İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Orhan Kartal Başvurusu (B. No: 2013/1743)

1. Başvurucu, aleyhine açılan

Başvuru No2013/1743Tarih18 Haziran 2014Okuma15 dk · 2.962 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Orhan Kartal Başvurusu

Karar tarihi
18 Haziran 2014
Başvuru Numarası
2013/1743
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.962 kelime·15 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, aleyhine açılan

tazminat davasının yaklaşık 13 yıl sürdüğünü, kararın hatalı olduğunu, makul

sürede yargılanma ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek,

ihlalin tespitiyle, uğradığı maddi ve manevi zararın tazminine karar

verilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 28/2/2013

tarihinde Konya 2. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden

yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, 11/11/2013 tarihinde, kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 4/12/2013 tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiş,

Adalet Bakanlığınca 10/12/2013 tarihli yazı ile görüş

sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Konya ilinde, 9/7/2000 tarihinde meydana gelen trafik kazasında bir kişi

ölmüştür.

8. Başvurucu hakkında, taksirle

bir kişinin ölümüne sebebiyet vermek suçundan cezalandırılması için Konya

Cumhuriyet Başsavcılığının 21/8/2000 tarihli iddianamesiyle

kamu davası açılmıştır.

9. Konya 4. Asliye Ceza

Mahkemesinin 2/7/2003 tarihli kararıyla başvurucunun

cezalandırılmasına karar vermiştir.

10. Temyiz üzerine ilk derece

mahkemesinin kararı Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin 22/12/2004

tarihli kararıyla bozularak dosya, mahkemesine iade edilmiştir.

11. Bozma üzerine yapılan

yargılama sonucunda Konya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 16/5/2005

tarihli kararıyla, başvurucunun cezalandırılmasına karar vermiştir.

12. Temyiz üzerine ilk derece

mahkemesinin kararı Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 16/5/2007

tarihli kararıyla bir kez daha bozularak dosya mahkemesine iade edilmiştir.

13. Bozma üzerine yapılan

yargılama sonucunda Konya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin 16/4/2008

tarihli kararıyla açılan kamu davasının zaman aşımı nedeniyle ortadan

kaldırılmasına karar verilmiştir.

14. Başvurucu hakkında ceza

kovuşturması devam ederken müteveffanın yakınlarınca 13/9/2000

tarihinde Konya 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası

açılmıştır.

15. Konya 3. Asliye Hukuk

Mahkemesi 31/1/2011 tarihli kararı ile davanın

kabulüne karar vererek başvurucu aleyhine maddi ve manevi tazminata

hükmetmiştir.

16. Temyiz üzerine Konya 3.

Asliye Hukuk Mahkemesinin kararı Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 9/4/2012 tarihli kararıyla onanmıştır.

17. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin

onama kararına karşı yapılan karar düzeltme talebi aynı Dairenin 12/12/2012 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

18. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın

makul süre içinde ve düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider

yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

19. 6100 sayılı Kanun’un “Bekletici sorun” başlıklı 165. maddesinin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bir davada hüküm verilebilmesi, başka bir davaya, idari

makamın tespitine yahut dava konusuyla ilgili bir hukuki ilişkinin mevcut olup

olmadığına kısmen veya tamamen bağlı ise mahkemece o davanın sonuçlanmasına

veya idari makamın kararına kadar yargılama bekletilebilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

20. Mahkemenin 18/6/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

28/2/2013 tarih ve 2013/1743 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

21. Başvurucu, aleyhine açılan

hukuk davasının yaklaşık 13 yıl sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucu ayrıca hakkında açılan

ceza davasında zamanaşımı ile düşme kararı verilmesi ve hakkında verilmiş bir

ceza hükmü bulunmamasına rağmen hukuk mahkemesinde aleyhinde maddi ve manevi

tazminata hükmedilmesi nedeniyle, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Sonucu

İtibarıyla Adil Olmadığı İddiası Yönünden

22. Başvurucu, hakkında açılan

ceza davasının zamanaşımına uğraması nedeniyle düştüğünü, isnat edilen suçu

işlediğine dair kendisinin hakkında kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı

bulunmadığını, buna karşın hukuk mahkemesinin bir kişinin taksirle ölümüne

neden olduğu gerekçesiyle aleyhinde maddi ve manevi tazminata hükmettiğini

iddia etmiştir.

23. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca,

Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini iddia eden kişilere

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı tanınmıştır.

24. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

25. 30/11/2011 tarih ve 6216 sayılı

Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve incelenmesi”

kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, Anayasanın

uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının

belirlenmesi açısından önem taşımayan ve başvurucunun önemli bir zarara

uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

26. 6216 sayılı Kanun’un “Esas hakkındaki inceleme” kenar başlıklı

49. maddesinin (6) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bölümlerin, bir

mahkeme kararına karşı yapılan bireysel başvurulara ilişkin incelemeleri, bir

temel hakkın ihlal edilip edilmediği ve bu ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağının belirlenmesi ile sınırlıdır. Bölümlerce kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

27. Bir anayasal hakkın ihlali

iddiasını içermeyen, yalnızca derece mahkemelerinin kararlarının yeniden

incelenmesi talep edilen başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ve

Kanun tarafından Mahkemenin yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkin

olduğu açıktır (B. No. 2012/1027, 12/2/2013, § 25).

28. Bireysel başvuruya konu

davadaki olayların kanıtlanması, hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabul edilebilirliği ve

değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece mahkemeleri tarafından

getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması, bireysel başvuru

incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa’da yer alan hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece ya da açıkça keyfilik içermedikçe derece

mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki hatalar bireysel başvuru

incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede, derece mahkemelerinin delilleri

takdirinde bariz takdir hatası bulunmadıkça Anayasa Mahkemesinin bu takdire

müdahalesi söz konusu olamaz (B. No. 2012/1027, 12/2/2013,

§ 26).

29. Somut olayda başvurucu, ceza

davasının zamanaşımına uğraması nedeniyle düştüğünü ve kendisinin iddia edilen

suçu işlediğine dair kesinleşmiş bir ceza mahkemesi kararı bulunmadığı halde

hukuk mahkemesince aleyhine tazminata hükmedilmesi nedeniyle anayasal

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

30. Ceza ve Ceza Muhakemesi

Hukuku ile Medeni Hukuk ve Medeni Usul Hukukunun farklı kural ve ilkelere tabi

disiplinler olduğunun hatırlanmasında yarar vardır. Buna göre bir kimsenin

davranışı, suç tanımına uymasının yanı sıra medeni hukuk sorumluluğunu da

gerektirebilir. Böyle durumlarda ceza muhakemesi ve medeni muhakeme ayrı ayrı

yürütülür ve ceza muhakemesi sonucunda kişinin isnat edilen eylemi işlemediğine

dair hükümler dışında, ceza mahkemesi hükmü hukuk mahkemeleri açısından

doğrudan bağlayıcı değildir (ceza ve disiplin hukuku bağlamında benzer

değerlendirmeler için bkz. B. No: 2012/665, 13/6/2013,

§ 30). Ancak bu kapsamda yapılan değerlendirmelerde, ceza yargılamasında

verilmiş olan zamanaşımı kararına aykırı olarak kişinin suçsuz olmadığı yönünde

değerlendirmelerden kaçınılması gerekir.

31. Başvurucunun derece

mahkemesinin kararının hatalı olduğu yönündeki iddialarının esas itibariyle

derece mahkemesince elde edilen delillerin değerlendirilmesinde ve yorumlanmasında

isabet bulunmadığına ve dolayısıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır.

32. Yapılan incelemede,

yargılamanın derece mahkemeleri tarafından usul şartlarına ve hukuka uygun

olarak gerçekleştirilmediğine dair açık bir bulgu saptanmadığı gibi hukuk

mahkemesinin ilgili hukuku yorumlamasında ve delilleri takdirinde bariz takdir

hatası da tespit edilmediğinden iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu anlaşılmaktadır.

33. Açıklanan sebeplerle, kanun

yolu şikâyeti niteliğinde olan başvurunun bu bölümünün “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Yargılama Süresinin Makul

Olmadığı İddiası Yönünden

34. Açıkça dayanaktan yoksun

olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden

de bulunmayan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden İnceleme

35. Başvurucu, 13/9/2000 tarihinde açılan dava ile başlayan uyuşmazlığın,

karar düzeltme talebinin reddi tarihi olan 12/12/2012 tarihinde

sonuçlanmasıyla, yaklaşık 13 yılı aşkın süre devam ettiğini belirterek, makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

36. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 18)

37. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

38. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az

giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

39. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

40. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin

lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013 § 38).

41. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır.

42. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu

olayda, trafik kazasında ölen bir kişinin yakınlarının açmış oldukları maddi ve

manevi tazminat davasının söz konusu olduğu görülmekle, 6100 sayılı Kanun’da

yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni

hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No:

2012/13, § 49, 2/7/2013).

43. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No:2012/13, § 40, 2/7/2013).

44. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 41–45).

45. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek

başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının

ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle,

hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır

(B. No: 2012/13, § 46, 2/7/2013).

46. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

47. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 13/9/2000

tarihidir.

48. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarih farklı olabilmekle beraber, Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisini belirleyen hükümlerin, olay ve

olguların meydana geldiği tarihi değil, hak ihlali oluşturan işlem ve eylemlere

karşı başvurulabilecek kanun yollarının tüketildiği, yani işlem veya kararın

kesinleştiği tarihi esas aldığı görülmektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013 § 51).

49. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. Başvuruya konu maddi ve manevi tazminat davasının, başvurucunun

karar düzeltme talebinin reddine dair Yargıtay kararı ile sonuçlandığı nazara

alındığında, makul süre değerlendirmesinde nazara alınacak bitiş tarihi, karar

düzeltme talebinin reddine dair karar tarihi olan 12/12/2012

tarihidir.

50. Başvurucu hakkında, taksirle

bir kişinin ölümüne sebebiyet vermek suçundan cezalandırılması için Konya

Cumhuriyet Başsavcılığının 21/8/2000 tarihli

iddianamesiyle kamu davası açılmış; ceza kovuşturması devam ederken

müteveffanın yakınlarınca 13/9/2000 tarihinde başvurucu aleyhine Konya 3.

Asliye Hukuk Mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası açılmış ve Mahkeme

başvurucu hakkında açılan ceza davasının kesin hükümle sonuçlanmasını beklemeye

başlamıştır. Başvurucu hakkındaki ceza davası, Konya 4. Asliye Ceza

Mahkemesinin 16/4/2008 tarihli kararıyla kamu

davasının zaman aşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına dair kararının Yargıtayca 8/4/2009 tarihinde onanması ile kesinleşmiştir.

51. Belirtilen ceza mahkemesi

dosyasının Yargıtaydan dönmesi akabinde dosya hukuk

mahkemesine getirtilmiş, belirtilen dosyada zamanaşımı kararı verildiği ve bu

kararın kesinleştiği tespit edilmiştir. Ceza dosyası içerisinde olaya ilişkin

alınmış birden fazla kusur raporunun birbirleriyle çelişkili olduğu

değerlendirilerek 13/4/2010 tarihli celsede bilirkişi

incelemesi yaptırılmasına karar verilmiş, aynı celsede ayrıca kaza ile ilgili

olarak davacılara ödeme yapılıp yapılmadığının Sosyal Güvenlik Kurumundan ve

kazaya karışan araçların sigorta şirketlerinden sorulmasına karar verilmiştir.

Ceza doyası içerisinde bulunan kusur raporları Adli Tıp Kurumuna gönderilerek

yeni bir rapor verilmesi istenmiş, Adli Tıp Kurumunun raporu yaklaşık 6 ay

beklenmiştir. Adli Tıp Kurumu, mevcut bilgiler ışığında bir kusur raporu tanzim

edilemeyeceğini bildirmesi üzerine dosya içerisinde bulunan kusur raporlarından

birinin güncelleştirilmesine karar verilmiş ve alınan ek rapora dayanılarak 31/1/2011 tarihinde karar verilmiştir. Temyiz incelemesi 9/4/2012 tarihinde, karar düzeltme incelemesi ise 12/12/2012

tarihinde yapılmıştır.

52. Başvuruya konu davanın bir

tarafında maktulün akrabaları olan dört davacı, diğer tarafta ise davalı olarak

başvurucu bulunmaktadır. Başvuruya konu davanın davalısı olan başvurucu, Konya

4. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen taksirle adam öldürme davasının sanığı

olup, bir kişinin ölümüyle neticelenen olayda failin belirlenmesi amacıyla

hukuk mahkemesince, ceza mahkemesinde görülen davanın sonuçlanması

beklenmiştir. Konya 4. Asliye Ceza Mahkemesinde görülen dava dosyasının kesin

hükümle sonuçlanması için 10 yıla yakın bir süre boyunca beklenilmiş,

belirtilen dosyada zamanaşımı kararı verildiği ve bu kararın kesinleştiğinin

tespit edilmesi üzerine dosya getirtilmiş, ceza dosyası içerisinde olaya

ilişkin alınmış birden fazla kusur raporunun birbirleriyle çelişkili olduğu

değerlendirilerek 13/4/2010 tarihli celsede bilirkişi

incelemesi yaptırılmasına karar verilmiştir. Ceza davasının kesinleşmesi ile

hukuk mahkemesinde dosyanın tekemmülü için verilen ara kararlar arasında

yaklaşık bir yıl beklenmiş ve daha sonra yaklaşık 9 ay yeni bir bilirkişi

raporu aldırılması için çalışılmış, ayrıca daha önce yapılması gereken bazı işlemler

ancak bu tarihten sonra kısım kısım yerine

getirilmiştir.

53. Medeni hak ve yükümlülüklere

ilişkin uyuşmazlıkları konu alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesi, uyuşmazlıkların

makul sürede çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

54. Her ne kadar belirtilen usul

hükümlerine tabi olan somut yargılama açısından dava malzemesinin taraflarca

hazırlanması ilkesinin geçerli olması yargılama faaliyetinin makul sürede

neticelendirilmemesinin sonuçlarına tarafların katlanması düşüncesini destekler

nitelikte olsa da, bu ilkeler yargılama makamlarını davayı gerekli süratle

yürütme yükümlülüğünden kurtarmaz (B. No: 2012/650, 5/12/2013

§ 47).

55. Yargılama sürecinde davanın

taraflarının yargılamayı geciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural

olarak, yargılamanın uzamasında taraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de,

yargılama makamlarının ilgili usul imkânlarını kullanmak suretiyle bu

girişimleri engelleme sorumluluğu bulunmaktadır (B. No: 2012/650, 5/12/2013 § 48).

56. Somut yargılama açısından

Konya 4. Asliye Ceza Mahkemesinin dosyasının akıbetinin on yıllık bir süre

boyunca beklenildiği ve gerekçeli kararda bu dosyaya ilişkin değerlendirmelerde

bulunulduğu görülmekle beraber, yargılama faaliyetinin süresine ilişkin

değerlendirmede göz önünde bulundurulması gereken ilgili makamların tutumu

kapsamında sadece yargı makamlarının tutumu dikkate alınmayıp, Devletin kamu

gücü kullanan tüm organlarına atfedilebilir bir gecikme olup olmadığı üzerinde

durulmalıdır. Yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle

sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden

kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de

ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi

Devlete, hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara

bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere, adil yargılama koşullarını yerine

getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No:

2012/650, 5/12/2013 § 49). Belirtilen ceza dosyası

sonucunun beklenilmesi noktasındaki takdir ilgili usul hükümleri uyarınca

derece Mahkemelerine ait olmakla beraber, belirtilen ceza davası akıbetinin on

yıl boyunca beklenilmesinin somut yargılamanın süresi üzerinde etkili olduğu

anlaşılmaktadır.

57. Belirtilen hususların yanı

sıra, ceza davasında verilen kararın kesinleşmesinden sonraki 2 yıla yakın bir

süre içerisinde yeniden bilirkişi raporu aldırılmaya çalışılmış ve ayrıca daha

önce toplanabilecek olan bazı delillerin toplanmasına girişilmiştir. Belirtilen

tüm bu hususların yargılamanın uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu

anlaşılmaktadır.

58. Başvurucu vekilince

yargılama süresince mazeret dilekçesi sunulduğu görülmekle birlikte,

başvurucunun tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu

tespit edilmemiştir.

59. Yargılamanın

yürütülmesindeki izlenen yöntem dikkate alındığında, 13/9/2000

tarihinde hukuk davasının açılması ile başlayıp 12/12/2012 tarihli Yargıtay

ilamı ile sonuçlanan davadaki on iki yılı aşkın yargılama süresi makul olarak

değerlendirilemez.

60. Belirtilen nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

61. Başvurucu tarafından,

100.000,00 TL maddi, 150.000 TL manevi tazminata hükmedilmesi talep edilmiştir.

62. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak

şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

63. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olmakla beraber, tespit edilen ihlal ile iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

64. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin on iki yılı aşkın yargılama süresi nazara alındığında,

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında başvurucuya takdiren

11.650,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

65. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 başvuru harcı ve 1.500,00

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucunun,

1. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil

olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

B. Başvurucuya 11.650,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

C. Başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 başvuru harcı ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

18/6/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör : Yunus HEPER Başvurucu : Orhan KARTAL Vekili : Av. Fatih MADEN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/1743, 18 Haziran 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/1743
Tarih
18 Haziran 2014

İlgili Kararlar

  • Şehmus Daş Başvurusu (B. No: 2013/7275)
  • Şenol Bülbül Başvurusu (B. No: 2013/5390)
  • Tevfik Öner Başvurusu (B. No: 2014/1003)
  • Hasan Karakaş Başvurusu (B. No: 2013/8698)
  • Sencer Başat ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7800)
  • Ahmet Alkan Başvurusu (B. No: 2013/8172)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.