İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

R.k. Başvurusu (B. No: 2013/6950)

1. Başvuru; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, nitelikli cinsel

Başvuru No2013/6950Tarih20 Nisan 2016Okuma48 dk · 9.587 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm R.K. Başvurusu

Karar tarihi
20 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/6950
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

9.587 kelime·48 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, nitelikli cinsel

saldırı, kasten yaralama, hakaret, tehdit ve mala zarar verme suçlarından

verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar nedeniyle işkence ve kötü

muamele yasağı ile mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/9/2013 tarihinde Muğla 2. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 25/4/2014 tarihinde kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 5/6/2015 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü 13/7/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

18/8/2015 tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiştir. Başvurucu 27/8/2015

tarihinde Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. 1967 doğumlu olan başvurucu, başvuru tarihinden altı yıl

kadar önce ilk eşinden boşanmıştır.

9. 1948 doğumlu olan şüpheli İ.A. ile başvurucu, 4/2/2013

tarihinde evlenmiştir. Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi'nden (UYAP) temin

edilen bilgilere göre başvuru tarihinden sonra 29/1/2014 tarihinde

boşanmışlardır.

10. Başvuru konusu olaylar başvurucuyla şüphelinin tanıştığı

19/1/2013 ile 7/2/2013 tarihleri arasında meydana geldiği ileri sürülen cinsel

saldırı ve diğer iddialarla ilgilidir.

11. Başvurucu 19/1/2013 tarihinde ablası N.Ç.nin

arkadaşı D.G. vasıtasıyla Isparta’da şüpheli İ.A. ile tanışmıştır.

12. Başvurucu, şüpheliyle tanıştıkları 19/1/2013 ilâ 7/2/2013 tarihlerindeşüpheliye isnat olunan eylemlere maruz kalması

nedeniyle 7/2/2013’te evden kaçarak İzmir’e gitmiştir.

13. 7/2/2013 tarihinde saat 16.00’da başvurucu İzmir ili Bornova

ilçesinde bulunan Garaj Şehit Mehmet Akdoğan Polis Merkezi Amirliğine eşi İ.A.

hakkında kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, nitelikli cinsel saldırı, kasten

yaralama, hakaret, tehdit ve mala zarar verme suçlarından şikâyette

bulunmuştur.

14. Başvurucunun aynı gün ifadesi ve adli raporları alınmıştır.

15. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca İzmir 4. Aile Mahkemesinden

8/3/2012 tarihli ve 6284 sayılı Ailenin Korunmasına ve Kadına Karşı Şiddetin

Önlenmesine Dair Kanun’a göre 8/2/2013 tarihli ve 2013/61 Değişik İş sayılı

koruma kararı aldırıldıktan sonra 28/2/2013 tarihli ve 2013/19402 soruşturma,

K.2013/1158 sayılı kararıyla suç yerinin Ödemiş olması nedeniyle yetkisizlik

kararı verilmiştir. Soruşturmaya Ödemiş Cumhuriyet Başsavcılığının 2013/971

sayılı dosyası üzerinden devam edilmiştir.

1. Başvurucunun Beyanları

16. Başvurucu 7/2/2013 tarihinde Bornova ilçesi Garaj Şehit

Mehmet Akdoğan Polis Merkez Amirliğinde verdiği beyanında özetle altı yıl önce

ilk eşinden ayrıldığını, bir diş hekiminin yanında çalışmaya başladığını, Isparta’da

19/1/2013’te ablası N.Ç.nin arkadaşı olan D.G.

vasıtasıyla şüpheli İ.A. ile tanıştığını, bir süre şüpheliyle yüz yüze

görüştüklerini, görüşme esnasında ablası N.Ç. eniştesi R.Ç ve D.G.nin de bulunduğunu, şüphelinin kendisiyle evlenmek

istediğini söylemesi üzerine iki gün süre istediğini, yaşayacağı yeri görüp

daha sonra düşünmek istediğini, bunun üzerine ablası, eniştesi ve şüpheliyle

birlikte şüphelinin yaşadığı Ödemiş ilçesi Bozdağ kasabasına şüpheliyle

birlikte gittiklerini, bir gece evinde misafir olup ertesi gün 20/1/2013’te

Isparta’ya geri döndüklerini, ablası ve eniştesini evine bıraktıktan sonra ben

hacıyım, benim dini vecibelerime göre imam nikâhımızı kıyalım diyerek tekrar

Ödemiş ilçesi Bozdağ kasabasına geldiklerini, orada komşu köyün imamını

getirerek dini nikâhlarını kıydırdıklarını, akşam artık sen benim karımsın,

önemli olan dini nikâhtır deyip evinde kalmasını istediğini, artık ilişkiye

girebiliriz dediğini, daha sonra rızasıyla ilişkiye girdiklerini, ilişki

sırasında tanışmalarına aracılık eden D.G.ye 250.000 TL para verdiğini

söylediğini, kendini satılmış gibi hissettiğini, bunun üzerine aralarında kavga

çıktığını, kendisine tokat attığını ancak doktora gitmediğini, İ.A.nın evinde kalmaya devam ettiğini, resmî nikâh

yaptırmak istediğini söylemesi üzerine nikâh için müracaatta bulunduklarını,

önceki eşinden olan kızının Muğla’da lisede okuması nedeniyle 25/1/2013

tarihinde Muğla’ya onu görmeye gittiklerini, kızını İstanbul’a ağabeyinin

yanına göndermek üzere otogara bıraktıklarını, kızıyla oğlunun telefonda

konuştuklarını, kızının oğluna annem evlenmiş, ben yalnız geleceğim demesi

üzerine oğlunun kendisini arayarak seni annelikten reddediyorum diye tepki

gösterdiğini, araçla üçü birlikte giderken kendisinin araçtan inerek dışarıda

kızıyla konuşmak istediğini söylemesi üzerine şüphelinin kızına araçtan

inmesini söylediğini, bunun üzerine kızıyla birlikte araçtan indiklerini,

şüphelinin kendisinin araçtan inmesine izin vermemesi üzerine şüpheliyle bir

süre boğuştuklarını, daha sonra kızının otobüsle İstanbul’a gittiğini,

kendisinin Isparta’ya otobüsle döndüğünü, şüphelinin kendisine ben sensiz

yaşayamam şeklinde mesaj çektiğini, şüphelinin ablası N.Ç. ve ilk olarak

tanışmalarına vesile olan ablasının arkadaşı D.Ç.yi

aralarını düzeltmesi için aradığını, şüphelinin 31/1/2013 tarihinde İstanbul’da

bulunan annesinin ev adresini öğrendiğini, yarım saat sonra yanına geleceğini,

kendisiyle görüşmezse annesinin evinin önünde rezillik çıkaracağını

söylediğini, korktuğu için konuşmayı kabul ettiğini, saat 17.30’da İstanbul

Kartal Köprüsü’nün yanına bir arkadaşıyla birlikte araçla geldiklerini, oradan

arabalı vapura bindiklerini, vapurdayken cep telefonunu alarak denize

fırlattığını artık bitti gidiyoruz, sen benimsin, ben delikanlıyım diye

bağırdığını, daha sonra araçla geri dönmek üzere yola çıktıklarını, aracın arka

kapıları kilitli olduğu halde Bursa’ya arabalı vapurla geldiklerini, Bursa’da

bir lokantada yemek yediklerini, 1/2/2013’te saat 01.30 sularında şüphelinin

Ödemiş ilçesi Bozdağ köyünde bulunan evine geldiklerini, ertesi gün nikâh

işlemleri için Ödemiş’e gittiklerini, nikâh için kan verdiklerini, 4/2/2013

günü için nikâh günü aldıklarını, o gün nikâh yaptırdıklarını, nikâhtan önce

notere giderek mal ayrılığı sözleşmesi imzaladıklarını, daha sonra resmî nikâh

yaptırdıklarını, saat 16.30’da evedöndüklerinde

ilişkiye girdiklerini daha sonra livata suretiyle

zorla ırzına geçtiğini, evin bahçesinde bağı çözülmüş iki köpek bulunduğu için

kaçmaya cesaret edemediğini, 7/2/2013 tarihine kadar her gün iki üç kez ırzına

geçtiğini, 7/2/2013 günü sabah 09.30’da şüphelinin uyuması üzerine evden

kaçtığını, İzmir’e gitmek için bilet aldığını, saat 12.30’da jandarmayı

aradığını, jandarmanın kendisine İzmir’e inince polise şikâyetçi olmasını

söylediğini beyan etmiştir.

17. Başvurucunun 17/4/2013 tarihli Muğla Cumhuriyet

Başsavcılığında vekili huzurunda istinabeyle alınan ifadesinde ilk

beyanlarından farklı olarak kanser nedeniyle 1999 yılında sağ göğsünün, 2010

yılında da yumurtalıklarının alındığını, şüpheliyle evlenmeden önce bunları ona

anlattığını, doktor raporunda belirtilen yaralanma, morluk ve ısırıkların

şüpheliyle cinsel ilişki sırasında oluştuğunu ancak sağ yüzük parmağındaki

kesinin bıçakla, sağ el üstündeki yanığın sigara ile eşinin eylemleri sonucunda

gerçekleştiğini, nikâh günü kuaföre gidip saçını yaptırdığını, kuyumcudan üç

bilezik bir alyans aldıklarını, 4/2/2013 tarihinde evlendikten sonra kendisini

Bozdağ beldesinde bulunan evine götürüp zorla tuttuğunu, buradan kaçamadığını,

kimseye haber veremediğini ifade etmiştir.

18. Başvurucunun 26/4/2013 tarihli Ödemiş Cumhuriyet

Başsavcılığında vekili huzurunda önceki beyanlarına ilave olarak şüpheliyle ilk

ilişkiye girdikleri 21/1/2013’ten bir gün sonra tekrar ilişkiye girdiklerini

daha sonra İ.A.nın livata

suretiyle ırzına geçtiğini, 25/1/2013’e kadar onun evinde kaldıklarını,

tanışmalarına aracı olan D.G.yi arayarak para alıp

almadığını sorduğunu, onun telefonu kapattığını, Muğla’da tartışmaları üzerine

şüpheliyle evlenmek istemediğini söyleyerek Isparta’ya döndüğünü, bir gece

Isparta’da kalarak ertesi gün İstanbul’a döndüğünü, İstanbul’da işe

başladığını, resmî nikâh kıyıldıktan sonra normal yoldan rızasıyla ilişkiye

girdiklerini ancak şüphelinin daha sonra fiilî livata

yoluyla ırzına geçtiğini, 5/2/2013 günü eve fidan sökümü için işçilerin

geldiğini, şüphelinin de fayans yaptığını, fayans tamir ederken şüpheliye

yardım ettiği sırada fayansı kaydırdığını, şüphelinin buna kızarak bıçakla sağ

el yüzük parmağını kestiğini, "Sana

ders olsun." dediğini, kapıya sigara içmeye çıktığını,

şüphelinin elindeki sigarayı alarak sağ elinde sigarayı söndürdüğünü, şüpheli

uyumak için üst kata çıkınca evden kaçtığını, bir otele sığındığını, şüphelinin

livata yoluyla ırzına geçerken herhangi bir

kayganlaştırıcı madde kullanmadığını ancak kendisinin de buna mukavemet

göstermediğini, ilişki sonrasında muayeneden önce banyo yaptığını, 25 Ocak’ta

şüphelinin telefonundan kızını aradığını, çocuklarının yüzüne bakacak durumda

olmadığı için 29 ile 31 Ocak tarihleri arasında çocuklarına durumu

söyleyemediğini, yaşananlara rağmen kendi rızasıyla resmî nikâh kıydırdığını,

nikâh fotoğraflarına bu nedenle bir diyeceğinin olmadığını, resmî olarak

evlendikten sonra kocası olan şüphelinin bu eziyetlerine son vereceğini

düşündüğünü, o nedenle evlendiğini, şüpheliye 29/1/2013 tarihinde cep

telefonundan sevgi sözcükleri içeren mesajı kendisinin gönderdiğini, şüpheliyi

sevdiğini ancak sonradan hayal kırıklığına uğrayarak kaçtığını, şüphelinin

imamın evinde kendisini dilini kerpetenle sökerim diye tehdit ettiğini

belirtmiştir.

2. Şüphelinin Savunmaları

19. Şüpheli 29/3/2013 tarihli Cumhuriyet savcılığında müdafi ile

birlikte yaptığı savunmasında; müştekiyle (başvurucu) arkadaşı D.G.

aracılığıyla tanıştığını, D.G.nin kendisini arayarak

uygun bir bayan olduğunu, evlenmek isteyip istemediğini sorduğunu, evlenmek

istediği için onun yanına gittiğini daha sonra birlikte Keçiborlu ilçesi

Kozluca köyünde bulunan müştekinin ablası N.Ç.nin

evine gittiklerini, burada müştekinin eniştesi R.Ç.nin

de bulunduğunu, müşteki ile bu evde yalnız konuştuklarını, anlaştıklarını daha

sonra müşteki bundan sonra yaşayacağı yeri görmek istediği için birlikte evinin

bulunduğu Ödemiş ilçesi Bozdağ kasabasına geldiklerini, burada müştekinin

kardeşi ve eniştesi ile birlikte o gece evinde kaldıklarını, ertesi gün

Keçiborlu ilçesine şahısları geri bıraktığını, müşteki ile birlikte

Keçiborlu’dan müştekinin Muğla’da okuyan kızının yanına gittiklerini daha sonra

müştekinin İstanbul iline oğlunun yanına gideceğini söylediğini, İstanbul

ilindeyken telefonla arayarak kendisini almasını istediğini, bunun üzerine

arkadaşı Ali M. ile birlikte İstanbul’a gittiklerini, Ali M.yi

yedek şoför olarak aldığını, İstanbul’da müştekiyi alarak Ödemiş ilçesi Bozdağ

kasabasına geri döndüklerini,gece saat 01.00 gibi

Bozdağ’a vardıklarını, müştekinin o gece nerede kaldığını hatırlamadığını,

ertesi gün nikâh işlemlerine başladıklarını, işlemlerin iki üç gün sürdüğünü,

bu süreçte müştekinin nerede kaldığını bilmediğini, resmî nikâhtan önce imam

nikâhı kıyılmadığını, nikâhtan önce kuyumcu M.A.dan

takı satın aldıklarını, müştekinin kendisine bir tane bilezik alacağını

söylemesine rağmen fazladan iki adet bilezik daha aldığını, daha sonra saçını

yaptırmak üzere kuaföre gittiğini, müştekinin kuyumcudan fazladan takı alması

nedeniyle kendisiyle para için evlendiğini düşünmeye başladığını, bu sebeple

avukatına danıştığını, avukatının tavsiyesi üzerine nikâhtan önce Ödemiş 2.

Noterliğine giderek mal ayrılığı sözleşmesi imzaladıklarını, sözleşmenin

imzalanması sonrasında müştekinin kendisine güvenmediğini söylemesi üzerine

tartıştıklarını, saat 15.00 civarında Ödemiş Belediyesi nikâh salonunda

nikâhlarının kıyıldığını, nikâhtan sonra Bozdağ kasabasındaki evlerine

gittiklerini, burada cinsel ilişkiye girmek amacıyla soyunduklarında müştekinin

göğüslerinden birinin olmadığını fark ettiğini, ne olduğunu sorduğunda göğüs

kanseri olduğunu ve bu nedenle göğsünün birinin alındığını, hatta

yumurtalıklarının da alındığını söylediğini, bu nedenle başka hastalıklar da

olabilir düşüncesiyle müşteki ile cinsel ilişkiye girmediğini, müştekinin

7/2/2013 tarihine kadar evinde kaldığını, müştekiyi evde zorla tutmadığını,

7/2/2013 günü saat 11.30 civarında arkadaşı D.G.nin

telefonu ile uyandığını, arkadaşı D.G.nin müştekinin

jandarmaya sığındığını kendisine söylediğini, hemen kasabadaki jandarma

karakoluna gittiğini, burada bir uzman çavuşla görüştüğünü, müştekiye telefon

ile ulaşmaya çalıştığını ancak telefonlarına yanıt vermediğini daha sonra uzman

çavuşun müştekiyi telefonla aradığını ancak müştekinin bu telefona da

bakmadığını, sonrasında müştekininuzman çavuşu

aradığını ve zorla kaçırılmadığına, alıkonulmadığına dair bilgiler verildiğini,

suçlamaların gerçek dışı olduğunu, para için evlenen müştekinin noter

sözleşmesi yapılmasının ardından bu şekilde iftira attığını, birkaç gün sonra

Ödemiş Aile Mahkemesine boşanma davası açtığını, müştekinin de daha sonra Muğla

ilinde boşanma davası açtığını, müştekinin raporlarındaki morluk ve sıyrıkların

nasıl oluştuğunu bilmediğini, bu izleri müştekinin kendi kendine yaptığını

düşündüğünü söylemiştir.

3. Başvurucunun Raporları

20. Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesinin 7/2/2013 tarihli

ve 15.00 saatli genel muayene raporuna göre; sol kolda morluk ve kızarıklık,

sol ve sağ kolda hassasiyet, sağ ve sol uylukta morluk, sol gluteal

(kalça) bölgede dişle oluşturulmuş ısırık izleri, sol meme üzerinde morluk ve

dişle oluşan ısırık izleri,her iki gluteal bölgede kızarıklık ve morluk, sol el başparmak

üzerinde 0,5 cm’lik sıcak cisim ile meydana gelen yanık

izi ve çevresinde kızarıklık, sağ el üçüncü parmakta 0,5 cm’lik

kesici delici aletle meydana gelen kesi bulunduğu, yoğun anksiyete

yaşadığı, hastanın darp ve cinsel saldırı sonucunda vücut ağrısı ve anksiyete şikâyetinin bulunduğu kayıtlıdır.

21. Ege Üniversitesi Hastanesinin 7/2/2013 tarihli ve 21.35

saatli vajinal muayene raporunda; perianal bölgede

patolojik bulgu olmadığı, spekulum (metal çubuk)

tatbikinde daha önce total abdominal histerektomi (rahmin alınması) ve bilateral

salpingo ooforektomi (yumurtalıkların

alınması) öyküsü olduğunu söyleyen hastanın vajen cuffının olağan olduğu, vajende

eser miktarda beyaz gri sıvı olduğu, anal muayene raporunun genel cerrahi

uzmanından alınması gerektiği bildirilmiştir.

22. Ege Üniversitesi Hastanesinin 7/2/2013 tarihli, 23.50 saatli

anal muayene raporunda; anüs çevresinde herhangi bir lezyon, ekimoz, kızarıklık, hematom, fissür ve ödem bulunmadığı yazılıdır.

23. İzmir Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 8/2/2013 tarihli ve 11.29

saatli raporuna göre; önceki genel muayene raporundaki bulgulara göre mevcut

yaraların basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif nitelikte

olmadığı kayıtlıdır.

24. Muğla Adli Tıp Şube Müdürlüğünün 17/4/2013 tarihli raporunda;

17/4/2013 tarihinde yapılan muayenesinde önceki raporlarda geçen fiziki

bulguların tamamen iyileştiği, ancak şahsın geceleri uykuya dalamama, kabuslar

görme, ağlama, işe gidememe, dışarı çıkamama gibi belirtilerin bulunduğu,

depresif duygu durum ile giden uyum bozukluğunun basit tıbbi müdahale ile

giderilemeyeceğini, bahsi geçen lezyonların şahıs tarafından kendi kendine

oluşturulmasının mümkün olmadığının düşünüldüğü ancak bu konuda İstanbul Adli

Tıp Kurumu İlgili İhtisas Kurulundan rapor alınabileceği bildirilmiştir.

4. Ödemiş İlçe Jandarma Komutanlığı Tarafından

Tanzim Edilen 16/5/2013 Tarihli Olay Yeri İnceleme Tutanağı

25. Cumhuriyet savcısı tarafından Ödemiş İlçe Jandarma

Komutanlığından şüphelinin evinin bulunduğu yerde inceleme yapılarak evin bahçe

kısmı ve duvarlarının niteliğinin, bahçede köpek bulunup bulunmadığının, olay

yerinin en yakın işyeri, konut ve kamu binasına olan mesafesinin, olay yerine

yakın pansiyonya da otel bulunup bulunmadığının

tespit edilmesi istenmiştir.

26. Ödemiş İlçe Jandarma Komutanlığı tarafından yapılan

tespitte; şüpheli İ.A.nın halen Bozdağ beldesi …

adresinde ikamet ettiği, şahsın ikamet adresinin Bozdağ beldesinin güneyinde

belde merkezine yaklaşık 220 m uzaklıkta, hakim bir yamaçta, en yakın yerleşim

birimine yaklaşık 50 m uzaklıkta, çevresinde fazla yerleşim birimi bulunmayan,

iki katlı, etrafı 3-5 metre uzunluğunda taş duvarla çevrili, taş duvarların

üzerleri fens teli ve dikenli tellerle çevrili, giriş

kapısı kumanda ile açılıp kapanabilen demir kapıdan ibaret korunaklı bir yapı

olduğu, bahçe içerisinde biri kangal, diğeri küçük terrier

tipine benzer iki adet köpeğin bulunduğu, belde merkezinden eve 343 m uzaklıkta

Yayla Pansiyonu’nun bulunduğu, olay günü şüpheli İ.A.nın Ovacık Jandarma Karakol Komutanlığına şifahi

müracaatta bulunarak, Uzman Jandarma Çavuş M.A.K.ye eşi R.A.nın

evde olmadığını, kendisinin telefonlarına cevap vermediğini, sabah kendisine

gelen telefonla eşinin jandarmaya sığındığı haberini aldığını ve bunun üzerine

karakola geldiğini beyan ettiği, daha sonra Uzman Jandarma Çavuş M.A.K.nin İ.A.dan temin ettiği

numaradan müştekiye ait telefonu aradığı, şahsın ilk aramada telefona cevap

vermediği, kısa süre sonra R.A.nın Uzman Jandarma

Çavuş M.A.K.yi aradığı, müştekiye telefonda eşi İ.A.nın karakolda olduğunu ve kendisine ulaşamadığı için

endişelendiğini söylemesi üzerine müştekinin, kendi rızası ile evden kaçtığını,

eşi İ.A.nın kendisine psikolojik baskı uyguladığını,

kendisinden eziyet gördüğünü beyan ettiği, Uzman Jandarma Çavuş M.A.K.nin bu konuda jandarmaya müracaat etmesini

söylediğinde müştekinin otobüsle İzmir iline gitmekte olduğunu, otogarda

kendisini polisin karşılayacağını, durumu polise anlattığını ve İzmir’e

vardığında polise müracaatta bulunacağını beyan etmesi üzerine telefon görüşmesinin

sonlandırıldığını, şüphelinin 5/2/2013 tarihinde evine geldiği belirtilen

fayans işçilerinin kimler olduğunun tespit edilemediği, haricen yapılan

araştırmada müşteki ile şüpheli İ.A.nın Isparta ili

Keçiborlu ilçesi Kozluca köyünde 17-18 Ocak 2013 tarihinde D.G. aracılığıyla

tanıştıkları, aynı akşam Bozdağ beldesine İ.A., müşteki R.A., R.A.nın ablası ve eniştesi ile birlikte gelerek kalacağı

evi gördükleri, gece aynı evde kaldıkları, 1/1/2013 sabahı tekrardan Isparta

iline birlikte gittikleri, 20/1/2013 günü İ.A.nın

müştekiyi yanına alarak Bozdağ beldesine geri döndükleri, İ.A.nın

aynı gün imam nikâhı kıymak için Tekke köyü imamı S.Ç.yi

telefonla aradığı, S.Ç.nin beyanında aynı gün akşam İ.A.nın evine geldiği, resmî nikâhlarının olup olmadığını

sorduğunda İ.A.nın resmî nikâhlarının olmadığını

fakat en kısa zamanda resmî nikâhın kıyılacağını beyan ettiği, S.Ç.nin resmî nikâh olmadan dini nikâh kıyamayacağını

söylemesine rağmen İ.A.nın dini nikâhın kıyılması

için ısrar ettiği, ısrar üzerine S.Ç.nin birkaç dua

okuduğunu, dua okuduğu sırada müştekiyi hiç görmediği, R.A.nın

kapı arkasında olduğunu ve bu şartlar altında dini nikâhın yapılamayacağını

söylediği, ertesi gün 21/1/2013 tarihinde resmî nikâh için müracaatta

bulundukları, 23/1/2013 günü Tekke kasabasına İmam S.Ç.nin

evine ziyarete gittikleri, S.Ç.nin beyanında evde

oturduğu esnada müştekinin sorulan soruya cevap verdiği sırada İ.A.nın müdahale ederek "Senin dilin fazla uzadı, eve

gidince senin dilini kerpetenle sökerim." şeklinde bir cümle kullandığı,

25/1/2013 günü müşteki ile İ.A.nın müştekinin kızını

İstanbul'a yolcu etmek için Muğla iline gittikleri, otogarda tartıştıkları, R.A.nın beyanında 25/1/2013 günü otogardaki tartışma

sonunda almış olduğu İstanbul biletini Isparta iline çevirdiği ve Isparta iline

gittiği fakat İ.A.nın kendine ait aracıyla R.A.dan önce Isparta iline gittiği, burada tekrardan

konuştukları İ.A. ile Bozdağ beldesine gelmeyeceğini beyan ettiği, İ.A.nın Isparta ilinden ayrılarak Bozdağ beldesine geldiği,

R.A.nın 26/1/2013 tarihinde İstanbul iline gittiği,

30/1/2013 günü İ.A.nın İstanbul iline geldiği, R.A.

ile görüştükleri ve birlikte tekrar Bozdağ beldesine evine geldikleri,

31/1/2013 günü nikâh işlemlerine başladıkları, 4/2/2013 günü resmî nikâh

kıyarak Bozdağ beldesinde bulunan İ.A.nın evine

geldikleri, 7/2/2013 günü İ.A.nın evde uyuduğu sırada

R.A.nın evden kaçarak Bozdağ beldesinde Yayla

Pansiyon’a sığındığı, Yayla Pansiyon çalışanları tarafından minibüsle R.A.nın Ödemiş ilçesine bırakıldığı, R.A.nın

otobüs ile İzmir iline kaçtığı tespit edilmiştir.

5. 6284 sayılı Kanun’a Göre Alınan Koruma

Kararı

27. İzmir 4. Aile Mahkemesinin 8/2/2013 tarihli ve 2013/61

Değişik İş sayılı kararı ile şüpheli İ.A.nın

müştekinin bulunduğu eve 1 ay süreyle yaklaşmasının yasaklanmasına ve altı ay

süreyle müştekiye karşı şiddet, hakaret ve tehdit içeren söz ve davranışlarda

bulunmamasına karar verilmiştir.

6. Tanık Beyanları

28. Evlenmeye aracılık eden başvurucunun arkadaşı tanık D.G.

22/4/2013 tarihli Cumhuriyet savcılığındaki beyanında özetle; Afyon ili Dinar

ilçesinde ikamet ettiğini, çiftçilikle geçimini sağladığını, İ.A.yı beş altı yıldır tanıdığını, müştekinin ablası ve

eniştesinin Keçiborlu ilçesi Kozluca köyünde ikamet ettiklerini, müştekinin

eniştesi R.Ç. ile ailece görüştüklerini, bu kişilerle görüşmelerinin birisinde

müştekinin ablası N.Ç.nin kız kardeşinin evlenmek

istediğini, uygun biri olup olmadığını sorduğunu, aklına arkadaşı İ.A.nın geldiğini, İ.A.nın da

daha önce kendisine evlenmek istediğini söylediğini, bu nedenle İ.A. ile

beraber Kozluca kasabasına gittiklerini, müşteki ve şüphelinin burada konuşup

anlaştıklarını, bir süre sonra müştekinin ablası N.Ç.nin

Şubat ayı başında kendisini aradığını, müştekinin Bozdağ'daki evden kaçtığını,

arkadaşı İ.A.nın kendisine kötü davrandığını

söyleyene kadar bu kişilerden haberdar olmadığını, bunun üzerine İ.A.yı aradığını, İ.A.nın eşini

evde bulamayınca hemen jandarma karakoluna gittiğini, olayla ilgili başka bir

bilgisinin olmadığını, evlenmeye aracılık yaptığı için İ.A.dan

para almadığını söylemiştir.

29. Başvurucunun eniştesi tanık R.Ç. 5/4/2013 tarihli jandarmaya

verdiği beyanında özetle; müştekinin baldızı olduğunu, altı yıl önce eşinden

ayrıldığını, yaklaşık bir yıl kadar önce müştekinin kendisine "Enişte sen benim babam yerindesin, ben yeniden

evlenmek istiyorum, bana münasip gördüğünüz, bildiğiniz, bana bakabilecek bir

kişi bulabilirseniz ben onunla evleneceğim." dediğini, bunun

üzerine 2013 Şubat ayı içinde Dinar ilçesinde yaşayan ve aile dostu olan D.G.ye

durumu anlattığında kendisine şüpheli İ.A.dan

bahsettiğini, İ.A.nın da yıllar önce eşinden

ayrıldığını daha sonra ikisini görüştürmeye karar verdiklerini, Keçiborlu

ilçesi Kozluca köyünde bulunan evlerinde buluşturduklarını, konuşmaları

sonucunda anlaştıklarını, evlenmeye karar verdiklerini, o gün şüpheli ve

arkadaşı D.G.nin gittiklerini, müştekinin kendi

evlerinde kaldığını, ertesi gün eşi N.Ç. başvurucu ve şüpheli ile birlikte

yaşayacakları yeri baldızına göstermek için İzmir ili Ödemiş ilçesine

gittiklerini, şüphelinin evini gördüklerini, şüphelinin aynı gün resmî nikâh

işlemlerini başlattığını, baldızının kendilerine "Ben şu andan sonra burada kalmak istiyorum, sizi

Kozluca'ya götürüp bırakalım." dediğini, aynı gün kendilerini

Kozluca kasabasına getirip bıraktıklarını, yaklaşık bir hafta kadar sonra

eşinin kendisini arayarak şüphelinin baldızına tecavüz ve işkence yaptığını, bu

nedenle baldızının evden kaçtığını söylediğini, olayla ilgili başka bilgisinin

olmadığını beyan etmiştir.

30. Başvurucunun kız kardeşi tanık N.Ç. 5/4/2013 tarihli jandarmada

verdiği beyanında tanık R.Ç. ile aynı mahiyette beyanda bulunmuştur.

31. Dini nikâh kıydığı öne sürülen tanık İmam S.Ç. kollukta ve

Cumhuriyet savcığında verdiği beyanlarında özetle İ.A.nın kendini nikâh için çağırdığında evine gittiğini,

resmî nikâhlarının olup olmadığını sorduğunda, İ.A.nın

olmadığını söylemesi üzerine nikâh kıymak istemediğini ancak İ.A. ısrar edince

şahitler olmadan imam nikâhının olmayacağını söylediğini, tekrar ısrar edince

sadece hayırlı bir geçim için dua ettiğini, nikâh kıymadığını, iki üç gün

geçince bir kandil gecesinde İ.A. ile müştekinin kendi evine geldiklerini, evde

bulunduğumuz sırada R.A.nın bir şey söylemek istemesi

üzerine İ.A.nın

“Senin dilin fazla uzadı, eve gidince dilini kerpetenle keseceğim.”

diye söz sarf ettiğini, kadının zorla tutulduğuna, eziyete maruz kaldığına,

dövüldüğüne dair bir durum sezinlemediğini ifade etmiştir.

32. Dinî nikâh kıydığı öne sürülen imamın eşi tanık Y.Ç.

7/5/2013 tarihli kollukta verdiği beyanında özetle üç ay kadar önce bir akşam

Bozdağ beldesinden İ.A.nın

eşini telefonla araması üzerine nikâh kıyacağım diyerek evden çıktığını, iki üç

gün sonra İ.A.nın yanında bir kadınla evlerine

geldiğini, eşi ile İ.A.nın yatsı namazı kılmak için

camiye gittiklerini, evde bir saat kadar o kadınla birlikte kaldıklarını, çay

servisi yaparken kadının gözlerinin dolduğunu söylemiştir.

33. Şüphelinin müştekiye altın aldığı kuyumcu tanık M.A.

22/4/2013 tarihli Cumhuriyet Savcılığındaki beyanında başvurucunun yanında

türbanlı bir bayanla gelerek 4.500 TL değerinde bilezik aldıklarını, aralarında

bir sorun olmadığını söylemiştir.

34. Şüpheliyle birlikte İstanbul’a giden arkadaşı ve nikâh

şahidi olan Ali M. 22/4/2013 tarihli Cumhuriyet Savcılığındaki beyanında özetle

Ödemiş İlçesinde lokanta işlettiğini, şüpheli İ.A.yı

müşterisi olması sebebiyle tanıdığını daha önceden eşinden ayrıldığını

duyduğunu, bir gün işyerine geldiğinde İstanbul'a gitmesi gerektiğini,

kendisini götürüp götüremeyeceğini sorduğunu, İstanbul’u iyi bilmediğini

söylediğini, askerliğini İstanbul'da yapması ve oğlunun İstanbul’da

üniversitede okuması sebebiyle İstanbul’u iyi bildiğini, İ.A.nın

aracıyla birlikte İstanbul’a gittiklerini, saat 18.30 civarında İstanbul’a

vardıklarını, Kartal Köprüsü altında elinde valiziyle türbanlı bir bayanı gördüklerini,

İ.A.nın araçtan inerek bayanla sarıldıklarını daha

sonra arabalı vapurla Bursa’ya geçtiklerini, Bursa'da birlikte bir lokantada

yediklerini, gece yarısı 01.30 civarında Ödemiş’e geldiklerini, birkaç gün

içinde şahısların nikâhlarının kıyıldığını, kendisinin de nikâh şahitliği

yaptığını, taraflar arasında herhangi bir tartışma, zorla alıkoyma, kavga olayı

yaşanmadığını, oldukça samimi olduklarını söylemiştir.

35. Nikâh şahidi olan tanık A.A. 22/4/2013 tarihli Cumhuriyet

Savcılığındaki beyanında özetle çiçeklik işiyle uğraştığını, şüpheliyi çiçek

alım satımı ve üretimi işiyle uğraşmasından dolayı tanıdığını, nikâhtan iki üç

gün önce yeniden evleneceğini ve nikâh şahidi olmasını istediğini, birlikte

belediye nikâh salonuna giderek şahitlik yaptığını, müşteki ile İ.A. arasında

herhangi bir problem sezinlemediğini ifade etmiştir.

36. Resmî nikâha katılan şüphelinin kız kardeşinin kızı S.G.

22/4/2013 tarihli Cumhuriyet savcılığındaki beyanında dayısı olan şüphelinin

kırk dört yıllık eşinden ayrıldığını, nikâh töreninde bir anormallik

olmadığını, müştekinin makyajlı ve güzel giyimli bir şekilde törene geldiğini

söylemiştir.

37. Yayla Pansiyonu çalışanı tanık S.Ç. 7/5/2013 tarihli

Jandarma’da verdiği beyanında özetle; üç ay kadar önce saat dokuz on sularında bir

kadının pansiyona geldiğini, “beni buradan hemen götürün, bana işkence yapıyorlar“ diyerek patronu S.A.ya

sarılarak ağladığını, daha sonra patronu S.A.nın eşi M.A.ya durumu anlattığını, M.A.nın

otel çalışanı T.Ç.yi de alarak kadını Ödemiş’e

götürdüklerini söylemiştir.

38. Yayla Pansiyonu çalışanı tanık T.Ç. 7/5/2013 tarihli

Jandarma’da verdiği beyanında özetle üç ay kadar önce saat 09.00 sularında

çalıştığı pansiyondan markete gittiğinde telefonla eşinin kendisini aradığını,

acil olarak pansiyona gelmesini, bir bayanın elinde valizle pansiyona geldiğini

söylemesi üzerine pansiyona geri döndüğünü, pansiyona ait aracın içine

sıkıntısı olduğu belli olan bir bayanın olduğunu, aracı M.A.nın

kullandığını, ne olduğunu kendisine sorduğunda, İ.A. ile evlendiğini, kendisini

dövdüğünden evden kaçtığını söylediğini, daha sonra bayanı Ödemiş Otogarı’na

bıraktıklarını söylemiştir.

39. Yayla Pansiyonu sahiplerinden tanık S.A. 9/5/2013 tarihli

kolluk ifadesinde özetle; Bir yabancı kadının olay günü pansiyona gediğini “Beni buradan götürün, bana işkence yapıyorlar.” dediğini,

bunun üzerine kulağı az işiten eşi M.A.ya

durumu anlattığını, pansiyonda işçi olarak çalışan T.Ç.yi

aradığını, eşi M.A. ve çalışan T.Ç.ninpansiyonun

minibüsü ile kadını Ödemiş’e götürdüklerini söylemiştir.

40. Yayla Pansiyonu sahiplerinden tanık M.A. 9/5/2013 tarihli

kolluktaki ifadesinde eşi olan tanık S.A. ile aynı içerikte beyanda

bulunmuştur.

41. Şüpheli İ.A.nin müşteki evden

kaçtıktan sonra Ovacık Jandarmada Komutanlığında şifahen başvurduğu Jandarma

Uzman Çavuş M.A.D. 7/6/2013 tarihli Cumhuriyet savcılığında verdiği beyanında

özetle olay günü nöbetçi astsubay olarak karakolda bulunduğunu, öğle saatine

yakın saatlerde daha önceden Bozdağ kasabasında ikamet ettiği için tanıdığı

şüpheli İ.A.nin karakola geldiğini, karısının evde

olmadığını, telefonlarına cevap vermediğini, karısına ulaşamadığını

söylediğini, bunun üzerine eşinin telefon numarasını aldığını, bayanın cep

telefonunu aradığını, ilk önce telefona yanıt vermediğini ancak birkaç dakika

sonra telefonunu bayanın geri aradığını, kendisini tanıttığını, evden zorla mı

kaçırıldığını sorduğunda kendisinin ağlamaklı bir ifadeyle evden rızasıyla

kaçtığını, kimse tarafından kaçırılmadığını, otobüste İzmir’e gitmekte olduğunu

söylediğini, bunun üzerine herhangi bir darp olayı yaşanıp yaşanmadığını

sorduğunu, bayan kocasının kendisini dövmediğini, darbetmediğini,

psikolojik ve cinsel baskı uyguladığını, bu nedenle dayanamayarak evden

ayrıldığını ayrıca kendisini İzmir otogarında polislerin karşılayacağını,

oradan rapor almaya gideceğini söylemesi üzerine bayana şikâyetçi olması için

jandarma karakoluna gelebileceğini ifade ettiğini, bayanın kendisine İzmir

polisine gideceğini söylediğini daha sonra İl Jandarma Komutanlığı ve İlçe

Jandarma Komutanlığını telefonla aradığını, bayanın yaptığı bir müracaat olup

olmadığını araştırdığını, herhangi bir müracaat olmadığını öğrenince ve zorla

kaçırılma gibi bir durumun olmadığını, kocası tarafından darp edilmediğini açık

açık söylediği için herhangi bir adli olay bulunmadığı düşüncesiyle işlem

yapmadığını söylemiştir.

7. Kovuşturmaya Yer Olmadığına Dair Karar

42. Yapılan soruşturma sonucunda Ödemiş Cumhuriyet

Başsavcılığının 12/6/2013 tarihli ve 2013/971 soruşturma, K.2013/1191 sayılı

kararıyla atılı tüm eylemlerden delil yetersizliği nedeniyle kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümleri şöyledir:

“…

Soruşturma kapsamında söz konusu bu evliliğe

aracılık eden müştekinin ablası ve eniştesi ile şüphelinin arkadaşı olan D.G.

isimli şahsın, tarafların nikâhtan önce alışveriş yaptıkları kuyumcu M.A.nın, nikâh sırasında şahitlik yapan A.A. ve S.E.nin, şüpheli ile İstanbul iline giden Ali M. isimli

şahsın olayla ilgili ayrıntılı beyanları alınmış, şüpheliye ait 0533 258 …

No.lu hattın görüşme kayıtları talep edilmiş, ayrıca kolluk tarafından olay

yerinin ayrıntılı tespiti, fotoğraflanması yaptırılmış, tüm bunlar ışığında

26/4/2013 tarihinde avukatı ile birlikte Cumhuriyet Başsavcılığımıza gelen

müştekinin huzurda üçüncü kez ifadesi alınmış, müştekinin her üç ifadesinde

olayla ilgili beyanlarında açık çelişkiler bulunduğu, 26/04/2013 tarihindeki

üçüncü ifadesi sırasında dahi kendi içinde çelişkili anlatımlarda bulunduğu, bu

hususun kendisine hatırlatılmasının ardından ilk ifadesinin daha doğru olduğunu

ifade ettiği, ilk ifadesinde henüz resmî nikâh kıyılmadan önce şüpheli ile

birlikte kaldıkları sürede normal yoldan cinsel ilişkiye girdiklerini, resmî

nikâh yapıldığı gün ve sonrasındaki iki gün boyunca ise hem normal yoldan hem

de ters yoldan birden çok kez ilişkiye girdiklerini beyan etmesine rağmen,

savcılığımızca alınan ifadesinde … ters yoldan ilişkiye girdiğini, bunu

kendisinin istememesine rağmen şüphelinin zorla yaptığını, … İstanbul'dan zorla

getirildikten sonra evlilik hazırlığı için şüphelinin avukatının yanına

uğradıklarını, şüphelinin yeğeni S.E. ile buluştuklarını, mağazadan kıyafet

aldıklarını, S.E. ile kuaföre gittiklerini, daha sonra şüpheli ile notere

gittiklerini, nikâh kıyıldığı gün şüpheli ile normal ilişki yaşadıklarını, ertesi

gün (5/2/2013) tarihinde hem normal yoldan hem ters ilişki yaşadıklarını, aynı

gün eve fidan söküm işi için işçilerin geldiğini, bunlara çay ve yemek

verdiğini, fakat kesinlikle konuşmasının yasak olduğunu, 6/2/2013 tarihinde de

ters ilişki yaşadıklarını, 7/2/2013 tarihi sabah saatlerinde şüpheli ile mutfak

tezgahına fayans yapıştırdıkları sırada fayans kaydığı için şüphelinin sağ el

yüzük parmağının altı kısmını elindeki bıçakla kestiğini, bunun küçük bir

sıyrık olduğunu ve ceza olarak yaptığını, aynı gün kapıya çıkarak sigara içtiği

sırada şüphelinin gelerek sigarayı elinden aldığını ve sağ elinde sigarayı

söndürdüğünü daha sonra yatmak amacıyla odaya çıkan şüphelinin uyumasını fırsat

bilerek evden kaçtığını belirtmiş, bu ifadedeki olay silsilesinin ilk

ifadesindeki olay silsilesi ile örtüşmediği görülmüş, ayrıca müştekiye, şüpheli

adına kayıtlı ve fakat ifadesinde kendisi tarafından kullanıldığını beyan

ettiği telefon ile kendisi adına kayıtlı başka bir telefon arasında çok sık

şekilde yapılan görüşme kayıtları sorulmuş, müştekinin, şüpheli adına kayıtlı

olan bu telefonu kendisinin kullandığını ifade ettiği ve yine bu telefondan

kendisi adına kayıtlıolan fakat kızının kullandığı

telefonu aradığını beyan ettiği görülmüş, ayrıca şüpheli vekili tarafından

savcılığımıza ibraz edilen müştekinin, şüpheliye çekmiş olduğu "açmammm, dayanamammm, seni

seviyorum yaaaa anla anla" şeklindeki mesaj

içeriği hatırlatılmış, bu mesajı kendisinin çektiğini kabul ettiği, şüpheliyi

sevdiğini ve yeniden bir hayat kurabileceğini düşündüğünü belirttiği

görülmüştür.

Müştekinin Cumhuriyet Başsavcılığımızda alınan

üçüncü ifadesinde belirttiği hususlar doğrultusunda yeniden bir araştırma

yapılmış, bu ifadesinde şüpheli ile aralarında imam nikâhı kıyıldığını, sonraki

tarihlerde mevlit kandili sebebiyle bu imamın evinde eşi ile birlikte

şüphelinin ve imamın namazdan dönmesini beklediklerini, şüphelinin bu evde de

kendisine "dilini kerpetenle kopartırım" şeklinde sözlerle tehditlerde

bulunduğunu, bu sözleri imam ve eşinin duyduğunu beyan etmesi üzerine, hem

iddia konusu resmî nikâh olmaksızın evlenmek için dinsel tören yapmak suçu

bakımından şüphelinin tespiti hem de tehdit iddiası ile ilgili bilgilerine

başvurulmak üzere söz konusu kişilerin kim olduğu araştırılmış, bu kapsamda

müştekinin imam nikâhı olarak adlandırdığı eylemi gerçekleştiren şahsın

Tekkeköy imamı olarak görev yapan S.Ç. olduğu, bu şüphelinin ve eşi Y.Ç.nin herhangi bir tehdit olayına tanık olmadıklarını

beyan ettikleri görülmüş, bu bağlamda şüpheli S.Ç. hakkındakiiddialar

(resmî nikâh olmaksızın evlenmek için dinsel tören yapmak) bakımından

soruşturmanın tefrikine karar verilmiş, yine müştekinin olay sonrası telefon

görüşmesi yaptığı jandarma görevlisinin kim olduğu belirlenerek tanık olarak

ifadesine başvurulan Bozdağ Jandarma Karakolunda görevli Uzman Çavuş M.A.K.

ifadesinde; olay günü İ.A.nın karısını evde

bulamadığını, telefonla ulaşmaya çalıştığını, fakatulaşamadığını

beyan ederek müracaat ettiğini, bu nedenle müşteki bayanı kendi telefonuyla

aradığını, müşteki bayanın telefonda kendisine evden rızasıyla kaçtığını, kimse

tarafından kaçırılmadığını, kocasının kendisini dövmediğini, darp etmediğini

sadece psikolojik ve cinsel baskı uyguladığı için evden ayrıldığını, kendisini

İzmir Otogarı’nda polislerin beklediğini söylediğini beyan ettiği görülmüştür.

Tamamlanan soruşturma neticesinde müşteki R.A.nın soruşturma kapsamında alınan üç farklı ifadesinde

açık çelişkili beyanlarda bulunması, olayın hemen akabinde verdiği ilk

ifadesinde herhangi bir bıçakla sağ el parmağının kesilmesi ya da sol el baş

parmağı üzerinde sigara söndürülmesi eyleminden bahsetmemesine rağmen sonraki

beyanında bu olayları aktarması, olayın hemen akabinde aynı gün alınmış raporda

sağ el orta parmağının üzerinde belirtilen 0,5 cm'lik

bir kesiyi şüphelinin fayans işi sırasında bu fayansı

kaydırması sebebiyle ceza maksadıyla gerçekleştirdiğine dair hayatın olağan

akışına aykırı iddiası (çok küçük miktardaki bu kesinin cezalandırma maksadıyla

bu şekilde özenle yapılmasının mümkün olmaması),müştekinin, şüpheli ile

birlikte gayriresmî ve resmî olarak yaşadığı dönemde

takı almak için kuyumcuya, saçını yaptırmak için kuaföre, kıyafet almak için mağazaya,

sözleşme yapmak için notere gitmesine, bu yerlerde çok sayıda insanla muhatap

olma imkanı yakalamasına rağmen hiç bir yerde zorla alıkonulduğuna, tehdit,

hakaret ya da cinsel saldırıya maruz kaldığına dair bir beyanda bulunmayışı,

müştekinin, şüpheli ile tanışıp 25/01/2013 günü yaşadıklarını iddia ettiği

tartışmadan sonra İstanbul iline gitmesine rağmen şüpheli ile görüşmelere devam

etmiş oluşu, buradan şüpheliye "açmammm, dayanamammm, seni seviyorum yaaaa

anla anla" şeklindeki bir mesaj çekmiş oluşu, müştekinin, şüpheli ile

yaşamaya başladığı tarihlerde telefonla çok rahat şekilde kızını arayabilmesi

(bu imkanı olan bir kişinin kolluk kuvvetine de rahatlıkla gerekli ihbarı

yapabileceği değerlendirilmiş), tarafların nikâh görüntülerini içeren kayıtların

incelenmesi neticesinde zorla alıkoymaya, zor kullanılmaya dair bir emarenin

olmayışı, aksine tersi bir tablonun kayıtlarda yer alması ve en önemlisi

müşteki ile şüphelinin evlendiği tarih olan 4/2/2013 tarihi ile müştekinin

evden ayrıldığı tarih olan 7/2/2013 tarihi arasındaki üç günlük sürede birden

fazla kez müştekinin zorla fiili livataya maruz

kaldığı iddiası bulunmasına rağmen, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel

Cerrahi Anabilim Dalı doktoru tarafından yapılan muayenede fiili livataya dair hiç bir bulgunun tespit edilememiş oluşu

dikkate alındığında şüpheli İ.A.nın müştekiyi zorla

alıkoyduğuna, bu şekilde "kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma" suçunu

işlediğine, müştekiye yönelik "cinsel saldırı" eyleminde bulunduğuna,

tehdit ve hakaretlerde bulunduğuna, onun telefonunu alıp denize atmak suretiyle

"mala zarar verme" suçunu işlediğine, 25/1/2013 tarihinde Muğla ili

otogarında müştekiyi darp ederek "kasten yaralama" suçunu işlediğine

dair kamu davası açmaya yeter delil elde edilemediği kanaatine varılmış, yine

her ne kadar şüpheli İ.A.nın müşteki ile cinsel

ilişkiye girmediğini beyan ettiği görülse de, müştekininilk

ifadesinde şüpheli ile rızası doğrultusunda ilişkiye girdiğini anlattığı,

talimatla Muğla Cumhuriyet Başsavcılığında alınan ifadesinde ise vücudundaki bu

izlerin şüphelinin kasten yaralama eylemi neticesinde gerçekleşmediğini açıkça

ifade ettiği, bu beyanın verildiği sırada müştekinin avukatının dayanında bulunduğu ayrıca şüpheli İ.A.nın

7/2/2013 tarihinde eşinin bulunamadığına dair karakola yaptığı başvuru

sırasında Jandarma Uzman Çavuş M.A.D.nin müşteki ile

cinsel ilişkiye girdiğine dair şifahi beyanları dikkate alınarak ve müştekideki

söz konusu izlerin kalça, göğüs ve her iki kol arka kısmında bulunması, bu

izlerin tarafların yaşadığı cinsel ilişki sırasında gerçekleşmiş olabileceği

yönünde değerlendirilmiş, müştekinin Muğla Cumhuriyet Başsavcılığındaki

beyanları ile tanık jandarma komutanının müşteki ile yaptığı görüşmede

müştekinin darp edilmediğine, dövülmediğine, psikolojik ve cinsel baskı

sebebiyle evi terk ettiğine dair beyanları bu kanının oluşmasında rol

oynamıştır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde söz konusu bu

eylemlerin müştekiye yönelik "kasten yaralama" suçu sonucu oluşmadığı

sonuç ve kanaatine varılmış, kamu davası açılması için yeterli delil elde

edilemeyen şikâyet konusu olaylar bakımından yasal takibatın devamına lüzum

kalmadığı anlaşılmıştır.

…”

43. Bu karara başvurucunun yaptığı itiraz Salihli Ağır Ceza

Mahkemesinin 17/7/2013 tarihli ve 2013/1075 Değişik İş sayılı kararıyla

reddedilmiştir.

44. Ret kararı başvurucuya 5/8/2013 tarihinde tebliğ edilmiş,

4/9/2013 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre aşımının bulunmadığı

anlaşılmıştır.

B. İlgili Hukuk

45. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 86.,

102., 106., 109., 125. ve 151. maddelerinin suç tarihinde yürürlükte olan

ilgili fıkraları şöyledir:

“Kasten yaralama

Madde 86- (1) Kasten başkasının vücuduna acı

veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi,

bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) (Ek fıkra: 31/3/2005 – 5328/4 md.) Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin

basit bir tıbbî müdahaleyle giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde,

mağdurun şikâyeti üzerine, dört aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para

cezasına hükmolunur.

…

Cinsel saldırı

Madde 102- (1) Cinsel davranışlarla bir

kimsenin vücut dokunulmazlığını ihlâl eden kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, iki

yıldan yedi yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Fiilin vücuda organ veya sair bir cisim

sokulması suretiyle işlenmesi durumunda, yedi yıldan oniki

yıla kadar hapis cezasına hükmolunur. Bu fiilin eşe karşı işlenmesi hâlinde,

soruşturma ve kovuşturmanın yapılması mağdurun şikâyetine bağlıdır.

…

Tehdit

Madde 106- (1) Bir başkasını, kendisinin veya

yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı

gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis

cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara

uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun

şikayeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para

cezasına hükmolunur.

…

Kişiyi hürriyetinden yoksun kılma

Madde 109- (1) Bir kimseyi hukuka aykırı

olarak bir yere gitmek veya bir yerde kalmak hürriyetinden yoksun bırakan

kişiye, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir.

(2) Kişi, fiili işlemek için veya işlediği

sırada cebir, tehdit veya hile kullanırsa, iki yıldan yedi yıla kadar hapis

cezasına hükmolunur.

…

(5) Suçun cinsel amaçla işlenmesi halinde,

yukarıdaki fıkralara göre verilecek cezalar yarı oranında artırılır.

…

Hakaret

Madde 125- (1) Bir kimseye onur, şeref ve

saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden

veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi,

üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

Mağdurun gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle

ihtilat ederek işlenmesi gerekir.

…

Mala zarar verme

Madde 151- (1) Başkasının taşınır veya

taşınmaz malını kısmen veya tamamen yıkan, tahrip eden, yok eden, bozan,

kullanılamaz hale getiren veya kirleten kişi, mağdurun şikâyeti üzerine, dört

aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır.

…”

46. 4/12/2014 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun

236. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mağdur ile şikâyetçinin dinlenmesi

Madde 236 – (1) Mağdurun tanık olarak

dinlenmesi halinde, yemin hariç, tanıklığa ilişkin hükümler uygulanır.

(2) İşlenen suçun etkisiyle psikolojisi

bozulmuş çocuk veya mağdur, bu suça ilişkin soruşturma veya kovuşturmada tanık

olarak bir defa dinlenebilir. Maddî gerçeğin ortaya çıkarılması açısından

zorunluluk arz eden haller saklıdır.

(3) Mağdur çocukların veya işlenen suçun

etkisiyle psikolojisi bozulmuş olan diğer mağdurun tanık olarak dinlenmesi

sırasında psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman bir kişi

bulundurulur. Bunlar hakkında bilirkişilere ilişkin hükümler uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

47. Mahkemenin 20/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

48. Başvurucu; şüphelinin telefonunu feribottan atarak mala

zarar verme suçunu işlemesi nedeniyle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına

alınan mülkiyet hakkının; suçun işlendiği yerin İstanbul olmasına rağmen

soruşturmanın Ödemiş Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılmasından dolayı Anayasa’nın

40. maddesinde güvence altına alınan etkili başvuru hakkının; şüphelinin

kendisini gittikleri her yerde tehdit ve baskı altında bıraktığı için kimseden

yardım isteyemediğini, hatta imamın yanında kendisini “Senin dilini kerpetenle

koparırım.” diyerek tehdit ettiğini, evin bahçesinde iki adet köpek bulunması

ve bahçenin çitle çevrili olması nedeniyle evden kaçamadığını, ifadesinin

alınması sırasında 5271 sayılı Kanun’un 236. maddesine göre psikoloji,

psikiyatri, tıp veya eğitim alanında uzman kişinin bulundurulmadığını, olaydan

sonra tanzim olunan adli muayene raporlarının Birleşmiş Milletler İnsan Hakları

Yüksek Komiserliği, İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı, Aşağılayıcı

Muamele veya Cezaların Etkili Biçimde Soruşturulması ve Belgelendirilmesi İçin

El Kılavuzu’na (İstanbul Protokolü) aykırı olduğunu, adli raporlarda elindeki

kesi ve yanık izi bulunmasına, zorla ırzına geçildiğine dair vücudunda yaralar

olmasına rağmen yeterli delil elde edilemediğinden bahisle kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilmek suretiyle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına

alınan işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve

yeniden soruşturma yapılması talebinde bulunmuştur.

49. Başvurucu ayrıca kamuya açık belgelerde kimliğinin gizli

tutulmasını istemiştir.

B. Değerlendirme

50. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mala zarar verme suçundan verilen

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar nedeniyle Anayasa’nın 35. maddesinde

güvence altına alınan mülkiyet ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş ise de başvuru formu içeriğine göre şüphelinin atılı suçtan cezalandırılması

gerektiğini ileri sürdüğü, mülkiyet hakkının ihlali nedeniyle herhangi bir

tazmin ya da giderim talebinin bulunmadığı dikkate alındığında başvurucunun bu

iddiasının Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

51. Nitelikli cinsel saldırı, tehdit, hakaret, kasten yaralama

ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarıyla ilgili şikâyetler mahiyetleri

gereği Anayasa’nın 17. ve 20. maddelerinde güvence altına alınan işkence ve

kötü muamele yasağı ile özel hayatın korunması kapsamına girmesine karşın

(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. M.C./Bulgaristan,

B. No: 39272/98, 4/3/2004, § 148; Dordevic/Hırvatistan,

B. No: 41526/10, 24/7/2012, §§ 92-94)nitelikli cinsel saldırı iddiası gibi ağır

nitelikteki eylemlerin doğası gereği işkence ve kötü muamele yasağı kapsamında

değerlendirilmesi gerektiğinden özel hayatın korunması yönünden ayrıca bir

inceleme yapılmamıştır.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddialar

52. Başvurucu, şüpheli İ.A.nin arabalı

vapurda cep telefonunu denize atması nedeniyle suçun işlendiği yer olan

İstanbul ilinde soruşturma yapılması gerekirken yetkisiz olarak Ödemiş

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma yapıldığını, soruşturmada

feribotun kamera kayıtları getirtilmeden kovuşturmaya yer olmadığına karar

verilmek suretiyle mülkiyet hakkının ve etkili başvuru hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

53. Bakanlık görüş yazısında başvurucunun bu talebiyle ilgili

bir değerlendirme bulunmamaktadır.

54. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir. ."

55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Herkes, Anayasada güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek

Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü

tarafından ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir."

56. 6216 sayılı Kanun'un "Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar" kenar başlıklı 46. maddesinin

(1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı

doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir."

57. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre Anayasa Mahkemesine

yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu gücü

tarafından ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence altına alınmış

olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme/AİHS) ve

Türkiye'nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir

başka ifadeyle Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 18).

58. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa'da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme'nin

"Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, § 22).

59. Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin "medeni hak ve

yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların" ve bir "suç isnadının"

esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı

bu konularla sınırlandırılmıştır. Hak arama hürriyetinin ihlal edildiği

gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için başvurucunun ya medeni hak ve

yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuya

yönelik bir suç isnadı hakkında karar verilmiş olması gerektiği

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil yargılanma

hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve Sözleşme kapsamı dışında

kalacağından, bireysel başvuruya konu olamaz (Onurhan Solmaz, § 23).

60. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına göre,

bir ceza davasında üçüncü kişilerin suçlanması veya cezalandırılmasını talep

eden mağdur, suçtan zarar gören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler,

Sözleşme'nin 6. maddesinin koruma alanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın

istisnaları, ceza davasında medeni hak talebine imkân veren bir sistemin

benimsenmiş olması veya ceza davası sonucunda verilen kararın hukuk davası

açısından etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir (Perez/Fransa, B No: 47287/99, 12/2/2004, § 70).

61. 5271 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle ceza muhakemesinde

şahsi hak iddiasında bulunma imkânı ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla

başvurucunun ceza muhakemesi sürecinde medeni haklarını ileri sürme imkânı

bulunmamaktadır. Ayrıca soruşturma izni verilmemesine dair kararın etkileri

ceza muhakemesi süreci ile sınırlı olup hukuk mahkemeleri açısından bağlayıcı bir

etkisi bulunmamaktadır.

62. Başvurucu, suç işlediğini düşündüğü üçüncü kişiler hakkında

soruşturma açılmasını sağlamak amacıyla suç duyurusunda bulunmuş olup talebi

üçüncü kişilerin cezalandırılmasıyla sınırlıdır. Başvurucu, üçüncü kişilerin

fiili nedeniyle medeni haklarına yönelik bir müdahalenin bulunduğunu düşünüyor

ve buna ilişkin zararının giderilmesini istiyorsa, hukuk mahkemeleri önünde

dava açma imkânı vardır.

63. Sonuç itibarıyla başvurucunun Anayasa'nın 36. maddesine

dayanan ihlal iddiasının konusu, Anayasa'da güvence altına alınmış ve Sözleşme

kapsamında olan temel hak ve özgürlüklerin koruma alanı dışında kalmaktadır.

64. Açıklanan nedenlerle başvuru konusu ihlal iddialarının

Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kaldığı anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. İşkence ve Kötü Muamele Yasağının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

65. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan işkence

ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

66. Başvurucu 20/1/2013 ile 7/2/2013 tarihleri arasında şüpheli İ.A.nın kendisine karşı darp,

tehdit, hakaret, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma ve cinsel saldırı suçlarını

işlemesine rağmen kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmek suretiyle

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan işkence ve

kötü muamele yasağınınihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

67. Bakanlık görüş yazısında, AİHM ve Anayasa Mahkemesi

tarafından verilen ilke kararlarına atıfta bulunarak, başvurucunun polise müracaatı

üzerine aynı gün şüpheli hakkında soruşturma başlatıldığını, fiziksel ve cinsel

muayene raporlarının aldırıldığını,raporda fiili livata bulgusuna rastlanmadığını, şüphelinin ve olayla

ilgili bilgi sahibi tanıkların ifadelerinin alındığını, başvurucu ve eşi

arasındaki telefon görüşme kayıtlarının incelendiğini, başvurucunun 25/1/2013

tarihinde şüpheliye “Açmamm,

dayanamamm, seni seviyorum” şeklinde mesaj

çektiğini, başvurucunun ifadelerindeki farklılıklar ve başvurucunun vücudundaki

yaralanmaların cinsel ilişki sırasında gerçekleşmiş olabileceği gerekçesiyle

verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar dikkate alınarak Anayasa

Mahkemesi tarafından değerlendirme yapılması gerektiğini bildirmiştir.

68. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevap yazısında,

ifadelerindeki farklılıkların ruhsal durumunun iyi olmamasından ve araya uzunca

bir sürenin girmesinden kaynaklandığını, cinsel ilişkinin rızayla gerçekleştiği

kabul edilse bile elindeki yanık ve kesinin nedeninin kovuşturmaya yer

olmadığına dair kararda açıklanamadığını dile getirmiştir.

69. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin

incelenmesinde, devletin negatif ve pozitif sorumluluğuna bağlı olarak maddi ve

usuli boyutları bakımından ayrı ayrı ele alınması

gerekir. Bu nedenle başvurucunun somut olaydaki şikâyetleri, Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında, devletin maddi ve usule ilişkin

yükümlülükleri açısından ayrı şekilde değerlendirilecektir.

a. İşkence ve Kötü Muamele Yasağının Maddi

Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

70. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesi

şöyledir:

"Herkes, … maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

71. AİHS “İşkence yasağı” kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur

kırıcı ceza veya muamelelere tabi tutulamaz.”

72. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da

kimseye “işkence” ve “eziyet” yapılamayacağı, kimsenin “insan haysiyetiyle

bağdaşmayan” ceza veya muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293,

17/7/2014, § 80).

73. Anayasa Mahkemesinin işkence ve kötü muamele yasağı

kapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel

yaklaşıma göre devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında

gerçekleşen olaylarda Anayasa'nın 17. maddesi devlete, bu konuda ihdas edilmiş

bulunan yasal ve idari çerçevenin elindeki tüm imkânları kullanarak maddi ve

manevi varlığı tehlikede olan kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını

ve buna ilave olarak işkence ve kötü muamele yasağına ilişkin ihlallerin

durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri

alma görevi yüklemektedir (Serpil Kerimoğlu

ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 52).

74. Anayasa’nın 17. maddesi ayrıca devlete, kişilerin işkence ve

eziyete ya da insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir ceza veya muameleye, bu

muameleler üçüncü kişiler tarafından yapılmış olsa bile maruz bırakılmalarını

engelleyecek tedbirler alma ödevini yükletmektedir. Dolayısıyla yetkililerin

bildikleri ya da bilmeleri gerektiği bir kötü muamele tehlikesinin

gerçekleşmesini engellemek için makul tedbirleri almamaları durumunda devletin

17. maddenin üçüncü fıkrası anlamında sorumluluğu ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 82).

75. Devletin işkence ve kötü muamele yasağının garantörü

olmasından kaynaklanan koruma yükümlülüğü, devletin bu konuda hem hukuki hem de

fiilî tedbirler almasını gerektirmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz.

A./Birleşik Krallık, B. No: 25599/94, 23/9/1998, § 24). Ayrıca bu tedbirler

korumasız kişilerin etkili bir şekilde korunmalarını sağlamalı ve yetkililerin

bilgi sahibi oldukları veya olmaları gerektiği durumlarda kötü muameleleri

önlemek için makul adımlar atmalarını içermelidir (Z. ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 29392/95,

10/5/2001, § 73).

76. Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği,

öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek

faaliyetin tercihi göz önüne alınarak; pozitif yükümlülük, yetkililer üzerine

aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır. Önleme yükümlülüğünün ortaya

çıkması için yetkililerce belirli bir kişinin maddi ve manevi varlığına yönelik

gerçek ve yakın bir tehlikenin bulunduğunun bilinmesi ya da bilinmesi gerektiği

durumların varlığı kabul edildikten sonra böyle bir durum dâhilinde, makul

ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında bu tehlikenin

gerçekleşmesini önleyebilecek şekilde kamu makamlarının önlem almakta başarısız

olduklarının tespiti gerekmektedir. Ancak bu konu, her davada kendi koşulları

altında değerlendirilmelidir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 53).

77. Başvurucunun beyanında; şüpheliyle 19/1/2013 tarihinde

tanışıp evlenme kararı aldıktan sonra 20/1/2013’te Ödemiş ilçesi Bozdağ

beldesinde bulunan şüpheliye ait evde o gece birlikte kaldıkları, başvurucunun

beyanlarında komşu köyün imamı S.Ç.yi çağırarak imam

nikâhını yaptırdıkları, şüphelinin kendisine imam nikâhı yaptırdıkları için

cinsel ilişkiye girebileceklerini söylemesi üzerine rızasıyla ilişkiye

girdikleri, 21/1/2013 tarihinde ise fiili livata

suretiyle zorla ırzına geçtiği, ayın 25’ine kadar birlikte kaldıkları,

25/1/2013’te Muğla’da okuyan kızını ziyarete gittikleri, orada şüphelinin

kendisini darp ettiği, oradan tek başına Isparta’ya sonra da İstanbul’a

gittiği, şüphelinin İstanbul’da kaldığı annesinin ev adresini öğrenerek bir

arkadaşıyla İstanbul’a geldiği, kendisiyle görüşmezse evin önüne gelerek

rezillik çıkarmakla tehdit ettiğini, bunun üzerine onunla görüşmek zorunda

kaldığını, şüpheliyle buluştuktan sonra şüphelinin tehdit ve zorlamasıyla araca

bindikleri, arabalı vapurla Bursa’ya geldikleri, vapurda şüphelinin cep

telefonunu denize fırlattığı, 1/2/2013 tarihinde başvurucunun Ödemiş ilçesi

Bozdağ beldesinde bulunan evine döndükleri, ertesi gün nikah işlemleri için

sağlık ocağına giderek kan verdikleri, kuyumcuda alışveriş yaptıkları, 4/2/2003

tarihinde nikâhtan önce kuaföre gittikleri, oradan da notere giderek mal

ayrılığı sözleşmesi imzaladıkları, daha sonra da resmî nikâh yaptırdıkları

belirtilmiştir (bkz. §§ 16-18).

78. Ayrıca başvurucu tarafından, 4/2/2003 ile 7/2/2003 tarihleri

arasında şüphelinin günde birkaç kez livata suretiyle

başvurucunun ırzına geçtiği, 7/2/2003 günü şüphelinin banyoda fayans tamiri

yaparken ona yardım ettiği sırada fayansı kaydırdığı için kendisine ceza olsun

diye bıçakla sağ el yüzük parmağının alt kısmını kestiği, önceki eşinin belini

kırdığını, bunun kendisine ders olmasını söylediği, bu olaydan dolayı sigara

içip ağladığı sırada şüphelinin sigara içmesine kızdığı için sağ elinde

sigarayı söndürdüğü, şüpheli uyuduktan sonra evden kaçtığı ifade edilmiştir

(bkz. §§ 16-18).

79. Başvurucunun şüphelinin kasten yaralama ve cinsel saldırı

suçlarını işlediğini ileri sürdüğü 21/2/2013 tarihinden sonra herhangi bir

resmî mercie şikâyetçi olmadığı, 25/2/2013 tarihinde Muğla’da meydana geldiğini

belirttiği yaralama eylemi, İstanbul’da feribottan cep telefonunun denize

atılması, sonrasında İstanbul’dan Bursa'ya, oradan da Ödemiş’e hürriyetinden

yoksun bırakılarak kaçırıldığı, resmî nikâh merasimi için yaptığı hazırlıklar

sırasında tehdit edildiği ve hürriyetinden yoksun bırakılması, resmî nikah

yapıldıktan sonra üç gün boyunca günde birkaç kez tekrarlayan cinsel saldırı

eylemleri nedeniyle herhangi bir şikâyetinin bulunmadığı anlaşılmaktadır.

80. Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen kovuşturmaya yer

olmadığına dair kararda, başvurucunun maruz kaldığını ileri sürdüğü eylemlerden

dolayı, başvurucunun kuzeni S. ile birlikte kuaföre gittiği, mağazadan ve

kuyumcudan alış veriş yaptıkları, notere gittikleri, Bozdağ kasabasında eve

işçi geldiği, başvurucunun bu süreç içinde cep telefonundan kızıyla çok sayıda

telefon görüşmesi yaptığı, bu kadar farklı yerlerde, farklı nitelikte ve

kalabalık ortamlarda başvurucunun kimseden sözlü olarak ya da telefonla yardım

istemediği tespit edilmiştir (bkz. § 42). Başvurucunun eylemlerin

gerçekleştiğini belirttiği on beş günlük süre boyunca şikâyet hakkını

kullanmayarak resmî bir soruşturmanın başlatılması imkânını kullanmaması ve bu

tutumu nedeniyle yetkililerin iddia konusu fiiller bakımından başvurucunun

gerçek ve yakın bir tehdit altında olduğunu tahmin etmeleri veya bilmeleri mümkün

olmamıştır (Benzer yönde AİHM kararı için bkz. Opuz/Türkiye,B. No:

33401/02, 9/6/2009, § 153). Ayrıca başvurucu tarafından, kamu makamlarına bilgi

verildikten sonra gerçekleşen ve soruşturma konusu yapılan bir fiil

bulunmamaktadır. Bu nedenle Devletin üçüncü kişilerce işlendiği öne sürülenişkence ve kötü muamele fiillerini önleme

gerekliliğinden kaynaklanan pozitif yükümlülüğünün ihlal edildiğine dair bir

sonuca ulaşılmamıştır.

81. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan işkence ve kötü muamele yasağının maddi boyutunun ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

b. İşkence ve Kötü Muamele Yasağının Usul

Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

82. Somut olayda Devletin bireyleri işkence ve kötü muameleden

koruma yükümlülüğü kapsamında önleme yükümlülüğü ile ilgili olarak

sorumluluğunun bulunmadığı yukarıdaki bölümde açıklanmıştır. Ancak devletin

önleme yükümlülüğü anlamında sorumlu olmadığı hâllerde pozitif yükümlülüğünün

bir parçası olarak usul yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü

çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı olayının

sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek

etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 106; Tahir Canan,§

25).

83. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve

manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını

ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür. Diğer taraftan burada yer verilen değerlendirmeler hiçbir

şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin, başvuruculara üçüncü tarafları adli bir suç

nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı ya da tüm yargılamaları

mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi yüklediği

anlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 56).

84. İşkence ve kötü muamele konusundaki iddialar, uygun

delillerle desteklenmelidir. İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek

için her türlü şüpheden uzak, makul kanıtların varlığı gerekir. Bu nitelikteki

bir kanıt; yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat

edilemeyen birtakım karinelerden de oluşabilir. Ancak bu koşulların tespiti hâlinde

bir kötü muamelenin varlığından bahsedilebilir (Cuma Doygun, B. No: 2013/394, 6/3/2014, § 28).

85. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü

muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde hızlı ve

derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları

ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı ve soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını

temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdır. Bu kapsamda

yetkililer diğer deliller yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik bilirkişi incelemeleri dâhil söz konusu

olayla ilgili kanıtları toplamak için alabilecekleri bütün makul tedbirleri

almalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 114).

86. Bireysel başvurulara ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde

Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu rol ikincil nitelikte olup bazı durumların ortaya

koyduğu şartlar nedeniyle ilk derece mahkemesi rolünü üstlenmesinin kaçınılmaz

olduğu hâllerde daha dikkatli davranması gerekmektedir. İşkence ve kötü muamele

yasağı ile ilgili iddialarda bulunulduğu zaman Anayasa Mahkemesi, bu konu

hakkında eksiksiz bir inceleme yapmalıdır. Ancak görülmekte olan bir davadaki

delilleri değerlendirmek kural olarak derece mahkemelerinin işi olduğundan

Anayasa Mahkemesinin görevi, bu mahkemelerin maddi olaylara ilişkin

değerlendirmelerinin yerine kendi değerlendirmesini koymak değildir. Kötü

muamele iddiaları ile ilgili olarak derece mahkemelerinde dava görüldüğü zaman

ceza hukuku sorumluluğunun Anayasa ve uluslararası hukuk sorumluluğundan ayrı

tutulması gerekir. Anayasa Mahkemesinin yetkisi, Anayasa’da güvence altına alınmış

temel hak ve özgürlüklerden Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu

protokoller kapsamında bulunanlarla sınırlıdır. Dolayısıyla Anayasa

Mahkemesinin cezai sorumluluk bağlamında suça ya da masumiyete ilişkin bir

bulguya ulaşma görevi bulunmamaktadır. Diğer taraftan derece mahkemelerinin

bulgularının Anayasa Mahkemesini bağlamamasına rağmen normal şartlar altında bu

mahkemelerin maddi olaylara ilişkin yaptığı tespitlerden ayrılmak için kuvvetli

nedenlerin var olması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 96).

87. Şüpheliyle 19/1/2013 tarihinde tanışıp evlenme kararı

aldıktan sonra 20/1/2013’te Ödemiş ilçesi Bozdağ beldesinde bulunan şüphelinin

evinde birlikte yaşamaya başlayan başvurucu, şüphelinin 21/1/2013 tarihinde

fiili livata suretiyle zorla ırzına geçtiğini,

25/1/2013’te Muğla’ya gittiklerinde şüphelinin kendisini darp ettiğini,

31/1/2013 tarihinde şüphelinin İstanbul’da kaldığı evi bularak kendisiyle

görüşmezse evin önüne gelerek rezillik çıkarmakla tehdit ettiğini, bunun

üzerine onunla görüşmek zorunda kaldığını, şüpheliyle buluştuktan sonra

şüphelinin tehdit ve zorlamasıyla araca bindiğini, arabalı vapurla Bursa’ya geldiklerini,

1/2/2013 tarihinde başvurucunun Ödemiş ilçesi Bozdağ beldesinde bulunan evine

döndüklerini, ertesi gün nikah işlemleri için sağlık ocağına giderek kan

verdikleri, kuyumcuda alış veriş yaptıklarını, 4/2/2003 tarihinde nikâhtan önce

kuaföre gittiklerini, oradan da notere giderek mal ayrılığı sözleşmesi

imzaladıklarını, daha sonra da resmî nikâh yaptırdıklarını, 4/2/2003 ilâ

7/2/2003 tarihleri arasında şüphelinin günde birkaç kez livata

suretiyle başvurucunun ırzına geçtiğini, 7/2/2003 günü şüphelin banyoda fayans

tamiri yaparken bıçakla sağ el yüzük parmağının alt kısmını kestiğini, bu

olaydan dolayı sigara içip ağladığı sırada şüphelinin sigara içmesine kızdığı

için sağ elinde sigarayı söndürdüğünü, şüpheli uyuduktan sonra evden kaçtığını

ifade etmiştir (bkz. §§ 16-18).

88. Başvurucu 7/2/2013 tarihinde evden kaçtıktan sonra eve yakın

bir pansiyona sığındığını, bu pansiyonun sahibi ve bir çalışanının Ödemiş

Otogarı’na kendisini bıraktığını, oradan otobüsle İzmir’e yola çıktığını,

İzmir’e varınca Garaj Şehit Mehmet Akdoğan Polis Karakoluna giderek şüpheliden

şikâyetçi olduğunu söylemiştir.

89. Başvurucunun şikâyeti üzerine İzmir Cumhuriyet

Başsavcılığının 2013/19402 sayılı dosyasında soruşturma başlatılmıştır.

90. Şüpheli suçlamalarıreddetmiş,

evlenmelerine aracılık eden D.G.nin 7/2/2013

tarihinde kendisini telefonla arayarak eşinin evden kaçtığını söylemesi üzerine

Ovacık Jandarma Komutanlığına müracaatta bulunmuş, Jandarma Uzman Çavuş M.A.D.nin konuyla ilgili beyanları alınmıştır. M.A.D.

vermiş olduğu ifadesinde; şüphelinin belirttiği şekilde eşini kendisinin

telefonla olay günü arayarak zorla kaçırılıp kaçırılmadığını sorduğunu,

başvurucunun cevaben zorla kaçırılmadığını, eşinin kendisini darp etmediğini

ancak psikolojik ve cinsel baskı uyguladığını, polisi aradığını, İzmir’e

varınca polis karakoluna giderek şikâyetçi olacağını beyan ettiğini ifade

etmesi üzerine, il ve ilçe jandarma komutanlıklarını arayarak başvurucunun bir

müracaatının olmadığını öğrenmesi ve suç unsuru oluşturan bir beyanının bulunmaması

nedeniyle işlem yapmadığını söylemiştir. Şüpheli ayrıca savunmalarında,

başvurucunun kendisiyle para için evlendiğini anladığını, noterden mal ayrılığı

sözleşmesi yaptıktan sonra kendisi hakkında şikâyetçi olduğunu, olaydan sonra

karşılıklı olarak boşanma davası açtıklarını ifade etmiştir.

91. Başvurucunun şikâyeti üzerine İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından başlatılan soruşturma kapsamında öncelikle başvurucunun cinsel

muayene ve darp raporları aldırılmış, başvurucunun ayrıntılı şekilde polis

karakolunda ifadesi alınmış, 8/2/2013 tarihinde İzmir 4. Aile Mahkemesinden

6284 sayılı Kanun’a göre koruma kararı aldırılmıştır. 28/2/2013 tarihinde

soruşturma dosyası yetkisizlik kararıyla Ödemiş Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmiştir.

92. Ödemiş Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başvurucunun iki

kez ifadesi alınmıştır. Muğla Adli Tıp Şube Müdürlüğü tarafından 17/4/2013

tarihinde başvurucunun kesin raporu verilmiştir. Başvurucunun savunmaları

doğrultusunda eşinin (şüpheli) evinin bulunduğu yerde olay yeri incelemesi

yaptırılmış, 16/5/2013 tarihli olay yeri inceleme raporuna göre evin etrafının

çitle çevrili olduğu, bahçesinde iki adet köpek bulunduğu, çevresinde fazla

konut olmadığı, belde merkezine evin 220 m, Yayla Pansiyonu’nun

ise 343 m uzaklıkta olduğu tespit edilmiş, başvurucunun kullandığı telefonun

görüşme kayıtları Telekomünikasyon İletişim Başkanlığından getirtilmiştir.

93. Başvurucunun ve şüphelinin ifadelerinde evlenmeye aracılık

eden başvurucunun ablası N.Ç. ve onun arkadaşı D.G., başvurucunun eniştesi

R.Ç., dini nikâh kıydığı öne sürülen İmam S.Ç., imamın eşi Y.Ç., şüphelinin

başvurucuya altın aldıkları Kuyumcu M.A., şüpheliyle birlikte İstanbul’a giden

ve nikâhta şahitlik yapan arkadaşı Ali M., diğer nikâh şahidi A.A., resmî

nikâha katılan başvurucunun kuzeni S.G., Yayla Pansiyonu çalışanı ve sahipleri

S.Ç., T.Ç., S.A. ve M.A. ile Ovacık Jandarma Karakolunda görevli Jandarma Uzman

Çavuş M.A.D.nin tanık olarak beyanları alınmıştır

(bkz. §§ 28-41).

94. Başvurucu, şüphelinin kasten yaralama, tehdit, hakaret,

cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarının sabit olduğunu

ileri sürmüş ise de; başvurucunun soruşturmada alınan her üç ifadesinin de

çelişkiler içerdiği, ilk ifadesinde resmî nikâhtan önceki rızasıyla cinsel

ilişkiye girdiğini söylemesine karşılık sonraki ifadelerinde ilişkinin zorla

gerçekleştiğini belirttiği, başvurucunun şüpheli adına kayıtlı 0533 258… No.lu

telefonu kullandığı, bu telefondan çocuklarıyla görüşmeler yaptığı, şüpheliye

sevgi sözcükleri içeren mesaj gönderdiği, son ifadesinde şüpheliyi sevdiğini,

yeni bir hayat kurabileceğini düşündüğünü, geri dönerse çocuklarının yüzüne

bakacak durumda olmadığını, resmî nikâh yapıldıktan sonra bazı şeylerin

düzelebileceğini umduğunu söylemesi, başvurucunun telefonla görüştüğü Jandarma

Uzman Çavuş M.A.K.ye zorla alıkonulmadığını, darp edilmediğini söylemesi,

başvurucunun sağ el orta parmağı üzerinde oluşan 0,5 cm’lik

kesinin fayans tamiri sırasında müştekinin fayansı kaydırması üzerine ceza

maksadıyla bıçakla kesilmesi sonucu oluştuğuna dair beyanının kesinin çok küçük

miktarda olması nedeniyle hayatın olağan akışına uygun olmadığı, kızıyla çok

rahat bir şekilde cep telefonuyla iletişim kurmuş olduğundan kolluk

kuvvetlerine de ihbar yapma imkânı bulunması, nikâh görüntülerinde zorla

alıkonulmaya ilişkin bir emarenin bulunmaması, olayın hemen akabinde aldırılan adli

raporlarda livata bulgusu görülmemesi gerekçelerine

dayanılarak cinsel saldırı ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından

kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir (bkz. § 42).

95. Şüpheli hakkında diğer suçlardan yapılan soruşturma

sonucunda, başvurucunun 17/4/2013 tarihli vekili huzurunda verdiği ifadesinde

kalça, göğüs ve bacak bölgelerinde bulunan yaraların başvurucunun darp etmesi

sonucunda oluşmadığını beyan etmesi, şüphelinin Ovacık Jandarma Karakol

Komutanlığına eşinin evden kaçtığına dair başvurusu üzerine Jandarma Uzman

Çavuş M.A.D.ye eşiyle iyi bir cinsel birlikteliklerinin olduğunu söylemesi,

başvurucudaki yaraların meydana geldikleri bölgelerin cinsel ilişki sırasında

gerçekleştiği kanaati uyandırması nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar

verilmiştir.

96. Anayasa Mahkemesi, soruşturma ve kovuşturma makamları

tarafından verilen kararları maddi vakıa ve hukuki yönden inceleyen bir merci

değildir (Sebahat Tuncel (2), B.

No: 2014/1440, 26/2/2015, § 53). Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen

kovuşturmaya yer olmadığına dair kararda cinsel ilişkinin ve cinsel amaçla

kişiyi hürriyetinden yoksun kılma eylemlerinin ne şekilde başvurucunun rızası

dışında gerçekleştiği, diğer suçlar yönünden ise başvurucunun beyanları dışında

delil bulunmadığı değerlendirilmiştir.

97. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı süresi içinde

yapılan itiraz Salihli Ağır Ceza Mahkemesinin 17/7/2013 tarihli ve 2013/1075

Değişik İş sayılı kararıyla reddedilmiştir. Bireysel başvurulara ilişkin

şikâyetlerin incelenmesinde Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu rolün ikincil

nitelikte olması, soruşturmadaki delilleri değerlendirmenin kural olarak

soruşturma makamlarının görevi kapsamında bulunması ve Cumhuriyet Savcılığı

tarafından yapılan tespitlerin dosyada yer alan bilgi ve belgelerle uyumsuz

olduğunu gösteren bir hususun bulunmadığı anlaşıldığından somut olayda bu

tespitlerden ayrılmayı gerektirecek bir neden görülmemiştir.

98. Başvurucu, olay sonrasında alınan adli muayene raporlarının

İstanbul Protokolü’ne aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

99. Başvurucunun sağ el baş parmak üzerindeki 0,5 cm sıcak cisim

yanığı ile sol el üçüncü parmakta 0,5 cm kesi dışındaki vücudunun diğer

bölgelerinde (göğüs, kalça, kol ve uylukta) bulunan yaraların şüpheli

tarafından kasten yapıldığına dair herhangi bir itirazı bulunmamaktadır.

Parmaklarındaki 0,5 cm’lik yanık ve kesi ile ilgili

olarak Bornova Türkan Özilhan Devlet Hastanesinin 7/2/2013 ve İzmir Adli Tıp

Şube Müdürlüğünün 8/2/2013 tarihli rapolarında;

işkence iddiası bulunan kişinin (başvurucu) şikâyetleri ve olayın öyküsünün

alındığı, başvurucunun giysilerinin kısmen çıkarıldığı, parmaklarda belirlenen

yaraların sebebinin rapora derç edildiği, psikiyatri muayenesinin yapıldığı,

İstanbul Protokolü doğrultusunda acil servis koşullarında uygun ortam

sağlanamadığı ve bunun nedeninin raporda gösterildiği anlaşılmaktadır.

100. Başvurucu ayrıca ifadesinin alınması sırasında 5271 sayılı

Kanun’un 236. maddesine aykırı olarak psikoloji, psikiyatri, tıp veya eğitim

alanında uzman bir kişinin bulundurulmadığını ileri sürmüştür.

101. 5271 sayılı Kanun'a göre işlenen suç nedeniyle psikolojisi

bozulmuş mağdurun tanık olarak dinlenmesi sırasında psikoloji, psikiyatri, tıp

veya eğitim alanında uzman bir kişinin bulundurulması zorunlu ise de Yargıtay

içtihatlarında da ifade edildiği üzere (Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 28/9/2010

tarihli ve E.2010/7420, K.2010/6994 sayılı kararı), mağdurun tanık olarak

dinlenmemesi ve beyanının tek başına karara esas alınmaması, tanık beyanları ve

toplanan diğer kanıtlarla birlikte karar verme imkanının bulunması, bu

düzenlemenin soruşturmada delil elde etme aracı olarak değil, mağdurun daha

fazla psikolojik açıdan yıpranmasının önlenmesi amacına yönelik olması

nedeniyle etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiğinden söz edilmesinin

mümkün olmadığı değerlendirilmiştir.

102. Soruşturma süreci bir bütün olarak incelendiğinde

başvurucunun şikâyeti üzerine Cumhuriyet Savcılığı tarafından derhâl

soruşturmaya başlandığı, başvurucunun soruşturmanın açıklığını temin edecek ve

meşru menfaatlerini koruyabilecek bir şekilde beyanlarına başvurularak

soruşturma sürecine dâhil edildiği, şüphelinin savunmalarının alındığı,

başvurucunun cinsel istismar ve darp iddiasına ilişkin raporunun aldırıldığı,

soruşturmanın yaklaşık dört ay gibi makul bir süre içinde neticelendirildiği,

soruşturma makamının olayların seyrini aydınlatmaya yönelik işlemlerinden kuşku

duyulmasını gerektiren bir durum veya yürütülen soruşturmanın derinliği ve

ciddiyeti üzerinde etki gösterecek nitelikte ciddi bir eksiklik bulunmadığından

işkence ve kötü muamele yasağının ihlal edilmediğine karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. 1.

Mala zarar verme suçundan verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

yönünden adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. İşkence ve kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın

17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına alınan işkence ve kötü muamele

yasağının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

D. Yargılama

giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

E. Kararın

bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Erdal TERCAN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Hüseyin

MECEK

Başvurucu

:

R.K

Vekili

:

Av. Duygu

ERYILMAZ ERTAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/6950, 20 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  12. C. Anayasa’nın
  13. D. Yargılama
  14. E. Kararın
  15. Gökcan
  16. Mecek
  17. R.k
  18. Eryılmaz Ertan
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/6950
Tarih
20 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Hıdır Öztürk ve Dilif Öztürk Başvurusu (B. No: 2013/7832)
  • Fahri Gösteriş Başvurusu (B. No: 2013/1297)
  • Metin Güneşli Başvurusu (B. No: 2013/7367)
  • Gökhan Yılmaz Başvurusu (B. No: 2013/2130)
  • Hatice Kara Başvurusu (B. No: 2013/3180)
  • İlyas Başak Başvurusu (B. No: 2013/5662)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.