İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hayati Tunç ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/1028)

1. Başvuru, baraj yapımı çalışmaları sırasında baraj gölü

Başvuru No2014/1028Tarih10 Mart 2016Okuma22 dk · 4.429 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hayati Tunç Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
10 Mart 2016
Başvuru Numarası
2014/1028
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.429 kelime·22 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, baraj yapımı çalışmaları sırasında baraj gölü

sahasında kalan taşınmaz kısmına kamulaştırmasız el atılması nedeniyle mülkiyet

hakkının, kamulaştırmasız el atma üzerine açılan haksız işgal tazminatı

davasının makul bir sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle de adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/1/2014 tarihinde Elazığ

Hukuk Mahkemeleri Ön Bürosu vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına

engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca 31/7/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 24/10/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 25/12/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş,

7/1/2015 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiştir. Başvurucular, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 19/1/2015 tarihinde ibraz etmişlerdir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

1. Başvuru Tarihine Kadar Yaşanan Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

a. Kamulaştırma Çalışmaları

8. Başvurucular, Tunceli ili Mazgirt ilçesi Dazkaya

köyü 78 parsel sayılı 149.804 m2 yüz ölçümlü

taşınmazın malikleridir. Bu taşınmazın bulunduğu yerde Devlet Su İşleri Genel

Müdürlüğü (DSİ) tarafından Uzunçayır Barajı'nın yapım

işi kapsamında 3/4/2002 tarihinde kamulaştırma kararı alınmıştır.

9. DSİ Kıymet Takdir Komisyonu tarafından 11/6/2002 tarihinde

başvurucuların anılan taşınmazının 85.095 m2 yüz ölçümlü kısmı için

242.585.250 TL (eski Türk lirası) değer tespiti yapılmış, tutanakta taşınmazın

hâlen 85.095 m2 yüz ölçümlü kısmının tarıma elverişli olduğu,

geri kalan 64.709 m2 yüz ölçümlü kısmının ise nehir yatağı olduğu

ve bu kısmı suyun götürdüğü belirtilmiştir.

b. Kamulaştırma Bedelinin Tespit ve Tescili

Davası

10. DSİ tarafından değer tespiti yapılan taşınmazın 85.095 m2 yüz ölçümlü kısmı yönünden başvurucular

aleyhine Mazgirt Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde 9/9/2002 tarihinde

kamulaştırma bedelinin tespit ve tescili davası açılmıştır.

11. Mahkemenin 21/3/2003 tarihli ve E.2002/153, K.2003/130

sayılı kararı ile davanın kabulüne ve 285.609.100.605 TL (eski Türk lirası)

tazminatın davalıdan alınarak davacılara verilmesine, taşınmazın kamulaştırılan

85.095 m2 yüz ölçümlü kısmının tapu kaydının iptali ile

DSİ adına tapuya tesciline karar verilmiştir.

c. Haksız İşgal Tazminatı

Davası

12. Başvurucular ayrıca taşınmazın 64.709 m2 yüz

ölçümlü kısmı yönünden DSİ tarafından yapılan baraj inşaatı çalışmaları

neticesinde sular altında kaldığından bahisle idarece kamulaştırma işlemi

yapılmadan taşınmaza el atıldığı gerekçesine dayalı olarak el atma tarihinden

dava tarihine kadar geçen dönem için (19/3/2001-27/10/2003) 10.000 TL (ıslah

yoluyla 105.603,78 TL) haksız işgal tazminatının (ecrimisil

bedelinin) yasal faiziyle birlikte ödenmesi istemiyle 27/10/2003 tarihinde

Mazgirt Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat davası açmıştır.

13. Mahkeme, 28/5/2008 tarihli ve E.2003/88, K.2008/117 sayılı

kararı ile davanın kısmen kabulüne ve toplam 68.263,75 TL tutarındaki haksız

işgal tazminatının davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar vermiştir.

14. Karar, davalı idare tarafından temyiz edilmiş; Yargıtay 3.

Hukuk Dairesinin 26/3/2009 tarihli ve E.2009/3041, K.2009/5125 sayılı ilamıyla

Mahkemece tanık ve bilirkişi beyanlarına göre taşınmazın olağan şekilde buğday

üretiminde kullanıldığı gözetilmeden ve değer tespitine ilişkin bilirkişi

raporunun hatalı olduğu gerekçeleriyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

15. Bozma ilamı üzerine yapılan yargılama neticesinde Mahkeme,

10/6/2011 tarihli ve E.2009/57, K.2011/16 sayılı kararı ile davanın kısmen

kabulüne ve toplam 87.184,36 TL tutarındaki haksız işgal tazminatının davalıdan

alınarak davacıya ödenmesine karar vermiştir.

16. Bu karar da davalı idare tarafından temyiz edilmiş, aynı

Dairenin 16/1/2012 tarihli ve E.2011/17436, K.2012/674 sayılı ilamıyla önceki

hükmün yalnızca davalı tarafından temyiz edilmiş olması sebebiyle aleyhe hüküm

verme yasağı gözetilmeden karar verilmesinin usul ve yasaya uygun görülmediği

belirtilerek hüküm bozulmuştur.

17. İkinci bozma ilamına uyan Mahkeme, 18/7/2012 tarihli ve

E.2012/6, K.2012/263 sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne ve kısmen

reddine, haksız işgal tazminatı bedeli olarak 2001 yılı için 4.354,26 TL'nin

15/10/2001 tarihinden, 2002 yılı için 41.836,30 TL'nin 15/10/2002 tarihinden ve

2003 yılı için 4.567,80 TL'nin 15/10/2003 tarihinden itibaren işleyecek yasal

faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, fazlaya ilişkin

talebin reddine karar vermiştir.

18. Temyiz edilen karar, Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 23/9/2013

tarihli ve E.2013/10405, K.2013/13113 sayılı ilamıyla onanmıştır.

19. Karar başvurucular vekiline 25/12/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

20. Başvurucular 24/1/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

2. Başvuru Tarihinden Sonra Yaşanan Olaylar

21. Davalı idarenin, haksız işgal tazminatı verilmesine ilişkin

Mahkemenin 18/7/2012 tarihli hükmünün onanması hakkındaki Yargıtay 1. Hukuk

Dairesinin 23/9/2013 tarihli ilamına karşı karar düzeltme talebi, Dairenin

3/7/2014 tarihli ve E.2014/6053, K.2014/12891 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

3. Diğer İlgili Olaylar

22. Başvuru formu ve eklerinde yer almamakla birlikte

başvurucuların 19/1/2015 tarihli dilekçesi ve ekindeki belgelere göre

başvurucuların, taşınmazın 64.709 m2 yüz ölçümlü kısmı

yönünden DSİ tarafından kamulaştırma işlemi yapılmadan taşınmaza el atıldığı

gerekçesiyle 250.000 TL tutarındaki tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesi

istemiyle 27/10/2003 tarihinde Mazgirt Asliye Hukuk Mahkemesinde tazminat

davası açtığı anlaşılmaktadır.

23. Mahkeme, 21/9/2005 tarihli ve E.2003/89, K.2005/113 sayılı

kararı ile idari yargının görevli olduğu belirtilerek davanın yargı yolu

yanılgısı nedeniyle reddine karar vermiştir.

24. Karar temyiz edilmiş, Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 6/6/2012

tarihli ve E.2012/7463 K.2012/11990 sayılı ilamıyla adli yargının görevli

olduğu belirtilerek hükmün bozulmasına karar verilmiştir.

25. Bozma ilamı üzerine yapılan yargılama neticesinde Mahkemenin

13/3/2013 tarihli ve E.2012/257, K.2013/64 sayılı kararı ile davanın kısmen

kabulüne ve kısmen reddine, 235.087,79 TL'nin dava tarihinden itibaren

işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacılara tapu

kayıtlarındaki payları oranında ödenmesine, taşınmazın bu kısmının baraj gölü

sahası içinde kalması nedeniyle tapudan terkinine karar verilmiştir.

26. Taraf vekillerince temyiz edilen karar, Dairenin 27/11/2013

tarihli ve E.2013/17846, K.2013/20974 sayılı ilamıyla yargılama giderleri

yönünden düzeltilmek suretiyle hüküm onanmıştır. Davalı idare tarafından

yapılan karar düzeltme talebi, Dairenin 3/7/2014 tarihli ve E.2014/6053,

K.2014/12891 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

B. İlgili Hukuk

27. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu'nun "Usul ekonomisi ilkesi"

kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

"Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve

düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla

yükümlüdür."

28. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun

995. maddesi şöyledir:

“İyiniyetli olmayan zilyet, geri vermekle

yükümlü olduğu şeyi haksız alıkoymuş olması yüzünden hak sahibine verdiği

zararlar ve elde ettiği veya elde etmeyi ihmal eylediği ürünler karşılığında

tazminat ödemek zorundadır.”

29. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 10.

maddesi şöyledir:

"Kamulaştırmanın satın alma usulü ile

yapılamaması halinde idare, 7 nci maddeye göre

topladığı bilgi ve belgelerle 8 inci madde uyarınca yaptırmış olduğu bedel

tespiti ve bu husustaki diğer bilgi ve belgeleri bir dilekçeye ekleyerek

taşınmaz malın bulunduğu yer asliye hukuk mahkemesine müracaat eder ve taşınmaz

malın kamulaştırma bedelinin tespitiyle, bu bedelin, peşin veya kamulaştırma 3

üncü maddenin ikinci fıkrasına göre yapılmış ise taksitle ödenmesi

karşılığında, idare adına tesciline karar verilmesini ister.

..."

30. 18/12/1953 tarihli ve 6200 sayılı Devlet Su İşleri Genel

Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun'un 2. maddesi şöyledir:

"Devlet Su İşleri Umum Müdürlüğünün

vazife ve salahiyetleri şunlardır:

...

n) Umum Müdürlüğün vazifesi içinde bulunan

işlerin yapılmasına lüzumlu arazi ve gayrimenkulleri kanunlarına göre muvakkat

olarak işgal etmek veya istimlak etmek veya satın almak;

..."

31. 8/3/1950 tarihli ve 1950/22-4 sayılı Yargıtay İçtihadı

Birleştirme Büyük Genel Kurulu kararı şöyledir:

"Başkasının gayrimenkulünü haksız olarak zaptedip kullanmış olan kötü niyetli kimsenin o

gayrimenkulü elinde tutmuş olmasından doğan zararları ve elde ettiği veya ekle

etmeyi ihmal eylediği şendereleri tazminle mükellef olup, bir zarara uğramamış

olan malik veya zilyede ecrimisil adı veya başka bir

ad altında herhangi bir tazminat vermekle mükellef olmadığına 8/3/1950

tarihinde çoklukla karar verildi."

32. 16/5/1956 tarihli ve 1956/1-6 sayılı Yargıtay İçtihadı

Birleştirme Büyük Genel Kurulu Kararı şöyledir:

"Taşınmazına kamulaştırmasız el konulan

malik, el atmanın önlenmesi davası açabileceği gibi, bu eylemli duruma razı

olduğu takdirde taşınmaz bedelini isteme hakkı da bulunmaktadır. Taşınmaz

sahibinin el konulan taşınmazın bedelini talep ederek dava açması halinde,

taşınmazın el koyma tarihindeki bedeli değil, mülkiyet hakkının devrine razı

olduğu tarih olan dava tarihindeki değerinin belirlenerek tahsiline karar

verilir."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Mahkemenin 10/3/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

34. Başvurucular, DSİ tarafından yapılan baraj inşaatı

çalışmaları kapsamında tapuda adlarına kayıtlı Tunceli ili Mazgirt ilçesi Dazkaya köyünde bulunan 78 parsel sayılı taşınmazın bir

kısmının kamulaştırıldığını ancak bu taşınmazın 64.709 m2 yüz ölçümlü kısmı baraj yapımı çalışmaları

nedeniyle nehir yatağının değiştirilmesi sonucu sular altında kaldığı hâlde bu

taşınmaz bölümü yönünden usulüne uygun bir kamulaştırma yapılmadığını

belirterek mülkiyet haklarının ihlal edildiğini, ayrıca idarenin

kamulaştırmasız el atması üzerine açtıkları haksız işgal tazminatı davasının

makul bir sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle de adil yargılanma haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmüşler; ayrı ayrı 10.000 TL maddi ve 10.000 TL manevi

tazminat talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

35. Başvurucular, DSİ tarafından yapılan baraj çalışmaları

sırasında nehir yatağının değiştirilmesi üzerine sular altında kalan taşınmaz

kısmına kamulaştırmasız el atıldığını belirterek mülkiyet haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

36. Bakanlığın görüş yazısında başvurucuların taşınmazlarının

değiştirilen nehir yatağında kalan ve idarece kamulaştırılmayan kısmına yönelik

olarak bu kısmın idarenin kusuruyla kullanılamaz hâle geldiği gerekçesiyle

uğradıkları zararların tazmin edilmesi için ilgili idare aleyhine

kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açma imkânlarının bulunduğu

ancak başvurucuların söz konusu yargısal yola başvurduklarına yönelik bir

bilginin bulunmadığı, bu nedenle başvurucuların bireysel başvuru öncesi idari

ve yargısal yolları tüketip tüketmediklerinin değerlendirilmesi gerektiğinin

düşünüldüğü bildirilmiştir.

37. Başvurucular Bakanlık görüşüne karşı cevap dilekçelerinde,

kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat davası açma hakkının varlığının

mülkiyet hakkının ihlal edildiği gerçeğini ortadan kaldırmadığını ifade

etmiştir.

38. Başvuru formunda belirtilmemekle birlikte başvurucuların

19/1/2015 tarihli dilekçelerinin eklerine göre başvurucular tarafından, ihlal

iddiasına konu edilen taşınmaz bölümü yönünden Mazgirt Asliye Hukuk

Mahkemesinde 27/10/2003 tarihinde kamulaştırmasız el atma nedeniyle tazminat

davası açıldığı ve yapılan yargılama neticesinde Mahkemenin 13/3/2013 tarihli

kararı ile davanın kısmen kabul edilerek başvurucular lehine tazminata

hükmedildiği, kararın Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 27/11/2013 tarihli ilamıyla

düzeltilerek onandığı ve karar düzeltme talebinin aynı Dairece reddedildiği ve

3/7/2014 tarihinde hükmün kesinleştiği anlaşılmıştır. Bu durumda

başvurucuların, kamulaştırmasız el atma nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal

edildiği iddiaları bakımından idari ve yargısal yolları tükettikleri

anlaşılmaktadır.

39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

40. Başvurucular haksız işgal tazminatı istemine ilişkin olarak

açtıkları davada yargılamanın makul bir sürede sonuçlanmadığını belirterek adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

42. Başvurucular maliki oldukları taşınmazın kısmen

kamulaştırılmakla birlikte sular altında kalan kısmının tarım arazisi olarak

yararlanılamayacağı gerekçesiyle kamulaştırılmadığını, hâlbuki DSİ tarafından

yapılan baraj çalışmaları sırasında nehir yatağının değiştirilmesi üzerine bu

taşınmaz bölümünün sular altında kaldığını, bu nedenle DSİ tarafından bu

taşınmaz kısmına usul ve yasaya uygun bir kamulaştırma yapılmadan el atıldığını

belirterek mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

43. Anayasa'nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

"Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz."

44. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

45. Anayasa'nın "Kamulaştırma" kenar başlıklı 46.

maddesi şöyledir:

"Devlet ve kamu tüzelkişileri; kamu

yararının gerektirdiği hallerde, gerçek karşılıklarını peşin ödemek şartıyla,

özel mülkiyette bulunan taşınmaz malların tamamını veya bir kısmını, kanunla

gösterilen esas ve usullere göre, kamulaştırmaya ve bunlar üzerinde idarî

irtifaklar kurmaya yetkilidir.

Kamulaştırma bedeli ile kesin hükme bağlanan

artırım bedeli nakden ve peşin olarak ödenir. .

Kanunun taksitle ödemeyi öngörebileceği bu hallerde, taksitlendirme süresi beş

yılı aşamaz; bu takdirde taksitler eşit olarak ödenir.

. "

46. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkının mutlak bir hak

olmadığı ve kamu yararı amacıyla sınırlanabileceği belirtilmiştir. Anayasa'nın 13.

maddesi temel hak ve hürriyetleri sınırlandırmada genel ilkeleri tespit ederken

Devlet ve kamu tüzel kişilerine özel mülkiyette bulunan taşınmazları

kamulaştırma yetkisi veren ve kamulaştırma ilkelerini belirleyen Anayasa'nın

46. maddesi mülkiyet hakkının sınırlanmasına ilişkin özel hükümler

içermektedir. Anayasa'nın bütünselliği ilkesi gereği, başvurunun

değerlendirilmesinde Anayasa'nın 35. maddesiyle birlikte 13. ve 46.

maddelerinin de gözönünde bulundurulması

gerekmektedir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, § 28).

47. Mülkiyet hakkına getirilen sınırlamanın Anayasa'nın 13.

maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa'nın ilgili maddesinde belirtilmiş

olma, kanunlar tarafından öngörülme, Anayasa'nın sözü ile ruhuna ve ölçülülük ilkesine

aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

48. Somut olayda çözümlenmesi gereken ilk mesele, mülkiyet

hakkına yönelik bir müdahale bulunup bulunmadığını belirlemektir. Sonraki

aşamalarda, varlığı kabul edilen müdahalenin, kanuna dayalı ve meşru

amaçlarının olup olmadığının, söz konusu kısıtlamanın gereklilik ve ölçülülük

ilkelerine uygun bulunup bulunmadığının tespiti gerekir.

i. Müdahalenin Varlığı ve Türü

49. Bireysel başvuru yoluyla mülkiyet hakkının ihlali iddiasının

ileri sürülebilmesi için mülkiyetin konusu

"sahip olunan bir mülk"e ihlal sonucunu doğuracak bir müdahalenin

bulunması gerekmektedir (Selçuk Emiroğlu,

B. No: 2013/5660, 20/3/2014, § 26).

50. Anayasa'nın 35. maddesinde yer verilen mülkiyet kavramı,

kapsam itibarıyla 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda yer

alan mülkiyet kavramı ile sınırlı olmamakla birlikte taşınmaz mülkiyetinin

Anayasa'nın 35. maddesindeki güvence kapsamına girdiğinde kuşku yoktur (İhsan Vurucuoğlu,

B. No: 2013/539, 16/5/2013, § 30).

51. Somut olayda, Tunceli ili Mazgirt ilçesinde bulunan taşınmaz

başvurucular adına tapuda tescillidir. Dolayısıyla başvurucuların tapu

sicilinde adlarına kayıtlı taşınmaz üzerinde, 4721 sayılı Kanun uyarınca

mülkiyet haklarının bulunduğu kuşkusuzdur.

52. Başvuruculara ait bu taşınmaz DSİ tarafından baraj yapımı

çalışmaları kapsamında kısmen kamulaştırılmakla birlikte sular altında

kaldığından tarımsal kullanıma elverişli olmadığı gerekçesiyle taşınmazın

64.709 m2 yüz ölçümlü kısmı yönünden kamulaştırma işlemi yapılmadığı

anlaşılmaktadır. Ancak başvurucular, idarenin baraj yapım çalışmaları sırasında

nehir yatağının değiştirilmesi nedeniyle taşınmazın bu bölümünün sular altında

kaldığını ileri sürmüş; başvurucular tarafından açılan gerek haksız işgal

tazminatı davasında gerekse de kamulaştırmasız el atma nedeniyle açılan

tazminat davasında Derece Mahkemelerince, taşınmazın bu bölümünün DSİ

tarafından yapılan çalışmalar nedeniyle baraj gölü sahasında kaldığının tespit

edildiği açıklanmıştır. Bu durumda başvurucuların taşınmazının ihlal iddiasına

konu edilen bu bölümü yönünden Anayasa'nın 46. maddesinde ve 2942 sayılı

Kanun'da belirtilen kamulaştırma işlemi uygulanmaksızın taşınmaza fiilen el atılmasının

başvurucuların mülkiyet haklarına müdahale niteliğinde olduğu ve bu müdahalenin

mülkiyetten yoksun bırakma şeklinde olduğu değerlendirilmiştir.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

53. Anayasa'nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı, kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek

ve yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma ve tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı veren bir

haktır. Anayasa'ya göre bu hakka ancak kamu yararı nedeniyle ve kanunla

sınırlama getirilebilir. Anayasa'nın 46. maddesine göre özel mülkiyetteki bir

taşınmaz, kamu yararı amacıyla ihtiyaç duyulması hâlinde gerçek karşılığı peşin

ödenmek ve koşulları yasayla belirlenmek şartıyla kamulaştırılarak kamu

hizmetine tahsis edilebilir veya irtifak hakkı kurularak kamu yararı amacıyla

kullanımı sınırlanabilir (Mustafa Asiler,

B. No: 2013/3578, 25/2/2015, § 35).

54. Anayasa'nın 35. maddesinde mülkiyet hakkına getirilecek

sınırlamaların kamu yararı amacıyla ve kanunla yapılması gerektiği hüküm altına

alınırken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) Ek 1 No.lu Protokol'ün

1. maddesi mülkiyetten yoksun bırakmanın kamu yararıyla, yasada öngörülen

koşullarla ve uluslararası sözleşmelere uygun olarak yapılabileceğini

öngörmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), yasada öngörülen

koşulları, bir diğer ifadeyle hukukiliği geniş yorumlayarak istikrar kazanmış

yargı kararlarına dayanan içtihat yoluyla geliştirilmiş ilkelerin de hukukilik

şartını karşılayabildiğini kabul ederken (Malone/Birleşik Krallık, B. No: 8691/79, 2/8/1984, §§ 66-68)

Anayasa, tüm sınırlandırmaların mutlak manada kanunla yapılacağını öngörerek Sözleşme'den daha geniş bir koruma sağlamaktadır (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, § 31).

55. Hak ve özgürlüklerin ve bunlara yapılacak müdahalelerin ve

sınırlandırmaların kanunla düzenlenmesi, bu haklara ve özgürlüklere keyfî

müdahaleyi engelleyen ve hukuk güvenliğini sağlayan demokratik hukuk devletinin

en önemli unsurlarından biridir. Bununla beraber kanunla düzenleme zorunluluğu,

hakka yapılacak müdahalenin uygulanmasının kanun çerçevesini aşmayacak şekilde

tüzük, yönetmelik, tebliğ ve genelge gibi yürütme organının çıkardığı ikincil

düzenlemelerle yapılmasına mani değildir (Tahsin Erdoğan, B. No: 2012/1246,

6/2/2014, § 60).

56. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön

koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki

güvenlik ilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem

ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde

bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden

herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır

ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına

karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/39, K.2013/65,

22/5/2013).

57. Somut olayda başvuruculara ait taşınmaza, taşınmazın bir

bölümün yönünden kamulaştırma işlemi yapılmaksızın idare tarafından yapılan

baraj inşaatı sırasında baraj göl sahasında bırakılmak suretiyle müdahalede

bulunulmuştur. Kamulaştırmasız el atma, kamulaştırma ile kıyaslandığında daha

az güvence sunan ve hukuki olmayan bir yöntemdir. Kamulaştırmasız el atma;

idareye, taşınmazı kullanma ve kamulaştırma işlemi yapmadan taşınmazı elde etme

imkânı sağlamaktadır. İdareye resmî kamulaştırma kurallarının ötesine geçme

imkânı sağlayan böyle bir uygulama; kişilerin, öngörülemez ve keyfî durumlarla

karşılaşması tehlikesi taşımaktadır. Söz konusu uygulama, yeterli derecede

hukuki güvence temin edecek ve gerektiği şekilde gerçekleştirilen bir

kamulaştırmanın alternatifini oluşturacak nitelikte değildir (Mustafa Asiler, §§ 41, 42).

58. Anayasa'nın 35. ve 46. maddeleri, taşınmaz üzerindeki

mülkiyet hakkına son veren müdahalelerin yasal olmasını zorunlu tutmaktadır. Bu

zorunluluk hukuk devletinin gereğidir. Anayasa'nın 46. maddesi hükmü ve 2942

sayılı Kanun gereği asıl olan kamulaştırma işlemi yapmak suretiyle idarenin

taşınmazı iktisap etmesidir. Yöntem olarak Anayasa ve yasalara uygun bir

kamulaştırma işlemi yapılması söz konusu iken dayanağını Anayasa ve yasalardan almayan,

bireylerin mülkiyet hakkına son veren bir uygulama olan kamulaştırmasız el atma

yasalara uygun bir kamulaştırma ile aynı hukuki çerçeve içinde

değerlendirilemez. İdarelere resmî kamulaştırma kurallarının ötesine geçme

imkânı sağlayan böyle bir uygulama, taşınmaz sahipleri için öngörülemeyen ve

hukuki olmayan müdahale riskini taşımaktadır (Celalettin

Aşçıoğlu, § 58).

59. AİHM de kamulaştırma yapılmaksızın taşınmaza el atılması

yoluyla yapılan müdahalenin, başvurucuların mülkiyet haklarını ihlal ettiği

kanaatindedir (Sarıca ve Dilaver/Türkiye,

B. No: 11765/05, 27/5/2010, § 51).

60. Başvuru konusu olayda başvuruculara ait taşınmaza,

taşınmazın bir bölümünün DSİ tarafından yapılan baraj inşaatı çalışmaları

sırasında sular altında kalması suretiyle müdahalede bulunulması üzerine

başvurucular, 27/10/2003 tarihinde DSİ aleyhine Mazgirt Asliye Hukuk

Mahkemesinde ayrı ayrı haksız işgal tazminatı ve kamulaştırmasız el atma

nedeniyle tazminat davaları açmışlardır.

61. Mahkemece haksız işgal tazminatına ilişkin 2012/6 esas

sayılı dava dosyasında verilen 18/7/2012 tarihli karar ile dava kısmen kabul

edilerek başvurucular lehine haksız işgal tazminatına hükmedilmiş,

kamulaştırmasız el atma nedeniyle talep edilen tazminata ilişkin 2012/257 esas

sayılı dava dosyasında verilen 13/3/2013 tarihli karar ile de 235.087,79 TL

tutarındaki tazminatın idareden alınarak başvuruculara verilmesine ve dava

konusu taşınmaz bölümünün baraj gölü sahasında kalması nedeniyle tapudan

terkinine karar verilmiştir. Temyiz edilen kararlar Yargıtayca

onanmıştır. Bu şekilde Anayasa ve kanunlarla belirlenmiş süreçler takip

edilmeden başvurucuların mülkiyetinde bulunan ihlal iddiasına konu taşınmaz

bölümüne kamulaştırmasız olarak el atıldığı Mahkeme kararıyla sabittir.

62. Sonuç olarak başvuruculara ait taşınmaza, taşınmazın bir

bölümü baraj inşaatı sırasında sular altında bırakılmak suretiyle müdahale

edilmesi şeklindeki kamulaştırmasız el atmanın Anayasa'nın 13., 35. ve 46.

maddeleri ve 2942 sayılı Kanun'da belirtilen usule uymayan bir müdahale olduğu

ve mülkiyet hakkına yapılan bu müdahalenin kanunilik ilkesini ihlal ettiği

kanaatine ulaşılmıştır.

63. Müdahalenin kanunilik şartını sağlamadığı tespit

edildiğinden Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen meşru amaçlardan biri

kapsamında olup olmadığı ve ölçülülük kriterlerine riayet edilip edilmediğinin

ayrıca değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

64. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

65. Başvurucular kamulaştırmasız el atma nedeniyle Mazgirt

Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları haksız işgal tazminatı davasının on yıl

gibi makul olmayan bir sürede sonuçlanmasıyla mağdur edildiklerini belirterek

adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

66. Bakanlığın görüş yazısında, daha önce benzer bir başvuruda

görüş bildirildiğinden bu konuda yeniden görüş bildirilmesine gerek olmadığı

belirtilmiştir.

67. Anayasa ve Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18) Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının

somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa'nın 36. maddesinde yer

verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili

hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle

Sözleşme'nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa'nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa'nın 141.

maddesinin de -Anayasa'nın bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

68. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

69. Anayasa'nın 36. maddesi ve Sözleşme'nin 6. maddesi uyarınca

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara

bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda Asliye Hukuk Mahkemesi nezdinde

açılan kamulaştırmasız el atma nedeniyle haksız işgal tazminatı davasının söz

konusu olduğu görüldüğünden 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanunu ile 6100 sayılı Kanun'da yer alan usul hükümlerine göre

yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan

bir yargılama olduğuna kuşku yoktur (Güher

Ergun ve diğerleri, § 49).

70. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı, kural olarak uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarih olup somut başvuru açısından bu tarih

27/10/2003'tür.

71. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir (Güher Ergun ve diğerleri, § 52). Somut başvuru açısından bu

tarih, Mazgirt Asliye Hukuk Mahkemesince verilen hükme ilişkin onama ilamına

karşı yapılan karar düzeltme isteminin Yargıtay 1. Hukuk Dairesince reddedildiği

3/7/2014'tür.

72. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesi neticesinde

başvurucuların 27/10/2003 tarihinde Mazgirt Asliye Hukuk Mahkemesinde açtıkları

dava sonunda 28/5/2008 tarihinde davanın kısmen kabulüne karar verildiği,

temyiz üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 26/3/2009 tarihli ilamıyla hükmün

bozulduğu, Mahkemece bozma ilamına uyularak 10/6/2011 tarihinde davanın kısmen

kabulüne karar verildiği, temyiz edilen bu kararın da aynı Dairenin 16/1/2012

tarihli ilamıyla bozulduğu, Mahkemece ikinci bozma ilamına uyularak verilen

18/7/2012 tarihli kararın ise temyiz üzerine Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin

23/9/2013 tarihli ilamıyla onandığı, karar düzeltme talebinin de aynı Dairenin

3/7/2014 tarihli ilamıyla reddedilmesi üzerine hükmün kesinleştiği

anlaşılmıştır.

73. 6100 sayılı Kanun'un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul

hükümlerinin nazara alınmadığı gözönünde

bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir(Güher Ergun

ve diğerleri, §§ 34-64).

74. Başvuruya konu davanın incelenmesi neticesinde hukuki

meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı, delillerin

toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi kriterler dikkate

alındığında yargılamaların karmaşık nitelikte olduğu kabul edilmekle birlikte

davaya bütün olarak bakıldığında somut başvuru açısından farklı bir karar

verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve yaklaşık on yıl sekiz aylık

yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

75. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

4. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

76. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya

da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya

ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

77. Başvurucular ayrı ayrı 10.000 TL maddi ve 10.000 TL manevi

tazminat talebinde bulunmuşlardır.

78. Bakanlık, ihlal tespit edilmesi hâlinde uygun bir tazminata

karar verilmesinin yerinde olacağını bildirmiştir.

79. Başvuruda mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

80. Başvurucuların makul sürede yargılanma haklarının ihlali

nedeniyle, tarafı oldukları uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık on yıl sekiz aylık

yargılama süresi dikkate alındığında yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek

olan manevi zararları karşılığında başvuruculara ayrı ayrı net 10.000 TL manevi

tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

81. Başvuruya konu taşınmaza Anayasa ve 2942 sayılı Kanun'da

öngörülmeyen kamulaştırmasız el atma şeklindeki müdahalenin başvurucuların

mülkiyet haklarını ihlal ettiği yönünde karar verilmiştir. Bunun yanında enerji

üretimi sağlamak için baraj yapılmasıyla amaçlanan kamu yararıyla başvurucuların

mülkiyet haklarına yapılan müdahale arasında adil bir dengenin kurulması

gerekmektedir. Bu denge, el atılan taşınmaz bölümünün mahkemece tespit edilen

gerçek karşılıkları başvuruculara ödenerek sağlanmaktadır. Mahkemelerin

kamulaştırmasız el atma nedeniyle taşınmaz bedelinin ödenmesine karar vermeleri

kamu yararıyla kişi yararı arasında adil dengeyi sağladığı gibi idare

tarafından kullanımın yasal olmadığını tespit ederek belli bir hukuki güvence

sağlamaktadır.

82. Başvurucuların taşınmaza yapılan müdahale nedeniyle daha

fazla tazminat almaları gerektiği yönünde bir şikâyetleri de bulunmamaktadır.

Kaldı ki Mahkemenin ve bedel tespiti yapan bilirkişilerin objektif kriterleri

esas alarak bedel tespiti yapmaları gerektiği hususunda tereddüt

bulunmamaktadır. Nitekim başvurucuların talepleri üzerine 2942 sayılı Kanun'da

öngörülen bedel tespiti prensiplerine uygun olarak el atmayla ellerinden alınan

taşınmaz bölümü için tarımsal gelir yöntemine göre hesaplanan tazminat

bedelinin yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmiştir. Mahkeme bedel

tespitini keşif yaparak, bilirkişi raporlarına müracaat ederek, başvurucuların

her aşamada itirazlarını sunmalarına imkân vererek ve bu itirazları dikkate

alarak sonuçlandırmıştır (bkz. §§ 22-26).

83. Bu durumda başvuruculara, el atılan taşınmaz bölümüne

karşılık dava tarihine göre belirlenen taşınmaz bedeli faiziyle birlikte

ödenerek ulaşılmak istenen kamu yararıyla başvurucuların müdahale edilen

mülkiyet hakkı arasında makul bir orantının kurulduğu, idarenin el atma işleminin

ihmalden kaynaklandığı ve kanuni olmayan el atma hakkında ihlal kararı

verildiği gözönünde bulundurulduğunda başvuruculara

ayrıca tazminat ödenmesine gerek bulunmadığı yönünde karar verilmesi gerekir.

84. Öte yandan başvurucuların makul sürede yargılanma haklarının

ihlal edildiği iddiasına yönelik maddi tazminat talepleri yönünden ise tespit

edilen ihlal ile iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağının da

bulunmadığı anlaşıldığından başvurucuların maddi tazminat taleplerinin reddine

karar verilmesi gerekir.

85. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin

başvuruculara müştereken ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkınınİHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvuruculara ayrı ayrı net 10.000 TL manevi tazminat

ÖDENMESİNE, tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

10/3/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Hicabi DURSUN

Erdal TERCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucular

:

1. Hayati

TUNÇ

2. Hediye

ÇİÇEK

3. İrfan

TUNÇ

4. Sibel

TUNÇ

5. Şafak

TUNÇ

6. Birgül

TUNÇ

7. Ergül

TUNÇ

8. Gökhan

TUNÇ

9. Nezaket

BALIKÇI

10. Binnaz

TUNÇ

11. Eren

TUNÇ

Vekilleri : Av. Mehmet Fatih CANPOLAT

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/1028, 10 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  12. Tunç
  13. Çiçek
  14. Tunç
  15. Tunç
  16. Tunç
  17. Tunç
  18. Tunç
  19. Tunç
  20. Balıkçı
  21. Tunç
  22. Tunç
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/1028
Tarih
10 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Anadolu Deniz İnşaat Kızakları Sanayi ve Ticaret A. Ş. Başvurusu (B. No: 2013/6249)
  • Uğur Önsel Türk Başvurusu (B. No: 2013/6158)
  • Megasan İnşaat Sanayi Ticaret Taahhüt A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/3401)
  • Mehmet Ali Aslan Başvurusu (B. No: 2013/2429)
  • Ali Öz Başvurusu (B. No: 2013/2624)
  • Esma Fatıma Kızılsu ve Rukiyye Erva Kızılsu Başvurusu (B. No: 2013/7246)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.