İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Osman Oktay Ekşi Başvurusu (B. No: 2014/3092)

1. Başvuru, şeref ve itibara yönelik sözlere karşı açılan tazminat

Başvuru No2014/3092Tarih27 Aralık 2017Okuma16 dk · 3.105 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Osman Oktay Ekşi Başvurusu

Karar tarihi
27 Aralık 2017
Başvuru Numarası
2014/3092
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.105 kelime·16 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, şeref ve itibara yönelik sözlere karşı açılan tazminat

davasının reddi nedeniyle maddi ve manevi varlığı koruma hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 6/3/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi(UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. 1934 doğumlu olan başvurucu, 1952 yılında gazetecilik

yaşamına başlamıştır. Aradaki kısa dönemli kesintiler dikkate alınmazsa 1974

yılından 30/10/2010 tarihine kadar Hürriyet gazetesinin (gazete) başyazarı

olarak görev yapmıştır. 1988 yılında Basın Konseyi Başkanlığına seçilmiş, bu

görevi 19/1/2011 tarihine kadar devam ettirmiştir. 12/6/2011 seçimlerinde

İstanbul milletvekili seçilen başvurucu,24. Dönem Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)

milletvekili olarak görev yapmıştır.

10.Başvurucunun başyazarı olduğu gazetede 28/10/2010 tarihinde

yayımlanan "Az demişiz" başlıklı

köşe yazısı şu şekildedir:

" GEÇENLERDE bir tepkimizi dile

getirirken Çevre ve Orman Bakanı Prof. Dr. Veysel Eroğlu’nun “neyin bakanı?”

olduğunu sormuştuk. Meğer bu laf tam yerine oturuyormuş. Onu da Çevre

Bakanı’nın, “cennet” güzelliğindeki İkizdere Vadisi’nde 22 adethidroelektrik baraj

yapılmasını engelleyen sit kararına gösterdiği tepkiyle anladık.

Konunun bir “hukuki” tarafı da var ama, ona

gelmeden değinelim:

Veysel Eroğlu’nun aslında Çevre Bakanı

anlayışıyla değil “Çevre Düşmanlığı Bakanı” gibi görev yaptığını gösteren son

haberi, arkadaşımız Nuray Babacan dün bildirdi:

İkizdere Vadisi’nde Hidroeldektrik Santrallar

(HES) kurmak için baraj inşa edilmesine biliyorsunuz önce yöredeki bilinçli

insanlar karşı çıktı.

Çünkü her barajın yöredeki tabiatı mahvedeceği

aşikârdı. İkizdereliler belki de Veysel Eroğlu’nun sıfatına bakıp kendilerini

destekleyeceğini sanmışlardı.

Oysa Eroğlu kendisini hâlâ Devlet Su İşleri

Genel Müdürü koltuğunda oturuyor sandığı için tam tersini yaptı:

Tam bir çevre düşmanı gibi HES yapımında ısrar

etti. Ama Trabzon’daki Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu geçen gün

İkizdere Vadisi’ni “sit alanı” ilan edip de baraj yapımını durdurunca aynen

Başbakan Tayyip Erdoğan gibi o da küplere bindi.

“HES’lere karşı çıkanlar Avrupa’dan finanse

ediliyor” diyen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız gibi (3 Eylül

2010 gazeteler) o da tuttu, “ülkesini seven, enerjide dışa bağımlılığın

azalmasını isteyen vatansever çevrecilerin de olduğunu” söyleyerek kendisini

eleştirenlerin hareketini “vatan hainliği” ile açıkladı.

Meğer o da yetmemişmiş.

Nuray Babacan’ın haberi işte onu ortaya

koyuyor. Çünkü haberde “İkizdere Vadisi”nin “sit alanı” olduğuna karar veren

Kurulun elindeki yetkinin oradan alınıp Çevre Bakanlığı’na verilmesini öngören

bir yasal değişikliğin Meclis’e sunulduğu bildiriliyor.

Şimdi görürsünüz Türkiye’nin güzelliklerinin

ırzına nasıl geçildiğini...

Yukarıda Veysel Eroğlu’nun sıfatı ile

yaptığının birbirine zıt olduğundan söz etmiştik. Bunun “hukuki” zeminini de

söyleyelim:

Biliyorsunuz devletin her kurumunun varlığı,

onunla ilgili yasa hükmüne dayanır. Açın Çevre ve Orman Bakanlığı’nın kuruluş

yasasını okuyun. Burada Çevre ve Orman Bakanlığı’nın, “baraj” yapmasına izin

veren tek kelimelik bir hüküm yok.

Tam tersine yasa, Çevre Bakanı’na, bu

sıfatıyla ilgili tam 13 adet görev vermiş. Onlardan biri olarak da “Çevreye

olumsuz etkileri olan her türlü faaliyeti ülke bütününde izlemesini ve

denetlemesini” emretmiş.

Ama anlaşılan bir kararla Devlet Su İşleri’ni

Çevre Bakanı’na bağlamışlar yani “kümesi tilkiye teslim edip” meseleyi

çözmüşler.

Biliyorsunuz “ileri demokrasi” ve yeni “hukuk

devleti” anlayışıyla yönetiliyoruz ya...

Bu anlayış, Anadolu’daki 2000’den fazla

akarsuyu, o yörenin tabiatına ne zarar vereceğini hesaba katmadan tuttu “Baraj yapıp

elektrik üreteceğim, bunu da devlete satacağım” diyen şirketlere 49 yıl için

peşkeş çekti.

Şimdi, her şeyi satan işte o zihniyetin

marifetlerini görüyoruz."

11. Yazının son cümlesi gazetenin internet sitesindeki

versiyonunda "Şimdi, her şeyi satan işte

o zihniyetin marifetlerini görüyoruz." şeklinde yer almışken

taşra baskısında "Şimdi, analarını bile

satan işte o zihniyetin marifetlerini görüyoruz." şeklinde yer

almıştır.

12. Başvurucunun 30/10/2010 tarihli gazetede yayımlanan "Ayarı kaçırmışız" başlıklı köşe

yazısı şu şekildedir:

"OKUYUCUDAN tepki gelmese belki unutup

gidecektik. Ama “Bu düpedüz hakaret anlamına geliyor” türü uyarılar üzerine

dönüp bakınca, itiraf edelim, “Lafın hem ayarını kaçırmışız, hem de seviyesini

çok düşürmüşüz” diye çok rahatsız olduk. Önce kimi rencide etmişsek tüm

içtenliğimizle özür diliyoruz.

Gelelim şimdi hikâyenin kendisine:

Bize yani Hürriyet’in köşe yazarlarına kendi

yazılarını, “eğer ifade düşüklüğü, bilgi yanlışı, eksik anlatım gibi bir kusur

varsa düzeltmesi için” bir fırsat verilir yani ya evine gazetenin erken

baskıları gönderilir veya yazısı fakslanır.

Bu profesyonel mükemmeliyetçiliğin gereğidir

ve yıllardır yapılır.

Biz yazarlar -en azından ben öyleyimdir- geç

vakit de olsa, o metni bir kere daha gözden geçiririz. Zaman olur yazıya ilave

yaparız. Zaman olur yazının bütününü değiştiririz. Zaman olur içindeki bir

ifadeyi yeterince açık yahut çarpıcı bulmaz, onun yerine başka bir cümle

yazarız.

Şimdi bu yazıyı yazmamıza sebep olan makalenin

başından aynen öyle bir şey geçti.

Geçen gece, yani 27 Ekim günü saat 23.30

sularıydı. “Okuyucunun önüne çıkacak metinde hata olmasın” diye, eve fakslanmış

yazıyı gözden geçirdim. Gerçekten metinde ufak tefek hatalar vardı. Onları

düzelttim.

Yazı, Rize’nin İkizdere vadisinde 22 adet

Hidroelektrik Santral yapılmasını engelleyen Trabzon Kültür ve Tabiat

Varlıklarını Koruma Kurulu’nun kararına destek veriyor ve “Elektrik üretimi

için ülkedeki tüm akarsuların kullanma hakkının 49 yıllığına özel şirketlere

verilmesini” bir “peşkeş çekme” olarak nitelendiriyordu.

Konuşmacılar gibi yazarlar da son cümlenin

“vurucu” olmasını isterler. Çünkü dinlediğiniz konuşmanın yahut okuduğunuz

yazının deyim yerindeyse tadı o son cümlededir.

Ben de, akarsuların kullanma hakkının 49

yıllığına verilmesiyle ilgili hususu, “Şimdi, her şeyi satan işte o zihniyetin

marifetini görüyoruz” diyerek ifade etmiştim.

Aklıma bir önceki Maliye Bakanı Kemal

Unakıtan’ın meşhur “Babalar gibi satacağız” sözü geldi. Ondan esinlenerek “her

şeyi satan zihniyet” ifadesini değiştirip “analarını bile satan” yaptım ve o

metni gazeteye faksladım.

Bu değişiklik sadece saat 24’ten sonra basılan

gazetelere yani şehir içlerinde dağıtılan Hürriyet’lere girdi.

Ertesi sabah gazetede kendi yaptığım

değişikliği görünce “Galiba kantarın topunuzu kaçırmışız” dedim ama iş işten

geçmişti.

Gerçekten ifade hem “maksadımı” aşmıştı, hem

de bu sütunu izleyenlerin yadırgayacağı kadar ağır kaçmıştı.

Nitekim okuyucu hiçbir faturayı ödetmeden

bırakmaz:

Protestolar yağınca, başa döndük ve “vurucu

ifade” şehvetine kapılıp birilerini -özellikle siyasi iktidarı- rencide

ettiğimizi gördük.

Konuyu bir de gazetede kendi aramızda tarttık.

Sonunda “hatayı kabul etmenin de bir görev ve bir borç olduğu” gerçeğini

dikkate alıp “üzdüklerimizden özür dilediğimizi” tüm içtenliğimizle duyurmaya

karar verdik."

13. Başvurucu, bu yazıdan bir gün sonra 31/10/2010 tarihinde

yayımlanan "Okuyucularıma veda"

başlıklı köşe yazısında şu ifadelerle gazeteden ayrıldığını duyurmuştur:

"BAZEN habbenin (dam-lacığın) kubbe,

kubbenin de habbe yapıldığı dönemlerden geçersiniz.

Benim 28 Ekim tarihli yazımın son cümlesinde

(nasıl istismar edilebileceğini hesaplayamadan) değiştirdiğim iki kelime buna

örnek teşkil etti. Gerçeği olduğu gibi anlatmam anlamak istemeyenlere yetmedi.

Bu durumda 1966 yılından beri mensubu olduğum,

1974 yılından beri de “Başyazar”ı sıfatını taşıdığım Hürriyet Gazetesi’nden

ayrılmaya karar verdim.

Bana ne mutlu ki bunca yıl en iyi patronlarla

ve mükemmel gazetecilerle çalıştım. Hepsine içten teşekkür borçluyum.

Bugüne kadar ülkem ve mesleğim için hangi

görüşleri savundumsa ömrümün sonuna kadar onları savunacağımın bilinmesini

isterim."

14. Başvurucu 11/1/2011 tarihinde CHP'ye katılmış ve CHP

tarafındanİstanbul 3. Bölge'den milletvekili adayı gösterilmiştir.

15. Başvurucunun mensubu olduğu CHP'nin Genel Başkanı Kemal

Kılıçdaroğlu 25/4/2011 tarihinde partisinin Zonguldak mitinginde yaptığı bir

konuşmada, başvuruya konu olayların yaşandığı dönemde başbakanlık görevinde

bulunan Recep Tayyip Erdoğan'ı (davalı) sert sözlerle eleştirmiştir. Konuşmanın

ilgili bazı kısımları şöyledir:

"Efendim neymiş Sosyal Sigortalar Kurumu

Genel Müdürlüğü yaptığım dönemi suçluyor. Beni suçluyor. Buradan Zonguldak'tan,

işçi kentinden sana meydan okuyorum Recep Tayyip Erdoğan, sana meydan okuyorum;

eğer sen yiğit adamsan, düzgün adamsan, adam gibi adamsan, delikanlı adamsan

istediğin televizyon kanalına gel, seninle hesaplaşalım. Nasıl bir yıkacağım

seni, göreceksin sen. Recep Tayyip Erdoğan açık konuşabilir mi? Ben de

biliyorum çıkamaz. Çıkması için mangal gibi bir yürek olması lazım. Var mı o

yürek onda. Meydan okuyorum.

Eğer bir toplu iğne ucu kadar yakınlarıma

çıkar sağladığımı ispat edersen eyvallah. İspat edemezsen benim adımı

yolsuzlukla anarsan a.. gerisinisöylemeyeyim...''

16. Davalının 27/4/2011 tarihinde katıldığı bir toplu açılış

töreninde yaptığı konuşmanın başvuru konusu olayla ilgili kısımları şu

şekildedir:

"...Bugünlerde muhalefetin en iyi yaptığı

şey ne biliyor musunuz? Hakaret... En iyi yaptıkları şey küfür. Ağızlarını

bozuyorlar. Ağızlarından adeta köpükler saçıyorlar. Ağızlarıyla birlikte

milletin temiz Türkçe'sini kirletiyorlar. CHP'nin, bir gazetenin edepsiz

başyazarını neden transfer ettiği şimdi çok iyi anlaşılıyor. Meğer daha iyi

küfretmek, daha iyi hakaret etmek, daha galiz sözler kullanmak için transfer

etmişler. Anlaşılıyor ki, o yazarların dizlerinin dibine oturmuş, güzelce

derslerini ezberlemişler. Kol kola yürüdükleri, avukatlığını yaptıkları, kol

kanat gerdikleri o çetelerin tarzını, dilini, jargonunu epeyce ezberlemişler.

İşte siz busunuz. İşte siz bu kadarsınız..."

17. Başvurucu, bu konuşma üzerine davalının "CHP'nin bir gazetenin "Edepsiz başyazarını neden

transfer ettiği şimdiçok iyi anlaşılıyor .... Meğer daha iyi küfür etmek, daha

iyi hakaret etmek, daha galiz sözler kullanmak için transfer etmişler....."

şeklindeki sözleriyle kendisine hakaret ederek kişilik haklarını ihlal

ettiğinden bahisle davacı hakkında manevi tazminat davası açmıştır.

18. Dava İstanbul 19. Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmüştür.

Mahkeme, 19/6/2012 tarihli kararı ile davayı reddetmiştir. Mahkemenin

gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Davalının 27/04/2011 tarihinde Esenler

Belediyesi tesislerinin açılışı sırasında Esenler bölge parkında genel seçimler

öncesiseçim mitinginde yaptığı konuşma bir bütün olarak ele alındığında

davacının siyasi uslübunun eylem ve söylemlerine , şahsına yönelik ağza

alınmayacak ifadelerine karşı cevap ve eleştiri niteliğinde bulunduğu,

davacının 28/10/2010 tarihinde Hürriyet gazetesinde "az demişiz" başlıklı

yazısında başta davalı olmak üzere davalınınmensup olduğu tüm parti

mensuplarına en ağır şekilde yaptığı hakarete ve yazının "analarını bile

satan işte bu zihniyetin marifetini görüyorsunuz" ......şeklindeki hukuka

aykırı davalının kişilik haklarına saldırı niteliğindeki yazılar üzerine

yapılmıştır .

Davalının beyanları bir cevap niteliğinde

olduğu, davacının davalı hakkındaki bu ve benzeri çok ağır söz ve eylemleri

nedeniylesarf edilmişolduğunun kabulü gerekir .

TMK 24-25 ve BK 49.maddelerine göre davacı

lehine manevi tazminatın koşulları oluşmamıştır .

Çünkü davalının beyanlarına davacının davalı

hakkında kullandığı çok ağır sözleri ve eylemleri neden olmuştur . Bu da hukuka

aykırılığı ortadan kaldırmaktadır.. Bu nedenlerle davanın reddine karar verilmesi

gerekmiştir..."

19. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Yargıtayca

11/11/2013 tarihinde onanmıştır. Anılan karar başvurucu vekiline 13/2/2014

tarihinde tebliğ edilmiştir.

20. Başvurucu 6/3/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

21.22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun

"İlke" kenar başlıklı

24. maddesi şöyledir:

“Hukuka aykırı olarak kişilik

hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını

isteyebilir.

Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha

üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin

kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına

yapılan her saldırı hukuka aykırıdır.”

22. 4721 sayılı Kanun’un "Davalar"

kenar başlıklı 25. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Davacının, maddî ve manevî

tazminat...istemde bulunma hakkı saklıdır."

23.11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun

"A. Sorumluluk I. Genel olarak"

kenar başlıklı 49. maddesi şöyledir:

"Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille

başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı

bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu

zararı gidermekle yükümlüdür."

B.Uluslararası Hukuk

24. İlgili uluslararası hukuk kaynaklarının derli toplu

verildiği bir karar için Kemal Kılıçdaroğlu

(B. No: 2014/1577, 25/10/2017, §§ 29-35) kararına bakılabilir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 27/12/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

26. Başvurucu, şeref ve itibarına yönelik sözlere karşı açtığı

tazminat davasının reddi ve Yargıtay kararının gerekçesinin yetersiz olması

nedenleriyle Anayasa'nın 2., 12., 13., 17., 20., 26., 28. ve 36. maddelerinin

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

27. Bakanlık görüşünde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve

Anayasa Mahkemesininifade özgürlüğü ve itibarın korunmasını isteme hakkı

arasındaki ilişkiyi değerlendirdiği bazı kararları hatırlatılmıştır. Bakanlık

derece mahkemelerinin kararlarının AİHM içtihatları ile uyumlu olduğu ve

başvuru konusu kişilerin siyasi şahsiyetler olması nedeniyle ifade özgürlüğüne

ağırlık verildiği görüşündedir. Bakanlık, yargı mercilerinin farklı çıkarlar

arasında adil denge kurarken sahip oldukları takdir payları da dikkate

alındığında, Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alan pozitif

yükümlülüklere uyulduğu ve yerel mahkemelerin kararlarının ifade özgürlüğü ile

şeref ve itibar hakkı arasındaki adil denge kurulduğunu gösteren yeterli ve

ilgili gerekçeyi taşıdığını belirtmiştir. Bu çerçevede Bakanlık, başvurucunun

maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edilmediği görüşündedir.

28. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında önceki

görüşlerini tekrar etmiştir. Başvurucu ayrıca, Bakanlığın görüşlerine

katılmadığını ve yürütme organı içinde olması nedeniyle Bakanlık görüşlerine

itibar edilemeyeceğini belirtmiştir. Başvurucu, Bakanlığın siyasetçilerin ifade

özgürlüğünün geniş yorumlanması konusundaki görüşüne karşılık Başbakanın

Bakanlar Kurulunun başkanı olarak söylemlerine dikkat etmesi gereken en üst

düzey siyasetçi olduğunu ve görev ve sorumluluk bilinci içinde hareket etmesi

gerektiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Genel İlkeler

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şeref ve itibarına yönelik

sözlere karşı açtığı tazminat davasının reddi ve Yargıtay kararının

gerekçesinin yetersiz olması nedenleriyle Anayasa'nın 2., 12., 13., 17., 20.,

26., 28. ve 36. maddelerinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının Anayasa'nın

17. maddesi bağlamında incelenmesi uygun görülmüştür. İddianın

değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın

17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

30. Bireyin şeref ve itibarı, kişisel kimliğinin ve manevi

bütünlüğünün bir parçasını oluşturur ve Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasının korumasından faydalanır (İlhan

Cihaner (2), B. No: 2013/5574, 30/6/2014, § 44) Devlet, bireyin şeref ve itibarına keyfî olarak

müdahale etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Nilgün Halloran, B. No: 2012/1184,

16/7/2014, § 41; Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123,

2/10/2013, § 33; Bekir Coşkun [GK],

B. No: 2014/12151, 4/6/2015, § 45

Önder Balıkçı, B. No: 2014/6009,

15/2/2017, § 44). Bununla beraber

elbette siyasetçilerin de şöhretlerini koruma hakları vardır.

31. Buna ilave olarak Anayasa Mahkemesi; siyasetçilerin,

kamuoyunca tanınan kişilerin ve kamusal yetki kullanan görevlilerin gördükleri

işlev nedeniyle daha fazla eleştiriye katlanmak durumunda olduklarını ve

bunlara yönelik eleştirinin sınırlarının çok daha geniş olduğunu her zaman

vurgulamıştır(Siyasetçilerle ilgili olarak bkz. Ergün Poyraz (2) [GK], B. No: 2013/8503, 27/10/2015, § 58; kamusal yetki kullanan görevlilerle

ilgili olarak bkz. Nilgün Halloran,

§ 45; tanınan bir Cumhuriyet başsavcısı ile ilgili olarak bkz. İlhan Cihaner (2), § 82; tanınan ve

siyasete hazırlanan bir kamu görevlisi ile ilgili olarak bkz. Önder Balıkçı, § 42).

32. Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında ifade özgürlüğü ile

şeref ve itibar hakkının korunması arasında adil bir dengenin gözetilip

gözetilmediğini değerlendirmiştir. (Nilgün

Halloran, § 27; İlhan Cihaner

(2), § 49). Bu, soyut bir değerlendirme değildir. Çatışan haklar

arasında dengeleme yapılabilmesi için başvurucunun kullandığı ifadelerin

türünün, kamusal tartışmalara katkı sunma kapasitesinin, ifadelere yönelik

kısıtlamaların niteliğinin ve kapsamının, ifadelerin kimin tarafından dile

getirildiğinin, kime yöneldiğinin, tarafların ünlülük derecelerinin ile ilgili

kişilerin önceki davranışlarının ve kamuoyu ile diğer kişilerin kullanılan

ifadeler karşısında sahip oldukları hakların ağırlığının değerlendirilmesi

gerekir (Nilgün Halloran, § 44; Ergün Poyraz (2), § 56; Kadir Sağdıç [GK], B. No: 2013/6617,

8/4/2015, §§ 58-66; İlhan Cihaner (2), §§

66-73). Bunun için başvuruya konu sözlerin, yapılan konuşmanın tamamı ve

söylendiği bağlamdan kopartılmaksızın olayın bütünselliği içinde değerlendirilmesi

gerekir (Nilgün Halloran, § 52; Önder Balıkçı, § 45).

33. Öte yandan dava konusu söylemlerin maddi vakıaların

açıklanması veya değer yargısı olarak nitelendirilmesi önemlidir. Bu noktada

maddi olgular ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir.

Maddi olgular ispatlanabilse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın

mümkün olmadığı hatırda tutulmalıdır (Kadir

Sağdıç, § 57; İlhan Cihaner (2),

§ 64). Ancak bir açıklamanın tamamen değer yargısından oluşması durumunda bile

müdahalenin orantılılığı ihtilaflı açıklamanın somut unsurlarla yeterince

desteklenip desteklenmemesine göre tespit edilmelidir. Çünkü somut unsurlarla

desteklenmiyorsa değer yargısı ölçüsüz olabilir (Cem Mermut, B. No: 2013/7861, 16/4/2015, § 48).

34.Söz konusu değerlendirmelerde derece mahkemelerinin belirli

bir takdir yetkisi bulunmaktadır. Ancak bu takdir payı, Anayasa Mahkemesinin

denetimindedir. Anayasa Mahkemesinin görevi, bu denetimi yerine getirirken

derece mahkemelerinin yerini almak değildir fakat söz konusu yargı mercilerinin

takdir yetkilerini kullanarak verdikleri kararların Anayasa'nın 17. maddesi

açısından doğruluğunu denetlemektir. Anayasa Mahkemesi, derece mahkemeleri

tarafından ortaya konan gerekçelerin “uygun ve yeterli” görünüp görünmediğini

tespit edebilmek amacıyla söz konusu müdahaleyi davanın bütününe bakarak

değerlendirecektir (İfade özgürlüğü bağlamında bkz. Kemal Kılıçdaroğlu, § 57, 58).

2. İlkelerin Olaya Uygulanması

35. Eldeki başvurunun çözümlenmesinde gözönünde tutulması

gereken ilk husushem başvurucu hem de davalının toplumsal konumlarıdır. Bir

yanda tanınan bir gazeteci aynı zamanda olaylar tarihinde siyasi bir kişiliğe

sahip olan ve görüşleri yaygın kitleler tarafından takip edilen başvurucu,

diğer yanda ise olayların yaşandığı tarihte başbakan olan davalı bulunmaktadır.

36. Seçmenlerini temsil eden, onların taleplerini, endişelerini

ve düşüncelerini politik alana aktaran ve çıkarlarını savunan seçilmiş kimseler

için ifade özgürlüğünün özellikle değerli olduğu açıktır (Kemal Kılıçdaroğlu, § 60). Somut olayda

davalı konumunda olan Başbakan'ın sözleri değerlendirilirken bu husus göz ardı

edilemez.

37. Başvuru konusu olayda davalının sözleri kamuoyu tarafından

tanınan bir gazeteci ve siyasetçi olan başvurucuya yönelik olduğu için kabul

edilebilir eleştiri sınırları, sade bir vatandaş ile karşılaştırıldığında daha

geniştir. Bu sebeple eldeki başvuruya konu olayın taraflarından birisi olan

başvurucunun kendisine yönelik eleştirilere sade vatandaşlara göre daha fazla

hoşgörü göstermesi gerekir.

38. Somut davanın kendine has koşullarında mahkemelerin

başvurucuyu eleştiri sınırını aşan bir müdahaleye karşı korumakta yetersiz

kalıp kalmadıkları incelenmelidir. Öte yandan somut başvurudaki ihtilafın,

büyük ölçüde, dava konusu sözlerin; maddi vakıaların açıklanması veya değer

yargısı olarak nitelendirilmesi ile ilgili olduğu görülmektedir.

39. İlk derece mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmelerde,

olgusal bir temele sahip olmasa aşırı olarak değerlendirilebilecek olan "CHP'nin, bir gazetenin edepsiz başyazarını neden

transfer ettiği şimdi çok iyi anlaşılıyor. Meğer daha iyi küfretmek, daha iyi

hakaret etmek, daha galiz sözler kullanmak için transfer etmişler..." şeklindeki

başvurucuya yönelik eleştiriler, başvurucunun davalıya yönelik olan ve aşırıya

kaçtığı kendisi tarafından da kabul edilen ve 30/10/2010 tarihli yazısında özür

dilediği "analarını bile satan işte bu

zihniyetin marifetini görüyorsunuz" şeklindeki sözlerle

birliktedeğerlendirme konusu yapılmıştır. Bu kapsamda davalı tarafından

söylenen sözlerin başvurucunun önceki yazılarında yaptığı ağır eleştirilere

cevap niteliği taşıdığı vurgulanmıştır.

40. Öte yandan davalı tarafından söylenen sözler, seçimlerin

yaklaştığı anda yapılan bir konuşmada ve CHP Genel Başkanı'nın iki gün önce

yaptığı konuşmasındaki ağır eleştirilere bir cevap mahiyetinde söylenmiştir. Bu

tespitler çerçevesinde davalının başvurucuya yönelik sözlerinin yaklaşan seçim

atmosferi, CHP Genel Başkanı'nın davalıya yönelik ağır eleştirileri ve

başvurucunun davalının da aralarında bulunduğu kişilere yönelik ağır ifadeler

içeren yazıları çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

41. Ayrıca,davalı "...CHP'nin,

bir gazetenin edepsiz başyazarını neden transfer ettiği şimdi çok iyi

anlaşılıyor..." şeklindeki sözleriyle başvurucunun önceki

yazılarındaki ağır eleştirilerinden hareketle başvurucuya karşı bir değer

yargısını ifade etmiştir.

42. Somut olayda ilk derece mahkemesi, ifade özgürlüğü ile şeref

ve itibar hakkının korunması hakları arasında bir denge kurma işlemi yapmıştır.

İlk derece mahkemesi, davaya konu sözleri başvurucunun davalıya yönelik önceki

sözleri ile birlikte değerlendirmiş ve bu bağlamda başvurucuya yönelik

eleştirilerin kişilik haklarına saldırı seviyesinde olmadığına karar vermiştir.

43. İlk derece mahkemesinin kararında, Anayasa Mahkemesi

içtihatlarında ortaya konulan kriterleri herkesi tatmin edecek derecede

ayrıntılı olarak ele aldığı söylenemez. Ancak Anayasa Mahkemesinin vardığı

sonuçlarla birlikte karar değerlendirildiğinde Mahkemenin başvurucunun

davasının reddini haklı göstermek için sunduğu gerekçeler uygun ve yeterli

kabul edilmiştir.

44. Bu şartlarda yukarıdaki değerlendirmelerin tamamı ve yargı

mercilerinin farklı çıkarları dengelerken sahip oldukları takdir payları da

dikkate alındığında Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında yer alan

pozitif yükümlülüklere uyulduğu, derece mahkemelerince tarafların haklarının

değerlendirilmesinde açık bir dengesizlik saptanmadığı ve bu kapsamda bir

ihlalin olmadığının açık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

45. Açıklanan nedenlerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

27/12/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör

:

Recep KAPLAN

Başvurucu

:

Osman Oktay

EKŞİ

Vekili

:

Av. Fikret

İLKİZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/3092, 27 Aralık 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. V. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2014/12151, 4/6/2015, § 45
  12. A. Başvurunun açıkça
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Yıldırım
  15. Özgüldür
  16. Paksüt
  17. Kömürcü
  18. M. Emin KUZ
  19. Ekşi
  20. İlkiz
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/3092
Tarih
27 Aralık 2017

İlgili Kararlar

  • İmam Çelikdemir Başvurusu (B. No: 2014/20289)
  • Adem Cansever Başvurusu (B. No: 2014/15422)
  • Celal Asan Başvurusu (B. No: 2014/15507)
  • İbrahim Gültekin Başvurusu (B. No: 2014/13466)
  • Hüseyin Sezen Başvurusu (B. No: 2014/2041)
  • Oksana Chıcheıshvılı Başvurusu (B. No: 2014/19023)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.