayılı Kanun’un “İfade alma ve sorguda

yasak usuller” kenar başlıklı 148. maddesi şöyledir:

“(1) Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine

dayanmalıdır. Bunu engelleyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme,

yorma, aldatma, cebir veya tehditte bulunma, bazı araçları kullanma gibi

bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz.

…

(3) Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile

verilmiş olsa da delil olarak değerlendirilemez.

(4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade,

hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça

hükme esas alınamaz.”

41. 5271 sayılı Kanun’un “İhbar ve şikâyet” kenar

başlıklı 158. maddesi şöyledir:

“(1) Suça ilişkin ihbar veya şikâyet, Cumhuriyet

Başsavcılığına veya kolluk makamlarına yapılabilir.

(2) Valilik veya kaymakamlığa ya da mahkemeye yapılan

ihbar veya şikâyet, ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilir.”

42. 5271 sayılı Kanun’un “Bir suçun işlendiğini öğrenen

Cumhuriyet savcısının görevi” kenar başlıklı 160. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir suretle bir

suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu davasını açmaya

yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini araştırmaya

başlar.”

43. 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri takdir

yetkisi” kenar başlıklı 217. maddesi şöyledir:

“(1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve

huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî

kanaatiyle serbestçe takdir edilir.

(2) Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde

edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”

44. 5271 sayılı Kanun’un “Duruşmalı inceleme” kenar

başlıklı 299. maddesi şöyledir:

“(1) On yıl veya daha fazla hapis cezasına ilişkin

hükümlerde, Yargıtay, incelemelerini sanığın veya katılanın temyiz

başvurusundaki istemi üzerine veya re'sen duruşma yoluyla yapar. Duruşma

gününden sanığa, katılana, müdafi ve vekile haber verilir. Sanık, duruşmada

hazır bulunabileceği gibi, kendisini bir müdafi ile de temsil ettirebilir.

(2) Sanık, tutuklu ise duruşmaya katılmak isteminde

bulunamaz.“

45. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 12/2/2008

tarihli ve E.2007/9-230, K.2008/23 sayılı kararı şöyledir:

“…

Ancak uyuşmazlığın esasına geçmeden önce, ilk hükmün

duruşmalı inceleme istemiyle temyiz edilmesi ve Özel Dairece de bu konuda

olumlu veya olumsuz bir değerlendirme yapılmaması nedeniyle, duruşmalı inceleme

koşullarının değerlendirilmesi gerekmektedir.

5320 sayılı CYY’nın Yürürlük ve Uygulama Şekli

Hakkındaki Yasanın 8. maddesi uyarınca halen bir kısım hükümleri uygulanma

olanağına sahip bulunan, 1412 sayılı CYUY’nın 318. maddesinde duruşmalı

incelemenin koşulları düzenlenmiş olup, anılan hükümde; “Ağır cezaya müteallik

hükümler” ibaresi kullanılmış, anılan ibare 1 Haziran 2005 tarihinde

yürürlükten kaldırılmış bulunan 1412 sayılı CYUY’nın 421. maddesindeki “ağır

ceza işlerinden maksat, ölüm ve ağır hapis ve on seneden fazla hapis cezasını

gerektiren cürümlere ilişkin davalardır.” hükmü doğrultusunda yorumlanarak,

duruşmalı incelemenin koşulları belirlenmiş, 1 Haziran 2005 tarihinden sonra

yürürlüğe giren 5237 sayılı TCY’da ağır-hafif hapis ayrımının kaldırılması ve

421. maddeye benzer bir hükme 5271 sayılı CYY’da yer verilmemesi nedeniyle konu

yeniden tartışılmış,

Bir kısım Dairece, anılan hükmün, Ağır Ceza

Mahkemesinin görev alanına giren suçları işaret ettiği kabul edilerek, 5235

sayılı Yasanın 12. maddesindeki düzenleme doğrultusunda uygulama yapılmış,

Bir kısım Dairece de, duruşmalı incelemeyi düzenleyen

5271 sayılı CYY’nın 299. maddesindeki “on yıl veya daha fazla hapis cezasına

ilişkin hükümler…” ibaresi esas alınmak suretiyle uygulama yapılmıştır.

1412 sayılı CYUY’nın 318. maddesindeki düzenleme her

iki uygulamaya da haklılık verebilecek nitelikte ise de, Yasa koyucunun amacı

gözetildiğinde ve 5271 sayılı CYY’nın hiçbir ayrıksı durum belirtilmeksizin tüm

hükümleriyle yürürlüğe girdiği dikkate alındığında, her ne kadar Bölge Adliye

Mahkemelerinin henüz kurulmaması nedeniyle, bazı hükümleri uygulama olanağına

kavuşmamış ise de, 5271 sayılı CYY’da doğrudan uygulanabilir nitelikte hükmün

bulunması halinde, bu hükmün uygulamada dikkate alınması gerekmesi karşısında,

1412 sayılı CYUY’nın 318. maddesinin, 5271 sayılı CYY’nın 299. maddesi ile

birlikte yorumlanarak, on yıl veya daha fazla hapis cezasına ilişkin hükümlerin

diğer koşulların varlığı halinde duruşmalı incelenmesi gerektiği sonucuna

ulaşılmış, duruşmalı inceleme koşullarının bulunmadığı bir ahvalde bu konuda

Özel Dairece bir değerlendirme yapılmamış olmasının hükmün esasını incelemeye

engel teşkil etmeyeceği oybirliğiyle kararlaştırılmak suretiyle işin esasına

geçilmiştir.

…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

46. Mahkemenin 21/4/2016 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

47. Başvurucu 17/1/2000 tarihinde Hizbullah terör

örgütünün Beykoz’daki villasında örgüt liderlerine baskın yapıldığını, baskında

örgüt lideri H.V.nin öldürüldüğünü, bazı örgüt üyelerinin yakalandığını,

villada yapılan aramada örgüte ait çok sayıda bilgisayar, CD ve disket bulunduğunu,

bu konuyla ilgili olarak İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2000/112 sayılı

dosyasında yargılama yapıldığını, bu olay üzerinden üç yıldan fazla bir süre

geçtikten sonra baskında ele geçirilen bilgi ve belgeler sebep gösterilerek

22/10/2003 tarihinde kendisinin gözaltına alındığını,

i. Gözaltına alındıktan sonra dört gün

uykusuz bırakılarak belli yönde ifade vermesi için zorlandığını,bu nedenle

Anayasa’nın 17. ve 19. maddelerinde güvence altına alınan işkence ve kötü

muamele yasağı ile kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının,

ii. Tanımadığı hâlde örgüt üyesi olduğu

ileri sürülen altı kişinin fotoğrafının kendisine gösterilerek 24/10/2003

tarihinde psikolojik baskı altında kandırılarak müdafi bulundurulmadan teşhis

tutanağının imzalattırıldığını,

Mahkûmiyet kararına dayanak yapılan öz geçmiş

formunun bilgisayarda yazıldığını,formu kimin hazırladığının belli olmadığını,

Hakkında ruh sağlığının bozuk olduğuna dair raporlar

bulunan ve İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 2001/1403 hazırlık No.lu dosyasında

örgüt üyeliğinden soruşturma yapılan şüpheli Ö.B.nin müdafi bulunmaksızın

soruşturmada kendisi aleyhine verdiği beyanlarının delil olarak kullanıldığını,

bu kişinin yargılama sırasında ifadesinin alınmaması suretiyle tanık sorgulama

hakkının ihlal edildiğini ancak bu tanığın beyanlarından kendisinin 2000

yılında Beykoz baskınından sonra örgütle ilişkisinin kesildiğine dair lehine

olan kısımlarının dikkate alınmadığını,

Beykoz baskınında bilgisayarda ele geçirilen şema ve

dokümanların kim tarafından hangi amaçla düzenlendiğinin ve doğru olup

olmadığının incelenmediğini, şemalarda görevli olduğu belirtilen isimlerde

camilerin bulunmadığını,

Hakkındaki iddiaların tamamının 2000 yılında örgüte

yapılan Beykoz baskınında ele geçirilen delillere dayandığını, adli makamların

ve kolluk kuvvetinin ihmali sonucunda davanın çok geç açılması nedeniyle

zamanaşımı hükümlerinden yararlanmasının engellendiğini,

Örgütün faaliyeti çerçevesinde ve amacı

doğrultusunda gerçekleştirdiği bir eyleminin bulunmadığını, örgüte üyelik

suçunun yasal unsurlarının oluşmadığını, polis fezlekelerinin aynen

gerekçelikarara aktarılarak hakkında mahûmiyet kararı verildiğini,

Yargıtayda temyiz incelemesinin duruşmalı

yapılmasını talep etmesine rağmen yasaya aykırı olarak bu talebinin

reddedildiğini,

Yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkının,

iii. Şartları oluşmasına rağmen 4959 sayılı

Kanun’dan yararlandırılmayarak Anayasa’nın 10. maddesinde yer alan ayrımcılık

yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüş, yeniden yargılanma talebinde

bulunmuştur. Başvurucu ayrıca kamuya açık belgerlerde kimliğinin gizlenmesini

istemiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

48. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu

tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların

hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969,

18/9/2013, § 16). Başvurucunun gözaltında dört gün uykusuz bırakılarak belli

yönde ifade vermesi için zorlandığını, bu nedenle Anayasa’nın 17. ve 19.

maddelerinde güvence altına alınan işkence ve kötü muamele yasağı ile kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasının işkence ve kötü

muamele yasağı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir. Başvurucu

şartları oluşmasına rağmen 4959 sayılı Kanun’dan yararlandırılmayarak

Anayasa’nın 10. maddesinde yer alan ayrımcılık yasağının ihlal edildiğini ileri

sürmüş ise de başvurucunun bu iddiası Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmiştir.

a. İşkence ve Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

49. Başvurucu, gözaltında dört gün uykusuz

bırakılarak belli yönde ifade vermesi için işkence yapılarak fotoğraf teşhis

tutanağının imzalatıldığını, bu nedenle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

50. Bakanlık kabul edilebilirliğe ilişkin

görüşünde ilk olarak başvurucunun gözaltında kaldığı 22/10/2013 ile 26/10/2003

tarihleri arasında maruz kaldığı işkence ve kötü muamele oluşturduğunu iddia

ettiği eylemin 23/9/2012 tarihinden önce gerçekleştiği, bu itibarla

başvurucunun şikâyetinin zaman bakımından kabul edilebilirliğinin takdirinin

Anayasa Mahkemesine ait olduğunu bildirmiştir.

51. Başvurucu Bakanlığın bu konudaki görüşüne

karşı zaman bakımından yetki konusunda yargılama süreci sonunda verilen kararın

kesinleşme tarihinin dikkate alınması gerektiğini ileri sürmüştür.

52. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1.

maddesinin (8) numaralı fıkrasına göre Anayasa Mahkemesi 23/9/2012 tarihinden

sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları incelemekle yetkili olduğundan başvuru konusu iddialarla ilgili İlk

Derece Mahkemesi kararının 15/5/2013’te kesinleşmesi nedeniyle Bakanlığın zaman

bakımından yetkisizliğe ilişkin görüşü yerinde görülmemiştir.

53. Bakanlık kabul edilebilirliğe ilişkin ikinci

olarak başvurucunun işkence ve kötü muamele iddialarını adli makamlar önünde

ileri sürmediği, bu nedenle başvurunun başvuru yollarının tüketilip

tüketilmediği yönünden kabul edilebilirliğin Anayasa Mahkemesi tarafından

değerlendirilmesi gerektiğini belirtmiştir.

54. Başvurucu, Bakanlığın bu konudaki görüşüne

cevap olarak gidilebilecek başka bir başvuru yolunun bulunmadığını ifade

etmiştir.

55. 1412 sayılı mülga Kanun’un 151. ve 5271 sayılı

Kanun’un 158. maddesi uyarınca bir suç işlendiğine dair ihbar veya şikâyet

Cumhuriyet Başsavcılığına veya kolluk makamlarına yazılı veya tutanağa

geçirilmek üzere sözlü olarak yapılabilir. 1412 sayılı mülga Kanun’un 153. ve

5271 sayılı Kanun’un 160. maddesi gereğince Cumhuriyet savcısının, ihbar veya

başka bir suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir

öğrenmez kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere soruşturma

başlatma yükümlülüğü bulunmaktadır. İhbar, şikâyet ya da başka bir şekilde

kendiliğinden suç işlendiğini ya da suç işlendiği izlenimini veren bir hâli

öğrenen Cumhuriyet savcısının olayın gerçeğini araştırmak üzere soruşturma

yapma yükümlülüğü bulunmaktadır. Mahkemelerin de kendilerine yapılan ihbar ve

şikâyeti ilgili Cumhuriyet Başsavcılığına göndermesi gerekmektedir.

56. Başvurucunun başvuruya konu kötü muamele

iddiaları ile ilgili olarak adli mercilere başvurmadığı, bu nedenle başvuru

yollarının tüketilmediği ileri sürülmüş ise de suç ihbarı veya şikâyetinin

herhangi bir şekle tabi olmadığı, başvurucunun Cumhuriyet Savcılığında ve sorguda

savunması alınırken işkence ve kötü muamele iddiasında bulunmasının aynı

zamanda suç ihbarı niteliği taşıdığı anlaşıldığından başvuru yollarının

tüketilmediği şeklindeki görüş isabetli bulunmamıştır.

57. Bakanlık kabul edilebilirliğe ilişkin üçüncü

olarak başvurucunun gözaltında yaralandığına, işkence ya da kötü muamele

gördüğüne, uykusuz bırakıldığına yönelik somut bir bilgi ve belgenin

sunulmadığını, iddialarının ispat edilmesini mümkün kılar nitelikte her türlü

makul şüpheden uzak hiçbir kanıtın bulunmadığını, bu bakımdan başvurunun açıkça

dayanaktan yoksunluk yönünden kabul edilebilirliğinin takdirinin Anayasa

Mahkemesine ait olduğu yönünde görüş bildirmiştir.

58. Başvurucu Bakanlığın bu konudaki görüşüne

cevap olarak başvuru formundaki açıklamalarını tekrar etmiştir.

59. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü

fıkraları şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma

ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan

haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

60. Bireyin, bir devlet görevlisi tarafından

hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir

muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması

hâlinde olay hakkında etkili resmî bir soruşturmanın yürütülmesi gerekmektedir

(Tahir Canan, § 25). Ancak bu konuda bir soruşturmanın başlayabilmesi

için öncelikle işkence ve kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle

desteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için her

türlü makul şüpheden uzak kanıtların varlığı gerekir. Bu nitelikteki bir kanıt

yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilemeyen

birtakım karinelerden de oluşabilir. Ancak bu uygun koşulların tespiti hâlinde

bir soruşturma yükümlülüğünün bulunduğundan bahsedilebilir (C.D., B. No:

2013/394, 6/3/2014, § 28).

61. Başvurucunun gerçekten işkence ve kötü muamele

gördüğüne dair iddialarını makul şekilde destekleyen bir doktor raporu veya

başka bir delil ya da delil başlangıcına dayandırmadığı anlaşılmaktadır.

Başvurucunun gözaltında bulunduğu sırada Anayasa’nın 17. maddesine aykırılık

teşkil edecek bir kötü muameleye maruz kaldığı izlenimi doğuran ya da hakkında

düzenlenen doktor raporlarına itiraz ettiğini ortaya koyan herhangi bir bilgi

ya da belge bulunmamaktadır.

62. Başvurucu 24/10/2003 tarihli başvurucunun

ifadelerini içeren örgüt mensubu altı kişinin resimlerinin gösterilerek müdafi

bulundurulmaksızın beyanlarının alındığı fotoğraf teşhis tutanağını imzaladıktan

bir gün sonra müdafi ile birlikte polis memurları tarafından alınan 25/10/2003

tarihli savunmasında, tutanak içeriğini kabul etmemiş; tutanağı ne zaman okuyup

imzaladığını hatırlamadığını söylemiştir.

63. Başvurucu 26/10/2003 tarihinde müdafii ile

birlikte Cumhuriyet savcısına ve sorgu hâkimine vermiş olduğu ifadelerde

tutanak içeriğini reddetmiş; tutanaktaki imzanın kendisine ait olduğunu,

gözaltında bulunduğu süreçte altı saat uyuyabildiğini, tutanağı okumadan

imzalamış olabileceğini, gözaltında bulunduğu sırada fiziksel bir baskı

görmediğini ancak psikolojik olarak baskı altında kaldığını söylemiştir.

64. Başvurucu, ayrıca gözaltında bulunduğu dört

gün boyunca sadece altı saat uyuyabildiğini söylemiştir. Başvurucu, gözaltından

çıkarılırken kendisi hakkında rapor tanzim eden doktora uykusuzluk şikâyetini

dile getirmiştir. Ancak başvurucunun gerek savunma gerekse muayene sırasında

kolluk görevlileri tarafından uykusuz bırakıldığına, yatacak yer temin

edilmediğine dair herhangi bir ifadesi bulunmamaktadır. Başvurucunun uykusuz

kaldığı kabul edilse bile bunun başvurucunun gözaltında bulunmanın oluşturduğu

doğal sıkıntı sonucunda mı yoksa kolluk güçlerinin tutum ve davranışları sonucu

mu gerçekleştiği açık değildir. Kaldı ki başvurucunun gözaltında bulunduğu

sırada kolluk güçlerinin hangi tutum ve davranışlarından dolayı uykusuz

kaldığına dair bir açıklaması da bulunmamaktadır.

65. Bu açıklamalar ışığında başvurucunun gözaltına

alındıktan sonra işkence ve kötü muameleye tabi tutulduğunun ispatını

mümkünkılar nitelikte somut bir verinin bulunmadığı dolayısıyla Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamındaki iddialarının soyut ve kanıtlanmamış

şikâyetlerden oluştuğu anlaşılmaktadır.

66. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkı Kapsamındaki

Şikâyetler

i. Duruşmalı Yargılama Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

67. Başvurucu; hakkında verilen mahkûmiyet

kararının temyiz incelemesinin duruşmalı yapılmasını talep ettiğini, Kanun’da

yer almadığı ve ağır ceza mahkemesinde yargılandığı hâlde verilen cezanın on

yılın altında kalması gerekçe gösterilerek keyfî bir şekilde duruşmalı

yargılama hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

68. Bakanlık görüşünde, Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) kararlarına gönderme yapılarak sanığın duruşmaya bizzat

katılmasının ilk derece mahkemelerinde yapılan duruşmalarda büyük önem arz

ettiği, ilk derece mahkemelerinde aleni bir duruşmanın gerçekleştirilmiş olması

koşuluyla temyiz incelemesinin duruşmasız yapılmasının tek başına adil

yargılanma hakkının ihlal edilmesine neden olmayacağı bildirilmiştir.

69. Başvurucu Bakanlığın görüşüne cevap olarak

başvuru formundaki düşüncelerini tekrar etmiştir.

70. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar

başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

71. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

(AİHS/Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes … cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir…”

72. Anayasa’nın 141. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların

bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu

güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir.”

73. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında

herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde

davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip

olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı

düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi

gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 22).

74. Anayasa'nın “Hak arama hürriyeti” kenar

başlıklı 36. maddesinde herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahip olduğu, “Duruşmaların açık ve kararların

gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin birinci ve ikinci

fıkralarında ise mahkemelerde duruşmaların herkese açık olduğu, duruşmaların

bir kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlakın veya kamu

güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hâllerde karar verilebileceği

düzenlemelerine yer verilmiştir.

75. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı”

kenar başlıklı 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ise herkesin, davasının

kamuya açık olarak görülmesini isteme hakkına sahip olduğu, kararın aleni

verileceği ancak demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal

güvenlik yararına, küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel

hayatlarının gizliliği gerektirdiğinde veya aleniyetin adil yargılamaya zarar

verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak

değerlendirildiği ölçüde duruşma salonunun tüm dava süresince veya kısmen

basına ve dinleyicilere kapatılabileceği hükme bağlanmıştır.

76. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkının temel unsurlarından birisi de Anayasa'nın 141.

maddesinde düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir (Nevruz

Bozkurt, B. No: 2013/664, 17/9/2013, § 32). Buna göre duruşmaların kamuya

açık olarak yürütülmesine ilişkin gereklilik, adil yargılanma hakkının en

önemli güvencelerinden biri olup gerekliliğin temel gayesi kişileri, kamu

denetiminden uzak, kapalı kapılar ardında yürütülmekte olan gizli bir yargılama

ve bunun doğuracağı endişelerden korumaktır. Dolayısıyla yargılamanın

şeffaflığı, mahkemeye duyulması gereken güvenin pekişmesini sağlamak ve

davaların adil bir şekilde görülmesini temin etmek bakımından önemlidir (Tahir

Laçin, B. No: 2013/7011, 5/11/2015, § 46).

77. Yargılamanın açıklığı ilkesinin amacı adli

mekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarak yargılama faaliyetinin

saydamlığını güvence altına almak ve yargılamada keyfîliği önlemektir. Bu

yönüyle hukuk devletinin en önemli gerçekleştirme araçlarından birisini

oluşturur. Özellikle ceza davalarında yargılamanın duruşmalı ve aleni yapılması

silahların eşitliği ilkesinin ve savunma haklarının güvencesini oluşturur (Nevruz

Bozkurt, § 32).

78. AİHM’ye göre duruşma yapmamayı haklı gösteren

istisnai durumlar olmadığı sürece ilk derece mahkemesinin huzurundaki

yargılamalarda, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca

"açık duruşma hakkı" beraberinde "duruşma isteme hakkı"nı

da getirir (Hakansson ve Sturesson/İsveç, B. No: 11855/85, 21/2/1990, §

64).

79. Ancak “duruşmalı yargılama hakkı” her türlü

yargılamanın mutlaka duruşmalı yapılması zorunluluğu anlamına gelmez. Adil

yargılama ilkelerine uyulmak şartıyla usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılması

gibi amaçlarla bazı yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşma

yapılmaksızın karara bağlanması anayasal hakların ihlalini oluşturmaz.

Özellikle ilk derece mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıp karar

verildikten sonra kanun yolu incelemesinin, tarafların iddia veya savunmaları

yazılı olarak alındıktan sonra dosya üzerinden yapılması hâlinde adil

yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemez (Nevruz Bozkurt, § 32).

80. Başvurucunun temyiz incelemesinin duruşmalı

olarak yapılması talebi, Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından reddedilmiştir.

Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bu konuda vermiş olduğu karar doğrultusunda (bkz.

§ 45) on yıldan daha az hapis cezasına hükmolunan sanıklar hakkında temyiz

incelemesinin duruşmasız yapılacağı şeklinde yerleştiği, başvurucu hakkında

terör örgütüneüyelik suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası tayin edilmesi ve

duruşmalı inceleme talebinin süresinden sonrayapılması nedeniyle temyiz

incelemesinin duruşmasız olarak yapıldığı, İlk Derece Mahkemesi önünde

yargılamaların duruşmalı olarak icra edilerek tarafların iddia ve savunmalarını

ortaya koyabildikleri görülmüştür.

81. Açıklanan nedenlerle duruşmalı yargılama

hakkına yönelik bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının

diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

ii. İddia Tanıklarını Sorguya Çekme ve Makul

Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

82. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan iddia tanıklarını sorguya çekme ve makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

a. İddia Tanıklarını Sorguya Çekme Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

83. Başvurucu, hakkında ruh sağlığının bozuk

olduğuna dair raporlar bulunan ve İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının

2001/1403 Hazırlık sayılı dosyasında örgüt üyeliğinden soruşturma yapılan

şüpheli Ö.B.nin müdafii bulunmaksızın kendisi aleyhine olan soruşturmada

7/6/2001 tarihinde verdiği beyanlarının mahkûmiyet kararına dayanak olarak

gösterildiğini, bu kişi aleyhine sonradan açılan kamu davasında soruşturmada

verdiği beyanlarını inkâr ettiğini, anılan kişinin yargılama sırasında tanık

olarak beyanlarının alınmasını talep etmesine rağmen ifadesinin alınmamasının

savunma hakkını kısıtladığını belirterek Anayasa'nın 36. maddesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

84. Bakanlık görüş yazısında, Anayasa’nın 148.

maddesinin (4) numaralı fıkrası ile 6126 sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6)

numaralı fıkrasında bireysel başvurulara ilişkin incelemelerde kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi tutulamayacağı, 48. maddesinin

(2) numaralı fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece

kabul edilemezliğine karar verileceğinin belirtildiğini, bireysel başvuruya

konu davadaki olayların kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanmasının derece mahkemelerine ait olduğunu, bu hususların kabul

edilebilirlik incelemesinde Anayasa Mahkemesi tarafından dikkate alınması

gerektiğini bildirmiştir.

85. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyan

dilekçesinde başvuru formunda belirttiği iddiaları tekrarlamıştır.

86. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında

herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde

davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip

olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı

düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi

gerekir (Onurhan Solmaz, § 22)

87. Bir ceza yargılamasında sanığın aleyhine olan

tanıkları sorguya çekme veya çektirme, lehine olan tanıkların da aleyhine olan

tanıklarla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin

sağlanmasını isteme hakkı Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının

(d) bendi kapsamında düzenlenmiştir. Bu nedenle başvurucunun bir tanığın

dinlenmediği yönündeki iddiasının Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesinin

(3) numaralı fıkrasının (d) bendi kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

88. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının (d) bendi şöyledir:

“(3) Bir suç ile itham edilen herkes aşağıdaki asgari

haklara sahiptir:

…

d) İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek,

savunma tanıklarının da iddia tanıklarıyla aynı koşullar altında davet

edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını istemek;”

89. Sözleşme’nin 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının (d) bendi, hakkında suç isnadı olan kişiye iki hak sağlamaktadır.

Birincisi, aleyhine olan tanıkları çapraz sorgulama, diğer bir deyişle iddia

tanıklarını aleni duruşmada çelişmeli bir biçimde sorgulama hakkı, ikincisi ise

kendi tanıklarının da iddia tanıkları ile eşit şartlar altında davet edilmesi

ve dinlenmesi ve böylece silahların eşitliğinin sağlanması hakkıdır (Ali

İlhan Bayar, B. No: 2013/725, 19/11/2004, § 36).

90. Yargılama makamları, yargılamanın taraflarınca

ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek

zorundadır. Bununla birlikte belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri

değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına

karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada

geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkına

uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp

Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup

olmadığının değerlendirilmesidir. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir

yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların

sağlanması şarttır. Taraflara -tanık delili de dâhil olmak üzere- delillerini

sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu

anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da

yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi gerekir (Muhittin Kaya ve

Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret

Ltd. Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).

91. Kovuşturma sırasında bütün kanıtların

tartışılabilmesi için kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın

huzurunda ortaya konulmaları gerekir. Bu kuralın istisnaları olmakla birlikte

eğer bir mahkûmiyet sadece veya belirli ölçüde sanığın soruşturma veya

yargılama aşamasında sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse

tarafından verilen ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları Sözleşme’nin 6. maddesindeki

güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur. Bu tanığın, sanığın

sorgulamadığı bir dönemde alınan önceki ifadesine dayanılarak mahkûmiyet kararı

verilemez (Atila Oğuz Boyalı, B. No: 2013/99, 20/3/2014, § 46).

92. AİHM'ye göre Sözleşme'nin 6. maddesinin (3)

numaralı fıkrasının (d) bendi ile sağlanan güvence, sanığın suçlu bulunmasından

önce çelişmeli bir yargılama yapılması amacıyla aleyhteki bütün unsurların

kural olarak aleni bir duruşmada ve sanığın önüne sunulması gerekliliğine

dayanmaktadır. Bu gerekliliğe getirilecek istisnaların adil yargılanma hakkı

ile uyumlu olabilmesi için aleyhteki tanık ifadelerine itiraz edebilmek başta

olmak üzere ifadelerinin alınması sırasında ve daha sonraki aşamalarda

tanıkları sorgulamak için uygun ve yeterli olanakların sağlanması gibi savunma

haklarının saklı tutulması şarttır (Balta ve Demir/Türkiye, B. No:

48628/12, 23/6/2015, § 37).

93. Herhangi bir nedenle soruşturmada dinlenen

iddia tanığının duruşmada dinlenmediği durumlarda sanık veya temsilcisinin,

Sözleşme'nin 6. maddesinin (3) numaralı fırkasının (d) bendi anlamında

"iddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek" imkânından mahrum

kalması kaçınılmazdır. Böyle bir sınırlamanın, yargılamanın hakkaniyete

uygunluğunu zedelemediğinin kabul edilebilmesi için makul bir gerekçeye dayalı

olması, sanık aleyhine ulaşılan sonuç bakımından yegâne veya diğerleri arasında

belirleyici nitelikte bir delil olmaması ve nihayet sınırlama ile ortaya çıkan

zorlukları giderecek usul güvencelerinin sağlanmış olması gerekmektedir (Balta

ve Demir/Türkiye, § 39).

94. Somut başvuru incelendiğinde, duruşmada

dinlenmeyen ve yalnızca başka bir soruşturma sırasında verdiği ifadeyle

yetinilen tanık Ö.B.nin beyanlarının İlk Derece Mahkemesinin mahkûmiyet

kararının gerekçesinde delil olarak hükme esas alındığı anlaşılmaktadır (bkz. §

28). Başvurucunun yargılama sırasında tanık Ö.B.nin yargılandığı İstanbul 11.

Ağır Ceza Mahkemesinin E.2001/213 sayılı dosyasının birleştirilmesini talep

etmiş, Mahkemece bu talepler kabul edilmemiş, tanığın beyanlarının hükme esas

alınarak mahkûmiyet kararı verilmesinden sonra temyiz dilekçesinde başvurucunun

yaptığı itirazlar Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından yerinde görülmemiş ve

hüküm onanmıştır.

95. Başvurucunun mahkûmiyetinde dayanak yapılan delillerden

birisi olan tanık Ö.B.nin ifadesi avukat huzurunda alınmamış; Mahkeme, itiraz

konusu olan bu ifadelerin alınma biçimini ve koşullarını tespit etmeye yönelik

herhangi bir girişimde bulunmamıştır. Dolayısıyla tek delil olmamakla beraber

başvurucunun aleyhine belirleyici delil olan ve başvuranın mahkûm edilmesini

mümkün kılan söz konusu tanık ifadelerinin güvenilirliği ve doğruluğu hakkında

ciddi kuşkular bulunduğuna dair başvurucunun iddialarının yersiz olduğu

söylenemez.

96. Mahkûmiyet kararı, terör örgütü lideri H.V.nin

evinde ele geçirilen bilgisayar, CD ve disketlerde bulunan başvurucunun

fotoğraflı öz geçmiş raporu, başvurucunun da yer aldığı örgüt şeması ve ders

düzenini anlatan delillerin yanı sıra başvurucunun soruşturma veya yargılama aşamasında

sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı tanık Ö.B. tarafından verilen

ifadeye dayandırılmış olduğundan ve savunma hakkının korunması için tedbir

alınmadığından başvurucunun hakları Anayasa’nın 36. maddesindeki güvencelerle

bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmıştır. Diğer bir ifadeyle başvurucunun üyesi

olduğu kabul edilen örgütle başvurucu arasında bağlantı kurulurken bu tanığın

soruşturmadaki beyanları da gerekçe olarak gösterilmiştir. Başvurucunun bu

tanığın duruşmada dinlenmesi yönündeki talebinin reddedilmesi suretiyle tanığın

ifadelerinin güvenilirliği ve inandırıcılığının test edilmesi imkânından ve

iddia tanığını sorgulama hakkından mahrum kaldığı sonucuna varılmıştır.

97. Açıklanan nedenlerle hakkaniyete uygun

yargılanma hakkının bir unsuru olan iddia tanıklarını sorguya çekme hakkı ile

bağlantılı olarak Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

98. Başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesi

kapsamında adil yargılanma hakkıyla ilgili diğer tüm şikâyetlerinin, tanık

sorgulatma hakkı yönünden verilen ihlal kararı nedeniyle ayrıca incelenmesine

gerek görülmemiştir (Tahir Laçin, § 75).

b. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

99. Başvurucu 22/10/2003 tarihinde gözaltına

alınmasıyla başlayan ve İlk Derece Mahkemesinin nihai kararının Yargıtay 9.

Ceza Dairesi tarafından 15/5/2013 tarihinde onanması ile sona eren yargılamanın

makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

100. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, § 18) Sözleşme

metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut

görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen

adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi

içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma

hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

101. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç

dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu

ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi

hususlar bir davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve diğerleri, §§

41-45).

102. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul

sürede karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza

kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun

kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın

kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E., B. No:

2012/625, 9/1/2014, § 31). Başvuru konusu olayda başvurucu hakkında

"devletin birliğini ve ülkenin bütünlüğünü bozmak, kişinin yerine

getirdiği kamu görevi nedeniyle kasten öldürme ve 6136 sayılı Yasa'ya

muhalefet" suçlarını işlediği iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu

hakkında isnat olunan suçlar, kanunlarda hapis cezasını gerektirir şekilde

tanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı

yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda

kuşku bulunmamaktadır (B.E., § 32).

103. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul

olup olmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği

iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak

etkilendiği arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır.

Somut başvuru açısından bu tarih, başvurucunun gözaltına alındığı

22/10/2003’tür. Ceza yargılamasında sürenin sona erdiği tarih, suç isnadının

nihai olarak karara bağlandığı, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa

Mahkemesinin makul süre şikâyetiyle ilgili kararını verdiği tarihtir (Ersin

Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 35). Bu kapsamda somut yargılama

faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin başvurucu hakkında verilen

mahkûmiyet kararının kesinleşme tarihi olan 15/5/2013 olduğu anlaşılmaktadır.

104. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde

yürütülen soruşturma kapsamında 22/10/2003 tarihinde gözaltına alınan başvurucu

hakkında İstanbul DGM Cumhuriyet Başsavcılığının 11/11/2003 tarihli iddianamesi

ile İstanbul 11. DGM’ye kamu davası açılmıştır. Açılan bu dava aynı örgüt

yönetici ve üyeleri hakkında İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2000/112

sayılı kamu davasıyla 12/10/2005 tarihinde birleştirilmiştir. İstanbul 13. Ağır

Ceza Mahkemesinin bu dosyasında aynı örgütle bağlantılı bir çok dava

birleştirilmiştir. Mahkemenin 16/2/2012 tarihli kararıyla yargılama sona ermiş,

başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararı Yargıtay 9. Ceza Dairesi

tarafından 15/5/2013 tarihinde onanarak kesinleşmiştir. Başvurucu hakkındaki

soruşturma ve kovuşturma yaklaşık 9 yıl 7 ay süren yargılama sonucunda

tamamlanmıştır.

105. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama

usullerine tabi mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede

tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve

Anayasa Mahkemesi tarafından makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

yönünde kararlar verilmiştir (B.E., §§ 23-41; Ersin Ceyhan, §§

24-40).

106. Başvuruya konu davada hakkında tefrik kararı

verilen sanıklar hariç 26 sanık, 28 maktul, 71 müştekinin bulunduğu, farklı

mahkemeler önünde başlatılmış ve sonradan birleştirilmiş birçok dosyanın

bulunması ve davanın diğer özel koşulları dikkate alındığında başvuruya konu

yargılamanın karmaşık olduğu, sanıklar ve/veya müdafilerinin esas hakkında

savunma yapmak için birçok kez süre talebinde bulunmaları nedeniyle

yargılamanın uzamasında başvurucunun da kısmi payının olduğu söylenebilir ise

de davaya bütün olarak bakıldığında tutuklu birçok sanığın yer aldığı davada

duruşmaların yaklaşık dört beş aylık aralıklarla yapılması nedeniyle somut

başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı

ve süresi dokuz yılı aşmış olan yargılama sürecinde makul olmayan bir

gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

107. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi

Yönünden

108. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

109. Başvurucu adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğinin tespiti ve yeniden yargılanma talebinde bulunmuştur. Başvurucunun

tazminat talebi bulunmamaktadır.

110. Başvuruda iddia tanıklarını sorguya çekme

hakkı ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

111. İddia tanıklarını sorguya çekme hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki

yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

112. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL

harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama

giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin

gizli tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1. İşkence ve kötü muamele yasağı ile duruşmalı

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. İddia tanıklarını sorguya çekme hakkı ile

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. 1. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan iddia tanığını sorguya çekme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin iddia tanıklarını

sorguya çekme hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak üzere İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

E. Tazminat talebi bulunmadığından bu konuda

karar verilmesine YER OLMADIĞINA,

F. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden

oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben

başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 21/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/8130, 21 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası