İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm
Birinci BölümBaşvuru No: 2013/7247Tarih: 23 Mart 2016

Ramazan Çelik Başvurusu (B. No: 2013/7247)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

RAMAZAN ÇELİK BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/7247)

Karar Tarihi: 23/3/2016

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; terör örgütü üyeleri tarafından hısımları M.M.Ç. ve H.Ç.nin kaçırıldığı ve yedi gün boyunca alıkonulduğu

dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında yapılan

başvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete uygun yargılanma hakkı ile

mülkiyet hakkının; ret işlemine karşı açılan davaya ilişkin yargılama

işlemlerinin adil olmaması, makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/9/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 30/3/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, hısımları M.M.Ç ve H.Ç.nin

9/7/1993 tarihinde terör örgütü mensupları tarafından kaçırılıp yedi gün dağda

tutulduktan sonra serbest bırakıldığını beyan etmiş ve bu özel durumundan

kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığını

iddia etmiştir.

6. Başvurucu 4/4/2006 tarihinde 5233 sayılı Kanun kapsamına

giren zararlarının karşılanması talebiyle Batman Valiliği Zarar Tespit

Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

7. Komisyon 6/1/2011 tarihli ve 2011/1-93 sayılı kararında,

terör olayları sonucu oluşan zararların karşılanması talebiyle yapılan

başvuruda dosyanın incelenmesi sonucunda Sason ilçesi Dereköy

köyü Şahinli mezrası boşalmadığından, kişiye yönelik bir tehdit ve saldırı

olmadığından bahisle talebin reddine karar verilmiştir.

8. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine Batman

İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.

9. Batman İdare Mahkemesinin 25/11/2011 tarihli ve E.2011/236,

K.2011/1367 sayılı kararında davanın reddine karar vermiştir. İlgili gerekçe

şöyledir:

“... Dereköy köyü

merkezinin ve Şahinli, Göşek mezralarının 1993-1996

tarihleri arasında kısmen boşaltıldığı/boşaldığının ifade edildiği, Oyluca mezrasının 1993-2001 tarihleri arasında tamamen

boşaltıldığı/boşaldığının ifade edildiği, ... 1987-2000 yılları arasında Dereköy köyünde GKK ve GÖKK görevlendirildiği ve koruculuk

sisteminin bulunduğu, köy nüfusunun 1990 yılında 841, 1997 yılında 1.240, 2000

yılında 1.296 kişi olduğu, ... 1990-2000 yılları arasında muhtarlık

seçimlerinin yapıldığı, ancak evrakların imha edilmek üzere SEKA'ya

gönderildiği, 2000 yılı sonrasında da sandık kurularak seçimlerin düzenli olarak

yapıldığı, ... Yukarı Dereköy İlköğretim Okulu'nun

1994-2000 yılları arasında güvenlik sebebiyle eğitim ve öğretime kapalı

olduğunun ifade edildiği görülmektedir.

...Dereköy köyü

Şahinli mezrası halkının bir kısmının güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç

etmelerinden dolayı uğradıkları zararın, anılan köyün tamamen boşalmamış

olması, diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış

olması ve davacıya yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmaması

nedenleriyle 5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece karşılanmasına hukuki

olanak bulunmadığı...”

10. Başvurucuların temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 22/5/2012 tarihli ve E.2012/1928, K.2012/3353 sayılı ilamı ile

kararın bozulmasına hükmedilmiştir. İlgili gerekçe şöyledir:

“...uyuşmazlıkta öncelikle Şahinli mezrasının

tamamen boşaltılıp boşaltılmadığının tespit edilmesi gerekmekte olup; ...

Şahinli mezrasının “terör eylemleri” veya “terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler” nedeniyle idarece veya köy halkı tarafından tamamen

boşaltılıp boşaltılmadığına ilişkin çelişkili bilgiler yer aldığı anlaşılmakta

olup; Şahinli Mezrası’nın “terör eylemleri” veya “terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler” nedeniyle idarece veya köy halkı tarafından tamamen boşaltılıp

boşaltılmadığına ilişkin çelişkili bilgiler yer aldığı anlaşılmakta olup; İdare

Mahkemesi’nce yapılacak araştırma ile söz konusu belgeler arasındaki çelişki

giderilerek, uyuşmazlık konusu dönemde adı geçen mezrada köy korucuları dışında

oturan olup olmadığı (mezranın tamamen boşaltılıp boşaltılmadığı) hususunun

araştırılması ve bu hususun tereddüde yer bırakmayacak şekilde açıklığa

kavuşturulmasından sonra bir karar verilmesi gerekmektedir...”

11. Danıştayın bozma kararları

doğrultusunda değerlendirme yapılarak dava dosyasının yeniden incelenmesi

suretiyle Batman İdare Mahkemesinin 24/8/2012 tarihli ve E.2012/4643,

K.2012/5120 sayılı kararı ile davanın reddine hükmedilmiştir. İlgili gerekçe

şöyledir:

“…Mahkememizin E:2011/60 sayılı dava

dosyasında (Diyarbakır 3. İdare Mahkemesince) yapılan 11.05.2011 tarihli;

E:2011/218 sayılı dava dosyasında Mahkememizce yapılan 17.10.2011 tarihli ara

kararı uyarınca gönderilen (ve Mahkememizin E:2011/218, E:2011/4555 sayılı

dosyalarının UYAP sisteminde de yer alan) bilgi ve belgelerle birlikte

incelenmesinden; “EK-A (1 Adet Boşalan ve Dönüş Yapılan Köy ve Mezra

Çizelgesi)”nin bulunduğu, Batman İl Jandarma

Komutanlığının 25.03.2011 tarih ve 18647 sayılı yazısı eki Liste ile 28.08.2012

tarih ve 50801 sayılı yazısı eki Listede, Dereköy

köyü (merkez) ile Şahinli ve Göşek mezralarının

“kısmen boşaldığı”nın, Oyluca

mezrasının ise “tamamen boşaldığı”nın belirtildiği,

09.05.2006 tarih ve 30571 sayılı yazısında, “terör olaylarından etkilenen köy”

olarak belirtildiği, 1987–2000 yılları arasında geçici köy korucusu (GKK) ve

gönüllü köy korucusu (GÖKK) görevlendirilen köylerden olduğu, korucu aileleri

haricinde köyde ikamet eden hane sayısını gösterir 28.08.2012 tarih ve 50801

sayılı yazısı eki liste, davacının ikamet ettiği Dereköy

köyüne yer verildiği ve korucu ailesi dışında 100 hanenin ikamet ettiğinin

belirtildiği, Batman Valiliği İl Nüfus ve Vatandaşlık Müdürlüğünün 17.04.2006

tarih ve 406 sayılı yazı ekleri uyarınca, köy nüfusunun 1990 yılında 841, 1997

yılında 1.240, 2000 yılında 1.296 kişi olduğu, Sason İlçe Seçim Kurulu

Başkanlığının 04.09.2009 tarih ve 11851 sayılı yazısında, aralarında davacının

köyünün de bulunduğu köylerde 1990–2000 yılları arasında muhtarlık seçiminin

yapıldığının belirtildiği görülmektedir.

Uyuşmazlığın çözümünde öncelikle, davacının

yerleşim yerinin “tamamen boşalıp boşalmadığı” hususunun, dava dosyasında

mahkememizce yapılan ara kararı üzerine sunulan bilgi ve belgeler, aynı köy ve

mezraya ilişkin dava dosyalarında yer alan bilgi ve belgelerin birlikte

değerlendirilmek suretiyle tespiti gerekmektedir.

Buna göre, davacının ikamet ettiği Şahinli

mezrasının bağlısı olduğu Dereköy köyüne (mezra

bazında nüfus sayımı ve seçim sandığı kurulmadığından) ilişkin olarak; yukarıda

ayrıntılı olarak belirtildiği üzere, düzenli bir yerleşik nüfusun bulunduğu,

yerel ve genel seçimlerin yapıldığı, ayrıca geçici ve gönüllü köy korucusu

sistemine dahil olmadığı hususlarında kuşku bulunmamaktadır.

Dava dosyasında yer alan ve Jandarma

görevlileri ile Dereköy köyünün hâlihazır ve eski

muhtarı, Zafer Mahallesi muhtarı, aza ve köy halkından olduğu belirtilen

kişilerce imzalanan 16.09.2010 tarihli tutanakta; “...Dereköy

köyünde ve mezralarında köy halkının terör olaylarının başladığı 1993 yılından

itibaren köyden göç ederek köyü boşalttıkları, 1996 yılından itibaren kısmen

dönüşlerin olduğu, halen bazı vatandaşların köye dönüş yapmadığı, köyde görev

yapan geçici ve gönüllü köy korucularının ise köyde terörle mücadele ettiği,

... Dereköy köy muhtarı, köy azası, köy sakinlerinin

ve Dereköy köyüne komşu muhtarlarının beyanından

anlaşılmış olup...” ibaresine yer verilmiştir.

Mahkememizce, Dereköy

köyüne ait yukarıda anılan dava dosyalarında yer alan ve (11.05.2011 ve

17.10.2011 tarihli ara kararları uyarınca gönderilen) bilgi ve belgeler ile

Danıştay kararı doğrultusunda yapılan ara kararı uyarınca sunulan bilgi ve

belgelerin birlikte değerlendirilmek suretiyle, hükme esas alınan Batman İl

Jandarma Komutanlığının 25.03.2011 tarih ve 18647 sayılı yazısı eki Liste ile

28.08.2012 tarih ve 50801 sayılı yazısı eki Listede ise, Dereköy

köyünün ve Şahinli mezrasının “kısmen boşaldığı”nın

belirtilmesi, ayrıca 03.03.2011 tarihli tutanak içerisinde, Dereköy

köyü ve bağlısı mezralarda ikamet eden şahıslar hakkında tamamen boşaldığı ileri

sürülen tarihleri de kapsayan tarihlerde Sason Cumhuriyet Başsavcılığınca

yürütülen soruşturma dosya esas numaralarına yer verildiği ve anılan soruşturma

kapsamındaki kişilerin yerleşim yerlerinin Dereköy

köyü ve bağlısı mezralar olduğunun anlaşılması karşısında, söz konusu tutanağın

içeriğinin değerlendirilmesi gerekmektedir.

Yukarıda anılan dava dosyalarında da yer alan

Sason İlçe Jandarma Komutanlığınca İl Jandarma Komutanlığına hitaben yazılan

11.03.2011 tarih ve 1668 sayılı yazıda, “İlgi emir gereğince, Sason ilçesinde

boşalan köylerin araştırılması sonucu Komutanlığımızca tutularak gönderilen

tutanaklar arasında ciddi çelişkiler olduğu bildirilmiştir.” ibaresine yer

verildikten sonra, Sason ilçesine bağlı belde, mahalle, köy ve mezralarda,

mahalle ve köy muhtarlarından, ihtiyar heyetlerinden, mahalle ve köy halkından,

komşu köylerin muhtar ve ihtiyar heyetlerinden titiz bir şekilde araştırma

yapılmak suretiyle köy ve mezraların tamamen boşalıp boşalmadığı, boşalanların

hangi tarihler arasında boşaldığı, korucu aileleri dışında ikamet eden

ailelerin bulunup bulunmadığı ve 1987–2000 yılları arasında koruculuk sistemine

dahil olan ve olmayan köylerin tespit edildiği, bahse konu hususların

araştırılması esnasında, Sason Kaymakamlığı, İlçe Nüfus Müdürlüğü, İlçe Milli

Eğitim Müdürlüğü ve İlçe Seçim Müdürlüğü ile yazışmalar yapıldığı, (köy

muhtarlarının, köy halkının ve komşu köy muhtarları ile köy halkından)

1987–2000 yılları arasında tamamen boşaldığı beyan edilen köy ve mezralar

hakkında Sason Cumhuriyet Başsavcılığınca köy ve mezralarda ikamet eden

muhtelif şahıslar ile ilgili adli soruşturma yapıldığı ve bu soruşturmalar

içeriğinde bazı vatandaşların (boşaldığı belirtilen) köy ve mezralarda ikamet

ettiklerinin tespit edildiği, ayrıca Sason Askerlik Şubesi Başkanlığınca benzer

şekilde köy ve mezralarda ikamet eden şahıslar olduğuna dair resmi belgelerin

sunulduğu belirtildikten sonra, “EK-A (1 Adet Boşalan ve Dönüş Yapılan Köy ve

Mezra Çizelgesi)”ne yer verilmiştir.

O halde, davacı vekilince sunulan ve Sason

İlçe Jandarma Komutanlığınca “imzası bulunanların beyanları doğrultusunda”

düzenlenen 16.09.2010 tarihli tutanakta, Dereköy köyü

ve bağlı mezralarının 1993–1996 yılları arasında tamamen boşaldığı, korucuların

köyde terörle mücadele ettikleri beyan edilmiş ise de; yukarıda anılan

11.03.2011 tarih ve 1668 sayılı İlçe Jandarma Komutanlığı yazısı uyarınca,

bütün mahalle, köy ve mezra halkıyla yapılan araştırmalar, Sason Kaymakamlığı,

Cumhuriyet Başsavcılığı, Askerlik Şubesi Başkanlığı, İlçe Nüfus Müdürlüğü, İlçe

Seçim Müdürlüğü ve İlçe Milli Eğitim Müdürlüklerinden alınan bilgi ve belgeler

ile korucular hakkındaki bilgi ve belgeler esas alınmak suretiyle hazırlanan

“boşalan köy ve mezralara” ilişkin Mahkememizce de hükme esas alınan çizelgede,

davacının ikamet ettiği Şahinli mezrasının “Belirtilen Tarihler Arasında Kısmen

Boşalmıştır.” olarak belirtildiği, ayrıca söz konusu tarihler arasında korucu

aile dışında 100 hanenin ikamet ettiği görüldüğünden, 16.09.2010 tarihli

tutanağın hükme esas alınmasını kabule olanak bulunmamaktadır.

Diğer yandan, Batman İl Jandarma

Komutanlığının 2006 gün ve 06 sayılı yazısı ekinde yer alan listede, “terör

olaylarından tamamen etkilenen köy” olduğu belirtilmiş ise de, söz konusu

belgenin İl Jandarma Komutanlığınca daha sonraki tarihlerde ve çelişkili

bilgilerin giderilmesi amacıyla yeniden hazırlanan listede Dereköy

köyü merkezi ile Şahinli ve Göşek mezralarının

“kısmen boşalmıştır”, Oyluca mezrasının ise

“1993–2001 yılları arasında “tamamen boşalmıştır” bilgisine yer verilmesi, ayrıca

yerleşik Danıştay içtihatları uyarınca, nesnel güvenlik kaygısının yaşandığının

“tamamen boşalmış” olması ve korucu ailesi dışında ikamet eden kimsenin

kalmamış olması gerektiği kuşkusuz olup, 2006 gün ve 06 sayılı yazı ekinde ise,

köyün boşalıp-boşalmadığına yönelik olmaması, sadece terör olaylarından

etkilenmesine yönelik olması ve Sason Cumhuriyet Başsavcılığında yürütülen

soruşturma dosyalarına yer verilen 03.03.2011 tarihli tutanak içeriğinde,

hakkında soruşturma yapılan kişilerin Dereköy köyü ve

bağlısı mezralarda ikamet ettiğinin belirtilmesi nedeniyle, hükme esas

alınmasına olanak bulunmamaktadır.

Bu durumda; yukarıda anılan dava dosyalarında

yapılan ara kararları uyarınca gönderilen bilgi ve belgeler ile dava dosyası

birlikte değerlendirildiğinde, davacının ikamet ettiği Şahinli mezrasının

bağlısı olduğu Dereköy köyünün yerleşik bir nüfusunun

olması, yerel ve genel seçimlerin yapılması, köyde korucuculuk

sistemi bulunmadığından korucu ailesinin olmaması ve davacı vekilince sunulan

tutanaktan daha sonra İlçe Jandarma Komutanlığınca her bir köy ve mezrada

yapılan inceleme, resmi kurumlardan alınan bilgi ve belgeler birlikte

değerlendirildikten sonra hazırlanan çizelgede de “kısmen” boşaldığının

belirtilmesi karşısında, davacının ikamet ettiği yerleşim yerinin “tamamen

boşalmamış” olması, diğer bir ifadeyle nesnel güvenlik kaygısının yaşanmamış

olması ve davacıya yönelik herhangi bir terör tehdidi ya da saldırısının

bulunmaması nedenleriyle, dava konusu işlemde hukuka aykırılık

bulunmamaktadır…”

12. Başvurucunun temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 14/3/2013 tarihli ve E.2012/12244, K.2013/1951 sayılı ilamı ile

kararın usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz

nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği

belirtilerek kararın onanmasına hükmedilmiştir. Onama kararı başvurucuya

9/9/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Başvurucu 26/9/2013 tarihlerde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

14. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve 2013/5034 sayılı Bakanlar

Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay Onuncu Dairesinin 30/12/2008

tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin

31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733 sayılı kararı, Danıştay Onuncu

Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014,

§§ 15-28).

15. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013 tarihli ve 6462 sayılı Kanun’un

1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

“Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm

hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı

sonucunda bulunan miktarın;

a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek

üzere yaralanma derecesine göre,

b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar,

c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı

tutarına kadar,

d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı

tutarına kadar,

e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı

tutarında,

Nakdî ödeme yapılır.

…

Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen

nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa

ilişkin hükümleri uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

16. Mahkemenin 23/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

17. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin ve

akabinde açtığı davanın reddedildiğini, köy korucusu olmak yahut köyü terk

etmek şeklinde idarece yapılan baskı ve zorlamaya köy halkının maruz kalmasının

dikkate alınmadığını, dosyadaki zarar tespitine ilişkin raporlar ve güvenlik

nedeniyle köyünün boşaltılmış olduğunu belirten belgeler ile terör örgütü

mensuplarınca hısımları M.M.Ç. ve H.Ç.nin terör

örgütü tarafından kaçırılması ve yedi gün alıkonularak serbest bırakılmasına

dair özel durumu dikkate alınmadan köyün tamamen boşalmamış olduğu soyut

gerekçesine ve şahsına yönelik bir terör tehdidi ya da saldırısının bulunmamasına

dayanılarak, sunduğu belgeler değerlendirilmeden idare tarafından sunulan

belgelerin dikkate alındığını, bu belgeler tebliğ edilmemek suretiylekendisine

savunma yapma imkânı tanınmadan verilen kararın adil olmadığını belirtmiştir.

18. Başvurucu; ayrıca kararların yeterli gerekçe ihtiva

etmediğini, sunduğu belgeleri dikkate almadan idarece sunulan belgeleri dikkate

alarak karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içinde çelişkili ve

gerçeği yansıtmayan belgelere dayanılarak karar verildiğini, davasının reddine

karar verilmesi nedeniyle makul ve objektif bir sebep bulunmamasına rağmen

şahsına tazminat ödenmemesi yönünde karar alınarak ayrımcılığa maruz kaldığını,

idarenin can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu

mülkiyet hakkından yoksun kaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalı

değerlendirme nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’da

yazmayan bir neden ileri sürülerek Komisyon ve yargı makamlarınca talebinin

reddedildiğini, yaptığı başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul sürede

sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve

141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia etmiş ve maddi

tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

19. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun; 5233

sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanın

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35., 36., 87., 125. ve

141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia ettiği

anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder (Tahir Canan, B. No:

2012/969, 18/9/2013, § 16).

20. Başvurucu, terör örgütü mensupları tarafından 9/7/1993

tarihinde hısımları M.M.Ç. ve H.Ç.nin kaçırıldığını

beyan etmiştir. Anayasa Mahkemesinin 5/6/2015 tarihli yazısı ile başvurucudan,

mağdur oldukları beyan edilen kişiler ile başvurucu arasında şahsi ve özel bağ

bulunduğuna dair başvuru formunda ileri sürülen iddialarını ispat etmeye

yönelik elverişli delilleri Mahkemeye sunması istenmiş; gönderilmeyen bilgi ve

belgelerin başvurunun değerlendirilmesinde dikkate alınmayacağı ve dosya

kapsamına dâhil edilmeyeceği bildirilmiştir. Başvurucu 7/7/2015 tarihli

dilekçesi ile M.M.Ç.nin, kız kardeşinin eşinin amcası

olduğunu beyan etmenin dışında bu iddiasına yönelik elverişli delil niteliğinde

olan nüfus kayıt örneklerini Anayasa Mahkemesine sunmamıştır. Başvuruya konu

ihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını ve hangi

Anayasa hükmünün ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle

iddialarını kanıtlama yükümlülüğü başvurucuya aittir (S.S.A., B. No: 2013/2355, 7/11/2013, §

38). Başvurucu tarafından soyut şekilde hısımlık derecesinin belirtilmesi ile

yetinildiği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının ayrıca incelenmesine gerek

görülmemiştir.

21. Başvurucu, Mahkemece verilen ret kararı neticesinde idarenin

can ve mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu maruz

kaldığı mülkiyet hakkından yoksun kalma durumu karşısında gerçek zararını

karşılayacak bir giderim sağlanması imkânının kendisine tanınmadığını

belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir. Anılan ihlal iddiaları, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlali iddiasının incelenmesi sonucu verilen karara bağlı olarak

değerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönünden ayrıca inceleme yapılmamıştır.

Başvurucunun diğer ihlal iddiaları aşağıdaki başlıklar altında incelenmiştir:

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Eşitlik İlkesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

22. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderim

talebi kısmen kabul edilmekle birlikte zararının eksik hesaplandığı

gerekçesiyle açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10. maddesinde

tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

23. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminat

taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha

önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık

yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtilen

iddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış

oldukları dikkate alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,

§§ 39-44).

24. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığın

hangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtilen

iddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibi

farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

25. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Tarafsız Mahkemede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

26. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ

edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddia

etmiştir.

27. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, benzer

iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimin

tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten

hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel

bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların

anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, §§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).

28. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin

karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

29. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının, diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Çelişmeli Yargılama ve

Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

30. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge ve deliller dikkate

alınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen

belgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine karar

verildiğini belirtmiş; bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği

ilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

31. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeli

yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı noktasında Danıştay tarafından ihdas

edilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamen

boşalmış/boşaltılmış olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için

de bir kısım idari birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu

belgelerin ve içeriklerinin Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarına

aktarıldığı, bu suretle ilgili belgeler ve içeriklerine en geç İlk Derece

Mahkemesi kararıyla başvurucuların vakıf olduğu tespit edilmiştir.

Başvurucuların, temyiz ve karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgeler

ışığında yapılan tespitlere karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürme

imkânlarının bulunduğu; başvurucular tarafından ibraz edilen delil ve beyan

dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce idare ve başvurucular tarafından sunulan

belgeler değerlendirilerek başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkik

ve beyanda bulunma olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyaları

kapsamından başvurucuların yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin bir

imkândan mahrum bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude

Yaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,

§§ 70-72).

32. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan

incelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve

başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

33. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

iii. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

34. Başvurucu, Mahkeme kararlarında talep sonucuna etki eden

hususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmiştir.

35. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce bireysel başvuruya konu olmuş

ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurucuların

hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan özel durumlarının

değerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından ileri sürülen ve

hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin derece mahkemeleri kararlarında

denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,

§§ 75-77).

36. Somut başvurunun incelenmesi neticesinde başvurucunun

talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilip edilmeyeceği noktasında İlk

Derece Mahkemesince yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olup

olmadığının çeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve belgeler

kapsamında değerlendirildiği, başvurucu tarafından ileri sürülen ve hüküm

sonucunu etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak reddedildiği (bkz. §

11), İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçeleri hukuka uygun

bulunmak suretiyle kanun yolu denetiminden geçerek (bkz. § 12) kesinleştiği

anlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucunun -hakkaniyete uygun yargılanma hakkı

kapsamında olan özel durumunun değerlendirilmesi hususu dışında- gerekçeli

karar haklarının ihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkında farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön bulunmamaktadır.

37. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar haklarının

ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iv. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

38. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü

giderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama

prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

39. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında; Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama

sürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66). Başvurunun kesin

olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği ve bu durumun

başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı durumlarda ise makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya, B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§

46-70).

40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

41. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvuru

tarihi (4/4/2006) ile nihai karar tarihi (14/3/2013) arasında geçen 6 yıl 11

aylık sürede, uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve

özellikle yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespit

edilemediğinden, başvuru açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön

de bulunmadığından yargılama süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.

42. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanma

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

v. Hakkaniyete Uygun

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

43. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

44. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun

ve açtığı davanın kız kardeşinin eşi H.Ç.nin 9/7/1993

tarihinde terör örgütü mensuplarınca kaçırılması, yedi gün alıkonulması ve

akabinde serbest bırakılması noktasındaki özel durumu dikkate alınmaksızın

Mahkemece mukim olduğu köyün tamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnel

ölçütten hareketle reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde

tanımlanan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia

etmiştir.

45. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde terör dışındaki ekonomik

ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında

bulundukları yerleri kendi istekleriyle terk edenlerin bu sebeple uğradıkları

zararların kapsam dışında olduğu açıkça belirtilmiştir.

46. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikle

ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklanan

zararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin

edilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas

edilmesi zorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik kaygısının yerleşim

yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim

yerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden, terör olayları nedeniyle

toplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki

göstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal makamlar, kişiden

kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün ya da mezranın

tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim yerlerinde sadece

geçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte dayandırılmasını

zorunlu görerek güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen

boşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme

olanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundan

hareketle 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesine

yasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemiştir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; Cahit

Tekin, §§ 84, 85).

47. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin

belirtilen Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve

Kanun’un kapsamının belirlenmesi noktasındaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile

bu hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut

olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derece

mahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen

hususlara ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır

(Sabri Çetin, §§ 45-50; Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye,

B. No: 30415/08, 28/06/2011, § 88). Bu konudaki takdir esasen derece

mahkemelerine ait olmakla beraber derece mahkemesi kararlarının bariz takdir

hatası içermesi durumunda anayasal bir temel hak veya özgürlüğün ihlal edilip

edilmediğinin tespiti noktasında farklı bir değerlendirme yapılması

gerekebilecektir (Mesude Yaşar, §

93; Cahit Tekin, § 88).

48. Başvurucunun, kız kardeşinin eşinin terör örgütü

mensuplarınca kaçırılmasından kaynaklanan güvenlik kaygısıyla köyünü terk

ettiği ve bu çerçevede oluşan zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında

değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürdüğü ve belirtilen vakıaya ilişkin

tutanaklar ile soruşturma evrakını Derece Mahkemelerine ibraz ederek terör

olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeni ile yerleşim yerini terk

ettiği noktasındaki özel durumunun dikkate alınmasını talep ettiği

anlaşılmaktadır.

49. Bu çerçevede başvurucunun en yakın aile fertlerinden olan

kız kardeşinin eşinin terör örgütü mensuplarınca kaçırılması ve sonrasında

serbest bırakılması, bu olay hakkında yargılama dosyalarındaki somut bulgular,

tespit tutanakları dikkate alındığında belirtilen olay akabinde başvurucunun

yerleşim yerinden ayrıldığı iddiası karşısında başvurucunun talebinin 5233

sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesi için nesnel ölçütten

yararlanılması tek başına yeterli olmayıp terör eylemleri veya terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle yerleşim yerini terk edip etmediği

noktasında farklı bir karine veya ölçüt arayışına girilmesi gerekmesine rağmen

Derece Mahkemesince anılan incelemelerin yapılmadığı tespit edilmiştir. Talep

hakkında değerlendirme yapılırken başvurucunun özel durumunun incelenmemesi,

Kanun’un amacının yanı sıra yakın hısmı terör örgütü

mensuplarınca kaçırılan başvurucunun terör olaylarından kaynaklanan güvenlik

kaygısı ile yerleşim yerini terk edip etmediği konusundaki maddi vakıanın

tespitine de uygun görülmemektedir.

50. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

51. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

52. Başvurucu, başvuru formunda belirttiği maddi tazminat

miktarlarının ödenmesi talebinde bulunmuştur.

53. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

54. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan

ihlal kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Batman İdare

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

55. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucuların bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi

gerekir.

56. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Batman İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

23/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Leyla Nur

ODUNCU

Başvurucu

:

Ramazan

ÇELİK

Vekili

:

Av. Saim

BOZKURT

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/7247, 23 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: Birinci Bölüm
  • Başvuru No: 2013/7247
  • Tarih: 23 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Aysel Teker ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/5347)
  • Sait Dil Başvurusu (B. No: 2013/4254)
  • Hayati Tunç ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/1028)
  • Anadolu Deniz İnşaat Kızakları Sanayi ve Ticaret A. Ş. Başvurusu (B. No: 2013/6249)
  • Uğur Önsel Türk Başvurusu (B. No: 2013/6158)
  • Megasan İnşaat Sanayi Ticaret Taahhüt A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/3401)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.