İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Ramazan Şaş Başvurusu (B. No: 2014/16928)

29892

Başvuru No2014/16928Tarih27 Ekim 2016Okuma23 dk · 4.609 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Ramazan Şaş Başvurusu

Karar tarihi
27 Ekim 2016
Başvuru Numarası
2014/16928
R.G. Tarih ve Sayı
18/11/2016 -
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.609 kelime·23 dk okuma·21 bölüm

29892

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, hizmet tespiti davasının hatalı değerlendirme

sonucunda hak düşürücü süre yönünden reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 23/10/2014 tarihinde Tekirdağ İş Mahkemesi (Mahkeme)

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm ikinci Komisyonunca 9/9/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 25/3/2016 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, başvuruya ilişkin görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, Tekirdağ Tekel Müdürlüğünde 1979 ile 2007 yılları

arasında sigortasız çalıştırıldığını ileri sürerek söz konusu dönemde ödenmeyen

bir kısım işçilik alacağının tahsili istemiyle Tütün, Tütün Mamulleri, Tuz ve

Alkol İşletmeleri A.Ş. (TTA Gayrimenkul A.Ş.) ile Mey İçki San. ve Tic. A.Ş.

aleyhine 31/12/2010 tarihinde alacak davası açmıştır.

8. Dava kapsamında alınan bilirkişi raporunda, başvurucunun

hizmet süresiyle ilgili dosyada yazılı belge veya kayıt bulunmaması nedeniyle

tanık beyanlarına göre başvurucunun 1/6/1979 ile 1/1/2007 tarihleri arasında 27

yıl 7 ay çalıştığı kabul edilerek alacak hesabının bu süre üzerinden yapıldığı

belirtilmiştir.

9. Mahkeme 12/12/2012 tarihli ve E.2010/295, K.2012/295 sayılı

kararı ile başvurucunun Tekirdağ Tekel Müdürlüğünde asgari ücretle çalıştığı,

anılan Kurumun 2007 yılında kapandığı, iş yerinin kapanmasıyla iş akdinin

feshedildiği ancak bir kısım işçilik alacağının ödenmediği gerekçeleriyle

bilirkişi raporundaki hesaplama doğrultusunda davalı TTA Gayrimenkul A.Ş.

yönünden davanın kısmen kabulüne; diğer davalı yönünden davanın husumet

nedeniyle reddine karar vermiştir.

10. Söz konusu kararın gerekçesinde başvurucunun anılan Kurumda

1/6/1979 ile 31/12/2006 tarihleri arasında çalıştığı belirtilmiş; iş akdinin

fesih tarihi ise kararın bazı bölümlerinde 31/12/2006, bazı bölümlerinde ise

1/1/2007 olarak gösterilmiştir. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

“Yapılan yargılama iddia, savunma, tanık

beyanları, bilirkişi raporu ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde,

tanık beyanlarına göre davacının davalılardan Tekel (Gayrimenkul A.Ş.)'ye ait

Tekirdağ Tekel Müdürlüğünde 01/06/1979 ila

31/12/2006 tarihleri arasında temizlik ve yükleme boşaltma işlerinde

asgari ücret ile çalıştığı, davacının

çalıştığı Tekirdağ Tekel Müdürlüğünün 2007 yılında kapandığı, söz

konusu Müdürlüğün davalı Tekel'in Sigara Pazarlama ve Dağıtım A.Ş.'ne bağlı olduğu, davalı Mey İçki San. Tic. A.Ş.

tarafından Tekel'in içki fabrikalarının hisse satışı nedeniyle devir alındığı;

davacının çalıştığı Tekel Tekirdağ Başmüdürlüğünün ise bu devrin kapsamı

dışında kaldığı, dolayısıyla davacının davalı Mey İçki San. Tic. A.Ş. nezninde herhangi bir çalışmasının bulunmadığı, bu yüzden

davanın davalı Mey İçki San. Tic. A.Ş. yönünden husumet nedeniyle reddi

gerektiği, diğer davalı Tekel (unvan değiştirmekle Gayrimenkul A.Ş.) her ne

kadar yetki itirazında bulunmuş ise de 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanun'un 5.

maddesi gereğince iş mahkemelerinde açılacak her dava açıldığı tarihte

davalının Türk Medeni Kanunu gereğince ikametgahı sayılan yer mahkemesinde

bakılabileceği gibi işçinin işini yaptığı iş yeri için yetkili mahkemede de

bakılabileceği kuralı gereğince işin görüldüğü yer Tekirdağ olup, mahkememizin

yetkili olduğu anlaşılmakla, davalı Tekel vekilinin yetki itirazının kabule

şayan olmadığı, davacının iş akdi davalı iş

yerinin kapanması nedeniyle feshedildiğinden davacının kıdem ve

ihbar tazminatına hak kazandığı bu nedenle kıdem ve ihbar tazminatının

taleplerinin davalı Tekel yönünden kabulü gerektiği, davacının çalıştığı

dönemde yıllık izinlerini kullanmadığı, izin ücretlerinin ödendiği hususunun da

davalı işveren tarafından iddia ve ispat edilemediği anlaşıldığından, davacının

izin ücreti talebinin kabulü gerektiği, ancak davacı taraf 23/11/2012 tarihinde

dava dilekçesini ıslah ederek ilk dava dilekçesinde talep ettiği kısımların

dışında bilirkişi tarafından hesaplanan tutar arasındaki fark alacakları ıslah

etmiş olup, davalı tarafından ıslah edilen kısım yönünden zamanaşımı itirazında

bulun[ul]muş olup, bir kısmı davacı tarafından dava

edilmeyen alacak kısmı için fazlaya ilişkin hakları saklı tutulmuş olmasının

dava edilmeyen kısım açısından zamanaşımını kestiği kabul edilemeyeceğinden,

davacı tarafça dava edilen kıdem tazminatı ve ihbar tazminatı fesihten itibaren

10 yıllık zamanaşımına tabi olması nedeniyle davalı tarafın kıdem ve ihbar

tazminatı yönünden ıslah edilen kısımlara ilişkin zamanaşımı defiine şayan bulunmamış olup, izin ücretinin ise akdin

fesih tarihinden itibaren 5 yıllık zamanaşımına tabi olup, akdin fesih tarihi olan 01/01/2007 tarihinden

ıslahtarihi olan 23/11/2012 tarihine kadar 5 yıldan

fazla süre geçtiğinden ıslah edilen kısım 5 yıllık zamanaşımı süresi içerisinde

talep edilmediğinden davacı tarafın yıllık izin ücreti ile ilgili ilk dava

ettiği kısmı[n] kabulüne yıllık izin ücretlerinin ıslah edilen kısımları

zamanaşımına uğradığından bu kısımlar yönünden fazlaya ilişkin talebinin

reddine karar verilmek gerekmekte olup, davacının çalıştığı dönemde haftanın 5

günü 08:00 ila 20:00 saatleri arasında 2 haftada bir kere cumartesi günleri de

3 saat çalıştığı, böylece davacının ara dinlenmeleri düşüldükten sonra ayda 36

saat fazla çalışma yaptığı fazla çalışma ücretlerinin ödenmediği dolayısıyla

davacının fazla çalışma ücretine hak kazandığı, ancak davalı tarafın zamanaşımı

defininde bulunduğu, fazla çalışma ücretinin 4857

sayılı Kanun'un 32. maddesine göre 5 yıllık zamanaşımına tabi olduğu, ücretin

hak edildiği tarihten itibaren 5 yıllık süre içerisinde talep edilmesi

gerektiği, dava tarihi olan 30/12/2010 tarihinden geriye doğru 5 yıllık süre

olan 30/12/2005 ila akdin feshedildiği tarih

olan 31/12/2006 tarihleri arasındaki döneme ilişkin fazla mesai

ücretinin talep edilebileceği, bu tarihten önceki fazla mesai ücretlerinin

zamanaşımına uğradığı için reddi gerektiği, ihbar ve kıdem tazminatının Borçlar

Kanunu'nun 125. maddesine göre fesih tarihinden itibaren 10 yıllık zamanaşımına

tabi olması, izin ücretinin ise fesih tarihinden itibaren 5 yıllık zamanaşımına

tabi olması, fesih tarihi olan 31/12/2006

ila dava tarihi olan 31/12/2010 tarihleri arasında 10 yıllık ve 5 yıllık

zamanaşımının dolmaması nedeniyle davalı tarafın bu alacak kalemleri yönünden

zamanaşımı savunmasının kabule şayan olmadığından reddi gerektiği, davacı taraf

her ne kadar fazla tatili ücreti alacağı talebinde bulunmuş ise de, tanık

beyanlarına göre davacının pazar günleri çalışmadığı anlaşıldığından davacı

tarafın hafta tatili çalışma alacağı talebinin reddi gerektiği, bilirkişi

tarafından hesaplanan fazla mesai ücreti alacağından yerleşik Yargıtay

kararları gereğince %25 hakkaniyet indirimi uygulanmak suretiyle hüküm altına

alınması gerektiği anlaşılmakla davanın davalı Mey İçki San. A.Ş. yönünden

husumet nedeniyle reddine, davalı Tekel (Gayrimenkul A.Ş.) yönünden davanın

kısmen kabul ve kısmen reddi ile 14.646,75 TL kıdem tazminatı, 991.20 TL ihbar

tazminatı, 1.500,00 TL yıllık izin ücreti alacağı, 1.529,28 TL fazla mesai

ücretinin davalı Tekel A.Ş. (Gayrimenkul A.Ş.)'den tahsili ile davacı tarafa

ödenmesine, kıdem tazminatına akdin fesih

tarihi olan 01/01/2007 tarihinden itibaren bankalarca mevduata

uygulanan en yüksek mevduat faizi, diğer alacaklara ise dava tarihi olan

31/12/2010 tarihinden itibaren yasal faiz uygulanmasına, davacı tarafın fazlaya

ilişkin fazla mesai ücreti ve yıllık izin ücreti taleplerinin reddine,

ispatlanamayan hafta tatili talebinin reddine karar verilmesi cihetine

gidilmiş[tir].”

11. Davalının temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay 7. Hukuk

Dairesinin 5/11/2013 tarihli ve E.2013/5542, K.2013/18163 sayılı ilamı ile

onanarak aynı tarihte kesinleşmiştir.

12. Başvurucu, bahsi geçen alacak davasının lehine sonuçlanması

üzerine bu defa sigortasız çalıştırıldığı sürenin tespiti için TTA Gayrimenkul

A.Ş. ile Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) aleyhine aynı Mahkemede 27/12/2012

tarihinde hizmet tespiti davası açarak 1979 ile 2007 yılları arasında Tekirdağ

Tekel Müdürlüğünde çalıştığının tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

13. Mahkeme, 4/12/2013 tarihli ve E.2012/393, K.2013/529 sayılı

kararı ile sigortalılığın tespiti davasının ilgili Kanun gereğince en son

hizmetin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl içinde açılması gerektiği,

somut davanın ise başvurucunun en son hizmetinin geçtiği 31/12/2006 tarihinden

beş yıl sonra açıldığı gerekçesiyle davanın hak düşürücü süre yönünden reddine

karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkememizin 2010/295 esas sayılı dosyasının

mahkeme kaleminde yapılan araştırmada temyiz incelemesi için Yargıtay'a

gönderildiği, uyap üzerinden ve karar kartonundan

yapılan kontrolde, davacısı dosyamız davacısı, davalıları Tekel Genel Müdürlüğü

(Gayrimenkul A.Ş.) [ve] Meyçi İçki San. Tic. A.Ş.

olan işçi alacağı davası olduğu, 2012/295 karar numarası ile karara çıktığı,

söz konusu kararın kabul kısmında davacının

01/06/1979 ila 31/12/2006 tarihleri arasında çalıştığının kabul edildiği, iş

akdinin 31/12/2006 tarihinde sona erdiğinin kabul edildiği ve bu tarihe göre

işçi alacaklarının hesaplanıp hüküm altına alındığı görülmüştür.

...

Yapılan yargılama, iddia, savunma, gelen

kayıtlar, tanık beyanları, Mahkememizin 2010/295 esas, 2012/295 karar sayılı

dosyası ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; 506 sayılı yasanın

79/8. maddesi gereğince yönetmelikte tespit edilen belgeleri, işveren tarafından

verilmeyen veya çalıştıkları kurumca tespit edilemeyen sigortalılar

çalıştıklarının, hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl

içerisinde mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse bunları

mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları üzerinden prim ödeme gün

sayılarının nazara alınacağının hüküm altına alındığı, dolayısı ile hakkında

herhangi bir işe giriş bildirgesi bulunmayan ve çalıştıkları kurumca tespit

edilmeyen kişilerin sigortalılığın tespiti davasının en son hizmetin geçtiği

yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde açılması gerektiği, dolayısıyla davacının en son hizmetinin geçtiği 31/12/2006

tarihinden itibaren 506 sayılı yasanın 79. maddesinde öngörülen 5

yıllık hak düşürücü süre içerisinde davanın açılmadığı ve davanın 5 yıllık

süreden sonra 27/12/2012 tarihinde açıldığı anlaşıldığından davacı tarafın

talebi haklı ve yerinde görülmediğinden hak düşürücü süre yönünden davanın

reddine karar veril[miştir].”

14. Başvurucunun temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay 10.

Hukuk Dairesinin 16/6/2014 tarihli ve E.2014/7926, K.2014/14720 sayılı ilamı

ile onanmıştır. Onama ilamının ilgili kısmı şöyledir:

“Dosyadaki yazılara, hükmün Dairemizce de

benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere

ve özellikle bu delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine göre,

yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddiyle usul ve kanuna uygun

olan hükmün ONANMASINA ... karar verildi.”

15. Nihai karar, başvurucuya 23/9/2014 tarihinde tebliğ edilmiş;

başvurucu 23/10/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı mülga Sosyal Sigortalar

Kanunu’nun 79. maddesinin onuncu fıkrası şöyledir:

“Yönetmelikle tespit edilen belgeleri işveren

tarafından verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar,

çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak 5 yıl içerisinde

mahkemeye başvurarak alacakları ilam ile ispatlayabilirlerse, bunların mahkeme

kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme gün sayıları nazara

alınır.”

17. 31/5/2006 tarihli ve 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel

Sağlık Sigortası Kanunu’nun 86. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

“Aylık prim ve hizmet belgesi işveren tarafından

verilmeyen veya çalıştıkları Kurumca tespit edilemeyen sigortalılar,

çalıştıklarını hizmetlerinin geçtiği yılın sonundan başlayarak beş yıl

içerisinde iş mahkemesine başvurarak, alacakları ilâm ile ispatlayabilirlerse,

bunların mahkeme kararında belirtilen aylık kazanç toplamları ile prim ödeme

gün sayıları dikkate alınır.”

18. 5510 sayılı Kanun’un 108. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun;

a) Geçici 20 nci

maddesinin son fıkrası 1/1/2008 tarihinde,

b) 72 nci ve 73 üncü

maddeleri, geçici 6 ncı maddesinin yedinci fıkrasının

(b) bendi, geçici 7 nci maddesinin son fıkrası,

geçici 9 uncu maddesinin bir ilâ dördüncü fıkraları ile geçici 17 nci maddesi, geçici 20 nci

maddesinin onikinci fıkrası 30/4/2008 tarihinde,

c) 60 ıncı

maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin (3) ilâ (8) ve (10) numaralı alt

bentleri ile (f) bendinde sayılanlar için genel sağlık sigortası hükümlerinin

uygulanmasına ilişkin olarak; 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (1), (2),

(8), (9), (10), (16), (17), (20), (22), (23), (24), (25), (26) ve (27) numaralı

bentleri, 63, 64, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 74, 75, 77, 78, 79 uncu

maddeleri, 80 inci maddesinin dördüncü fıkrası, 81 inci maddesinin birinci

fıkrasının (f) bendi ve ikinci fıkrası, 82 nci

maddesinin birinci, ikinci ve üçüncü fıkraları, 87 ilâ 89 uncu maddeleri, 97 nci maddesinin son fıkrası, geçici 1 inci maddesinin son

fıkrası, geçici 3 üncü maddesi, geçici 6 ncı

maddesinin dördüncü fıkrası, geçici 11 inci maddesinin ikinci fıkrası, geçici

12 inci maddesi hükümleri 1/7/2008 tarihinde,

d) Diğer hükümleri 2008 yılı Ekim ayı başında,

yürürlüğe girer.”

19. 5510 sayılı Kanun’un geçici 7. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Bu Kanunun yürürlük tarihine kadar 17/7/1964

tarihli ve 506 sayılı, 2/9/1971 tarihli ve 1479 sayılı, 17/10/1983 tarihli ve

2925 sayılı, bu Kanunla mülga 17/10/1983 tarihli ve 2926 sayılı, 8/6/1949

tarihli ve 5434 sayılı kanunlar ile 17/7/1964 tarihli ve 506 sayılı Kanunun

geçici 20 nci maddesine göre sandıklara tabi

sigortalılık başlangıçları ile hizmet süreleri, fiilî hizmet süresi zammı,

itibarî hizmet süreleri, borçlandırılan ve ihya edilen süreler ve sigortalılık

süreleri tabi oldukları kanun hükümlerine göre değerlendirilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

20. Mahkemenin 27/10/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

21. Başvurucu; 1979 ile 2007 yılları arasında Tekirdağ Tekel

Müdürlüğünde sigortasız çalıştırıldığını, bu çalışmaları karşılığında ödenmeyen

işçilik alacaklarının tahsili istemiyle açtığı alacak davasının lehine

sonuçlandığını, söz konusu davada iş akdinin 1/1/2007 tarihinde feshedildiğinin

tespit edildiğini, davanın lehine sonuçlanması üzerine aynı Mahkemede bu defa

sigortasız çalıştığı sürenin tespiti için hizmet tespiti davası açtığını ancak

iş yerindeki son hizmet tarihinin 31/12/2006 olduğu ve bu tarihten itibaren beş

yıllık hak düşürücü süre içinde açılmadığı gerekçeleriyle davanın süre yönünden

reddedildiğini, Mahkemenin bu davada önceki kararıyla çelişkiye düşerek iş

akdinin fesih tarihini 31/12/2006 olarak kabul ettiğini, iş yerindeki en son

hizmet tarihinin 1/1/2007 olarak kabul edilmesi gerekirken Mahkemenin son

çalışma tarihi konusunda önceki kararıyla çelişir biçimde hatalı değerlendirme

yaparak davasını haksız olarak süre yönünden reddettiğini, temyiz ettiği bu

kararın Yargıtayca gerekçe belirtilmeden onandığını

belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

22. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

23. Başvurucunun şikâyetinin özü, açmış olduğu hizmet tespiti

davası için ilgili kanunda öngörülen hak düşürücü sürenin hatalı hesaplanması

sonucunda davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle uyuşmazlığın esasının

Mahkeme tarafından incelenemediğine ilişkindir. Bu nedenle başvurucunun

iddialarının adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer alan mahkemeye

erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

24. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

25. M. Emin KUZ bu görüşe katılmamıştır.

2. Esas Yönünden

26. Başvurucu, Mahkemenin son hizmet tarihi konusunda alacak

davasında verdiği kararıyla çelişir biçimde hatalı değerlendirme yapması

sonucunda hizmet tespiti davasını süre yönünden reddettiğini belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

27. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

28. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddiada bulunma ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip

olduğu belirtilmiştir. Anayasa'da adil yargılanma hakkının kapsamı

düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma

hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

22).

29. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan

mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve

uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına

gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını

anlamsız hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde

etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §

52).

30. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye etkili

erişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri olarak

kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının mahkemeye başvuru konusunda

tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye

ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade

etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki

belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu

hakkın ihlal edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, (k.k), B. No: 51307/99,

23/1/2003).

31. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön

koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki

güvenlik ilkesi, hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem

ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde

bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden

herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır

ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına

karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/64, K.2013/142,

28/11/2013).

32. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıp

sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlamaların

hakkın özünü, zedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi,

açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir

(Serkan Acar, B. No: 2013/1613,

2/10/2013, § 38).

33. Dava açma hakkı birtakım sınırlamalara tabi tutulabileceği

gibi bu hakkın kullanımı da belli kurallara bağlanabilir. Bununla birlikte bu

sınırlamalar dava açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özüne

zarar verecek seviyeye ulaşmamalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Edificaciones March Gallego

S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34 ve Rodríguez Valín/İspanya,

B. No: 47792/99, 11/10/2001, § 22).

34. Bir mahkemeye başvuru hakkının yasal birtakım şartlara tabi

tutulması kabul edilebilir olsa da mahkemeler; usul kurallarını uygularken bir

yandan adil yargılanma hakkını ihlal edebilecek aşırı şekilcilikten, diğer

yandan da yasalar tarafından düzenlenen usul kurallarının ortadan kaldırılması

sonucunu doğurabilecek aşırı gevşeklikten kaçınmalıdır (Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29).

35. Usul kurallarının hukuki güvenliğin sağlanması ve

yargılamanın düzgün bir şekilde yürütülmesi sonucu adaletin tecelli etmesine

hizmet etmek yerine kişilerin davalarının yetkili bir mahkeme tarafından

görülmesi bakımından bir çeşit engel hâline gelmesi durumunda mahkemeye erişim

hakkı ihlal edilmiş olacaktır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Efstathiou ve diğerleri/Yunanistan, B. No: 36998/02,

27/7/2006, § 24).

36. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin

öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça

hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık

oluşturmaz. Ne var ki öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak

yanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler, dava açma ya da

kanun yollarına başvurma hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiğini kabul etmek gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Osu/İtalya, B. No: 36534/97, 11/7/2002, §§

36-40).

37. Başvuruya konu olayda başvurucu, sigortasız çalıştırıldığı

iş yerinde ödenmeyen bir kısım işçilik alacağının tahsili istemiyle alacak

davası açmıştır. Söz konusu dava kapsamında alınan bilirkişi raporunda, dava

dosyasında hizmet süresiyle ilgili yazılı belge veya kayıt bulunmaması

nedeniyle tanık beyanlarına göre başvurucunun 1/6/1979 ile 1/1/2007 tarihleri arasında

27 yıl 7 ay çalıştığı kabul edilerek alacak hesabı bu süre üzerinden

yapılmıştır.

38. Yargılama sonunda Mahkeme, başvurucunun asgari ücretle

çalıştığı iş yerinin 2007 yılında kapanmasıyla iş akdinin feshedildiği ancak

bir kısım işçilik alacağının ödenmediği gerekçesiyle anılan bilirkişi

raporundaki hesaplama doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar vermiş ve bu

karar Yargıtay incelemesinden geçerek kesinleşmiştir.

39. Söz konusu kararın gerekçesinde başvurucunun iş yerinde

1/6/1979 ile 31/12/2006 tarihleri arasında çalıştığı belirtilmiş; iş akdinin

fesih tarihi ise kararın bazı bölümlerinde 31/12/2006, bazı bölümlerinde ise

1/1/2007 olarak gösterilmiştir (bkz. § 10).

40. Alacak davası lehine sonuçlanan başvurucu, bu defa

sigortasız çalıştığı sürenin tespiti için 27/12/2012 tarihinde hizmet tespiti

davası açarak 1979 ile 2007 yılları arasında Tekirdağ Tekel Müdürlüğünde

çalıştığı hizmetlerinin tespitine karar verilmesini talep etmiştir.

41. Mahkeme, 506 sayılı mülga Kanun’un 79. maddesinin onuncu

fıkrası gereğince sigortalılığın tespiti davasının en son hizmetin geçtiği

yılın sonundan başlayarak beş yıl içinde açılması gerektiği, somut davanın ise

başvurucunun en son hizmetinin geçtiği 31/12/2006 tarihinden itibaren beş yıl

sonra açıldığı gerekçesiyle davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar

vermiştir.

42. Anılan kararın gerekçesinde daha önce görülen alacak

davasına atıf yapılmak suretiyle söz konusu davada başvurucunun 1/6/1979 ile

31/12/2006 tarihleri arasında çalıştığının ve iş akdinin 31/12/2006 tarihinde

sona erdiğinin kabul edildiği, işçilik alacaklarının da bu tarihe göre

hesaplanıp hüküm altına alındığı dikkate alınarak başvurucunun en son hizmet

tarihinin 31/12/2006 olduğu ve bu tarihten itibaren Kanun’da öngörülen beş

yıllık hak düşürücü süre içinde davanın açılmadığı sonucuna varıldığı

belirtilmiştir.

43. Başvurucunun temyizi üzerine bu karar, Yargıtay 10. Hukuk

Dairesinin 16/6/2014 tarihli ilamı ile onanarak aynı tarihte kesinleşmiştir.

44. 506 sayılı mülga Kanun’un 79. maddesinin onuncu fıkrası ile

5510 sayılı Kanun’un 86. maddesinin sekizinci fıkrasında hizmet tespiti

davaları için beş yıllık hak düşürücü süre öngörülmüş olup bu sürenin

başlangıcı konusunda çalışanların “hizmetlerinin geçtiği yılın” sonunun esas

alınacağı belirtilmiştir (bkz. §§ 16, 17).

45. Başvuru konusu hizmet tespiti davasında Mahkeme,

başvurucunun iş yerindeki en son hizmetinin 31/12/2006 tarihinde

gerçekleştiğini kabul ettiğinden bu tarihten itibaren beş yıl içinde açılmayan

davada hak düşürücü sürenin geçtiği sonucuna varmıştır. Mahkemenin bu kabulüne

göre somut davada hak düşürücü sürenin 31/12/2011 tarihinde dolduğu

anlaşılmaktadır. Başvurucu ise iş yerindeki çalışmasının 1/1/2007 tarihine

kadar sürdüğünü iddia etmiş olup başvurucunun bu iddiasının kabul edilmesi

hâlinde hizmet tespiti davası 2007 yılının sonundan itibaren beş yıl içinde

yani 31/12/2012 tarihine kadar açılabilecek ve somut davanın açıldığı tarih

27/12/2012 olduğundan hak düşürücü süre geçirilmemiş olacaktır.

46. Başvurucu, en son hizmet tarihi 1/1/2007 olduğu hâlde

Mahkemenin alacak davasında verdiği kararla çelişkili şekilde hatalı

değerlendirme ve uygulama yapıp iş akdinin fesih tarihini 31/12/2006 kabul

ederek davasını haksız biçimde süre yönünden reddettiğinden şikâyet etmiştir.

47. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği mevzuatın

yorumlanması ve uygulanması, derece mahkemelerinin görevi olmakla birlikte bu

yorum ve uygulamaların etkilerinin Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma

alanında bulunan hak ve yükümlülüklerle bağdaşıp bağdaşmadığının Anayasa

Mahkemesince incelenebileceği tabiidir. Mahkemeye erişim hakkı yönünden

yapılacak böyle bir inceleme, somut olayın koşulları çerçevesinde olacaktır (Emre Kartal, B. No: 2014/5020, 6/10/2015,

§ 40).

48. Bu kapsamda başvuru konusu davada, başvurucunun daha önce

açtığı ve lehine sonuçlanan alacak davasındaki tespitlerle çelişen bir kabul

bulunup bulunmadığı, dava açma süresinin belirlenmesine esas alınan son hizmet

tarihi konusunda açıkça hukuka aykırı yanlış uygulama ya da yanlış hesaplama

yapılıp yapılmadığı ve dolayısıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına

yönelik bir ihlal bulunup bulunmadığı incelenecektir.

49. Başvuru konusu hizmet tespiti davasında Mahkeme, daha önce

görülen alacak davasına atıf yapmak suretiyle söz konusu davada başvurucunun iş

akdinin 31/12/2006 tarihinde sona erdiğinin kabul edildiğini, işçilik

alacaklarının da bu tarihe göre hesaplanıp hüküm altına alındığını dikkate

alarak başvurucunun iş akdinin 31/12/2006 tarihinde sona erdiği sonucuna

ulaşmış ise de bu karara dayanak yapılan alacak davasına ilişkin gerekçeli

karar incelendiğinde başvurucunun iş akdinin fesih tarihinin, kararın bazı

bölümlerinde 31/12/2006, bazı bölümlerinde ise 1/1/2007 olarak gösterilmiş

olduğu, başvurucunun “hizmetlerinin geçtiği” son tarih konusunda kesin bir

belirleme yapılmadığı görülmektedir (bkz. § 10). Bunun yanı sıra alacak

davasında hükme esas alınan ve başvurucunun alacaklarının hesaplandığı bilirkişi

raporunda başvurucunun 1/6/1979 ile 1/1/2007 tarihleri arasında 27 yıl 7 ay

çalıştığı kabul edilerek alacak hesabı yapılmış (bkz. § 8) ancak 1/1/2007

tarihinin hizmet süresi içinde kabul edilip edilmediği belirtilmemiştir. Buna

rağmen gerekçeli kararda, başvurucunun 1/1/2007 tarihi itibarıyla çalışması

bulunup bulunmadığı, bir başka ifadeyle bu tarihin çalışma süresine dâhil olup

olmadığı hususu tereddütsüz şekilde aydınlığa kavuşturulmamıştır.

50. Öte yandan aynı kararda, başvurucunun Tekirdağ Tekel Müdürlüğünde

asgari ücretle çalıştığı, anılan Kurumun 2007 yılında kapandığı, iş yerinin

kapanmasıyla başvurucunun iş akdinin feshedildiği belirtilmiştir. Ay ve gün

belirtilmeksizin sadece yıl zikredilerek yapılan bu belirlemenin, başvurucunun

son hizmetinin 2007 yılı içinde gerçekleşmiş olduğu şeklinde anlaşılmaya müsait

olduğu açıktır. Bunun yanı sıra anılan tarihin yılbaşı olması itibarıyla genel

tatil günü olduğu, tatil olan bir günde iş akdinin feshi işleminin ne şekilde

yapıldığının da kararda yeterince tartışılmadığı görülmüştür.

51. Başvurucunun iş yerindeki “hizmetlerinin geçtiği” son tarih

alacak davasında açık ve net bir şekilde tespit edilmemiş olmasına rağmen

başvuruya konu hizmet tespiti davasında Mahkemece, bu hususta ayrıca bir

araştırma ve değerlendirme yapılmadan alacak davasındaki kesin olmayan birtakım

tespitlere dayanılarak ve dava açma süresi konusunda başvurucunun yanılgıya

düşmesinde alacak davasına ilişkin gerekçeli kararda başvurucunun iş akdinin

fesih tarihinin kararın bazı bölümlerinde 1/1/2007 olarak gösterilmesinin

etkili olup olmadığı hususu değerlendirilmeden davanın süre yönünden

reddedilmesinde bariz takdir hatası bulunduğu kanaatine varılmıştır.

52. Sonuç olarak başvuru konusu davanın süre yönünden

reddedilmesiyle başvurucunun emeklilik haklarını doğrudan ilgilendiren davadaki

esasa ilişkin iddiaların görüşülmesi imkânının ortadan kalktığı, dava açma

süresinin başlangıcı için esas alınacak tarih olan iş yerindeki son hizmet

tarihiyle ilgili yeterli araştırma yapılmamasının başvurucunun mahkemeye

erişimine zarar verdiği açıktır. Bu nedenle başvurucunun mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır.

53. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

54. M. Emin KUZ bu görüşe katılmamıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

56. Başvurucu, yargılamanın yenilenmesi talebinde bulunmuştur.

57. Adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

58. Adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak

üzere Tekirdağ İş Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

59. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA M. Emin KUZ’un karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE M. Emin KUZ’un karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkı kapsamında

mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmak üzere Tekirdağ İş Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

27/10/2016 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvurucunun, sigortasız çalıştırıldığı sürenin tespitine

ilişkin olarak açtığı davanın süre yönünden reddedilmesi ve mahkeme kararının Yargıtayca onanması üzerine Mahkememize yaptığı bireysel

başvuru mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiş ve kabul edilebilir

bulunarak ihlal kararı verilmiştir.

Kararın gerekçesinde,

başvuruya konu olan davada mahkemece daha önce görülen alacak davasına atıf

yapılmak suretiyle başvurucunun iş akdinin 31/12/2006 tarihinde sona erdiğinin

kabul edildiği, ancak söz konusu kararın bazı bölümlerinde bu tarihin yanında

1/1/2007 tarihinden de söz edildiği, kararda 1/1/2007 tarihinin çalışma

süresine dahil olup olmadığının tereddütsüz şekilde aydınlığa kavuşturulmadığı,

bu hususta ayrıca bir araştırma ve değerlendirme yapılmadan, önceki davadaki

tespitlere dayanılarak davanın süre yönünden reddedilmesinde bariz takdir

hatası bulunduğu belirtilmiştir.

Başvuru konusu olmayan önceki mahkeme kararında başvurucunun

işten ayrılma tarihi konusunda çelişkiler bulunmakla birlikte bu farklılıkların

başvuru konusu yargılamada ortaya çıkmadığı ve mahkemenin makul bir şekilde bu

tarihlerden 31/12/2006’yı (yani yıl sonunda işten ayrılma tespitini) esas

aldığı anlaşılmaktadır.

Nitekim önceki mahkeme kararına esas alınan bilirkişi raporunda

da başvurucunun 1/6/1979’dan itibaren 27 yıl 7 ay çalıştığı kabul edilerek

alacak hesabı yapıldığından, işten ayrılma tarihinin 31/12/2006 olması

gerektiği, 1/1/2007 tarihinin çalışma süresine dahil olması hâlinde

başvurucunun 27 yıl 7 ay 1 gün çalışmış olduğunun kabulünün gerekeceği sonucuna

varıldığı düşünülmektedir. Bu itibarla önceki kararda işten ayrılma tarihi

olarak iki ayrı tarihten söz edilmesinin önceki mahkeme kararına ait maddî bir

hata (bir yazım hatası) olduğu, başvuru konusu mahkeme kararında başvurucunun

işyerindeki son hizmet tarihiyle ilgili olarak araştırılması ve aydınlığa

kavuşturulması gereken bir belirsizliğin de bulunmadığı anlaşılmaktadır.

İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış olay

ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince varılan sonucun esas

yönünden adil olup olmamasının bireysel başvuru incelemesine konu olamayacağı,

derece mahkemelerinin kararlarındaki maddî ve hukukî hataların da, bariz takdir

hatası bulunmadıkça bireysel başvuru incelemesinde ele alınamayacağı ve bu

çerçevede Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesinin söz konusu olamayacağı

bilinmektedir.

Söz konusu tarihlerden 31/12/2006’nın esas alınmasında adaleti

ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası bulunmadığı gibi, bu

değerlendirmenin ve ulaşılan sonucun başvurucunun süresi içinde tespit davasıaçmasını imkânsız kıldığı da söylenemez.

Bu sebeple, başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması sebebiyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekirken, kabul edilebilir bulunarak

esasına geçilmesi yönündeki çoğunluk görüşüne katılmıyorum.

Diğer taraftan, kararın gerekçesinde, başvuruya konu davanın

süre yönünden reddedilmesiyle başvurucunun emeklilik konusundaki esasa ilişkin

iddialarının görüşülmesi imkânının ortadan kalktığı ve mahkemeye erişim hakkına

yönelik açık bir ihlalin bulunduğu belirtilmiştir.

Bilindiği gibi, mahkemeye erişim hakkı mutlak değil,

sınırlandırılabilen bir haktır. Kuşkusuz, bu hakka getirilecek sınırlamaların

da kararlarımızda belirtilen şartları taşıması gerekmektedir. Başvuru konusu

olan davanın, Kanunda öngörülen beş yıllık hak düşürücü sürenin geçirildiği

gerekçesiyle reddedilmesinin kanuni dayanağının bulunduğu, hizmetlerin geçtiği yılın

sonundan başlayarak beş yıllık dava açma süresi öngörülmesinin meşru bir amaç

taşıdığı ve mahkemeye erişimi imkânsız hâle getirmediği veya aşırı

zorlaştırmadığı için ölçüsüz de olmadığı düşünülmektedir.

Yukarıda belirtilen sebeplerle, başvuruya konu red kararında bariz takdir hatası bulunmadığı ve yapılan

yorum ve değerlendirmelerin mahkemeye erişimi imkânsız hâle getirmediği veya

aşırı zorlaştırmadığı düşüncesiyle, çoğunluğun kabul edilebilirlik ve ihlal

yönündeki kararına katılmıyorum.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör

:

Kamil KAYA

Başvurucu

:

Ramazan ŞAŞ

Vekili

:

Av. Aykut

ÖZGEL

Üye

M. Emin KUZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/16928, 27 Ekim 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. İkinci Bölüm
  4. Karar
  5. I. Başvurunun Konusu
  6. II. Başvuru Süreci
  7. III. Olay Ve Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun İddiaları
  12. B. Değerlendirme
  13. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  14. C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkı kapsamında
  15. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Karşıoy Gerekçesi
  18. Yıldırım
  19. Özgüldür
  20. Kömürcü
  21. M. Emin KUZ
  22. Özgel
  23. M. Emin KUZ
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/16928
Tarih
27 Ekim 2016

İlgili Kararlar

  • Göktuğ Tolga Demiralp Başvurusu (B. No: 2014/20219)
  • Eyüp Karul Başvurusu (B. No: 2014/2321)
  • Yasemin Akgül Başvurusu (B. No: 2014/2630)
  • Sinanlar Hafriyat İnşaat Nakliye Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/1993)
  • Necmi Karakuş Başvurusu (B. No: 2014/3240)
  • Ömer Baytar Başvurusu (B. No: 2014/324)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.