İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ö. Ç. Başvurusu (B. No: 2013/9705)

(Başvuru Numarası: 2013/9705)

Başvuru No2013/9705Tarih30 Mart 2016Okuma28 dk · 5.539 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm

Başvuru No
2013/9705
Karar tarihi
30 Mart 2016
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.539 kelime·28 dk okuma·19 bölüm

Ö. Ç. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/9705)

Karar Tarihi: 30/3/2016

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek astsubay

sözleşmesinin yenilenmemesi nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/12/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde

başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 21/7/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 9/1/2015 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 12/3/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

23/3/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 7/4/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 30/8/2003 tarihinde sözleşmeli astsubay statüsünde

görev yapmak üzere dokuz yıl süreli sözleşme imzalayarak Hava Kuvvetleri

Komutanlığında göreve başlamıştır.

9. Başvurucu, sözleşme süresinin bitmesine yakın sözleşme

yenileme talebinde bulunmuş; 5/6/2012 tarihli işlemle başvurucunun sözleşmesinin

yenilenmemesine karar verilmiştir.

10. Başvurucu tarafından sözleşmenin yenilenmemesi işleminin

iptali ve yoksun kaldığı özlük haklarının ödenmesi istemiyle 1/8/2012 tarihinde

Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci Dairesinde dava açılmıştır.

11. Yargılama sırasında davalı idarenin 7/9/2012 tarihli

yazısının ekinde gönderilen savunmasında; Hava Kuvvetleri Komutanlığının

sözleşmeli personel ihtiyacının planlandığı, ihtiyaç durumu dikkate alınarak ve

personelin safahat kayıtları (sicil sırası, ödül/takdir/ceza durumu, istihbarat

değerlendirmeleri, almış olduğu eğitimler ve bu eğitimlerdeki başarı durumu)

değerlendirilerek idarenin takdir yetkisi çerçevesinde başvurucunun

sözleşmesinin yenilenmediği belirtilmiştir.

12. Davalı idare, ayrıca Mahkemeye 4/7/1972 tarihli ve 1602

sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 52. maddesi kapsamında gizli

bilgi ve belge göndermiştir.

13. Başvurucu vekili 31/10/2012 tarihinde bu belgelerin

incelenmesine izin verilmesini talep etmiş, AYİM Genel Sekreterliği

başvurucunun talebini reddetmiştir. Başvurucu 21/11/2012 tarihinde ret kararına

itiraz etmiş, AYİM Birinci Dairesinin 4/12/2012 tarihli ve E.2012/1138 sayılı

ara kararı ile itiraz kabul edilerek söz konusu belgelerin başvurucu (davacı)

vekiline incelettirilmesine karar verilmiştir. Başvurucu vekilinin 14/12/2012

tarihinde söz konusu belgeleri incelediğine dair tutanak düzenlenmiştir.

Başvurucu vekili, daha sonra sunduğu dilekçeleriyle anılan gizli belgelere

karşı beyanda bulunmuştur.

14. Mahkeme 28/5/2013 tarihli ve E.2012/1138, K.2013/641 sayılı

kararı ile davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

“…

Öncelikle dava konusu yapılan sözleşme bir

idari sözleşmedir… Sözleşmenin bir tarafı idare, diğer tarafı ise kamu

personelidir. Ancak bu kamu personeli ‘memur’ statüsünde değildir. Anayasa’da

dayanağını bulan ‘diğer kamu görevlileri’ statüsündedir… Yasama Organı, subay

ve astsubay olarak istihdam edilecek sözleşmeli personelin alınma, özlük

hakları, sözleşmenin yenilenmemesi ve feshi hallerini 4678 sayılı Kanun ile

düzenlemiştir.

... sözleşmenin hangi hallerde yenileneceğine

ilişkin olarak ... Kanunda herhangi bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak 4678

sayılı Kanunun 25’inci maddesiyle sözleşmenin uzatılmasında uygulanacak esaslar

yönetmelik düzenlemesine bırakılmıştır.

...

Yönetmelikte, sözleşme süresi bitiminde

idareyi sözleşme yapmaya zorlayıcı bir hüküm de bulunmamaktadır. Yasa koyucu bu

şekilde bir düzenleme yöntemiyle idareye takdir yetkisi tanımıştır. Ancak bu

demek değildir ki idare takdir yetkisini keyfi bir şekilde istediği gibi

kullanacaktır. İdare takdir yetkisini hukuka uygun kullanmak zorundadır. Diğer

yandan sözleşmeli personel, sözleşmeli olmanın sonucu, kamu personelinin diğer

bir kısmını oluşturan memurlar gibi iş güvencesine sahip de değildir. İdare,

kendi planları doğrultusunda ne kadar sözleşmeli personel istihdam edeceğini

ilişkin hesaplar yaparak bir mahruti yapı oluşturmaya çalışmış(tır)... Bu

noktada; mahkememizce hesaplamalar yaparak, idarenin levazım astsubaylardan

daha fazlasıyla sözleşme yenilemesi gerektiği konusunda değerlendirme yapıp,

‘idarenin… kadar daha personel alması gerektiği’ yönünde bir sonuca varmak,

yerindelik denetimi olacaktır ki o da Anayasa’nın 125. maddesine aykırılık

teşkil edecektir. Mevzuat, yargı organlarına böyle bir değerlendirme yetkisi

tanınmamıştır. Kısaca sözleşmeli personelin alımında veya süresi dolanların

sözleşmelerinin yenilenmesinde, takdir yetkisini ortadan kaldıracak şekilde

yargı kararı vermek hukuken mümkün görünmemektedir.

...

İstikrar bulmuş kararlarımızda da belirtildiği

üzere, kamu hizmetini yürütmekle görevli olan idarenin, bu hizmeti en iyi

şekilde yürütebilmesi için gerekli tedbirleri alma yetkisi ile donatılmasının

zorunlu olduğu kuşkusuzdur. Bu nedenle, idarenin kamu hizmetini yürütecek

personelini alırken bir takım özelliklere sahip

olmasını araması tabii olduğu gibi statüye alındıktan sonra da bunları verimli

biçimde kullanması, hizmeti aksatacak, kendisinden artık verim alınması imkânı

kalmamış, aksine idare mekanizmasına ve kamu hizmetinin yürütülmesine zararlı

olacak personelini bünyesi dışına çıkarması da olağan görünmektedir.

Dolayısıyla idare, sözleşme yenileyecek personelini belirlerken hiç şüphesiz en

iyisini seçmeye çalışacaktır. Bu bağlamda öncelikle sicil ve hakkındaki

kanaatler ne kadar iyi olursa olsun, ceza durumu, ve

İstihbarata Karşı Koyma (İKK) hassasiyetini dikkate alarak ileride TSK’yı zor

duruma düşürebilecek şekilde problem oluşturacak veya TSK’nın itibarını

zedeleyebilecek personeli öncelikle eleyebilecektir. Bu konuda gerektiğinde

arşiv araştırması yapabileceği gibi, İKK tespitleriyle de karar verebilecektir.

Zira ortada sona ermek üzere olan bir sözleşmenin tekrar canlandırılması söz

konusudur. Yasa koyucu da sözleşmenin her iki tarafına sözleşmeyi yenileme veya

yenilememe hususunda takdir yetkisi tanımıştır.

Bu bağlamda; dava konusu işleme baktığımızda

1602 sayılı Kanunun 52’nci maddesi kapsamında gönderilen belgeler ve ara kararı

sonrası gönderilen belgeler incelendiğinde; sözleşmesi yenilenmeyen personelle

ilgili olarak; davacının da içinde yer aldığı 2 personelin ‘İKK hassasiyetleri

çerçevesinde’ sözleşmelerinin yenilenmediği... davacı ile ilgili olarak; görev

yaptığı ... müdürü olan ... A.E.’nin ifadelerine dayanıldığı

ve ... A.E.’nin bu ifadede; ‘...’ şeklinde beyanda

bulunduğu, bu durum karşısında; idarenin takdir yetkisini hukuka uygun

kullandığı, açık bir değerlendirme hatasına düşmediği, dolayısıyla davalı idare

tarafından tesis edilen sözleşmenin yenilenmemesi işleminde hukuka aykırı bir

yön olmadığı sonucuna varılmıştır.”

15. Başvurucunun karar düzeltme talebi de aynı Dairenin

19/11/2013 tarihli ve E.2013/1037, K.2013/1118 sayılı kararı ile oyçokluğuyla

reddedilmiştir.

16. Karara katılmayan bir üyenin karşıoy

yazısında aşağıdaki açıklamalara yer verilmiştir:

“Davacının levazım sınıfı sözleşmeli

astsubaylar arasında 5’nci sırada olduğu, davacının İKK hassasiyeti nedeniyle

sözleşmesinin yenilenmediğinin ileri sürüldüğü, söz konusu hassasiyet esas

alınan olguların nitelik ve nicelik olarak sözleşme yenilememe işlemine hukuki

gerekçe oluşturacak yeterlilikte olmadığı, bunun yanında sicil yönünden

davacıya göre alt sıralarda (sonuncu sırada) bulunan bir astsubayın

sözleşmesinin yenilenmesinin, davalı idare tarafından dava konusu işlemde

takdir yetkisinin objektif sınırlar içinde kullanılmadığının bir göstergesi

olarak ortaya çıktığı ve dolayısıyla karar düzeltme yönünün kabulüyle işlemin

iptaline karar verilmesi kanaatinde olduğumdan ...”

17. Karar, başvurucuya 12/12/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu 27/12/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

19. Anayasa Mahkemesinin 16/11/2015 tarihli yazısı ile yargılama

dosyasına sunulmuş olan ve başvurucunun sözleşmesinin yenilenmemesi işlemine

dayanak oluşturan “gizli” ibareli

belgelerin gönderilmesi istenmiştir.

20. Hava Kuvvetleri Komutanlığının 1/12/2015 tarihli yazısı ile

söz konusu belgeler Anayasa Mahkemesine sunulmuştur.

21. Anılan belgelerin incelenmesinden; Hava Kuvvetleri

Komutanlığınca 8/10/2010 tarihinde istihbarata karşı koyma hassasiyetleri

çerçevesinde, Hava Kuvvetleri Komutanlığı Ankara Karargahında bir dönem

başvurucunun görev yaptığı (askerî) Dikimevinin müdürü olan A.E.nin

ifadesinin alındığı, söz konusu ifade metninde hangi kapsamda adı geçen kişinin

ifadesine başvurulduğu hususunun belirtilmemiş olduğu anlaşılmıştır. Aynı

şekilde söz konusu metnin “ifadeyi alan” kısmı

ve ifadenin önemli bir bölümü karartılmış olduğundan ifadenin hangi birim

tarafından ve hangi olaya ilişkin olarak alınmış olduğu anlaşılamamıştır.

Anılan ifade metninin Hava Kuvvetleri Komutanlığınca karartılmayan bölümünde

aşağıdaki açıklamalar bulunmaktadır:

“Ayrıca her yıl Dikimevi’ne

ağırlıklı kız meslek lisesi öğrencileri gelerek staj yaparlardı. Bunlar staj esnasında

Hv.K.K.lığını onurunu ve

misyonunu korumak adına mevcut mevzuatlar ışığında gerekli disiplinle ilgili ve

kurallarla ilgili bilgi verirdim. Bu gençlerin iş yeri, evleri ve özel

hayatları ile ilgili sorunlarına yardımcı olabileceğimi, her zaman kendilerine

söyledim. Hatta birçok gencin ailevi problemlerinde, arkadaş problemlerinde

veya o çağın getirdiği psikolojik sorunlarında kendilerine yardımcı oldum.

Kendim ve iş yerimdeki arkadaşlarımın da katılımıyla stajyerlere birçok

yardımlarım oldu. Stajları bittikten sonra dahi yaz stajına gelenlere uygun

gördüğümüz öğrencilere staj yapmasını sağlayıp, maddi olarak da kendilerine

yardımcı oldum. Beni stajdan sonra müracaat ettikleri Okullar ve kurumlara beni

referans gösteren stajyerlerimde olmuştur. Fakat buna rağmen bu stajyerlerden

bazıları disiplin kuralları ve benim kendilerine gösterdiğim samimiyeti

istismar ederek yanlış hareketlerde bulunanların stajları sonlandırılmıştır.

Hatta Dikimevi’nde görevli ... Ö. Ç’nin

[başvurucu] bu stajyerlerden biri ile birlikte

olduğunu ve her ikisinin de mesai sonrasında buluşarak görüştüklerini

öğrencilerden sorumlu ustam tespit etmiş ve bana söylemişti. Bu tespitten sonra

kendisine bu durumun uygun olmadığını, stajyerle olan ilişkisini bitirmesi

yönünde telkinde bulundum. Kendisi de böyle bir olaya bir daha bir daha sebep

olmayacağını söyledi. Stajyeri de okuluna geri gönderdik.”

B. İlgili Hukuk

22. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç

Hizmet Kanunu’nun 17. maddesi şöyledir:

“Amir; … Maiyetin ahlaki, ruhi ve bedeni

hallerini daima nezaret ve himayesi altında bulundurur…”

23. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:

“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraber

ahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesine

bilhassa itina olunur.

Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyi

ahlaklı olmak, üste itaat, hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret ve

atılganlık, icabında hayatını hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyi

geçinmek, birbirlerine yardım, intizam severlik, yapılması men edilen şeylerden

kaçınmak, sıhhatini korumak, sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”

24. 13/6/2001 tarihli ve 4678 sayılı Türk Silahlı Kuvvetlerinde

İstihdam Edilecek Sözleşmeli Subay ve Astsubaylar Hakkında Kanun’un “Tanımlar” kenar başlıklı 3. maddesi

şöyledir:

“Bu Kanun’da geçen

...

f) Sözleşmeli astsubay :

Bu Kanunda öngörülen esaslara göre, kendileri ile sözleşme yapılarak astsubay nasbedilen; astsubay çavuş, astsubay kıdemli çavuş,

astsubay üstçavuş ve astsubay kıdemli üstçavuş rütbelerini haiz astsubayları,

…

ifade eder.”

25. 4678 sayılı Kanun’un “Sözleşme

süreleri” kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

“Sözleşmeli astsubay adayları, ön sözleşme

yapılarak askerî eğitime alınırlar. Bu eğitimi başarı ile tamamlayanlardan

yönetmelikte belirtilen şartları taşıyanlarla sözleşme yapılır ve bu kişiler

astsubay çavuş rütbesine nasbedilirler. Sözleşme

süreleri; üç yıldan az ve dokuz yıldan fazla olmamak şartıyla, hizmet gerekleri

ve yetiştirme maliyetlerine bağlı olarak kuvvet, sınıf ve branşlara göre

yönetmelikte belirlenir. Yönetmelikte belirlenen şartları taşıyanların

talepleri halinde sözleşmeleri yenilenebilir. Ancak sözleşmeli astsubaylardan rütbe

yaş haddini dolduranlar hakkında 8.6.1949 tarihli ve 5434 sayılı Kanun

hükümleri uygulanır.

Sözleşme süreleri; sıkıyönetim, seferberlik,

savaş veya silahlı çatışmayı gerektirecek hal ile savaş hallerinde Kuvvet

Komutanları, Jandarma Genel Komutanı ve Sahil Güvenlik Komutanının göstereceği

lüzum üzerine, durumun devamı müddetince Genelkurmay Başkanının onayı ile

talebe bakılmaksızın uzatılabilir.

Sözleşme işlemleri, Kuvvet Komutanlıkları,

Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca yapılır.”

26. 4678 sayılı Kanun’un “Rütbe

bekleme süreleri ve sözleşmenin yenilenmesi” kenar başlıklı 12.

maddesinin ikinci fıkrası şöyledir:

“Her sözleşme süresinin sona erme tarihinden

en az üç ay önce taraflar sözleşmeyi yenileyeceklerine dair yazılı bildirimde

bulunmadıkları takdirde, sözleşme kendiliğinden sona erer.”

27. 4678 sayılı Kanun’un

“Sözleşmenin idarece fesih halleri” kenar başlıklı 13. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Sözleşmeli subay veya sözleşmeli

astsubayların sözleşmeleri, aşağıdaki nedenlerle sözleşme süresinin bitiminden

önce feshedilebilir:

…

b) Disiplinsizlik ve ahlaki durum nedeniyle

Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapamayacağı, sıralı sicil üstlerinin

düzenleyeceği sicil ve kanaat raporu ile anlaşılmak.

…”

28. 4678 sayılı Kanun’un “Sağlık

hizmetlerinden yararlanma ve sosyal haklar” kenar başlıklı 16.

maddesinin üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:

“Sözleşmeli subay ve sözleşmeli

astsubaylardan;

a) Kendi kusurları olmaksızın idare tarafından

sözleşmeleri yenilenmeyenler ile sözleşme süresi içinde vefat, bir yıl

içerisinde Kanunda belirtilen süreden daha fazla hava

değişimi/istirahat/benzeri sıhhi izin süresini geçirme, bulunduğu kadronun

kaldırılması, istihdam edildiği kadronun sağlık niteliğini kaybetme nedeniyle

sözleşmeleri sona erenler ve bunların bakmakla yükümlü oldukları aile

fertlerinin, Türk Silâhlı Kuvvetlerinde sözleşmeli

subay ve sözleşmeli astsubay olarak hizmet edilen süre kadar ve en çok on yılı,

…

geçmemek üzere muayene ve tedavi hizmetleri askeri hastanelerde, asker

hastanelerinin bulunmadığı garnizonlarda ise garnizon komutanlıklarından sevk

alınmak şartıyla kamu sağlık kuruluşlarında, ücretsiz olarak verilmeye devam

edilir.

Ancak, kamu kurum ve kuruluşlarının ve sosyal

güvenlik kurumlarının sağlık hizmetlerinden yararlanma hakkı doğanlar, bu

hakları mevcut olduğu sürece bu maddeye göre sağlanan sağlık hizmetlerinden ve

asker hastanelerinden yararlanamazlar.”

29. 4678 sayılı Kanun’un

“Tazminat ve ikramiye ödeme esasları” kenar başlıklı 18. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

“Sözleşmeli subay ve sözleşmeli astsubaylardan

kendi kusurları olmaksızın hizmet sürelerinin uzatılmaması sebebiyle veya

sözleşme süresini bitirip ayrılanlar ile durumları 13 üncü

maddenin üçüncü fıkrasının (i), (j) ve (k) bentleri kapsamına girenlere aşağıda

yazılı esaslara göre tazminat verilir:

…”

30. 4678 sayılı Kanun’un “Yönetmelik”

kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:

“Sözleşmeli subay ve astsubay adayları ile

sözleşmeli subay ve astsubaylarda aranacak nitelikler, sağlık koşulları, alınacakları

sınıf ve branşlar, duyuru, müracaat şekli ve zamanı, müracaatların kabul

edilmesi, sözleşmenin yapılması, sözleşme süreleri, sözleşmenin feshedilmesi,

görevde başarısız olma ve kendilerinden istifade edilmeme halleri ve bunlara

yapılacak işlemler, sözleşmenin uzatılmasında uygulanacak esaslar, sınav,

öğretim ve eğitimin esas, şekil ve süreleri, kıt’a,

karargâh, kurum ve idarî işlerde görevlendirilmeleri, izin, ayırma, atamalar,

yer değiştirmeler, astlık-üstlük münasebetleri, sicil işlemlerine ilişkin usul

ve esaslar, muvazzaf subay veya astsubay statüsüne geçirilecekler için

uygulanacak usul ve esaslar, sözleşme yapmaya yetkili makamlar, meslek içi

eğitim ve ihtisas kurslarının süresi ve şekli, giyim, kuşam ve istihkaklarının

verilme usulü, sağlık işlemleri, Türk Silâhlı

Kuvvetlerinden ilişiği kesilenlerin kendilerine yapılan eğitim, öğrenim ve

yetiştirme masraflarının geri ödeme esasları ile diğer hususlar, bu Kanunun

yürürlüğe girmesini takip eden altı ay içerisinde Millî Savunma Bakanlığı ve İçişleri

Bakanlığınca müştereken çıkarılacak bir yönetmelikte gösterilir.”

31. 27/4/2002 tarihli ve 24738 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Sözleşmeli Subay ve Astsubay Yönetmeliği’nin 14. maddesi şöyledir:

“Sözleşmenin yenilenmesi ve uzatılması aşağıda

belirtilen esas ve usullere göre yapılır.

a) Sözleşmeli subay ve astsubaylardan,

sözleşmesini yenilemek isteyenler sözleşme süresinin sona erme tarihinden 6 ay

önceden başlamak suretiyle dilekçe ile ilk amirine müracaat eder. Bu

dilekçeler, EK-C’de belirtilen nitelik belgesi ile beraber silsileler yolu ile

Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik

Komutanlığına gönderilir. Sözleşmenin yenilenip yenilenmemesi konusundaki nihai

karar Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik

Komutanlığı tarafından verilir. Uygun görülenlerin sözleşmesinin yenileneceği,

sözleşmenin bitiminden önce bildirilir. Sözleşme, ilgili sözleşmeli subay veya

astsubayın talebinin İdarece kabul edildiğinin bildirilmesi ile yenilenir…”

32. 1/11/1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat

Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanunu’nun “Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve kuruluşlarının

görev ve yükümlülükleri” kenar başlıklı 5. maddesinin (a) numaralı

fıkrası şöyledir:

“Bakanlıklar ve diğer kamu kurum ve

kuruluşlarının Devlet istihbaratına ilişkin görevleri şunlardır:

a) Kendi konularında;

1. Görevlerinin gerektirdiği istihbaratı

oluşturmak,

2. MİT tarafından istenecek haber ve

istihbaratı elde etmek,

3. İstihbarata karşı koymak.”

33. 31/7/1970 tarihli ve 1324 sayılı Genelkurmay Başkanının

Görev ve Yetkilerine Ait Kanun’un “Görev,

yetki ve sorumluluk” kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

“Genelkurmay Başkanı, Silahlı Kuvvetlerin

savaşa hazırlanmasında; personel, istihbarat, harekat,

teşkilat, eğitim, öğretim ve lojistik hizmetlerine ait ilke ve öncelikler ile

ana programlarını tespit eder.

Bunlardan;

a) İstihbarat, harekat,

teşkilat, eğitim, öğretim ve tedarik dışındaki lojistik hizmetlerin Kara,

Deniz, Hava Kuvvetleri komutanlıkları ve Genelkurmay Başkanlığına bağlı

kuruluşlar ile uygulanmasını sağlar.

b) Personel hizmetleri, özel kanunlarına göre

yürütülür.

c) Lojistik tedarik hizmetleri için, tespit

etmiş olduğu ilke, öncelik ve ana programları, bu hizmetleri yürütecek olan,Milli Savunma Bakanlığına

bildirir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

34. Mahkemenin 30/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

35. Başvurucu, Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) itibarını

sarsacak nitelikte ahlak dışı hiçbir faaliyeti bulunmadığı hâlde dedikodu ve

iftira niteliğindeki soyut iddialara dayanılarak hakkında işlem tesis

edildiğini, AYİM tarafından da bunun somut ve gerçek bir olaymış gibi kabul edilerek

hüküm kurulduğunu, Ordu Yardımlaşma Kurumundaki (OYAK) üyelik süresi on yılı

doldurmadığı için anapara dışındaki nemayı ve birikmiş paralarını alamadığını,

sözleşmenin haksız olarak yenilenmemesi ve açtığı davanın reddedilmesi

sebebiyle sosyal güvenlik haklarından yoksun bırakıldığını, birçok sözleşmeli

personel hakkında benzer ve daha ağır iddialar bulunmasına rağmen

sözleşmelerinin yenilendiğini ve AYİM’de görülen

davada kararı veren heyette, duruşmaya katılmayan dolayısıyla savunmasını

dinlemeyen bir üyenin var olmasının tabi hâkim ilkesine aykırı olduğunu

belirterek Anayasa’nın 5., 10., 11., 20., 35., 36., 37., 38., 49., 60. ve 129.

maddeleri ile güvence altına alınanhaklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti, yargılamanın yenilenmesi, maddi ve

manevi tazminata hükmedilmesi taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

36. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

37. Başvurucunun başvuru formunda ve eklerinde ifade ettiği ve

Anayasa’nın 49. maddesinde yer alan çalışma hakkı ve ödevi, Anayasa’da güvence

altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden olmakla beraber Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (Sözleşme) ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokollerden

herhangi birinin kapsamına girmemektedir. Ancak başvurucunun çalışma ve

sözleşme özgürlüğü konusundaki şikâyeti, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma

alanında olan özel hayatın gizliliği hakkı ile bağlantılıdır.

38. Başvurucunun iddialarının özü, özel hayatına ilişkin olarak

ahlak dışı hiçbir faaliyeti bulunmadığı hâlde dedikodu ve iftira niteliğindeki

soyut iddialara dayanılarak astsubay sözleşmesinin yenilenmemesi olup ihlal iddialarının

niteliği gereği başvurunun Anayasa’nın 20. maddesi ile güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

40. Bakanlık görüşünde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM)

benzer kararlarına atıf yapılarak Sözleşme’nin 8. maddesinin özel bir sosyal

hayat sürdürmeyi güvence altına aldığı, meslek hayatı çerçevesinde yürütülen

faaliyetleri de özel hayat kavramı dışında tutmak için ilkesel bir neden

bulunmadığı, devlet memuru olarak atanan bir kişinin işten çıkarılmasına

ilişkin olarak 8. madde kapsamında şikâyette bulunabileceği, kişilerin özel

hayatının sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ilave

olarak kişilerin davranış ve tutumlarını gerekçe göstererek görevden

alınmalarının özel hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale olduğu, millî

güvenlik bakımından önemli kadrolarda çalışmak isteyen adayların bu işe

uygunluğu değerlendirilirken bu kişiler hakkında toplanan bilgilerin

kullanılması mümkün olmakla birlikte millî güvenliği korumak için getirilen

sistemin kötüye kullanmaya karşı yeterli ve etkili güvencelere sahip olması

gerektiği belirtilmiştir.

41. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında Bakanlık

görüşünde belirtilen hususlara tamamıyla katıldığını bildirmiştir.

42. Anayasa’nın “Özel hayatın

gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.”

43. Anayasa’nın 20. maddesinde özel hayatın gizliliği hakkı

düzenlenmiştir. Özel hayat geniş bir kavram olup kapsayıcı bir tanımının

yapılması oldukça zordur. Bununla beraber bu kavram; kişinin maddi ve manevi

bütünlüğü, fiziksel ve sosyal kimliği, bireyin ismi, cinsel yönelimi, cinsel

yaşamı gibi unsurları korumaktadır (Ahmet

Acartürk, B. No: 2013/2084, 15/10/2015,§

46). Kişisel bilgiler ve veriler, kişisel gelişim, aile hayatı vb. konular da

bu hakkın içinde yer almaktadır.

44. Özel hayat “özel bir sosyal hayat” sürdürmeyi yani kişinin

sosyal kimliğini geliştirme hakkı anlamında bir “özel hayatı” güvence altına

almaktadır. Bu yönü ile değerlendirildiğinde bahsi geçen hak, ilişki kurmak ve

geliştirmek üzere çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını da içermektedir.

AİHM içtihatlarında mesleki hayat çerçevesinde yürütülen faaliyetlerin “özel

hayat” kavramı dışında tutulamayacağı belirtilmektedir. Mesleki hayata

getirilen sınırlamalar, bireyin sosyal kimliğini yakınlarında bulunan

insanlarla olan ilişkilerini geliştirme şeklinde yansıttığı ölçüde Sözleşme’nin

8. maddesi kapsamına girebilmektedir. Bu noktada belirtmek gerekir ki

insanların büyük çoğunluğu, dış dünya ile olan ilişkilerini geliştirme

olanaklarını en çok mesleki hayatları çerçevesinde yürüttükleri faaliyet

kapsamında elde etmektedir (Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, §

45; Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, §

29).

45. Özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında korunan hukuksal

çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece

yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındaki

bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin

kendisine ilişkin herhangi bir bilginin, kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,

yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına

kullanılamaması, kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati

bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini

belirleme hakkına işaret etmektedir (AYM, E.2009/1, K.2011/82, 18/5/2011;

E.1986/24, K.1987/7, 31/3/1987; Işıl Yaykır, B. No: 2013/2284, 15/4/2014, § 37).

46. Mahremiyet hakkı öncelikle mekânsal bir alana tekabül

etmekte olup bu alan da bireyin konutu ve konut kapsamında sayılan veya bu nitelikte

olan diğer yerlerdir. Bu açıdan, Anayasa’nın 20. maddesinin güvence kapsamında

bulunan mahremiyet hakkı kural olarak kamusal alana kadar uzanmamaktadır. Birey

bir kez kamusal alana çıkınca yani görünür olunca özel hayatın gizliliği hakkı

alt kategorisinde korunan mahremiyet hakkı kural olarak ileri sürülemez. Bu

bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı kapsamındaki mahremiyet hakkının

uygulanabilirlik alanı kural olarak özel yaşam alanı olmakla birlikte kişilerin

diğer insanlarla çeşitli nedenlerle etkileşim içinde oldukları bazı kamusal

alanlar daözel hayatın korunması hakkının kapsamında

yer alabilirler. Bunun yanı sıra özel hayatın gizliliği hakkı bireye, içinde

özgürce hareket edebileceği ve kişiliğini geliştirip gerçekleştirebileceği bir

alan sağlamaktadır. Dolayısıyla bireyin özel yaşamını kendi eliyle kamuya

açması, özel hayatına saygı hakkı talebini otomatik olarak belli ölçüde

azaltmaktadır.

47. AİHM; mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı

hakkında sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak

kişilerin davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının

özel hayatın gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, §§ 47, 48).

a. Müdahalenin Varlığı

48. Somut olayda, başvurucunun bir dönem görev yaptığı askerî

birlikte (Dikimevi) başvurucunun üstü olan A.E.nin,

İKK hassasiyeti çerçevesinde alınan ifadesinde, başvurucunun bu birliğe staj

yapmak üzere gelen stajyerlerden biri ile birlikte olduğu ve bu stajyer ile

mesai dışında buluşarak görüştüğü yönünde anlatımda bulunduğu; başvurucunun

astsubay sözleşmesinin yenilenmemesi işlemi tesis edilirken idarenin söz konusu

ifadenin içeriğini de dikkate aldığı, başvurucunun bu işleme karşı açtığı

davayı reddeden AYİM Birinci Dairesinin 28/5/2013 tarihli kararının

gerekçesinde anılan ifadenin içeriğinin değerlendirildiği anlaşılmıştır. Bu

durumda başvurucunun, görev yaptığı askerî birliğe staj amacıyla gelen

stajyerlerden biri ile birlikte olduğu ve mesai saatleri dışında buluşup görüştüğü

iddiasının, başvurucu hakkında tesis edilen idari işleme (sözleşmesinin

yenilenmemesi) dayanak alınması suretiyle özel hayatın gizliliği hakkına

müdahalede bulunulduğu sonucuna varılmıştır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

49. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayatın gizliliği hakkı

açısından, bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan birtakım

sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber, özel sınırlama nedeni

öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları

bulunmaktadır. Ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara

dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktada

Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir

(Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).

50. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

51. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve

güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak

ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler gözönünde

bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi çerçevesinde, Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun

genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması

zorunlu olduğundan, belirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama

kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer

verilen hakkın kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, §

35).

52. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddia

edilen müdahalenin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin

var olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

i. Kanunilik

53. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasa

yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz

konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus, müdahaleye yetki veren bir

kanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki, §

36).

54. Başvurucunun astsubay sözleşmesinin yenilenmemesi işleminin

4678 sayılı Kanun 10. ve 12. maddeleri ile Sözleşmeli Subay ve Astsubay Yönetmeliği’nin

14. maddesi temelinde yürütüldüğü anlaşılmaktadır. Bu kapsamda somut olayda

başvurucunun özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin kanuni bir

dayanağının mevcut olduğu anlaşılmaktadır. AYİM kararının söz konusu Kanun

hükümlerine dayandığı anlaşıldığından belirtilen yargısal kararların yeterli

bir hukuki temele sahip olduğu görülmektedir.

ii. Meşru Amaç

55. Özel hayata saygı hakkına yapılan müdahalenin meşru kabul

edilebilmesi için bu müdahalenin, Anayasa’nın 20. maddesinin ikinci fıkrasında

sayılmış olan millî güvenliğin ve kamu düzeninin korunması, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması ile başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına dayanması gerekir.

56. Somut olayda özel hayata saygı hakkına yapılan müdahale,

başvurucunun görev yaptığı askerî birliğe staj yapmak amacıyla gelen

stajyerlerden biri ile birlikte olduğu ve mesai saatleri dışında da buluşup

görüştüğü yönünde alınan bir ifadenin, sözleşmesinin yenilenmemesi işlemine

dayanak alınmasıyla oluşmuştur. 211 sayılı Kanun’un 13. maddesinde disiplin;

kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak bir itaat ve astının ve üstünün

hukukuna riayet şeklinde tanımlanmış; askerliğin temelinin disiplin olduğu

vurgulanmış ve disiplinin muhafazası ve idamesi için özel kanunlarla cezai ve

idari tedbirlerin alınacağı düzenlenmiştir.

57. Anılan düzenlemeler, millî güvenliğin sağlanması meşru amacı

kapsamında askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği gibi

yürütülmesini sağlamak meşru amacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, disiplin

hukukuna ilişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu görevlilerinin işlem ve

eylem tarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi belirtilen meşru

temellere dayanmaktadır. Aynı şekilde, askerî bir meslek seçerek belirli bir

statüye girmeyi kabul eden kişilerin, sivillere getirilemeyecek bazı

sınırlamaların, askerî disiplin gereği kendilerine uygulanabileceğini baştan

kabul ettiklerini söylemek de mümkündür (Ata

Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 41).

58. Bu kapsamda somut başvuruda, ülke güvenliğini sağlamak ve

korumakla yükümlü askerî idarenin söz konusu müdahalesinin, askerî hizmetin

yürütülmesine yönelik olarak disiplinin ve dolayısıyla millî güvenliğin

korunması amacını taşıdığı, bunun da Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında meşru

bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Bir Toplumda Gerekli Olma ve

Ölçülülük

59. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özel

hayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerin

önlenmesidir. Devletin ayrıca özel ve aile hayatın gizliliği hakkını etkili

olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır.

Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleri bakımından dahi özel ve

aile hayatına saygı hakkının korunması için gerekli önlemlerin alınması ödevini

de içermektedir (Ata Türkeri, §

42).

60. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmakla

beraber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hak

ve özgürlüklerin sınırlanması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatın

gizliliği hakkının sınırlanmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göre demokratik

toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşru amaç ile

sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı, sınırlandırmayla

ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlandırılan bireyin

kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen gösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],

B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).

61. “Demokratik toplum

düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle özel hayatın gizliliği hakkı

üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbirler niteliğinde

olmasını; başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak

kendisini göstermesini gerektirmektedir.

“Demokratik toplum düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanın

demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına

yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal

ihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak

değerlendirilemez (Ata Türkeri, §

44).

62. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veya

idari bir müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıp

karşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımından

yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan derece

mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayata saygı hakkının

unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından “demokratik toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu

inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151,

4/6/2015, § 54)

63. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,

kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişen

geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayat

kavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyal

hayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında özellikle

kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel hayat

unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununla

birlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğu

gibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Özpınar/Türkiye, § 72).

64. Millî güvenliği korumanın meşru bir amaç teşkil etmesinin

sonucu olarak kamu makamlarının, millî güvenlik bakımından önemli kadrolarda

çalışmak isteyen adayların bu işe uygunluğunu takdir ederken kişiler hakkında

topladığı bilgileri kullanma yetkisine sahip olmaları gerektiğine kuşku bulunmamaktadır.

Bununla birlikte, millî güvenliği korumak için getirilen sistemin kötüye

kullanmaya karşı yeterli ve etkili güvencelere sahip olması gerekir (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Leander/İsveç, B.

No: 9248/81, 26/3/1987, §§ 59, 60). Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da

bireyin varlığına veya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar

söz konusu olduğu zaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu

bağlamda özel yaşamın gizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri

söz konusu olduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu

alanlara yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için

özellikle ciddi gerekçelerin varlığı şarttır(Ata Türkeri, § 47).

65. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesi

açıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınan

haklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran karar

alma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyı sağlayacak

nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç, başvurucunun 8.

maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adil şartlarda

savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasını

gerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B. No:

28945/95, 10/5/2001, § 72; Blecic/Hırvatistan; B. No: 59532/00, 29/7/2004,

§ 68).

66. Somut olayda başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığında

astsubay olarak görev yapmış ve sözleşme süresi bittikten sonra sözleşmesi

idarenin takdir yetkisine dayanılarak yenilenmemiştir. İdare bu takdir

yetkisini somutlaştırırken sözleşmeli personel ihtiyaç durumunun yanı sıra

başvurucu hakkında bir dönem görev yaptığı askerî birlikteki komutanı olan A.E.nin İKK hassasiyeti kapsamında alınan ifadesinde,

başvurucunun askerî birliğe staj yapmak üzere gelen stajyerlerden biri ile

birlikte olduğu ve mesai dışında da buluşup görüştüğü yönündeki anlatımlarının

bulunmasına dayanmıştır.

67. Başvurucunun sözleşmesinin yenilenmemesi işlemine dayanak

olarak alınan söz konusu ifade metninde, başvurucu veya bir başkası (bu

kapsamda ifade sahibi olan A.E.) hakkında idari bir tahkikat başlatıldığı

belirtilmediği gibi hangi kapsamda A.E.nin ifadesine

başvurulduğu hususunun da açıklanmamış olduğu görülmektedir. İfade sahibi olan

A.E., başvurucunun görev yaptığı askerî birliğe (Dikimevi) gelen stajyerlerden

biri ile birlikte olduğunu ve mesai sonrasında buluşup görüştüğünü başka bir

kişiden öğrendiğini ifade etmiştir. Anılan iddiaya ilişkin olarak başvurucunun

ya da ifade sahibine söz konusu bilgiyi ilettiği söylenen kişinin ifadesine de

başvurulmadığı anlaşılmaktadır. İfade tutanağının içeriğinde başvurucunun

stajyer öğrenci ile ne şekilde birlikte olduğu, bu birlikteliğin flört veya

cinsel birliktelik düzeyinde mi olduğu, nerede ve ne amaçla buluşup görüştüğü

hususlarında bir anlatım bulunmamaktadır. Başvurucu, bu birlikteliği kabul

etmediğini, sadece bir gün öğlen arasında stajyerlerden biri ile kısa bir süre

insani olarak sohbet ettiğini, mesai dışında kimseyle buluşup görüşmediğini

iddia etmektedir.

68. Askerî disiplinin gerekleri açısından daha sıkı kuralların

geçerli olduğu bir statüde personel istihdam ederken TSK’nın takdir yetkisinin

daha geniş olduğu dikkate alındığında başvurucunun görev yaptığı birliğe staj

yapmak amacıyla gelen stajyerler ile olan ilişkisinin görevinin gerektirdiği

disiplin kurallarına aykırı bir hâl alması durumunda, başvurucunun stajyerler

ile olan ilişkisinin yürütülmesine müdahalede bulunulması, demokratik bir

toplumda gerekli olarak kabul edilebilir.

69. İstihbari faaliyet çerçevesinde

elde edilen ve ifade sahibi A.E.nin duyuma dayalı

olarak aktardığı başvurucunun görev yaptığı askerî birliğe gelen stajyerlerden

biri ile birlikte olduğu ve mesai sonrasında buluşup görüştüğü bilgisi

8/10/2010 tarihinde elde edilmesine rağmen başvurucu, sözleşme süresinin

bitimine kadar (2 yıla yakın bir süre) görevine devam etmiş, bu süreç

içerisinde başvurucu hakkında disiplin soruşturması yapılmadığı gibi sözleşmenin

feshedilmesi de dâhil olmak üzere herhangi yaptırım uygulanmamıştır.

Dolayısıyla başvurucunun anılan eyleminin kamu hizmetinde bulunmaya engel

olacak nitelikte bulunmadığı, dolaylı olarak idare tarafından da kabul

edilmiştir.

70. Başvurucu hakkında uygulanan sözleşmenin yenilenmemesi

işleminin, başvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar, temel geçim

kaynağından yoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde önemli bir

etkisi bulunmaktadır. Sözleşmesi yenilenmeyen askerî personele 4678 sayılı

Kanun'un 16. ve 18. maddeleri uyarınca belirli koşulların varlığı hâlinde, bir

kısım sosyal haklardan ve sağlık hizmetlerinden sınırlı bir süre yararlanma ve

tazminat alabilme imkânı tanınmış ise de (bkz.§§ 28, 29)bütün

bunların iş kaybı gibi ağır bir sonucu telafi etmeye yetmeyeceği açıktır. Kaldı

ki anılan imkânlardan yararlanmanın ön koşulu, sözleşmenin yenilenmemesinde

personelin bir kusurunun bulunmaması olup somut olayda sözleşmenin

yenilenmemesi olarak dayanılan nedenler dikkate alındığında başvurucunun söz

konusu imkânlardan hiç yararlanamaması da söz konusu olabilecektir.

71. Başvurucunun dava konusu ettiği işlemin sözleşmesinin feshi

değil, sözleşmenin yenilenmemesi işlemi olduğu dikkate alınsa bile sicil

notları iyi düzeyde olan, sicil amirlerince hakkında herhangi bir olumsuz

kanaat bildirilmeyen, disiplin cezası bulunmayan, takdir ve ödül belgeleri ile

taltif edilen başvurucu yönünden; bir dönem görev yaptığı askerî birlikteki

komutanının duyuma dayalı olarak verdiği başvurucunun askerî birliğe gelen

stajyerlerden biri ile birlikte olduğu ve mesai sonrasında buluşup görüştüğü

yönündeki kanıtlanamamış bilginin, dokuz yıllık görev (sözleşme) süresinin

bitiminde sözleşmesinin yenilenmemesine dayanak olarak kabul edilmesinde

sınırlanma ile ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü sınırlanan

bireyin kaybı arasında adil bir dengenin sağlanmadığı, başvurucunun özel

hayatına yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.

72. Buna göre başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence

altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

73. Başvurucunun Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına

alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varıldığından

Anayasa’nın 35., 36. ve 38. maddelerinde tanımlanan hakların ihlal edildiği

yönündeki diğer iddiaların ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

74. 30/11/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin “Kararlar” kenar başlıklı (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

75. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkında

yeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesi ile birlikte tazminat talep

etmiştir.

76. Başvuruda, Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

77. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİM

Birinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

78. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın ilgili

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiası

açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

79. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın

gizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

30/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Raportör

:

Aydın ŞİMŞEK

Başvurucu

:

Ö. Ç.

Vekili

:

Av. Mustafa

BOZKURT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/9705, 30 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Ö. Ç. Başvurusu
  4. İkinci Bölüm
  5. Karar
  6. I. Başvurunun Konusu
  7. II. Başvuru Süreci
  8. III. Olay Ve Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının
  15. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Yıldırım
  18. Özgüldür
  19. Kömürcü
  20. Altan
  21. Bozkurt
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/9705
Tarih
30 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Emine Özdemir Başvurusu (B. No: 2013/5465)
  • Ali Sarıpınar Başvurusu (B. No: 2013/6186)
  • Hanifi Dil ve Zeki Dil Başvurusu (B. No: 2013/5191)
  • Mesut Çeki Başvurusu (B. No: 2013/6944)
  • Mehmet Emin Akın ve Ayşe Tekin Başvurusu (B. No: 2013/6956)
  • Alirıza Aksoy Başvurusu (B. No: 2013/4836)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.