İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Osman Uslu Başvurusu (B. No: 2014/9414)

1. Başvuru, tapu tahsis belgesinin iptal edilmesi ve bu sebeple

Başvuru No2014/9414Tarih26 Ekim 2017Okuma27 dk · 5.313 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Osman Uslu Başvurusu

Karar tarihi
26 Ekim 2017
Başvuru Numarası
2014/9414
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.313 kelime·27 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tapu tahsis belgesinin iptal edilmesi ve bu sebeple

uğranılan zararın karşılanmaması nedeniyle mülkiyet; tapu tahsis belgesinin

iptali işlemine karşı açılan davanın reddedilmesi ve yargılamanın makul sürede

tamamlanmaması nedeniyle adil yargılanma; taşınmazın fuzuli olarak işgal

edildiği gerekçesiyle ecrimisil istenilmesine ilişkin

işlemin iptali talebiyle açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle

mahkemeye erişim haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/6/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Mülkiyeti Hazineye ait İstanbul ili Bahçelievler ilçesi Yenibosna Kuleli mevkiinde bulunan 16 pafta 10883 parsel

sayılı 1.862 m² yüz ölçümlü taşınmazın 400 m²lik kısmı için başvurucu adına,

24/2/1984 tarihli ve 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara

Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 sayılı İmar Kanununun

Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun uyarınca 26/2/1986 tarihli ve

1/3379 yevmiye numaralı Tapu Tahsis Belgesi düzenlenmiştir.

9. Başvurucu, söz konusu tapu tahsis belgesine istinaden 1986

ile 2007 yılları arasında taşınmaz üzerindeki gecekonduda ikamet etmiştir.

A. Tapu Tahsis Belgesinin

İptali İşlemine İlişkin İdari ve Yargısal Süreç

10. 2007 yılında, taşınmazın 2/12/1981 tarihinde onaylanan imar

planında park alanı olarak ayrıldığı gerekçesiyle başvurucuya 2981 sayılı Kanun

uyarınca tanınan hak sahipliği şerhi terkin edilerek tapu tahsis belgesi iptal

edilmiştir.

11. Başvurucu, tapu tahsis belgesinin iptal edilmesine ilişkin

5/4/2007 tarihli işlemin iptali istemiyle İstanbul 3. İdare Mahkemesinde dava

açmıştır.

12. Dava devam ederken 2008 yılında taşınmaz üzerindeki

gecekondu, belediye tarafından yıktırılmıştır.

13. Dava, anılan Mahkemenin 21/1/2009 tarihli kararıyla

reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde imar planında yol, yeşil alan, park, okul

alanı gibi kamu kullanımına ayrılmış yerlerde yapılan yapıların 2981 sayılı

Kanun hükümlerinden yararlandırılmalarının mümkün olmadığı ifade edilmiştir.

Başvurucunun tapu tahsis belgesi için başvurduğu tarihte yürürlükte olan imar

planında taşınmazın park alanında kaldığı, bu sebeple tapu tahsis belgesinin

iptaline ilişkin işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.

14. Karar, Danıştay Altıncı Dairesinin 12/10/2009 tarihli

kararıyla onanmıştır.

15. Onama kararı 8/1/2010 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

16. Başvurucu bireysel başvurunun incelenme sürecinde 4/8/2014

tarihinde İstanbul 3. İdare Mahkemesi Başkanlığına verdiği dilekçe ile karar

düzeltme isteminde bulunmuştur.

17. Başvurucunun karar düzeltme istemi Danıştay Ondördüncü Dairesinin 11/6/2015 tarihli kararıyla süre

aşımı nedeniyle reddedilmiştir.

B. Ecrimisil İstenilmesi İşlemine İlişkin İdari ve Yargısal Süreç

18. İstanbul Defterdarlığınca, başvurucunun, mülkiyeti Hazineye

ait söz konusu taşınmazın 600 m²lik kısmını, tapu tahsis belgesinin iptalinden

sonra 25/12/2007 ile 6/8/2008 tarihleri arasında haksız olarak işgal ettiği

gerekçesiyle6.148,31 TL ecrimisil bedeli tespit ve

takdir edilmiş, buna dair 20/4/2012 tarihli ve 27067 sayılı ecrimisil

ihbarnamesi düzenlenmiştir.

19. Ecrimisil ihbarnamesi 30/10/2012

tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 28/11/2012 tarihinde ecrimisil ihbarnamesine itiraz etmiştir. Başvurucunun

itirazı yetkili komisyon tarafından değerlendirilmiş, 10/12/2012 tarihli ecrimisil düzeltme ihbarnamesi düzenlenmiştir. Ecrimisil düzeltme ihbarnamesinde, düzeltmeyi gerektirir

bir durum bulunmadığı belirtilmiştir.

20. Ecrimisil düzeltme ihbarnamesi

26/12/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş, başvurucu 10/1/2013 tarihinde ecrimisil düzeltme ihbarnamesine karşı itirazda

bulunmuştur. Başvurucunun itirazı 15/2/2013 tarihli işlemle reddedilmiş,

itirazın reddine dair işlem 21/2/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

21. Başvurucu ecrimisil düzeltme

ihbarnamesinin iptali istemiyle 8/4/2013 tarihinde İstanbul 6. İdare

Mahkemesinde dava açmıştır.

22. Dava, anılan Mahkemenin 15/7/2013 tarihli kararıyla süre

aşımından reddedilmiştir. Kararın gerekçesinde 30/10/2012 tarihinde tebliğ

edilen ecrimisil ihbarnamesine 28/11/2012 tarihinde

itiraz edilmekle işlemeye başlamış olan dava açma süresinin yirmi sekizinci

günde durduğu, idare tarafından dava konusu düzeltme ihbarnamesi ile itirazın

reddedilmesi ve buna dair işlemin26/12/2012 tarihinde tebliğ edilmesiyle dava

açma süresinin 27/12/2012 tarihinden itibaren tekrar işlemeye başladığı

belirtilmiştir. Buna göre 27/12/2012 tarihinden itibaren geriye kalan otuz iki

günlük dava açma süresinin son günü olan 28/1/2013 tarihine kadar dava açılması

gerekirken 8/4/2013 tarihinde açılan davanın süresinde olmadığı ifade

edilmiştir.

23. Karar, başvurucunun itiraz yoluna müracaatı üzerine İstanbul

Bölge İdare Mahkemesinin (Bölge İdare Mahkemesi) 9/12/2013 tarihli kararıyla

gerekçesi değiştirilerek onanmıştır. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanunu'nun 7. ve 11.; 19/6/2007 tarihli ve 26557 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Hazine

Taşınmazlarının İdaresi Hakkında Yönetmelik'in (Yönetmelik) 86. ve 87.

maddelerinin hukuki dayanak olarak gösterildiği onama kararının gerekçesinde, ecrimisil ihbarnamesine karşı düzeltme talebinde

bulunulması üzerine ecrimisil düzeltme ihbarnamesinin

düzenlenip tebliğ edilmesiyle ecrimisil alacağının

kesin olarak tahakkuk etmiş olacağı, ecrimisil

düzeltme ihbarnamesinin tebliği tarihinden itibaren altmış gün içerisinde dava

açılması gerektiği belirtilmiştir. Bu çerçevede mahkeme kararının gerekçesinin

yerinde olmadığı ancak ecrimisil düzeltme

ihbarnamesinin tebliğinden sonra yapılan ikinci idari başvurunun dava açma

süresini durdurmayacağı, ecrimisil düzeltme

ihbarnamesinin 26/12/2012 tarihinde tebliği üzerine altmış gün içerisinde dava

açılması gerekirken bu süre geçtikten sonra8/4/2013 tarihinde açılan davanın

süresinde olmadığı, bu itibarlakararda sonucu

itibarıyla hukuka aykırılık bulunmadığı ifade edilmiştir.

24. Başvurucunun karar düzeltme istemi, İstanbul Bölge İdare

Mahkemesi Dördüncü Kurulunun 9/4/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

25. Nihai karar 12/5/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

26. Başvurucu 10/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Mevzuat

27. 2577 sayılı Kanun'un

"Dava açma süresi" kenar başlıklı 7. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"1. Dava açma süresi, özel kanunlarında

ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştayda ve idare

mahkemelerinde altmış... gündür.

2. Bu süreler;

a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin

yapıldığı,

(...)

Tarihi izleyen günden başlar.(...)"

28. 2577 sayılı Kanun'un "Üst

makamlara başvurma" kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:

" 1. İlgililer

tarafından idari dava açılmadan önce, idari işlemin kaldırılması, geri alınması

değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması üst makamdan, üst makam yoksa

işlemi yapmış olan makamdan, idari dava açma süresi içinde istenebilir. Bu

başvurma, işlemeye başlamış olan idari dava açma süresini durdurur.

2. Altmış gün içinde bir cevap verilmezse

istek reddedilmiş sayılır.

3. İsteğin reddedilmesi veya reddedilmiş

sayılması halinde dava açma süresi yeniden işlemeye başlar ve başvurma tarihine

kadar geçmiş süre de hesaba katılır."

29. 2577 sayılı Kanun'un "İptal

ve tam yargı davaları" kenar başlıklı 12. maddesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"İlgililer haklarını ihlal eden bir idari

işlem dolayısıyla Danıştaya ve idare ve vergi

mahkemelerine doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı

davalarını birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın

karara bağlanması üzerine, bu husustaki kararın veya kanun yollarına

başvurulması halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası

sebebiyle doğan zararlardan dolayı icra tarihinden itibaren dava süresi içinde

tam yargı davası açabilirler.(...)"

30. 8/9/1983 tarihli ve 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu'nun 74.

maddesi şöyledir:

"Tarihi ve bedii değeri

olanlar hariç Hazinenin özel mülkiyetindeki yerlerin satışı, kiraya verilmesi,

trampası ve mülkiyetin gayri ayni hak tesisi ile Devletin hüküm ve tasarrufu

altındaki yerlerin kiraya verilmesi, mülkiyetin gayri ayni hak tesisi esasları

Maliye Bakanlığınca çıkarılacak yönetmelikte belirlenir.

31. 2886 sayılı Kanun'un 75. maddesinin ilgili kısmışöyledir:

" Devletin özel mülkiyetinde veya hüküm

ve tasarrufu altında bulunan taşınmaz malları ve Vakıflar Genel Müdürlüğü ile

idare ve temsil ettiği mazbut vakıflara ait taşınmazmalların,

gerçek ve tüzelkişilerce işgali üzerine, fuzuli şagilden,

bu Kanunun 9 uncu maddesindeki yerlerden sorulmak suretiyle, idareden taşınmaz

ve değerleme konusunda işin ehli veya uzmanı üç kişiden oluşan komisyonca

tespit tarihinden geriye doğru beş yılı geçmemek üzere tespit ve takdir

edilecek ecrimisil istenir.(...)

Ecrimisile itiraz edilmemesi halinde yüzde yirmi, peşin ödenmesi halinde ise

ayrıca yüzde onbeş indirim uygulanır. (...)"

32. Yönetmelik'in 3. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili

kısmı şöyledir:

" Bu Yönetmelik, 8/9/1983 tarihli ve 2886

sayılı Devlet İhale Kanununun 74 üncü

maddesine...dayanılarak hazırlanmıştır."

33. Yönetmelik'in "Ecrimisil ihbarnamesinin tebliği ve itiraz"

kenar başlıklı 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

" (1) Takdir edilen ecrimisiller,

takdir tarihinden itibaren onbeş gün içinde ecrimisil ihbarnamesi düzenlenerek fuzuli şagile elden veya iadeli taahhütlü mektupla tebliğ edilir.(...)

(2) Ecrimisil

işlemine karşı, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde ilgili İdareye

dilekçeyle müracaat edilerek düzeltme talebinde bulunulabilir. (...)

(3) Düzeltme talepleri, talep tarihinden

itibaren en geç otuz gün içinde bu amaçla oluşturulacak komisyonlarca karara

bağlanır ve sonucu karar tarihinden itibaren en geç onbeş

gün içinde düzenlenecek Ecrimisil Düzeltme

İhbarnamesi (Ek-10) ile ilgilisine tebliğ edilir.(...)

34. Yönetmelik'in "Ecrimisilin kesinleşmesi, vade tarihi ve tahsili"

kenar başlıklı 87. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Ecrimisil; Ecrimisil İhbarnamesinin (Ek-9), düzeltme talebinde

bulunulmuş ise Ecrimisil Düzeltme İhbarnamesinin

(Ek-10) ilgilisine tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde muhasebe

birimlerine ödenir."

2. Danıştay İçtihadı

35. Danıştay Onyedinci Dairesinin

17/3/2016 tarihli ve E.2015/1441, K.2016/1865 sayılı kararının ilgili kısmı

şöyledir:

"Dosyanın incelenmesinden, ecrimisil ihbarnamesinin davacıya 30/03/2010 tarihinde

tebliğ edildiği, bu ihbarnameye 28/04/2010 tarihinde yapılan itirazın

27/05/2010 gün ve 057197 sayılı ecrimisil düzeltme

ihbarnamesi ile reddedilerek 01/06/2010 tarihinde davacıya tebliğ edildiği,

bakılmakta olan davanın ise 02/08/2010tarihli dilekçeyle açıldığı

anlaşılmıştır.

Yukarıda sözü edilen Yönetmelik hükümlerinde, ecrimisil ihbarnamesine karşı yapılacak itiraz ile ilgili

olarak, itiraz mercii ve itirazın tabi olacağı süre yönlerinden 2577 sayılı

Yasadan farklı "özel" bir düzenleme getirilmiştir. Kendilerine ecrimisil ihbarnamesi tebliğ edilen kişilere var olan dava

açma haklarının yanında, bahse konu işlemin değiştirilmesi, kaldırılması veya

yeni bir işlem tesisi edilmesini sağlamak amacıyla itiraz (düzeltme) talebinde

bulunma hakkı da tanınmış,itiraz

yoluna başvurulması halinde ise itiraz merciine, konuyu değerlendirmesi ve

sonuçlandırması için itiraz dilekçesi, karar ile eklerinin kendisine

intikalinden itibaren en çok 30 günlük bir süre verilmiştir.

Bahse konu Yönetmelikte öngörülen itiraz yolu,

ecrimisilin kesinleşmesi için tüketilmesi gerekli

zorunlu bir yol değil ise de; bu yola başvurulması

durumunda tesis edilen işlemin yeni bir işlem olduğunun kabulü gerekir. Bir

başka ifadeyle, idare nezdinde yapılan itirazın sonuçlandırılmasıyla, itiraza

konu işlem kesinleşmiş olup; dava açma süresinin de kesin işlemin tebliğ

tarihinden itibaren başlatılması gerekir.

Dolayısıyla ecrimisil

ihbarnamesine karşı yapılan düzeltme talebinin 2577 sayılı Yasa'nın 11. maddesi

kapsamında değerlendirilmesine olanak bulunmamaktadır.

Bu itibarla, 01/06/2010 tarihinde tebliğ

edilen ecrimisil düzeltme ihbarnamesinin iptali

istemiyle altmış günlük dava açma süresi içerisinde 02/08/2010 (Pazartesi)

tarihinde açılan davada süre aşımı bulunmadığından, uyuşmazlığın esası hakkında

karar verilmek üzere Mahkeme kararının bozulması gerekmektedir."

36. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 2/6/2016 tarihli ve

E.2015/5005, K.2016/2359 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...ecrimisil

ihbarnamesi üzerine itiraz yolu mutlak olarak tüketilmesi gereken bir yol

olmamakla birlikte, ilgililerin bu yola başvurarak düzeltme isteminde bulunması

halinde, idarenin bu istemi görüşerek karara bağlaması ve ilgiliye ecrimisil düzeltme ihbarnamesini tebliğ etmesi zorunludur.

Her ne kadar idareye, düzeltme istemini

görüşme ve alacağı kararı ilgilisine tebliğ etme konusunda belirli süreler

tanınmış ise de, bu süreler, sürecin hızlı

yürütülmesini sağlamak için getirilmiş olup, belirtilen sürelerin geçirilmesi,

düzeltme isteminin zımnen reddi olarak yorumlanamaz. Zira, düzeltme isteminde

bulunulan hallerde ecrimisilin kesinleşmesi, ecrimisil düzeltme ihbarnamesinin düzenlenerek ilgilisine

tebliğine bağlanmıştır. Diğer bir deyişle, düzeltme isteminde bulunulan

hallerde, ecrimisil düzeltme ihbarnamesi bu konudaki nihai

işlem niteliği taşımaktadır.(...)"

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi

37. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes davasının,

medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar

verecek olan,... bir mahkeme tarafından,...

görülmesini isteme hakkına sahiptir..."

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi İçtihadı

38. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6. maddesinin

birinci fıkrasının açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciine erişim

hakkından söz etmese de maddede kullanılan terimler bir bütün olarak dikkate

alındığında mahkemeye erişim hakkını da garanti altına aldığı sonucuna

ulaşıldığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70,

21/2/1975, § 28-36). AİHM'e göre mahkemeye erişim

hakkı Sözleşme'nin 6. maddesinin 1. fıkrasında mündemiçtir. Bu çıkarsama,

Sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp 6.

maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin lafzının Sözleşme'nin amaç ve

hedefleri ile hukukun genel prensipleriningözetilerek

birlikte okunmasına dayanmaktadır. Sonuç olarak Sözleşme'nin 6. maddesinin

birinci fıkrası, herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili iddialarını

mahkeme önüne getirme hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).

39. AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye

erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını

gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Ancak

AİHM; bu sınırlamaların, kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek

şekilde ve genişlikte kısıtlamaması ve zayıflatmaması gerektiğini ifade

etmektedir. AİHM'e göre meşru bir amaç taşımayan ya

da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık

ilişkisi kurmayansınırlamalar Sözleşme'nin 6.

maddesinin birinci fıkrasıyla uyumlu olmaz (Sefer

Yılmaz ve Meryem Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013,

§ 19; Edificaciones March Gallego

S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34).

40. AİHM, dava hakkını süre sınırına bağlayan iç hukuk

hükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle

mahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte; AİHM'in

rolünün bu yorumun etkilerinin Sözleşme'yle uyumlu

olup olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı

getiren kuralların uygun adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına dayandığına

işaret eden AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasının ilgililerin

ulaşılabilir başvuru yollarına müracaatlarını engelleyecek mahiyette olmaması

gerektiğini değerlendirmektedir. AİHM, bu bağlamda her bir olayın, somut

başvuru yolunun özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci

fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğinin altını

çizmektedir (Eşim/Türkiye, § 20).

41. AİHM, bu ilkeler uyarınca mahkemelerin dava açılabilmesi

için öngörülen yasal yükümlülükleri uygularken hem yargılama adaletinin

zayıflamasına yol açacak düzeyde aşırı şekilcilikten hem de kanunlarda

öngörülen usule ilişkin gereklilikleri abes hâle getirecek seviyede aşırı

esneklikten kaçınması gerektiğini belirtmektedir. AİHM; kuralların, belirliliği

ve iyi adalet yönetimini sağlama amacına hizmet etme işlevlerini yitirmesi

hâlinde vedavaların esasının yetkili mahkeme

tarafından karara bağlanmasını önleyecek birtakım bariyerler oluşturma

fonksiyonu görmeleri durumunda mahkemeye erişim hakkının zedeleneceğini ifade

etmektedir (Eşim/Türkiye, § 21).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

42. Mahkemenin 26/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Tapu Tahsis Belgesinin

İptali İşlemine İlişkin İdari ve Yargısal Süreçle İlgili İhlal İddiaları

43. Başvurucu, tapu tahsis belgesinin iptal edilmesi nedeniyle

mülkiyet, bu işleme karşı açılan davanın reddedilmesi ve yargılamanın makul

sürede sonuçlanmaması nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş; tazminat talebinde bulunmuştur.

44. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin

başlangıcı 23/9/2012 tarihi olup bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve

kararlar aleyhine yapılan bireysel başvurular incelenebilir (Zafer Öztürk, B. No: 2012/51, 25/12/2012,

§ 17).

45. Başvuru konusu olayda başvurucunun tapu tahsis belgesinin

5/4/2007 tarihli işlem ile iptal edildiği, bu işleme karşı olağan kanun yolunun

ilk derece mahkemesi kararının Danıştay Altıncı Dairesince 12/10/2009 tarihinde

onanması ile tamamlandığı, nihai kararın 8/1/2010 tarihinde başvurucuya tebliğ

edildiği görülmektedir. Dolayısıyla başvuru konusu kararların 23/9/2012

tarihinden önce kesinleştiği anlaşılmıştır.

46. Öte yandan başvurucunun 10/6/2014 tarihinde bireysel

başvuruda bulunduktan sonra 4/8/2014 tarihinde, 12/10/2009 tarihli onama

kararına karşı karar düzeltme talebinde bulunarak Danıştay nezdinde yeni bir

süreç başlattığı, bu sürecin de 11/6/2015 tarihinde karar düzeltme talebinin

süre aşımı yönünden reddedilmesiyle neticelendirildiği görülmektedir. Söz

konusu karar düzeltme talebinin, bireysel başvurunun yapıldığı 10/6/2014

tarihinden sonra gerçekleştirildiği dikkate alındığında, bireysel başvuru

formundaki ihlal iddialarının başvuru tarihi itibarıyla henüz başlatılmamış olan

bu süreci kapsamadığı açıktır. Bu çerçevede bireysel başvurunun yapılmasından

sonra başlatılan söz konusu sürecin, konusu ve kapsamı itibarıyla bu bireysel

başvuruda Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin belirlenmesi

üzerinde de herhangi bir etkisinin bulunmadığı sonucuna varılmıştır.

47. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Tapu Tahsis Belgesinin İptali Sebebiyle

Uğranılan Zararların Karşılanmadığına İlişkin İhlal İddiaları

48. Başvurucu; tapu tahsis belgesine güvenerek taşınmazla ilgili

masraflar yaptığını, taşınmazın vergilerini ödediğini, tapu tahsis belgesinin

iptal edilmesinin idarenin kusurundan kaynaklandığını, bu sebeple uğradığı

zararın tazmin edilmesi gerektiğini ancak yaptığı masraflara yönelik herhangi

bir giderimde bulunulmadığını, keza taşınmaz üzerindeki yapının yıkımı

nedeniyle de kendisine bedel ödenmediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

49. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun, bireysel başvuru konusu şikâyetini

öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması ve bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177, 26/3/2013, § 17).

50. 2577 sayılı Kanun'un 12. maddesi uyarınca, idariişlemlerden doğan zararların tazmini amacıyla idare

aleyhine tam yargı davası açılması mümkündür.

51. Olayda başvurucunun, tapu tahsis belgesinin iptali işlemine

karşı sadece iptal davası açtığı, buna karşılık işlem dolayısıyla oluştuğu öne

sürülen zararların tazminine yönelik tam yargı davası açmadığı görülmektedir.

İdari işleme karşı açılan davanın reddedilmiş olması, söz konusu idari işlemden

doğan zararın tazmini istemiyle açılan davanın da olumsuz sonuçlanacağı

anlamına gelmemektedir. Aksine Türk idare hukukuna göre işlem hukuka uygun olsa

bile işlemden doğan zararların idarece karşılanması gerektiği durumlar söz

konusu olabilmektedir (benzer kararlar için bkz. Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546, 2/2/2017, §

28-39). Dolayısıyla açılacak tam yargı davasının sonuçsuz kalacağı söylenemez.

Bu durumda, tapu tahsis belgesinin iptali işleminden doğan zararın tazmin

edilmemesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının yetkili derece

mahkemeleri önünde tanınan başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru konusu

yapıldığı anlaşılmaktadır.

52. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C.Ecrimisil İstenilmesi

İşlemine İlişkin Yargısal Süreçle İlgili İhlal İddiaları

1. Başvurucunun İddiaları

53. Başvurucu, ecrimisil düzeltme

ihbarnamesinin iptali istemiyle açtığı davanın süre aşımı nedeniyle

reddedilmesinin adil olmadığını ileri sürmüş; yeniden yargılama yapılması

talebinde bulunmuştur.

2. Değerlendirme

54. Anayasa’nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

55. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

56. Başvurucunun ecrimisil düzeltme

ihbarnamesinin iptali istemiyle açtığı davanın süre aşımı nedeniyle

reddedilmesinin adil olmadığı yönündeki şikâyetlerinin özü, mahkemenin dava

açma süresini hesaplama usulünü belirleme ve sürenin başlangıcını tespit etme

noktasında hukuk kurallarını hatalı değerlendirmesi ve uygulaması neticesinde

uyuşmazlığın esasının incelenememesidir. Bu nedenle başvurucunun belirtilen

şikâyetleri bağlamındaki ihlal iddialarının mahkemeye erişim hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

57. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Hakkın Kapsamı ve

Müdahalenin Varlığı

58. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip

olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir unsurudur. Diğer

yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma" ibaresinin

eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan

AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim

hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd.

Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§ 34).

59. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi

ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden fayadalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya

koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil

yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:

2013/8896, 23/2/2016, § 33).

60. Somut olayda idari işlemin iptali istemiyle açılan davanın

süre aşımından reddedilmesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına

yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

61. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini, kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya

mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını

önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal

edebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,

B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

62.Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin

öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsızlaştırmadıkça -hukuki belirlilik

ilkesinin gereği olarak- mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ancak

mevzuatta öngörülen süre kurallarının hukuka açıkça aykırı olarak yanlış

uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriyle kişilerin dava

açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel olunması

mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş.

Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., §

38).

63. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz."

64. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

65. Bu sebeple müdahalenin somut başvuruya ilişkin olarak

Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmiş olan kanun tarafından öngörülme, haklı

bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup

olmadığının belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

66. Mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin kanunilik

şartını sağladığının kabulü için müdahalenin kanuni bir dayanağının bulunması

zorunludur.

67. Bununla birlikte temel hak ve hürriyetlerin

sınırlandırılmasına ilişkin kanunların şeklen var olması yeterli değildir.

Kanunilik ölçütü aynı zamanda maddi bir içeriği de gerektirmekte olup bu

noktada kanunun niteliği önem kazanmaktadır. Kanunla sınırlama ölçütü;

sınırlamanın erişilebilirliğini, öngörülebilirliğini ve kesinliğini ifade

etmektedir. Böylece uygulayıcının keyfî davranışlarının önüne geçtiği gibi

kişinin hukuku bilmesine de yardımcı olmakta, bu yönüyle hukuk güvenliği

teminatı sağlamaktadır (Halime Sare Aysal [GK], B. No: 2013/1789, 11/11/2015, §

62).

68. Kanunun bu gerekliliklere uygun olduğunun söylenebilmesi

için yeterince ulaşılabilir olması yani vatandaşların belirli bir olaya

uygulanabilir nitelikteki hukuk kurallarının varlığı hakkında yeterli bilgiye

sahip olabilmesi, ayrıca ilgili normun keyfîliğe

karşı uygun bir koruma sağlaması, yetkili makamlara verilen yetkinin

genişliğini ve icra edilme biçimlerini yeterli bir netlikte tanımlaması

gerekmektedir (Halime Sare

Aysal, § 63).

69. Hukukun kendisi -beraberinde getireceği idari pratiğin

dışında- söz konusu işlemin meşru amacını da gözönünde

tutarak keyfî müdahalelere karşı bireyi korumak için yetkili makamlara

bırakılan takdir yetkisinin kapsamını yeterince açık bir şekilde göstermelidir.(Halime Sare Aysal, § 64).

70. Bununla birlikte her ihtimale çözüm getiremeyecek olan yasal

mevzuatın sağladığı koruma seviyesi büyük ölçüde ilgili metnin düzenlediği alan

ve içeriğiyle birlikte muhataplarının niteliği ve sayısıyla yakından

bağlantılıdır. Bu nedenle kuralın karmaşık olması ya da belirli ölçülerde

soyutluk içermesi ve buna bağlı olarak hukuki yardım ile tam olarak

anlaşılabilir hâle gelmesi tek başına hukuken öngörülebilirlik ilkesine aykırı

görülemez. Bu kapsamda hak ya da özgürlüğe müdahale eden kural belirli

ölçülerdeki takdir alanını elbette uygulayıcıya bırakabilir. Fakat bu takdir

alanının sınırlarının da yeterli açıklıkta belirlenmesi ve kuralın asgari bir

kesinlik içermesi zaruridir (Halime Sare Aysal, § 65).

71. Bu kapsamda ilgili kanuni düzenlemenin söz konusu

sınırlamaya ilişkin temel çerçeveyi ortaya koymakla birlikte özellikle uygulama

koşulları ve usule ilişkin ayrıntıları düzenleyici işlemlere bırakması

mümkündür. Ancak bu ihtimalde de söz konusu düzenleyici işlemin yine

muhataplarınca ulaşılabilir olması ve içeriği hakkında ilgilileri yeterince

aydınlatacak nitelik ve açıklıkta olması gerekmektedir (Halime Sare Aysal,

§ 66).

72. Somut olayda ecrimisil düzeltme

ihbarnamesinin iptali istemiyle açılan davanın süre aşımından reddedilmesine

ilişkin mahkeme kararının 2577 sayılı Kanun'un 7. ve 11. maddeleri ile

Yönetmelik'in 86. maddesi hükmüne dayandığı görülmektedir. 2886 sayılı Kanun’da

Hazinenin özel mülkiyetindeki taşınmazların fuzuli olarak işgal edilmesinden

dolayı ecrimisil istenebileceği ve ilgilinin bu ecrimisile itiraz edebileceği öngörülmüştür. Yönetmelik'in

86. maddesinde ise ecrimisil ihbarnamesine karşı

yapılacak itiraz usulü ile ilgili ayrıntılı düzenlemelere yer verilmiştir. Söz

konusu Yönetmelik'in, 2886 sayılı Kanun’un 74. maddesi hükmüne dayanılarak

çıkarıldığı dikkate alındığında müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu

sonucuna varılmıştır (bkz. §§ 32-34).

73. Öte yandan başvuru konusu olayda ecrimisil

ihbarnamesine karşı açılacak davalarda dava açma süresinin belirlenmesiyle

ilgili mevzuatın karışık ve dağınık bir görünüm arz etmediği de görülmektedir.

Bu bağlamda gerek genel olarak idari işlemlere karşı yapılacak başvuru

yollarının ve dava açma sürelerinin düzenlendiği 2577 sayılı Kanun’un 7. ve 11.

maddeleri hükümlerinin gerekse ecrimisil

ihbarnamelerine karşı yapılacak özel itiraz usulü ile ilgili Yönetmelik

hükmünün hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin gerektirdiği şekilde

ulaşılabilir, açık, net ve anlaşılır, sonuçlarının makul bir düzeyde

öngörülebilir olduğu değerlendirilmiştir.

74. Bu tespitlere göre somut olayda başvurucunun mahkemeye

erişim hakkına yönelik müdahalenin kanunilik ölçütünü sağladığı sonucuna

varılmıştır.

(2)Meşru Amaç

75. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü güvence

altına alınmıştır. Maddede, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama

nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması

mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni

öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu

kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama

nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan

kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması mümkün olabilir. Dava açma

hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemenin, hak

arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm

alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa'nın

13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz (AYM, E.2015/96, K.2016/9,

10/2/2016, § 10).

76. İdarenin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altında

kalmasını engellemek, kamu hizmetinin hızlı, düzenli ve etkin biçimde

yürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idariişlem ve

eylemlere karşı yapılacak başvurular ve açılacak davalar kanunlarla belli

sürelere bağlanmıştır (aynı yönde karar için bkz. Mohammed Aynosah, § 39). Diğer yandan

idari işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalar için tanınan süreler,

mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik ya da

ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar

hakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne

geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet eder

(AYM, E.2014/92, K.2016/6, 28/1/2016, § 17). Dolayısıyla bu tür durumların

önlenmesi bakımından idari işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre

koşulunun öngörülmesi meşru amaçlara sahiptir.

(3)Ölçülülük

77. Bireysel başvuruya konu olayda, ecrimisil

düzeltme ihbarnamesinin iptali istemiyle açılan davada, Bölge İdare

Mahkemesinin dava açma süresini ecrimisil düzeltme

ihbarnamesinin tebliğ tarihinden başlatarak ve ecrimisil

düzeltme ihbarnamesine karşı yapılan idari başvurunun 2577 sayılı Kanun'un 11.

maddesi kapsamında dava açma süresini durdurmayacağını kabul ederek davayı süre

aşımı gerekçesiyle reddetmesi suretiyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına

yapılan müdahalenin ölçülü olup olmadığının incelenmesi gerekir.

(a) Genel İlkeler

78. Ölçülülük ilkesi "elverişlilik",

"gereklilik" ve "orantılılık" olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. "Elverişlilik" öngörülen müdahalenin ulaşılmak istenen

amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, "gereklilik" ulaşılmak

istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif

bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, "orantılılık" ise

bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir

dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E.2016/16, K.2016/37, 5/5/2016; E.2016/13, K.2016/127,

22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

B. No: 2013/817, 19/12/2013, § 38).

79. Hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması bakımından dava

açma hakkının belli bir süreyle sınırlandırılması tek başına mahkemeye erişim

hakkını ihlal etmemekte ise de öngörülen sürenin makul olması, diğer bir

ifadeyle haktan yararlanılmayı imkânsız kılacak veya aşırı derecede

zorlaştıracak derecede kısa olmaması gerekir. Dava açma süresininmakul

olup olmadığı değerlendirilirken, dava ile elde edilecek hakkın niteliği,

davanın konusu ve kişinin dava hakkının doğduğunu öğrenme imkânına sahip olup

olmadığı gibi hususlar gözönünde bulundurulmalıdır.

Öngörülen sürenin, dava açmak için gerekli araştırma ve hazırlıkların

yapılmasına, gerekiyorsa hukuki ve teknik yardım alınmasına yetecek ve hakkın

önemiyle orantılı bir uzunlukta olmaması durumunda ölçüsüz olduğu söylenebilir

(Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673,

25/7/2017, § 64).

80. Dava açma süresinin işlemeye başladığı an da mahkemeye

erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem

taşımaktadır. Bu kapsamda dava açma süresinin, hak sahibinin henüz dava

hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar

olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye

başlaması dava hakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini

zedeleyebilir (Yaşar Çoban, §

65).

81. Öte yandan mahkemeler, dava açma süresi öngören kanun

hükümlerini yorumlarken sınırlamanın istisna olduğu ilkesini gözeterek aşırı

şekilcilikten kaçınmalı ve yorum kurallarının imkân verdiği ölçüde davayı

ayakta tutma yolunda bir yaklaşım benimsemelidir. Bununla birlikte

mahkemelerin, sürenin varlık sebebini anlamsız kılma pahasına yorum

kurallarının sınırlarını zorlayarak kanunda öngörülen dava açma süresini

bertaraf etmesi hukuki güvenlik ve istikrar ilkesinin zedelenmesine neden

olabilir. Bu nedenle süreye ilişkin kanun hükümlerinin yorumunda hukuki

güvenlik ve istikrar ilkesi ile mahkemeye erişim hakkı arasındaki hassas denge

gözetilmelidir (Yaşar Çoban, §

66).

(b)İlkelerin Olaya

Uygulanması

82. Başvurucu, ecrimisil düzeltme

ihbarnamesine karşı yaptığı itiraz başvurusu üzerine2577 sayılı Kanun'un 11.

maddesi uyarınca dava açma süresinin durduğunu, idarenin ret cevabının tebliği

üzerine yeniden işlemeye başladığını, bu hesaplama yöntemine göre davanın

süresinde açıldığını ileri sürmektedir. Başvurucu, derece mahkemesinin dava

açma süresinin hesaplanmasına ilişkin hukuk kurallarını hatalı

değerlendirdiğinden ve uyguladığından şikâyet etmektedir.

83. İdarenin birtakım işlemler tesis etmek veya eylemlerde

bulunmak suretiyle yürüttüğü kamu hizmetlerinin düzenliliğini ve sürekliliğini

sağlamak amacıyla getirilen dava açma süresinin hangi tarihte başlayacağını

belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derece mahkemelerine

aittir. Bireysel başvuruda ikincillik ilkesi gereği, dava açma süresinin

başlatılacağı tarihin belirlenmesi ya da sürenin hesaplanma usulünün tespit

edilmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa

Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açma süresinin hangi tarihten

itibaren başlatılması gerektiği ve/veya hesaplanma usulüyle ilgili derece

mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın

koşulları ışığında incelemektir. Bu noktada derece mahkemelerinin, inceleyeceği

somut davada dava açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması

gerektiğini ya da sürenin hesaplanma usulünü tespit ederken uyuşmazlığın

konusuyla ilgili meri mevzuatın bütününü dikkate alabileceğinde herhangi bir

tereddüt bulunmamaktadır. Bununla birlikte derece mahkemelerince öncelikle dava

açma süresinin hesabında uygulanacak mevzuatın hukuki güvenlik ve belirlilik

ilkelerinin gereklerini sağlayıp sağlamadığının gözönünde

bulundurulması, bu hususta ayrıca her somut olayın kendi özel koşulları

çerçevesinde bireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapılması yolunun tercih

edilmesi mahkemeye erişim hakkının korunmasına yönelik en uygun yaklaşım tarzı

olacaktır.

84. Bireysel başvuruya konu gerekçeli onama kararında Bölge

İdare Mahkemesinin, uyuşmazlığın konusuna göre somut davada uygulanması gerekli

Yönetmelik hükümlerini, dava açma süresinin hesaplanması yönünden de 2577

sayılı Kanun ile birlikte ve bir bütün olarak değerlendirdiği görülmektedir

(bkz. § 23). Bu bağlamda Bölge İdare Mahkemesinin dava açma süresini

hesaplarken ilgili özel mevzuatı çerçevesinde itirazen

incelenerek karara bağlanmış vebu suretle kesinleşmiş

idari işleme (ecrimisil düzeltme ihbarnamesine) karşı

yeniden itiraz yoluna başvurulamayacağı, yapılan bu itirazın 2577 sayılı

Kanun’un 11. maddesi uyarınca dava açma süresini durdurmayacağı kabulünden hareket

ettiği, ihtilafın da bu noktadan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Bölge İdare

Mahkemesinin, idari işleme karşı özel mevzuatı çerçevesinde itiraz hakkını

zaten kullanmış olan başvurucunun idari süreci tamamlamış sayılacağını,

kesinleşmiş işlemin tebliğinden sonra artık yargısal sürecin işletilmeye

başlaması gerektiğini, bu itibarla yapılan ikinci itirazın dava açma süresini

durdurmayacağını değerlendirdiği görülmektedir. Bu değerlendirmeden hareketle itirazen kesinleşmiş ecrimisil

düzeltme ihbarnamesine karşı, tebliğinden itibaren altmış günlük dava açma

süresi içerisinde doğrudan dava açılması gerektiği belirtilmiştir.

85. 2577 sayılı Kanun'un 7. maddesi uyarınca idari işlemlere

karşı idare mahkemelerinde dava açma süresi altmış gün olup bu süre, kural

olarak idari işlemin yazılı tebliğinden itibaren işlemeye başlar. Bununla

birlikte anılan Kanun'un 11. maddesi uyarınca ilgililerin idari yargıda dava

açmadan önce ve dava açma süresi içinde idari işlemin kaldırılması, geri

alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılmasını üst makamdan; üst

makam yoksa işlemi yapmış olan makamdan istemeleri mümkündür. Tebliğ ile

işlemeye başlamış olan dava açma süresi idareye başvurulduğu tarihte durur ve

isteğin reddedilmesi veya altmış gün içinde cevap verilmeyerek reddedilmiş

sayılması hâlinde kaldığı yerden işlemeye devam eder. 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesiidari dava açılmadan önce idari işlemlere karşı

itiraz amacıyla ve isteğe bağlı olarak yapılabilecek idari başvuru usulünü ve

bu başvurunun yapılması hâlinde dava açma süresinin ne şekilde hesaplanacağını

düzenleyen genel bir hükümdür. Öte yandan ilgili Yönetmelik'te kendisine ecrimisil ihbarnamesi tebliğ edilen kişiye doğrudan dava

açma hakkının yanında bahse konu işlemin değiştirilmesi, kaldırılması veya yeni

bir işlem tesis edilmesini sağlamak amacıyla itiraz (düzeltme) talebinde

bulunma hakkı da tanındığı görülmektedir. Yukarıda yer verilen (bkz. §§ 35, 36)

Danıştay içtihadında ortaya konulduğu üzere söz konusu Yönetmelik'te, ecrimisil ihbarnamesine (idari işleme) karşı yapılacak

idari itiraz ile ilgili olarak itiraz mercii ve itirazın tabi olacağı süre

yönlerinden 2577 sayılı Kanun’un 11. maddesinden farklı, özel bir düzenleme

getirildiği anlaşılmaktadır.

86. Bölge İdare Mahkemesinin dava açma süresinin hesaplanma

usulüne ilişkin söz konusu yorumunun Danıştay içtihadıyla uyumlu olduğu

görülmektedir. Ayrıca dava açma süresinin hesaplanmasında uygulanan mevzuatın

hukuki güvenlik ve belirlilik ilkelerinin gereklerini sağladığı da

anlaşılmaktadır. Nitekim başvurucunun ecrimisil

ihbarnamesine yapılacak itiraz başvurusuyla ilgili bu özel düzenlemede

öngörülen usule uygun olarak itirazını gerçekleştirdiği, idarenin de aynı

düzenlemedeki usule uygun olarak itirazı neticelendirdiği ve buna dair nihai

kararını başvurucuya tebliğ ettiği görülmektedir.

87. Yukarıda yer verilen tespitler ışığında ve somut olayın özel

koşullarında Bölge İdare Mahkemesinin maddi olaya uygulanan kuralın 2577 sayılı

Kanun’un 11. maddesinden farklı, özel bir düzenleme olduğu yolundaki kabulden

hareketle dava açma süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi ve sürenin

hesaplanma usulünün tespit edilmesiyle ilgili yorumunun, başvurucunun dava açmasını

aşırı derecede zorlaştıracak ya da imkânsız kılacak nitelikte katı bir yorum

olmadığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına

yönelik müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.

88. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim

hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tapu tahsis belgesinin iptali işlemine ilişkin idari ve

yargısal süreçle ilgili ihlal iddialarının

zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tapu tahsis belgesinin iptali sebebiyle uğranılan zararların

karşılanmadığına yönelik ihlal iddialarının

başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Ecrimisil istenilmesi işlemine

yönelik mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

26/10/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Gülbin AYNUR

Başvurucu

:

Osman USLU

Vekili

:

Av. Öznur

USLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/9414, 26 Ekim 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Tapu Tahsis Belgesinin
  7. IV. İlgili Hukuk
  8. A. Ulusal Hukuk
  9. B. Uluslararası Hukuk
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Tapu Tahsis Belgesinin
  12. B. Tapu Tahsis Belgesinin İptali Sebebiyle
  13. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  14. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Yıldırım
  16. Özgüldür
  17. Akıncı
  18. Topal
  19. M. Emin KUZ
  20. Uslu
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/9414
Tarih
26 Ekim 2017

İlgili Kararlar

  • Ercan Şengül ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/15268)
  • Birgül Pişkin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/2085)
  • Ahmet Uğur Balkaner Başvurusu (B. No: 2014/13535)
  • Eıza Kashkoeva Başvurusu (B. No: 2016/9483)
  • Bekir Kul Başvurusu (B. No: 2014/20193)
  • A. S. Başvurusu (B. No: 2016/5688)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.