İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ömer Köse Başvurusu (B. No: 2017/34237)

1. Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi

Başvuru No2017/34237Tarih23 Ekim 2019Okuma32 dk · 6.300 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ömer Köse Başvurusu (2)

Karar tarihi
23 Ekim 2019
Başvuru Numarası
2017/34237
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.300 kelime·32 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 13/9/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Başvurucuya İlişkin

Süreç

8. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca (Başsavcılık) 12/5/2010

tarihinde, Selam-Tevhid

Kudüs Ordusu isimli bir terör yapılanmasının olduğundan bahisle

soruşturma başlatılmıştır. Bu soruşturmanın başlatılmasına gerekçe olarak ise

1990'lı yıllarda N.Ş. isimli şahsın önderliğinde kurulan bu örgütün bu kişinin

2004 yılında ceza infaz kurumundan çıkması üzerine tekrar faaliyetlerine

başlaması gösterilmiştir. Ancak bu soruşturma kapsamında gazeteci/yazar, iş

adamı, akademisyen, bürokrat, diplomat, siyasetçi, üst düzey devlet yetkilisi

konumundaki çok sayıdaki kişinin ailevi,

mesleki, ticari ve özel hayata ilişkin telefon görüşmelerinin

gerekçe gösterilerek dinlendiği hatta bu soruşturma kapsamında Başbakan'ın

Filistin Devlet Başkanı ve Somali Cumhurbaşkanı ile yaptığı dış politikaya

ilişkin telefon görüşmelerinin, Bakanlar ve Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT)

Müsteşarı'nın devlet güvenliğine ilişkin telefon görüşmelerinin dinlenerek

kaydedildiği, bu görüşmelerin bir kısmının yazılı hâle getirildiği tespit

edilmiştir (Ömer Köse ve Yurt Atayün, B. No: 2015/7285, 11/12/2018, § 7).

9. Başsavcılıkça, Selam Tevhid Kudüs Ordusu kapsamında soruşturmaya

dâhil edilen ve haklarında iletişimin tespiti ve teknik araçlarla izleme kararı

alınan kişilerin terörle ilişkilendirilebilecek herhangi bir faaliyetinin

olmadığı gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmiştir.

10. Selam-Tevhid

Kudüs Ordusu isimli yapılanmayı konu alan bu soruşturmadaki

usulsüzlük iddiaları kapsamında Türkiye

Cumhuriyeti devletinin güvenliği veya ulusal ve uluslararası yararları

bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken görüşmelerinin

dinlendiği, kaydedildiği ve bir kısmının iletişim tespit tutanağı hâline

getirilerek terörle ilişkilendirildiği gerekçesiyle başvurucunun da aralarında

olduğu çok sayıda kolluk görevlisi hakkında Başsavcılıkça ceza soruşturması

başlatılmıştır.

11. Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında gözaltına

alınmıştır. Başsavcılık 26/7/2014 tarihinde başvurucuyu tutuklanması istemiyle

İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. İstanbul 1. Sulh Ceza

Hâkimliği 29/7/2014 tarihinde, başvurucunun sorgusunun yapılamadığı

gerekçesiyle tutuklama talebinin reddine karar vermiştir. Başsavcılık

başvurucuyu 20/8/2014 tarihinde tutuklanması istemiyle yeniden İstanbul 4. Sulh

Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği 20/8/2014

tarihinde, devletin gizli kalması gereken bilgilerinin siyasal veya askerî

casusluk amacıyla temin etme suçundan başvurucunun tutuklanmasına karar

vermiştir.

12. Karar gerekçesi şöyledir:

"Şüphelinin çalışmış olduğu TEM şubesinde

dosyaya ilişkin yönetici konumu, uzun süre söz konusu şubeye nezaret etmiş

olması, ve devletin üst yöneticileri olan başbakan, bazı bakanlar TBMM başkanı

danışmanlarının ve MİT müsteşarının sekreterlerinin ve çeşitli kademelerdeki

devlet yöneticilerinin belli bir süre sistematik ve koordineli bir şekilde

danışmanlar üzerinden dinlenmesi, yine bu kişilerin danışmanları ile olan

bire-bir görüşmelerinin ve bu danışmanlarının telefonlarından yaptıkları

devletlerarası görüşmelerin koordineli ve sistematik bir şekilde dinlenmiş

olması, şüphelinin müdürlük konumu gereğince bunları biliyor olması ve dinleme

kararlarına ilişkin taleplerde imzasının olması, ayrıca İstanbul 1. Sulh Ceza

Hakimliği'nin 2014/53 sorgu sayılı tutuklama gerekçeleri somut delil kabul

edilerek şüphelinin delillerin karartılma ihtimali ve delillerin henüz tamamen

toplanmamış oluşu da nazara alınarak CMK'nın 100

maddesi uyarınca tutuklanmasına... [karar verilmiştir.]"

13. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı başvurucunun da aralarında

olduğu 122 şüpheli hakkında 23/10/2015 tarihli iddianamesi ile devletin gizli kalması gereken

bilgilerini siyasal veya askerî casusluk amacıyla temin etme, Türkiye

Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye

teşebbüs etme, silahlı terör örgütünü kurma veya yönetme, suç uydurma, resmî

belgede sahtecilik, özel hayatın gizliliğini ihlal etme, hukuka aykırı olarak

kişiler verileri kaydetme, suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme

suçlarını işlediklerinden bahisle cezalandırılmaları istemiyle aynı yer ağır

ceza mahkemesinde kamu davası açmıştır.

14. İddianamede öncelikle Fetullahçı

Terör Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasından (FETÖ/PDY) ve örgüt liderinin

talimatları doğrultusunda yürütülen Kudüs

Ordusu terör örgütü soruşturmasının başlatılması ve yürütülmesi sürecinden,

anılan soruşturmanın 17-25 Aralık ve MİT tırları soruşturması ile

bağlantısından ayrıntılı şekilde bahsedildikten sonra başvurucu ve diğer

şüpheliler hakkında suçlama konusu yapılan olay ve olgulara yer verilmiştir. Bu

bağlamda iddianamede özetle;

i. FETÖ/PDY'nin kurucusu ve lideri Fetullah Gülen ile yöneticisi sanık E.U.nun

talimatları doğrultusunda Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmak ve

görevlerini yapmasını engellemek amacıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca Selam Tevhid Kudüs Ordusu

adı altında bir örgüt kurgulanarak soruşturma başlatıldığı, soruşturma

kapsamında haklarında herhangi bir delil bulunmadığı hâlde veya gerçeğe aykırı

şekilde üretilen belgelerle başta dönemin Başbakanı, bakanları, MİT Müsteşarı

ve milletvekilleri olmak üzere çok sayıda kişi, kurum, vakıf ve derneğin

iletişiminin tespit edilerek kayda alındığı, teknik araçlarla izleme

tutanakları düzenlendiği, bu kişilerin terör örgütü üyesi olarak gösterilmeye

çalışıldığı, Türkiye Cumhuriyeti devletinin millî güvenliği ya da iç veya dış

siyasal yararları bakımından gizli kalması gereken üst düzey devlet

yetkililerinin yaptıkları görüşmelerin kayıt altına alındığı, bu kapsamda

İstanbul ve Bursa Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğünde çeşitli

kademelerde görev yapan FETÖ/PDY üyesi emniyet teşkilatı mensubunun gerçeğe

aykırı şekilde tanık beyanları aldığı, haklarında terör örgütü üyeliğine

ilişkin hiçbir delil bulunmayan şikâyetçi ve mağdurlarla ilgili iletişimin

tespiti ve teknik araçlarla izleme kararı talep edebilmek için gerçeğe aykırı

raporlar düzenledikleri, usulsüz dinleme ve izleme yaptıkları, suç unsuru

içermeyen görüşmeleri imha etmeleri gerekirken iletişim tespit tutanağı hâline

getirip kişilerin terör örgütü ile irtibatları bulunduğu algısını oluşturmaya

çalıştıkları, sahte iletişimin tespiti ve fiziki takip tutanakları

düzenledikleri, 17 Aralık soruşturmasıyla ilgili olarak İstanbul Emniyet

Müdürlüğünde bulunan belgeleri kaçırdıkları ve log

kayıtlarını sildikleri, FETÖ/PDY üyesi bir kısım şüphelinin ise MİT'e ait

tırların 1/1/2014 tarihinde Kırıkhan, 19/1/2014 tarihinde ise Ceyhan'da

durdurulması ve aranması eylemlerinden sorumlu olduğu belirtilmiştir.

ii. Suç tarihlerinde İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele

Şube Müdürlüğünde sağ örgütlerden sorumlu müdür yardımcısı olarak görev yapan

başvurucu ile aynı dosyada yargılaması devam eden ve çoğu emniyet görevlisi

olan şüphelilerin Türkiye Cumhuriyeti başbakanı da dâhil olmak üzere çok sayıda

devlet adamı, siyasetçi, akademisyen, gazeteci, yazar, iş adamı, vakıf, dernek

vb. kuruluşların başkan ve görevlilerini -terör örgütleriyle bağlantılı

olduklarına dair herhangi bir delil olmamasına rağmen- sahte belge ve gerçeğe

aykırı beyanlara göre kurguladıkları Selam Tevhid Kudüs Ordusu kapsamına dâhil ederek

hukuka aykırı şekilde yaptıkları dinleme ve takipler sonucunda elde ettikleri

gizli bilgileri Türkiye Cumhuriyeti devleti aleyhine kullanarak bir kısım

devlet görevlisi ile vakıf ve yöneticilerinin terör örgütleriyle bağlantılı

olduğu yönünde algı oluşturmak suretiyle Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini

devirmeye çalıştıkları iddia edilmiştir.

15. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince iddianame kabul edilerek

Mahkemenin E.2015/297 sayılı dosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamış ve

1/2/2016 tarihinde ilk duruşma yapılmıştır.

16. Mahkeme 2/2/2016 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Tutuklu sanıklar ...yönünden üzerlerine

atılı suçların vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, buna göre tutuklu

sanıklar yönünden 'iletişim tespit tutanakları, araştırma raporları, müşteki

beyanları, fiziki takip tutanakları, tanık ve gizli tanık anlatımları, görev

belgeleri, tanık K.Y.nin ifadeleri ve bu tanık

tarafından dosyaya sunulan materyaller, MİT, Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlıktan

gelen yazı cevapları, teftiş raporları, dinlemeye ilişkin ses çözüm

tutanakları, diplomatik dokunulmazlığı olan kişilerle ilgili dinleme yapılmış

olması, mail adreslerinin takip edilmiş olması' kapsamında kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren somut kanıtlar bulunması, sanıklara atılı bir

kısım suçların tutuklama nedenlerinin yasal karine olarak var sayıldığı 5271

sayılı CMK.nun 100/3-a.11 alt bendinde sayılan

katalog suçlardan oluşu, sanıklara atılı suçların kanunda öngörülen cezalarının

alt ve üst sınırlarının kaçma kuşkusunu somutlaştırması, sanıkların

savunmalarının henüz alınmamış oluşu, müştekilerin ve sanıklara atılı

eylemlerin sayısal çoğunluğu da dikkate alındığında sanıkların suçunun sübutu

halinde yargılama sonucunda verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik tedbiri ile

tutuklama tedbirinin ölçülü oluşu, tüm bu nedenlerle sanıklar üzerinde adli

kontrol hükümleri ile yeterli ve etkili hukuksal denetim sağlanamayacak oluşu

hususlarına nazaran adı geçen sanıkların CMK.nın 100

ve devamı maddeleri uyarınca tutukluluk hallerinin ayrı ayrı devamına, adı

geçen sanıklarla ilgili tahliye istemlerinin ayrı ayrı reddine... [karar

verildi.]"

17. Mahkeme sonraki tarihlerde yaptığı duruşmalarda da benzer

gerekçelerle başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

18. Mahkemece 2/9/2016 tarihinde yapılan celsede, dosyanın

Yargıtay 16. Ceza Dairesince ilk derece mahkemesi sıfatıyla yargılaması yapılan

E.2016/2 sayılı dosya ile birleştirilmesine karar verilmiştir. Anılan dosya

hâkimler M.B. ve M.Ö.nün

yargılandığı davadır. Bu davada adı geçen hâkimlerin görev ve yetkileri

olmadığı hâlde, dava dosyalarını da incelemeleri söz konusu olmadan

başvurucunun da aralarında olduğu çok sayıda şüpheliyi FETÖ/PDY'den

aldıkları talimat uyarınca tahliye etmelerine ilişkindir (bu sürece ilişkin

ayrıntılar için bkz. Mustafa Başer ve Metin

Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016; Hüseyin Korkmaz, B. No: 2014/16835, 18/7/2018; Alparslan Altan [GK] B. No: 2016/15586,

11/1/2018). Yargıtay 16. Ceza Dairesinin birleştirmeye muvafakat etmemesi

üzerine dosya birleştirme uyuşmazlığının çözülmesi için Yargıtay Ceza Genel

Kuruluna gönderilmiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu ise 22/11/2016 tarihli

kararıyla İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin birleştirme kararının

kaldırılarak yargılamanın İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince yapılmasına karar

vermiştir.

19. Karar üzerine yargılamaya İstanbul 14. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2017/2 sayılı dosyası üzerinden devam edilmiştir. Mahkeme

9/3/2017 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına

karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Tutuklu sanıklar ... yönünden üzerlerine

atılı suçların vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, buna göre tutuklu

sanıklar yönünden 'iletişim tespiti tutanakları, araştırma raporları, müşteki

beyanları, fiziki takip tutanakları, şahıs tespit tutanakları, tanık ve gizli

tanık anlatımları, görev belgeleri, tanık K.Y.nin

ifade ve teşhisleri ile bu tanık tarafından dosyaya sunulan materyaller, MİT,

Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlıktan gelen yazı cevapları, teftiş raporları,

dinlemeye ilişkin ses çözüm tutanakları, diplomatik dokunulmazlığı olan

kişilerle ilgili dinleme yapılmış ve mail adreslerinin takip edilmiş olması,

2011/762 soruşturma sayılı soruşturmada görev yapan ve sanıkların eylem ve

işlemleri ile irtibatlı oldukları iddia edilen hâkim ve savcılarla ilgili

yargılamanın devam ediyor olması' kapsamında

kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut kanıtlar bulunması, sanık ve

müşteki sayısı, sanıklara yüklenen eylemlerin yoğunluğu, suçlamaların niteliği

ile dosya kapsamının geniş oluşu sanıklara atılı bir kısım suçların tutuklama

nedenlerinin yasal karine olarak var sayıldığı 5271 sayılı CMK'nın

100/3-a.11 alt bendinde sayılan katalog suçlardan oluşu, sanıklara atılı

suçların kanunda öngörülen cezalarının alt ve üst sınırlarının kaçma

şüphelerini somutlaştırması, bir kısım sanıkların savunmalarının henüz

alınmamış oluşu, tutuklama sebep ve şartlarında sanıklar lehine bu aşamada

değişiklik meydana gelmemiş oluşu, müştekilerin ve sanıklara atılı eylemlerin

sayısal çoğunluğu da dikkate alındığında sanıkların suçunun sübutu halinde

yargılama sonucunda verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik tedbiri ile tutuklama

tedbirinin ölçülü oluşu, tüm bu nedenlerle sanıklar üzerinde adli kontrol

hükümleri ile yeterli ve etkili hukuksal denetim sağlanamayacak oluşu

hususlarına nazaran adı geçen sanıkların CMK'nın

100., 102/2-cümle.2 maddeleri uyarınca tutukluluk hallerinin ayrı ayrı

devamına... [karar verildi.]"

20. Mahkeme 14/7/2017 tarihinde yaptığı duruşmada başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Tutuklu sanıklar ... yönünden üzerlerine

atılı suçların vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, buna göre tutuklu

sanıklar yönünden 'iletişim tespit tutanakları, araştırma raporları, müşteki

beyanları, fiziki takip tutanakları, şahıs tespit tutanakları, tanık ve gizli

tanık anlatımları, görev belgeleri, tanık K.Y.nin

ifade ve teşhisleri ile bu tanık tarafından dosyaya sunulan materyaller, MİT,

Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlıktan gelen yazı cevapları, teftiş raporları,

dinlemeye ilişkin ses çözüm tutanakları, diplomatik dokunulmazlığı olan

kişilerle ilgili dinleme yapılmış ve mail adreslerinin takip edilmiş olması,

2011/762 soruşturma sayılı soruşturmada görev yapan ve sanıkların eylem ve

işlemleri ile irtibatlı oldukları iddia edilen hakim ve savcılarla ilgili

yargılamanın devam ediyor olması, bir kısım sanıkların iddia olunan örgütün

gizli haberleşme programı olan Bylock programını

kullandıklarının tespitine ilişkin gelen yazı ve ekleri kapsamında kuvvetli suç

şüphesinin varlığını gösteren somut kanıtlar bulunması, sanık ve müşteki

sayısı, sanıklara yüklenen eylemlerin yoğunluğu, suçlamaların niteliği ile

dosya kapsamının geniş oluşu sanıklara atılı bir kısım suçların tutuklama

nedenlerinin yasal karine olarak var sayıldığı 5271 sayılı CMK.nun

100/3-a.11 alt bendinde sayılan katalog suçlardan oluşu, sanıklara atılı

suçların kanunda öngörülen cezalarının alt ve üst sınırlarının kaçma

şüphelerini somutlaştırması, bir kısım sanıkların savunmalarının henüz

alınmamış oluşu, tutuklama sebep ve şartlarında sanıklar lehine bu aşamada

değişiklik meydana gelmemiş oluşu, müştekilerin ve sanıklara atılı eylemlerin

sayısal çoğunluğu da dikkate alındığında sanıkların suçunun sübutu halinde

yargılama sonucunda verilmesi muhtemel ceza veya güvenlik tedbiri ile tutuklama

tedbirinin ölçülü oluşu, tüm bu nedenlerle sanıklar üzerinde adli kontrol

hükümleri ile yeterli ve etkili hukuksal denetim sağlanamayacak oluşu

hususlarına nazaran adı geçen sanıkların CMK.nun 100,

102/2-cümle.2 maddeleri uyarınca tutukluluk hallerinin ayrı ayrı devamına... [karar

verildi.]"

21. Başvurucunun anılan karara yaptığı itiraz, İstanbul 15. Ağır

Ceza Mahkemesince 1/8/2017 tarihinde reddedilmiştir.

22. Nihai karar başvurucuya 14/8/2017 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

23. Başvurucu 13/9/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

24. Mahkeme sonraki tarihlerde yaptığı duruşmalarda da benzer gerekçelerle

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

25. Mahkeme en son olarak 12/9/2019 tarihli duruşmada yaptığı

değerlendirmede başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Karar

gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"...

Tutuklu sanıklar ...Ömer Köse ve ...tahliye

talepleri ve tutukluluk durumlarının devam edip etmeyeceği yönünden yapılan incelemede:

...adlarına kayıtlı/kullanılan GSM hatlarından

FETÖ/PDY Terör Örgütü mensuplarının kriptolu haberleşme aracı olarak

kullandıkları tespit olunan Bylock programının

kullanılmış olduğuna dair dosyada bulunan tespitler ile tespit ve değerlendirme

tutanakları,

...

Dosya münderacatında

bulunan konuyla ve sanıklarla ilgili tanzim olunan tüm tutanak, kayıt ve

belgeler, müşteki beyanları, tanık anlatımları, raporlar, görev belgeleri,

2011/762 sayılı soruşturma dosyası evrakları, iletişim tespit tutanakları,

teşhis, tespit ve takip tutanakları, tape kayıtları,

dijital materyaller ve inceleme raporları, cevabi yazı içerikleri, hts kayıtları gibi tüm kayıt, bilgi ve belgeler hep

birlikte değerlendirildiğinde sanıkların üzerlerine atılı suçu/suçları

işledikleri yönünde kuvvetli suç şüphesi bulunduğu, sanıkların tutuklu

bulundukları suçların yasada belirlenen cezalarının ağırlığı ve bir kısım

suçların (TCK Md. 312 ve 314) tutuklama nedeni yasal karine olarak var sayılan

5271 sayılı CMK'nın 100/3-a.11 alt bendinde sayılan

suçlardan olduğu, sanıklar aleyhine tutuklama tedbirinin devamına yeter

derecede kuvvetli suç şüphesini ortaya koyan somut olguların halen varlığını

sürdürdüğü, maddi gerçeğin tam olarak ortaya çıkartılmasının sağlanması

amacıyla tutukluluk halinin devamına karar verilmesinin gerekliliği ve adli

kontrol tedbirlerinin yeterli olmayacağı değerlendirilerek tutuklama tedbirinin

devamının işlendiği iddia olunan suçlara ve dosyadaki aleyhe mevcut delil

durumuna göre ölçülü ve zorunlu olduğu kanaatine varıldığından, sanıkların 5271

sayılı CMK'nın 100.,101.,102. maddeleri uyarınca

tutukluluk hallerinin ayrı ayrı devamına... [karar verildi.]"

26. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde derdest olup başvurucunun tutukluluk durumu devam

etmektedir.

27. Öte yandan kamuoyunda bilinen ismiyle Tahşiyeciler grubuna ilişkin olarak

yürütülen bir soruşturmada (anılan soruşturmalara ilişkin bilgiler için bkz. Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, §§ 10, 11) bir süre tutuklu kalan bir kişinin şikâyeti üzerine

başvurucu da dâhil olmak üzere gazeteci, yapımcı, senarist, yönetmen ve emniyet

görevlilerinin aralarında olduğu çok sayıda şüpheli hakkında iftira, sahtecilik

ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından Başsavcılıkça soruşturma

başlatılmıştır.

28. Bu soruşturma kapsamında Başsavcılık 26/12/2014 tarihinde

başvurucu ile birlikte bir kısım şüpheliyi tutuklanmaları istemiyle İstanbul 5.

Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. İstanbul 5. Sulh Ceza Hâkimliği 27/12/2014

tarihinde başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan tutuklanmasına

karar vermiştir.

29. Başvurucunun da aralarında olduğu şüphelilerin resmî belgede

sahtecilik, iftira ve silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediklerinden

bahisle cezalandırılmaları istemiyle Başsavcılıkça aynı yer ağır ceza

mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

30. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2015/281 sayılı

dosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamış ve devam eden yargılama sonunda

Mahkeme 3/11/2017 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye

olma suçundan 12 yıl, iftira suçundan 4 yıl 6 ay, resmî belgede sahtecilik

suçundan 9 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına ve tutukluluk hâlinin

devamına karar vermiştir.

31. Anılan hükme karşı yapılan istinaf başvurusu, İstanbul Bölge

Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesinin 21/9/2018 tarihli kararıyla iftira suçundan

verilen hüküm yönünden kesin, diğer suçlardan verilen hükümler yönünden ise

temyiz yolu açık olmak üzere esastan reddedilmiştir. Kararda ayrıca

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar verilmiştir.

32. Başvurucu, istinaf mahkemesinin silahlı terör örgütüne üye

olma ve resmî belgede sahtecilik suçları yönünden verilen kararlarına karşı

temyiz yoluna başvurmuş olup bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

davanın temyiz incelemesi devam etmektedir.

B. İlgili Süreç

33. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 6/6/2016 tarihli ve

E.2016/24769 sayılı iddianamesi ile FETÖ/PDY kurucusu ve liderinin de

aralarında olduğu yetmiş üç örgüt yöneticisi hakkında silahlı terör örgütü

kurma ve yönetme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya

görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, siyasi ve askerî casusluk yapma,

zimmet, nitelikli dolandırıcılık, resmî belgede sahtecilik, suçtan kaynaklanan

mal varlığı değerlerini aklama, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak

kaydedilmesi, kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkasına verme, yayma, ele

geçirme suçlarını işledikleri iddiasıyla kamu davası açılmıştır. Anılan

iddianamede MİT’e ait tırların durdurulması ve aranması eylemlerinin FETÖ/PDY

mensubu kişilerce ve bu yapılanmanın amaçları doğrultusunda gerçekleştirildiği

ifade edilmiştir (AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, § 16).

34. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî bir darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü

hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde sona

ermiştir. Kamu makamları ve soruşturma mercileri -olgusal temellere dayanarak-

bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve

son yıllarda FETÖ/PDY olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu

değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve

diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

35. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da darbe girişimiyle doğrudan bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı

sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki

yapılanmasına yönelik olarak Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından

soruşturmalar yürütülmüş; çok sayıda kişi hakkında gözaltı ve tutuklama

tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 51, Mehmet Hasan

Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672, 11/1/2018, § 12).

IV. İLGİLİ HUKUK

36. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun "Tutuklama nedenleri" kenar

başlıklı 100. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya

değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

37. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir.

Bu istemlerde mutlaka gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz

kalacağını belirten hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilir.

Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği

yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda belirtilir."

38. 5271 sayılı Kanun'un "Adlî

kontrol" kenar başlıklı 109. maddesinin (1) ve (3) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Bir suç sebebiyle yürütülen

soruşturmada, 100 üncü maddede belirtilen tutuklama

sebeplerinin varlığı halinde, şüphelinin tutuklanması yerine adlî kontrol

altına alınmasına karar verilebilir.

…

(3)

Adlî kontrol, şüphelinin aşağıda gösterilen bir veya birden fazla yükümlülüğe

tabi tutulmasını içerir:

a) Yurt dışına çıkamamak.

b) Hâkim tarafından belirlenen yerlere,

belirtilen süreler içinde düzenli olarak başvurmak.

c) Hâkimin belirttiği merci veya kişilerin

çağrılarına ve gerektiğinde meslekî uğraşlarına ilişkin veya eğitime devam

konularındaki kontrol tedbirlerine uymak.

...

f) Şüphelinin parasal durumu göz önünde

bulundurularak, miktarı ve bir defada veya birden çok taksitlerle ödeme

süreleri, Cumhuriyet savcısının isteği üzerine hâkimce belirlenecek bir güvence

miktarını yatırmak.

g) Silâh bulunduramamak veya taşıyamamak,

gerektiğinde sahip olunan silâhları makbuz karşılığında adlî emanete teslim

etmek.

...

j) Konutunu terk etmemek.

k) Belirli bir yerleşim bölgesini terk

etmemek.

l) Belirlenen yer veya bölgelere

gitmemek."

39. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklulukta

geçecek süre" kenar başlıklı 102. maddesi şöyledir:

"(1)

(Değişik: 6/12/2006 – 5560/18 md.) Ağır ceza

mahkemesinin görevine girmeyen işlerde tutukluluk süresi en çok bir yıldır.

Ancak bu süre, zorunlu hallerde gerekçeleri gösterilerek altı ay daha

uzatılabilir.

(2) Ağır ceza mahkemesinin görevine giren

işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,

gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı, 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun İkinci Kitap Dördüncü Kısım Dördüncü,

Beşinci, Altıncı ve Yedinci Bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli

ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda beş yılı

geçemez.

(3) Bu

maddede öngörülen uzatma kararları, Cumhuriyet savcısının, şüpheli veya sanık

ile müdafiinin görüşleri alındıktan sonra

verilir."

40. 6/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun "Suç işlemek amacıyla örgüt kurma" kenar

başlıklı 220. maddesinin (6) ve (7) numaralı fıkraları şöyledir:

"(6) Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt

adına suç işleyen kişi, ayrıca örgüte üye olmak suçundan da cezalandırılır.

Örgüte üye olmak suçundan dolayı verilecek ceza yarısına kadar

indirilebilir."

(7)

Örgüt içindeki hiyerarşik yapıya dahil olmamakla birlikte, örgüte bilerek ve

isteyerek yardım eden kişi, örgüt üyesi olarak cezalandırılır. Örgüt

üyeliğinden dolayı verilecek ceza, yapılan yardımın niteliğine göre üçte birine

kadar indirilebilir."

41. 5237 sayılı Kanun'un

"Resmi belgede sahtecilik" kenar

başlıklı 204. maddesi şöyledir:

(1) Bir

resmi belgeyi sahte olarak düzenleyen, gerçek bir

resmi belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren veya sahte resmi belgeyi

kullanan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2)

Görevi gereği düzenlemeye yetkili olduğu resmi bir belgeyi sahte olarak

düzenleyen, gerçek bir belgeyi başkalarını aldatacak şekilde değiştiren,

gerçeğe aykırı olarak belge düzenleyen veya sahte resmi

belgeyi kullanan kamu görevlisi üç yıldan sekiz yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır.

(3) Resmi belgenin, kanun hükmü gereği sahteliği sabit oluncaya

kadar geçerli olan belge niteliğinde olması halinde, verilecek ceza yarısı

oranında artırılır.

42. 5237 sayılı Kanun'un

"Siyasal veya askerî casusluk" kenar başlıklı 328. maddesi

şöyledir:

(1)

Devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından, niteliği

itibarıyla, gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askerî casusluk

maksadıyla temin eden kimseye onbeş yıldan yirmi yıla

kadar hapis cezası verilir.

(2)

Fiil;

a) Türkiye ile savaş halinde bulunan bir

devletin yararına işlenmişse,

b) Savaş sırasında işlenmiş veya Devletin

savaş hazırlıklarını veya savaş etkinliğini veya askerî hareketlerini tehlikeye

sokmuşsa,

Fail, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile

cezalandırılır.

43. 5237 sayılı Kanun'un "Silâhlı örgüt" kenar başlıklı 314.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2)

Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis

cezası verilir."

44. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

"Cezaların artırılması"

kenar başlıklı 7. maddesinin ikinci fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Terör örgütünün; cebir, şiddet veya

tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da bu yöntemlere

başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını yapan kişi, bir yıldan beş yıla

kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun basın ve yayın yolu ile

işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında artırılır..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

45. Mahkemenin 23/10/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi

Yönünden

46. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını

karşılayacak geliri olmadığını beyan ederek adli yardım talebinde bulunmuştur.

47. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler

dikkate alınarak -UYAP üzerinden temin edilen ve sunduğu belgelerden- geçimini

önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden

yoksun olduğu anlaşılan, bireysel başvuru tarihi itibarıyla tutuklu olarak ceza

infaz kurumunda bulunan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli

yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

48. Başvurucu; tutukluluğun devamına karar veren mahkemenin her seferinde

aynı matbu gerekçelerle tahliye taleplerini reddettiğini, yargılamada makul

tutukluluk süresinin aşıldığını, ret kararlarında somut gerekçelerin

gösterilmediğini, bu kararlarda suç şüphesini gösteren delillerin ve tutuklama

nedenlerinin somut olgulara dayalı olarak açıklanmadığını ve adli kontrolün

yetersiz kalma nedenlerinin gösterilmediğini, bu süreçte soruşturma

işlemlerinin de özensiz bir şekilde yürütüldüğünü, dolayısıyla somut hiçbir

neden gösterilmeden, matbu gerekçelerle sürdürülen tutukluluğun makul süreyi

aştığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

49. Bakanlık görüşünde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa

Mahkemesinin aynı konudaki bazı kararlarına atıf yapılarak başvuru konusu

davanın karmaşıklığının da değerlendirmede dikkate alınması gerektiği

vurgulanmış, tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda ilgili ve yeterli gerekçe

bulunduğu, soruşturma/kovuşturma süreçlerinin yürütülmesinde bir özensizliğin

bulunmadığı belirtilmiştir.

50. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında başvuru

formundakilere benzer beyanlarda bulunarak Bakanlık görüşünü kabul etmediğini

ifade etmiştir.

2. Değerlendirme

51. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

"Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir."

52. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun

iddialarının özünün tutukluluk süresinin makul süreyi aştığına yönelik olduğu

anlaşıldığından şikâyetlerinin Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası

bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

53. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun

bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

54. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında, bir ceza

soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin makul sürede yargılanmayı ve soruşturma

veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anılan fıkrada güvence altına alınan makul sürede yargılanmayı ve serbest bırakılmayı isteme haklarının birbirinin alternatifi

değil tamamlayıcısı olarak değerlendirilmesi gerekir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013,

§ 60; Halas Aslan, B. No:

2014/4994, 16/2/2017, § 66).

55. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan serbest bırakılmayı isteme hakkı uyarınca,

bir ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamında tutuklu olan kişiler ilgili

yargı mercilerinden serbest bırakılmalarına karar verilmesini talep

edebilirler. Bu hakkın bir yansıması olarak 5271 sayılı Kanun'un 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında, şüpheli veya sanığın soruşturma ve

kovuşturma evrelerinin her aşamasında salıverilmesini isteyebileceği

belirtilmiş; aynı Kanun'un 108. maddesinde de tutukluluğun soruşturma ve

kovuşturma evrelerinde belirli süreleri aşmayacak şekilde resen incelenmesi

gerektiği ifade edilmiştir. Yargı organlarınca tutukluluğun her aşamasında

gerek kişinin serbest bırakılma talebi üzerine gerekse resen yapılan

incelemelerde tutulmanın meşru nedenlerinin açıklanması Anayasa'nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının bir gereğidir (Halas

Aslan, § 67).

56. Anılan maddede ayrıca tutuklanan kişilerin makul sürede yargılanmayı isteme hakkına

sahip olduğu ifade edilmiştir. Genel olarak yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmaması, Anayasa'nın 36. maddesi ile güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının konusudur. Kişilerin fiziksel hürriyetlerinin

kısıtlanmasına ilişkin güvencelerin belirtildiği Anayasa'nın 19. maddesine göre

öncelikle tutukluluğun makul süreyi aşmaması gerekir. Bununla birlikte maddenin

tutuklu olarak sürdürülen yargılamanın makul sürede sonuçlandırılması

gerektiğine de işaret ettiği görülmektedir. Hürriyeti kısıtlanarak yargılanan

kişinin yargılamanın makul sürede bitirilmesindeki menfaati, işin doğası gereği

diğerlerine göre daha fazladır. Bu bağlamda Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasında belirtilen tutuklu kişinin makul

sürede yargılanma hakkı, Anayasa'nın 36. maddesi ile güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki makul sürede yargılanma hakkına göre

daha yüksek bir koruma sağlamaktadır (Halas

Aslan, §§ 68, 69).

57. Buna göre kişinin tutuklu olarak sürdürüldüğü soruşturma ve

kovuşturmaların süratle sonuçlandırılması gerekir. Bunun için başta savcılıklar

ve mahkemeler olmak üzere tüm kamu organları, kişinin tutuklu olarak sürdürüldüğü

soruşturma/kovuşturmaların -adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelere

riayet edilmek koşuluyla- süratli bir şekilde sonuçlandırılması için özenli

davranmalıdırlar. Anılan özen yükümlülüğü, kişinin hürriyetinden yoksun

bırakılmaya devam edilmesinin keyfî olmadığının, dolayısıyla kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkına yönelik müdahalenin meşru amacının devam ettiğinin

söylenebilmesi için de zorunludur. Bu itibarla tutuklu kişiler hakkındaki

soruşturma/kovuşturma süreçlerinin özenli olarak yürütülmesi Anayasa'nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının bir gereğidir (Halas

Aslan, §§ 70, 71).

58. Öte yandan tutukluluk süresinin makul olup olmadığı

konusunun genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün değildir. Bir

kişinin tutuklu kaldığı sürenin makul olup olmadığı her davanın kendi

özelliklerine göre değerlendirilmelidir (Murat

Narman, § 61).

59. Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı,

başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih; doğrudan

tutuklandığı durumlarda ise tutuklanma tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak

kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği

tarihtir (Murat Narman, § 66).

60. Bir ceza soruşturması veya kovuşturması kapsamında

sürdürülen tutukluluğun makul süreyi aşıp aşmadığı öncelikle tutukluluğa

ilişkin kararların gerekçeleri üzerinden tespit edilebilir. Tutukluluğa ilişkin

kararların gerekçelerinde tutuklamanın ön şartı olan kişinin suçluluğu hakkında

kuvvetli belirti bulunduğunun, tutuklama nedenlerinin ve tutuklamanın neden

ölçülü olduğunun ortaya konulması gerekmektedir (Halas Aslan, §§

74, 75).

61. Suç işlendiğine dair kuvvetli bir belirtinin bulunması,

tutuklama için bir ön şart olup varlığını tutukluluğun her aşamasında

korumalıdır. Başlangıçtaki bir tutuklama için kuvvetli belirtinin bulunduğunun

tüm delilleriyle birlikte ortaya konulması her zaman mümkün olmasa da (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272,

4/12/2013, § 73) soruşturma/kovuşturma süreci ilerledikçe kişi hakkındaki suç

şüphesini doğrulayacak ya da ortadan kaldıracak delillere erişilecektir. Bu

nedenle belirli bir süre geçtikten sonraki tutukluluğun devamına ilişkin

kararlarda, suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunduğunun somut

olgularla birlikte açıklanması gerekir. Tutukluluğun herhangi bir aşamasında

kişinin tutuklu olduğu suç yönünden kuvvetli belirtiyi gösteren olgular ortadan

kalkmışsa artık tutmanın meşru bir amacının bulunduğu söylenemez (Halas Aslan, § 76).

62. Başlangıçtaki bir tutuklama için Anayasa ve kanunda öngörülen

tutuklama nedenlerinin dayandığı tüm olguların somut olarak belirtilmesi -işin

doğası gereği- her zaman mümkün olmasa da (Selçuk

Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 68)

soruşturma/kovuşturma sürecinde deliller toplandıkça artık delillere etki

edilebilmesi imkânı ortadan kalkmakta ya da zorlaşmaktadır. Ayrıca isnat edilen

suç dolayısıyla belirli bir süre hürriyetinden yoksun kalan ve bu itibarla

yargılama sonunda alınması muhtemel cezanın en azından bir bölümünü

karşılayacak kadar tutulan kimsenin kaçma ihtimalinin başlangıçtakine göre

azaldığı da söylenebilir. Bu nedenlerle belirli bir süreyi aşan tutukluluğa

ilişkin devam kararlarında tutuklama nedenlerinin soyut olarak belirtilmesi

yeterli değildir (Hanefi Avcı, B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 70).

63. Son olarak tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda

tutuklamanın ölçülü olduğuna ilişkin olguların, özellikle tutuklamaya göre

temel hak ve özgürlüklere daha hafif etkide bulunan adli kontrol tedbirlerinin

neden yetersiz kaldığının ortaya konulması gerekir(Halas Aslan, § 79). Ayrıca tutukluluk

devam ettikçe bir taraftan bireye düşen yükümlülük artarken diğer taraftan

tutulmanın dayandığı meşru amaç zayıfladığından tutukluluğun devamı

kararlarında davanın genel durumunun yanında tutuklu kişinin özel durumu da

dikkate alınmalı, bu anlamda tutuklama nedenleri kişiselleştirilmelidir (Hanefi Avcı, § 84).

64. Tutukluluğun uzun sürdüğü veya makul süreyi aştığı

şikâyetiyle yapılan bireysel başvurularda, derece mahkemelerince verilen

tutuklama ve tutukluluğun devamına ilişkin kararlarda açıklanan gerekçeleri

inceleyerek bu gerekçelerin somut olayın özelliklerine göre suçun işlendiğine

dair kuvvetli belirtinin ve tutuklama nedenlerinin varlığı ve tutuklamanın

ölçülülüğü bağlamında ilgili ve yeterli olup olmadığını, ayrıca

soruşturma/kovuşturma süreçlerinde yukarıda belirtilen özen yükümlülüğüne

uyulup uyulmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin görevidir. Bu denetim

sonunda tutukluluğa ilişkin gerekçelerin ilgili ve yeterli olmadığı veya

tutuklu olarak sürdürülen soruşturma/kovuşturma süreçlerinin kamu organlarının

özen yükümlülüğü ile bağdaşmayan tutumları nedeniyle tamamlanmadığı kanaatine

varılırsa tutukluğun makul süreyi aştığı sonucuna ulaşılacaktır (Halas Aslan, §§ 82, 83).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

65. Başvurucu, 17/25 Aralık operasyonlarından sonraki süreçte, Selam-Tevhid Kudüs Ordusu

soruşturmasındaki usulsüzlük iddialarına ilişkin olarak başlatılan soruşturma

kapsamında İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliğinin 20/8/2014 tarihli kararıyla

devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askerî casusluk

amacıyla temin etme suçundan tutuklanmıştır. Bireysel başvurunun incelendiği

tarih itibarıyla başvurucunun tutukluluk hâli devam etmektedir. Buna göre

başvurucunun tutukluluk süresi 5 yıl 2 ay 3 gündür.

66. 5271 sayılı Kanun'un 102. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde tutukluluk süresinin en çok iki

yıl olduğu belirlendikten sonra zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek bu

sürenin uzatılabileceği belirtilmiştir. Kanun'da bu uzatma süresinin toplam üç

yılı geçemeyeceği ifade edilmiştir. Böylelikle uzatma süreleri dâhil toplam

tutukluluk süresi azami beş yıl olabilecektir (bkz. Hamit Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 40). Bununla birlikte

15/8/2017 tarihli ve 694 sayılı Olağanüstü Hal Kanun Hükmünde Kararnamesi'nin

141. maddesiyle -1/2/2018 tarihli ve 7078 sayılı Kanun'un 136. maddesiyle de

aynen kabul edilerek yasalaşmıştır- anılan fıkraya eklenen son cümle ile 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu'nun ikinci kitap dördüncü kısım dördüncü, beşinci,

altıncı ve yedinci bölümünde tanımlanan suçlar ile 12/4/1991 tarihli ve 3713

sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamına giren suçlarda uzatma süresinin beş

yılı geçemeyeceği düzenlenmiştir (bkz. § 39). Dolayısıyla anılan suçlara

ilişkin olarak Kanun koyucu azami tutukluluk süresini 7 yıla çıkarmıştır.

Başvurucuya yöneltilen suçlamanın da bu kapsamda olduğu görülmektedir. Bu kanun

değişikliğinin başvurucunun tutukluluk süresinin beş yılı bulmasından önce gerçekleşmesi

dolayısıyla bu tutukluluk bakımından Kanun'da öngörülen azami tutukluluk

süresinin aşıldığının kabulü mümkün değildir.

67. Başvurucu, kamu makamlarınca ve yargı organlarınca 17/25

Aralık operasyonlarının ve 15 Temmuz darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma

olduğu değerlendirilen FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu belirtilen emniyet

mensuplarına yönelik olarak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir

soruşturma kapsamında tutuklanmıştır. Başvurucunun isnat edilen suç yönünden

kuvvetli suç şüphesi altında olduğu sulh ceza hâkimlikleri ve yargılamayı yapan

ağır ceza mahkemesi tarafından verilen tutukluluğa ilişkin kararlarda açıkça

belirtilmiştir. Başvurucu hakkındaki tutuklama ve tutukluluğun devamı

kararlarında atıf yapılan ve/veya soruşturma dosyasında bulunduğu ifade edilen

delillerin içeriği dikkate alındığında tutukluluğun ön şartı olan suç

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunduğuna ilişkin olarak anılan

kararların ilgili ve yeterli olduğu değerlendirilmiştir. Bu bağlamda soruşturma

makamlarınca 17/25 Aralık operasyonları öncesinde, suç tarihlerinde İstanbul

Emniyet Müdürlüğü terörle mücadele şube müdürü olarak görev yapan başvurucu ile

aynı dosyada yargılaması devam eden çoğu emniyet görevlisi şüphelinin çok

sayıda siyasetçi, akademisyen, gazeteci, yazar, iş adamı, devlet kurumlarında

görevli, vakıf, dernek vb. kuruluşların başkan ve görevlilerini -terör

örgütleriyle bağlantılı olduğuna dair herhangi bir delil olmamasına rağmen-

sahte belge ve gerçeğe aykırı beyanlara göre kurguladıkları Selam Tevhid Kudüs Ordusu soruşturması

kapsamına dâhil ederek haklarında iletişimin tespiti ve kayda alınması

kararları alınmıştır. Karar verilen kişiler üzerinden bu kişilerin görüşme

gerçekleştirdiği Başbakan, Bakan, MİT Müsteşarı ve önemli görevlerde bulunan

bürokratlar da dâhil olmak üzere birçok devlet görevlisini dinlediği ve

konuşmaları kayda alarak yazılı metin hâline getirdiği, başvurucunun da bu

süreçte resmî belgede sahtecilik yapmak suretiyle anılan dinlemelerin -hukuka

aykırı şekilde- gerçekleştirilmesini sağladığı belirtilmiştir.

68. Öte yandan sulh ceza hâkimliklerinin ve ağır ceza

mahkemelerinin tutukluluğun devamı kararlarının gerekçelerinde yer alan

tutuklama nedenlerine ve ölçülülüğe ilişkin açıklamalar incelendiğinde kaçma

şüphesine, delillerin karartılması ihtimalinin bulunmasına, isnat edilen suçun

5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun

gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasında olmasına, suça göre tutuklama tedbirinin ölçülü/orantılı

olmasına, adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağına dayandığı

görülmektedir (bkz. §§ 12, 16,

19-20, 24-25).

69. Türk yargı organlarınca FETÖ/PDY'nin

devletin anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve

fertleri kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi,

toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idari

sisteme paralel şekilde örgütlenen bir terör örgütü olduğu kabul edilmektedir

(ilgili kararların bir kısmı için bkz. Selçuk

Özdemir, §§ 20, 21; Alparslan

Altan, § 10).

70. FETÖ/PDY bir taraftan başta eğitim ve din olmak üzere farklı

sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda yasal faaliyetlerde bulunurken diğer

taraftan bazen bu yasal kuruluşların içinde gizlenmiş olan, bazen de yasal

yapıdan tamamen farklı şekilde konumlanan ve hareket eden, özellikle de kamusal

alana yönelik faaliyetlerde bulunan illegal bir yapılanma niteliğindedir.

FETÖ/PDY, yargı organları da dâhil olmak üzere neredeyse ülkedeki bütün kurum

ve kuruşlarda illegal bir biçimde örgütlenmiştir. Bu örgütlenmenin başlıca

özellikleri hiyerarşi temelinde ve hücre tipi bir sistemle gerçekleştirilmesi,

örgütte itaat ve teslimiyet anlayışıyla hareket edilmesi, kendisine kutsallık

atfetmesi ve gizliliği esas almasıdır. FETÖ/PDY mensubu kamu görevlilerinin devlete

olan sadakati, yapılanmaya olan sadakatinden sonra gelmekte hatta onun

karşısında bir değer ifade etmemektedir. Dolayısıyla bu kişiler, devletin

amaçlarından ziyade yapılanmanın amaçları doğrultusunda faaliyette

bulunmaktadırlar. FETÖ/PDY'nin kamu kurum ve

kuruşlarındaki faaliyetlerinin temel özelliği, kamusal bir faaliyetin görünürde

bu faaliyeti gerçekleştirmeye yetkili bir kamu görevlisi eliyle yerine

getirilmesi ancak bu faaliyetin gerçekte ilgili kamu görevlisinin iradesiyle

değil kamu görevlisinin kamusal hiyerarşinin dışında bağlı olduğu yapılanmadaki

üstünün (abi/imam) iradesiyle vuku bulmasıdır (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 26). FETÖ/PDY'nin

emniyet birimlerindeki örgütlenmesinin de bu temelde olduğu, FETÖ/PDY

mensuplarına yaşamlarının her alanını dizayn etmeye yönelik telkin ve

talimatların örgüt içindeki üstlerince büyük bir gizlilik içinde iletildiği

bilinmektedir.

71. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda

FETÖ/PDY'nin, devletin anayasal kurumlarını ele

geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi

doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik

özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü

yönetmeyi amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idari sisteme paralel şekilde örgütlenen

bir terör örgütü olduğunu ve bu örgütün 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen

darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğunu kabul etmişlerdir (Mustafa Baldır, B. No: 2016/29354,

4/4/2018, § 74).

72. Başvurucuya isnat edilen suçlamaların niteliği, başvurucunun

bağlantılı olduğu iddia edilen terör örgütünün (FETÖ/PDY) yukarıda ifade edilen

örgütlenme biçimi ve işleyişi, soruşturma/kovuşturma konusu edilen olayların

özellikleri ile başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinden bir süre

sonra 15 Temmuz 2016 tarihinde darbe teşebbüsünün gerçekleşmiş olması birlikte

dikkate alındığında tutukluluğun devamı kararlarındaki gerekçelerin

tutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu ve tutulmanın meşruluğunu haklı

gösterecek özen ve içerikte olduğu, dolayısıyla tutukluluk hâlinin devamına

ilişkin bu gerekçelerin tutukluluk süresi itibarıyla ilgili ve yeterli olduğu

sonucuna varılmıştır.

73. Diğer taraftan soruşturma mercilerince, 15 Temmuz darbe

teşebbüsünün ardından darbe teşebbüsüyle doğrudan bağlantılı eylemlere veya

FETÖ/PDY'nin -yargı organları da dâhil olmak üzere-

kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil

toplum ve medya gibi farklı alanlardaki yapılanmasına ve faaliyetlerine yönelik

olarak da soruşturmalar yapılmış; bu soruşturmalar çerçevesinde çok sayıda kişi

hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır. Anılan türdeki

soruşturmaların ve yargılamaların diğer ceza soruşturmalarına ve

kovuşturmalarına göre daha zor ve karmaşık olduğu konusunda herhangi bir

tereddüt bulunmamaktadır (Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 52)

74. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma

sonunda başvurucu hakkında devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal

veya askerî casusluk amacıyla temin etme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini

ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme, silahlı

terör örgütünü kurma veya yönetme, suç uydurma, resmî belgede sahtecilik, özel

hayatın gizliliğini ihlal etme, hukuka aykırı olarak kişiler verileri kaydetme,

suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçlarından düzenlenen

iddianame İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilmiş ve kovuşturma

aşaması başlamıştır (bkz. § 13).

75. Başvurucunun bağlantılı olduğu iddia edilen örgütün

özellikleri, bu örgütün yapılanmasının boyutu ve faaliyetlerinin niteliği, bu

türdeki soruşturmaların yürütülmesinin diğer soruşturmalara göre zorluğu da

dikkate alındığında Savcılık tarafından 979 mağdurun ve aralarında başvurucunun

da olduğu 122 şüphelinin bulunduğu soruşturma yaklaşık bir buçuk yılda

tamamlanarak kamu davası açılmıştır. Yargılamayı yapan İstanbul 14. Ağır Ceza

Mahkemesince düzenli aralıklarla ve en

geç üç ay arayla toplam 158 duruşma yapıldığı, bu duruşmalarda sanıkların,

katılanların ve tanıkların dinlendiği, diğer delillerin toplandığı

görülmektedir. Bu itibarla genel olarak soruşturmanın ve davanın yürütülmesinde

Savcılık ve derece mahkemelerince hareketsiz kalınan bir dönem olmadığı gibi

yargılamada özensizlik gösterildiği de tespit edilmemiştir.

76. Başvurucu hakkındaki tutukluluğun devamına ilişkin

kararların gerekçelerinin hürriyetten yoksun bırakılmanın meşru nedenlerinin

belirtilmesi bakımından ilgili ve yeterli olması, soruşturma/kovuşturma

sürecinin zor ve karmaşık olması, soruşturma/kovuşturmanın yürütülmesinde bir

özensizliğin tespit edilmemiş olması dikkate alındığında yaklaşık 5 yıl 2 ay 3 günlük tutukluluk süresinin

makul olduğu sonucuna varılmıştır.

77. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci

fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle,

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 23/10/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Celal Mümtaz

AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Murat

BAŞPINAR

Başvurucu

:

Ömer KÖSE

Vekili

:

Av. Serap

BEDİR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/34237, 23 Ekim 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Başvurucuya İlişkin
  7. B. İlgili Süreç
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Adli Yardım Talebi
  11. B. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği
  12. D. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  13. Yıldırım
  14. Kömürcü
  15. Akıncı
  16. Seferinoğlu
  17. Başpınar
  18. Bedir
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/34237
Tarih
23 Ekim 2019

İlgili Kararlar

  • Kasım Özdemir ve Mehmet Özdemir Başvurusu (B. No: 2015/18189)
  • Mustafa Bal ve Öznur Bal Çorak Başvurusu (B. No: 2015/9492)
  • Hıdır Kanak Başvurusu (B. No: 2015/12002)
  • Ayhan Şaşar Başvurusu (B. No: 2016/15514)
  • Ejder Al Başvurusu (B. No: 2015/15790)
  • Aynur Bakırcı Başvurusu (B. No: 2016/935)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.