İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nail Yılmaz Başvurusu (B. No: 2014/4147)

1.

Başvuru No2014/4147Tarih10 Haziran 2015Okuma17 dk · 3.494 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Nail Yılmaz Başvurusu

Karar tarihi
10 Haziran 2015
Başvuru Numarası
2014/4147
R.G. Tarih- Sayı
15/7/2015-29417
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.494 kelime·17 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1.

Başvurucu, “suç işlemek amacıyla kurulan

örgüte üye olma, yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma”

suçlarını işlediği iddiasıyla yargılandığı davada, soruşturma aşamasında müdafiin dosyayı inceleme yetkisi kısıtlandığı için etkin

savunma yapamadığını, uzun süredir tutuklu olduğunu, tutukluluğunun makul

olmayan bir süredir devam ettiğini ve Kanun’da öngörülen azami süreyi aştığını,

yargılamanın halen devam ettiğini ve makul sürede sonuçlandırılmadığını

belirterek, Anayasa’nın 19. ve 36. maddelerinde yer alan kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş,

maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2.

Başvuru, 26/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari

yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir

durumunun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 10/6/2014 tarihinde, kabul

edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4.

Bölüm Başkanı tarafından 18/7/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği, görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 15/8/2014 tarihli yazısında, Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen,

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve UYAP

aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen

soruşturma kapsamında 19/12/2006 tarihinde gözaltına alınmıştır.

8. Bursa 4. Sulh Ceza Mahkemesince 21/12/2006 tarihli ve

2006/683 Sorgu sayılı karar ile başvurucunun tutuklanmasına karar verilmiştir.

9. Bursa Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 6/2/2007

tarihli ve 2007/7 sayılı fezleke, kamu davası açılmak üzere, 4/12/2004 tarih ve

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250. maddesi ile görevli ve yetkili

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

10. Başvurucu ve diğer yirmi üç şüpheli hakkında, İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığının (CMK. 250. maddesi ile yetkili) 1/3/2007 tarihli ve

E.2007/333 sayılı iddianamesi ile "çıkar

amaçlı silahlı suç örgütü kurmak, yönetmek, kurulan örgüte üye olmak, örgüt

faaliyetleri kapsamında silahla birden fazla kişiyle yağma yapmak ve yağmaya

teşebbüs etmek, zorla kişi hürriyetinden mahrum bırakmak, 6136 ve 2521 sayılı

Kanunlara muhalefet" suçlarını işledikleri iddiasıyla kamu

davası açılmıştır.

11. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi (CMK. 250. maddesi ile

görevli), 15/4/2013 tarihli ve E.2007/165, K.2013/95 sayılı kararı ile

başvurucunun “kişiyi hürriyetinden yoksun

kılma” suçundan beraatine, “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, yol

kesmek suretiyle silahla birden fazla kişi ile yağma (3 kez), birden fazla kişi

tarafından birlikte yağma, cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi

hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından toplam 44 yıl 33 ay 20 gün

hapis cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluğunun devamına karar vermiştir.

12. Başvurucunun, makul olmayan bir süredir tutuklu olduğu ve

tutukluluk süresinin beş yılı geçtiği iddiasıyla 24/4/2013 tarihinde

tutukluluğunun devamı kararına yaptığı itiraz, Mahkemece 2/5/2013 tarihli ve

E.2007/165 sayılı ara karar ile reddedilmiştir.

13. Başvurucunun, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesinin ret

kararına itirazı İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 7/5/2013 tarihli ve

2013/218 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir. Başvurucu, 19/7/2013

tarihinde makul olmayan bir süredir tutuklu olduğu ve tutukluluk süresinin beş

yılı geçtiği gerekçesiyle tutukluluğunun devamı kararına tekrar itiraz etmiş

olup Mahkemece bu konuda herhangi bir değerlendirme yapılıp yapılmadığı tespit

edilememiştir.

14. Başvurucu, 26/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

15. Gerekçeli karar temyiz edilmiş, Yargıtay 6. Ceza Dairesi,

30/10/2014 tarihli ve E.2014/6342, K.2014/18152 sayılı ilâmı ile “hükme esas alınan iletişim tespit tutanakları,

sanıkların ve mağdurların hazırlık ifadeleri, teşhis tutanakları, ekspertiz

raporları, fiziki takip tutanakları, bilgisayar inceleme ve görüntü tespit

tutanağı, gizli takip kayıt ve CD çözüm tutanakları ile arama ve muhafaza

altına alma ile yakalama ve zapt etme tutanaklarının denetime olanak verecek

şekilde dosya arasında bulundurulmadığı” gerekçesiyle hükmü

bozmuştur.

16. Özel yetkili mahkemelerin kapatılması üzerine, Hakimler

ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) 30/4/2014 tarihli ve 61434595-550/13943

sayılı dosya devri hakkındaki kararı uyarınca, suç yeri Bursa ili olduğundan

dava dosyası görevli ve yetkili Bursa Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.

17. Dava dosyası, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince, Bursa

4. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/366 sayılı dosyasına devredilmiştir.

18. Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesince, devredilen dava dosyası

incelenmiş, E.2014/445 sayılı dava dosyasına kaydı yapılarak yargılamaya devam

edilmiştir.

19. Mahkemece, 5/12/2014 tarihli tensip tutanağı ile

başvurucu hakkındaki delillerin toplanmış olması, tutuklu kalınan süre ve

Anayasa Mahkemesinin 3/4/2014 tarihli ve B. No: 2013/736 sayılı kararı ile bu

karardaki gerekçe dikkate alınarak başvurucu hakkında yurtdışı çıkış yasağı

konulmasına ve başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir.

20. Yargılama, Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2014/445

sayılı dosyasında halen devam etmektedir.

B. İlgili

Hukuk

21. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 109.

maddesinin (2) numaralı fıkrası, (3) numaralı fıkrasının (a) ve (b) bentleri,

149. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a), (c), (d), (f) ve (g) bentleri,

220. maddesinin (2) ve (3) numaralı fıkraları; 5271 sayılı Kanun’un 223.

maddesinin (2) numaralı fıkrasının (e) bendi.

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

22. Mahkemenin 10/6/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 26/3/2014 tarih ve 2014/4147 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu, 19/12/2006 tarihinde gözaltına alındığını ve 21/12/2006

tarihinde tutuklandığını, tutukluluğunun makul olmayan bir süredir devam

ettiğini ve Kanun’da öngörülen azami süreyi aştığını, “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, yağma

ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarını işlediği iddiasıyla

yargılandığı davada, soruşturma aşamasında müdafiin

dosyayı inceleme yetkisi kısıtlandığı için etkin savunma yapamadığını, kısıtlanan savunma hakkının iddianamenin

tebliği ile sona erdiğini, ancak soruşturma aşamasında aleyhe delillere

ulaşamadığından yaklaşık dört ay boyunca savunma yapamadan tutuklu kaldığını, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca

1/3/2007 tarihinde hakkında açılan kamu davasının halen devam ettiğini ve

yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek, kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Soruşturma Aşamasında Savunma Hakkının İhlali İddiası

24. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrası şöyledir:

"Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem ve

kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler."

25. Anılan Kanun hükmü uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisinin başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup, Mahkeme, ancak bu

tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel

başvuruları inceleyebilir. Niteliği itibarıyla kamu düzenine ilişkin olan bu

başvuru şartını taşımayan bireysel başvuruların incelenebilmesi mümkün

değildir.

26. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi için kesin

bir tarihin belirlenmesi ve Mahkemenin yetkisinin geriye yürür şekilde

uygulanmaması hukuk güvenliği ilkesinin bir gereğidir (Zafer Öztürk, B. No: 2012/51, 25/12/2012,

§ 18).

27. Başvurucu, 19/12/2006 tarihinde gözaltına alındığını ve

21/12/2006 tarihinde tutuklandığını, “suç

işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma, yağma ve kişiyi hürriyetinden yoksun

kılma” suçlarını işlediği iddiasıyla yargılandığı davada, soruşturma

aşamasında müdafiin dosyayı inceleme yetkisi

kısıtlandığı için etkin savunma yapamadığını, kısıtlanan savunma hakkının

iddianamenin tebliği ile sona erdiğini, ancak soruşturma aşamasında aleyhe

delillere ulaşamadığından yaklaşık dört ay boyunca savunma yapamadan tutuklu

kaldığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

28. Somut olayda başvurucu, 19/12/2006 tarihinde gözaltına

alınmış, 21/12/2006 tarihinde tutuklanmış, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının

1/3/2007 tarihli iddianamesi ile başvurucu ve diğer yirmi üç şüpheli hakkında, "çıkar amaçlı silahlı suç örgütü kurmak,

yönetmek, kurulan örgüte üye olmak, örgüt faaliyetleri kapsamında silahla birden

fazla kişiyle yağma yapmak ve yağmaya teşebbüs etmek, zorla kişi hürriyetinden

mahrum bırakmak, 6136 ve 2521 sayılı Kanunlara muhalefet"

suçlarını işledikleri iddiasıyla kamu davası açılmıştır.

29. Başvurucu, soruşturma aşamasında müdafiin

dosyayı inceleme yetkisi kısıtlandığı için aleyhe delillere ulaşamadığından

yaklaşık dört ay boyunca savunma yapamadan tutuklu kaldığını, ancak gözaltına

alındığı 19/12/2006 tarihinde kısıtlanan savunma hakkının iddianamenin tebliği

ile sona erdiğini ve tebliğden itibaren dosyadaki tüm deliller hakkında bilgi

sahibi olduğunu belirtmiştir. Başvurucu hakkında, 1/3/2007 tarihinde düzenlenen

iddianamenin Mahkemece kabul edilerek, soruşturma aşamasının sona erdiği ve

28/3/2007 tarihinde düzenlenen tensip tutanağı ile iddianamenin başvurucuya

tebliğ edildiği anlaşılmıştır.

30. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun soruşturma aşamasında

savunma hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetinin Anayasa Mahkemesinin

yetkisinin başladığı tarihten önceye ait olduğu anlaşıldığından, başvurunun bu

kısmının "zaman bakımından

yetkisizlik" nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği Hakkının İhlali İddiası

31. Başvurucu, 19/12/2006 tarihinde gözaltına alındığını ve

21/12/2006 tarihinde tutuklandığını, tutukluluğunun makul olmayan bir süredir

devam ettiğini ve Kanun’da öngörülen azami süreyi aştığını belirterek, kişi

özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

32. 6216 sayılı Kanun’un "Bireysel

başvuru usulü" kenar başlıklı 47. maddesinin (5) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten;

başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün

içinde yapılması gerekir. ..."

33. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün "Başvuru süresi ve mazeret" kenar başlıklı 64.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği tarihten,

başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün

içinde yapılması gerekir."

34. Bireysel başvurunun kabul edilebilirlik koşullarından

olan başvuru süresine riayet edilmesi şartı, bireysel başvuru incelemesinin her

aşamasında resen nazara alınması gereken bir başvuru koşuludur (Taner Kurban, B. No: 2013/1582, 7/11/2013,

§ 19).

35. Yukarıda belirtilen hükümler uyarınca bireysel

başvurunun, başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin

öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir. Bu

yönüyle başvuru yollarının tüketilmesi ve başvuru süresine ilişkin koşullar

arasında yakın bir bağlantı bulunmaktadır. Ancak belirtilen hükümlerde yer

verilen olağan başvuru yolları ibaresinin, başvurucunun şikâyetleri açısından

makul bir başarı şansı sunabilecek ve bir çözüm sağlayabilecek nitelikte,

kullanılabilir ve etkili başvuru yolları olarak anlaşılması gerekir. Olağan

başvuru yollarının tamamının tüketilmesi ibaresinin katı bir şekilde

yorumlanması, birtakım başvurular açısından bireysel başvurunun amacıyla

bağdaşmayan neticelere yol açabilecektir. Bu nedenle, olayın özel şartları

içinde etkisiz ve yetersiz olan bir kanun yolunun tüketilmesi şartı

aranmaksızın, her bir başvuru yolunun somut başvurular açısından etkili olup

olmadığının münferiden denetlenmesi gerekmektedir (Taner Kurban, § 20).

36. Bireysel başvurunun, başvuru yolu öngörülmüş olması

halinde bu yolun tüketildiği tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması

gerektiği belirtilmekle beraber, başvuru süresinin başlangıç tarihinin

belirlenmesi hususunda başvurucunun nihai karardan yeterince bilgi sahibi

olması aranacaktır. Bu noktada, nihai kararın tebliğinin öngörüldüğü hallerde

tebliğ tarihinin, tebliğ şartı öngörülmeyen hallerde ise başvurucunun kararın

içeriğini kesin olarak öğrenebildiği tarihin esas alınması gerekir (Taner Kurban, § 21).

37. Devam eden tutukluluğun hukuka aykırı olduğu iddiasıyla

yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin temel amacı, tutukluluğun hukuka

aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan sebep veya sebeplerin

bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde buna bağlı olarak

ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak gösterilen hukuki

sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest kalmasının yolu

açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanun yolunda

çelişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygun olarak bir

inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla belirtilen

nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma amacıyla

yapılacak bireysel başvuruların, olağan kanun yolları tüketilmek şartıyla,

tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (Korcan Pulatsü, B. No:

2012/726, 2/7/2013, § 30).

38. Ancak başvurucu hâlihazırda tahliye olmuş ya da hakkında ilk

derece mahkemesinin mahkûmiyet hükmü kesinleşmiş ise bireysel başvuru açısından

talebi, hukuka aykırılığın tespiti ve gerekiyorsa belli bir miktar tazminata

hükmedilmesiyle sınırlı kalacaktır. Dolayısıyla bu tür ihlal iddiaları

bakımından varsa başvuru yolları denendikten sonra bireysel başvuru

yapılmalıdır (Korcan Pulatsü, § 31).

39. Buna karşılık, kişi serbest bırakılmadan yargılanmakta

olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm olmuşsa, mahkûmiyet tarihi

itibarıyla tutukluluk hali sona erer. Çünkü bu durumda kişinin hukuki durumu "bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu"

olma kapsamından çıkmaktadır. Bireysel başvuru incelemesi açısından,

tutuklamanın şartları ile mahkûmiyete hükmedilmesi arasındaki esaslı fark da

bunu gerektirir. Zira mahkûmiyete karar verilmesi, şüphenin yenildiği anlamına

gelmekte; isnat olunan suçun işlendiği, bundan failin sorumlu olduğunun sübuta

erdiği kabul edilmekte ve bu nedenle sanık hakkında hürriyeti bağlayıcı cezaya

ve/veya para cezasına hükmedilmektedir. Bir başka ifadeyle tutuklu sanığın

hukuki statüsü değişmekte, tutuklanmasına neden olan (kuvvetli) şüphe, yerini

her türlü şüpheden uzak bir kabulü ifade eden "kanaat"e bırakmaktadır. Bu

nedenle mahkûmiyetle birlikte kişinin kuvvetli suç şüphesinin ve bir tutuklama

nedenine bağlı olarak tutukluluk halinin sona erdiğinin kabulü gerekir. Bu

bakımdan, mahkûmiyet kararının kesinleşmiş olması ayrıca gerekmez. Nitekim

gerek Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), gerekse Yargıtay, mahkûmiyet

kararı sonrası tutulma halini tutukluluk olarak nitelendirmemektedir. AİHM, ilk

derece mahkemesi kararıyla mahkûm olan bir sanığın, söz konusu mahkûmiyet

kararından sonraki tutulmasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme)

5. maddesinin birinci fıkrasının (a) bendi hükmü uyarınca "mahkûmiyet sonrası tutma"

olarak değerlendirmekte ve tutukluluk süresinin hesabında dikkate almamaktadır

(Benzer yöndeki bir AİHM kararı için bkz. Solmaz/Türkiye,

B. No: 27561/02, 16/1/2007, §§ 23, 24; Şahap

Doğan/Türkiye, B. No: 29361/07, 27/5/2010, § 26). Aynı yaklaşım

Yargıtay Ceza Genel Kurulu (YCGK) tarafından da benimsenmektedir. YCGK'nin 12/4/2011 tarih ve E.2011/1-51, K.2011/42 sayılı

kararında, "hakkında mahkûmiyet hükmü

kurulmakla sanığın atılı suçu işlediği yerel mahkeme tarafından sabit görülmekte

ve bu aşamadan sonra tutukluluğun dayanağı mahkûmiyet hükmü olmaktadır."

gerekçesiyle, temyizde geçen sürenin tutukluluk süresine dâhil edilmeyeceğine

karar verilmiştir (Hasan Elçi, B.

No: 2013/6398, 3/4/2014, §32).

40. Bu nedenle mahkumiyete ilişkin nihai kararla birlikte,

sanığın tutukluluğa ilişkin hukuki statüsü ve dolayısıyla tabi olduğu rejim

değiştiğinden, otuz günlük başvuru süresinin, itiraz yoluna başvurulmayan

durumlarda, tutukluluğun hükümle birlikte devamına dair kararın başvurucu tarafından

öğrenildiği tarihten itibaren hesaplanması gerekir (Hasan Elçi, § 33, benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Atalay Öztürk/Türkiye [KK], B. No:

54890/09, 7/1/2014). Tutukluluğun hükümle birlikte devamına dair karara karşı

itiraz yoluna başvurulmuş olması durumunda ise otuz günlük başvuru süresinin,

itirazın reddine dair kararın başvurucu tarafından öğrenildiği tarihten

itibaren hesaplanması gerekir.

41. Somut olayda, 19/12/2006 tarihinde gözaltına alınan ve

21/12/2006 tarihinde tutuklanan başvurucunun, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesice 15/4/2013 tarihinde mahkûmiyetine ve tutukluluk

halinin devamına karar verilmiştir. Başvurucunun, 24/4/2013 tarihinde

tutukluluğunun devamı kararına yaptığı itiraz, Mahkemece 2/5/2013 tarihli ve

E.2007/165 sayılı ara karar ile reddedilmiştir. Başvurucunun, İstanbul 10. Ağır

Ceza Mahkemesinin ret kararına itirazı da İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin

7/5/2013 tarihli ve 2013/218 Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir.

Başvurucu, 19/7/2013 tarihinde tutukluluğunun devamı kararına tekrar itiraz

etmiştir. Dolayısıyla başvurucunun, İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin

7/5/2013 tarihli kararını en geç 19/7/2013 tarihi itibarıyla öğrendiğinin

kabulü gerekir. Buna göre, başvurucunun 26/3/2014 tarihinde yapmış olduğu

bireysel başvurunun, bu şikayet yönünden süresi

içerisinde yapıldığının kabul edilmesi mümkün değildir.

42. Açıklanan nedenlerle, ihlale neden olduğu iddia edilen

karara ilişkin olarak otuz gün geçtikten sonra yapılan başvurunun bu kısmının,

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin "süre aşımı" nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c.

Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası

43. Başvurucu, 19/12/2006 tarihinde gözaltına alındığını ve

21/12/2006 tarihinde tutuklandığını, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca

1/3/2007 tarihinde hakkında açılan kamu davasının halen devam ettiğini ve

yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek, adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

44. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu

bölümüne ilişkin olarak da kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

45. Başvurucu, 19/12/2006 tarihinde gözaltına alınmasıyla

başlayan yargılama sürecinin halen devam ettiğini ve yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüş, manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

46. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan

bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma

hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde

yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın

36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır (Güher Ergun ve Diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

47. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (Güher Ergun ve

Diğerleri, §§ 41–45).

48. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul sürede

karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza

kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun

kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın kendiliğinden

adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E.,

B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31). Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında, “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak,

birden fazla kişi tarafından birlikte yağma, cebir, tehdit veya hile kullanarak

kişiyi hürriyetinden yoksun kılma” suçlarını işlediği iddiasıyla

soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan suçlar 5237 sayılı

Kanun’da hapis cezasını gerektirir şekilde tanımlanmışlardır. Bu çerçevede

başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın Anayasa’nın 36.

maddesinin güvence kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B.E., § 32).

49. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup

olmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasının

yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği

arama ve gözaltı gibi bir takım tedbirlerin

uygulanması anıdır. Somut başvuru açısından bu tarih, başvurucunun Bursa

Cumhuriyet Başsavcılığınca gözaltına alındığı 19/12/2006 tarihidir. Ceza

yargılamasında sürenin sona erdiği tarih, suç isnadının nihai olarak karara

bağlandığı, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin

makul süre şikâyetiyle ilgili kararını verdiği tarihtir (Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, §

35).

50. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde, Bursa

Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında 19/12/2006 tarihinde

gözaltına alınarak Bursa 4. Sulh Ceza Mahkemesince 21/12/2006 tarihinde

tutuklanan başvurucu hakkında düzenlenen fezlekenin görevli ve yetkili İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının

1/3/2007 tarihli iddianamesi ile başvurucu ve diğer yirmi üç şüpheli hakkında, "çıkar amaçlı silahlı suç örgütü kurmak, yönetmek,

kurulan örgüte üye olmak, örgüt faaliyetleri kapsamında silahla birden fazla

kişiyle yağma yapmak ve yağmaya teşebbüs etmek, zorla kişi hürriyetinden mahrum

bırakmak, 6136 ve 2521 sayılı Kanunlara muhalefet" suçlarını

işledikleri iddiasıyla kamu davası açıldığı tespit edilmiştir. İstanbul 10.

Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonunda 15/4/2013 tarihli karar ile

başvurucunun “kişiyi hürriyetinden yoksun

kılma” suçundan beraatine, “suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olmak, yol

kesmek suretiyle silahla birden fazla kişi ile yağma (3 kez), birden fazla kişi

tarafından birlikte yağma, cebir, tehdit veya hile kullanarak kişiyi

hürriyetinden yoksun kılma” suçlarından mahkûmiyetine ve

tutukluluğunun devamına karar verildiği, temyiz üzerine hükmün, Yargıtay 6.

Ceza Dairesinin, 30/10/2014 tarihli ilâmı ile bozulduğu belirlenmiştir. Bozma

üzerine, dava dosyasının görevli ve yetkili Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesine

gönderildiği, davanın, Mahkemenin E.2014/445 sayılı dosyasına kaydedildiği,

5/12/2014 tarihli tensip tutanağı ile başvurucunun tahliyesine karar verildiği

ve yargılamanın halen devam ettiği anlaşılmıştır.

51. 5271 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar

daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından

makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar verilmiştir (B.E., §§ 23-41; Ersin Ceyhan, §§ 24-40).

52. Başvuruya konu davada yer alan kişi sayısı ve davanın

mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği başvuruya konu

yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya bütün olarak

bakıldığında, somut başvuru açısından farklı bir karar verilmesini gerektirecek

bir yön bulunmadığı ve söz konusu sekiz yılı aşkın süredir devam eden yargılama

sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

53. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

54. Başvurucu, yargılama makul sürede sonuçlandırılmadığı

için 10.000,00 TL maddi ve 10.000,00 TL manevi tazminata hükmedilmesini talep

etmiştir.

55. 6216 sayılı Kanun'un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

56. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin sekiz yılı

aşkın süredir devam eden yargılama süresi nazara alındığında, yargılama faaliyetinin

uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında başvurucuya net 4.400,00 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

57. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde bulunulmuş

olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında

illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebinin

reddine karar verilmesi gerekir.

58. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca

tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.706,10 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

59. Başvuruya konu yargılamanın sekiz yılı aşkın süredir

devam ettiği ve bu hususun makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiği

gözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan bir yargılama

dosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü zararın devam

etmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısa sürede

sonuçlandırılmasını teminen, kararın bir örneğinin

ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Savunma hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiasının “zaman

bakımından yetkisizlik” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının "süre aşımı" nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığı yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

4.

Makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya, net 4.400,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer

taleplerinin REDDİNE,

C. Başvurucu tarafından yapılan 206,10 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.706,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

E. Kararın bir örneğinin Bursa 4. Ağır Ceza Mahkemesine

gönderilmesine,

10/6/2015

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Hasan Tahsin GÖKCAN Rıdvan GÜLEÇ Raportör Yrd. : Derya ATAKUL Başvurucu : Nail YILMAZ Vekili : Av. Mübeccel PINARLIDAĞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/4147, 10 Haziran 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. B. No: 27561/02, 16/1/2007, §§ 23, 24; Şahap
  16. D. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  17. Dursun
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/4147
Tarih
10 Haziran 2015

İlgili Kararlar

  • Rabia Ersoy Başvurusu (B. No: 2014/632)
  • Vatan Tulgar Başvurusu (B. No: 2014/3457)
  • Serdar Aydın ve Eşref Aydın Başvurusu (B. No: 2014/16934)
  • Mahmut Çevik Başvurusu (B. No: 2013/2896)
  • Savaş Yıldırım Başvurusu (B. No: 2013/6258)
  • Mehmet Mustafa Erat Başvurusu (B. No: 2014/7686)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.