İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nusret Argun Başvurusu (B. No: 2013/6149)

1. Başvurucu, gerekçesiz

Başvuru No2013/6149Tarih6 Mart 2014Okuma18 dk · 3.692 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Nusret Argun Başvurusu

Karar tarihi
6 Mart 2014
Başvuru Numarası
2013/6149
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.692 kelime·18 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, gerekçesiz

kararlarla tutukluluk halinin devamına karar verilmesi ilgisiz kişi ve suçlara

ilişkin yargılamanın birlikte ve görevli olmayan mahkemece yürütülmesi nedeniyle

Anayasa’nın 19., 36. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucu vekili

tarafından 25/7/2013 tarihinde Adana 4. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla

yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona

sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca 16/12/2013 tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 14/01/2014

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular 15/1/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Bakanlık

görüşünü 14/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından

Anayasa Mahkemesine sunulan görüş başvurucu vekiline 18/2/2014 tarihinde

bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne karşı 18/2/2014 tarihinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, suç işlemek için

kurulan örgüt faaliyeti kapsamında 2006-2008 yıllarında Konya, Karaman,

Afyonkarahisar, Kütahya başta olmak üzere farklı illerde kamu ihalelerine ve

edimin ifasına fesat karıştırma suçlarını işlediği iddiasıyla 23/9/2008

tarihinde göz altına alınmış ve (CMK 250. maddesi ile görevli) Adana 6. Ağır

Ceza Mahkemesince 27/9/2008 tarih ve 2008/44 Sorgu sayılı kararla

tutuklanmıştır.

9. Adana Cumhuriyet Başsavcılığının

3/2/2009 tarih ve 2009/51 sayılı iddianamesiyle başvurucunun da aralarında

olduğu 234 sanık hakkında Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesinin 2009/17 Esas sayılı

dosyasında kamu ihaleleriyle ilgili 96 ayrı suç nedeniyle kamu davası

açılmıştır. İddianamede başvurucunun suç işlemek amacıyla örgüt kurma, örgüt

faaliyeti kapsamında ihaleye fesat karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma,

özel belgede sahtecilik, soruşturmanın gizliliğini ihlal etmek, rüşvet ve yağma

suçlarından cezalandırılması talep edilmiştir.

10. Adana 8. Ağır Ceza

Mahkemesinde 2009/17 Esas sayılı dosyasında tutuklu devam eden yargılama

kapsamında 27/6/2013 tarihli celsede başvurucunun, suç örgütü kurmak, edimin

ifasına fesat karıştırma, özel belgede sahtecilik, soruşturmanın gizliliğini

ihlal etmek, ihaleye fesat karıştırmak, rüşvet vermek suçlarından toplam 180

yılı aşan hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve tutukluluk halinin devamına

karar verilmiştir. Başvurucunun isnat edilen yağma suçundan beraatına karar

verilmiştir.

11. Başvuru konusu yargılama

kapsamında hakkında dava açılan 234 sanıktan 117’sinin mahkûmiyete yeter delil

elde edilemediği gerekçesiyle beraatına, diğer sanıkların 1 yıl ila 180 yıl

arasında değişen hapis cezalarıyla cezalandırılmalarına karar verilmiştir.

12. Başvurucu, Adana 8. Ağır

Ceza Mahkemesinin 27/6/2013 tarihli tutukluluk halinin devamına dair kararına

itiraz etmiştir. Adana 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/07/2013 tarih ve 2013/417

Değişik İş sayılı kararıyla itiraz reddedilmiştir. Karar başvurucuya 18/7/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Başvuru konusu yargılama

kapsamında gerekçeli karar 18/12/2013 tarihinde dosyasına konulmuş olup, dava

temyiz aşamasındadır.

B. İlgili

Hukuk

14. 26/9/2004 tarih ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 235. maddesi şöyledir:

“(1) (Değişik: 11/4/2013-6459/12 md.)

Kamu kurumu veya kuruluşları adına yapılan mal veya hizmet alım veya

satımlarına ya da kiralamalara ilişkin ihaleler ile yapım ihalelerine fesat

karıştıran kişi, üç yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Aşağıdaki hallerde ihaleye fesat karıştırılmış sayılır:

a) Hileli davranışlarla;

1. İhaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olan

kişilerin ihaleye veya ihale sürecindeki işlemlere katılmalarını engellemek,

2. İhaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip

olmayan kişilerin ihaleye katılmasını sağlamak,

3. Teklif edilen malları, şartnamesinde belirtilen

niteliklere sahip olduğu halde, sahip olmadığından bahisle değerlendirme dışı

bırakmak,

4. Teklif edilen malları, şartnamesinde belirtilen

niteliklere sahip olmadığı halde, sahip olduğundan bahisle değerlendirmeye

almak.

b) Tekliflerle ilgili olup da ihale mevzuatına veya

şartnamelere göre gizli tutulması gereken bilgilere başkalarının ulaşmasını

sağlamak.

c) Cebir veya tehdit kullanmak suretiyle ya da hukuka aykırı

diğer davranışlarla, ihaleye katılma yeterliğine veya koşullarına sahip olan kişilerin

ihaleye, ihale sürecindeki işlemlere katılmalarını engellemek.

d) İhaleye katılmak isteyen veya katılan kişilerin ihale

şartlarını ve özellikle fiyatı etkilemek için aralarında açık veya gizli

anlaşma yapmaları.

(3) (Değişik: 11/4/2013-6459/12 md.)

İhaleye fesat karıştırma suçunun;

a) Cebir veya tehdit kullanmak suretiyle işlenmesi hâlinde

temel cezanın alt sınırı beş yıldan az olamaz. Ancak, kasten yaralama veya

tehdit suçunun daha ağır cezayı gerektiren nitelikli hâllerinin gerçekleşmesi

durumunda, ayrıca bu suçlar dolayısıyla cezaya hükmolunur.

b) İşlenmesi sonucunda ilgili kamu kurumu veya kuruluşu

açısından bir zarar meydana gelmemiş ise, bu fıkranın (a) bendinde belirtilen

hâller hariç olmak üzere, fail hakkında bir yıldan üç yıla kadar hapis cezasına

hükmolunur.

…”

15. 4/12/2004 tarih ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 100. maddesi şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve

bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında

tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik

tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini

uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe

sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanununda yer alan;

…

9. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci

fıkralar hariç, madde 220),

…

(4) Sadece adlî para

cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan

suçlarda tutuklama kararı verilemez.”

16. 5271 sayılı Kanun’un 101.

maddesi şöyledir:

“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutuklanmasına

Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından, kovuşturma

evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka

gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten

hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2) (Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek

açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir,

ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda

belirtilir.

(3) Tutuklama istenildiğinde, şüpheli veya sanık, kendisinin

seçeceği veya baro tarafından görevlendirilecek bir müdafiin

yardımından yararlanır.

(4) Tutuklama kararı verilmezse, şüpheli veya sanık derhâl

serbest bırakılır.

(5) Bu madde ile 100 üncü madde

gereğince verilen kararlara itiraz edilebilir.”

17. 5271 sayılı Kanun’un 102.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Ağır ceza mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluksüresi en çok bir yıldır. Ancak bu süre, zorunlu

hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha uzatılabilir.

(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde,

tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde, gerekçesi

gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

18. 5271 sayılı Kanun’un 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli

veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”

5271 sayılı Kanun’un 104. maddesi (1) şöyledir:

(1) Soruşturma ve

kovuşturma evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini

isteyebilir.

(2) Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya

salıverilmesine hâkim veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz

edilebilir.

(3) Dosya bölge adliye mahkemesine veya Yargıtaya

geldiğinde salıverilme istemi hakkındaki karar, bölge adliye mahkemesi veya

Yargıtay ilgili dairesi veya Yargıtay Ceza Genel Kurulunca dosya üzerinde

yapılacak incelemeden sonra verilir; bu karar re'sen

de verilebilir.

19. 5271 sayılı Kanun’un 108.

maddesi şu şekildedir:

“(1) Soruşturma evresinde şüphelinin tutukevinde bulunduğu

süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla tutukluluk hâlinin

devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet savcısının istemi üzerine

sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri

göz önünde bulundurularak, şüpheli veya müdafii

dinlenilmek suretiyle karar verilir.

(2) Tutukluluk durumunun incelenmesi, yukarıdaki fıkrada

öngörülen süre içinde şüpheli tarafından da istenebilir.

(3) Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın

tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar

gerektirdiğinde oturumlar arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde

de re'sen karar verir.”

20. 5271 sayılı Kanun’un 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) ve (k) bentleri şöyledir:

“(1) Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen

koşullar dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar

verilen,

…

k) Yakalama veya tutuklama işlemine karşı Kanunda öngörülen

başvuru imkânlarından yararlandırılmayan,

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten isteyebilirler.”

21. 5271 sayılı Kanun’un 142.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

22. Mahkemenin 6/3/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 25/7/2013 tarih ve 2013/6149

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

23. Başvurucu, tutukluluk

halinin devamına dair kararların gerekçesiz olduğunu, adli kontrol tedbirinin

değerlendirilmediğini, duruşmalar arasında gerçekleştirilen tutukluluk

incelemeleri neticesinde verilen kararları kendisine tebliğ edilmediğini ve

dolayısıyla bu kararlara itiraz hakkının engellendiğini, birleştirme

kararlarının yargılamanın uzamasına sebep olduğunu, isnat edilen fiillerin

4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Kanun’un mülga 250. maddesi ile görevli

mahkemenin görev alanına girmemesine rağmen suç yaratılarak davanın 5271 sayılı

Kanun’un 250. maddesi ile görevli mahkemede görülmesinin sağlandığını

belirterek Anayasanın 19., 36. ve 38. maddelerinin ihlal edildiğini ileri

sürmektedir.

24. Başvurucu iddia edilen örgüt

suçuyla ilgisi olmayan çok sayıda suçun ve kişinin davaya eklendiğini,

birleştirme kararlarının yargılamanın uzamasına sebep olduğunu, isnat edilen

fiillerin 5271 sayılı Kanun’un mülga 250. maddesi ile görevli mahkemenin görev

alanına girmemesine rağmen suç yaratılarak davanın mülga 250. maddesi ile

görevli mahkemede görülmesinin sağlandığını ifade etmekte ve bu kapsamdaki

aykırılıkların temyiz merciince gözetilebileceğini, ancak hukuka aykırılığın

boyutunu açıklamak için değinildiğini belirtmektedir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik

25. Adalet Bakanlığının bu

kapsamdaki görüşleri özetle şu şekildedir:

“Anayasa’nın

148/3 ve 6216 sayılı Kanun’un 45/2 hükümlerine göre bireysel başvuru yoluyla

Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının

anayasal ödevi olup, bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak

ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Dolayısıyla,

temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Anayasa Mahkemesinin 26/3/2013

tarihli ve 2012/670 sayılı bireysel başvuru kararı, § 18).

Somut olayda

başvuruya konu yargılamanın temyiz incelemesinde olduğu görülmektedir.

Başvurucunun, 1412 sayılı Kanunun 307 ve 308. maddeleri ışığında mahkemenin

görevsizliğine ve birleştirme kararlarının yerinde olmadığına ilişkin

itirazlarının temyiz başvurusunda dile getirilebilme imkânı bulunduğu

değerlendirilmektedir (anılan karar § 20). Bu itibarla başvurucunun söz konusu

şikâyeti açısından yargısal yolların tüketilip tüketilmediği incelenirken göz

önüne alınmak üzere, yukarıda açıklanan hususların Anayasa Mahkemesinin

dikkatine sunulması gerektiği düşünülmektedir.”

26. Başvurucu başvuru formu ve

eklerinde belirtilen hususlar dikkate alınarak başvurunun kabulüne karar

verilmesini talep etmiştir.

27. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“... Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

28. 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

29. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümleri uyarınca Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya eylem için öngörülen idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekir. Bireysel

başvurunun ikincil nitelikte bir hak arama yolu olması nedeniyle, asıl olan hak

ve özgürlüklere kamu otoritelerince saygı gösterilmesi ve olası bir ihlal

durumunda bunun idari ve/veya yargısal olağan yollarla giderilmesidir. Bu

nedenle bireysel başvuru yoluna ancak kanunda öngörülen olağan yollar

tüketilmesine rağmen ihlalin ortadan kaldırılamadığı durumlarda gidilebilir (B.

No: 2012/239, 2/7/2013, § 28).

30. Somut olayda başvuru konusu

yargılamanın temyiz aşamasında olduğu, mahkemenin görevsizliğine ve farklı

suçların aynı dosyada birlikte görülmesinin yerinde olmadığına, suçların sübut

ve nitelendirmesine dair adil yargılanma hakkı kapsamındaki iddiaları yönünden

başvuru yollarının tüketilmediği görülmektedir.

31. Ayrıca dosya üzerinden

yapılan inceleme sonunda tutukluluk halinin devamına ilişkin kararların tebliğ

edilmemesi nedeniyle tazminat yoluna başvurma imkânı bulunduğu, bu kapsamda

başvuru yollarının tüketilmediği görülmektedir.

32. Açıklanan nedenlerle,

başvurunun adil yargılanma hakkı ve dosya üzerinden yapılan tutukluluk

incelemelerinin tebliğ edilmemesi kapsamındaki kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

33. Başvurunun, gerekçesiz

kararlarla makul süreyi aşacak şekilde tutuklu kalma nedeniyle kişi hürriyeti

ve güvenliğinin ihlal edildiğine ilişkin kısmının açıkça dayanaktan yoksun

olmadığı ve başka bir kabul edilemezlik nedeni de bulunmadığından kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

34. Başvurucu, suç örgütü

iddiasıyla ilgisi olmayan çok sayıda eylem ve kişinin davaya eklendiğini,

birbiriyle ilgisiz değişik suçların aynı dosyada birlikte görülmesinin

yargılamanın uzamasına sebep olduğunu, bu süreçte gerekçesiz kararlarla

tutukluluğun devamına karar verildiğini belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliğinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

35. Başvurucu adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği yönünde şikâyette bulunmuş ve yargılamanın uzamasına

neden olan yukarıda bahsedilen aykırılıklara ve savunma hakkının ihlal

edildiğine işaret etmiş ise de, başvurucu, yargılamanın

uzamasına neden olduğu iddia edilen hususların (§ 28) temyiz incelemesinde

değerlendirilebileceğini belirtmektedir. Bu aşamada, temel şikâyetin yargılama

sürecinde ve mahkûmiyet kararıyla birlikte devam eden tutukluluğa ilişkin

olduğu, incelemenin bu kapsamda yapılması gerektiği anlaşılmıştır.

36. Anayasa’nın 19. maddesinin

birinci, ikinci, üçüncü, yedinci ve sekizinci fıkraları şöyledir:

“Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

Şekil ve şartları

kanunda gösterilen:

Mahkemelerce verilmiş

hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi;

bir mahkeme kararının veya kanunda öngörülen bir yükümlülüğün gereği olarak

ilgilinin yakalanması veya tutuklanması; bir küçüğün gözetim altında ıslahı

veya yetkili merci önüne çıkarılması için verilen bir kararın yerine

getirilmesi; toplum için tehlike teşkil eden bir akıl hastası, uyuşturucu madde

veya alkol tutkunu, bir serseri veya hastalık yayabilecek bir kişinin bir

müessesede tedavi, eğitim veya ıslahı için kanunda belirtilen esaslara uygun

olarak alınan tedbirin yerine getirilmesi; usulüne aykırı şekilde ülkeye girmek

isteyen veya giren, ya da hakkında sınır dışı etme yahut geri verme kararı

verilen bir kişinin yakalanması veya tutuklanması; halleri dışında kimse hürriyetinden

yoksun bırakılamaz.

Suçluluğu hakkında

kuvvetli belirti bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir.

Hâkim kararı olmadan yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca

bulunan hallerde yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.

…

Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve

soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır.

Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını

veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.

Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa

sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı

halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı

merciine başvurma hakkına sahiptir.”

37. Adalet Bakanlığının

görüşünde, Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği

yönündeki şikâyetlerle ilgili iddialar değerlendirilirken AİHM’in

tutukluluk konusunda benimsediği ilkelere değinilmiş; davanın kapsamı,

dosyadaki deliller, sanıklara yüklenen suçların sayısı ve niteliği, sanıkların

sayısı gibi durumların tutukluluk süresinin makul olup olmadığının tespitinde

dikkate alınması gerektiği ifade edilmiştir. AİHM’in

davanın karmaşık olması durumunu tutukluluk süresinin makul olup olmadığının

değerlendirmesinde dikkate aldığı, özellikle organize suçlar bakımından dört

yıl üç güne kadar uzayan tutukluluk sürelerini makul süre olarak kabul ettiği

belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca olayın istisnai koşullarının,

karmaşıklığının, başvurucunun soruşturulmasına neden olan eylemin ağırlığının,

başvurucunun kaçma ihtimalinin de AİHM tarafından dikkate alındığı dile

getirilmiştir.

38. Bakanlık somut olay

kapsamında, başvurucunun 23/9/2008 tarihinde gözaltına alınmış olup, 27/9/2008

tarihinde tutuklandığını, Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 27/6/2013 tarihli

karar duruşmasında mahkumiyetle birlikte hükmen tutukluluğa karar verildiğini,

başvurucunun gözaltına alındığı tarihten, hükmen tutuklanmasına karar verildiği

tarihe kadar yaklaşık 4 yıl 9 ay tutuklu kaldığını, yargılama boyunca

tutukluluğun devamına ilişkin kararların genellikle “sanıkların üzerlerine atılı suçların niteliği, kanıt durumu, kaçma ve

delilleri karartma olasılıkları, sanıklara verilmesi muhtemel ceza miktarları”

şeklinde gerekçelendirildiği; ayrıca çoğu kararda adli kontrolün niçin

uygulanmadığına ilişkin değerlendirme yapılmadığını belirtmektedir.

39. Başvurucu, başvurunun

esasına ilişkin Adalet Bakanlığı görüşüne karşı, başvuruda belirttiği hususları

tekrarlamıştır.

40. Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin,

yargılamanın makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında

serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.

41. Tutukluluk süresinin makul

olup olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün

değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olup

olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

Tutukluluğun devamı ancak masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19.

maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha

ağır basan gerçek bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı bulunabilir ( Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6 Nisan

2000, § 119).

42. Bir davada tutukluluğun

belli bir süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin

görevidir. Bu amaçla, yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm

olayların derece mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma

taleplerine ilişkin kararlarında bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir.

43. Devam eden tutukluluğun

hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin

temel amacı, tutukluluğun hukuka aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan

sebep veya sebeplerin bulunmadığının tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde

buna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk halinin devamına gerekçe olarak

gösterilen hukuki sebeplerin varlığı sona erecek ve böylece kişinin serbest

kalmasının yolu açılabilecektir. Bu amaçla yapılan bir başvuruda, itiraz kanun

yolunda çelişmeli yargılama ve/veya silahların eşitliği gibi ilkelere uygun olarak

bir inceleme yapılıp yapılmadığı da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla belirtilen

nedenlerle ve serbest bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma amacıyla

yapılacak bireysel başvuruların, olağan kanun yolları tüketilmek şartıyla,

tutukluluk hali devam ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (B. No: 2012/726,

2/7/2013, § 30).

44. Tutuklama tedbirine

kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bu

kişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek

maksadıyla başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar

tutukluluğun devamı için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra, uzatmaya ilişkin kararlarda

tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte gösterilmesi

gerekir. Bu gerekçeler “ilgili”

ve “yeterli” görüldüğü takdirde,

yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın

karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi

faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate

alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup

olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir (B. No: 2012/1303,

21/11/2013, § 53).

45. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde

esas olarak, serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine

bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz

başvurularında sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterince

gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne alınmalıdır.

46. Öte yandan hukuka uygun

olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve

tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği sürece ilke olarak belli bir süreye

kadar tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekir.

47. Makul sürenin

hesaplanmasında sürenin başlangıcı, başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına

alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama

tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk

derece mahkemesince hüküm verildiği tarihtir (B. No: 2012/1303, 21/11/2013, §

56).

48. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi

karar duruşmasından bir önceki 29/4/2013 tarihli duruşmada, başvurucunun da aralarında

olduğu tutuklu sanıkların, “atılı suçların

niteliği, kanıt durumu, kaçma delilleri karartma olasılıkları, sanıklara

verilmesi muhtemel ceza miktarları, dosyadaki ihaleye fesat karıştırılması

suçlarıyla ilgili bilirkişi raporları, iletişim tespit tutanakları, yağma

suçuyla ilgili müşteki beyanları ve olaydan sonra ele geçen senetler

gözetilerek” tutukluluk halinin devamına

karar vermiştir.

49. Mahkeme 15/11/2012 tarihli duruşmada yine

başvurucunun da aralarında olduğu tutuklu sanıkların “atılı suçların niteliği, kanıt durumu, kaçma

delilleri karartma olasılıkları, sanıklara verilmesi muhtemel ceza miktarları,

dosyadaki ihaleye fesat karıştırılması suçlarıyla ilgili bilirkişi raporları,

iletişim tespit tutanakları, yağma suçuyla ilgili müşteki beyanları ve olaydan

sonra ele geçen senetler gözetilerek” tutukluluk

halinin devamına karar vermiştir.

50. Mahkeme 25/7/2012 tarihli duruşmada

başvurucunun da aralarında olduğu tutuklu sanıkların “atılı suçların niteliği, kanıt durumu, kaçma delilleri

karartma olasılıkları, sanıklara verilmesi muhtemel ceza miktarları, dosyadaki

ihaleye fesat karıştırılması suçlarıyla ilgili bilirkişi raporları, iletişim

tespit tutanakları, yağma suçuyla ilgili müşteki beyanları ve olaydan sonra ele

geçen senetler gözetilerek” tutukluluk

halinin devamına karar vermiştir.

51. Mahkeme 26/4/2012 tarihli duruşmada

başvurucunun da aralarında olduğu tutuklu sanıkların “atılı suçların niteliği, kanıt durumu, kaçma

delilleri karartma olasılıkları, sanıklara verilmesi muhtemel ceza miktarları” gerekçesiyle tutukluluk

halinin devamına karar vermiştir..

52. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi

12/2/2013 tarihli duruşmada da benzer ifadeler yanında, birden fazla suçtan

tutukluluk olduğu, her bir suç için tutukluluk süresinin ayrı değerlendirilmesi

gerektiği gerekçesi ve her suç yönünden azami tutukluluk süresinin dolmadığını

belirterek tahliye taleplerini reddetmiştir.

53. 5271 sayılı Kanun’daki azami

tutukluluk süresinin ağır cezalık işler bakımından uzatmalarla birlikte azami

beş yıl olduğu, bu haliyle düzenlemenin öngörülebilir olduğu anlaşılmaktadır.

Ancak mahkemenin, birden fazla suça ilişkin soruşturma ve kovuşturmanın bir

dosya üzerinden yürütülmesi veya bir dosyada birleştirilmiş olması halinde

kanuni tutukluluk süresinin her suç için ayrı değerlendirilmesi gerektiği

yönündeki yorumu, kişilerin tutuklu yargılanabileceği azami süreyi belirsiz ve

öngörülemez bir şekilde uzatmaya elverişlidir. Zira bir kişi hakkında birden

fazla suç isnadı olması halinde azami tutukluluk süresi her biri için ayrı

değerlendirdiğinde kişinin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği süre

öngörülemez bir şekilde uzayacaktır. Bir hukuk devletinde henüz suçluluğu

hükmen sabit hale gelmemiş bir kişinin bu yorum nedeniyle belirsiz bir süre

özgürlüğünden yoksun bırakılması düşünülemez (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, §

53).

54. Başvurucunun tahliye

talepleri yargılama sürecinde, birden fazla suçtan yargılama yapılıyor olması

ve atılı suçların niteliği, kanıt durumu, kaçma, delilleri karartma olasılıkları,

sanıklara verilmesi muhtemel ceza miktarları, dosyadaki ihaleye fesat

karıştırılması suçlarıyla ilgili bilirkişi raporları, iletişim tespit

tutanakları, yağma suçuyla ilgili müşteki beyanları ve olaydan sonra ele geçen

senetler gözetilerek reddedilmiştir. Bu kapsamda yargılama sürecinde

başvurucunun kaçma ve delilleri karartma olasılığı somut bir olgu veya durumla

ilişkilendirilmeksizin tutukluluğun devamına gerekçe olarak kararlarda yer

almıştır.

55. Mahkûmiyet kararlarının esas

olarak, bilirkişi raporları, iletişimin tespiti kapsamındaki görüşme kayıtları

ile ihalelere katılan şirketlere ait evrak ve ihale dosyalarında yer alan bilgi

ve belgelere dayandığı dikkate alındığında tutukluluğun devamı bakımından

gerekçe olarak kararlarda yer alan “delillerin

karartılması olasılığı” da “ilgili”

ve “yeterli” değildir.

56. Mahkemece verilen

tutukluluğun devamına ilişkin kararların gerekçeleri incelendiğinde, bu

gerekçelerin tutukluluğun devamını haklı gösterecek yeterlikte olmadığı ve aynı

hususların tekrarı niteliğinde olduğu görülmektedir. Beş yıla yaklaşan tutukluluk halinin devamına ilişkin bu

gerekçelerin “ilgili” ve “yeterli” olduğu söylenemez. Bu

çerçevede başvurucunun ilk derece mahkemesi önündeki yargılaması devam ederken

tutuklu bulunduğu süre makul olarak değerlendirilemez.

57. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması

58. 6216 sayılı Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, esas

inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği belirtilmiş olup,

yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem niteliğinde karar

verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

59. Başvuruda Anayasa'nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Başvurucu

tazminat talebinde bulunmamıştır.

60. Başvurucu tarafından yapılan

198,35 TL başvuru harcı ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

61. Karar örneğinin ilgili

mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle,

A. Başvurucunun,

1. Adil yargılanma hakkının

ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerinin “başvuru

yollarının tüketilmemesi” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. İlk derece yargılamasında

devam eden tutukluluk kapsamındaki şikâyetlerinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. “Tutukluluğun

makul süreyi aşmış olması” nedeniyle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Karar örneğinin ilgili

Mahkemeye gönderilmesine,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL başvuru harcı ve 1.500,00

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

6/3/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Raportör : Muharrem İlhan KOÇ Başvurucu : Nusret ARGUN Vekili : Av. Battal ÖZER Av. Ömer OĞUR Av. Gülsüm GÜNDOĞDU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/6149, 6 Mart 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. B. “Tutukluluğun
  15. C. Karar örneğinin ilgili
  16. Kaleli
  17. Dursun
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/6149
Tarih
6 Mart 2014

İlgili Kararlar

  • Atila Oğuz Boyalı Başvurusu (B. No: 2013/99)
  • Fetih Ahmet Özer Başvurusu (B. No: 2013/6179)
  • C.d. Başvurusu (B. No: 2013/394)
  • Günnur Coşkun Başvurusu (B. No: 2012/836)
  • Mehmet İlker Başbuğ Başvurusu (B. No: 2014/912)
  • Can Cemal Pulak Başvurusu (B. No: 2013/5250)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.