İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Sadık Koçak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/841)

1. Başvurucular, yakınları Şaban KOÇAK’ın

Başvuru No2013/841Tarih23 Ocak 2014Okuma42 dk · 8.395 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Sadık Koçak Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
23 Ocak 2014
Başvuru Numarası
2013/841
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.395 kelime·42 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucular, yakınları Şaban KOÇAK’ın

askerlik görevini yerine getirdiği sırada idarenin kusuru sonucu intihar

ettiği, olay hakkında yürütülen ceza soruşturmasından sonuç alınamadığı, idare

aleyhine açtıkları maddi ve manevi tazminat davasında hükmedilen tazminatın

yetersiz olduğundan bahisle Anayasa’da düzenlenen yaşam hakkı ve adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucuların vekili tarafından 22/1/2013

tarihinde Menderes Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden

yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 19/3/2013 tarihinde

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 26/6/2013 tarihinde yapılan toplantıda

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 27/6/2013 tarihinde Adalet

Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 21/8/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan

görüş başvurucuya 6/9/2013 tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, görüşünü

1/10/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucuların ikisinin çocuğu ve diğer yedisinin kardeşi

olan Şaban Koçak, Iğdır/Aralık 5. Hudut Taburu 6. Hudut Bölüğü Komutanlığına

bağlı Aşağı Çiftlik Karakol Komutanlığı emrinde piyade onbaşı olarak askerlik

görevini yerine getirirken kendisine kalorifer kazan dairesinin zimmeti

verilmiştir.

9. Şaban Koçak, anne ve babasıyla yaptığı telefon

görüşmelerinde kalorifer dairesinin zimmetinin kendisine verildiğini, bu görevi

yapamayacağından korktuğunu ve yanlış bir şey yaparsa ailesinin malvarlığına el

konacağı tehdidi altında olduğunu ifade etmiştir.

10. Başvuru konusu olayın gerçekleşmesinden 10 saat önce

görevli asker V.S.’den ısrarla silah ve mühimmat

istemiş, bu talep komutanın emriyle yerine getirilmemiştir.

11. 2/5/2010 tarihinde kendi görev mahalli olan karakolun

kazan dairesinde diğer bir askerin hücum yeleğinden aldığı dolu şarjörü kendi

silahına takarak kendisini vurmuş ve hayatını kaybetmiştir.

12. Olayla ilgili olarak T.C. Kara Kuvvetleri Komutanlığı 12.

Mekanize Piyade Tugay Komutanlığı Askeri Savcılığı (Askeri Savcılık) 2011/120

esas numarasıyla soruşturma başlatmıştır. Soruşturma sonucunda Askeri Savcılık,

28/1/2011 tarih ve E.2011/120, K.2011/3 sayılı kararında, intiharın Şaban Koçak’ın

kendi iç dünyasından kaynaklanan ancak dışa yansıtmadığı şahsi, ailevi ve maddi

sıkıntılar nedeniyle girmiş olduğu psikolojik bunalım sonucu gerçekleşmiş

olduğunu ve başkasına atfedilebilecek bir suç unsuru bulunmadığını belirterek

kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

13. Bunun üzerine başvurucular 1/3/2011 tarihinde uğradıkları

maddi ve manevi zararların tazmini amacıyla Milli

Savunma Bakanlığına dilekçeyle başvurmuşlardır. Milli

Savunma Bakanlığı dilekçeye süresi içinde cevap vermeyerek başvuruyu zımnen

reddetmiştir.

14. Başvurucular zımni ret üzerine 31/5/2011 tarihinde Askeri

Yüksek İdare Mahkemesine (AYİM) dava açmışlardır.

15. AYİM 31/10/2012 tarih ve E.2011/989, K.2012/1053 sayılı

kararıyla başvurucuların tamamı için yapılan toplam 250.000 TL maddi ve 100.000

TL manevi tazminat talebinin, olayın meydana geliş şekli, tarihi, müteveffanın

askerlik statüsü, davacıların sosyal durumları ve müteveffanın müterafik kusuru dikkate alınarak, Şaban KOÇAK’ın anne ve babası için toplam 7.100 TL maddi,

davacıların tamamı için toplam 5.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

vermiştir. Davanın reddedilen kısmı üzerinden nispi olarak hesaplanan 19.624 TL

vekâlet ücretinin davacı olan başvuruculardan alınarak davalı idareye

ödenmesine karar verilmiştir.

16. Anılan karar üzerine başvurucular karar düzeltme

başvurusunda bulunmuştur. Söz konusu başvuru AYİM’in

15/5/2013 tarih ve E.2013/601, K.2013/584 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

17. Bakanlık, 21/8/2013 tarihli görüşünde (§ 5) başvuru

konusu olaya ilişkin ilave olarak aşağıdaki bilgilere yer vermiştir:

1. Askerlik

Süreci

18. Başvurucuların yakını Şaban Koçak’a askerlik öncesi son

yoklamasında askerliğe elverişli olduğu yönünde rapor verilmiştir. Şaban Koçak

bu rapora itiraz etmemiştir.

19. Başvurucuların yakını Şaban Koçak, 14/12/2009 tarihinde

askerlik hizmetine başlamış, acemilik eğitimini tamamlamasının ardından

1/3/2010 tarihinde Iğdır/Aralık 5. Hudut Komutanlığına bağlı Aşağı Çiftlik

Karakoluna katılmıştır.

20. Şaban Koçak’a sosyal risk tarama anketi yapılmıştır.

Şaban Koçak, bu ankette herhangi bir sağlık sorunundan bahsetmemiştir. Ayrıca

intihar eğilimi olmadığını ve ailesinde intihar edenin bulunmadığını

belirtmiştir.

21. Karakol komutanı kendisi ile mülakat yapmış, mülakatta,

Şaban Koçak’a teslim edilen emniyet ve kaza önleme talimatları sözlü olarak

anlatılmış ve sağlık sorunu olduğunda haber vermesi söylenmiş ve askerlik

hizmeti sırasında nasıl hareket etmesi gerektiği açık bir şekilde izah

edilmiştir. Şaban Koçak tırnak batması dışında herhangi bir sağlık sorunu

olmadığını beyan etmiştir.

22. Şaban Koçak, ayağına tırnak batması şikayeti

ile ilgili olarak, 2/3/2010 ve 28/4/2010 tarihlerinde revire çıkmış ve muayenelerinin

ardından birliğine geri gönderilmiştir.

23. 2/5/2010 tarihinde, karakola ait kazan dairesinde,

geçirdiği ruhi bunalım sonucu, ani müdahale mangasında görev yapan er S. Y.’nin hücum yeleğini çıkartmasından istifade ederek aldığı

şarjörü kendi silahına takıp göğsüne ateş etmiştir. Şaban Koçak önce Aralık

Devlet Hastanesine, buradan da Iğdır Devlet Hastanesine sevk edilmiş, yapılan

müdahalelere rağmen kurtarılamayarak hayatını kaybetmiştir.

2. Ceza

Soruşturması Süreci

24. Şaban Koçak’ın kendisini vurması üzerine durum derhal

Askeri Savcılığa bildirilmiştir. Askeri Savcılığın talimatı ile Iğdır

Cumhuriyet Başsavcılığı aynı gün ölü muayene işlemini yapmıştır. Ölenin kamera

kaydı ve fotoğraflama işlemleri yapılmış, el, yüz, avuç içi svapları

ve parmak izleri alınmıştır. Ölenin üzerinden çıkan çeşitli eşyalar tutanak ile

muhafaza altına alınmıştır. Ölü muayene işlemi sonucunda kesin ölüm nedeninin

belirlenmesi için klasik otopsi işlemi yapılmasına karar verilmiştir.

25. Iğdır Cumhuriyet Başsavcılığı, 2/5/2010 tarihinde olay

yerini incelemiştir. Olay yeri inceleme ekibi fotoğraflama ve kamera kaydı

işlemlerini yapmış, olay yerinin krokisini çizmiş, olay yeri ile olay yerinde

bulunan silah ve şarjördeki parmak izlerini incelemiş, balistik inceleme için

bunlara el koymuştur. Aynı gün Iğdır Cumhuriyet Savcısı nezaretinde, ölenin

dolabı ve yatağında arama yapılmıştır.

26. Aynı gün silah sesi üzerine kazan dairesine giden N.S.,

S.K., V.S. ve M.G. tanık olarak dinlenmiştir. S.K. ve N.S. silah sesi üzerine

kazan dairesine gittiklerini, kazan dairesine vardıklarında Şaban Koçak’ın

kanlar içinde yerde yattığını belirtmişlerdir. V.S. ifadesinde, kendisinin

manga komutanı olduğunu, olaydan 10 saat kadar önce Şaban Koçak’ın kendisinden

mühimmat istediğini ancak vermediğini ve durumu komutan H.N.’ye

anlattığını, Şaban Koçak’ın maddi sorunları olduğunu ancak psikolojik sorunları

olduğunu bilmediğini belirtmiştir. M.G. ise, Şaban Koçak’ın can dostu olduğunu,

onu olay günü görmediğini, maddi sorunları olduğunu bildiğini ancak psikolojik

sorunları olduğunu bilmediğini belirtmiştir.

27. Olay yeri inceleme ekipleri olay yeri incelemesi

sonucunda rapor düzenlemiş ve soruşturma dosyasına dâhil etmişlerdir. Raporda

tüfeğin G-3 piyade tüfeği olduğu, emniyetin açık ve atıma hazır konumda olduğu

belirtilmiştir.

28. 12/5/2010 tarihinde Trabzon Adli Tıp Grup Başkanlığı

Kimya İhtisas Dairesi toksikolojik raporunu

açıklamıştır. Buna göre ölenden alınan örneklerde, uyuşturucu maddeye, alkole

ve toksikolojik bulguya rastlanmamıştır.

29. 1/6/2010 tarihinde klasik otopsi raporu açıklanmıştır.

Klasik otopsi sonucunda, kesin ölüm nedeni ateşli silah yaralanmasına bağlı iç

organ harabiyeti olarak tespit edilmiştir. Ayrıca

atışın bitişik atış olduğu ve cesetten mermi çekirdeği veya saçma elde

edilemediği belirtilmiştir.

30. 23/6/2010 tarihinde ölenin elbiseleri ile ilgili kriminal raporu açıklanmıştır. Raporda parkada bir adet

delik olduğu, atışın bitişik olduğu ve atış artıklarının bulunduğu

belirtilmiştir.

31. Silahın balistik incelemesi yapılmıştır. 17/6/2010

tarihli raporda, silahın G-3 makineli, tam otomatik çalışma düzeninde bir silah

olduğu, herhangi bir arızasının bulunmadığı, kendiliğinden ateş alamayacağı,

bir adet suça konu kovanın bu silahtan atıldığı, teşhise ve mukayeseye

elverişli yeterli izin bulunmadığı belirtilmiştir.

32. Alınan svaplar üzerinde yapılan

inceleme sonucu açıklanan 28/6/2010 tarihli uzmanlık raporunda, Şaban Koçak’a

ait olduğu belirtilen svapların söz konusu silahtan

kaynaklanan atış artıkları olabileceği belirtilmiştir.

33. Mağdur sıfatı ile başvuruculardan Fatma Koçak ve Sadık

Koçak’ın ve tanık sıfatı ile Ali Koçak’ın ifadeleri alınmıştır. Bu kişiler

ifadelerinde Şaban Koçak’ın psikolojik sorunu olmadığını belirtmişlerdir.

34. Askeri Savcılık, ölenin dayısının oğlu M.K.’yi tanık olarak dinlemiştir. Tanık ifadesinde, Şaban

Koçak’ın psikolojik sorunu olmadığını belirtmiştir.

35. Karakol komutanı H.S., bölük komutanı O.K., tabip

asteğmen F.K. ile piyade üstçavuş R.A. tanık olarak dinlenmiştir. H.K.

ifadesinde; Şaban Koçak’ın kendisine ailevi sorunlarından bahsetmediğini, V.S.

isimli askerin kendisine Şaban Koçak’ın mühimmat istediğini söylediğinde,

vermemesi ve gerekirse nöbete çıkarılmaması gerektiğini söylediğini, ancak aynı

gün Şaban Koçak’ın kazanda olması nedeniyle çağırıp konuşmadığını belirtmiştir.

O.K. ise ifadesinde, Şaban Koçak’ın kendisine maddi durumunun iyi olmadığını

söylediğini, bunun dışında bir sorunundan bahsetmediğini belirtmiştir. R.A.

ise, Şaban Koçak’ın maddi sorunları dışında sessiz ve efendi birisi olduğunu,

herhangi bir sıkıntısından bahsetmediğini, olaydan sonra S.Y. isimli askerin

kendisine gelerek bir adet şarjörünün kaybolduğunu söylediğini, ancak Şaban

Koçak’ın kimseyle bir sorunu olmadığını belirtmiştir.

36. Şaban Koçak’ın samimi arkadaşları S.E. ve N.A. ile yakın

akrabası M.K. tanık olarak dinlenmiştir. Bu kişiler Şaban Koçak’ın herhangi bir

psikolojik sorunu olmadığını belirtmişlerdir.

37. Olay günü, Şaban Koçak’ın gizlice şarjörünü aldığı er

S.Y. tanık olarak dinlenmiştir. S.Y. ifadesinde, olay günü saat 14.00 civarında

içinde şarjör bulunan hücum yeleğini çıkararak gazinoya gittiğini, o esnada

komutanının çağırdığını, saat 16.00 civarında ise hücum yeleğinin olmadığını

hatırladığını ve geri almaya gittiğini, öleni tanıdığını, içine kapanık birisi

olduğunu, Şaban Koçak’a karakolda kötü davranılmadığını ve kimseyle sorunu

olmadığını belirtmiştir.

38. Askeri Savcılık tüm bu hususları değerlendirerek, Şaban

Koçak’ın kendi iç dünyasından kaynaklanan ve dışa yansıtmadığı sorunlar

nedeniyle geçirdiği psikolojik bunalım sonucunda intihar ettiği gerekçesiyle

28/11/2011 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

39. Başvurucular vekili kovuşturmaya yer olmadığına dair

karara itiraz etmiştir. Kara Kuvvetleri Komutanlığı 9. Piyade Tugay Komutanlığı

Askeri Mahkemesi E.2011/100 K.2011/101 sayılı kararı ile yapılan itirazı

reddetmiştir.

3. AYİM’de Açılan

Tazminat Davası Süreci

40. Başvurucular vekili tarafından, 30/6/2011 tarihli dilekçe

ile Milli Savunma Bakanlığı (İdare) aleyhine tazminat

davası açılmıştır. Başvurucular, toplamda 250.000 TL maddi ve 100.000 TL manevi

olmak üzere 350.000 TL tazminat talep etmiştir.

41. Davalı idare vekili olan avukat tarafından cevap

dilekçesi sunulmuştur. Davacı başvurucular vekili tarafından 31/10/ 2011 tarihinde

cevaba cevap dilekçesi sunulmuştur.

42. AYİM Başsavcılığı, idarenin kusurlu olduğu gerekçesiyle

tazminat miktarının belirlenmesi için bilirkişi raporu alınması ve açılan

davanın kabul edilmesi yönünde mütalaa sunmuştur.

43. AYİM, 22/2/2012 tarihinde aldığı ara karar ile davacı

başvurucular vekilinden Şaban Koçak’ın çalışma koşulları ve aldığı ücrete

ilişkin belgelerin gönderilmesini talep etmiştir. Başvurucular vekili 12/3/2012

tarihinde, Şaban Koçak’ın sigortasız olarak günlüğü 25 TL den

çalıştığına ilişkin dilekçe sunmuştur.

44. AYİM, 25/4/2012 tarihinde bilirkişi raporu alınmasına

karar vermiştir. Bilirkişi 28/6/2012 tarihli raporunu mahkemeye sunmuştur.

45. 9/7/2012 tarihinde davalı idare vekili Başsavcılık

görüşüne itirazlarını sunmuştur. 13/7/2012 tarihinde başvurucular vekili,

bilirkişi raporuna itiraz dilekçesi sunmuştur.

46. 31/10/2012 tarihinde AYİM, nöbetine 10 saatlik bir süre

olmasına rağmen silah ve mühimmat istemesinin intiharına ilişkin şüphe

oluşturması ve bunun idare tarafından fark edilmemesi nedeniyle idarenin

sorumlu olduğuna karar vermiştir.

47. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi, davacı anne Fatma Koçak’a

4.500 TL maddi, 1.450 TL manevi; davacı baba Sadık Koçak’a 2.600 TL maddi,

1.450 TL manevi; davacının kardeşleri Nurten Koçak, Nurgül Özel, Yunus Koçak,

Ali Koçak, Hacer Koçak, Fatma Koçak ve Rabia Koçak’a ayrı ayrı 300 TL manevi

tazminat ödenmesine karar vermiştir. Ancak davacının kardeşleri Nurten Koçak,

Nurgül Özel, Yunus Koçak, Ali Koçak, Hacer Koçak, Fatma Koçak ve Rabia Koçak’ın

maddi tazminat taleplerini, 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni

Kanunu’nun 364. maddesi uyarınca Şaban Koçak’ın maddi durumunun iyi olmaması

nedeniyle nafaka yükümlülüğü doğmadığından bahisle reddetmiştir. Ayrıca

reddedilen maddi ve manevi tazminat miktarları üzerinden 19.624 TL vekâlet

ücretinin davacılardan alınarak davalı idareye ödenmesine karar vermiştir.

48. Bu karar başvurucular vekiline 25/12/2012 tarihinde

tebliğ edilmiştir. Başvurucular vekili, 8/1/2013 tarihinde bu karara itiraz

etmiştir. 15/5/2013 tarihinde AYİM karar düzeltme talebini reddetmiştir. Karar

29/5/2013 tarihinde başvurucuların vekiline tebliğ edilmiştir.

49. 12/7/2010 tarihinde, Şaban Koçak’ın ölümü nedeniyle, TSK

Mehmetçik Vakfı Genel Müdürlüğü tarafından ölüm yardımı mahiyetinde,

başvuruculardan Sadık Koçak’a 13.887,50 TL; Fatma Koçak’a 13.887,50 TL olmak

üzere toplam 27.775 TL ödeme yapılmıştır.

50. Başvurucular, 25/12/2012 tarihinde AYİM’in

kararının kendilerine tebliğinden itibaren süresi içinde 22/1/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

51. 6/1/1982 tarih ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun “Doğrudan doğruya tam

yargı davası açılması” başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya

başka süretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl

ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen

veya tamamen reddi halinde, bu konudaki işlemin tebliğini izleyen günden

itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu

sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi içinde dava açılabilir.”

52. Haksız fiillerden doğan borç ilişkilerini düzenleyen

11/1/2011 tarih ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun “Sorumluluk” başlıklı

49.

maddesi şöyledir:

“Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına

zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür.

Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı

bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.”

53. 6098 sayılı Kanun’un haksız fiillerden doğan borç

ilişkilerinin Ceza Hukuku ile ilişkisini düzenleyen 74. maddesi ise şöyledir:

“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,

ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun

sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından

verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun

değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da,

hukuk hâkimini bağlamaz.”

54. 4/7/1972 tarih ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare

Mahkemesi Kanunu’nun “Duruşma”

başlıklı 48. maddesi şöyledir:

“Daireler ve Daireler Kurulunda inceleme,

evrak üzerinde yapılır.

İptal davalarında ve miktarı ikiyüzbin lirayı aşan tam yargı davalarında taraflardan

birinin isteği üzerine duruşma yapılır.

Duruşma, dava dilekçesi ve cevap layihalarında

istenebilir.

Daireler ve Daireler Kurulu yukarıdaki kayıtlara

bağlı olmaksızın duruşma yapılmasına kendiliğinden de karar verebilir.

Davetiyeler duruşma gününden en az otuz gün

önce taraflara gönderilir.”

55. 1602 sayılı Kanun’un “Askeri

Yüksek İdare Mahkemesinin kararlarının sonuçları” başlıklı 63.

maddesi şöyledir:

“Daireler ve Daireler Kurulu kararları kesin

olup, kesin hükmün bütün hukuki sonuçlarını hasıl eder. Bu kararlar aleyhine,

ancak bu kanunda yazılı kanun yollarına başvurulabilir.

Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin esasa ve

yürütmenin durdurulmasına ilişkin kararlarının icaplarına göre idare, altmış

gün içinde işlem tesis etmeye veya eylemde bulunmaya mecburdur.

Mahkeme ilamlarının icaplarına göre eylem ve

işlem tesis etmeyen idare aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde tam yargı

davası açılabilir.

Tam yargı davaları hakkındaki kararlar, genel

hükümler dairesinde infaz ve icra olunur.”

56. 1602 sayılı Kanun’un 66. maddesi şöyledir:

“Daireler ile Daireler Kurulundan verilen

kararlar hakkında bir defaya mahsus olmak üzere, ilamın tebliği tarihinden

itibaren onbeş gün içinde aşağıda yazılı sebepler dolayısiyle kararın düzeltilmesi istenebilir.

a) Kararın esasına etkisi olan iddia ve

itirazların, kararda karşılanmamış olması;

b) Bir ilamda birbirine aykırı hükümler

bulunması;

c) Kararın usul ve kanuna aykırı bulunması;”

57. 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki Kamu İdareleri ve

Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine İlişkin Kanun

Hükmünde Kararname’nin “Davalardaki temsilin

niteliği ve vekalet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı” kenar

başlıklı 14. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve idari davalar

ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve avukatlar

tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler lehine

neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve işlerde

ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler lehine

vekalet ücreti takdir edilir.”

58. 22/11/2001 tarih ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun “A. Nafaka yükümlüleri” başlıklı 364.

maddesi şöyledir:

“Herkes, yardım etmediği takdirde yoksulluğa

düşecek olan üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlüdür.

Kardeşlerin nafaka yükümlülükleri, refah

içinde bulunmalarına bağlıdır.

Eş ile ana ve babanın bakım borçlarına ilişkin

hükümler saklıdır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

59. Mahkemenin 23/1/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 22/1/2013 tarih ve 2013/841 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

60. Başvurucular, idarenin intihar eden yakınlarının

psikolojik sıkıntılarından haberdar olmasına rağmen yaşamını korumak için

gerekli tedbirleri almayı ihmal ettiğini, Askeri Savcılık tarafından yürütülen

soruşturmanın etkili, caydırıcı ve sorumluları cezalandırıcı nitelikte

olmadığını, AYİM’de görülen davada duruşma

yapılmadığını, ilgililerin kusurlarının tespiti ve müteveffanın psikolojik

durumunun tespiti için bilirkişiden rapor alınmadığını, sadece hesap

bilirkişisinden hesaplama konusunda görüş alındığını, müteveffaya oranı ve

kaynağı belli olmayan bir kusur izafe edildiğini, başvuruculardan bir kısmının

tazminat talebinin cevapsız bırakıldığını, AYİM’in

bağımsız ve tarafsız nitelikte olmadığını, ilgili usul kanununun yanlış

uygulanması sonucu kendilerine hükmedilen tazminattan daha yüksek miktarda

avukatlık ücreti yüklendiğini belirterek Anayasa’da düzenlenen yaşam hakkı ve

adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Anayasa’nın

17. Maddesinin İhlal Edildiği İddiası Yönünden

61. Başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği

iddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde, şikâyetlerin kabul

edilebilirliği açısından değerlendirme yapılırken, bireysel başvuru yoluna

başvurmadan önce, kişilere ihlale neden olduğunu ileri sürdükleri işlem, eylem

ya da ihmal için “kanunda öngörülmüş idari

ve yargısal başvuru yollarının tamamını” tüketmiş olmaları

zorunluluğu getirildiği, oysa başvurucuların AYİM’in

31/10/2012 tarih ve E.2011/989, K.2012/1053 sayılı kararına karşı yaptıkları

itirazın, AYİM tarafından 15/5/2013 tarih ve E.2013/601, K.2013/584 sayılı

kararı ile sonuca bağlandığı, dolayısıyla, bireysel başvuruya konu yargı

kararının 15/5/2013 tarihinde kesinleştiğinden bahisle, başvuru tarihi olan

22/1/2013 tarihi itibarıyla kanun yollarının tüketilmemiş olduğu ileri

sürülmüştür.

62. Bakanlık görüşünde ayrıca başvurucuların mağdur sıfatı

açısından, başvuruculardan Sadık Koçak ve Fatma Koçak’a TSK Mehmetçik Vakfı

Genel Müdürlüğü tarafından 12/7/2010 tarihinde 27.775 TL ödeme yapıldığı, ayrıca

tazminat davası sonucunda idarenin hizmet kusuru tespit edildiği ve AYİM

tarafından maddi ve manevi tazminata hükmedildiği, Askeri Savcılık tarafından

Şaban Koçak’ın ölümüne ilişkin adli ve idari olmak üzere kapsamlı iki farklı

soruşturma yapıldığı, soruşturmalar sonucunda kesin ölüm nedeni ve Şaban

Koçak’ın ölümünü çevreleyen koşulların ortaya konulduğu, Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi (AİHM) kararlarında ulusal yetkililerce ihlalin tespit edilmesi ve

verilen karar ile bu ihlalin uygun ve yeterli biçimde giderilmesi halinde,

ilgili tarafın Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) anlamında bundan

böyle mağdur olduğunu ileri süremeyeceğinin kabul edildiği, başvurunun yaşam

hakkının ihlal edildiğine ilişkin şikâyetlerinin kabul edilebilirliği

incelenirken, başvurulabilecek idari ve yargısal yolların tüketilip

tüketilmediğinin ve mağdur sıfatının bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi

gerektiği ifade edilmiştir.

63. Başvurucular, başvurunun kabul edilebilirliği hakkındaki

Bakanlık görüşüne karşı, başvuru yollarının tüketilmesi iddiası ile ilgili

olarak, AYİM kararlarının verildikleri anda kesin olduklarını, karar düzeltme

yoluna başvurulmasının kararların kesinleşmesine etki etmediğini ileri

sürmüşlerdir.

64. 1602 sayılı Kanun’un 63. maddesinde Daireler ve Daireler

Kurulu kararlarının kesin olduğu, kesin hükmün bütün hukuki sonuçlarını hasıl

edeceği kurala bağlanmıştır. Bu nedenle bu kararlardan sonra bireysel başvuru

yoluna gidilmesi mümkündür (B. No:2013/1177, 26/3/2013, § 18). Bununla

birlikte, başvurucular vekili, 8/1/2013 tarihinde AYİM’in

kararına karşı karar düzeltme başvurusunda bulunmuş ve 15/5/2013 tarihinde AYİM

karar düzeltme talebini reddetmiştir. Karar 29/5/2013 tarihine başvurucuların

vekiline tebliğ edilmiş ve 14/6/2013 tarihinde başvurucular tarafından Anayasa

Mahkemesine bildirilmiştir. Bu durumda Anayasa Mahkemesi tarafından başvuru

hakkında karar verilmeden önce bu kanun yolu da başvurucular tarafından

tüketilmiş olmaktadır.

65. 6216 sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında, ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru

hakkına sahip oldukları kurala bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği

gereği, yaşamını kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak

yaşanan ölüm olayı nedeniyle mağdur olan ölen kişinin yakınları tarafından

yapılabilecektir. Başvurucular, başvuru konusu olayda ölen kişinin anne, baba

ve kardeşleridir. Bu nedenle başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmamaktadır.

66. Başvurucuların Bakanlık görüşünde ileri sürülen

Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin şikâyetleri açısından mağdur sıfatı hususunda

karar verebilmek için devletin Anayasa’nın 17. maddesi kapsamında yaşam hakkını

korumak için sahip olduğu “etkili bir

yargısal sistem kurma”

pozitif yükümlülüğünün kapsamının ve başvuru konusu olayda eğer varsa bu

yükümlülüğün ne ölçüde yerine getirildiğinin tespiti gerekmektedir.

i. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlığın Görüşü

67. Başvurucular, idarenin intihar eden yakınlarının

psikolojik sıkıntılarından haberdar olmasına rağmen yaşamını korumak için

gerekli tedbirleri almayı ihmal ettiğini iddia etmektedirler. Başvuruculara

göre, yakınları Şaban Koçak, psikolojik travma içinde olduğunu ortaya koyan

tavırlar sergilemesine rağmen, kendisine psikolojik tedavi ve destek

sağlanmamış ve kendisiyle ilgilenilmemiştir. Bu sebeple başvurucular, vefat

edenin sağlık ve psikolojik destek hizmet alamaması nedeniyle meydana gelen

ölümden idarenin sorumlu olduğunu ileri sürmüşlerdir.

68. Bakanlık görüşünde, Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal

edildiği yönündeki şikâyetler değerlendirilirken, AİHM’nin devletin yaşamı

koruma yükümlülüğünü gözaltı, cezaevi veya zorunlu askerlik hizmeti sırasında

bulunan bireyi intihara karşı korumayı kapsayacak şekilde yorumladığı

belirtildikten sonra konuya ilişkin AİHM kararlarına yer verilmiştir. AİHM’nin

bu konudaki kararlarında, bireyin kendisine karşı bir risk oluşturduğunu

biliyor olması veya bilmesi gerektiği halde makul tedbirleri almamasının

devletin sorumluluğunu doğurabileceği, yaşamı koruma adına oluşturulan yasal ve

idari çerçevenin, askerlik görevini yerine getirenleri maruz kaldıkları

askerliğe bağlı tehlikelere karşı koruyacak pratik önlemlerin alınmasını ve

eksiklikleri ve çeşitli düzeylerdeki amirler tarafından yapılan hataları tespit

etmeye imkân tanıyacak uygun usullerin yerine getirilmesini sağlayacak şekilde

gerçekleştirilmesi gerektiği, bununla birlikte, intihar olaylarında devletin

yerine getirmesi gereken pozitif yükümlülüklerin kapsamının belirlenmesinde,

insan davranışlarının “öngörülemezliği”

ilkesinin de gözden kaçırılmaması gerektiğinin belirtildiği ifade edilmiştir.

69. Bakanlık görüşünde son olarak somut olayla ilgili şu

değerlendirmeler yapılmıştır: Mevcut başvuruda, öncelikle iki konunun açıklığa

kavuşturulması gerekmektedir. Bunlar, insan davranışlarının “öngörülemezliği”

ilkesini de göz önünde bulundurarak, yetkililerin intihar riskini öngörüp

öngörmedikleri ya da en azından öngörmeleri gerekip gerekmediği, öngörmüşlerse

ya da öngörmeleri gerekiyorsa gerekli tedbirleri alıp almadıklarının

tespitidir. Mevcut başvuruda, Şaban Koçak’ın 14/12/2009 tarihinde silah altına

alındığı, acemi eğitimini tamamladıktan sonra 1/3/2010 tarihinde yeni birliği

olan Iğdır/Aralık 5. Hudut Komutanlığına bağlı Aşağı Çiftlik Karakolunda

görevine başladığı, birliğine katıldıktan kısa bir müddet sonra 2/5/2010

tarihinde kazan dairesinde nöbet silahı ile intihar ettiğinin anlaşıldığı,

Şaban Koçak’ın bizzat kendisine karşı kendi hayatını koruma yükümlülüğü

konusunda askeri otoritelerin Şaban Koçak’ın gerçekten intihar etme riski

taşıdığını bilip bilmediklerini ve bu riskin söz konusu olması durumunda, bunu

önlemek için kendilerinden beklenen her şeyi yapıp yapmadıklarını tespit

etmenin uygun olacağı, bu bakımdan, ceza soruşturma dosyasında toplanan

deliller dikkate alındığında, Bakanlık tarafından AYİM’in

tespit ettiği kusur dışında hiçbir unsurun, başvurucuların oğullarının orduya

katılmadan önce onu intihara sürükleyebilecek ruhsal bozukluklar yaşadığını

göstermediği, birliğe katıldıktan kısa bir müddet sonra intihar olayının

gerçekleştiği, üstlerine ya da arkadaşlarına herhangi bir sorunundan

bahsetmediğini ortaya koyduğu değerlendirilmiştir.

70. Başvurucular, başvurunun esası hakkındaki Bakanlık

görüşüne karşı, AYİM tarafından yapılan tespit dışında hiçbir unsurun

oğullarının orduya katılmadan önce onu intihara sürükleyebilecek ruhsal

bozukluk yaşadığını göstermediği yönündeki beyanların kabul edilemeyeceğini,

oğullarının bu konuda eğitimi, tecrübesi ve bilgisi olmadığı için askerlik

hizmetini yürütüp yürütemeyeceğini kendisinin bilmesinin mümkün olmadığını,

kendisini askerlik hizmetine alan idarenin bu hizmeti tek elden yürüten ve

bütün alanlarda sorumlu ve yükümlü olan tek taraf olduğunu, idarenin

askerlikten kaynaklanan zorlu koşullara uyum sağlama, silah kullanma ve

kalorifer kazanının zimmetini alma gibi konularda gerekli kontrolleri

yapmadığını, bunalımda olduğu çok açık olan bir askerin nöbet saatine 10 saat

varken diğer bir askerden ısrarla silah ve mühimmat istemesi ve bu isteğinin

komutanlarına bildirilmesi karşısında müteveffanın davranışının öngörülebilir

hale geldiğini ve bu şekilde yetkililerin gerekli tedbirleri almadıklarının

ortaya çıktığını, buna rağmen yürütülen ceza soruşturmasında sorumlular

hakkında kamu davası açılmasından imtina edildiğini beyan etmişlerdir.

ii. Yaşamı

Korumak İçin Gerekli Tedbirlerin Alınmadığı İddiası

71. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesi

şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve

manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

72. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez

haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri

bulunmaktadır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunan

hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı

sıra, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin

yaşam hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğer

bireylerin, gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere

karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50-51)

73. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı kapsamında devletin

sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği temel yaklaşıma göre,

devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında gerçekleşen ölüm

olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi, devlete, elindeki tüm imkânları

kullanarak, bu konuda ihdas edilmiş yasal ve idari çerçevenin yaşamı tehlikede

olan kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka yönelik

ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve yargısal

tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal olsun veya

olmasın, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından

geçerlidir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 52).

74. Bu kapsamda, bazı özel koşullarda devletin kişinin kendi

eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı yaşamı korumak amacıyla gerekli

tedbirleri alma yükümlülüğü de bulunmaktadır (Benzer yöndeki AİHM kararları

için bkz. Tanrıbilir/Türkiye, § 70, B. No: 21422/93, Ataman/Türkiye, B. No: 46252/99, 54).

Zorunlu askerlik hizmeti için de tartışmasız bir şekilde geçerli olan bu

yükümlülüğün (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Alvarez Ramon/İspanya, B. No: 51192/99,

3/7/2001) ortaya çıkması için askeri

mercilerin, kendi kontrolleri altındaki bir kişinin kendini öldürmesi konusunda

gerçek bir risk olduğunu bilip bilmediklerini ya da bilmeleri gerekip

gerekmediğini tespit etmek, böyle bir durum söz konusu ise bu riski ortadan

kaldırmak için makul ölçüler çerçevesinde ve

sahip oldukları yetkiler kapsamında kendilerinden beklenen her şeyi

yapıp yapmadıklarını incelemek gerekmektedir.

Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği,

öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek

faaliyetin tercihi göz önüne alınarak; pozitif yükümlülük, yetkililer üzerine

aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır (B. No: 2012/752,

17/9/2013, § 53, Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Kılınç ve diğerleri/Türkiye, B.No:

40145/98, 7/7/2005 § 40–42, Ömer

Aydın/Türkiye, B. No: 34813/02, 25/11/2008, § 46-48, Kasım Dalar/Türkiye, B. No: 35957/05,

21/2/2012, § 49). Bu çerçevede Anayasa Mahkemesince yapılacak incelemede, basit

bir ihmali veya değerlendirme hatasını aşan bir kusurun askeri yetkililere

atfedilebilip atfedilemeyeceğinin ortaya konulması gerekmektedir (Benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Abdullah

Yılmaz/Türkiye, B. No: 21899/02, 17/7/2008, §57, Nuran Kızılkaya Karslı/Türkiye, B. No:

12988/05, 17/4/2012, § 59).

75. Askerlik yükümlülüğü kapsamında yürütülen bazı eylem ve

etkinliklerin doğasında ve buna dâhil insan unsuruna bağlı olarak ortaya çıkan

risk seviyesine uygun şekilde yaşamı koruyucu yasal ve idari düzenlemelerin

bulunması gerekmektedir. Bu yükümlülük aynı zamanda devletin, sade vatandaşları

askere alma kararı vermesi nedeniyle söz konusu insan unsurundan da

kaynaklanmaktadır. Zira devlet askerlik görevini zorunlu kılıyorsa, özellikle

silah kullanımı konusunda büyük bir titizlik göstermeli ve psikolojik sorunları

olan askerlerin tedavi edilmesini ve onlara yönelik uygun tedbirlerin

alınmasını sağlamalıdır. Oluşturulan yasal ve idari düzenlemelerde, askerlik

yaşamının doğasında var olan tehlikelerle karşı karşıya bulunan askerlerin

etkin bir şekilde korunmalarını sağlayan uygulamaya ilişkin tedbirlerin ve emir

komuta zinciri içerisinde yer alan sorumlular tarafından işlenebilecek kusur ve

hataların tespit edilmesini sağlayacak usullerin öngörülmesi gerekmektedir

(Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Kılınç ve diğerleri/Türkiye, B. No: 40145/98, 7/7/2005, § 41, Lütfi Demirci ve diğerleri/Türkiye, B.

No: 28809/05, 2/3/2010, § 31).

76. Bu çerçevede askere alım sırasında kişilerin uygun

denetimlerden geçirilmesi ve askerlik öncesinde ve sırasında gerekli denetim ve

müdahalelerin duruma uygun koşullarda yapılması büyük önem taşımaktadır (Bkz. Kılınç ve Diğerleri/Türkiye, B.No: 40145/98, 7/7/2005, § 41).

77. Yaşam hakkının korunması, silâhaltındaki bir askerin,

askeri makamların kontrolü altında iken “şüpheli”

bir biçimde ölmesi durumunda, bağımsız ve tarafsız bir şekilde etkili ve uygun

resmi bir soruşturmanın yürütülmesini de gerekli kılmaktadır. Bu şekilde

yukarıda bahsi geçen yasal ve idari çerçevenin etkili bir şekilde uygulanması

temin edilebilecektir. Bu amaçla yürütülen araştırma ve soruşturmanın öncelikle

olayların tam olarak nasıl meydana geldiğinin belirlenmesini, ikinci olarak ise

sorumluların tespit edilmesini ve gerek görüldüğünde cezalandırılmasını

sağlayacak nitelikte olması gerekir. Bu kapsamda yürütülen işlemler, ön soruşturma

aşamasının ötesine geçmeli ve yargı aşaması da dâhil bütün süreç 17. maddenin

gereklerine cevap vermelidir. Böylelikle, derece mahkemeleri hiçbir durumda

mağdurların yaşam hakkına, maddi ve manevi varlığına karşı yapılan saldırıları

cezasız bırakmamalıdır (aynı yöndeki AİHM kararları için bkz. Feyzi Yıldırım/Türkiye, B. No: 40074/98, Okkalı/Türkiye, B. No: 52067/99, Abdullah Yılmaz/Türkiye, B. No: 21899/02,

17/7/2008, § 58 ).

78. Mevcut başvuruda, yukarıda yer verilen ilkeler

çerçevesinde öncelikli olarak askeri yetkililerin Şaban Koçak’ın intihar etme

riskini bilip bilmediklerinin veya bilmeleri gerekip gerekmediğinin ortaya

konulması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda askerlik öncesi yapılan sağlık

kontrolünde Şaban Koçak’ın herhangi bir psikolojik sorunu olduğuna dair bir

tespit bulunmadığı, askerlik sırasında yapılan mülakat ve anketlerde kendisinin

bu konuda bir sorunu olduğuna dair bildirimde bulunmadığı anlaşılmaktadır.

Başvurucular da Şaban Koçak’ın askerlik hizmeti için teslim olduğunda hiçbir

bedensel ve psikolojik sorununun bulunmadığını ifade etmektedirler.

79. Bununla birlikte, Şaban Koçak, Aşağı Çiftlik Karakol

Komutanlığına katıldıktan sonra kalorifer dairesinin zimmeti kendisine

verildiği andan itibaren bu görevi yapamayacağından korktuğu ve yanlış bir şey

yaparsa ailesinin malvarlığına el konulacağı tehdidi altında olduğunu düşündüğü

anlaşılmaktadır. Ceza soruşturması sürecinde yer alan tanık beyanlarında sadece

maddi sıkıntısı bulunduğu ifade edilmekle birlikte, anne babası ile yaptığı

telefon görüşmelerinde bu kaygılarını dile getirdiği görülmektedir. Gerçek

olaylara ya da kafasında oluşturduğu vehimlere dayalı olmasının bir önemi

bulunmaksızın, Şaban Koçak’ın üstlendiği sorumluluklara bağlı olarak yoğun

kaygı yaşadığı anlaşılmaktadır.

80. Her ne kadar bir askerin sadece maddi sorunlarının

bulunması veya kendisine yüklenilen sorumlulukların ağırlığı nedeniyle yoğun

kaygılar yaşamasına bağlı olarak gerçekleşen intihar eylemlerini idarenin

öngörmesi ve gerekli tedbirleri alması gerektiği sonucu çıkarılamayacak olmakla

birlikte, başvuru konusu olaydaki gibi genel olarak bazı sorunları olduğu

bilinen bir askerin ilgisiz bir zamanda silah ve mühimmat istemesi gibi çok

açık bir şekilde intihar eylemine girişilebileceği konusunda işaretlerin olması

ve bu durumun yetkililere bildirilmesi halinde, idarenin bu konuda önleyici

tedbirler alması kendisinden beklenebilecektir.

81. Nitekim AYİM’in başvurucular

tarafından açılan tazminat davası sonucunda verdiği kararda bu konuda şu

değerlendirmelere yer verilmiştir:

“Askeri Savcılık tarafından yürütülen

soruşturma sırasında ifadelerine başvurulan tanıkların beyanlarından

anlaşıldığı üzere, müteveffanın çürük raporu alma konusunda bazı asker

arkadaşlarıyla konuşmalar yaptığı, keza anne ve babasının beyanlarına göre,

onlara telefonda “kendisine senet imzalatıldığı, 25.000,00 TL ceza verileceği,

tarlalarının elinden alınacağı” şeklinde sözler söylediği, ayrıca kazan

dairesinin sorumluluğunun kendisine verilmesi ve zimmetine alması konusunda

çekingen davrandığı, maddi problemleri bulunan müteveffanın, kazan dairesindeki

cihazların arızalanması halinde kendisinden tazminat istenmesinden korktuğu,

özellikle olay günü nöbetine yaklaşık 10 saatlik bir süre olmasına rağmen V.S.

isimli asker arkadaşından silah ve mühimmat talep ettiği, ancak nöbetine henüz

uzun bir süre olduğundan V.S.’nin bu talebi yerine

getirmediği ve müteveffaya silah ve mermi vermediği, ancak müteveffa ısrarcı

olunca V.S.’nin bu konuda karakol komutanını

bilgilendirdiği, komutanın izin vermemesi üzerine silah ve mühimmat alamadığı

hususları hep birlikte düşünüldüğünde, dava konusu vahim olayın meydana

gelmemesi için davalı idare ajanlarınca gerekli ve yeterli her türlü tedbirin

alındığının söylenemeyeceği, müteveffanın olaydan önce intiharı kafasına koyup

tasarlamasına ve hiçbir sebep yokken üst ve amirlerinden silah ve mermi istemek

suretiyle bu konudaki niyetini de belli etmesine (en azından şüpheli

davranmasına) rağmen bunun fark edilemediği, dolayısıyla meydana gelen ölüm

olayı ile idarenin kusurlu davranışları arasında uygun illiyet bağının mevcut

olduğu ve oluşan zararın idarece karşılanması gerektiği, ancak ölüm olayının

müteveffanın kendi eylemi sonucu olması nedeniyle müteveffanın da müterafık kusurunun bulunduğu sonucuna varılmıştır.”

82. Yukarıda yer verilen kararda da açıkça tespiti yapıldığı

üzere, başvuru konusu olayın özel koşulları göz önünde bulundurulduğunda,

müteveffanın intihar edebileceği konusunda uyarıcı nitelikteki belirtiler

ortaya çıkmasına ve kendisine bildirilmesine rağmen idarenin gerekli önlemleri

aldığı söylenemeyecektir. AYİM’in bu tespiti ile

yaşam hakkının devlete yüklediği yaşamı koruma pozitif yükümlülüğünün ihlal

edildiği ortaya konulmaktadır.

83. Bununla birlikte, Anayasa Mahkemesi açısından, idari makamlar

ve derece mahkemeleri tarafından başvurucular lehine bir tedbir ya da kararın

alınması suretiyle ihlalin tespit edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin

uygun ve yeterli biçimde giderilmesi halinde ilgili tarafın artık mağdur olduğu

ileri sürülemeyecektir. Bu iki koşul yerine

getirildiği takdirde, bireysel başvuru mekanizmasının ikincil niteliği

dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin inceleme yapmasına gerek kalmayacaktır.

Bu kapsamda, Anayasa’nın 17. maddesine

ilişkin şikâyetler açısından, kapsamlı bir ceza soruşturmasını müteakip yapılan

ve makul bir tazminata hükmedilmesi ile sonuçlanan idari dava yolu, etkili bir

başvuru yoludur ve mağdur sıfatını ortadan kaldırabilecektir (B. No: 2012/752,

17/9/2013, § 61 ve 74, benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Scordino/İtalya, 36813/97,

29/3/2006, § 178 ve devamı, Eckle/Almanya, 8130/78, 15/7/1982, § 64-70, Jensen/Danimarka, 48470/99, 20/9/2001; Fatma Yüksel/Türkiye, 51902/08, 9/4/2013,

§ 45-46).

84. Mağdur sıfatının ortadan kalkması, özellikle ihlal

edildiği ileri sürülen hakkın niteliği ve ihlali tespit eden kararın gerekçesi

ile bu kararın ardından ilgili açısından uğradığı zararların varlığını devam

ettirip ettirmediğine bağlı bulunmaktadır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz.

Freimanis ve Lidums/Letonya,

B. No: 73443/01 ve 74860/01, § 68, 9/2/2006). Başvuruculara sunulan telafi

imkânının uygun ve yeterli olup olmadığı kararı, söz konusu Anayasal temel hak

ve özgürlüğün ihlalinin niteliği göz önünde bulundurularak dava koşullarının

tamamının değerlendirilmesi sonucunda verilebilecektir. Bu çerçevede bir

başvurucunun mağdur sıfatı, Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet ettiği durum için

aynı zamanda, idari veya yargısal bir kararla kendisine ödenmesine karar

verilen tazminata da bağlı olabilecektir (Benzer yöndeki AİHM kararları için

bkz. Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, § 116, Fatma Yüksel/Türkiye, 51902/08, 9/4/2013, § 48-49).

85. Başvuru konusu olay açısından öncelikli olarak, AYİM’in kararında açık bir şekilde ihlal tespitinin

yapıldığı ve buna dayalı olarak başvuruculara uğradıkları maddi ve manevi

zararın karşılığı olarak yargılama kapsamında alınan bilirkişi raporundan

yararlanılarak toplam 12.100 TL maddi ve manevi tazminata hükmedildiği

görülmektedir.

86. AYİM’in gerekçeli kararından anlaşıldığı

üzere, davacı anne ve babanın maddi zararlarının tespiti amacıyla alınan

bilirkişi raporuna karşı davacılar, özetle, müteveffanın kendisinden küçük beş

kardeşine bakmayacağını düşünmenin hak ve nesafet

kurallarıyla bağdaşmayacağından ek rapor alınmasını talep etmişler ancak AYİM

İkinci Dairesi, 4721 sayılı Kanun’un 364. maddesine dayanarak müteveffanın

ekonomik refah içinde bulunduğuna dair bir kanıt bulunmadığından bahisle, bu

talebin reddine karar vermiştir. Anılan kararda, bilirkişi tarafından verilen

raporun AYİM’in kıstaslarına, ilmi verilere ve

yerleşik içtihatlara uygun bulunduğu, bilirkişi raporu doğrultusunda işlem

yapıldığı ve müteveffanın müterafık kusuru da dikkate

alındığı belirtilerek, davacı anne babaya bir miktar maddi tazminat verilmesi,

davacı anne, baba ve kardeşlere yakınlarını kaybetmeleri nedeniyle duydukları

acı ve ıstırabı kısmen de olsa karşılayabilmek amacıyla olayın meydana geliş

şekli, tarihi, müteveffanın askerlik statüsü, davacıların sosyal durumları,

paranın alım gücü ve işletilecek yasal faiz ve müteveffanın müterafik

kusuru dikkate alınarak uygun miktarda manevi tazminat verilmesi kabul

edilmiştir. Bu değerlendirmeler sonucunda, AYİM başvuruculardan anne Fatma KOÇAK’a 4.500 TL maddi, 1.450 TL manevi, baba Sadık KOÇAK’a 2.600 TL maddi ve 1.450 TL manevi, kardeşlere

ilişkin maddi tazminat taleplerinin reddi ile birlikte her birine 300 TL manevi

tazminat ödenmesine hükmetmiştir.

87. Belirlenen tazminat miktarları ile davanın koşulları ve

başvurucuların uğradığı zararlar arasında açık bir orantısızlık bulunmadığı

görülmektedir. Sonuç olarak AYİM’in kararında bariz

bir takdir hatası veya keyfilik tespit edilmediğinden Anayasa Mahkemesinin

tazminat miktarlarının belirlenmesi konusunda AYİM’in

takdir yetkisine müdahalesi söz konusu olamaz (B. No:2012/791, 7/11/2013, § 45).

88. Anayasa Mahkemesinin daha önce bu konuda aldığı kararda,

açılan tam yargı davasında hükmedilen vekâlet ücreti mahkemeye erişim hakkı

kapsamında incelenmiştir (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 47–67). Aynı yöntemle, başvuru konusu olayda, hükmedilen

tazminatın başvurucuların yaşam hakkı açısından mağdur sıfatını ortadan

kaldırıp kaldırmadığı konusunda karar verilirken davanın tüm koşullarının göz

önünde bulundurulması gerekmekle birlikte, başvurucular aleyhine hükmedilen

vekâlet ücreti mahkemeye erişim hakkı kapsamında ayrıca incelenecek ve

başvurucularının mağdur sıfatının ortadan kalkıp kalkmadığı değerlendirmesinde

dikkate alınmayacaktır.

89. Bu durumda, Anayasa Mahkemesi açısından, AYİM’in idarenin yaşanan intihar eyleminden sorumlu

olduğunu tespit etmesi ve kendi takdir ettiği ölçüler çerçevesinde tazminata

hükmetmesi başvurucuların mağdur sıfatını ortadan kaldırabilecektir. Ancak bu

sonuca ulaşabilmek için bu konuda etkili bir ceza soruşturması yürütülüp yürütülmediğinin

belirlenmesi gerekmektedir (§ 83).

iii.

Yaşam Hakkı Kapsamında Yürütülen Ceza Soruşturmasına İlişkin Şikâyetlerin

İncelenmesi

90. Başvuruda ayrıca Askeri Savcılık tarafından yürütülen

soruşturmanın etkili, caydırıcı ve sorumluları cezalandırıcı nitelikte olmadığı

ileri sürülmektedir.

91. Bakanlığın konu hakkındaki görüşünde, öncelikli olarak,

AİHM içtihatları uyarınca yaşam hakkı kapsamında yürütülecek ceza

soruşturmasının etkili olabilmesi için yetkililerin resen harekete geçmesi,

soruşturmakla görevli olan ve soruşturmayı yürüten kişilerin olaylara karışmış

olabilecek kişilerden bağımsız olmaları, ölenin ailesinin meşru çıkarlarının

korunması için yeterli ölçüde kendilerine açık olması, makul bir hızlılık

içinde yürütülmesi, sorumluların belirlenmelerine ve gerekirse

cezalandırılmalarına imkân verecek nitelikte olmaları gerektiği ifade

edilmiştir.

92. Bakanlık görüşünde yine AİHM kararlarına dayanılarak,

somut olayda varılan sonuçla ilgili değil bu sonucu doğuran araçlarla ilgili

bir yükümlülüğün söz konusu olduğu, yetkililerin somut olaya ilişkin delillerin

toplanabilmesi için kendilerinden beklenen bütün makul önlemleri almaları

gerektiği, soruşturmada sorumlu kişi ya da kişilerin tespit edilmesini

engelleyebilecek nitelikteki her eksikliğin onun etkinliğine zarar

verebileceği, etkili bir yargısal denetim oluşturma şeklindeki pozitif

yükümlülüğün her olayda mutlaka ceza davası açılmasını veya her ceza davasında

mahkûmiyet kararı verilmesini gerektirmediği, mağdurlara idari ve hukuki dava

yollarının açık olmasının da yeterli görülebileceği, yetkili mercilerin,

olaylara ilişkin delillerin özellikle de görgü tanıklarının ifadelerinin,

güvenlik güçlerinin elde ettiği bilimsel ve teknik verilerin, gerektiğinde

maktulün vücudundaki zedelenmeleri tam ve belirgin bir şekilde gösterecek bir

otopsi sonucunun ve hastanede yapılan gözlemlerin nesnel bir değerlendirmesinin

toplanabilmesi için makul olarak kendilerine açık olan tedbirleri almaları

gerektiği belirtilmiştir.

93. Bakanlık görüşünde mevcut başvuru ile ilgili olarak,

Şaban Koçak’ın öldüğü gün adli soruşturmaya başlandığı, bizzat askeri savcı

tarafından derhal olay yerine gidildiği, ölü muayene ve otopsi raporlarının

alındığı, ölenin üzerindeki elbiseler ve kullandığı silahın ve kurşunun

balistik incelemesinin yapıldığı, tanıkların dinlendiği, ölenin şahsi dolabının

incelendiği, soruşturmanın başvuruculara açık olarak yürütüldüğü, kısa sürede

sonuçlandırıldığı ve bunun yanında idari soruşturmanın da yapıldığı, her iki

soruşturma sonucunda kesin ölüm nedeninin belirlendiği ve Şaban Koçak’ın

intiharını çevreleyen koşulların ortaya konduğu, açılan tazminat davası

neticesinde, kişilere isnat edilemeyen ve bu nedenle suç teşkil etmemekle

birlikte, idarenin hizmet kusuru sorumluluğunu doğurabilecek bir husus tespit

edildiği ve bu nedenle de idarenin sorumluluğuna hükmedildiği ifade edilmiştir.

94. Anayasa’nın 17. maddesinde düzenlenen yaşam hakkı

kapsamında devletin yerine getirmek zorunda olduğu pozitif yükümlülüklerin usuli boyutu, yaşanan ölüm olayının tüm yönlerinin ortaya

konulmasına ve sorumlu kişilerin belirlenmesine imkan tanıyan bağımsız bir

soruşturmanın da yürütülmesini gerektirmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları

için bkz. Çiçek/Türkiye, B.No: 67124/01, 18/1/2005, Nuran Kızılkaya Karslı/Türkiye, B. No:

12988/05, 17/4/2012, § 63). Soruşturmanın

etkililik ve yeterliliğini temin adına soruşturma makamlarının resen harekete

geçmesi ve ölüm olayını aydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek

bütün delillerin toplanması gerekmektedir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, §

57).

95. Bu konuda, Bakanlık görüşünde de yer verildiği üzere,

benzer davalarda AİHM, başvurucuların yakınlarının öldüğü gün resen ceza

soruşturmasının açıldığı ve bunun idari soruşturma ile tamamlandığı, mevcut

veriler ışığında idari ve yargısal makamların olayların seyrini aydınlatmak

istediğinden kuşku duyulmadığı, yürütülen soruşturmaların ölüm nedenlerini

kesin olarak saptamaya imkân verdiği kanısına vardığı durumlarda, askerlerin

ölümü konusunda yürütülen soruşturmanın ve davaların derinliği ve ciddiyeti

üzerinde etki gösterecek nitelikte bir eksiklik bulunmadığına karar vermekte,

bunların yetersiz veya çelişkili olduklarının iddia edilemeyeceğini

belirtmektedir (Bkz. Nuran Kızılkaya

Karslı/Türkiye, B. No: 12988/05, 17/4/2012, § 63, Kazım Dalar/Türkiye, B. No: 35957/05,

21/2/2012, § 50).

96. Bu çerçevede, başvuru konusu olayda yürütülen ceza soruşturmasındaki

işlemlere (§ 24–39) bakıldığında, intihar eyleminin gerçekleştiği gün resen

soruşturmanın başlatıldığı, soruşturma kapsamında detaylı olay yeri incelemesi

yapıldığı, ölü muayenesi ve klasik otopsi işleminin uygulandığı, aynı gün silah

sesi üzerine kazan dairesine giden askerlerin, müteveffanın samimi olduğu asker

arkadaşlarının, komutanlarının, şarjörünü aldığı askerin, mağdur sıfatı ile

başvuruculardan Fatma Koçak ile Sadık Koçak’ın ve tanık sıfatı ile Ali Koçak’ın

ifadelerinin alındığı, silahın balistik incelemesinin yapıldığı, tüm bu

hususlar değerlendirilerek Şaban Koçak’ın kendi iç dünyasından kaynaklanan ve

dışa yansıtmadığı sorunlar nedeniyle geçirdiği psikolojik bunalım sonucunda

intihar ettiği gerekçesiyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiği, bu

karara karşı başvurucular tarafından Askeri Mahkemeye yapılan itirazın

reddedildiği, akabinde AYİM’de açılan tam yargı

davasında idarenin sorumluluğunun tespit edilerek tazminata hükmedildiği

görülmektedir.

97. Bütün bu hususlar dikkate alındığında, yaşanan intihar

sonrasında yürütülen ceza soruşturmasında, yukarıda yer verilen ilkeler (§

94–95) yönünden bir eksikliğin bulunduğu söylenemez. Mevcut başvuruda,

gerçekleşen ölüme ilişkin başvurucuların ortaya koyduğu veya yürütülen idari ve

ceza soruşturması kapsamında elde edilen bulgulardan müteveffanın ölümünün

intihar sonucu gerçekleştiği anlaşılmaktadır. Bunun aksine bir durumdan “şüphe”lenilmesini

gerektiren bir olgu da bulunmamaktadır. Bu durumda yukarıdaki paragrafta (§ 77)

yer verilen ilkeler karşısında başvuru konusu olay kapsamında yaşam hakkı

açısından ön soruşturma aşamasını aşan ve yargılamayı da içeren bir ceza

soruşturması yürütülmesi zorunluluğu bulunduğu sonucuna varılamaz.

98. Dolayısıyla, yürütülen ceza soruşturmasında yaşam

hakkının usuli boyutunun ihlaline neden olabilecek

bir yön bulunmamaktadır. Bu durumda, başvuru konusu olayda yaşam hakkına ilişkin şikâyetler açısından, kapsamlı bir ceza

soruşturmasını müteakip ihlali tespit eden ve makul bir tazminata hükmeden

etkili bir idari dava yolu bulunmakta olup başvurucuların mağdur sıfatı ortadan

kalkmıştır.

99. Açıklanan nedenlerle, yaşam hakkı yönünden başvurucuların

mağdur sıfatının kalktığı anlaşıldığından başvurunun bu bölümünün kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Başvurucuların

Anayasa’nın 36. ve 40. Maddeleri Kapsamında Vekâlet Ücretine İlişkin İleri

Sürdüğü İddialar

100. Başvurucuların aleyhlerine hükmedilen vekâlet ücretinin

çok yüksek olduğu ve mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği yönündeki

şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi, başka bir kabul edilemezlik

nedeni de bulunmamaktadır. Bu şikâyetler yönünden başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Başvurucuların

Anayasa’nın 36. ve 40. Maddeleri Kapsamında İleri Sürdüğü Diğer İddialar

101. Başvurucular, AYİM’in bağımsız

ve tarafsız nitelikte olmadığını, AYİM’de görülen

davada duruşma yapılmadığını, ilgililerin kusurlarının tespiti ve müteveffanın

psikolojik durumunun tespiti için bilirkişi tayin edilmediğini, bilirkişiden

sadece tazminat miktarına ilişkin olarak görüş alındığını, müteveffaya oranı ve

kaynağı belli olmayan bir kusur izafe edildiğini, başvuruculardan bir kısmının

tazminat talebinin cevapsız bırakıldığını belirterek adil yargılanma haklarının

ihlal edildiğini iddia etmektedirler.

102. Bakanlık görüşünde, başvurucuların bu bölümdeki

şikâyetlerinin benzer başvurularda AİHM tarafından, Sözleşme’nin 2. maddesinin

kapsamı altında incelenmekte olduğunu; benzer davalarda başvuranların yakınlarının

öldüğü gün resen ceza soruşturması açıldığı ve bunun idari soruşturma ile

tamamlandığı, mevcut veriler ışığında mahkemelerin olayların seyrini

aydınlatmak istediğinden kuşku duymadığı, yürütülen soruşturmaların ölüm

nedenlerini kesin olarak saptamaya imkân verdiği kanısına vardığı durumlarda,

askerin ölümü konusunda yürütülen davaların ve soruşturmanın derinliği ve ciddi

niteliği üzerinde etki gösterecek nitelikte hiçbir kusur bulunmadığına karar

verdiğini, bunların yetersiz veya çelişkili oldukları iddia edilerek

suçlanamayacaklarının belirtildiği ifade edilmiştir.

103. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel

haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık

olan başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular

açıkça dayanaktan yoksun kabul edilebilir (B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

i. AYİM’in Bağımsız ve Tarafsız Olmadığı Yönündeki İddialar

104.

Başvurucuların AYİM’in bağımsız ve tarafsız olmadığı

yönündeki iddialar daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından incelenirken

belirtildiği üzere, AYİM’in oluşumu, statüsü ve

görevleri Anayasa ve ilgili Kanun’da hüküm altına alınmıştır. AYİM’e atanan askeri hâkimlerin bağımsızlığının Anayasa ve

ilgili Kanun hükümleri ile garanti altına alındığı, atanma ve çalışma usulleri

yönünden, askeri hâkimlerin bağımsızlıklarını zedeleyecek bir hususun olmadığı,

kararlarından dolayı idareye hesap verme durumunda bulunmadıkları, disipline

ilişkin konuların AYİM Yüksek Disiplin Kurulunca incelenip karara bağlandığı

görülmektedir (B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 29).

105. Bu karardan ayrılmayı gerektirecek herhangi bir yönü

bulunmayan başvurucunun bu bölümdeki iddialarının, açıklanan nedenlerle, “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Duruşma

Yapılmaması Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

106. Başvurucular AYİM’de görülen

davada duruşma yapılmamak suretiyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmektedirler.

107. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının temel unsurlarından birisi de Anayasa’nın 141. maddesinde

düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesidir. Yargılamanın

açıklığı ilkesinin amacı adli mekanizmanın işleyişini kamu denetimine açarak

yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence altına almak ve yargılamada

keyfiliği önlemektir. Bu yönüyle hukuk devletinin en önemli gerçekleştirme araçlarından

birisini oluşturur. Ancak bu her türlü yargılamanın mutlaka duruşmalı yapılması

zorunluluğu anlamına gelmez. Adil yargılama ilkelerine uyulmak şartıyla usul

ekonomisi ve iş yükünün azaltılması gibi amaçlarla bazı yargılamaların

duruşmadan istisna tutulması ve duruşma yapılmaksızın karara bağlanması

anayasal hakların ihlalini oluşturmaz (B. No: 2013/664, 17/9/2013).

108. 1602 sayılı Kanun’un “Duruşma”

başlıklı 48. maddesinde, Daireler ve Daireler Kurulunda incelemenin, evrak

üzerinde yapılacağı, iptal davalarında ve miktarı ikiyüzbin

lirayı aşan tam yargı davalarında taraflardan birinin isteği üzerine duruşma

yapılacağı, duruşma talebinin dava dilekçesinde ve cevap layihalarında

yapılabileceği, Daireler ve Daireler Kurulunun yukarıdaki kayıtlara bağlı

olmaksızın duruşma yapılmasına kendiliğinden de karar verebileceği kurala

bağlanmıştır.

109. Somut olayda başvurucular vekili tarafından, 30/6/2011

tarihli dilekçe ile AYİM’de idare aleyhine tazminat

davası açıldığı, davalı idare tarafından cevap dilekçesi sunulduğu, davacı

başvurucular vekili tarafından 31/10/2011 tarihinde cevaba cevap dilekçesi

sunulduğu görülmektedir. Bireysel başvuru dilekçesinde 1602 sayılı Kanun’un 48.

maddesi gereğince duruşma talep edildiğine dair bir bilgi yer almamaktadır.

Başvuru dilekçesinde yer alan AYİM’e sunulan karar

düzeltme dilekçesinde de duruşma talep edilmesine rağmen AYİM 2. Dairesinin bu

talebi karşılamadığına ilişkin bir iddia da ileri sürülmediği görülmektedir.

110. Başvurucuların AYİM’de

gerçekleşen yargılama sürecinde, dava dilekçesi, cevaba cevap dilekçesinde

iddialarını ileri sürebildiği, müteveffanın çalışma koşulları ve aldığı ücrete

ilişkin mahkemenin istediği bilgi ve belgeleri sunabildiği, bilirkişi raporuna

itiraz edebildiği anlaşılmaktadır. AYİM, Askeri Savcılık tarafından yürütülen

soruşturma kapsamında elde edilen diğer delillerin yanı sıra aralarında

başvuruculardan müteveffanın anne ve babasının da bulunduğu tanık beyanlarına

istinaden intiharı salt şahsi sebeplere bağlamanın ve askerlik hizmetinden

soyutlamanın mümkün olmadığını ifade ederek idarenin sorumluluğuna

hükmetmiştir. Bu bilgiler ışığında, yargılamanın evrak üzerinden yapılacağı

kurala bağlanan ve duruşma yapılması talebe veya Mahkemenin takdirine bağlı

kılınan idari yargılama sürecinde, tarafların iddia veya savunmaları yazılı

olarak alındıktan ve önceki ceza soruşturması sürecinde elde edilen deliller

dikkate alındıktan sonra bir karara bağlanan yargılamanın salt dosya üzerinden

yapılması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlaline yol açtığı söylenemez.

111. Açıklanan nedenlerle, başvurunun bu kısmının bir ihlalin

olmadığı açık olduğundan “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

iii. Hükmedilen

Tazminata İlişkin İddialar

112.

Yaşam hakkına bağlı olarak devletin sahip olduğu “etkili bir yargısal sistem kurma”

yönündeki usul yükümlülüğü çerçevesinde, başvurucuların mağdur sıfatının

ortadan kalkıp kalkmadığı hususlarında inceleme yapılırken başvurucuların bu

bölümde hükmedilen tazminata ilişkin ileri sürdüğü iddiaları da içine alacak

şekilde değerlendirmeler yapılmış ve başvurucuların mağdur sıfatının kalktığı

sonucuna ulaşılmış olması nedeniyle, başvurucuların "hak arama hürriyeti" ile "temel hak ve hürriyetlerin korunmasını isteme hakkı”

kapsamında değerlendirip ileri sürdüğü aynı

doğrultudaki iddialarının Anayasa’nın 36. ve 40. maddesi bağlamında yeniden

incelenmesine gerek görülmemiştir.

2. Esas

Bakımından İnceleme

113. Başvurucuların ilgili usul kanununun yanlış uygulanması

sonucu kendilerine hükmedilen tazminattan daha yüksek miktarda avukatlık

ücretine hükmedildiğini belirterek adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

114. Bakanlık görüşünde, Sözleşme açısından mahkemeye erişim

hakkının mutlak olmadığı ancak sınırlamalara tabi olduğu, niteliği gereği

devletin bu konuda düzenleme yapması gerektiği için bu sınırlamalara üstü

kapalı olarak müsaade ettiği, öte yandan, AİHM’nin, uygulanan sınırlamaların

bireye tanınan mahkemeye erişim hakkının esasına zarar verecek ölçüde

sınırlamaması ya da azaltmaması gerektiğine karar verdiği belirtilmiştir.

115. Bakanlık görüşünde ayrıca, bu konuda haklı bir amaç

gütmeyen ve başvurulan yollar ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir

orantılılık ilişkisi bulunmayan bir sınırlamanın, adil yargılanma hakkı ile

uyumlu olmayacağı, AİHM’nin bir kimsenin mahkemeye erişim hakkından yararlanıp

yararlanmadığını belirlemek için yargılama giderlerinin makullüğünün,

başvuranın bu meblağı ödeme gücü, davanın özel koşulları ve bu sorumluluğun

yüklendiği dava safhası ışığında değerlendirilmesi gerektiğine ve Sözleşme’ye taraf devletçe kişilerin mahkemeye erişim

hakları kısıtlanırken, kamu yararının gerekleri ile bireylerin temel hakları

arasında gözetilmesi gereken adil dengeyi bozan, başvuranlara çok yüksek bir

külfet yükleyen düzenlemelerin sözleşmeye aykırı olacağına karar verdiğini

ifade etmiştir.

116. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” başlıklı 36. maddesi şöyledir:

“Herkes, meşrû

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma (Değişik ibare: 3.10.2001-4709/14 md.) ile adil yargılanma hakkına sahiptir.

Hiçbir mahkeme, görev ve yetkisi içindeki

davaya bakmaktan kaçınamaz.”

117. AİHS’de tanınmış olan hak ve özgürlükleri ihlal edilen

herkesin, söz konusu ihlal resmi bir hizmetin

ifasıyla görevli kişiler tarafından gerçekleştirilmiş olsa dahi, ulusal bir

merci önünde etkili bir yola başvurma hakkına sahip olduğunu hükme bağlayan

AİHS’nin 13. maddesinin asıl karşılığı olan Anayasa’nın “Temel hak

ve hürriyetlerin korunması” başlıklı 40. maddesi şöyledir:

“Anayasa ile tanınmış hak ve

hürriyetleri ihlâl edilen herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma

imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

(Ek fıkra: 3.10.2001-4709/16 md.)Devlet,

işlemlerinde, ilgili kişilerin hangi kanun yolları ve mercilere başvuracağını

ve sürelerini belirtmek zorundadır.

Kişinin, resmî görevliler tarafından vâki haksız işlemler sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu

olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”

118. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen

veya mahkeme kararını anlamsız hale getiren, bir başka ifadeyle mahkeme

kararını önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını

ihlal edebilir (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

119. Gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının

azaltılması ve böylece mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmeksizin

uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesi amacıyla başvuruculara belli

yükümlülükler öngörülebilir. Dava sonucundaki başarıya dayalı olarak taraflara

vekâlet ücreti ödeme yükümlülüğü öngörülmesi de bu kapsamda mahkemeye erişim

hakkına yönelik bir sınırlama oluşturur. Bu yükümlülüklerin kapsamını

belirlemek kamu otoritelerinin takdir yetkisi içindedir. Öngörülen

yükümlülükler dava açmayı imkânsız hale getirmedikçe ya da aşırı derece

zorlaştırmadıkça mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği söylenemez.

Dolayısıyla davayı kaybetmesi halinde başvurucuya yüklenecek olan vekâlet

ücreti bu çerçevede değerlendirilmelidir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38 - 39).

120. Buna karşılık bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyan başvurucuların, reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan

vekâlet ücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu,

belirli dava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da

mahkemeye başvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu çerçevede,

davanın özel koşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı,

mahkemeye erişim hakkının asgari sınırını teşkil etmektedir (B. No: 2012/791,

7/11/2013, § 54).

121. Başvurucunun tam yargı (tazminat) davasını açtığı

31/5/2011 tarihi itibarıyla yürürlükteki usul

hükümlerinde, dava dilekçesinde belirtilen talep konusu miktarın

sonradan ıslah yoluyla değiştirilmesine veya dava sonucunda haksız çıkan

davacının, her halükarda davalı idare lehine,

reddedilen miktar üzerinden nispi vekâlet ücreti ödemesini öngören bir

düzenleme bulunmamaktadır.

122. Tazminat alacağının miktarı, ancak bilirkişi incelemesi

ve benzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesinde

belirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hak

kazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veya

öngörülmesi mümkün değildir. Dava açılması aşamasında karşı karşıya kalınan bu

belirsizliğin, talep miktarının sonradan düzeltilmesi (ıslah) yoluyla aşılması

da 1602 sayılı Kanun gereği 2/11/2011 tarihi öncesinde mümkün olmadığından, hak

kaybına uğramak istemeyen davacılar için, tazminat taleplerine ilişkin

miktarları yüksek tutmaktan başka seçenek bulunmamaktadır.

123. Başvuru konusu olayda, başvurucular AYİM’e

açtıkları davada uğradıkları zarar için toplam 250.000 TL maddi ve 100.000 TL

manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır. AYİM tarafından başvurucular lehine

toplam 12.100 TL maddi ve manevi tazminata hükmedilirken reddedilen tazminat

miktarı esas alınarak başvurucular aleyhine 19.264 TL vekâlet ücretine

hükmedilmiştir. Görüldüğü üzere başvurucular, hak kazandıkları 12.100 TL

tazminatın çok üzerinde bir vekâlet ücreti ödeme yükümlülüğü altına

girmişlerdir. Bu nedenle AYİM’in tazminata ilişkin bu

kararının fiilen bir sonuç doğurmadığı, başvurucunun tazminat alacağının

tamamından mahrum kaldığı ve bu durumun başvurucunun mahkemeye erişim hakkına

yönelik bir müdahale oluşturduğunda kuşku yoktur.

124. Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre

kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme

masraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına

müdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun

talepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler meşru görülebilir.

Ancak, bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir

amaca dayalı ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu

yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil

dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklenmemiş

olması gereklidir (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 61-62).

125. Somut olayın koşulları bir bütün halinde değerlendirildiğinde,

başvurucunun dava açtığı sırada ıslah imkânının olmaması nedeniyle hak kaybına

uğramamak amacıyla talebini yüksek tuttuğu, hak kazandığı tazminatın çok

üzerinde bir tutarı vekâlet ücreti adı altında davalı idareye geri ödemek

zorunda bırakıldığı ve açılan tazminat davasının bu şekilde başvurucu açısından

anlamsız hale geldiği dikkate alındığında yapılan müdahalenin ölçülü olduğu

söylenemez

126. Belirtilen nedenlerle, yapılan müdahale ölçüsüz

olduğundan başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

V. 6216 SAYILI

KANUN’UN 50. MADDESİNİN UYGULANMASI

127.

6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şu şekildedir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

128.

Başvuruda, ölenin annesi için 110.000 TL, babası için 90.000 TL reşit

olmayan kardeşlerin her biri için 10.000 TL olmak üzere toplam 250.000 TL

maddi, ölenin annesi için 35.000 TL, babası için 30.000 TL kardeşlerin her biri

için 5.000 TL olmak üzere toplam 100.000 TL manevi tazminat talebinde

bulunulmuştur.

129.

Hak arama

özgürlüğü kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlali nedeniyle, başvuruculardan ölen Şaban Koçak’ın anne babası ve

kardeşleri için takdiren toplam 25.000 TL manevi

tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

130.

Başvurucular, vekâlet ücreti ve yargılama giderlerinin karşı tarafa

tahmilini talep etmişlerdir. Başvurucular tarafından yapılan yargılama

giderinin başvuruculara ödenmesine karar verilmiştir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle:

1. Başvurunun;

A. Olayda yaşamını yitiren şahsın yakınları tarafından ileri

sürülen Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaline ilişkin şikâyetler yönünden “mağdur sıfatının kalkması” nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Adil yargılanma hakkı kapsamında vekâlet ücretine ilişkin

iddialar yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. AYİM’in bağımsız ve tarafsız

olmadığı yönündeki iddialar ile duruşma yapılmaması nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddialar yönünden “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

D. Başvurucuların AYİM tarafından hükmedilen tazminata ilişkin

Anayasa’nın 36. ve 40. maddelerinin ihlali yönündeki şikâyetlerinin ayrıca

İNCELENMESİNE GEREK OLMADIĞINA,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

3. Anayasa’nın 36. maddesi ve 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası gereğince, başvuruculara müştereken ve takdiren

toplam 25.000 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

4. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

5. Başvurucuların fazlaya ilişkin tazminat taleplerinin REDDİNE,

6. Başvurucular tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.618,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA

ÖDENMESİNE, 23/1/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Raportör : Cüneyt DURMAZ Başvurucular : Sadık KOÇAK Fatma KOÇAK Nurten KOÇAK Nurgül ÖZER Yunus KOÇAK Bayram KOÇAK Ali KOÇAK Hacer KOÇAK Rabia KOÇAK Vekili : Av. Ahmed Emir BİNİCİ ve Av. Keziban TÜLEN BİNİCİ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/841, 23 Ocak 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olaylar Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. V. 6216 Sayılı
  15. Kanun’un 50. Maddesinin Uygulanması
  16. A. Olayda yaşamını yitiren şahsın yakınları tarafından ileri
  17. B. Adil yargılanma hakkı kapsamında vekâlet ücretine ilişkin
  18. C. AYİM’in bağımsız ve tarafsız
  19. D. Başvurucuların AYİM tarafından hükmedilen tazminata ilişkin
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/841
Tarih
23 Ocak 2014

İlgili Kararlar

  • Tevfik Yıldırım Başvurusu (B. No: 2013/4701)
  • Ersin Ceyhan Başvurusu (B. No: 2013/695)
  • Uğur Özdemir Başvurusu (B. No: 2013/2600)
  • İbrahim Ayhan Başvurusu (B. No: 2013/9895)
  • B.e. Başvurusu (B. No: 2012/625)
  • Faysal Sarıyıldız Başvurusu (B. No: 2014/9)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.