İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ömür Kara ve Onursal Özbek Başvurusu (B. No: 2013/4825)

1. Başvuru, özel bir şirket bünyesinde çalışan başvurucuların

Başvuru No2013/4825Tarih24 Mart 2016Okuma30 dk · 5.991 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ömür Kara Ve Onursal Özbek Başvurusu

Karar tarihi
24 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/4825
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.991 kelime·30 dk okuma·21 bölüm

R. G Tarih ve Sayı:10/5/2016 - 29708

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, özel bir şirket bünyesinde çalışan başvurucuların

mahremiyete ilişkin yazışmalar içeren kurumsal e-posta hesaplarının işveren

tarafından incelenmesi ve bu yazışmaların işe iade davasında delil olarak

kullanılması nedenleriyle özel hayata saygı ve haberleşmenin gizliliği

haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 27/6/2013 tarihinde Bakırköy 8. İş Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 18/2/2014 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Konu bakımından irtibat nedeniyle 2013/5442 numaralı

başvurunun 2013/4825 numaralı başvuru üzerinde birleştirilmesine ve incelemenin

bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği 2013/5442 numaralı başvuru

dosyası üzerinden bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir.

Bakanlık, görüşünü 21/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

29/4/2014 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 14/5/2014 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Birinci başvurucu 1/3/2010 tarihinde imzaladığı iş sözleşmesi

ile, ikinci başvurucu 11/4/2011 tarihinde imzaladığı iş sözleşmesi ile işveren

T. Ticaret A.Ş. (Şirket) bünyesinde işçi statüsünde çalışmaya başlamıştır.

10. Anılan iş sözleşmelerinin “Özel

Şartlar” başlıklı bölümünde “13.8.

Personel, işyerinde yürürlükte olan tüm Yönetmelik, İç Tüzük, Prosedür ve

talimatlara uymakla yükümlüdür.”, “13.23. İşyerinde uyulması gereken kurallara

ilişkin iç tüzük, yönetmelik, oryantasyon kitapçığı, hükümler ve seyahat

yönetmeliği, talimatlar, prosedürler, iş bu iş akdinin ayrılmaz eki ve

parçasıdır.” şeklinde ifadelere yer verilerek yönetmelik ile diğer

düzenlemeler iş sözleşmelerinin bir parçası olarak belirlenmiş ve bu

düzenlemelere uygun davranmak konusunda başvurucular ve işveren karşılıklı

taahhüt altına girmişlerdir.

11. Bu kapsamda Şirket Temel Yönetmeliği’nin “İşyerleri içerisinde, temel ahlaki kurallara

uyulması ve yanlış anlaşılacak davranış ve ilişkilerden kaçınılması”

başlıklı 20. maddesinde yer alan “Eşit veya

ast/üst pozisyonlarda çalışan personel, hem eşitleri hem de üst veya astları

ile karşılıklı saygıya dayanan mesafeli ve profesyonel bir ilişki kurmalı, özel

yaşamlarını, birbirlerine açacak kadar samimi olmaktan kaçınılmalı, özel

dostluklarını tercihen şirket dışındaki arkadaşları ile oluşturmalı”

şeklindeki düzenleme, anılan iş sözleşmelerinin bir parçası kabul edilerek her

iki başvurucu tarafından imzalanmıştır. Yine iş sözleşmelerinin devamı olarak

kabul edilen Bilgi Güvenliği Taahhütnamesi’nin 2.

maddesinde yer alan “Şirket tarafından

çalışanlara iş için tahsis edilmiş olan bilgisayar, e-posta, internet kullanımı,

telefon, USB memory, CD-writer,

iletişim programı ve diğer IT kaynaklarını ve iletişim araçlarını zaruri

ihtiyaçları aşan ölçüde kişisel amaçlı, kabul edilemez maksatlı, eğlence

niyetli, genel ahlaka, örf ve adetlere aykırı şekilde kullanılmayacağı”

şeklindeki taahhüt ile 6. maddesinde yer alan “Yetkili

şirket yöneticileri tarafından çalışanlara herhangi bir haber verilmeksizin ve

uyarıda bulunulmaksızın; kullandıkları IT ve iletişim kaynaklarının her zaman

takip altında tutulabileceği, yaptıkları yazışmaların ve iletişim kayıtlarının

yedeklenebileceği, raporlanabileceği, gerekli durumlarda detay bazlı

incelenebileceği, el konulabileceğini ve kullanım sınırlaması getirilebileceği”

şeklindeki taahhütleri içeren düzenlemeler de başvurucular tarafından imzalanmıştır.

12. 14/5/2012 tarihinde işveren Şirketin yöneticilerinin

başvurucularla yaptıkları görüşmede, ikinci başvurucunun eşinin Şirket üst

yöneticisini ziyaret ederek başvurucular arasında duygusal bir ilişki

bulunduğunu belirttiği ve buna kanıt olarak başvuruculara ait e-posta

yazışmalarının bir suretini Şirket yönetimine verdiği dile getirilmiştir.

Ayrıca bu nedenle işverenin artık başvurucularla çalışmak istemediği, istifa

edebilecekleri ya da karşılıklı anlaşma yoluna gidilebileceği, aksi takdirde iş

sözleşmelerinin işveren tarafından feshedileceği ifade edilmiştir.

Başvurucular, duygusal ilişki yaşadıkları iddiasını reddetmişler ve iş

sözleşmelerinin feshini gerektirecek bir neden bulunmadığını belirtmişlerdir.

Anılan görüşme sonrasında iş yerinde kullanım amaçlı olarak başvuruculara

tahsis edilen bilgisayarlar işveren tarafından kapatılmıştır. Ayrıca aynı gün

talepleri üzerine başvuruculara yıllık izin verilmiştir.

13. Başvurucuların iş sözleşmeleri 22/5/2003 tarihli ve 4857

sayılı İş Kanunu’nun 25. maddesinde yer alan “Ahlak

ve iyiniyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri”

başlıklı (II) numaralı bendi gereğince 21/5/2012 tarihinde işveren tarafından

feshedilmiştir.

14. Başvurucular; ikinci başvurucu ile eşi arasında boşanma

davasının devam ettiğini, haklarında dile getirilen beyanların bir iftiradan

ibaret olduğunu, özel hayatlarının gizliliği ve haberleşme hürriyetleri yok

sayılarak kişisel e-posta hesaplarının incelendiğini,ve

bu hesaplardan elde edilen yazışmaların içerikleri üzerinden ulaşılan “evlilik

dışı ilişki yaşadıkları” şeklindeki varsayım gerekçe gösterilerek iş

sözleşmelerinin haksız yere feshedildiğini ileri sürerek 20/6/2012 tarihinde

işveren şirket aleyhine işe iade istemli tespit davası açmışlardır.

15. Söz konusu davalar Bakırköy 12. İş Mahkemesinin 2012/279 ve

2012/280 Esas sıralarına kaydedilmiştir.

16. Davalı işveren tarafından sunulan cevap dilekçesinde,

başvurucuların iş sözleşmelerinin yalnızca ikinci başvurucunun eşinin tek

taraflı beyanları üzerine feshedilmediği, başvurucuların özel hayat alanlarının

dışında kalan ve Şirketin işleyişini ilgilendiren iddiaların araştırılması için

başvurucuların kullanımına tahsis edilen ancak mülkiyeti Şirkete ait olan

bilgisayarların sınırlı şekilde incelendiği, iddiaları destekleyen ve iş

sözleşmelerinin devamını çekilmez kılan hususların bulunduğu, iddiaları

doğrulayacak şekilde başvurucuların karşılıklı olarak e-posta hesapları

üzerinden yazıştıklarının tespit edildiği, bu yazışmaların müstehcenlik

unsurları taşıdığı, tüm bu hususların iş sözleşmesi ile iş sözleşmesinin

parçası olan Şirket içindeki diğer düzenlemelere aykırılıklar oluşturduğu

belirtilmiş ve söz konu yazışmaların içerikleri Mahkemeye delil olarak

sunulmuştur.

17. 2012/279 Esas sıra sayılı davada, davalı Şirket çalışanları

tarafından Mahkeme huzurunda tanık sıfatıyla verilen ifadelerin ilgili

kısımları şöyledir:

“... ben 2005 yılından bu yana davalı işyerinde çalışmaktayım, ben

Uluslararası mağazacılık insan kaynakları direktörü olarak davalı işyerinde

çalışmaktayım, davacı firmanın avukatıydı. fesih öncesinde 3-4 ay öncesinde

davacı ve Ömür Hanım aralarında yakınlık olduğu konusunda birkaç duyum aldım,

aralarındaki ilişkinin profesyonelliğin ötesinde yorumlandığını gördüm, bu

konuda davacı ve Ömür Hanımı bilgilendirdim, onlarda böyle bir ilişkinin

olmadığını söylediler, davacı Ömür Kara'nın çalıştığı bölüm kapanmadı, grup

içerisinde organizasyonda değişiklik oldu, bu değişikli Onursal Özbek’i ilgilendirdi,V. beyle Onursal Özbek in eşi İ.Özbek bu konuda görüşmüş bunu bana yönetim kurulu başkanı

V. Bey söyledi, bilgi işlem vasıtasıyla davacının e-mailini özel amaçlı

kullanıp kullanmadığı konusunda araştırma yaptık, gerçekten de belirtilen

e-mailler bilgisayar kayıtlarında mevcuttur, ... davacı ile Ömür hanım arasında

iş ilişkisinden farklı bir ilişki olduğuna dair diğer birimlerde çalışan

kişilerden işyerinde bu kadar uzun mola nasıl yapılabiliyor. Hep aynı 2 kişinin

işyerinde dikkat çekici şekilde her molada sürekli birlikte olmalarının dikkat

çektiği hususunda bana bilgi verildi. Ben kendileri ile görüştüğümde

reddettiler. Buna ilişkin olarak genel müdürümüzün de bana uyarısı olmuştur. Bu

durumun dışında davacının işyerindeki performansı veya çalışmasına ilişkin

herhangi bir olumsuzluk bana iletilmedi. İşyerinde davacının evli olması

sebebiyle bize bu konuyu bilmeniz gerekir şeklinde uyarılar gelmişti. Davacı

vekilinin talebi üzerine soruldu: davacı ile Ömür hanım

arasındaki diyalogun liseli aşıklar şeklinde benzetme ile bana iletilmişti

dedi.”

“... ben 2003 yılından bu yana davalı işyerinde çalışmaktayım,ben Uluslararası genişleme direktörü

olarak davalı işyerinde çalışmaktayım,davacı firmanın

avukatıydı. davacı ve Ömür Hanım mesai saatlerinin

arasında mola zamanlarında normal mesai arkadaşlarından daha fazla vakit geçirmekte

idiler,davacının işi aksatacak şekilde mesai saatleri

içerisinde davranışlarına tanık olmadım.”

“Ben ekim 2011 ayı ile ocak 2013 ayı arasında

davalı işyerinde personel ve özlük işleri müdürü olarak çalıştım, benim

işyerine karşı açılmış herhangi bir davam yoktur. Davacı firmanın avukatıydı.

Bildiğim kadarıyla şu an davacının çalıştığı bölüm faaliyet göstermemektedir,ben sadece fesih sürecinde yer aldım

bunun dışında tam bilgim yoktur,fesih öncesinde

feshe, daha sonra ek olarak sunulan e-mail yazışmaları ve diğer belgeler

nedeniyle davacı ve Ömür Hanımın iş akdi feshedildi.”

“Onursal Özbek benim eski eşim olur, işyerinden ortak arkadaşlarımla

davacı ile eşim arasında yakınlık olduğunu duydum, ayrıca birbirlerine

göndermiş oldukları e-mailleri gördüm, bunun üzerine yönetim kurulu başkanı V.

Bey ile görüştüm,diğer yönetici ve avukatlarıyla

görüşüp durumu değerlendireceğini söyledi, benim gerekçelerimle hareket

etmeyeceğini söyledi, gerekli araştırma yapıldıktan sonra işlem yapılacağını söyledi,daha sonra dan iş akitlerinin feshedildiğini

öğrendim, evliliğin bitmesinebuneden olmuştur iki

tarafla da görüşmeme rağmen sonuç alamadım dedi.”

“Ağustos 2011 ve temmuz 2012 tarihleri

arasında davalı işyerinde Uluslar arası finansal kiralama ve sözleşme uzmanı

olarak çalıştım. davacı firmanın avukatıydı. Davacı

ile Ömür Hanım arasında yakınlık konusunda herhangi bir bilgim yoktur,davacının çalıştığı bölüm kapatılmadı, Onursal Özbek

bana Ömür Kara ile beraberliği nedeniyle iş akdinin feshedildiğini, eşinin

e-maillerini kırıp e-mailleri V. beye gösterdiğini söyledi, bir daha işyerinde

çalışmak istemediğini söyledi, her zaman dikkat çekecek şekilde Ömür Kara ile

beraberliği yoktu, herkese karşı sıcak davranmaktadır, ben hiçbirfarklılık

görmedim, davacı hakkında daha önce fesih konusunda araştırma yapılıp

yapılmadığını bilmiyorum..”

18. 2012/280 Esas Sıra sayılı davada verilen tanık ifadeleri de

aynı doğrultudadır.

19. Birinci başvurucu açısından Bakırköy 12. İş Mahkemesinin

8/2/2013 tarihli ve E.2012/280, K.2013/76 sayılı kararı ile; ikinci başvurucu

açısından Bakırköy 12. İş Mahkemesinin 7/3/2013 tarihli ve E.2012/279,

K.2013/129 sayılı kararı ile davaların reddine karar verilmiştir.

20. 8/2/2013 tarihli kararın gerekçesi şöyledir:

“... Davacının hizmet cetveli, işyeri özlük dosyası dosyaya celb edilmiştir.

Dava ile ilgili olarak davacı ve davalı tanıklarının beyanları

alınmıştır.

Dosyanın incelenmesinden; davacının iş akdinin 4857 sayılı Kanunun

25/2. maddesi gereğince feshedildiği, davacı ile Onursal Özbek arasındaki

e-maillerin dosyaya ibraz edildiği, şirketin kendisine tahsis edilen e-mail

adresinden mesai saatleri içerisinde özel amaçlı olarak e-mail gönderilmesi ve

kabul edilmesinin doğruluk ve bağlılıkla bağdaşmayan eylem niteliğinde olduğu,

davacı ve Onursal Özbek arasındaki yakınlaşma nedeniyle,aynı

zamanda Onursal Özbek in eşinin işyerinegelip

şikayetçi olması nedeniyle de şirket açısından iş akdinin devamının imkansız

hale geldiği nazara alınarak davanın reddine karar vermek gerekmiştir”.

21. 7/3/2013 tarihli kararın gerekçesi ise şöyledir:

“... Mahkememizce davacının hizmet cetveli,

işyeri özlük dosyası getirtilip incelenmiş, davacı ve davalı tanıkları

dinlenmiştir. Davalı tarafından sunulan, şirketçe tahsis edilmiş e-mail

adresinden yapılan yazışmaların içeriği davacı tarafından kabul edilmiştir.

Tüm dosya kapsamı, e-mail yazışmaları, tanıkların beyanları birlikte

değerlendirildiğinde; evli olan davacının işyerinde bir bayan işçi ile gönül

ilişkisine girmesi sonrası, davacı eşinin işyerine geldiği ve durumu

yöneticilere ilettiği, bu nedenle işyerinde olumsuzluklar yaşandığı ve bu

olumsuzlukların davacının davranışından kaynaklandığı, işverenin zor durumda

kaldığı ve işveren açısından iş ilişkisinin sürdürülmesi olanağı kalmadığı

anlaşıldığından davanın reddine karar vermek gerekli ve uygun görülmüştür.”

22. Kişisel hesaplar üzerinden gerçekleştirilen yazışmalardan

oluşan e-postaların fesih gerekçesi olarak gösterilmesiyle özel hayatın

gizliliğinin ihlal edildiği, buna rağmen söz konusu delil içeriklerinin

Mahkemece değerlendirildiği ve yalnızca bu hukuka aykırı deliller esas alınarak

hüküm kurulduğu, performans ve verimliliğe ilişkin tanık ifadelerinin dikkate

alınmadığı, özel hayat alanına yönelen haksız müdahalenin Mahkemece

benimsendiği, işe iade davalarının kabulü gerekirken şartları oluşmadığı hâlde

reddedildiği ileri sürülmüş ve söz konusu kararlar bozma talebiyle

başvurucuların vekilince temyiz edilmiştir.

23. Temyiz nedenlerine karşı cevap dilekçesi sunan davalı işveren

vekilince, yazışmaların Şirket tarafından çalışanlar adına açılmış e-posta

hesapları üzerinden gerçekleştirildiği, bu hesapların yalnızca iş amaçlı

kullanılması yönünde başvuruculara gerekli uyarıların yapıldığı, buna rağmen

yazışmaların içeriğinde adap ve ahlaka aykırı unsurlar içeren yazılar ve

resimler bulunduğu, lehe tanık ifadeleri ve tüm bu saptamalar dikkate

alındığında birinci başvurucu ile fesih sürecinde evli olan ikinci başvurucu

arasında duygusal bir ilişkinin bulunduğu, bu nedenlerle davacıların iş

sözleşmelerinin devamının çekilmez hâle geldiği ileri sürülmüş ve söz konusu

kararların onanması talep edilmiştir.

24. Temyiz incelemesi neticesinde delillerin takdirinde

isabetsizlik bulunmadığı gerekçesiyle birinci başvurucu açısından Yargıtay 22.

Hukuk Dairesinin 30/4/2013 tarihli ve E.2013/6232, K.2013/9082 sayılı ilamı

ile; ikinci başvurucu açısından yine Dairenin 16/5/2013 tarihli ve E.2013/9419,

K.2013/11237 sayılı ilamı ile kararlar onanarak kesinleşmiştir.

25. 30/4/2013 tarihli nihai karar 29/5/2013 tarihinde

başvurucuların vekiline tebliğ edilmiş ve 27/6/2013 tarihinde bireysel başvuru

yapılmıştır.

B. İlgili Hukuk

26. 4857 sayılı Kanun’un “İşverenin

haklı nedenle derhal fesih hakkı” kenar başlıklı 25. maddesinin

ilgili kısımları şöyledir:

“Süresi belirli olsun veya olmasın işveren, aşağıda yazılı hallerde iş

sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim süresini beklemeksizin

feshedebilir:

...

II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri

...

b) İşçinin, işveren yahut bunların aile üyelerinden birinin şeref ve

namusuna dokunacak sözler sarfetmesi veya

davranışlarda bulunması, yahut işveren hakkında şeref

ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnadlarda

bulunması.

c) İşçinin işverenin başka bir işçisine cinsel tacizde bulunması.

d) İşçinin işverene yahut onun ailesi üyelerinden birine yahut

işverenin başka işçisine sataşması, işyerine sarhoş yahut uyuşturucu madde

almış olarak gelmesi ya da işyerinde bu maddeleri kullanması.

e) İşçinin, işverenin güvenini kötüye kullanmak, hırsızlık yapmak,

işverenin meslek sırlarını ortaya atmak gibi doğruluk ve bağlılığa uymayan

davranışlarda bulunması.

...

h) İşçinin yapmakla ödevli bulunduğu görevleri kendisine hatırlatıldığı

halde yapmamakta ısrar etmesi.

...

III- Zorlayıcı sebepler

İşçiyi işyerinde bir haftadan fazla süre ile çalışmaktan alıkoyan

zorlayıcı bir sebebin ortaya çıkması.

..."

27. Başvurucular tarafından imzalanan iş sözleşmelerinin “Özel Şartlar” başlıklı bölümünde yer alan

ilgili düzenleme şöyledir:

“13.8. Personel, işyerinde yürürlükte olan tüm

Yönetmelik, İç Tüzük, Prosedür ve talimatlara uymakla yükümlüdür.

...

13. 23. İşyerinde

uyulması gereken kurallara ilişkin iç tüzük, yönetmelik, oryantasyon kitapçığı,

hükümler ve seyahat yönetmeliği, talimatlar, prosedürler, iş bu iş akdinin

ayrılmaz eki ve parçasıdır.”

28. Şirket Temel Yönetmeliği’nin “İşyerleri içerisinde, temel ahlaki kurallara uyulması ve yanlış

anlaşılacak davranış ve ilişkilerden kaçınılması” başlıklı 20.

maddesi şöyledir:

“Eşit veya ast/üst pozisyonlarda çalışan personel,

hem eşitleri hem de üst veya astları ile karşılıklı saygıya dayanan mesafeli ve

profesyonel bir ilişki kurmalı, özel yaşamlarını, birbirlerine açacak kadar

samimi olmaktan kaçınılmalı, özel dostluklarını tercihen şirket dışındaki

arkadaşları ile oluşturmalı. (Eşitler veya ast/üst arasındaki aşırı samimiyet,

duygusallığı öne çıkarıp, profesyonellikten uzaklaştıracağı için günlük iş

ilişkilerinde, performans değerlendirmede ve ileride oluşabilecek terfi sonrası

otorite kurmada, zaaflara neden olabilecektir.)”

29. Başvurucular tarafından imzalanan Bilgi Güvenliği Taahhütnamesi’nin ilgili kısımları şöyledir:

“Çalışanı olduğum Şirketin faaliyetleri kapsamında;

...

2. Şirket tarafından şahsıma iş için tahsis edilmiş olan bilgisayar,

e-posta, internet kullanımı, telefon, USB memory, CD-writer, iletişim programı ve diğer IT kaynaklarını ve

iletişim araçlarını zaruri ihtiyaçları aşan ölçüde kişisel amaçlı, kabul

edilemez maksatlı (örn: yasal olmayan kopyalama, iş

yürütme, iş araştırma, izinsiz yazılım kurulumu, kullanımı v.b.),

eğlence niyetli(örn: çevrimiçi topluluklara, sohbet

odalarına, forumlara katılım, toplu e-mail gönderimi, müzik sitelerine giriş v.b.), genel ahlaka, örf ve adetlere aykırı şekilde (örn: cinsel içerikli materyallere erişim, taciz, kumar,

bahis amaçlı) kullanmayacağımı,

...

6. Yetkili şirket yöneticileri tarafından şahsıma herhangi bir haber

verilmeksizin ve uyarıda bulunulmaksızın; kullandığım IT ve iletişim

kaynaklarının her zaman takip altında tutulabileceğini, yaptığım yazışmaların

ve iletişim kayıtlarının yedeklenebileceğini, raporlanabileceğini, gerekli

durumlarda detay bazlı incelenebileceğini, el konulabileceğini ve kullanım

sınırlaması getirilebileceğini,

... kabul ve taahhüt ediyorum. ... iş bu taahhütname tarafımdan

okunarak imzalanmıştır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 24/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

31. Başvurucular; kişisel e-posta hesapları üzerinden

gerçekleştirdikleri yazışmaların içeriklerine işveren tarafından rızaları olmaksızın

ulaşıldığını, bu içerikler dikkate alınarak devamının çekilmez hâle geldiği

gerekçesiyle iş sözleşmelerinin feshedildiğini, açtıkları işe iade istemli

tespit davasında söz konusu yazışmaların delil olarak kabul edildiğini, elde

ediliş biçimleri dikkate alınmaksızın e-posta içeriklerini inceleyip

değerlendiren Mahkemece feshin hukuka uygun olduğuna karar verildiğini, ikinci

başvurucunun eski eşinin tanık sıfatıyla Mahkeme huzurunda dinlenmesi ile söz

konusu davanın özel hayatlarının detayları üzerinden devam eden bir davaya

büründüğünü, Mahkeme tarafından özel hayatlarına ilişkin yazışmaların bu

şekilde alenileştirildiğini, üçüncü kişiler tarafından özel hayat alanlarına

yapılan haksız müdahale karşısında Mahkemece bir korunma sağlanmadığını ve dava

sürecinde dile getirdikleri düşüncelerin sorgulandığını belirterek Anayasa'nın

20., 22. ve 25. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

B. Değerlendirme

32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

33. Bakanlık görüş yazısında, delillerin takdirine ilişkin

şikâyetlerin yargılamanın adil olup olmadığının değerlendirilmesinden ibaret

olduğu, bu nedenle adil yargılanma hakkı bağlamında incelenmesi gerektiği, buna

ilişkin görüşlerin benzer nitelikteki şikâyetlerin bulunduğu başvurularda

sunulduğu belirtilmiştir. Ayrıca davalı işverenin davranışları yönünden yapılan

değerlendirmede, davalı Şirket aleyhine tazminat davası açılabileceği ve ilgili

kişiler hakkında suç duyurusunda bulunulabileceği dikkate alınarak başvuru

yollarının tüketilip tüketilmediği açısından inceleme yapılması gerektiği, özel

yazışmaların davalarda kullanılması yönünden yapılan değerlendirmede ise özel

hayatın kapsamı ile fesih işlemi arasındaki ilişkinin incelenmesi ve özel

hayata saygı hakkının kamusal makamlara tedbirler alma yükümlülüğü yükleyip

yüklemediği açısından inceleme yapılması gerektiği ifade edilmiş; Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi (AİHM) önüne benzer ihlal iddialarıyla yansıyan dava ve karar

örneklerine yer verilmiştir.

34. Başvurucular tarafından Bakanlık görüşüne karşı verilen

beyanda, ihlal iddialarının yargılamanın adil olup olmadığı hususuna değil,

özel hayata saygı hakkına ve haberleşmenin gizliliğine ilişkin olduğu

belirtilmiş ve başvuru dilekçelerindeki görüş ve talepler tekrar edilmiştir.

35. Söz konusu iddiaların özünün, başvurucuların özel hayat

alanlarına üçüncü kişilerin yaptığı müdahalelere karşı Mahkemeler tarafından

bir koruma sağlanmaması ve kişisel yazışmaların Mahkemelerce delil olarak kabul

edilip alenileştirilmesi hususunda olduğu anlaşıldığından incelemenin

delillerin değerlendirilmesinin adil olup olmadığı yönünden değil, iddiaların

özüne uygun olarak özel hayata saygı hakkı ile haberleşmenin gizliliği hakkı

yönünden yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

36. Başvurucular tarafından açılan işe iade davalarının

gerekçesi, iş sözleşmelerinin feshedilmesine dayanak olarak gösterilen kurumsal

e-posta hesaplarının incelenmesiyle elde edilen yazışmalar nedeniyle özel

hayata saygı hakkı ile haberleşme hürriyetlerinin ihlal edilmesi, bunun da

fesih işlemlerini hükümsüz kılmasıdır. Dolayısıyla haberleşmelerin denetlenmesi

şeklindeki işverenin müdahalesine ilişkin şikâyetlerin Derece Mahkemeleri

önünde dile getirildiği sonucuna ulaşılmaktadır.

37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan özel

hayata saygı hakkı ile haberleşmenin gizliliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

38. Başvurucular esas olarak üçüncü kişilerin müdahalesi karşısında

özel hayat alanlarının Mahkemelerce korunmadığını ve kişisel yazışmalarının

Mahkemelerce delil olarak kabul edilip alenileştirildiğini, bu nedenle

Anayasa’nın 20. ve 22. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

39. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın, Anayasa’da güvence

altına alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu ek

protokollerinin kapsamına girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18).

40. Anayasa’nın “Özel hayatın

gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı gösterilmesini isteme

hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının gizliliğine dokunulamaz."

41. Anayasa'nın “Haberleşme

hürriyeti” kenar başlıklı 22. maddesi şöyledir:

"Herkes, haberleşme hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği

esastır.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık

ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması

sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim

kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan

hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça;

haberleşme engellenemez ve gizliliğine dokunulamaz. Yetkili merciin kararı

yirmi dört saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırk

sekiz saat içinde açıklar; aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.

İstisnaların uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda

belirtilir."

42. Sözleşme'nin "Özel

ve aile hayatına saygı hakkı" kenar başlıklı 8. maddesi

şöyledir:

"(1) Herkes özel ve aile hayatına, konutuna ve yazışmasına saygı

gösterilmesi hakkına sahiptir.

(2) Bu hakkın kullanılmasına bir kamu makamının müdahalesi, ancak

müdahalenin yasayla öngörülmüş ve demokratik bir toplumda ulusal güvenlik, kamu

güvenliği, ülkenin ekonomik refahı, düzenin korunması, suç işlenmesinin

önlenmesi, sağlığın veya ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin

korunması için gerekli bir tedbir olması durumunda söz konusu olabilir."

43. Özel hayata saygı hakkı Anayasa'nın 20. maddesinde koruma

altına alınmıştır. Devlet, kişilerin özel ve aile hayatına keyfî olarak

müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin haksız saldırılarını önlemekle yükümlüdür.

Özel hayat geniş bir kavram olup bu kavramın kapsayıcı bir tanımının yapılması

oldukça zordur. Bununla beraber bu kavram; kişinin maddi ve manevi bütünlüğü,

fiziksel ve sosyal kimliği, bireyin ismi, cinsel yönelimi, cinsel yaşamı gibi

unsurları korumaktadır. Kişisel bilgiler ve veriler, kişisel gelişim, aile

hayatı vb. konular da bu hakkın içinde yer almaktadır (Bülent Polat [GK], B. No: 2013/7666,

10/12/2015, § 61). Ayrıca Anayasa’nın 20. ve 22. maddelerinde yer alan

güvencelerin amacı gözetildiğinde somut olayda olduğu gibi iş yerlerinden

gerçekleştirilen kişisel telefon görüşmelerinin ve internet kullanımının

izlenmesiyle elde edilmiş veriler de benzer şekilde bu hak kapsamında

incelenmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Barbulescu/Romanya, B. No: 61496/08, 12/1/2016, §

36).

44. Özel hayat kavramı, özel bir sosyal hayat sürdürmeyi yani

kişinin sosyal kimliğini geliştirme hakkı anlamında bir “özel hayatı” güvence altına almaktadır.

Bu yönü ile birlikte değerlendirildiğinde bahsi geçen hak, ilişki kurmak ve

geliştirmek üzere çevresinde bulunanlarla temas kurma hakkını da içermektedir.

AİHM içtihatlarında da mesleki hayat çerçevesinde yürütülen faaliyetlerin “özel hayat” kavramı dışında

tutulamayacağı belirtilmektedir. Mesleki hayata getirilen sınırlamalar, bireyin

sosyal kimliğini yakınlarında bulunan insanlarla olan ilişkilerini geliştirme

şeklinde yansıttığı ölçüde Sözleşme’nin 8. maddesi kapsamına girebilmektedir.

Bu noktada belirtmek gerekir ki insanların büyük çoğunluğu, dış dünya ile olan

ilişkilerini geliştirme olanaklarını daha çok mesleki hayatları çerçevesinde

yürüttükleri faaliyet kapsamında elde etmektedir (Bülent Polat, § 62; Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, § 45; Niemietz/Almanya, B. No: 13710/88, 16/12/1992, §

29).

a. Genel İlkeler

45. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı kapsamında kalan

temel haklar, yalnızca kamusal gücün doğrudan uygulanmasıyla değil; kimi

zamanda özel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklara konu olacak şekilde

üçüncü kişilerin müdahaleleriyle zedelenebilmektedir. İlkinde söz konusu

güvencelerin sağlanması adına kamusal makamlara yüklenen negatif ve pozitif tüm

yükümlülüklerin doğrudan yerine getirilmesi konusunda tereddüt bulunmamakta ise

de ikinci durumda devletin üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı bireylere ne

tür bir koruma imkânı sunması gerektiği ve hangi çerçevede yükümlülükler

taşıdığı hususunda her olayın kendine özgü koşullarına göre değerlendirmelerde

bulunulması gerekmektedir.

46. Anayasa’nın 11. maddesine göre Anayasa hükümleri; yasama,

yürütme ve yargı organları ile idare makamlarının yanı sıra diğer kuruluş ve

kişileri de bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Buna göre Anayasa’da tanınan hak

ve özgürlükler tüm bireyler bakımından güvence altındadır. Yine Anayasa’nın 5.

maddesinde sayılan devletin temel amaç ve görevlerinin kapsamı ile temel hak ve

hürriyetlerin niteliklerine yönelik Anayasa’nın 12. maddesinde yer alan vurgu

da bu koruma alanını pekiştirmektedir. Söz konusu hak ve özgürlüklerin etkili

şekilde korunması amacıyla özel hukuk kişileri arasındaki uyuşmazlıklardan dahi

kaynaklansa kamusal makamlar belirli durumlarda pozitif yükümlülükler altına

girebilir. Uyuşmazlıkların özel hukuk kişileri arasında gerçekleştiği

durumlarda temel hak ve özgürlüklerin sağladığı güvencelerin yerine getirilip

getirilmediği denetlenirken Anayasa’nın kamusal makamlara yüklediği

sorumluluklardan doğrudan özel hukuk kişileri sorumlu tutulamayacağından

taşıdığı koşulların özelliklerine göre bu tür başvuruların devletin pozitif

yükümlülükleri bağlamında ele alınması gerekebilir (Barbulescu/Romanya, § 53).

47. Bu yükümlülükler özel hukuk kişilerinin birbirleri ile olan

uyuşmazlıklarının çözümüne ilişkin yasal alt yapının oluşturulmasını, söz

konusu uyuşmazlıkların adil yargılama gereklerine uygun ve usul yönünden

güvenceleri haiz bir yargılama kapsamında incelenmesini ve bu yargılamalarda

temel haklara ilişkin anayasal güvencelerin gözetilip gözetilmediğinin

denetlenmesini gerektirir. Bu gereklilikler üçüncü kişilerin,bireylerin hak ve özgürlüklerine yaptığı

haksız müdahalelere karşı kamusal makamlar tarafından müsamaha gösterilmemesi

zorunluluğundan kaynaklanır. Zira derece mahkemeleri, özel hukuk ilişkisi

kapsamındaki uyuşmazlıkların çözümlenmesinde bağlayıcı kararlar vererek

güvencelerin korunup korunmamasında rol almaktadır. Bu noktada uyuşmazlıkların

yargısal makamlar önüne taşınması ve hakkaniyete uygun bir yargılama yapılarak

çözümlenmesi, kamusal makamların pozitif yükümlülüklerinin bir parçasını

oluşturur.

48. AİHM de devletin doğrudan müdahalesinden kaynaklanmasa da bu

tür uyuşmazlıklarla ilgili olarak devletlerin sorumluluğunun devam

edebileceğini, kamusal makamlardan gelebilecek keyfî uygulamalardan başka Sözleşme’deki haklara etkili şekilde koruma sağlanabilmesi

için özel hukuk kişileri arasındaki ilişkilerde de makul ve uygun önlemler

almak suretiyle devletlerin müdahale etme yükümlülüğü taşıyabileceğini ifade

etmektedir (Sorensen ve Rasmussen/Danimarka

[BD], B. No: 52562/99, 52620/99, 11/1/2006, § 57; Palomo Sanchez ve diğerleri/İspanya [BD],

B. No: 28955/06, ..., 12/9/2011, § 59).

49. Başvuru konusu olayda olduğu gibi kamu gücünü kullanan

aktörler dışında kalan kişiler arasındaki özel hukuk ilişkilerinde kamusal

makamların yükümlülükleri; bireylerin temel hak ve özgürlüklerine, bu başvuru

açısından özel hayata saygı hakkı ile haberleşmenin gizliliği hakkına üçüncü

kişilerin müdahalesinin önlenmesi için gerekli önlemlerin alınması ve

mahkemelerce korunma sağlanmasıdır. Kamusal makamlarca gerekli yapısal önlemler

alınmış olunsa da uyuşmazlık konusu davayı yürüten mahkemelerce verilen

kararlarda üçüncü kişilerin müdahalelerine karşı bireylere korunma imkânı

sağlanmadığı durumlarda bu yükümlülükler gereği gibi yerine getirilmemiş

olacaktır. Bu, kamusal makam olan mahkemeler aracılığıyla bireylerin hak ve

özgürlüklerinin korunmasız bırakıldığı anlamına gelecektir.

50. Bu doğrultuda, özel hukuk iş ilişkisi kapsamında çalışan

bireylerin Anayasa ile güvence altına alınan haklarına yönelik müdahale iddiası

içeren uyuşmazlıklarının karara bağlandığı davalarda derece mahkemelerince söz

konusu güvenceler göz ardı edilmemeli, işveren ve çalışanlar arasındaki çatışan

çıkarlar adil biçimde dengelenmeli, başvuruculara tahsis edilmiş kurumsal

e-posta hesaplarının incelenmesi şeklindeki müdahalenin işverenin meşru

amacıyla ölçülü olup olmadığı değerlendirilmeli ve ulaşılan sonuç hakkında

hüküm kurulurken ilgili ve yeterli gerekçeler sunulmalıdır.

51. Derece mahkemeleri tarafından tarafların çıkarları

dengelenirken ve müdahalenin ölçülülüğü irdelenirken iş sözleşmelerinde

kısıtlayıcı ve zorlayıcı düzenlemelerin ne şekilde belirlendiği, tarafların bu

düzenlemeler hakkında bilgilendirilip bilgilendirilmediği, çalışanların temel

haklarına yönelik müdahalede bulunulmasına neden olan meşru amacın müdahale ile

ölçülü olup olmadığı, başvuruya konu olayda olduğu gibi sözleşmenin feshinin

çalışanların eylem ya da eylemsizlikleri karşısında makul ve orantılı bir işlem

olup olmadığı somut olayın koşullarına göre ele alınmalıdır. Ayrıca

yargılamalar sırasında gerçekleştirilen işlemlerin ve neticede verilen kararın

gerekçesinin bizatihi özel hayat alanına ilişkin bir müdahale oluşturmaması

için derece mahkemelerince gereken özen gösterilmelidir.

52. AİHM de özel hukuk iş ilişkilerinde Sözleşmenin 8-11.

maddelerinin ihlal edildiği iddiasıyla önüne gelen davalarda, taraf devletlerin

anılan maddelerdeki güvencelerden kaynaklanan pozitif yükümlülüklerini yerine

getirip getirmediğini incelemekte ve işten çıkarılan başvurucuların söz konusu

güvencelerinin özel hukuk iş ilişkileri çerçevesinde ulusal mahkemelerce

yeterli derecede korunup korunmadığını irdelemektedir (Palomo Sanchez ve diğerleri/İspanya, §

61).

53. AİHM’e göre Sözleşme’nin 8-11.

maddelerinde yer alan haklara ilişkin olan özel hukuk uyuşmazlıklarında bireylerin

çıkarlarıyla toplumun çatışan çıkarları arasında ulusal mahkemelerce adil bir

denge kurulması gerekir. (Köpke/Almanya, B. No: 420/07, 5/10/2010; Palomo Sanchez ve

diğerleri/İspanya, § 62; Eweida ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 48420/10, ..., 15/1/2013,

§ 84 ). Ayrıca güvence altındaki söz konusu haklara

özel hukuk iş ilişkisi kapsamında yapılan müdahalelerin meşru amaçla ölçülü

olup olmadığı ile ulusal mahkemelerce verilen kararlarda sunulan gerekçelerin

ilgili ve yeterli olup olmadığı tespit edilmelidir (Palomo Sanchez ve diğerleri/İspanya, §

63).

54. Karşılıklı menfaatler gözetilerek özel hukuk kişileri

tarafından imzalanan iş sözleşmeleri gereğince taraflar, doğal olarak birtakım

sorumluluklar altına girmekte, çalışma saatleri içinde bazı kısıtlayıcı

kurallara uyacaklarını taahhüt etmekte ve sözleşmeye aykırılık hâlinde ne tür

yaptırımlarla karşı karşıya kalacakları hususunda bilgi sahibi olmaktadır. Bu

noktada iş yerindeki huzur ve güvenin devamından elde edilecek yararlar

gözetilerek işveren tarafından çalışma saatleri içinde çalışanların bazı

haklarının kısıtlanabilmesi ve belirlenen çalışma düzeninin gerçekleşebilmesi

için çalışanların bazı kurallara uymak zorunda bırakılmaları mümkün

olabilmektedir. Ancak bu tür kısıtlayıcı ve belirlenen özel kurallara

uyulmasını zorlayıcı nitelikteki hususların çalışanların temel haklarının özünü

zedeleyici nitelikte olmaması, imza altına alınan iş sözleşmelerinde bu

hususların açık bir şekilde yer alması ve çalışanların bu hususlarda

bilgilendirilmesi gerekir. Bilgilendirmelerin ve gerekli uyarıların yapılmadığı

durumlarda çalışanlar, temel hak ve özgürlüklerine keyfî bir müdahalede

bulunulmayacağı hususunda makul bir beklenti içinde olacaklarından sözleşme

şartlarını genellikle belirleyici konumda olan işverenler tarafından

çalışanlara yönelecek bu tür müdahalelerin kabul görmesi söz konusu

olmayacaktır.

55. Çatışan çıkarların belirlenmesi, doğru dengenin kurulması ve

müdahalelerin işverenin meşru amacıyla ölçülü olup olmadığının tespiti

öncelikle derece mahkemelerinin yetki ve sorumluluk alanındadır. Olayın tüm

tarafları ile doğrudan temas hâlinde bulunan derece mahkemelerinin olayın

koşullarını değerlendirmek açısından daha avantajlı konumda bulunduğu da

tartışmasızdır. Anayasa Mahkemesinin rolü ise bu kuralların yorumunun

Anayasa’ya uygun olup olmadığını belirlemekle sınırlıdır.Bu nedenle Anayasa Mahkemesi, derece

mahkemeleri tarafından izlenen usulü denetleme ve özellikle mahkemelerin

tarafların sınırlanan hak ve özgürlüklerine yönelik müdahalelerin hukukiliğini

yorumlayıp uygularken Anayasa’nın 20. ve 22. maddesindeki güvenceleri gözetip

gözetmediğini belirleme yetkisine sahiptir. Bu kapsamda Anayasa Mahkemesinin

görevi, sözleşmelerin fesih nedeninin oluşup oluşmadığını değerlendirmek ve

bunların uygulanması hususunda derece mahkemelerinin yerini almak olmayıp

kamusal makamların takdir hakları kapsamında aldıkları kararları, özel hayata

saygı hakkı ile haberleşme hürriyeti bağlamındaki güvenceler açısından

değerlendirmektir.

56. Bu doğrultuda AİHM de ulusal mahkemeler tarafından izlenen

usulü denetleme ve özellikle ulusal mahkemelerin mevzuat hükümlerini yorumlayıp

uygularken Sözleşme’deki ve özellikle 8. maddedeki

güvenceleri gözetip gözetmediğini belirleme yetkisine sahip olduğunu

vurgulamakta; yaptığı denetime temel aldığı önemli bir ilke olan ikincillik

ilkesi gereği, ulusal mahkemelerin mevzuat hükümlerinin yorumlanmasına ilişkin

takdirini değerlendirmeye tabi tutmamakta; ancak ulusal mahkemeler tarafından

ulaşılan sonucun Sözleşme’nin 8. maddesinde öngörülen standartlara uygun bir

denge sağlayıp sağlamadığını ve ulaşılan sonucun bu yönüyle özel hayata saygı

hakkının ihlali anlamına gelip gelmediğini incelemektedir (Petrenco/Moldova, B. No: 20928/05, 30/6/2010, § 54; Palomo Sanchez ve diğerleri/İspanya,

§ 55).

b. Genel İlkelerin Uygulanması

57. Somut olaydaki uyuşmazlığın özel hukuk kişileri arasında

gerçekleşmesi nedeniyle temel hak ve özgürlüklerin sağladığı güvencelerin

yerine getirilmediği iddiasını içeren başvurunun devletin pozitif yükümlülükleri

bağlamında ele alınması gerekir (bkz. § 46).

58. Belirtildiği üzere özel hayata saygı hakkı kapsamında ele

alınabilecek olan negatif ve pozitif yükümlülüklerin sınırının ve pozitif

yükümlülüklerin hangi durumda olumlu edimde bulunulmasını zorunlu kıldığının

kesin çizgilerle belirlenmesi mümkün olmayıp bu yükümlülüklerin olaydan olaya

farklılaşması olasıdır (bkz. §§45, 46).

59. Başvurucular, e-posta hesaplarının incelenmesinin özel hayat

alanlarına ve haberleşme hürriyetlerine haksız bir müdahale oluşturmasına

rağmen feshin haksız olduğunun tespit edilerek geçersiz sayılması ve işe

iadelerinin sağlanması talebiyle açtıkları işe iade davalarında bu yönde bir

tespit yapılmadığını, aksine Mahkemelerce verilen kararlar nedeniyle söz konusu

müdahalelerin meşru hâle getirildiğini ve yazışmalarının alenileştirildiğini

iddia etmişlerdir. Bu kapsamdaki iddiaların, müdahalelerin nedeni olarak

gösterilen olayların gerçekleştiği sürecin özellikleri incelenerek ve derece

mahkemelerince gerçekleştirilen yargılamalarda yukarıda belirlenen ilkelere

(bkz. §§ 50, 51, 54) uygun şekilde hareket edilip edilmediği dikkate alınarak

değerlendirilmesi gerekir.

60. Başvuru konusu olayda işe iade davalarını yürüten Bakırköy

12. İş Mahkemesinin 31/1/2013 tarihli birinci oturumunda, ikinci başvurucunun

eski eşi dâhil yedi tanık dinlenmiş; tanık ifadelerinin genelinde başvurucular

arasındaki ilişkinin boyutu ve yakınlığı hakkında tanıkların gözlemlerine yer

verilmiştir. Ayrıca farklı birimlerde çalışan başvurucuların arkadaşlıklarının

verimlilik ve performanslarına olan yansıması ile genel olarak iş ortamına olan

etkisi de tanık ifadelerinde dile getirilmiştir. Buna göre fesih tarihinde

başvurucular ile aynı Şirket bünyesinde birlikte çalışan diğer tanıkların

beyanlarında başvurucuların performans ve verimliliklerine ilişkin olumsuz

değerlendirmelerin bulunmadığı görülmüş, bazı tanıklar ise başvurucuların

birbirlerine yakın davrandıkları konusunda birtakım duyumlar aldıklarını ancak

arkadaşlık ilişkisinin ötesindeki bir ilişkinin varlığından haberdar

olmadıklarını dile getirmişlerdir (bkz. § 17).

61. Tarafların yargılama sürecinde dile getirdikleri beyanlar

ile tanıkların ifadeleri incelendiğinde, ikinci başvurucunun eski eşi

tarafından işverene sunulan başvuruculara ait yazışmaların kişisel e-posta

hesapları üzerinden mi yoksa kurumsal e-posta hesapları üzerinden mi

gerçekleştirildiği hususu tespit edilememekle birlikte başvurucuların iş

sözleşmelerinin feshedildiği tarihte işveren Şirket bünyesinde insan kaynakları

direktörü olarak çalışan tanığın mahkeme huzurunda dile getirdiği “..Bilgi işlem vasıtasıyla davacının e-maillini özel amaçlı kullanıp kullanmadığı konusunda

araştırma yaptık, gerçekten de belirtilen e-mailler bilgisayar kayıtlarında

mevcuttur.” şeklindeki beyanları ile işverenin Derece Mahkemelerine

sunduğu dilekçelerdeki kabul beyanları dikkate alındığında, söz konusu

yazışmaların içerikleri ile ikinci başvurucunun eski eşinin beyanları üzerinden

durumdan haberdar olan işveren tarafından yazışmaların doğruluğunun teyit

edilmesi amacıyla bilgi işlem sisteminden ulaşılabilen başvurucuların kurumsal

e-posta hesaplarının incelendiği anlaşılmaktadır.

62. Yargılamaya konu dava dosyalarından, başvurucuların

karşılıklı olarak gerçekleştirdikleri yazışmaların dava dışı üçüncü kişi

tarafından davalı Şirketin yetkili kişi ya da organlarının bilgisine sunulduğu,

bundan sonra kurumsal e-posta hesapları üzerinden işveren tarafından inceleme

yapıldığı, elde edilen yazışmalarda yer alan unsurların iş sözleşmelerine

aykırı olduğundan yola çıkılarak farklı gerekçelerin de eklenmesiyle

sözleşmelerin feshedildiği, davalı Şirket tarafından söz konusu yazışmaların

liste hâlinde ilk Derece Mahkemelerine delil olarak sunulduğu, delilleri

inceleyen ve tanıkları dinleyen Mahkemelerce oluşturulan karar gerekçelerinde

söz konusu yazışmaların içeriklerine ilişkin olarak herhangi bir detaya yer

verilmediği ve işveren açısından iş ilişkilerinin sürdürülmesi olanağının

kalmadığı şeklinde değerlendirme yapılarak davaların reddedildiği görülmektedir.

63. Başvuru konusu olayda, işverenin belirlediği kurallar

çerçevesinde iş yerinde huzur ve disiplinin devamından elde edeceği faydalar

ile başvurucuların özel hayatlarına saygı hakları ve haberleşmelerinin

gizliliği arasında var olan bir çatışma hâlinden söz edilebilir. Ancak Anayasa

Mahkemesinin görevi, özel hukuk kişileri arasındaki söz konusu uyuşmazlık

hakkında doğrudan değerlendirmelerde bulunmak değildir. Anayasa Mahkemesinin

rolü, uyuşmazlığın çözümünde tarafları bağlayıcı kararlar alan derece mahkemeleri

tarafından izlenen usulü denetlemek ve tarafların sınırlanan hak ve

özgürlüklerine yönelik müdahalelerin hukukiliğini yorumlayıp uygularken

Anayasa’nın 20. ve 22. maddelerindeki güvencelerin derece mahkemelerince

gözetilip gözetilmediğini belirlemektir.

64. Başvurucular ve işveren tarafından imzalanan iş

sözleşmelerinde yer alan hükümler gereğince başvurucuların iş yerinde uyulması

gereken kurallara ilişkin yürürlükte olan İç Tüzük'ü,

Temel Yönetmelik'i, oryantasyon kitapçığını, Seyahat Yönetmeliği'ni,

talimatları ve prosedürleri ilgili sözleşmelerin ayrılmaz eki ve parçası olarak

kabul ettikleri ve tüm bu düzenlemelere uymakla kendilerini yükümlü kıldıkları

görülmektedir.

65. İşverenlerin keyfî ve sınırsız bir şekilde çalışanların özel

hayat alanlarına ve haberleşme hürriyetlerine yönelik müdahalelerde

bulunabilmelerine izin veren düzenlemelerin, Anayasa’nın 11. ve 12. maddeleri

kapsamında kabul görmesi mümkün olmamakla birlikte anayasal hak ve

özgürlüklerin sağladığı güvencelere, kanunlara, uluslararası sözleşmelere

aykırı olmayacak şekilde işletmenin ticari gerekliliklerine ve disiplin

anlayışına göre belirlenen kuralların açık bir şekilde yer aldığı

düzenlemelerin bulunduğu ve bu düzenlemeler konusunda çalışanların önceden

bilgilendirilip uyarıldığı durumlarda, kapsamı belirli şekilde çalışanların

özellikle çalışma saatleri içinde birtakım haklarının kısıtlanması ve

kuralların dışına çıkılmamaya zorlanması amacıyla tedbirler alınması makul

görülebilir. Bu doğrultuda bir bilgilendirmenin ve uyarının yapılmadığı

durumlarda, hak ve özgürlüklerine bir müdahalede bulunulmayacağı hususunda

çalışanların makul bir beklenti taşıyacaklarının kabul edilmesi ve söz konusu

hak ve özgürlüklerin sağladığı güvencelerden yararlandırılması gerekmektedir.

66. Bu kapsamda yapılan incelemede iş sözleşmelerinin parçası

olarak kabul edilen İş Yeri Temel Yönetmeliği'nin, Bilgi Güvenliği Taahhütnamesi'nin, temel yönetim ilkeleri ve temel davranış

kurallarının yer aldığı düzenlemenin, ticari alışveriş yapılan firma ilişkilerine

yönelik etik kuralların yer aldığı düzenlemenin, İş Yeri Seyahat

Yönetmeliği'nin, İş Yeri Disiplin Yönetmeliği'nin, İş Yeri Personel

Yönetmeliği'nin ve İş Yeri Kıyafet Yönetmeliği'nin iş sözleşmesiyle birlikte

başvurucular tarafından her bir sayfasının ayrı ayrı imzalandığı ve böylece iş

yerinde huzur ve disiplinin sağlanması amacıyla işveren tarafından hazırlanmış

kuralları ve kısıtlamaları içeren tüm genel düzenlemeler hakkında

başvurucuların yeterli biçimde bilgilendirildiği anlaşılmaktadır.

67. Özellikle Bilgi Güvenliği Taahhütnamesi'yle

başvurucuların, Şirket tarafından kendilerine iş için tahsis edilmiş olan

bilgisayar, e-posta, internet kullanımı, telefon, iletişim programı, diğer IT

kaynaklarını ve iletişim araçlarını zaruri ihtiyaçları aşan ölçüde kişisel

amaçlı, eğlence niyetli, genel ahlaka, örf ve adetlere aykırı şekilde

kullanmayacakları hususunda işverenlerine karşı taahhüt altına girdikleri;

ayrıca Şirket yöneticileri tarafından başvuruculara haber verilmeksizin ve

uyarıda bulunulmaksızın kullandıkları IT ve iletişim kaynaklarının her zaman

takip altında tutulabileceği, yapılan yazışmaların ve iletişim kayıtlarının

yedeklenebileceği, raporlanabileceği, gerekli durumlarda detaylı olarak

incelenebileceği, el konulabileceği ve kullanım sınırlaması getirilebileceği

hususunda da kabul beyanında bulundukları ve taahhüt verdikleri görülmektedir.

68. İş sözleşmelerinin parçası olan düzenlemeler ile şirket

kaynaklarının, bilgisayarların, kurumsal e-posta hesaplarının kişisel amaçlar

doğrultusunda kullanımı kesin şekilde yasaklanmış; gerektiğinde yazışmaların ve

iletişim kayıtlarının takip edilebileceği ve incelenebileceği hususunda

başvuruculara gerekli uyarılar ve bilgilendirmeler yapılmıştır. Bunun yanında,

kurumsal olmadığı sürece kişisel hesapların ve kişisel iletişim vasıtalarının

mesai saatleri içerisinde kullanılma imkânı olmasına ve buna ilişkin bir engel

bulunmamasına rağmen, yapılan işin gerekleriyle ilgisi olmayan yazışmaların iş

sözleşmelerine aykırı biçimde mesai saatleri içerisinde kurumsal hesaplar

üzerinden gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenlerle başvurucuların

kurumsal e-posta hesapları üzerinden gerçekleştirdikleri kişisel yazışmaların

korunması konusunda makul bir beklenti içinde oldukları sonucuna ulaşılamaz.

69. Ayrıca işveren, başvurucuların kurumsal e-posta hesaplarını

incelemiş; bunu da ikinci başvurucunun eski eşi tarafından Şirket yönetimine

sunulan e-posta yazışmaları hakkında bilgi sahibi olduktan sonra başvurucuların

Şirket düzenlemelerine aykırı davranışlarının bulunduğu şeklindeki iddianın

doğruluğunu teyit etme inancıyla gerçekleştirmiştir. Bu yöndeki tespit ile

birlikte 4857 sayılı Kanun hükümleri ve iş sözleşmelerinde yer alan

düzenlemeler dikkate alındığında kurumsal e-posta hesaplarının kişisel amaçlarla

ve Temel Yönetmelik'e uygun kullanıp kullanmadığını doğrulamak amacıyla

başvurucuların yazışmalarını inceleyen işverenin meşru bir amaç taşıdığı ve

işveren tarafından gerçekleştirilen müdahalenin söz konusu meşru amaçla ölçülü

olduğu, bu hususların Derece Mahkemelerince verilen kararların gerekçelerinde

dikkate alındığı kanaatine ulaşılmıştır.

70. Başvuruya konu edilen yargılama süreçleri incelendiğinde

öncelikle başvurucuların Derece Mahkemeleri önünde delillerini sundukları,

iddiada bulunma ve savunma haklarını herhangi bir engellemeyle karşı karşıya

kalmadan kullandıkları görülmektedir. Ayrıca söz konusu yazışmaların çalışma

saatleri içinde kişisel amaçlar doğrultusunda kullanıldığı, iş yeri düzenine

ilişkin olarak belirlenen düzenlemeler hakkında başvurucuların

bilgilendirildikleri ve uyarıldıkları, bu durumu ispat edecek şekilde

imzalarının alındığı, sözleşmelere aykırı davranışların bulunduğu hususunda

oluşan inanç doğrultusunda önceden belirlenmiş müdahale sınırlarına riayet

edilerek işveren tarafından kurumsal e-posta hesaplarının denetlendiği, bunun

dışında işveren tarafından başvuruculara ait diğer verilere ulaşılıp inceleme

yapıldığına dair herhangi bir bilginin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Yargılamalarda, başvuruculara ait hizmet cetveli ile iş yeri özlük dosyalarının

Derece Mahkemeleri tarafından celp edilerek incelendiği, karar gerekçelerinde

kurumsal e-posta yazışmalarının içeriklerine yer verilmediği, dava konusuyla

sınırlı bir şekilde değerlendirme yapıldığı, başvurucuların doğruluk ve bağlılıkla

bağdaşmayan eylemleri nedeniyle iş yerinde olumsuzlukların yaşandığı ve bu

durumun işveren açısından sözleşmelerin sürdürülmesi imkânını ortadan

kaldırdığının kararlarda vurgulandığı, başvurucuların eylemlerinin 4857 sayılı

Kanun’un yanı sıra iş sözleşmelerine ve iş yerinin iç düzenlemelerine

aykırılıklar oluşturduğu, bu nedenlerle sözleşmelerin feshedilmesinde hukuka

aykırı bir durumun bulunmadığı şeklinde kararlar verilmiştir. Ayrıca ikinci

başvurucunun eski eşinin tanık sıfatıyla alınan ifadesinin işverenin

iddialarının doğruluğunun anlaşılabilmesi amacıyla Mahkemece sorulan ve

mahremiyet içermeyen sorulara verilen cevaplardan oluştuğu, yargılama

süreçlerinde ve oluşturulan karar gerekçelerinde başvurucuların özel hayat

alanlarını alenileştiren ve haberleşmelerinin gizliliğini ortadan kaldıran

herhangi bir unsura yer verilmediği anlaşılmaktadır.

71. Derece Mahkemelerince verilen kararlarda, başvurucuların

makul bir beklentisinin bulunmadığı hususunun dikkate alınarak başvurucular ile

işveren arasında çatışan çıkarların dengelendiği, işveren tarafından

başvuruculara tahsis edilmiş kurumsal e-posta hesaplarının incelenmesi

şeklindeki müdahalenin Şirket içi düzenlemeler gereğince işverenin meşru

amacıyla ölçülü olup olmadığı hususunda değerlendirmelerin yapıldığı,

sözleşmelerin feshinin başvurucuların eylemleri karşısında makul ve orantılı

bir işlem olup olmadığının gözetildiği ve tüm bu hususlara dayanılarak

davaların reddine ilişkin ilgili ve yeterli gerekçeler sunulduğu, ayrıca

başvurucular arasındaki yazışmalara ait içeriklerin gerek yargılamaya ilişkin

işlemlerde gerekse karar gerekçesinde alenileştirilmediği sonucuna

ulaşılmıştır.

72. Açıklanan nedenlerle özel hukuk iş ilişkilerinden doğan

uyuşmazlıkları karara bağlayan Derece Mahkemelerince ilgili ve yeterli

gerekçeler oluşturularak anayasal güvencelerin korunması açısından pozitif

yükümlülüklerin yerine getirildiği ve yargılama süreçlerde gerçekleştirilen

işlemlerde yazışmaların içeriklerinin alenileştirilmediği anlaşıldığından

başvurucuların Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata

saygı hakkı ile Anayasa’nın 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşmenin

gizliliği hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayata saygı hakkının ve haberleşmenin gizliliği

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayata

saygı hakkının ve Anayasa'nın 22. maddesinde güvence altına alınan haberleşmenin

gizliliği hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Başvurucular tarafından yapılan yargılama giderlerinin

üzerlerinde BIRAKILMASINA

24/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Raportör Yrd.

:

Fatih ALKAN

Başvurucular

:

1. Ömür KARA

2. Onursal

ÖZBEK

Vekili : Av. Zeliha Tuyan ÇAĞLAR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/4825, 24 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. R. G Tarih ve Sayı:10/5/2016 - 29708
  4. İkinci Bölüm
  5. Karar
  6. I. Başvurunun Konusu
  7. II. Başvuru Süreci
  8. III. Olay Ve Olgular
  9. A. Olaylar
  10. V. Bey söyledi, bilgi işlem vasıtasıyla davacının e-mailini özel amaçlı
  11. B. İlgili Hukuk
  12. II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri
  13. III- Zorlayıcı sebepler
  14. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  15. A. Başvurucunun İddiaları
  16. B. Değerlendirme
  17. A. Özel hayata saygı hakkının ve haberleşmenin gizliliği
  18. C. Başvurucular tarafından yapılan yargılama giderlerinin
  19. Yıldırım
  20. Özgüldür
  21. Kömürcü
  22. Altan
  23. Özbek
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/4825
Tarih
24 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Mehmet Fatih Akın ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/7035)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/2453
  • Murat Kaymaz Başvurusu (B. No: 2013/9689)
  • Tevfik Baltacı Başvurusu (B. No: 2013/8074)
  • Nesrin Keleşler ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6943)
  • Fadıl Çetinkaya Başvurusu (B. No: 2013/5736)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.