İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Osman Berk Başvurusu (B. No: 2017/12608)

1. Başvuru, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen

Başvuru No2017/12608Tarih11 Aralık 2019Okuma30 dk · 6.064 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Osman Berk Başvurusu

Karar tarihi
11 Aralık 2019
Başvuru Numarası
2017/12608
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.064 kelime·30 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yürütülen

ceza soruşturmasında başvurucunun tutukluluğuna karar verilmesi ve tutukluluğun

makul süreyi aşması nedenleriyle kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının;

başvurucunun evinde ve işyerinde arama yapılması nedeniyle özel hayata saygı

hakkının; başvurucunun meslekten çıkarılmasına karar verilmesi nedeniyle adil

yargılanma, özel hayata saygı ve mülkiyet haklarının; başvurucunun taşınmazları

ile aracı hakkında elkoyma tedbirinin uygulanması

nedeniyle mülkiyet hakkının; ceza infaz kurumundaki koşullar sebebiyle de kötü

muamele yasağının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/1/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Bölüm Komisyonunca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

8. Türkiye 15/7/2016 tarihinde bir askerî darbe teşebbüsüyle

karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde

olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl süresi 19/7/2018 tarihinde

yeniden uzatılmayarak son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal

temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır

faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı

Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak

isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da

doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı olan

ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi hakkında

soruşturma başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu-

üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu

iddiasıyla başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı

ve tutuklama tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın

Yavuz ve diğerleri, §§ 51, 350).

10. Bakanlık verilerine göre yüz altmıştan fazla Yüksek Mahkeme

(Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay) üyesi hakkında tutuklama tedbiri

uygulanmış, bunlardan bir kısmı sonradan tahliye edilmiştir. Soruşturma ve/veya

kovuşturma mercilerince kaçak oldukları değerlendirilen yaklaşık otuz Yüksek

Mahkeme üyesi hakkında ise yakalama emri çıkarılmıştır.

11. Türk yargı organları yakın dönemde verdikleri birçok kararda

FETÖ/PDY'nin silahlı bir terör örgütü olduğunu kabul

etmişlerdir. Bu kapsamda Yargıtay Ceza Genel Kurulu 26/9/2017 tarihinde

(E.2017/16.MD-956, K.2017/370) ve -terör suçlarına ilişkin davaların temyiz

mercii olan- Yargıtay 16. Ceza Dairesi 24/4/2017 ve 14/7/2017 tarihlerinde

verdiği kararlarda (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §§ 20, 21) FETÖ/PDY'nin

silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varmışlardır.

12. FETÖ/PDY'nin (genel özelliklerine

ilişkin olarak bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 26) yargı kurumlarındaki örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak

soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer alan,

başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları olmak üzere

maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitler Selçuk Özdemir kararında geniş olarak açıklanmıştır (Selçuk Özdemir, § 22).

B. Başvurucu İle İlgili Süreç

13. Başvurucu, Tokat'ın Niksar ilçesinde hâkim olarak görev

yapmakta iken darbe teşebbüsünden sonra hakkında Tokat Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından "Anayasal Düzeni Ortadan

Kaldırmaya Teşebbüs Etme suçunun beraberinde başka suç işleme"

iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır.

14. Başvurucu 16/7/2016 tarihinde gözaltına alınmış ve yapılan

sorgu neticesinde 17/7/2016 tarihinde Tokat Sulh Ceza Hâkimliğince anılan

suçtan tutuklanmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"... Şüphelinin üzerine atılı Anayasal

düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçunu işlediği hususunda şüpheli

hakkında HSYK 2.Dairesinin Fethullahçı Terör Örgütüne

üye olmaktan dolayı 16/07/2016 tarihindeki Hakimlikten açığa alma kararı

bulunduğu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarı, 15/07/2016 tarihinde

Ankara ve İstanbul illerinde Fethullahçı Terör

Örgütüne üye olduğu iddia edilen bir kısım asker, polis ve sivillerin darbe

girişiminde bulunduğu, şuanda 116 şehidin bulunduğu binlerce yaralının olduğu,

milyonlarca maddi zararın ortaya çıktığı, halen de darbe teşebbüsünün devam

ettiği, bu nedenle suçun temadi halinde olduğundan şüphelinin üzerine suçtan

somut delillere dayalı kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu, suçun katalog olduğu,

suça öngörülen hapis cezası da dikkate alındığında şüphelinin kaçma ihtimalinin

bulunması, şüphelinin 2802 Sayılı Hakimler Savcılar Kanununun 94.maddesinin atfıylaCMK’nun 100 ve devamı maddeleri uyarınca

tutuklanmasına ...karar verildi."

15. Başvurucu 18/7/2016 tarihinde ve müdafii

de 25/7/2016 tarihinde bu karara itiraz etmiş, Zile Sulh Ceza Hâkimliği

27/7/2016 tarihinde başvurucunun itirazının reddine karar vermiştir.

16. Başvurucu bu arada 16/7/2016 tarihinde Hâkimler ve Savcılar

Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Dairesi tarafından üç ay süreyle görevinden

uzaklaştırılmıştır.

17. Cumhuriyet Başsavcılığının talebini kabul eden Tokat Sulh

Ceza Hâkimliği 29/7/2016 tarihinde başvurucu ile diğer on dört şüphelinin

taşınır ve taşınmaz bütün mal varlıklarına 27/7/2016 tarihli ve 29783 sayılı

Resmî Gazete'de yayımlanan 668 sayılı Olağanüstü Hal

Kapsamında Alınması Gereken Tedbirler ile Bazı Kurum ve Kuruluşlara Dair

Düzenleme Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin (668 sayılı KHK) 3.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının (ı) bendine göre el konulmasına karar

vermiştir. Mahkeme bu çerçevede tapu kayıtlarına şerh ve bütün araçlara satış

ve devir yasağı konulmasına ve şüphelilere ait banka hesaplarının bloke

edilmesine karar vermiştir. Bu karar doğrultusunda başvurucuya ait 06 EY 4467

plaka sayılı araç ile Ankara'nın Gölbaşı ilçesine bağlı Karaali-İmar

Mahallesi'nde bulunan 190 ada 3 parsel sayılı taşınmaz ve yine Ankara'nın Kahramankazan ilçesine bağlı Satıkadın

Mahallesi'nde bulunan 220956 ada 18 parsel sayılı taşınmazdaki hissesi üzerine

tedbir şerhi konulmuştur.

18. Tutukluluğun gözden geçirilmesi çerçevesinde Tokat Sulh Ceza

Hâkimliği 16/8/2016 tarihinde başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar

vermiştir. Bu karar 23/8/2016 tarihinde ceza infaz kurumu aracılığıyla

başvurucuya tebliğ edilmiştir.

19. HSYK Genel Kurulu 24/8/2016 tarihinde başvurucunun meslekten

çıkarılmasına karar vermiştir. Başvurucunun bu karara karşı yaptığı itiraz

Genel Kurul tarafından 29/11/2016 tarihinde reddedilmiştir. Başvurucu bu

kararın iptali talebiyle -başvuru formu ve eklerinde belirtilmeyen bir tarihte-

Danıştay Beşinci Dava Dairesinde iptal davası açmıştır. Ulusal Yargı Ağı

Bilişim Sisteminden (UYAP) yapılan sorgulama sonucuna göre bu dava henüz

sonuçlanmamıştır.

20. Tokat Sulh Ceza Hâkimliği 11/9/2016 ve 12/10/2016

tarihlerinde gözden geçirme çerçevesinde başvurucunun tutukluluk hâlinin

devamına karar vermiştir.

21. Soruşturma dosyası yetkisizlikle Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmiş, Başsavcılığın talebini kabul eden Ankara 3. Sulh

Ceza Hâkimliği 7/11/2016 tarihinde gözden geçirme çerçevesinde başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"... Tutuklu şüpheliler ... Osman Berk,

...nın üzerlerine atılı suçun niteliği, mevcut delil

durumu, henüz tahkikatın sonuçlanmamış olması, tutuklanma sebeplerinin devam

etmesi, kuvvetli suç şüphesi varlığını gösteren olguların CMK 100. maddesi ve

ilgili düzenlemeler ile AİHS 5. madde kapsamında tutuklama nedenlerinin

bulunması, verilen tutuklama kararının ölçülü oluşu ve adli kontrol

hükümlerinin uygulanmasının yetersiz kalacağı anlaşılmakla 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu'nun 108. maddesi gereğince şüpheliler ve müdafiilerinin

tahliye taleplerinin reddi ile şüphelilerin ayrı ayrı tutukluluk hallerinin

devamına, ...[karar verildi.]"

22. Başvurucu 26/12/2016 tarihinde bu karara itiraz etmiş,

Ankara 4. Sulh Ceza Hâkimliği aynı tarihte itirazın reddine karar vermiştir.

Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"... Ankara 3. Sulh Ceza Hakimliği'nin

07/11/2016 tarih ve 2016/5906 Değ.İş sayılı

tutukluluk halinin devamına dair kararının gerekçesinde hukuka aykırı herhangi

bir isabetsizlik bulunmadığı,tutuklama tarihinden

sonra şüpheli lehine gelişen bir durumun olmadığı, şüphelinin üzerine atılı

suçun niteliği, mevcut delil durumu, tahkikatın sonuçlanmamış olması,

delillerin karartılması ihtimalinin mevcudiyeti, tutuklama sebeplerinin devam

etmesi ve kuvvetli suç şüphesi dikkate alınarak CMK 100. maddesi ve ilgili

düzenlemeler ile AİHS 5. madde kapsamında tutuklama nedenlerinin bulunması,

verilen tutuklama kararının ölçülü oluşu ve adli kontrol hükümlerinin

uygulanmasının yetersiz kalacağı anlaşılmaklave

ülkenin içinde bulunduğu olağanüstü hal de dikkate alınarak itirazın REDDİNE, şüphelilerintutukluluk halinin DEVAMINA, ... [karar verildi.]"

23. Başvurucu, kararın kendisine tebliğ edilmediğini öne

sürmüştür.

24. Başvurucu 6/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

C. Başvuru Tarihinden

Sonra Yaşanan Gelişmeler

25. Soruşturma dosyası yetkisizlik kararıyla Samsun Cumhuriyet

Başsavcılığına gönderilmiştir. Cumhuriyet Başsavcılığınca 30/5/2017 tarihinde

düzenlenen iddianameyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

cezalandırılması talep olunmuştur. İddianamenin ilgili kısmı şöyledir:

"Şüphelinin meslekten çıkarılma kararına

karşı yapmış olduğu yeniden inceleme talebinin Hâkimler ve Savcılar Yüksek

Kurulu Genel Kurulu’nun 29/11/2016 tarihli ve 2016/434 sayılı kararı ile

reddedilerek meslekten çıkarılmasının kesinleştiği,

1) Şüpheli hakkındaki beyanlar;

a) U.D.'nin Tokat CBS'nin 2016/5846 soruşturma 31/01/2017 tarihli ifadesinde

özetle; FETÖ/PDY yapılanması içerisinde yer aldığını, staj evlerinde kaldığını

devamla, staj evlerinde her evde bir sorumlu bulunur, bu sorumlunun çok bir

ehemmiyeti yoktur. Bu kişi fatura, kira ve benzeri işlemlerle ilgilenirdi. Asıl

bu evlerden sorumlu kişilere grup mesulü denirdi. Grup mesullerinin üzerinde de

devre mesulü bulunurdu. Yukarıda ne olarak bahsettiğim üç evin grup mesulü

Osman BERK idi. Net olarak kimin kaldığını hatırladığım üç evde bulunan

kişilerin grup mesulü Osman BERK idi...

b) M.E.B.'ın Adalet

Müfettişliğinde 26/08/2016 tarihli ifadesinde özetle; Mersin'de Yozgat Sarayken

ilçesinden komşumuz olan Osman BERK isimli Çağ Üniversitesi 4. sınıf öğrencisi

olan Osman BERK'in yanında kaldım. Bu ev cemaat

eviydi. Osman BERK benimle aynı evde kalıyordu ve ev abimiz olmasının yanında

bölge talebe mesulü olarak görev yapıyordu.

c) E.K.

'un Erzurum CBS'nin 2017/2025 soruşturma, 09/02/2017

tarihli ifadesinde ve 27/03/2017 tarihli teşhis tutana ğında

özetle; Osman Berk stajda bizim dönemdi kendisiyle hiç bir

araya gelmedim. Yalnız dönemimiz içerisinde meşhur birisiydi ve Fetö yapısına mensup olduğunu biliyorum” şeklinde beyanının

bulunduğu,

2) Şüphelinin TC

Kimlik ve bildirmiş olduğu telefon numarasının araştırılmasında bylock uygulamasını telefonuna 12/08/2014 tarihinde kurduğu

ve bu şekilde kullandığının tespit edildiği, ...

... hareket eden FETÖ/PDY silahlı terör

örgütünün hiyerarşik yapılanması içerisinde bilerek ve isteyerek yer aldığı, bu

örgüte ait yazışma programı olan bylock kullandığı,

üniversite döneminde bu yapıya ait evde kaldığı, meslekteyken de bağının devam

ettiği ve stajer sorumluğu yaptığı, yukarıda

açıklandığı üzere çeşitlilik ve süreklilik arz eden eylemleriyle FETÖ/PDY

silahlı terör örgütü üyesi olduğuna dair deliller mevcut olmakla ..."

26. Kovuşturma, iddianameyi kabul eden Samsun 2. Ağır Ceza

Mahkemesinde yapılmış ve 10/7/2018 tarihinde başvurucunun isnat edilen suçu

işlediği gerekçesiyle 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun

314. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca 8 yıl 1 ay 6 gün hapis cezası ile

cezalandırılmasına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları

şöyledir:

"...Sanığın kendi adına kayıtlı olan ....

nolu hattı üzerinden FETÖ/PDY silahlı terör örgütü

mensuplarının kullanmış olduğu bylock programını

kullandığının veBTK'dan gelen internet trafik

bilgilerine göre 12/08/2014 - 20/12/2014 tarihleri arasında 1256 defa bylock programına erişim sağladığının tespit edildiği,

tanık[ların] sanığın paralel yapı mensubu olduğunu

bildiğini belirtti[kleri], ,sanığın dijital

materyallerinin incelenmesi sonucu gelen siber raporuna göre internet geçmişi

kalıntılarında FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün propagandasını yapan ve bu

örgütle iltisaklı internet siteleri olan rotahaber.com, aktifhaber.com,

twitter.com/emreuslu kalıntılarına rastlandığı,

anılan hususlarbir bütün halinde değerlendirildiğinde

açıklanan hususlar karşısındasanığın FETÖ/PDY silahlı

terör örgütüne bilerek ve isteyerek katılıp hiyerarşisine girdiği,eylemlerinin

yoğunluk, süreklilik ve çeşitlilik gösterdiği, sanığın bir grup stajyerden

sorumlu olduğu ve örgüt adına himmet adı altında para topladığı da

anlaşılmakla; sanığın FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütüne üye olma suçunu işlediği

sabit görüldüğünden eylemlerindeki yoğunluk, suçun işleniş biçimi ve sanığın

kasta dayalı kusurunun ağırlığı gözönünde

bulundurularak alt sınırdan uzaklaşılmak suretiylecezalandırılmasına

karar vermek gerekmiştir.

Her ne kadar sanık bylock

kullanmadığını savunmuş ise de, Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun

göndermiş olduğu CD'nin içerisinde yer alan kayıtlara göre sanığın bylock tespit tutanağında bylock

un ilk tespit edildiği tarihte hattını kullandığı imei

numarasının bylock tespit tutanağında yer alan imei numarası ile uyuşması ve sanığın hattının sanık

tarafından kullanıldığının tespit edilmesi, yine internet trafik bilgilerine

göre sanığın 1256 defa bylock programına erişim

sağladığının tespit edilmesi karşısında sanığın bylock

konusundaki savunmalarının suçtan kurtulmaya yönelik ve birbirleri ile çelişen

savunmalar olduğu kanaatine varılmış, yine her ne kadar sanık, tanık

beyanlarının gerçeği yansıtmadığını iddia etmiş ise de tanıkların sanığa suç

atmalarını gerektirecek herhangi haklı bir sebebin olmaması, tanık beyanlarının

birbirlerini doğrulaması ve tamamlamasının tanık beyanlarının doğru olduğunu

göstermesi karşısında sanığın bu yöndeki savunmalarının da suçtan kurtulmaya

yönelik ve birbirleri ile çelişen savunmalar olduğu sonuç ve kanaatine

varılmıştır..."

27. Başvurucu karara karşı istinaf yoluna başvurmuş ve satmış

olduğu el konulan aracı ile taşınmazları üzerindeki tedbirlerin de

kaldırılmasını talep etmiştir. Samsun Bölge Adliye Mahkemesi 2. Ceza Dairesi

(Daire) 9/11/2018 tarihinde başvurucunun istinaf talebini esastan reddederek

hükmü onamıştır. Kararın gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Her ne kadar sanığın bylock

kullanıcısı olduğuna dair id numarası, kullanıcı adı

ve şifresini içerir ayrıntılı bylock tespit ve

değerlendirme tutanağı tanzim edilememiş ise de; sanığın kullanımındaki GSM

hattına ait HTS kayıtları ile internet trafik kayıtlarının (His Cgnat kayıtlarının) uyuşuyor oluşu nazara alındığında

sanığın, ayrıntıları ve sair hukuki mahiyeti Yargıtay CGK.nın

26.09.2017 tarih 2017/16 MD-956 eses, 2017/370 karar

ve Yargıtay 16. CD.nin 24/04/2017 tarih ve2015/3

esas, 2017/3 (İlk Derece Sıfatıyla) karar sayılı kararında ve yine Yargıtay 16.

CD.nin 14/07/2017 tarhi ve

2017/1443-4758 sayılı içtihatlarında açıklandığı üzere; oluşturulması, dahil

olunması, kullanılması ve teknik özellikleri itibariyle münhasıran FETÖ/PDY

silahlı terör örgütü mensuplarınca kullanılan kriptolu iletişim ağıByLock'u kullandığının anlaşılması, tanık beyanlarına

göre; sanığın üniversite döneminden beri örgüte ait evlerde kalması, üniversite

döneminde örgüt içinde bölge talebe mesulu olarak

görev alması, himmet adı altında örgüte para toplaması, örgüte ait evlerin grup

sorumlusu olması,sohbet adı altında örgütsel

toplantıları organize etmesi ve bu toplantılara katılması dikkate alındığında;

Sanık hakkında silahlı terör örgütüne üye olma

suçundan ilk derece mahkemesinceyapılan yargılama

sürecindeki usuli işlemlerin kanuna uygun olarak

yapıldığı, sanık ile ilgili hükme esas alınan tüm delillerin hukuka uygun

olarak elde edildiğinin belirlendiği, aşamalarda ileri sürülen iddia ve

savunmaların istinaf denetimini sağlayacak biçimde eksiksiz olarak

sergilendiği, özleri değiştirilmeksizin tartışıldığı, vicdani kanının kesin,

tutarlı ve çelişmeyen verilere dayandırıldığı, eylemlerin doğru olarak nitelendirildiği

ve kanunda öngörülen suç tipine uyduğu, yaptırımların kanuni bağlamda

bireyselleştirilmek suretiyle uygulandığı, sanığın soruşturma aşamasındaki

ifadesinden kovuşturma aşamasında dönmüş olduğu anlaşılmakla; sanık ve sanık

müdafinin istinaf dilekçesinde ileri sürdüğü nedenler yerinde görülmediğinden

sanık vesanık müdafinin hükme yönelik istinaf

başvurusunun 5271 sayılı CMK'nın 280/1-a maddesi

gereğince ayrı ayrı esastan reddine ... [karar verildi.]"

28. Daire el konulan eşya yönünden de şu kararı vermiştir:

"Sanık Osman Berk'in, taşınır ve taşınmaz

malvarlığı değerleri üzerine konulan tedbirlerin kaldırılmasını talep ettiği

anlaşılmakla; dosya kapsamına göre sanığıntaşınır ve

taşınmaz malvarlığı değerleri üzerine konulan tedbirlerin bu aşamada devamının

gerekmediği sonucuna varıldığından; sanığın tüm taşınır ve taşınmaz malvarlığı

değerleri üzerine konulan tedbirlerin kaldırılmasına, (Bu hususta gerekli

işlemlerin mahal mahkemesince yerine getirilmesine) [karar verildi.]"

29. Mahkeme 23/11/2018 tarihinde başvurucunun tapu kayıtları

üzerindeki tedbirlerin kaldırılması için tapu müdürlüklerine yazı göndermiştir.

Başvurucunun sattığı araç üzerindeki tedbir 8/1/2019 tarihinde kaldırılmıştır.

Başvurucunun tapu kayıtları üzerindeki şerhler de 30/11/2018, 4/12/2018 ve

6/3/2019 tarihlerinde kaldırılmıştır.

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

30. Mahkemenin 11/12/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Özgürlüğü ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Gözaltına Almanın

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

31. Başvurucu, haksız ve hukuka aykırı olarak hakkında gözaltı

tedbirinin uygulandığını belirterek Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına

alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

32. Bakanlık başvurucunun bu iddiası hakkında görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

33. Anayasa Mahkemesi, kanunda öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak- 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde öngörülen

tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu

sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve

diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK],

B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

34. Öte yandan Anayasa Mahkemesi olağanüstü hâl ilanı sonrasında

uygulanan olağan döneme göre daha uzun süreli gözaltı tedbirleri yönünden de bu

sürelerin makul olmadığı şikâyetlerini incelemiş ve bu konuda 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456,

26/12/2017, §§ 30-37; Mehmet Hasan Altan

(2), §§ 84-93).

35. Somut olayda başvurucu yönünden gözaltı tedbirinin hukuki

olmadığına ve gözaltı süresinin uzun olduğuna ilişkin iddialarla ilgili olarak

anılan kararlarda varılan sonuçlardan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

36. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

37. Başvurucu; hakkında verilen tutuklama kararının hukuki

olmadığını ve tutuklululuk için Anayasa ve kanun

hükümlerinde yer alan koşulların bulunmadığını belirterek kişi özgürlüğü ve

güvenliği ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

38. Bakanlık başvurucunun bu iddiası hakkında bir görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

39. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

40. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

41. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

42. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

43. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama FETÖ/PDY'ye üye olma iddiasıdır. Anayasa

Mahkemesi anılan suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla

ilgili olduğunu değerlendirmiştir (Selçuk

Özdemir, § 57; Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 237, 238).

44. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun

tutuklanmasının başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek,

aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu

aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242;

Selçuk Özdemir, § 58).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

45. Genel ilkeler için bkz. Salih

Sönmez, B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 99-104.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

46. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında

silahlı terör örgütüne üye olma ve anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs

etme suçlamalarıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

47. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

48. Başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında "Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu 2. Dairesinin

verdiği görevden uzaklaştırma kararına" atıf yapılarak

başvurucunun da aralarında olduğu şüpheliler yönünden isnat edilen suçun

işlendiğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin

bulunduğu belirtilmiştir (bkz. § 14).

49. Başvurucu hakkında hazırlanan iddianamede; başvurucunun

FETÖ/PDY üyelerinin aralarındaki iletişimi sağlamak için kullandıkları ifade

edilen ByLock

uygulamasının kullanıcısı olmasına, FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatının

olduğuna dair somut olgu isnadı barındıran tanık anlatımlarına ve HSYK'nın 24/8/2016 tarihli meslekten çıkarma kararına

dayanılmıştır (bkz. §§ 25).

50. Anayasa Mahkemesi ByLock uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı

kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına yüklemelerinin

soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir belirti olarak

değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın

Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267). Buna göre soruşturma makamlarınca

ve tutuklama tedbirine karar veren hâkimliklerce FETÖ/PDY üyesi olmakla

suçlanan başvurucunun ByLock

uygulamasını kullanmasının somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti olarak kabul

edilmesi, anılan programın özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum

olarak değerlendirilemez (Selçuk Selçuk Özdemir; § 74, Neslihan Aksakal, B. No: 2016/42456, 26/12/2017, § 57).

51. Soruşturma dosyasında; tanık olarak dinlenen U.D., M.E.B. ve

E..K.nın, yürütülen

soruşturmalar kapsamında verdikleri ifadelerde hâkim olarak görev yapmakta olan

başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup

olduğuna yönelik anlatımlarda bulunduğu görülmektedir (bkz. § 25). Bu itibarla

başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli belirtilerin bulunduğu

görülmektedir. Nitekim Anayasa Mahkemesi Selçuk

Özdemir başvurusunda FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan bazı

şüphelilerin ifadelerinde, hâkim olarak görev yapmakta olan başvurucunun

FETÖ/PDY ile irtibatının olduğuna ve bu yapılanmaya mensup olduğuna yönelik

anlatımlarını başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan kuvvetli bir belirti

olarak kabul etmiştir (Selçuk Özdemir,

§ 75; benzer yöndeki karar için bkz. Metin

Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, § 58).

52. Gerçekleşen darbe teşebbüsü sonrasında başvurucu hakkındaki

FETÖ/PDY yapılanmasıyla irtibatının olduğuna dair somut olgu isnadı barındıran

tanık anlatımlarının ve başvurucunun ByLock uygulaması kullanıcısı

olmasının somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti

olarak soruşturma mercilerince kabul edilmesinin de temelsiz ve keyfî olduğu

söylenemez.

53. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

54. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı edilmemelidir.

55. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle bağlantılı veya

doğrudan teşebbüsle olmasa da FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlara ilişkin

soruşturmalarda delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir. Yine FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk Özdemir,§§ 78, 79).

56. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütüne üye olma ve ve anayasal düzeni ortadan

kaldırmaya teşebbüs etme suçları Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai

yaptırımlar öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin

olarak kanunda öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden

durumlardan biridir (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,

§ 61; Devran Duran [GK], B. No:

2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasındadır (bkz. Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, § 148).

57. Somut olayda Tokat Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan suçun 5271 sayılı

Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar

arasında olmasına, kanunda suça ilişkin olarak öngörülen yaptırımın ağırlığına

göre kaçma şüphesinin bulunmasına ve adli kontrolün yetersiz kalacak olmasına

dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 14).

58. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Tokat Sulh Ceza

Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden kaçma tehlikesine yönelik tutuklama nedenlerinin olgusal

temellerinin olmadığı söylenemez.

59. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

60. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (benzer

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı

soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin

özellikleri (gizlilik, hücre tipi yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma,

kendisine kutsallık atfetme, itaat ve teslimiyet temelinde hareket etme) de

dikkate alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok

daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 350).

61. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Tokat Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için öngörülen

yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde

tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının (bkz. § 14) keyfî ve temelsiz olduğu söylenemez.

62. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

63. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin bu hakka dair Anayasa'da (13. ve 19.

maddeler) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

3. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığına İlişkin

İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

64. Başvurucu; tutuklama ve tutukluluğun devamı kararları ile

itiraz ve tahliye taleplerinin reddi kararlarının gerekçesiz olduğunu,

tutukluluğun devamını haklı gösterecek makul bir sebep de bulunmadığını,

hâkimliklerce keyfî ve dayanaksız yöntemlerle verilen kararlarla masumiyet

karinesinin ihlal edildiğini ve tutukluluğunun makul süreyi aştığını belirterek

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

65. Bakanlık başvurucunun bu iddiası hakkında bir görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

66. Başvurucunun tutukluluğun uzun sürdüğü ve makul süreyi

aştığına ilişkin şikâyetinin Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

67. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

68.6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkı" kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

69. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik

niteliği gereği Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için

öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

70. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece

mahkemesince mahkûmiyet hükmü verilmiş ise -hüküm kesinleşmemiş olsa da- 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının

tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473,

25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı, B.

No: 2014/15609, 8/3/2018, §§ 27-30).

71. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra 10/7/2018 tarihinde mahkûmiyetine karar verilen (bkz. § 26)

başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde

kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi

aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolu başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz, etkili bir

hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun

incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmamaktadır.

72. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Tutuklamaya Karşı

İtiraz Hakkının Etkin Olarak Kullanılamadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

73. Başvurucu, tutuklama ve tutukluluğun devamı kararlarını

veren sulh ceza hâkimliklerinin bağımsız ve tarafsız olmadıklarını belirterek

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

74. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin doğal hâkim güvencesini

sağlamadıkları, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadıkları ve tutukluluğa

itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten yoksun

bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle getirdiğine

ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza

hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların

açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri, §§ 101-115; Mehmet Baransu (2), B. No: 2015/7231,

17/5/2016, §§ 64-78, 94-97).

75. Somut başvuruda, aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum

bulunmamaktadır.

76. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun iddialarına ilişkin

olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Özel Hayata ve Aile

Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

77. Başvurucu, herhangi bir suç şüphesi olmadığı hâlde konutunda

ve işyerinde kendisini ve ailesini rencide edecek şekilde arama yapılması

nedeniyle özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

78. Anayasa Mahkemesi Hülya

Kar ([GK], B. No: 2015/20360, 27/2/2019) kararında, koruma

tedbirlerinin maddi hakları ihlal ettiği iddiaları yönünden bireysel başvuruda

yapılması gereken denetimin sınırlarını çizmiştir. Anılan kararda, koruma

tedbirine karar veren makamların tedbir uygulanmasının gerekliliğine dair daha

iyi değerlendirme yapabilecek konumda olmaları nedeniyle geniş takdir yetkisine

sahip oldukları, bu doğrultuda ancak koruma tedbiri nedeniyle uğranılan zararın

kaçınılmaz olandan daha ağır sonuçlara yol açtığının veya keyfî uygulandığının

ilk bakışta anlaşılacak kadar açık olduğu hâllerde esas yönünden daha ileri bir

değerlendirme yapması gerektiği kabul edilmiştir (bkz. Hülya Kar, §§21-46).

79. Somut olayda başvurucu hakkında başlatılan bir soruşturma

kapsamında başvurucunun konutunda ve işyerinde arama yapıldığı

belirtilmektedir. Başvurucu bu tedbir nedeniyle özel hayata ve aile hayatına

saygı hakkının ihlal edildiğini iddia etmektedir. Söz konusu tedbirin bir

soruşturma kapsamında maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla

gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.

80. Koruma tedbirine yönelik şikâyetlerde Anayasa Mahkemesi

kararın verildiği dönemin şartlarını dikkate alır. Başvuruya konu koruma

tedbiri maddi gerçeğin ortaya çıkmasını temin etmek amacıyla ve suç şüphesi

bulunan hâllerde uygulanmıştır. Öngörülebilir ve kesin bir hukuki düzenlemeye

dayanan söz konusu tedbirle ilgili olarak başvurucuya itirazlarını sorumlu

makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme imkânı da tanınmıştır.

Ayrıca tedbir süreklilik arz eder biçimde uygulanmamıştır.

81. Başvuru konusu koruma tedbirinin türü, süresi, uygulanma

tarzı ve kişinin yaşamı üzerindeki etkileri birlikte değerlendirildiğinde

başvurucunun uğradığı zararın kaçınılmaz olandan daha ağır olduğu veya koruma

tedbirinin keyfî şekilde uygulandığı değerlendirilmemiş; başvurucu da bireysel

başvuru formunda aksini kanıtlayacak bir açıklamada bulunmamıştır.

82. Açıklanan gerekçelerle özel hayata saygı ve konut

dokunulmazlığı haklarına yönelik bir ihlal olmadığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

C. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

83. Başvurucu; tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumunda

iyileştirme faaliyetlerinden ve sosyal faaliyetlerden faydalanma hakkının

-terörle bağlantılı suçlardan tutuklananlar haricindeki diğer hükümlü ve

tutuklulardan farklı olarak- tamamen yasaklandığını, ceza infaz kurumunda onar

kişilik koğuşlarda yirmi dört kişi ile birlikte tutulduğunu ve burada belli

haklardan mahrum bırakıldığını belirterek kötü muamele yasağının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

84. Bakanlık, bu iddiaya ilişkin olarak görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

85. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

86. Ceza infaz kurumundaki tutulma koşullarına ilişkin

şikâyetler yönünden ilgili mevzuat (ilgili mevzuat için bkz. Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:

2016/23672, 11/1/2018, §§ 47-50) gereğince başvurucunun iddialarını

iletebileceği ve yapıldığını iddia ettiği kötü muameleye derhâl son verilmesini

isteyebileceği idari ve yargısal mercilerin bulunduğu görülmektedir. İlgili

hükümler kapsamında başvurucu, şikâyetlerini öncelikle yetkili yargısal

mercilere iletip tutulma yeri ve koşulları sebebiyle kötü muameleye maruz

bırakıldığını ileri sürebilecek ve bu koşulların en kısa zamanda uygun hâle

getirilmesini isteyebilecekken bu yollara başvurmamıştır (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Mehmet Baransu, B. No: 2015/8046, 19/11/2015, § 30).

Başvurucunun şikâyetleri dikkate alındığında mevcut başvuru yollarının

ulaşılabilir, şikâyetleri açısından telafi imkânına sahip ve bir çözüm

sağlayabilecek nitelikte olmadığını söyleyebilmeyi mümkün kılan bir sebep

bulunmadığından başvuru yollarının tüketilmesi kuralına istisna tanınmasını

gerektiren bir durumun da olmadığı görülmektedir (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Didem Tütenk, B. No: 2013/7525, 10/6/2015, §§ 40, 41).

87. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerini, varsa bu konudaki

kanıtlarını öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere

iletmeden, hak ihlali iddialarını öncelikle bu makamların değerlendirmesini ve

çözüme kavuşturmasını beklemeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

88. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kötü muamele yasağının

ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak idari ve/veya yargısal başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

89. Başvurucu, yapılan soruşturma kapsamında hiçbir gerekçe

gösterilmeksizin kanuna aykırı olarak mal varlığına el konulması nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

90. Bakanlık görüşünde, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde

öngörülen tazminat yoluna atıfla başvuru yollarının tüketilmediği

bildirilmiştir. Bakanlık ayrıca esas yönünden inceleme yapıldığı takdirde

müdahalenin kanuna dayalı olduğunu, meşru amacının bulunduğunu ve ölçülü

olduğunu belirtmiştir.

2. Değerlendirme

91. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

92. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(j) bendinde, eşyasına veya diğer mal varlığı değerlerine koşulları oluşmadığı

hâlde el konulan veya korunması için gerekli tedbirler alınmayan ya da eşyası

veya diğer mal varlığı değerleri amaç dışı kullanılan veya zamanında geri

verilmeyen kişilere tazminat talebinde bulunabilme imkânı tanınmaktadır.

93. Anayasa Mahkemesi ceza soruşturması veya kovuşturması

sırasında yargı organlarınca şüphelilerin eşyasına ya da mal varlığı

değerlerine ilişkin olarak elkoyma tedbirinin

uygulandığı durumlarda bunun hukuka aykırı olduğu iddialarına ilişkin olarak

bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava sonuçlanmamış da

olsa 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır(Nuray Işık, B. No: 2014/7561, 28/9/2016 §§

60-67; Sinan Aydın Aygün (2), B.

No: 2014/922, 16/6/2016, §§ 61-69).

94. Somut olayda başvurucunun mal varlığı hakkında uygulanan elkoyma tedbirinin başvuru tarihinden sonra kaldırıldığı

görülmektedir. Dolayısıyla elkoyma tedbiri nedeniyle

uğranılan zararların giderimi bakımından 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde

belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz,

etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan

bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmadığı

sonucuna varılmıştır.

95. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da, diğer kabul edilebilirlik nedenleri incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

E. Müdafi Yardımından

Yararlanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

96. Başvurucu avukatıyla görüşme imkânının kısıtlandığını

belirterek çeşitli anayasal haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

97. Bakanlık, bu iddiaya ilişkin olarak görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

98. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

99. Somut olayda başvurucu, hakkında yargılama devam ederken

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmuştur. Anayasa Mahkemesince

inceleme yapıldığı tarih itibarıyla da başvurucu hakkındaki davanın temyiz

süreci henüz devam etmektedir. Başvurucunun hakkındaki soruşturma ve yargılama

süreçlerinde yapılan uygulamalar nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkin şikâyetlerini kanun yollarında ileri sürebilme ve

ileri sürmüş ise şikâyetlerinin bu aşamalarda incelenme imkânı bulunmaktadır.

Bu çerçevede başvurucu tarafından temyiz süreçlerinin sonuçlanması beklenmeden

ileri sürülen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyetlerin

bireysel başvuruya konu edildiği görülmüştür (benzer yöndeki değerlendirmeler

için bkz. Ahmet Sil (2), B. No:

2017/20969, 28/6/2018, § 39).

100. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

F. Diğer İhlal İddiaları

101. Başvurucu haksız olarak meslekten çıkarıldığını belirterek

masumiyet karinesinin, ayrımcılık yasağının, mülkiyet, özel hayata ve aile

hayatına saygı ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmektedir.

102. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için öncelikle olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

103. 23/1/2017 tarihli ve 29957 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan 685 sayılı Olağanüstü Hal İşlemleri

İnceleme Komisyonu Kurulması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'de (685 sayılı

KHK)23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun

Hükmünde Kararname'nin (667 sayılı KHK) 3. maddesinin (1) numaralı fıkrası

kapsamında meslekte kalmalarının uygun olmadığına ve meslekten çıkarılmalarına

karar verilenlerin kararın kesinleşmesinden itibaren altmış gün içinde ilk

derece mahkemesi olarak Danıştayda dava

açabilecekleri ve bu kişilerden daha önce dava açmış olanların idare mahkemelerinde

derdest olan veya karar verilen dosyalarının Danıştaya

gönderileceği hükme bağlanmıştır. Böylelikle 667 KHK'nın 3. maddesi kapsamında

meslekten çıkarılan yargı mensuplarının bu karara karşı Danıştayda

dava açabilecekleri açıkça belirtilmiş ve anılan uyuşmazlıkların çözümünde

idari yargıda hangi yargı yerinin görevli olduğuna yönelik uygulamada yaşanan

tereddütler giderilmiştir. Daha önce açılan davalar yönünden de geçiş hükümleri

ihdas edilmiştir (Murat Hikmet Çakmakcı, B. No: 2016/35094, 15/2/2017, § 27; Hacı Osman Kaya, B. No: 2016/41934,

16/2/2017, § 28).

104. Buna göre 685 sayılı KHK ile belirginleştirilen dava

yolunun başvurucunun durumuna uygun, telafi kabiliyetini haiz, etkili bir yargı

yolu olduğu ve bu başvuru yolu tüketilmeden başvurunun incelenmesinin bireysel

başvurunun ikincillik niteliği

ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır (benzer yöndeki değerlendirmeler için

bkz. Murat Hikmet Çakmakcı,

§ 28; Hacı Osman Kaya, § 29).

105. Başvurucu tarafından masumiyet karinesinin, ayrımcılık

yasağının, mülkiyet, özel hayata ve aile hayatına saygı ile adil yargılanma

haklarının ihlal edildiği ileri sürülmüş ise de söz konusu ihlal iddialarının

meslekten çıkarmaya ilişkin karardan kaynaklanan iddialar olması ve bu

işlemlere karşı idari dava yolunun öngörülmüş olması nedeniyle anılan

iddiaların bireysel başvuruya konu edilebilmesi için hukuk sisteminde mevcut

idari ve yargısal yolların tüketilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

106. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının da, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Gözaltına almanın hukuki olmadığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutuklamaya karşı itiraz hakkının etkin olarak

kullanılamadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Müdafi yardımından yararlanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

9. Diğer ihlal iddialarının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 11/12/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Engin

YILDIRIM

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M.Emin KUZ Raportör : Özgür DUMAN Başvurucu : Osman BERK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/12608, 11 Aralık 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucu İle İlgili Süreç
  8. C. Başvuru Tarihinden
  9. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kişi Özgürlüğü ve
  11. B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim
  12. B. Özel Hayata ve Aile
  13. C. Kötü Muamele Yasağının
  14. D. Mülkiyet Hakkının
  15. E. Müdafi Yardımından
  16. F. Diğer İhlal İddiaları
  17. C. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  18. Kömürcü
  19. Yıldırım
  20. Akıncı
  21. Topal
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/12608
Tarih
11 Aralık 2019

İlgili Kararlar

  • Ayşe Çidem Tekindağ ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2017/15121)
  • Necip Başkonak Başvurusu (B. No: 2016/947)
  • Ali Şimşek Başvurusu (B. No: 2016/73572)
  • Ahmet Önder Sarı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/9291)
  • Süveyda Yarkın Başvurusu (B. No: 2017/39967)
  • Ahsen Temizlik Eğl. Bilg. İnş. San. Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2017/28161)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.