İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Necdet Çetinkaya Başvurusu (B. No: 2013/7725)

1. Başvuru; ortaklığın giderilmesi davasında verilen satış

Başvuru No2013/7725Tarih24 Mart 2016Okuma22 dk · 4.344 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Necdet Çetinkaya Başvurusu

Karar tarihi
24 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/7725
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.344 kelime·22 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; ortaklığın giderilmesi davasında verilen satış

kararı üzerine yapılan ihale yoluyla edinilen taşınmazın tapuya tescil

edilmemesi üzerine açılan mülkiyetin tespiti ve tescil davasının reddedilmesi

nedeniyle mülkiyet hakkının, talebe rağmen duruşma yapılmadan temyiz

incelemesinin sonuçlandırılması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/10/2013 tarihinde İzmir 3. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 6/12/2013 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına

karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 26/6/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 28/7/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

30/9/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 14/10/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, İzmir ili Seferihisar ilçesi Hıdırlık

Mahallesi 1285 ada 1 sayılı taşınmazı, Seferihisar Sulh Hukuk Mahkemesinin

ortaklığın giderilmesine dair verdiği 18/2/2009 tarihli kararına dayanarak

Seferihisar Sulh Hukuk Mahkemesi Satış Memurluğunca yapılan ihale sonucunda

edinmiştir.

9. Satış ihalesinin kesinleşmesini müteakip satış memurluğu

tarafından taşınmazın tamamının başvurucu adına tescili için 31/8/2010

tarihinde Seferihisar Tapu Sicil Müdürlüğüne yazı yazılmış ancak satışa konu

taşınmazda Hazinenin hissedar olmasına rağmen satışa dayanak teşkil eden

ortaklığın giderilmesi davasında taraf olarak yer almadığı gerekçesiyle talep

reddedilmiştir.

10. Başvurucu 16/12/2011 tarihinde Bayındırlık ve İskan Bakanlığı Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü aleyhine,

taşınmazın mülkiyetinin tespiti ve adına tescili için Seferihisar Asliye Hukuk

Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır.

11. Mahkeme 5/6/2012 tarihli ve E.2011/391, K.2012/139 sayılı

kararıyla taşınmazın tapuda Hazine ile Gülsüm Temese’nin

mirasçıları arasında hisseli şekilde kayıtlı bulunduğu fakat Hazinenin hissedar

olduğunun dikkatten kaçması nedeniyle ortaklığın giderilmesi davasında taraf

olarak gösterilmeden davanın sonuçlandırıldığı, neticelenen davanın taraf

gösterilenler yönünden temyiz edilmeyerek kesinleştiği, satış memurluğunca

kesinleşmeyi takiben taşınmazın bir bütün hâlinde, tam hisseyle ve ihale

yoluyla davacıya (başvurucu) satıldığı yönünde belirlemelerde bulunmuştur.

12. Mahkeme, kararında devamla uyuşmazlığın kesinleşen ihaleye

rağmen taşınmazın başvurucu adına tapuya tescil edilmemesi fiiline ilişkin

olması nedeniyle idari yargının konusunu oluşturup adli yargının görev alanı

dışında bulunduğu, kesinleşen ortaklığın giderilmesi davasının yalnızca davanın

tarafları için sonuç doğuracağından taraf gösterilmeyen Hazineyi bağlamayacağı,

Hazinenin bu karara kendisi yönünden yasal yollara başvurabileceği şeklinde

değerlendirmeler yapmıştır.

13. Mahkeme, kararında ayrıca kesinleşen ortaklığın giderilmesi

davası sonucunda satış memurluğunun taşınmazı 6/8/2010 tarihinde, 300.000 TL

bedelle ve tam hisse olarak ihale yoluyla iyi niyetli üçüncü kişi olan davacıya

sattığı tespitini yaptıktan sonra 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni

Kanunu’nun 705. maddesi uyarınca ihalenin kesinleştiği tarih itibarıyla yani

tescilden önce davacıya mülkiyeti kazandırdığı, davalı idarece tapuda yapılacak

idari işlemin iyi niyetli üçüncü kişi konumundaki davacının mülkiyet hakkını

ortadan kaldırmayacağı değerlendirmelerinde bulunmuş; anılan maddi vakıa ve

hukuki olgular nedeniyle davacının tespit hükmü kurulmasını talep etmekte

hukuki yararının bulunmadığı fakat istemesi ve yasal şartlarının oluşması

hâlinde davalı kurumun idari işlemine karşı idari yargı yoluna başvurabileceği,

davacının hukuki yararı bulunmadığından davanın öncelikle bu nedenle reddinin

gerektiği, ortaklığın giderilmesi davasında dava dışı hisse sahibi olan

Hazinenin ise taşınmazdaki hissesine tekabül eden parasal miktarı, ortaklığın

giderilmesi dosyasındaki taraflardan hisseleri nispetinde talep etme hakkını

haiz olduğu neticesine ulaşmıştır.

14. Mahkeme; başvuruya konu kararında özetle davalı idarenin

kesinleşen ihaleye rağmen tescil işlemini yapmaması şeklindeki fiilinin idari

yargının konusunu oluşturduğu, ihalenin kesinleştiği anda tescilden önce

mülkiyetin davacıya geçmesinden dolayı davacının ayrıca mülkiyetin tespiti

isteğinde bulunmuş olmasında hukuki yararının kalmadığı gerekçelerine dayanıp

dava şartlarının yokluğu nedeniyle davanın reddine karar vermiştir.

15. Bu karar, başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk

Dairesinin 14/1/2013 tarihli ve E.2012/12090, K.2013/122 sayılı kararıyla

tapuda paylı mülkiyet şeklinde kayıtlı olmasına rağmen ortaklardan Hazineye

husumet yöneltilmeksizin açılan izale-i şüyuu davası sonucunda ortaklığın satış

suretiyle giderilmesine karar verilip Hazinenin yer almadığı icra ihalesi ile

taşınmazın davacıya satıldığı uyuşmazlıkta, Tapu Sicil Müdürlüğünce adına

tescil işlemi yapılmaması nedeniyle davacının eldeki davayı açmakta hukuki

yararı bulunduğundan Mahkemenin aksi yöndeki gerekçesinin yerinde olmadığı

ancak alınan satış kararı ile yapılan ihalenin paydaş olmasına karşın taraf

olarak alınmayan Hazineyi bağlamayacağı ve Hazinenin yer almadığı bir ilamın ya

da ihalenin infaz edilemeyeceğinde kuşku bulunmadığı, açıklanan nedenlerle

davanın reddedilmesinin doğru olduğu gerekçesiyle hüküm onanmıştır.

16. Başvurucunun karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 8/7/2013

tarihli ve E.2013/7549, K.2013/11311 sayılı ilamıyla temyiz ilamında bildirilen

nedenlere, özellikle dava dilekçesinde dava değerinin 300.000 TL olarak

gösterilmesine rağmen maktu harç yatırıldığı, yargılama sırasında da harcın

ikmal edilmediği, davacı vekilince Mahkeme kararı duruşmalı temyiz edilmişse de

18/06/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun

438. maddesinin 1. fıkrası uyarınca duruşma isteğinin değer yönünden incelenmesinin

mümkün olmadığı, bu durumda aynı Kanun’un 440. maddesinde sayılan nedenlerden

hiçbirinin bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

17. Nihai karar 10/9/2013 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ

edilmiştir.

18. Başvurucu 10/10/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

19. 4721 sayılı Kanun’un 698. maddesi şöyledir:

“Hukuki bir işlem gereğince veya paylı malın sürekli bir amaca

özgülenmiş olması sebebiyle paylı mülkiyeti devam ettirme yükümlülüğü

bulunmadıkça, paydaşlardan her biri malın paylaşılmasını isteyebilir.

Paylaşmayı isteme hakkı, hukuki bir işlemle en çok on yıllık

süre ile sınırlandırılabilir. Taşınmazlarda paylı mülkiyetin devamına ilişkin

sözleşmeler, resmi şekle bağlıdır ve tapu kütüğüne şerh verilebilir.

Uygun olmayan zamanda paylaşma isteminde bulunulamaz.”

20. 4721 sayılı Kanun’un 699. maddesi şöyledir:

“Paylaşma, malın aynen bölüşülmesi veya pazarlık ya da

artırmayla satılarak bedelinin bölüşülmesi biçiminde gerçekleştirilir.

Paylaşma biçiminde uyuşma sağlanamazsa, paydaşlardan birinin

istemi üzerine hâkim, malın aynen bölünerek paylaştırılmasına, bölünen

parçaların değerlerinin birbirine denk düşmemesi halinde eksik değerdeki

parçaya para eklenerek denkleştirme sağlanmasına karar verir.

Bölme istemi durum ve koşullara uygun görülmezse ve özellikle

paylı malın önemli bir değer kaybına uğramadan bölünmesine olanak yoksa, açık

artırmayla satışa hükmolunur. Satışın paydaşlar arasında artırmayla yapılmasına

karar verilmesi, bütün paydaşların rızasına bağlıdır.”

21. 4721 sayılı Kanun’un 705. maddesi şöyledir:

“Taşınmaz mülkiyetinin kazanılması, tescille olur.

Miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma halleri

ile kanunda öngörülen diğer hallerde, mülkiyet tescilden önce kazanılır. Ancak,

bu hallerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesi, mülkiyetin tapu kütüğüne

tescil edilmiş olmasına bağlıdır.”

22. 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun

134. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İcra dairesi tarafından taşınmaz kendisine ihale edilen alıcı o

taşınmazın mülkiyetini iktisap etmiş olur. İhale kesinleşinceye kadar

taşınmazın ne şekilde muhafaza ve idare edileceği icra dairesi tarafından

kararlaştırılır.”

23. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 303. maddesinin (2) numaralı fıkrası da şöyledir:

“Bir hüküm, davada veya

karşılık davada ileri sürülen taleplerden, sadece hükme bağlanmış olanlar

hakkında kesin hüküm teşkil eder.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 24/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucu; uyuşmazlık konusu taşınmazın hisseli olması

nedeniyle hissedarlar tarafından açılan ortaklığın giderilmesi davası sonucunda

Seferihisar Sulh Hukuk Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli ve E.2009/61, K.2009/241

sayılı ilamıyla ortaklığın satış suretiyle giderilmesine karar verildiğini,

kararın kesinleşmesini müteakip satış memurluğunca ihaleye çıkarılan taşınmazı

satın aldığını, taşınmazın adına tescil işleminin yapılması için Seferihisar

Sulh Hukuk Mahkemesi Satış Memurluğu tarafından Seferihisar Tapu Müdürlüğüne

müzekkere yazıldığını ancak taşınmazda Hazine payının bulunması ve Hazinenin

ortaklığın giderilmesi davasında taraf olarak yer almamış olması nedeniyle

adına tescilin yapılmadığını, taşınmazın mülkiyetinin tespiti ve adına tescili

için açtığı başvuruya konu davadan ise bir sonuç alamadığını ifade etmektedir.

26. Başvurucu, ayrıca Satış Memurluğunca taşınmazın tamamının

satışa çıkarılıp kendisinin de taşınmazın bütününün bedelini ödediğinden 4721

sayılı Kanun’un 705. ve 2004 sayılı Kanun’un 134. maddeleri gereğince ihale

yoluyla edindiği taşınmazın tescilden önce maliki olduğunu, kesinleşen Mahkeme

kararlarının değiştirilmesinin ve düzeltilmesinin hukuken mümkün olmadığını

belirtmektedir.

27. Başvurucu son olarak temyizde duruşma talebinde bulunmasına

rağmen Yargıtayca duruşma yapılmadan Derece Mahkemesi

kararının onanmasının hukuka aykırı olduğunu ileri sürmektedir.

28. Başvurucu, bu gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde

düzenlenen mülkiyet hakkı ile 138. maddesindeki hükmün ihlal edildiğini ileri

sürmüş; ihlalin tespitine ve davanın esasının incelenmesine karar verilmesini

talep etmiştir.

B. Değerlendirme

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somut

başvuruda başvurucu, Anayasa’nın 35. ve 138. maddelerinin ihlal edildiğini

ileri sürmekte olup başvurucunun şikâyetlerinin niteliği bakımından başvuru

konusu iddiaların mülkiyet ve adil yargılanma hakları kapsamında incelenmesi

uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

30. Başvurucu, temyizde duruşma talebinde bulunmasına rağmen Yargıtayca duruşma yapılmadan Derece Mahkemesi kararının

onanması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Bakanlığın görüş yazısında Anayasa Mahkemesinin daha önceki

kararlarıyla ilk derece mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıp karar

verildikten sonra kanun yolu incelemesinin dosya üzerinden yapılması hâlinde

adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemeyeceği gerekçesiyle başvuruların

kabul edilemez bulduğu, somut olayda da başvurucunun temyiz incelemesinin

duruşmalı yapılmasına dair talebinin, Yargıtayca

nispi harç yerine maktu harç yatırıldığı ve harcın da ikmal edilmediği

gerekçesiyle reddedildiğinin görüldüğü belirtilmiştir.

32. Başvurucu cevap dilekçesinde, emsal bir davada davalının

harçtan muaf olması hâlinde nispi harca tabi olsa dahi dava açılırken maktu

harç alınmasının yeterli olduğuna Yargıtay Hukuk Genel Kurulunca karar

verildiğini belirtmiştir.

33. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahiptir.”

34. Anayasa'nın 141. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Mahkemelerde duruşmalar herkese açıktır. Duruşmaların bir

kısmının veya tamamının kapalı yapılmasına ancak genel ahlâkın veya kamu

güvenliğinin kesin olarak gerekli kıldığı hallerde karar verilebilir."

35. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Mahkeme,… açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

36. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının temel unsurlarından birisi de Anayasa'nın 141. maddesinde düzenlenen

yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. Yargılamanın açıklığı

ilkesinin amacı adli mekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarak yargılama

faaliyetinin saydamlığını güvence altına almak ve yargılamada keyfîliği önlemektir. Bu yönüyle hukuk devletinin en önemli

gerçekleştirme araçlarından birini oluşturur. Ancak bu her türlü yargılamanın

mutlaka duruşmalı yapılması zorunluluğu anlamına gelmez. Adil yargılama ilkelerine

uyulmak şartıyla usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibi amaçlarla bazı

yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşma yapılmaksızın karara

bağlanması anayasal hakların ihlalini oluşturmaz. Özellikle ilk derece

mahkemeleri önünde duruşmalı yargılama yapılıp karar verildikten sonra kanun

yolu incelemesinin tarafların iddia veya savunmaları yazılı olarak alındıktan

sonra dosya üzerinden yapılması halinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz

edilemez (Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664, 17/9/2013, § 32).

37. Öte yandan 1086 sayılı mülga Kanun’un 438. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

“ Yargıtay temyiz incelemesini dosya üzerinde

yapar. Ancak tüzelkişiliğin feshine veya genel kurul kararlarının iptaline,

evlenmenin butlanına veya feshine, boşanma veya ayrılığa, velayete, nesebe ve

kısıtlamaya ilişkin davalarla miktar veya değeri onmilyar

lirayı aşan alacak ve ayın davalarında taraflardan biri temyiz dilekçesi veya

cevap dilekçesinden duruşma yapılmasını istemiş ise, Yargıtayca

bir gün belli edilerek taraflara usulen tebligat yapılır. Tebliğ tarihi ile

duruşma günü arasında en az onbeş gün bulunması

gerekir; taraflar gelmişlerse bu süreye bakılmaz. Tebligat gideri verilmemişse

duruşma isteği dikkate alınmaz.

…”

38. Başvuru konusu olayda başvurucu 30/7/2012 tarihli temyiz

dilekçesinde duruşma talebinde bulunmuş ancak Yargıtay 1. Hukuk Dairesi temyiz

incelemesini duruşmasız olarak karara bağlamıştır. Başvurucu, bu durumu

18/3/2013 tarihli karar düzeltme dilekçesinde dile getirerek hukuka aykırılık

iddiasında bulunduktan sonra onama kararının kaldırılarak Derece Mahkemesi

kararının bozulmasını talep etmiştir.

39. Yargıtay 1. Hukuk Dairesi ise karar düzeltme aşamasında bu

konudaki hukuka aykırılık iddiasını incelemiş, dava dilekçesinde dava değerinin

300.000 TL. olarak gösterilmesine rağmen maktu harç yatırılması, yargılama

sırasında ise harcın ikmal edilmemesi nedeniyle 1086 sayılı Kanun’un 438.

maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca duruşma isteğinin değer yönünden

incelenmesinin mümkün olmadığı gerekçesine dayanarak başvurucunun talebinin

reddine karar vermiştir.

40. Yargıtay 1. Hukuk Dairesince temyizde duruşma yapılmasına

dair ilgili mevzuat hükmü uyuşmazlığa tatbik edilmiş, uyuşmazlığın değer

yönünden duruşma sınırının altında kalması nedeniyle duruşma yapılmadan dosya

üzerinden temyiz incelemesi sonuçlandırılmıştır.

41. Somut başvuruya konu olayda başvurucunun ihlal iddiasına

konu davanın İlk Derece Mahkemesinde duruşmalı olarak görüldüğü açıktır.

Dolayısıyla başvurucunun temyiz incelemesi sırasında duruşma açılması talebinin

davanın değeri nedeniyle ilgili mevzuat çerçevesinde Yargıtayca

reddedilmesi ve temyiz incelemesinin duruşma açılmadan yapılmış olması

nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

42. Açıklanan nedenlerle bir ihlalin bulunmadığının açık olduğu

anlaşılan başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

43. Başvurucunun ortaklığın giderilmesi davasında verilen satış

kararı gereğince yapılan ihale ile satın aldığı taşınmazının tamamının

tesciline yönelik talebinin, bu taşınmazın paydaşlarından olan Hazinenin satış

kararı ve ihalenin tarafı olmadığı gerekçesiyle reddedilmesi nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyeti açıkça dayanaktan yoksun değildir.

Başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından başvurunun bu şikâyete

ilişkin kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

44. Başvurucu; taşınmaz mülkiyetindeki ortaklığın satış

suretiyle giderilmesine ilişkin kararın kesinleşmesini müteakip satış

memurluğunca ihaleye çıkarılan taşınmazı satın aldığını, taşınmazın tamamının

tapuda kendi adına tescil edilmemesi üzerine taşınmaz mülkiyetinin tespiti ve

adına tescili için açtığı davadan sonuç alamadığını hâlbuki Satış Memurluğunca

tamamı satışa çıkarılan taşınmazın bedelini ödediğinden ilgili yasal

düzenlemeler gereğince tescilden önce bu taşınmazın maliki olduğunu, kesinleşen

Mahkeme kararlarının değiştirilmesinin ve düzeltilmesinin hukuken mümkün

olmadığını belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

45. Bakanlığın görüş yazısında, mülkiyet hakkının ihlali

iddiasına yönelik olarak başvurucunun ihale sonucunda ödediği bedeli geri

isteyip isteyemeyeceğinin dolayısıyla başvuru yollarını tüketip tüketmediğinin

değerlendirilmesi gerektiği, uyuşmazlığın esası bakımından değerlendirme

yapılması durumunda ise ortaklığın giderilmesi davasında Hazinenin taraf

olmamasına rağmen başvurucunun ihale ile taşınmazı satın almasının en azından

diğer paylar bakımından mülkiyeti kazandırıp kazandırmadığının, mülkiyeti

kazandırdığının kabulü hâlinde ise başvurucunun taşınmazın kendi adına tescil

edilmesi talebinin reddedilmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil edip

etmediği, müdahale teşkil ediyorsa bu müdahalenin orantılı olup olmadığının

değerlendirilmesi gerektiği ifade edilmiştir.

46. Başvurucu cevap dilekçesinde başvuru formundaki beyanlarını

tekrar etmiştir.

47. Anayasa'nın "Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35.

maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve

miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu

yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının

kullanılması toplum yararına aykırı olamaz."

48. Anayasa'nın 35. maddesinde herkesin mülkiyet hakkına sahip

olduğu, bu hakkın ancak kamu yararı amacıyla kanunla sınırlanabileceği ve

mülkiyet hakkının kullanılmasının toplum yararına aykırı olamayacağı hükme

bağlanmıştır (Habibe Kalender ve diğerleri, B. No: 2013/3845, 1/12/2015, § 38).

49. Anayasa'nın 13. maddesi; temel hak ve hürriyetlerin

sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri, 35. maddesi ise mülkiyet hakkının

sınırlandırılmasına ilişkin özel ilkeleri tespit etmektedir. Anayasa'nın 13.

maddesinde yapılan düzenlemeye uygun bir şekilde 35. maddesi de mülkiyet

hakkına getirilecek sınırlamaların kanunla düzenlenmesi gerektiğini ifade

etmektedir. Buna ek olarak 35. madde, sınırlamanın kamu yararı amacıyla

yapılacağını ve mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına aykırı

olamayacağını belirterek toplum yararı ile kişi yararı arasında bir denge

kurulması gerektiğini de ifade etmektedir (Türkiye İş Bankası A.Ş., B. No:

2014/6192, 12/11/2014, §§ 40, 41).

50. Somut olayda çözümlenmesi gereken ilk mesele “mülkiyet

hakkına” yönelik bir müdahalenin olup olmadığını belirlemektir. Sonraki

aşamalarda varlığı kabul edilen müdahalenin kanuni dayanağı olup olmadığı,

meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı, söz konusu hakkın özünü zedeleyecek ölçüde

hakkı kısıtlayıp kısıtlanmadığı, bireyin menfaatleri ile kamu yararı

karşılaştırıldığında kısıtlamanın adil bir denge oluşturup oluşturmadığı ve

kullanılan araçların orantısız olup olmadığı hususlarının tespit edilmesi

gerekir.

a. Mülkün Varlığı

51. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme)

ortak koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve varlıkları

koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün

mülkiyetini kazanma hakkı -kişinin bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa

olsun- Anayasa ve Sözleşme'yle korunan mülkiyet

kavramı içinde değildir. Bu hususun istisnası olarak belli durumlarda bir

"ekonomik değer" veya icrası mümkün bir "alacağı" elde

etmeye yönelik "meşru bir beklenti", Anayasa ve Sözleşme'nin ortak

koruma alanında yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir. Meşru

beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir iddianın

doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma

şansının yüksek olduğunu gösteren yerleşik ve istikrarlı bir yargı içtihadına

dayanan yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir (Kemal Yeler ve Ali

Arslan Çelebi, B. No: 2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).

52. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden şikâyet eden bir kimse,

önce böyle bir hakkının var olduğunu kanıtlamak zorundadır (Hüseyin Remzi Polge, B. No: 2013/2166, 10/6/2015, § 35).

53. 4721 sayılı Kanun'un 704. maddesinde mülkiyet hakkının

kapsamına arazi, tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli

haklar ile kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümlerin girdiği, 705.

maddesinde de taşınmaz mülkiyetinin kazanılmasının kural olarak tescille

gerçekleşeceği; miras, mahkeme kararı, cebrî icra, işgal, kamulaştırma hâlleri

ile kanunda öngörülen diğer hâllerde mülkiyet hakkının tescilden önce

kazanılacağı ancak bu hâllerde malikin tasarruf işlemleri yapabilmesinin

mülkiyetin tapu kütüğüne tescil edilmiş olmasına bağlı olduğu hükme

bağlanmıştır. Yine 2004 sayılı Kanun’un 134. maddesinin birinci fıkrasında da

taşınmaz mülkiyetinin ihale ile birlikte kazanıldığı belirtilmiştir.

54. Başvuru konusu olayda, yukarıda ayrıntılı bir şekilde ifade

edildiği gibi başvurucunun taşınmazı 6/8/2010 tarihinde Satış Memurluğunca

yapılan ihale yolu ile satın aldığı ve 4721 sayılı Kanun’un 705. maddesinin

birinci fıkrası ile 2004 sayılı Kanun’un 134. maddesinin birinci fıkrası

hükümlerine göre de ihale ile birlikte taşınmaz mülkiyetinin tescilden önce

kazanıldığı dikkate alındığında başvurucunun taşınmaz üzerinde Anayasa’nın 35.

maddesi kapsamında mülkiyet hakkının varlığı konusunda şüphe bulunmamaktadır.

b. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

55. Anayasa'nın 35. maddesi ile Sözleşme'ye

Ek 1 No.lu Ek Protokol'ün 1. maddesi birbirine paralel şekilde düzenlenmiş olup

1 No.lu Ek Protokol'ün 1. maddesi üç temel kuraldan oluşmaktadır. Birinci kural

genel olarak mülkiyetten barışçıl yararlanma veya mülkiyete saygı ilkesidir. Bu

husus birinci fıkranın ilk cümlesinde düzenlenmiştir. İkinci kural mülkiyetten

yoksun bırakmayı düzenler ve bunu belirli koşullara bağlı kılar. Bu da aynı

fıkranın ikinci cümlesinde düzenlenmiştir. Üçüncü kural ise devletlerin kamu

yararına uygun olarak ve bu amacın gerektirdiği ölçüde yasaların uygulanması

yoluyla mülkiyetin kullanımını kontrol etme yetkisini tanır, bu ise ikinci

fıkrada yer almaktadır (Kenan Yıldırım ve Turan Yıldırım, B. No: 2013/711,

3/4/2014, §§ 58, 59).

56. Somut olayda başvurucunun ihale ile aldığı taşınmazının

tamamının adına tesciline dair talebi Tapu Müdürlüğünce, bu taşınmaza ilişkin

alınan satış kararı ve ihalenin paydaşlardan taraf olmayan Hazineyi

bağlamayacağı gerekçesiyle reddedilmiştir. 4721 sayılı Kanun’un 705. maddesinin

birinci fıkrası ile 2004 sayılı Kanun’un 134. maddesinin birinci fıkrası

hükümlerine göre başvurucu, ihaleyle birlikte taşınmazın mülkiyetini tescilden

önce kazanmakla beraber 4721 sayılı Kanun’un 705. maddesinin ikinci fıkrasında

yer alan “malikin tasarruf işlemleri yapabilmesinin, mülkiyetin tapu kütüğüne

tescil edilmiş olmasına bağlı olduğu” hükmü uyarınca tescil talebinin reddi

nedeniyle tasarruf işlemlerini yapamamaktadır.

57. Bu durumda mülkiyetin kazanılmasına rağmen tapuya tescil

edilmeyerek malikin tasarruf işlemlerinin engellenmesinin Anayasa’nın 35.

maddesi anlamında sahip olunan mülkiyet hakkına müdahale oluşturduğu ve

müdahalenin türü bakımından ise Sözleşme'ye Ek 1

No.lu Protokol'ün 1. maddesinin birinci kuralı olan mülkiyetten barışçıl

yararlanma veya mülkiyete saygı ilkesine müdahale niteliği taşıdığı açıktır.

c. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

58. Mülkiyet hakkına yapılan müdahale, Anayasa’nın 13.

maddesinde belirtilen şartlar yerine getirilmediği müddetçe Anayasa’nın 35.

maddesinin ihlaline yol açacaktır. Bu itibarla sınırlamanın Anayasa’nın 13.

maddesinde öngörülen koşullara uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

59. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek

sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına

alınırken Sözleşme'ye Ek 1 No.lu Protokol'ün 1.

maddesi mülkiyetten yoksun bırakmanın kamu yararıyla, yasada öngörülen koşullarla

ve uluslararası sözleşmelere uygun olarak yapılabileceğini öngörmektedir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) yasada öngörülen koşulları, bir diğer

ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak istikrar kazanmış yargı kararlarına

dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin de hukukilik şartını

karşılayabildiğini kabul ederken Anayasa, tüm sınırlandırmaların mutlak manada

kanunla yapılacağını öngörerek Sözleşme'den daha

geniş bir koruma sağlamaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817,

19/12/2013, § 31).

60. 4721 sayılı Kanun’un 1015. maddesinin

(1) numaralı fıkrasına göre tescil, terkin ve değişiklik gibi tasarruf

işlemlerinin yapılabilmesi istemde bulunanın tasarruf yetkisini ve hukuki

sebebi belgelemiş olmasına bağlıdır. Aynı Kanun’un 1016. maddesinin

birinci fıkrasında da tasarruf yetkisine ve hukuki sebebe ilişkin belgeler

tamam değilse istemin reddedileceği hükme bağlanmıştır. Tapu Sicili Tüzüğü’nün

(Tüzük) 26. maddesinin (1) numaralı fıkrası da şöyledir:

“Mevzuat ve bu Tüzükte yer alan hükümlere uygun olmayan ve 4721

sayılı Kanunun 1011 inci maddesine göre geçici tescil şerhine de imkân

bulunmayan istemler geciktirilmeden, gerekçesi, itiraz yeri ve süresi de

belirtilmek suretiyle reddedilir.”

61. Öte yandan 6100 sayılı Kanun’un 303. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında ise bir hükmün davada veya karşılık davada ileri sürülen taleplerden

sadece hükme bağlanmış olanlar hakkında kesin hüküm teşkil edeceği

belirtilmiştir.

62. Somut olayda başvurucunun ortaklığın giderilmesi davası

sonucu ihale ile satın aldığı taşınmazın tamamının tescil istemi, bu taşınmazın

kısmen satış kararı ve ihale dışı üçüncü kişi konumundaki Hazineye ait olduğu

gerekçesiyle 6100 sayılı Kanun’un 303. maddesinin (2) numaralı fıkrası, 4721

sayılı Kanun’un 1015. ve 1016. maddeleri

ile Tüzük’ün 26. maddesi uyarınca Tapu Müdürlüğü

tarafından reddedilmiştir. Bu işlem nedeniyle başvurucu tarafından açılan dava

ise hukuki yarar yokluğundan Mahkemece reddedilmiş ancak Yargıtayca

kararın gerekçesi değiştirilerek alınan satış kararı ve ihalenin Hazineyi

bağlamayacağı gerekçesiyle hüküm onanmıştır. Bu nedenle başvurucunun mülkiyet

hakkına yapılan müdahalenin “kanunlar tarafından öngörülme” ölçütünü

karşıladığı sonucuna varılmıştır.

ii. Meşru Amaç

63. Başvuru konusu olayda, Seferihisar Sulh Hukuk Mahkemesince

ortaklığın giderilmesi davasında tapu kayıt maliki paydaşlardan Hazine davaya

dâhil edilmeyerek satış kararı verilmek suretiyle yargılama neticelenmiş ve

verilen satış kararı üzerine yapılan ihale ile başvurucu taşınmazı satın

almıştır. Kamu otoritelerinin yapılan bir yanlışlığı düzeltmesinde kamu yararı

ve meşru amaç bulunduğu tartışmasızdır. Nitekim somut olayda da kamu otoritesi,

satış kararının ve ihalenin tarafı olmayan tapu kayıt maliki üçüncü kişi

konumundaki Hazinenin payını gözeterek tescil işlemini gerçekleştirmemiştir.

Dolayısıyla bu yönden satış kararı ve ihalenin tarafı olmayan üçüncü kişileri

korumak amacıyla taşınmazın tamamının tescil edilmemesi sonucunu doğuran

yukarıda belirtilen kuralların (bkz. §§ 60, 61) meşru bir amaç taşıdığı ve kamu

yararına olduğu sonucuna varılmıştır.

iii. Ölçülülük

64. Son olarak başvurucunun ihale ile satın aldığı taşınmazının

tescil edilmemesi suretiyle “mülkiyet hakkına” yapılan müdahalede makul bir

dengenin gözetilip gözetilmediği değerlendirilmelidir.

65. Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”,

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli

olarak dikkate alınması gereken bir güvencedir.

66. Ölçülülük, temel hak ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları

ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır. Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen

amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak için seçilen aracın denetlenmesidir.

Bu sebeple mülkiyet hakkına getirilen müdahalelerde hedeflenen amaca ulaşabilmek

için seçilen müdahalenin elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı

değerlendirilmelidir (Osman Bayrak, B. No: 2013/3803, 25/2/2015, § 74).

67. Bu bağlamda başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni müdahaleye neden olan taşınmazın tamamının

tapuya tescil edilmemesi işleminin, mülkiyet hakkını kısıtlama bakımından

“ölçülülük ilkesi”ne uygun olup olmadığı olacaktır.

68. Başvuru konusu olayda başvurucu, taşınmazın tapuya tescil

edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmekte olup

başvurucunun taşınmazı ihale ile satın aldığı ancak taşınmazın bir kısmının

satış kararı ve ihale dışı üçüncü kişiye ait olduğu gerekçesiyle tescil

işleminin yapılamadığı anlaşılmıştır.

69. "İyi yönetişim ilkesi" kamu yararı kapsamında bir

konu söz konusu olduğunda, kamu otoritelerinin uygun zamanda, uygun yöntemle ve

her şeyden önce tutarlı olarak hareket etmesini gerektirir (Bogdel/Litvanya,

B. No: 41248/06, 26/11/2013, § 65; Krstic/Sırbistan,

B. No: 45394/06, 10/12/2013, § 78).

70. Ancak “iyi yönetişim ilkesi” yetkili makamları, genel bir

kural olarak -kendi ihmalinden kaynaklansa bile- “yanlışlıkları” düzeltmekten

alıkoymamalıdır (Moskal/Polonya, 10373/05, 15/9/2009,

§ 73). Öte yandan eski bir “yanlışlığı” düzeltme ihtiyacı, iyi niyetli

kişilerin resmî mercilerin meşru işlemleri sonucu kazanılmış haklarına

orantısız şekilde müdahale sonucuna da yol açmamalıdır (Pincová

ve Pinc/Çek Cumhuriyeti, B. No: 36548/97, 5/11/2002,

§ 58). AİHM; yanlışlıkla aktarılan taşınmaz mülkiyet hakkının feshi bağlamında

iyi yönetişim ilkesinin, sadece yetkili mercilerin hatalarını düzeltmesi için

harekete geçmesini değil (Moskal/Polonya, § 69) aynı

zamanda taşınmazın iyi niyetli eski malikine de yeterli bedelin veya farklı

nitelikte uygun bir tazminatın ödenmesini zorunlu görmektedir (Pincová ve Pinc,/Çek Cumhuriyeti, § 53; Toşcuţă

ve diğerleri/Romanya, B. No: 36900/03, 25/11/2008, § 38).

71. Başvurucu, ihale yoluyla satın aldığı taşınmazın adına

tescil edilmesi talebinin Tapu Müdürlüğünce reddedilmesi üzerine bu defa

Seferihisar Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmış ancak İlk Derece Mahkemesince

dava açmakta hukuki yararın bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar

verilmiştir. Kararın temyizi üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesi ise tapuda

tescil işlemi yapılmadığından başvurucunun dava açmakta hukuki yararının

bulunduğu ancak alınan satış kararının ve yapılan ihalenin taraf olmayan

taşınmazın diğer paydaşı Hazineyi bağlamayacağı ve Hazinenin yer almadığı böyle

bir ilamın ya da ihalenin infaz edilemeyeceği gerekçeleriyle hükmü onamıştır.

Bu durumda gerek idarenin gerekse de Derece Mahkemelerinin belirtilen işlem ve

kararları nedeniyle satış kararı ve ihalenin tarafı olmayan Hazinenin payı

dışındaki taşınmazın diğer payları da başvurucu adına tescil edilmemiş

bulunmaktadır.

72. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde başvurucunun ihale

yoluyla edindiği taşınmazın tamamının tescil edilmesi talebi, bu taşınmazın

paydaşlarından olan Hazinenin söz konusu satış kararının ve ihalenin tarafı

olmadığı gerekçesiyle reddedilmiş ise de başvurucunun taşınmazın ihale bedelini

ödediği ve 4721 sayılı Kanun’un 705. maddesi ile 2004 sayılı Kanun’un 134.

maddesine göre tescilden önce mülkiyetini kazandığı, buna rağmen söz konusu

taşınmazın Hazinenin payı dışındaki diğer payları yönünden başvurucu adına

tescil işleminin yapılmamasının başvurucuyu, haklı gösterilemeyecek şekilde

orantısız ve aşırı bir külfet altına soktuğu ve ulaşılmak istenen kamu yararı ile

başvurucunun mülkiyet hakkı arasında kurulması gereken adil dengenin başvurucu

aleyhine bozulduğu sonucuna ulaşılmıştır.

73. Açıklanan gerekçeyle Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

4. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

74. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme

sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar

verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

75. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesi ve davanın esasının

incelenmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

76. Başvuruda mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

77. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Seferihisar Asliye Hukuk

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

78. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının ihlal EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

Seferihisar Asliye Hukuk Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

24/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Necdet

ÇETİNKAYA

Vekili

:

Av. Emir Ali

KAV

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/7725, 24 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Anayasa'nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  12. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  13. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  14. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Yıldırım
  16. Özgüldür
  17. Kömürcü
  18. Altan
  19. Çetinkaya
  20. Kav
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/7725
Tarih
24 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • N.b.b. Başvurusu (B. No: 2013/5653)
  • Veysi Atlı Başvurusu (B. No: 2014/2772)
  • Zehra Bolel ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9884)
  • Mustafa Metin Başvurusu (B. No: 2013/9017)
  • İsmail Korkmaz Başvurusu (B. No: 2014/4531)
  • Hasan Tarık Karagöz Başvurusu (B. No: 2013/1550)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.