İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nuran Seslioğlu Başvurusu (B. No: 2014/13765)

1. Başvuru, gözaltına alınan bir şüphelinin ölümü ve bu ölümle

Başvuru No2014/13765Tarih9 Ocak 2018Okuma32 dk · 6.322 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Nuran Seslioğlu Başvurusu

Karar tarihi
9 Ocak 2018
Başvuru Numarası
2014/13765
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.322 kelime·32 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gözaltına alınan bir şüphelinin ölümü ve bu ölümle

ilgili ceza soruşturmasının etkili yürütülmemesi nedeniyle yaşam hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 7/8/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden edinilen belgelere göre ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucunun eşi olan uyuşturucu madde bağımlısı Murat Seslioğlu (M.S.), uyuşturucu madde ticareti suçunu işlediği

iddiasıyla Kilis Cumhuriyet Başsavcılığının (Başsavcılık) talimatı üzerine

Kilis İl Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Şube Müdürlüğünde

çalışan kolluk görevlilerince 27/5/2013 günü saat 06.30 sıralarında yakalanıp

gözaltına alınmıştır.

10. Kilis Devlet Hastanesince 27/5/2013 günü saat 07.40

sıralarında M.S.den alınan biyolojik örnek üzerinde

-biyolojik örneğin kan mı yoksa idrar mı olduğu tespit edilememiştir- yapılan

uyutucu-uyuşturucu tetkiklerinde tetrahydrocannabinol (hint

keneviri bitkisinde doğal olarak bulunan kimyasal madde) ve opioid (haşhaş çiçeğinin suyundan

elde edilen uyuşturucu madde/maddeler) için sonuç pozitif çıkmıştır.

11. Kilis Devlet Hastanesince düzenlenen ve üzerinde vakti

yazmayan 27/5/2013 tarihli iki ayrı genel adli muayene raporunda M.S.de darp ve

cebir izi bulunmadığı, hayati tehlikenin mevcut olmadığı belirtilmiştir. Söz

konusu raporlar Acil Serviste çalışan hekimlerce düzenlenmiştir.

12. M.S. 27/5/2013 günü saat 17.35'te uyuşturucu madde bağımlısı

olduğu iddiasıyla Kilis Devlet Hastanesinin Acil Servisine götürülmüş, burada

psikiyatri kontrolü olmadığı gerekçesiyle M.S.ye psikolojik yönden rahatlaması

için kendisine 3 cc serum fizyolojik enjekte edilmiştir. Bu husus, Kilis Devlet

Hastanesi Acil Servisinde görevli bir hekim tarafından tutanağa bağlanmıştır.

13. Kilis Cumhuriyet savcısınca gözaltı süresinin 28/5/2013 günü

saat 08.00'den itibaren yirmi dört saat uzatılmasına karar verilmiştir.

14. Kolluk görevlilerince 28/5/2013 günü saat 15.10'da tanzim

edilen ve altında kolluk görevlileri ve M.S. ile aynı nezarethanede kalan S.P.,

M.A. ve M.K.nin imzası bulunan tutanağa göre S.P.nin haber vermesi ve kamera görüntülerinin incelenmesi

üzerine M.S.nin rahatsızlandığı 12.56'da anlaşılmış;

kolluk görevlilerince durum 112 Acil Servise bildirilmiş; 13.07'de gelen Acil

Servis görevlilerince yapılan ilk müdahale sonrası M.S. Kilis Devlet

Hastanesine sevk edilmiştir.

15. Kilis Devlet Hastanesince düzenlenen 28/5/2013 tarihli

epikriz formunda, kronik madde bağımlılığı olan M.S.nin

kardiyak arrest (kalp durması) hâlde hastaneye

getirildiği, kendisine kardiyopulmuner resüsitasyon (canlandırma) uygulandığı, ritmi dönen M.S.nin ileri tetkik ve tedavi için Yoğun Bakım Ünitesine

yatırıldığı, burada dört kez kardiyak arrest olduğu

ve resüsitasyona cevap alınamaması üzerine ölü kabul

edildiği ifade edilmiş; tanının opioid kullanıma

bağlı akut zehirlenme ve bu kullanıma bağlı yoksunluk durumu olduğu

belirtilmiştir.

16. M.S.nin bulunduğu nezarethanenin

28/5/2013 günü saat 12.00 - 13.09 arasını gösteren kayıtları kolluk

görevlilerince incelenmiş ve görüntü içeriğine ilişkin tutanak tutulmuştur.

Kamera kayıtlarını inceleyip tutanağa bağlayan kolluk görevlileri ile M.S.nin tutulduğu nezarethanede görevli kolluk

görevlilerinin aynı yerde görev yapıp yapmadığıtespit

edilememiş olup söz konusu tutanakta belirtilen hususlar şöyledir:

"1- Şüpheli şahsın rahatsızlanmadan önce

görüntüleri;

...

Kayıt Saati :12:00-12:14 arası

Şüpheli şahıs nezarethanede üstü açık

vaziyette yattığı, sağa sola dönerek hareket ettiği, battaniyesini üstüne

çektiği, battaniyeye sarıldığı, dizlerini kedine doğru çekerek, ayaklarını

uzatarak istirahat pozisyonunu değiştirerek hareket ettiği,

Kayıt Saati : 12:14'te ve devamında

kalkıp üzerindeki atleti çıkarttığı, devamında

tekrar yattığı, battaniyesini üstüne çektiği, sırt üstü pozisyonda yatarken ara

ara ayaklarını uzattığı ve dizlerini kendine çektiği, sağa sola döndüğü,

Kayıt Saati : 12:18'de ve devamında

Şahsın üzerindeki battaniyeyi açtığı, yüzü

koyun yattığı, bu esnada aynı dosya kapsamında gözaltında bulunan S.P. isimli

diğer şüpheli şahsın Murat SESLİOGLU isimli şüphelinin beline masaj yaptığı,

saat: 12:22 ikisinin de oturdukları yerden kalktıkları

Kayıt Saati : 12:22'de ve devamında

Şüpheli Murat SESLİOGLU'nun

ayağa kalkarak terliklerini giydiği ve nezarethane kapısına doğru yürüdüğü,

Kayıt Saati : 12:27'de ve devamında

Şüpheli Murat SESLİOGLU'nun

yürüyüp daha önceden yattığı yere doğru geldiği, terliklerini çıkarak oturduğu

ve arkadaşlarına doğru ellerini açtığı, sağ tarafına doğru yattığı ve

battaniyesini üstüne aldığı,

Kayıt Saati : 12:37'de ve devamında

Şüpheli Murat SESLİOGLU'nun

yattığı yerde sağa sola döndüğü, battaniyesine sarılarak yüzü koyun yattığı,

tekrar sırt üstü döndüğü ayaklarını uzattığı ve yüzü koyun yattığı, yastığını

düzelttiği, sol elini nezaret duvarına sürdüğü, sağa sola döndüğü, saat: 12:42

de yüzü koyun yattığı ve yastığını düzelttiği,

Kayıt Saati : 12:45'te ve devamında

Şüpheli Murat SESLİOGLU'nun

yüzü koyun dönerek yastığını düzelttiği ve sağ tarafına yattığı, saat: 12:46

itibarıyla tekrar yüzü koyun yattığı, sırt üstü döndüğü ve dizlerini kendine

çektiği, saat: 12:55 te ayaklarını uzatarak sırt üstü döndüğü, sağ kolunu yan

tarafından başına doğru aldığı, diğer şüpheli şahıslardan S.P. ve M.K. isimli

şahısların Murat SESLİOGLU'nu kontrol ettiği,

2- Şüpheli şahsın rahatsızlandığı ve

görevlilere haber verilme görüntüleri;

...

Kayıt Saati : 12:57

Şüpheli S.P. ve M.K.nin

nezaret kapısına doğru gelip görevlilere haber vermeleri,

3- 112 acil görevlilerinin intikal ve

şüpheliye müdahale görüntüleri;

...

Kayıt Saati : 13: 07

Emniyet ve 112 görevlilerinin şahsa müdahale

için nezarete girişleri, şahsın hastaneye sevki için çalışmaları ve devamında

rahatsızlanan şüphelinin taşınarak sevk edilmesi,

4- 112 görevlilerinin nezarethaneye giriş

görüntüsü;

...

Kayıt Saati : 13:01

Emniyet ve 112 görevlilerinin şahsa müdahale

için nezarethane koridorundan girişleri,

5- Şahsın hastaneye intikal ettirilmesi için

çıkış görüntüleri;

...

Kayıt Saati : l3 :09

...

Emniyet ve 112 görevlilerinin rahatsızlanan

Murat SESLİOGLU'nu hastaneye sevk etmek için

nezarethaneden çıkı[ş]ları görülmektedir."

17. Kilis Cumhuriyet savcısınca yapılan 29/5/2013 tarihli ölünün

kimliğini belirleme ve adli muayene işlemine ilişkin tutanağın ilgili kısmı

şöyledir:

"Cesedin harici muayenesinde: 1.77 cm boyunda, 70-75 kg

ağırlığında, 30 yaşlarında kahverengi gözlü, siyah saçlı, yaklaşık 4-5 günlük

sakallı, buğday tenli, sünnetli erkek bir cesedi olduğu, Ölü morluğunun

oluştuğu ve ölü katılığının yavaş yavaş oluşmaya başladığı görüldü. Cesedin alt

kısmında hasta bezi olduğu görüldü.

Cesedin baş ve boyun bölgesinde: Her hangi bir darp cebir, ateşli silah

yaralanmasına rastlanılmadı, boyun arka tarafında muhtemel ölü morluklarına

bağlı mor ekimotik alanlar olduğu görüldü.

Cesedin göğüs ve batın bölgesinde: Her hangi bir darp cebir, ateşli

silah yaralanmasına rastlanılmadı. Göğüs ve batında 3 adet EKG paleti olduğu

görüldü, sağ meme başının yaklaşık 10 cm yukarısında muhtemelen tıbbi

müdahaleye bağlı bir adet sütür, sol göğüs kafesinde

muhtemelen CPR'ye bağlı olduğu düşünülen çökme fraktörü, göğüs bölgesinde, sol omuzda önceden olduğu

düşünülen kesi izleri mevcut olduğu görüldü.

Cesedin sırt ve bel bölgesinde: Her hangi bir

darp cebir, ateşli silah yaralanmasına rastlanılmadı. Ölü morlukları oluşmuş

olduğu görüldü.

Cesedin tüm ekstremitelerinin incelenmesinde

: Her hangi bir darp cebir, ateşli silah yaralanmasına rastlanılmadı. Her iki

üst ekstremitede önceden oluşmuş kesi izleri mevcut,

sağ ve sol kol dirsek iç yüzeyinde muhtemelen enjektöre bağlı olduğu düşünülen

izler mevcut, sağ ve sol alt ekstremitede diz

bölgesinin öz yüzeyinde eskiden kalma cilt doku harabiyeti

mevcut, sağ ayak ön yüzünde iki adet muhtemelen tıbbi müdahaleye bağlı enjektör

izi olduğu görüldü.

Cesedin anal ve genital

muayenesinde : Ceset üzerinde herhangi bir fiili livata

bulgusuna rastlanılmadığı, bunun dışında herhangi bir darp, cebir izine

rastlanılmadığı.. görüldü."

Ölünün kimliğini

belirleme ve adli muayene işlemi sırasında dinlenen kimlik tanığı S.S.nin ifadesi şöyledir:

"Bana göstermiş olduğunuz ceset benim kardeşim olan Murat Seslioğlu'na aittir, babasının adı N..., annesinin adı

K...'dir, Kilis 1983 doğumludur. benim kardeşim Murat

Seslioğlu yaklaşık 10-15 yıldan beri uyuşturucu madde

kullanmaktaydı, kendisi uyuşturucu madde kullandığı için defalarca kez polisler

tarafından yakalandı ve kardeşim Murat Seslioğlu

hakkında defalarca kez adli işlem yapıldı, kardeşim ailece yapmış olduğumuz

tedavi olması yönündeki ısrarlarımıza aldırış etmedi, aslında kardeşim de

uyuşturucu illetinden kurtulmak istiyordu, fakat bir türlü uyuşturucuyu

bırakamıyordu, biz ailece birkaç kez de kardeşimin uyuşturucu bağımlılığından

kurtulması için çeşitli mercilere yazılı olarak başvuruda bulunduk, fakat bir

türlü kardeşimi uyuşturucu bağımlılığından kurtulması için tam olarak bir şey

yapamadık, 27.05.2013 günü kardeşim yine uyuşturucu madde suçundan dolayı

ilgili mercilerin talimatı ile polisler tarafından gözaltına alındı, dün de

nezarethanede bulunduğu sırada birden fenalaşarak hastaneye kaldırıldığım

öğrendim, bu günün erken saatlerinden de kardeşim yoğun bakım ünitesinde tedavi

gördüğü sırada öldüğünü öğrenmem üzerine buraya geldim, kardeşim şayet

gözaltında iken işkence veya kötü muameleye tabi tutulmamışsa, bu olayla ilgili

herhangi bir şikayetim de bulunmamaktadır."

Ölünün kimliğini

belirleme ve adli muayene işlemi sırasında hazır bulunan hekim kesin ölüm

nedeninin tespiti için klasik otopsi işlemi yapılması gerektiğini ifade etmiş,

bu nedenle Cumhuriyet savcısı cesedin otopsi işlemi yapılmak üzere Adli Tıp Kurumu

Gaziantep Şube Müdürlüğüne gönderilmesine karar vermiştir.

18. M.S.nin cesedi üzerinde 29/5/2013

tarihinde Cumhuriyet savcısı gözetiminde klasik otopsi işlemi yapılmıştır.

Otopsi işleminde köprücük kemiği hat üzerinde 3, 4, 5, 6 ve 7. kodlarda ve göğüs

kemiği 4. interkostal (kaburgalararası)

aralıkta ekimozlu (morarmış) kırık olduğu tespit

edilmiş ve bu kırıkların canlandırma işlemi sırasında meydana gelmiş

olabileceği değerlendirilmiştir. Ayrıca miyokart (kalp kası) kesitlerinde sol ventrikülde (karıncık) duvarda şüpheli bir alan görülmüş ve

histopatolojik (hastalıklı doku bilimiyle ilgili)

kasete alınmış; her iki akciğer yüzey ve kesitlerinde ödemli görünüm, şişlik ve

gerginlik olduğu görülmüş ve akciğer zarının (subplevral)

altında yer yer peteşiyal kanamalar (deri altındaki

küçük kanamalar) olduğu tespit edilmiştir.

Otopsi işleminde hazır

bulunan adli tıp uzmanları A.B. ile Ö.L.Ö "harici

muayene ve otopsi bulgularına göre kesin ölüm sebebi tespit edilemediğinden

otopsi esnasında alınan kan, mesene yıkama sıvısında alkol uyutucu-uyuşturucu,

karaciğer, böbrek ve içeriği ile birlikte alınan midede sistemik toksikolojik analiz, beyin, beyincik, beyin sapı, akciğer,

karaciğer, kalp, böbrek numuneleri üzerinde histepatolojik

inceleme yapılmak üzere Adli Tıp Kurumu Adana Grup Başkanlığına gönderilerek

burada yapılacak tetkikler sonrasında kesin ölüm sebebinin

belirlenebileceği" yönünde görüş bildirmiştir. Bu nedenle

alınan örnekler Adli Tıp Kurumu Adana Grup Başkanlığına gönderilmiştir.

19. Başvurucunun müşteki sıfatıyla ifadesi Başsavcılıkça

7/6/2013 tarihinde alınmıştır. Başvurucunun ifadesi şöyledir:

"Murat Seslioğlu benim resmi nikahlı

eşim olurdu, kendisiyle 9 yıldır evliydim, evlendikten yaklaşık 3-4 yıl sonra

eşim esrar kullanmaya başladı, sonrasında eroin de kullanıyordu, kendisi bu

illetten kurtulmak istiyordu, ancak titremesi geldiği zaman yine kullanıyordu,

ben kendisiyle evlenmeden önce vucüdunda jilet izleri

vardı, ancak ben evlendikten sonra kendisini jiletleme eylemi olmadı, eşim

kendisi hakkında iddia edilen suçtan dolayı Kilis İl Emniyet Müdürlüğü

görevlileri tarafından 27.05.2013 günü kendi ikametimizde alındı. Alındığında

ben evdeydim, bu nedenle polisler tarafından eşim Murat'ın gözlem altına

alındığında haberim vardır, polisler o gün bizim ikametimizden de arama

yaptılar, ancak evde birşey çıkmadı, ertesi gün yani

28.05.2013 günü saat:14:00 sularında Kilis Emniyetinden aradıklarını, eşim

Murat'ın rahatsızlandığını ve Kilis Devlet Hastanesine kaldırıldığını

söylediler, ben de bunun üzerine Kilis Devlet Hastanesine gittim, gittiğimde

kendisi yoğun bakımda yatıyordu, ben başında bekledim, hatta bana elbiselerini

vermişlerdi, elbisesinde dışkı vardı, bunun neden olduğunu bilmiyorum, eşimin

İl Emniyet Müdürlüğü binası içerisinde işkence yapılıp yapılmadığını

bilmiyorum, şayet böyle bir durum varsa sonuna kadar şikayetçiyim, ayrıca ihmal

d[e] varsa şikayetçiyim."

20. Başsavcılık tarafından M.S. ile aynı nezarethanede kalan

S.P. ve M.K.nin tanık sıfatıyla ifadeleri 12/6/2013

tarihinde alınmıştır. İfadeler şöyledir:

S.P: "27.05.2013

tarihinde Kilis İl Emniyet Müdürlüğü görevlileri benim de aralarında olduğum

bir çok kişiyi göz altına aldı, aynı gün ben, Murat Seslioğlu,

M.K. ve M.A. aynı nezarette kaldık, ertesi gün yani 28.05.2013 günü öğle

saatlerinde, benimle birlikte kalan Murat Seslioğlu,

dizlerinin ve bacaklarının sızladığı, eklemlerinin ağrıdığını ve kendisine

masaj yapmamı istedi, ben de kendisine masaj yaptım, aradan yarım saat geçti,

Murat Seslioğlu aniden titremeye başladı, kilitlendi,

ben ve yanımda bulunan arkadaşım M.K. durumu hemen görevlilere bildirdik, 5

dakika bekledik, gelen olmadı, 2. kez yine söyledik, görevli telefon ettim

dedi, aha geliyor diye söyledi, biz yine bu şekilde 3-5 dakika bekledik, 3. kez

M.K. "gelecekleri yok isyana kalkın" dedi, biz de kalkarak bağırdık

ve yardım istemeye devam ettik, bağrışmalardan yaklaşık 1 dakika sonra polisler

geldi, "niye bağırıyorsunuz, niye çağırıyorsunuz" dediler, biz de

Murat Seslioğlu'nun fenalaştığı söyledik, bunun

üzerine polislerden bir tanesi "hastaneye gidip iğne vurdurmak için numara

yapıyor kesin" dedi, sonra polisler bize "bekleyen biz ambulansa

haber verdik, hemen ambulans gelecek" dedi, bu şekilde de yaklaşık 10

dakika ambulans görevlilerinin nezarethaneye girmesini bekledik, ambulans

görevlileri daha sonra geldiler ve biz baygın halde duran Murat Seslioğlu'nun battaniyenin içerisinde polislerle birlikte

koyduk ve ambulans görevlileri ile polisler Murat Seslioğlu'nun

nezarethaneden dışarı çıkarttılar."

M.K

"27.05.2013 tarihinde Kilis İl Emniyet Müdürlüğü

görevlileri benim de aralarında olduğum bir çok kişiyi göz altına aldı, aynı

gün ben, Murat Seslioğlu, S.P. ve M.A. aynı nezarette

kaldık, ertesi gün yani 28.05.2013 günü Murat Seslioğlu

fenalaşmadan yaklaşık bir saat önce uyuşturucu içemediğini, krizde olduğunu ve

dünden beri rahatsız olduğunu söyledi, hatta oradaki polis memurlarına

"beni bırakın, avradınızın kokulu a.... larını

sinkaf ederim" şeklinde küfürler de etti, buna rağmen polis memurları

kendisine birşey demedi, bir ara kendisinin yüzü

morardı ve krize girdi, titremeye başladı, ben ve yanımdaki arkadaşlar bunun

üzerine hemen orada bulunan polis memurlarına Murat Seslioğlu'nun

rahatsızlandığını söyledik, aradan 10 dakika geçmemişti ki ambulans geldi, ben S.P.nin iddia ettiği gibi "gelecekleri yok isyana

kalkın" diye bir cümle kullanmadım, sonra battaniyeye sararak Murat Seslioğlu'nu nezarethanede bulunan polis memurlarına teslim

ettik.

... Murat Seslioğlu uyuşturucu yoksunluğu

krizine girdikten sonra polis memurlarına yukarıda belirttiğim küfürleri sarf

etti, fakat bu küfürleri etmeden önce veya ettiği sırada polis memurlarına

uyuşturucu krizine girdiğini ve durumunun iyi olmadığı yönünde herhangi birşey söylemedi. Murat Seslioğlu'nun

sadece bizlere rahatsız olduğunu söylemişti. Murat Seslioğlu'nun

bizde uyuşturucu krizine girdiğini ve bu olayın gelip geçici olduğunu tahmin

ettiğimiz için ilk başta polislere haber vermedik, olayın bu kadar ciddi

olduğunu tahmin etmiş olsaydık zaten daha önceden biz polislere Murat Seslioğlu'nun hastaneye kaldırılması için gerekli çağrıyı

yapardık."

21. Adli Tıp Kurumu Adana Grup Başkanlığınca hazırlanan

18/7/2013 tarihli histopatoloji raporu şöyledir:

"Kalp: İntertisyumda

ödem, konjesyon, perivasküler

ve İntertİsyel orta derecede fibrozis,

hipertrofık kas lifleri izlendi.

Koroner arter: Özellik izlenmedi.

Akciğerler: Konjesyon,

hemosiderin yüklü makrofajlar

izlendi. Beyin: Konjesyon, araknoid

mesafede ağır konjesyon izlendi. Beyincik: Konjesyon izlendi.

Beyin Sapı: Konjesyon

izlendi.

Karaciğer: Portal alanlarda yer yer lenfoid nodüller oluşturacak tarzda çoğunlukla mononükleer hücrelerden oluşan mikst

tipte iltihabi hücre infiltrasyonu izlendi. Ayrıca

portal alanlarda orta ileri derecede fibröz doku

artımı saptandı.

Böbrek: Konjesyon

izlendi."

22. M.S.den alınan kan ve mesane

yıkama suyu örnekleri üzerinde yapılan tetkikler üzerine Adli Tıp Kurumu Adana

Grup Başkanlığı Kimya İhtisas Dairesince düzenlenen 26/7/2013 tarihli raporda,

kanda alkol bulunmadığı ancak morfin, tramadol, midazolam, lidocaine ve atropin;

idrarda morfin, tramadol, midazolam,

lidocaine, ranitidine ve

atropin bulunduğu, kanda ve idrarda diğer uyutucu-uyuşturucu madde bulunmadığı

belirtilmiştir.

23. Adli Tıp Kurumu Adana Grup Başkanlığınca düzenlenen

26/7/2013 tarihli ahşa raporunda (iç organ incelemesine ilişkin rapor), ölüm

nedeni hakkında otopsiyi yapan doktorlardan görüş alınmasının uygun olduğu

ifade edilmiştir.

24. Başsavcılıkça kesin ölüm sebebi konusunda otopisiyi yapan adli tıp uzmanı doktorlardan alınan

30/9/2013 tarihli bilirkişi raporunda, kesin ölüm sebebi konusunda kanaat

oluşmadığından Ali Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulundan görüş alınmasının

uygun olduğu belirtilmiştir.

25. Başsavcılık, M.S.ye ilişkin tüm tıbbi tedavi evraklarının

aslını Kilis Devlet Hastanesinden temin edip kesin ölüm sebebi ve zamanına

ilişkin Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulundan rapor almıştır. Bahse konu

4/12/2013 tarihli raporun sonuç kısmı şöyledir:

"...1-Otopside tespit edilen sternum ve kosta kemik

kırıklarının kenar ve lokalizasyon özellikleri birlikte değerlendirildiğinde;

yeniden canladırma işlemi sırasında meydana

gelebilecek nitelikte oldukları,

2-Kişi adına düzenlenmiş tıbbi evrakta ölü

muayene ve otopsi tutanağında dış muayenede tıbbi tedavi amacıyla oluşturulmuş

lezyonların dışında bulgu tespit edilmediği iç muayene kafa kemiklerinde kırık,

kafa içi travmatik değişim iç organ ve büyük damar

yaralanması tarif edilmediği dikkate alındığında kişinin travmatik

bir nedenle öldüğünün tıbbi delillerinin bulunmadığı,

3-28.05.2012 tarihinde nezarethanede iken saat

12.00-12.14 arasında yatağında sağa ve sola dönmeye başlayıp üstüne çektiği

battaniyeye sarıldığı dizlerini kendine doğru çekerek istirahat pozisyonunu

değiştirdiği saat 12.22’de nezarethane içinde yürüdüğü saat 12.27’de tekrar

yattığı ve battaniyesini üstüne çektiği takip eden zaman süresince bu

hareketlerine devam ettiği saat 12.57 de şahsın rahatsızlandığının görevlilere bildirildiği,

13.07’de 112 görevlilerinin müdahale ettiği, 13.09’da nezarethaneden çıkışının

yapıldığı, Kilis Devlet Hastanesine götürüldüğü saat 14.00 sıralarında

hastaneye girişinin yapıldığı, geldiğinde kardiyak arrest

halde olduğu, CPR yapıldığı, yanı alındığı yoğun bakım ünitesine yatışının

yapıldığı, takiplerinde benzodiazepin ve opiate pozitif tespit edildiği 4 defa kardiyak arrest geliştiği ve 29.05.2013 tarihinde saat 02.15 te ölü

kabul edildiği otopisisinde dış muayenede tıbbi

müdahale ile oluşmuş lezyonlar dışında travmatik

lezyon tespit edilmediği iç muayenede her ikigöğüs

boşluğunda perikard ve batın boşluğunda serbest sıvı

ve kan görülmediği, her ika akcigerin ödemli olup subpelvral bölgelerde yer yer peteşial

kanama alanları olduğu, koroner arterlerin açık olup sol venrikül

duvarında şüpheli bir alan görüldüğü, histopatolojik

incelemede akciğerde konjesyon hemosiderin

yüklü makrofajlar, kalpte intertisyumda

ödem, konjesyon perivasküler

ve intertisyel orta derecede fibrozis

hipertrofik kas lifleri izlendiği, karaciğerde portal

alanlarda yer yer lenfoid nodüller oluşturacak tarzda

çoğunlukla mono nükleer hücrelerden oluşan mikst

tipte iltihabi hücre infiltrasyonu portal alanlarda

orta ileri derecede fibrö doku artımı saptandığı,

alınan doku örneklerinin Kimya İhtisas Dairesinde yapılan tetkikinde kanda ve

idrarda morfin, tramadol midazolam,

lidocaine ve atropine idrarda ayrıca raniditin tespit edildiği dikkate alındığında, kişinin

ölümünün uyuşturucu madde zehirlenmesi sonucu meydana gelmiş olduğu oybirliğiyle

mütalaa olunur."

26. Başsavcılık, tıbbi tedavi evraklarını 18/1/2014 tarihinde

Kilis Devlet Hastanesine iade etmiştir. UYAP'a

aktarılmamış olması nedeniyle tedavi evrakları incelenememiştir.

27. Başsavcılık, ölüm olayı hakkında 20/1/2014 tarihinde

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"...Maktulün, işlemiş olduğu bir suçtan dolayıCumhuriyet Başsavcılığımızın talimatıyla 27/05/2013

tarihinde göz altına alındığı ve maktulün Kilis İl Emniyet Müdürlüğü

nezarethanelerine konulduğu, maktulünnezarethanede

bulunduğu sırada 28/05/2013 tarihinde saat 13:00 sıralarında aniden

fenalaştığı, durumdan haberdar olan Kilis İl Emniyet Müdürlüğü'ne bağlı polis

memurları tarafından maktulün derhal Kilis Devlet Hastanesine kaldırıldığı,

maktulün burada yapılan tüm tıbbi müdahalelere rağmen 29/05/2013 tarihinde

öldüğü, gerek maktule ait cesed üzerinde yapılan ölü

muayene işlemi, gerekse de maktule ait ceset üzerinde icra edilen otopsi işlemi

neticelerinde maktulün kesin ölüm sebebinin belirlenemediği, maktulün kesin

ölüm sebebinin belirlenebilmesi amacıyla soruşturma dosyamızın bir kül halinde

İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığı'na gönderildiği,İstanbul

Adli tıp Kurumu Başkanlığı 1. İhtisas Kurulu tarafından tanzim edilen rapora

göre, maktulün uyuşturucu madde zehirlenmesi sonucu ölmüş olduğunun

belirlendiği, maktulün ölmeden önce uyuşturucu madde kullanmış olduğu ve birden

fazla kez maktul hakkında uyuşturucu madde kullandığı şüphesiyle Cumhuriyet

Başsavcılığımız tarafından soruşturma yürütülmüş olduğu, Cumhuriyet

Başsavcılığımız tarafından yürütülen soruşturma neticesinde; olayın maktulün

kusurlu hareketi sonucu meydana gelmiş olduğu, olayın bu haliyle her hangi bir

suç teşkil etmediği anlaşılmakla;

Suç teşkil etmeyen olay hakkında KOVUŞTURMAYA

YER OLMADIĞINA... karar verildi."

28. Başvurucunun ölüm ile gözaltına alma işlemi arasında otuz

altı saat geçtiğine, bu sürede uyuşturucu maddenin etkisini kaybedeceğine ve

ölümün ihmal veya kasıtla gerçekleştiğine dair kuvvetli şüphe bulunduğuna dair

itirazları, kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda isabetsizlik bulunmadığı

gerekçesiyle Gaziantep 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/2/2014 tarihli kararıyla

reddedilmiştir.

29. Nihai karar, başvurucu tarafından 1/8/2014 tarihinde

öğrenilmiş olup yasal süresi içinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

30. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Taksirle öldürme" kenar

başlıklı 85. maddesi şöyledir:

"Taksirle bir insanın ölümüne neden olan

kişi, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır."

31. 5237 sayılı Kanunu'nun "Görevi

kötüye kullanma" kenar başlıklı 257. maddesi şöyledir:

"(1) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında,

görevinin gereklerine aykırı hareket etmek suretiyle, kişilerin mağduriyetine

veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir (Değişik ibare:

08/12/2010-6086 S.K./1.mad.) menfaat , sağlayan kamu görevlisi, (Değişik ibare:

08/12/2010-6086 S.K./1.mad.) altı aydan iki yıla kadar, hapis cezası ile

cezalandırılır.

(2) Kanunda ayrıca suç olarak tanımlanan hâller dışında, görevinin

gereklerini yapmakta ihmal veya gecikme göstererek, kişilerin mağduriyetine

veya kamunun zararına neden olan ya da kişilere haksız bir (Değişik ibare:

08/12/2010-6086 S.K./1.mad.) menfaat, sağlayan kamu görevlisi, (Değişik ibare:

08/12/2010-6086 S.K./1.mad.) üç aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

32. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

"Gözaltı" kenar

başlıklı 91. maddesinin gözaltı tarihinde yürürlükte olan hâlinin ilgili kısmı

şöyledir:

"(1) ...[Y]akalanan

kişi, Cumhuriyet Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için

gözaltına alınmasına karar verilebilir. (Değişik cümle: 25/05/2005-5353

S.K./8.mad) Gözaltı süresi, yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye

gönderilmesi için zorunlu süre hariç, yakalama anından itibaren yirmidört saati geçemez. (Ek cümle: 25/05/2005-5353

S.K./8.mad) Yakalama yerine en yakın hâkim veya mahkemeye gönderilme için

zorunlu süre oniki saatten fazla olamaz.

...

(3) Toplu olarak işlenen suçlarda, delillerin

toplanmasındaki güçlük veya şüpheli sayısının çokluğu nedeniyle; Cumhuriyet

savcısı gözaltı süresinin, her defasında bir günü geçmemek üzere, üç gün

süreyle uzatılmasına yazılı olarak emir verebilir. Gözaltı süresinin uzatılması

emri gözaltına alınana derhâl tebliğ edilir.

(4) Yakalama işlemine, gözaltına alma ve gözaltı

süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet savcısının yazılı emrine karşı,

yakalanan kişi, müdafii veya kanunî temsilcisi, eşi

ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı, hemen serbest bırakılmayı

sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Sulh ceza hâkimi incelemeyi

evrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmidört

saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır. Yakalamanın veya gözaltına alma veya

gözaltı süresini uzatmanın yerinde olduğu kanısına varılırsa başvuru reddedilir

ya da yakalananın derhâl soruşturma evrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır

bulundurulmasına karar verilir.

...

(6)

Gözaltına alınan kişi bırakılmazsa, en geç bu süreler sonunda sulh ceza hâkimi

önüne çıkarılıp sorguya çekilir. Sorguda müdafii de

hazır bulunur."

33. 5271 sayılı Kanun’un “Gözaltı

işlemlerinin denetimi” kenar başlıklı 92. maddesi şöyledir:

“Cumhuriyet başsavcıları veya

görevlendirecekleri Cumhuriyet savcıları, adlî görevlerinin gereği olarak,

gözaltına alınan kişilerin bulundurulacakları nezarethaneleri, varsa ifade alma

odalarını, bu kişilerin durumlarını, gözaltına alınma neden ve sürelerini,

gözaltına alınma ile ilgili tüm kayıt ve işlemleri denetler; sonucunu

Nezarethaneye Alınanlar Defterine kaydederler.”

34. 5271 sayılı Kanun’un “Yönetmelik”

kenar başlıklı 99. maddesi şöyledir:

"Gözaltına alınan kişilerin

bulundurulacakları nezarethanelerin maddî koşulları, bu kişinin hangi

görevlinin sorumluluğuna bırakılacağı, sağlık kontrolünün nasıl yapılacağı,

gözaltı işlemlerine ilişkin kayıt ve defterlerin nasıl tutulacağı, gözaltına

alınmanın başlangıcında ve bu tedbire son verildiğinde hangi tutanakların

tutulacağı ve gözaltına alınan kişiye hangi belgelerin verileceği ile kolluk

tarafından gerçekleştirilen yakalama işlemlerinin yürütülmesinde uyulacak kurallar,

yönetmelikte gösterilir."

35. 5271 sayılı Kanun'un "Bir

suçun işlendiğini öğrenen Cumhuriyet savcısının görevi" kenar

başlıklı 160. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Cumhuriyet savcısı, ihbar veya başka bir

suretle bir suçun işlendiği izlenimini veren bir hâli öğrenir öğrenmez kamu

davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen işin gerçeğini

araştırmaya başlar."

36. 5271 sayılı Kanun'un “Cumhuriyet

savcısının görev ve yetkileri” kenar başlıklı 161. maddesinin (1)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Cumhuriyet savcısı, doğrudan doğruya veya

emrindeki adlî kolluk görevlileri aracılığı ile her türlü araştırmayı

yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu

görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir...”

37. 5271 sayılı Kanun’un “Adlî

kolluk ve görevi” kenar başlıklı 164. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

“(1) Adlî kolluk; 4.6.1937 tarihli ve 3201

sayılı Emniyet Teşkilatı Kanununun 8, 9 ve 12 nci

maddeleri, 10.3.1983 tarihli ve2803 sayılı Jandarma Teşkilat, Görev ve

Yetkileri Kanununun 7 nci maddesi, 2.7.1993 tarihli

ve 485 sayılı Gümrük Müsteşarlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun

Hükmünde Kararnamenin 8 inci maddesi ve 9.7.1982 tarihli ve 2692 sayılı Sahil

Güvenlik Komutanlığı Kanununun 4 üncü maddesinde belirtilen soruşturma

işlemlerini yapan güvenlik görevlilerini ifade eder.

(2) Soruşturma işlemleri, Cumhuriyet

savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adlî kolluğa yaptırılır.

Adlî kolluk görevlileri, Cumhuriyet savcısının adlî görevlere ilişkin

emirlerini yerine getirir.

...”

38. 1/6/2005 tarihli ve 25832 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliği'nin (Yönetmelik)

9. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Yakalanan kişinin gözaltına alınacak

olması veya zor kullanılarak yakalanması hâllerinde hekim kontrolünden

geçirilerek yakalanma anındaki sağlık durumu belirlenir.

Gözaltına alınan kişinin herhangi bir nedenle

yerinin değiştirilmesi, gözaltı süresinin uzatılması, serbest bırakılması veya

adlî mercilere sevk edilmesi işlemlerinden önce de sağlık durumu hekim raporu

ile tespit edilir.

Gözaltına alınanlardan herhangi bir nedenle

sağlık durumu bozulanlar ile sağlık durumundan şüphe edilenler, derhâl hekim

kontrolünden geçirilerek gerekiyorsa tedavileri yaptırılır. Bu durumdaki

kişilerden kronik bir rahatsızlığı olanların, istekleri hâlinde varsa kendi

hekimi nezaretinde resmî hekim tarafından muayene ve tedavi edilmeleri

sağlanır.

..."

39. Yönetmelik'in 10. maddesi şöyledir:

"Gözaltı birimine getirilen kişi hakkında

aşağıdaki hükümler uygulanır:

a)Nezarethaneye

veya zorunlu hâllerde bu amaca tahsis edilen yerlere konulmadan önce usulünce

aranır..."

40. Yönetmelik'in 11. maddesi şöyledir:

"...Nezarethane işlemlerinde;

...

g)Gözaltına alınan kişilerin yaşama haklarını

koruyucu gerekli önlemler alınarak, bu amaçla ilgili gözetlenebilir. Gözetleme

işlemi teknik imkânlar ölçüsünde kayda alınabilir.

h)Gözaltındaki kişinin beslenme, nakil,

sağlığının korunması ve gerektiğinde tedavisi, yakalandığının yakınlarına haber

verilmesi giderleri ilgili birimin bağlı olduğu Bakanlığın bütçe ödeneklerinden

karşılanır."

B. Uluslararası Hukuk

41. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Yaşam hakkı" kenar başlıklı 2.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

" Herkesin yaşam hakkı yasayla

korunur..."

42. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Sözleşme'nin 2.

maddesinin 1. maddesiyle birlikte yorumlandığında devletin yaşama hakkı

kapsamındaki bir olayı etkili soruşturma yükümlülüğünün bulunduğunu kabul

etmiştir (McCann ve diğerleri/Birleşik Krallık

[BD], B. No: 18984/91, 27/9/1995, § 161).

43. AİHM, 2001 yılında incelediği bir başvuruda verdiği kararda

ise devletin yükümlülüğündeki etkili soruşturmanın ilkelerini belirlemiştir (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, B. No: 24746/94,

4/5/2001). "Jordan Prensipleri" olarak anılan bu ilkeler, Mahkemenin

tamamen yeni belirlediği ilkeler değildir, yukarıda belirtilen McCann ve diğerleri/ Birleşik Krallık kararından

beri önüne gelen davalarda uyguladığı birtakım ilkelerin sistematikleştirilmesinden

ibarettir. Mahkemenin yaşama hakkı kapsamında etkili soruşturmaya ilişkin

belirlediği ilkeler şöyledir:

-Soruşturma makamlarının yaşama hakkıyla ilgili konulardan

haberdar olduklarında kendiliğinden harekete geçmeleri (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 105)

-Soruşturma makamlarının bağımsız olmaları (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 106)

-Soruşturmanın sorumluların tespitini ve cezalandırılmasını

sağlayabilecek şekilde etkili olması, bu kapsamda olayı aydınlatmaya

yarayabilecek bütün delillerin toplanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 107)

-Soruşturmanın makul bir süratle tamamlanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık, § 108)

-Yürütülen soruşturmanın ve sonuçlarının kamu denetimine açık

olması, her olayda ölen kişinin yakınlarının veya başvurucunun meşru

menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde katılmalarının

sağlanması (Hugh Jordan/Birleşik Krallık,§ 109)

V. İNCELEME VE GEREKÇE

44. Mahkemenin 9/1/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

45. Başvurucu, yardım istemesine rağmen kolluk görevlilerinin

hastaneye gitmek için rol yaptığı düşüncesiyle M.S.ye inanmadıklarını ve bu

nedenle M.S.nin hemen hastaneye götürülmediğini iddia

etmiştir. Başvurucu; M.S. ile nezarethanede kalan şüphelilerin söylediğine göre

M.S.nin durumunun nezarethanede hızla kötüleştiğini,

krize girdiği düşüncesiyle kolluk görevlilerinin M.S.ye önce sakinleştirici

iğne, durumun kötüleşmesine üzerine ikinci bir iğne daha yaptıklarını, kolluk

görevlilerinin M.S.ye hemen müdahale etmediklerini ve diğer şüphelilerin ısrarı

üzerine sağlık görevlilerinin 13.30'da çağrıldığını öne sürmüştür. Öte yandan

başvurucu; M.S.nin gözaltı işleminden önce uyuşturucu

madde aldığının kesin olmadığını, Adli Tıp Kurumu Adana Grup Başkanlığınca

hazırlanan raporda belirtilen uyuşturucu maddelerin M.S.nin

kolayca bulabileceği maddeler olmadığını, kanda ve idrarda çıkan uyuşturucu

maddelerin gözaltı işleminden önce alınmadığını, Adli Tıp Kurumu tarafından

verilen raporların soruşturmayı aydınlatmadığını ve M.S.nin

kolluk görevlilerinin ağır ihmali sonucu öldüğünü ileri sürmüştür. Son olarak

başvurucu, M.S. hakkında soruşturma yürüten Cumhuriyet Savcılığı ile M.S.nin ölümü ile ilgili soruşturmayı yürüten Cumhuriyet

Savcılığının aynı olmasının tarafsızlık ilkesi ile bağdaşmadığını ve

soruşturmanın eksik yapıldığını ileri sürmüş; yaşam ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

46. Kabul edilebilirliğe ilişkin olarak Bakanlık görüşünde,

yaşam hakkına yönelik ihlallerin kasıtlı olmadığı durumlarda "etkili bir

adli sistem" oluşturmayı kapsayan pozitif yükümlülüğün her davada cezai

işlem başlatmayı gerektirmediği; özel, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk

yollarının açık olmasının yeterli olabileceği, başvurucunun yetkililerin idari

ve hukuki sorumluluklarına ilişkin herhangi bir kanun yoluna başvurmadığı, bu

nedenle başvuru yollarının tüketilip tüketilmediğinin değerlendirilmesi

gerektiği belirtilmiştir.

47. Bakanlığın esasa ilişkin görüşünde ise M.S.nin

27/5/2013 günü rahatsızlanması üzerine hastaneye götürülerek tedavisinin

yaptırıldığı, M.S.nin rahatsızlanması ile hastaneye

sevki arasında on dakika olduğu, Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulunun

raporuna göre M.S.nin kanında ve idrarında uyuşturucu

maddeler tespit edildiği ve ölümün uyuşturucu madde zehirlenmesi sonucu meydana

geldiği, iddialarla ilgili İçişleri Bakanlığının da görüşünün alınmasının uygun

olacağı belirtilmiş ve yaşam hakkının ihlal edilip edilmediğinin Anayasa

Mahkemesi ve AİHM içtihatları ışığında incelenmesi gerektiği ifade edilmiştir.

B. Değerlendirme

48. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun adil yargılanma hakkı ile

bağlantı kurarak ileri sürdüğü iddialarının yaşam hakkının usule ilişkin boyutu

kapsamında incelenmesi gerektiği sonucuna varılmış, bu nedenle adil yargılanma

hakkı yönünden bir inceleme yapılmamıştır.

49. Başvuru formu ve ekleri bir bütün olarak incelendiğinde

başvurucunun M.S.nin kolluk görevlilerinin ağır

ihmali sonucu öldüğünden ve bu ölümle ilgili etkili bir ceza soruşturması

yürütülmemesinden şikâyet ettiği anlaşılmaktadır.

50. Somut başvuruda, aşağıda ayrıntılı bir şekilde ortaya

konduğu üzere M.S.nin ölümünün neden ve koşulları inceleme

yapılmasına olanak verecek şekilde açık olmadığından koruma yükümlülüğünün

ihlal edildiği iddiasının incelenebilmesi bu aşamada mümkün değildir. Bu

itibarla yalnızca yaşam hakkının usul boyutu kapsamında inceleme yapılmıştır.

1. Kabul edilebilirlik

Yönünden

51. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği yaşamını kaybeden kişi

açısından bu hakka yönelik bir başvuru, ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle ölen

kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752,

17/9/2013, § 41). Somut olayda başvurucu, ölen M.S.nin

eşidir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından başvuruda bir eksiklik

bulunmamaktadır.

52. Devletin yaşama hakkına ilişkin negatif yükümlülüğü

kapsamında kamusal bir yetkiyle güç kullanan görevlilerin kasıtlı ve hukuka

aykırı bir şekilde hiçbir bireyin yaşamına son vermeme ödevi bulunmaktadır.

Pozitif yükümlülükler kapsamında ise devletin yetki alanında bulunan tüm

bireylerin yaşama hakkını kamu görevlilerinin, diğer bireylerin ve hatta

kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma ödevi

vardır. Devlet öncelikle yaşam hakkına yönelen tehdit ve risklere karşı

caydırıcı ve koruyucu yasal düzenlemeler yapmalı, idari tedbirleri almalıdır.

Bu ödev ayrıca bireyin yaşamını her türlü tehlike, tehdit ve şiddetten koruma

yükümlülüğünü de içerir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 51).

53. Bu kapsamda, bazı özel koşullarda devletin kişinin kendi

eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı yaşamı korumak amacıyla gerekli

tedbirleri alma yükümlülüğü de bulunmaktadır (Sadık

Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 74). Söz konusu

yükümlülük, gözaltındaki kişiler yönünden de geçerlidir.

54. Yaşam hakkının veya fiziksel bütünlüğün ihlaline kasten

sebebiyet verilmemiş ise "etkili bir yargısal sistem kurma" yönündeki pozitif yükümlülük, her olayda

mutlaka ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta

disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir(Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 59).

55. Bununla birlikte ihmal suretiyle meydana gelen ölüm

olaylarında devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bu konuda muhakeme

hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu yani olası sonuçların

farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen yetkileri

göz ardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek

için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda bireyler kendi

inisiyatifleriyle ne gibi hukuk yollarına başvurmuş olursa olsun insanların

hayatının tehlikeye girmesine neden olan kişiler aleyhine hiçbir suçlamada

bulunulmaması ya da bu kişilerin yargılanmaması Anayasa'nın 17. maddesinin

ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 60).

56. Somut olayda başvurucu, M.S.nin

ölümü nedeniyle özel, idari veya disiplinle ilgili hukuk yollarına başvurmamış

olsa da ölüm olayı hakkında yürütülen ceza soruşturmasında müşteki sıfatıyla

yer almış ve kovuşturmaya yer olmadığı kararına yaptığı itirazın reddedilmesi

üzerine süresi içinde bireysel başvuruda bulunmuştur. Ceza soruşturması

sürecinde M.S.nin kolluk görevlilerinin kasti veya

ihmale ilişkin davranışları sonucu öldüğü iddiasını ileri süren başvurucu, ölüm

olayı hakkında yürütülen ceza soruşturmasına katılmak suretiyle iddiaları

bakımından uygun bir hukuk yolunu kullanmıştır. M.S.nin

gözaltındayken rahatsızlanıp öldüğü dikkate alındığında ceza soruşturmasının

kesinleşmesi üzerine yapılan mevcut başvurunun başvuru yollarının tüketilmesi

koşulunu karşıladığı kabul edilmelidir.

57. Sonuç olarak başvuru açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi

başvurunun kabul edilemezliğine karar verilmesi için başka bir neden de

bulunmamaktadır. Bu nedenle başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

58. Anayasa'nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı,

Anayasa'nın 5. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde devlete pozitif ve

negatif ödevler yükler (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 50).

59. Devletin yaşama hakkı kapsamındaki pozitif yükümlülüklerinin

korumaya ilişkin maddi yönü yanında usule ilişkin yönü de bulunmaktadır. Bu

yükümlülük, doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularının belirlenmesini ve

gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir soruşturma yürütmeyi

gerektirir. Bu soruşturmanın temel amacı, yaşam hakkını koruyan hukukun etkili

bir şekilde uygulanmasını ve varsa sorumluların hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 54).

60. Diğer taraftan ceza soruşturmasının amacı, yaşama hakkını

koruyan hukuk kurallarının etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların

hesap vermesini sağlamak olmakla birlikte bu yükümlülük, kesin olarak bir sonuç

elde etmeyi gerektirmez. Anayasa'nın 17. maddesi, başvuruculara üçüncü kişileri

bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı vermediği gibi devlete

tüm yargılamaları mahkûmiyetle sonuçlandırma ödevi yüklemez (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

61. Yaşama hakkına ilişkin ceza soruşturmasının da etkili olması

için;

-Yetkili makamların resen ve derhâl harekete geçerek ölüm olayını

aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek bütün delilleri

tespit etmeleri (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 57),

-Soruşturmanın kamu denetimine açık olması ve mağdurların

soruşturmaya gerekli olduğu ölçüde etkili katılımlarının sağlanması (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 58),

-Soruşturmaların makul bir süratle yürütülmesi (Deniz Yazıcı, B. No: 2013/6359,

10/12/2014, § 96) gerekmektedir.

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

62. Yaşama hakkı kapsamındaki olayla ilgili yürütülen

soruşturmada yetkili makamların derhâl ve resen harekete geçmesi, soruşturmanın

makul bir sürede tamamlanması ve başvurucunun gerektiği ölçüde soruşturmaya

katılması yönlerinden soruşturmanın yukarıda ifade edilen genel ilkelere

herhangi bir aykırılık içermediği görülmüştür. Bununla birlikte kasti

davranışla öldürme iddiasının bulunmadığı başvuruda soruşturmanın ölüm olayını

aydınlatabilecek ve sorumluların belirlenmesini sağlayabilecek etkinlikte

yapılıp yapılmadığının da incelenmesi gerekir.

63. Soruşturmada M.S.nin kesin ölüm

nedeni hakkında alınan Adli Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulu raporunda,

müteveffanın ölümünün uyuşturucu madde zehirlenmesi sonucu meydana geldiği

belirtilmiştir. Başsavcılığın kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararında da

bu rapora atıfta bulunularak bir sonuca varılmıştır (bkz. §§ 25, 27).

64. Öncelikle bu noktada belirtilmelidir ki Anayasa Mahkemesinin

görevi, herhangi bir soruşturma ya da davada bilirkişi raporu veya uzman

mütalaasının gerekli olup olmadığına karar vermek değildir. Bilirkişi raporu ve

benzeri delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi hususları

soruşturma makamlarının yetkisi dâhilindedir (Ahmet

Gökhan Rahtuvan, B. No: 2014/4991,

20/6/2014, §§ 59, 60).

65. Ayrıca Anayasa Mahkemesinin mevcut tıbbi bilgilerden

hareketle birtakım tahminlere yer vererek bilirkişilerin vardıkları sonuçların

veya sahip oldukları bilimsel bakış açılarının doğru olup olmadığını irdeleme

görevinin de bulunmadığı belirtilmelidir (Esma

Çelebi, B. No: 2014/17591, 19/4/2017, § 147).

66. Gerçekleşen bir ölüm olayına ilişkin delillerin

değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların ödevi olmakla birlikte Anayasa

Mahkemesinin başvuru konusu olayın gelişim şeklini anlayabilmek ve

başvurucuların yakınlarının ölümünün tüm yönlerinin aydınlatılması noktasında

soruşturma makamları ve derece mahkemeleri tarafından atılması gereken adımları

nesnel bir şekilde değerlendirmek için olayın oluşum şeklini incelemesi

gerekebilmektedir (Rifat Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782 11/3/2015,

§ 68).

67. Somut olayda, gözaltı öncesinde M.S.den

alınan biyolojik örnek üzerinde yapılan tetkikin sonucu tetrahydrocannabinol

ve opioid için pozitiftir (bkz. § 10). Başvurucunun

soruşturmada verdiği ifadeye göre M.S. daha önce esrar ve eroin kullanmıştır

(bkz. § 19). M.S. uyuşturucu madde bağımlısı olduğu iddiasıyla kolluk

görevlilerince gözaltına alındığı 27/5/2013 günü saat 17.35'te Kilis Devlet

Hastanesinin Acil Servisine götürülmüştür. M.S.nin

uyuşturucu madde yoksunluğu nedeniyle Kilis Devlet Hastanesine götürülüp

götürülmediği soruşturma belgelerinden anlaşılamamakta ise de burada psikiyatri

kontrolü olmadığı gerekçesiyle M.S.ye psikolojik yönden rahatlaması için 3 cc

serum fizyolojik enjekte edildiği anlaşılmaktadır (bkz. § 12). M.S. 28/5/2013

günü Kilis Devlet Hastanesine akut zehirlenme ve bu kullanıma bağlı yoksunluk

durumu nedeniyle götürülmüştür (bkz. § 15). M.S.den

alınan kan ve mesane yıkama suyu örnekleri üzerinde yapılan tetkiklerde kanda

morfin, tramadol, midazolam,

lidocaine ve atropin; idrarda ise bunlara ilaveten ranitidine bulunduğu tespit edilmiştir (bkz. § 22). Adli

Tıp Kurumu Birinci İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda ölüm nedeni uyuşturucu

madde zehirlenmesi olarak belirtilmiş ancak zehirlenmenin neden kaynaklandığı

belirtilmemiştir. (bkz. § 25).

68. Soruşturma belgelerine göre M.S.nin

gözaltına almadan önce iki farklı tür uyuşturucu madde kullandığı ve ölümün

uyuşturucu madde zehirlenmesi sonucu olduğu sabittir. Ayrıca M.S. 28/5/2013

günü Kilis Devlet Hastanesine akut zehirlenme ve bu kullanıma bağlı yoksunluk

durumu nedeniyle götürülmüştür. Buna rağmen uyuşturucu madde zehirlenmesi ile

uyuşturucu madde yoksunluğu arasındaki bağlantının ne olduğu ve M.S.nin cesedinden alınan kanda ve idrarda çıkan maddelerin

M.S.ye yapılan canlandırma işlemi ve daha sonrasında yapılan tedavilerdekullanılan ilaçlar olup olmadığı konusunda bir

araştırma yapılmamıştır. Ayrıca M.S.nin gözaltına

alınmadan önce aldığı uyuşturucu maddeler nedeniyle mi zehirlendiği, bu

uyuşturucu maddelerin ne zaman alındığı ve uyuşturucu madde zehirlenmesinin

uyuşturucu alımından en geç ne kadar süre sonra meydana gelebileceği tespit

edilmemiştir.

69. M.S. madde bağımlısı olduğu gerekçesiyle 27/5/2013 günü

17.35'te Kilis Devlet Hastanesinin Acil Servisine götürülmesine ve psikiyatri

kontrolü olmadığı gerekçesiyle M.S.ye psikolojik yönden rahatlaması için 3 cc

serum fizyolojik enjekte edilmesine rağmen M.S.nin

27/5/2013 günü uyuşturucu madde yoksunluğu belirtileri gösterip göstermediği ve

27/5/2013 günü 17.35'te Kilis Devlet Hastanesine uyuşturucu madde yoksunluğu

nedeniyle götürülüp götürülmediği, uyuşturucu madde yoksunluğu nedeniyle

götürülmüş ise M.S.nin bu Hastanede yoksunluğa

ilişkin psikiyatrik tedaviye neden alınmadığı araştırılmamıştır.

70. M.S. Kilis Devlet Hastanesine 28/5/2013 günü akut zehirlenme

ve bu kullanıma bağlı yoksunluk durumu nedeniyle götürülmesine rağmen 28/5/2013

günü saat 12.00 öncesinde de yoksunluk belirtilerinin mevcut olup olmadığı ve M.S.nin ölümüne uyuşturucu madde yoksunluğunun da etki edip

etmediği tespit edilmemiştir.

71. Başsavcılık, M.S.ye serum fizyolojik enjekte edildiğine dair

tutanağı tutan hekimin, M.S. ile aynı nezarette kalan S.P. ve M.K. dışındaki

kişilerin, 27/5/2013 günü saat 17.35'te M.S.yi Kilis

Devlet Hastanesine götüren kolluk görevlilerinin, M.S.nin

kaldığı nezarethaneden sorumlu kolluk görevlileri ile nezarethanenin bulunduğu

karakolda görevli kolluk görevlilerinin konuya ilişkin bilgilerine başvurmamış;

M.S.nin gözaltına alınmasından 28/5/2013 günü 12.00'e

kadar olan zamana ilişkin M.S.nin kaldığı

nezarethaneyi gözetleyen kamera görüntülerini incelememiştir. Oysa söz konusu

hususlar M.S.nin gözaltında iken uyuşturucu madde

yoksunluğu çekip çekmediğinin, uyuşturucu madde yoksunluğu söz konusu ise

kolluk görevlilerinin bu durumdan ne ölçüde haberdar olduğunun ve zamanında

tıbbi müdahale yapılıp yapılmadığının tespiti için gereklidir.

72. Sonuç olarak soruşturmada, gözaltı işleminden önce

kullanılan uyuşturucu maddelerin mi zehirlenmeye neden olduğu, uyuşturucu madde

zehirlenmesinin uyuşturucu madde kullanımından en geç ne kadar süre sonraortaya çıkabileceği, 28/5/2013 günü Kilis Devlet

Hastanesine götürülmesinin öncesinde M.S.nin

uyuşturucu madde yoksunluğu çekip çekmediği, M.S.ye zamanında tıbbi müdahale

yapılıp yapılmadığı ve bunun M.S.nin ölümü üzerindeki

etkisi hususlarında herhangi bir soruşturma işlemi gerçekleştirilmemiş; M.S.nin ölümüne uyuşturucu madde yoksunluğunun ve bunun

tedavi edilmemesinin de etki edip etmediği araştırılmamıştır.

73. Dolayısıyla soruşturmada olayın tüm yönlerinin

aydınlatılması ve buna göre ölümde varsa sorumlulukları bulunanların

belirlenmesi için gerekli tüm delillerin toplanmadığı sonucuna varılmıştır.

74. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşama hakkının usule ilişkin boyutunun ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

75. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya

da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

76. Başvurucu, eşi M.S.nin ölümüyle

ilgili soruşturmanın yeniden açılmasını talep etmiştir.

77. Başvurucunun eşi M.S.nin ölümüyle

ilgili ceza soruşturmasında etkili ve yeterli bir inceleme yapılmaması

nedenleriyle yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

78. Başvuru konusu olay açısından etkili bir ceza soruşturması

yürütülmemesinin yaşam hakkını ihlal ettiği gözetilerek 6216 sayılı Kanun’un

50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması amacıyla kararın bir örneğinin Başsavcılığa gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

79. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının usulboyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE

C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının usul boyutunun ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere Kilis

Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.186,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

9/1/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Recai AKYEL

Raportör

:

Murat İlter

DEVECİ

Başvurucu

:

Nuran

SESLİOĞLU

Vekili : Av. İbrahim Halil DEMİRCİOĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/13765, 9 Ocak 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. S.p: "27.05.2013
  7. M.k
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. C. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
  15. A. Yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin
  16. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  17. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  19. Yıldırım
  20. Özgüldür
  21. Kömürcü
  22. Deveci
  23. Seslioğlu
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/13765
Tarih
9 Ocak 2018

İlgili Kararlar

  • Bedrettin Yalçin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/16380)
  • Abdulkerim Tanış ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/17621)
  • Hulisi Elmas Başvurusu (B. No: 2014/13607)
  • Ahmet Raha Pakkan Başvurusu (B. No: 2014/17994)
  • Selçuk Kozağaçlı Başvurusu (B. No: 2014/10715)
  • Arif Altın Başvurusu (B. No: 2014/2170)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.