İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nazif Çalıkoğlu Başvurusu (B. No: 2013/5468)

1. Başvurucu, 5/5/2005 tarihinde İstanbul 8. İş Mahkemesinde

Başvuru No2013/5468Tarih18 Haziran 2014Okuma15 dk · 2.978 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Nazif Çalıkoğlu Başvurusu

Karar tarihi
18 Haziran 2014
Başvuru Numarası
2013/5468
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.978 kelime·15 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, 5/5/2005 tarihinde İstanbul 8. İş Mahkemesinde

açtığı alacak ve tazminat davasının 2/11/2010 tarihinde zamanaşımı nedeniyle

reddedildiğini ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 8/7/2013 tarihinde İstanbul 7. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 26/11/2013 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

I.4. Birinci Bölümün

12/12/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği

görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş, Adalet Bakanlığınca 17/1/2014

tarihli yazı ile görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu, 5/5/2005 tarihinde, bir şirket aleyhine

İstanbul 8. İş Mahkemesinde açtığı davada, 21/12/1991 ilâ 17/4/2005 tarihleri

arasında davalıya ait işyerinde çalıştığını, 17/4/2005 tarihinde işveren

tarafından iş akdinin feshedildiğini, 1/10/1992 ilâ 31/3/1995 tarihleri

arasındaki dönem için düzenlenen toplu iş sözleşmesi hükümleri ile belirlenen

ücretlerin eksik ödendiğini ileri sürerek, ücret alacağı ve tazminatların

tahsilini talep etmiştir.

8. Mahkeme, 2/11/2010 tarih ve E.2005/360, K.2010/922 sayılı

kararla, başvurucunun alacaklarının zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın

reddine karar vermiştir.

9. Temyiz üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 14/5/2013

tarih ve E.2011/7272, K.2013/14363 sayılı ilamıyla hüküm onanmıştır.

10. Karar, 5/7/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

11. Başvurucu, 8/7/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

12. 12/1/2011 tarih ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

13. 22/5/2003 tarih ve 4857

sayılı İş Kanunu’nun 32. maddesinin son fıkrası şöyledir:

“Ücret alacaklarında zamanaşımı süresi beş yıldır.”

14. 30/1/1950 tarih ve 5521

sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İş Kanununa göre işçi sayılan

kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında

istisna edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri

arasında iş akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan

hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş

mahkemeleri kurulur.”

15. 5521 sayılı Kanun’un 7.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İş mahkemelerinde şifahi yargılama usulü uygulanır. İlk

oturumda mahkeme tarafları sulha teşvik eder. Uzlaşamadıkları ve taraflar veya

vekillerinden birisi gelmediği takdirde yargılamaya devam olunarak esas

hakkında hüküm verilir.”

16. 5521 sayılı Kanun’un 15.

maddesi şöyledir:

“Bu Kanunda sarahat bulunmıyan

hallerde Hukuk Muhakemeleri Usulü Kanunu hükümleri uygulanır.”

17. 6100 sayılı Kanun’un “Diğer kanunlardaki yargılama usulü ile ilgili

hükümler” kenar başlıklı 447. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Diğer kanunların sözlü yahut seri yargılama usulüne atıf

yaptığı hâllerde, bu Kanunun basit yargılama usulü ile ilgili hükümleri

uygulanır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

18. Mahkemenin 18/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 8/7/2013 tarih ve 2013/5468 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

19. Başvurucu, 5/5/2005 tarihinde İstanbul 8. İş Mahkemesinde

açtığı alacak ve tazminat davasında beş yıl yargılama yapıldıktan sonra,

alacakların zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar

verildiğini, davalı şirket ile 1/10/1992 ilâ 31/3/1995 tarihleri arasındaki

dönemi kapsayan toplu iş sözleşmesi düzenlendiğini, buna göre maaşına %48 zam

yapıldığını, bu zammın ilk altı ay uygulandığını, ikinci altı ayda sendika

tarafından muvafakati olmadan zammın geri alındığını, çalıştığı süre boyunca

işini kaybetmemek için dava açmadığını ve maaşlarının yıllarca eksik

ödendiğini, İstanbul 8. İş Mahkemesince delillerinin toplanmadığını ve

tanıklarının dinlenmediğini, bilirkişi raporunda belirtilen eksik belgelerin

toplanmadığını, davalının cevap dilekçesi ile zamanaşımı definde bulunmasına

rağmen Mahkemece beş buçuk yıl boyunca yargılamaya devam edildiğini, öncelikle

zamanaşımı definin karara bağlaması gerektiğini ve bu defi yerinde görüldüğünde

davanın en geç ikinci celsede reddedilebileceğini, zamanaşımı nedeniyle davanın

reddinin de yanlış olduğunu, Yargıtayın buna rağmen

kararı onadığını ve yargılamanın makul sürede sonuçlanmadığını belirterek, adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi tazminat ödenmesini

talep etmiştir.

B. Değerlendirme

20. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun,

İstanbul 8. İş Mahkemesinde açtığı davada delillerin eksik ve hatalı

değerlendirilmesi sonucunda davanın reddine karar verilmesinin adil yargılanma

hakkını ihlal ettiğini ileri sürdüğü anlaşılmış olup bu iddialar yargılamanın

sonucuna ilişkin olduğu için adil yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında

değerlendirilmiştir. Başvurucunun makul sürede yargılama yapılmaması nedeniyle

adil yargılanma hakkının ihlali iddiası ise ayrıca incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucunun

Adil Olmadığı İddiası Yönünden

21. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

22. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un

48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

23. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

24. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası içermesi ve bu

durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal

etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular,

bariz takdir hatası bulunmadıkça Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

25. Somut olayda başvurucu, 5/5/2005

tarihinde İstanbul 8. İş Mahkemesinde açtığı alacak ve tazminat davasında beş

yıldan fazla yargılama yapıldıktan sonra, alacakların zamanaşımına uğradığı

gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğini, çalıştığı süre boyunca işinden

olmamak için dava açmadığını ve maaşlarının yıllarca eksik ödendiğini,

Mahkemece delillerinin toplanmadığını ve tanıklarının dinlenmediğini, bilirkişi

raporunda belirtilen eksik belgelerin getirtilmediğini, zamanaşımı nedeniyle

davanın reddinin de yanlış olduğunu, Yargıtayın buna

rağmen kararı onadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

26. Başvurucuya ait dava

dilekçesinin davalıya tebliğinden sonra davalının süresi içinde zamanaşımı

definde bulunduğu anlaşılmıştır. Mahkemece, başvurucunun tanık dinletme

talebinin reddine ve bilirkişiden rapor alınmasına karar verilmiş, bilirkişi,

zamanaşımı definin ve davanın kabulü veya reddi hususundaki hukuki durumun

Mahkemeye ait olduğunu belirterek, başvurucunun talep ettiği alacakların hesaplanması

için toplu iş sözleşmelerinin ve başvurucunun aldığı ücretlere dair belgelerin

getirtilmesi gerektiğini bildirmiştir. Mahkemece raporda belirtilen eksik

belgelerin toplanmadığı anlaşılmıştır. Başvurucunun rapora itirazı üzerine

alınan ek raporlarda da aynı eksikliklerin gösterildiği belirlenmiştir.

Mahkeme, ücret zammının başlangıcının 1/4/1993 tarihi olup davanın 5/5/2005

tarihinde açıldığı, zamanaşımı süresinin geçtiği gerekçesiyle davanın reddine

karar vermiştir. Dolayısıyla bilirkişinin rapor ve ek raporların belirttiği

eksikliklerin tamamlanmasına gerek kalmadığı ve davanın ret gerekçesi dikkate

alındığında tanık dinlenmesinin davaya katkısı olmayacağı anlaşılmıştır.

27. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün derece Mahkemesi

tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

28. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

29. Açıklanan nedenlerle, başvurucu

tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu ve

derece Mahkemesi kararının bariz bir takdir hatası içermediği anlaşıldığından,

başvurunun, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı

İddiası Yönünden

30. Başvurucunun yargılamanın uzunluğuyla ilgili şikâyeti

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyet için diğer kabul edilemezlik

nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvurunun bu

bölümüne ilişkin olarak kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir

2. Esas Yönünden

31. Başvurucu, açtığı tazminat ve alacak davasının makul

olmayan bir sürede tamamlandığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

32. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216

sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre, Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir

başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

33. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

34. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması,

yargının görevidir.”

35. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

36. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve

adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın

36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir (B.No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

37. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,

makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır.

38. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan

inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin

gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,

yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden

değerlendirilmesi gerekir (B.No:2012/13, 2/7/2013, §

40).

39. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

40. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre

değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm

gecikmelerin ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek

suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu

saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §46).

41. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip

gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göre değişebilen,

başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.

42. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülükler ile cezai alanda yöneltilen suçlamalara

ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru

konusu olayda işçi alacaklarının ve tazminatlarının ödenmesi amacıyla açılan

bir davanın söz konusu olduğu görülmekle, 5521 ve 6100 sayılı Kanunlarda yer

verilen usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni

hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku bulunmamaktadır.

43. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından

5/5/2005 tarihidir.

44. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisinin

başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012

tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren

geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51). Sürenin bitiş tarihi ise

yargılamanın sona erdiği tarihtir.

45. İş mahkemelerinin görevi 5521 sayılı Kanun’un 1.

maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddede, işçiyle işveren veya işveren vekili

arasında iş akdinden veya İş Kanunu’na dayanan her türlü hak iddialarından

doğan hukuk uyuşmazlıklarının iş mahkemelerinde çözümleneceği hüküm altına

alınmıştır.

46. Bu şekilde kanun koyucu, iş hukukunun çalışanı koruyucu

niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak genel mahkemelerin

dışında özel bir iş yargılaması sistemi oluşturmuş ve iş davalarının, konunun

uzmanı mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde

sonuçlandırılmasını amaçlamıştır.

47. Adil yargılanma hakkı Devlete, uyuşmazlıkların makul süre

içinde nihai olarak sonuçlandırılmasını garanti edecek bir yargı sistemi kurma

ödevi yükler. İşçi alacaklarının eksik ödendiği iddiasıyla açılan alacak ve

tazminat davasında derhal bir yargı kararı verilmesinde işçinin önemli bir

kişisel yararı bulunmaktadır. Bu nedenle iş uyuşmazlıklarının ivedilikle çözülmesi

hususunda yargı organlarının özel bir itina göstermesi gerekir.

48. 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesinde uyuşmazlıkların makul

sürede çözümlenmesi gerektiği belirtilmiş, bu amaçla 6100 sayılı Kanun’un 447.

maddesiyle 5521 sayılı Kanun’un 7. maddesinde olduğu gibi daha önce yürürlüğe

girmiş olan kanunlarda yer alan sözlü ve seri yargılama usulleri kaldırılmış ve

bunun yerine iş hukuku uyuşmazlıklarına da uygulanmak üzere basit yargılama

usulü getirilmiştir. Dolayısıyla işçi alacaklarının ve tazminatlarının ödenmesi

amacıyla açılan davalarda takip edilmesi gereken yargılama usulü, 6100 sayılı

Kanun’un yürürlüğe girdiği 1/10/2011 tarihinden itibaren basit yargılama usulü

olmuştur.

49. Basit yargılama usulü, 6100 sayılı Kanun’un 316.

maddesinde yer alan davalar ile kanunlarda açıkça belirtilen bazı davalarda

uygulanan ve yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha kısa

bir incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile

sonuçlandırılabilecek dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür

(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 65).

50. Başvuru konusu olayda, başvurucu tarafından toplu iş

sözleşmelerinden kaynaklanan alacak ve tazminatların ödenmesi amacıyla 5/5/2005

tarihinde İstanbul 8. İş Mahkemesinde dava açılmıştır. Davalı, cevap dilekçesi

ile zamanaşımı definde bulunmuş, Mahkemece 2/11/2010 tarihinde alacakların

zamanaşımına uğradığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Davanın

açıldığı tarihten, hüküm verildiği tarihe kadar dört yıl altı ayı aşkın bir

süre geçmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 9. Hukuk Dairesince 14/5/2013 tarihinde

hüküm onanmış ve karar düzeltme yolu kapalı olan hüküm anılan tarihte

kesinleşmiştir. Bu durumda iki dereceli yargılama sisteminde davanın sekiz yılı

aşkın bir süre devam ettiği anlaşılmaktadır.

51. İlk derece mahkemesinde davanın açıldığı 5/5/2005

tarihinde, aynı konuda, tarafları farklı olan yirmi beş ayrı dava açıldığı ve

yargılamalarının aynı şekilde devam ettiği anlaşılmaktadır. Yargılama sırasında

tarafları farklı olan, fakat konuları aynı olan İstanbul 2., 3. ve 6. İş

Mahkemelerindeki dava dosyalarının sonuçlanmaları beklenilmiş ve Mahkemece uzun

bir süre başka bir usuli işlem yapılmamıştır. Anılan

dava dosyalarının sonuçlanmasından sonra Mahkemece bilirkişi raporu alınmasına

karar verilmiştir. Bilirkişi, raporda, zamanaşımı definin olduğunu, davanın

kabulü veya reddi hususundaki takdirin Mahkemeye ait olduğunu, ancak alacak ve

tazminatların hesaplanması için toplu iş sözleşmeleri ile başvurucunun maaş ve

diğer ücretlerinin araştırılması gerektiğini bildirmiştir. Başvurucu vekilinin

rapora itiraz etmesi üzerine ek rapor alınmasına karar verilmiştir. Ek raporun

alınmasından sonra başvurucu vekilinin itirazı üzerine ikinci ek rapor

alınmıştır. İlk raporda belirtilen eksiklikler tamamlanmadan ek raporların

alınmasına karar verildiği görülmektedir. Akabinde başvurucu vekilinin, ikinci

ek raporun da sonuç kısmını kabul etmediğini bildirerek davanın kabulünü talep

ettiği, Mahkemece aynı duruşmada davanın reddine karar verildiği belirlenmiştir.

52. Başvurucu vekilinin yargılama süresince bir duruşmaya

mazeret bildirerek katılmadığı, Mahkemece mazeret kabul edilerek duruşmanın

ertelenmesine karar verildiği, bu duruşma dışında başvurucunun mazereti veya

kusuru nedeniyle ertelenen duruşmanın olmadığı anlaşılmıştır. İlk derece

mahkemesi nezdindeki duruşma aralıklarının ortalama üç ay olduğu

anlaşılmaktadır.

53. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu

toplu iş sözleşmesinden kaynaklandığı ileri sürülen tazminat ve alacakların

ödenmesi amacıyla açılan dava; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi

olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf

sayısı gibi kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır.

Başvurucunun tutum ve davranışlarıyla ve usuli

haklarını kullanırken özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli

ölçüde sebep olduğu da söylenemez.

54. Başvurunun konusu olan tazminat ve alacak davasında

yargılama sürecindeki gecikmeler ayrı ayrı değerlendirildiğinde, davalının

cevap dilekçesinde zamanaşımı defini ileri sürmesine rağmen, ilk derece

mahkemesince farklı mahkemelere ait dava dosyalarının sonuçlanmasının

beklenildiği ve bilirkişi rapor ve ek raporlarının alındığı, sonuç olarak yargılamanın

temyiz süreciyle beraber makul olmayan bir süre olan sekiz yılı aşkın bir

süreçte tamamlandığı görülmektedir. İşçi alacağı ve iş hukukuna dayalı tazminat

davalarının niteliği, başvurucu açısından taşıdığı değer ve başvurucunun

davadaki menfaati dikkate alındığında, bu sürenin makul olmadığı açıktır.

55. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

56. Başvurucu, alacak ve tazminat davasının reddedilmesi ve

uzun süren yargılama nedeniyle 275.000,00 TL tazminat ödenmesini talep

etmiştir.

57. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

58. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde de

bulunulmuş olup, mevcut başvuruda makul sürede yargılama yapılmaması nedeniyle

Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber,

tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı

bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine

karar verilmesi gerekir.

59. Başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği nazara alındığında, başvurucuya yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında takdiren

7.650,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

60. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harçtan oluşan yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

61. Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Yargılamanın sonucunun adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

3. Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya 7.650,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

C. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harçtan oluşan yargılama

giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

18/6/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Erdal TERCAN Zühtü ARSLAN Raportör : Murat AZAKLI Başvurucu : Nazif ÇALIKOĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/5468, 18 Haziran 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. Kaleli
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/5468
Tarih
18 Haziran 2014

İlgili Kararlar

  • Ercan Bekar Başvurusu (B. No: 2013/7503)
  • Orhan Kartal Başvurusu (B. No: 2013/1743)
  • Şehmus Daş Başvurusu (B. No: 2013/7275)
  • Şenol Bülbül Başvurusu (B. No: 2013/5390)
  • Tevfik Öner Başvurusu (B. No: 2014/1003)
  • Hasan Karakaş Başvurusu (B. No: 2013/8698)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.