İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Sadullah Remzi Karagöz Başvurusu (B. No: 2014/8870)

1. Başvuru, tutuklama ve tutuklamanın devamına ilişkin

Başvuru No2014/8870Tarih8 Haziran 2016Okuma32 dk · 6.393 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Sadullah Remzi Karagöz Başvurusu

Karar tarihi
8 Haziran 2016
Başvuru Numarası
2014/8870
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.393 kelime·32 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklama ve tutuklamanın devamına ilişkin

kararlarda matbu gerekçelere yer verilmesi, gözaltına alınırken yasal hakların

hatırlatılmaması, derhâl müdafi tayin edilmemesi ve soruşturma dosyasına

erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; yargılamanın

kanuni hâkim güvencesine aykırı yürütülmesi, değerlendirme aşamasında

iddianamenin tebliğ edilmemesi, duruşmaların bir kısmının kapalı yapılması,

hukuka aykırı delillerin mahkûmiyete esas alınması, beyanları belirleyici

nitelikte olan tanığın duruşmada sorgulanmaması, Yargıtaydaki

incelemenin duruşmasız yapılması, temyiz incelemesinin etkin yapılamaması ve

yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma

hakkının; ceza mahkûmiyeti dışında velayet, vesayet ve benzeri medeni haklara

ilişkin ehliyetin sınırlanması nedeniyle özel hayata saygı hakkının; etnik

kökenden dolayı ayrımcılığa maruz kalınması nedeniyle kanun önünde eşitlik

ilkesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 10/6/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine İzmir 11.

Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına

engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 23/2/2015 tarihinde,

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

4. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca 23/2/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 7/5/2015 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 8/7/2015 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş

22/7/2015 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlığın

görüşüne karşı beyanlarını 6/8/2015 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. İzmir Cumhuriyet Başsavcılığınca (Cumhuriyet Başsavcılığı)

silahlı terör örgütüne üye olma suçundan yapılan soruşturma kapsamında 6/1/2010

tarihinde başvurucunun Manisa ilindeki evinde arama yapılmıştır. Başvurucu aynı

tarihte gözaltına alınmış ve 9/1/2009 tarihinde Manisa 2. Sulh Ceza

Mahkemesinin 2009/11 sorgu sayılı kararıyla tutuklanmıştır. Tutuklama kararına

yapılan itiraz 22/1/2009 tarihinde reddedilmiştir.

10.İddiasına göre başvurucu gözaltına alınırken kendisine

hakları hatırlatılmamış ve yöneltilen suçlamalar bildirilmeden Emniyet

Müdürlüğüne götürülmüş; müdafi yardımından yararlanma hakkını gözaltında ancak

iki gün sonra kullanabilmiştir. Ancak başvuru dosyasında bu konuda herhangi bir

bilgi ya da belge bulunmamaktadır.

11. İzmir 8. Ağır Ceza Mahkemesinin (CMK 250. maddesi ile

görevli) 2009/1 Değişik İş sayılı kararıyla soruşturma dosyasına erişimin

kısıtlanmasına karar verilmiştir.

12. Cumhuriyet Başsavcılığının 12/3/2009 tarihli iddianamesi ile

başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma suçundan İzmir 8. Ağır Ceza

Mahkemesine (CMK 250. maddesi ile görevli) kamu davası açılmıştır. Mahkeme,

başvurucunun 17/9/2009 tarihinde tahliyesine karar vermiştir.

13. 6352 sayılı Kanun'un 2/7/2012 tarihinde yürürlüğe girmesiyle

kamuoyunda “özel yetkili” olarak adlandırılan mahkemeler kapatılmıştır. Aynı

Kanun’un geçici 2. maddesinin (4) numaralı fıkrasında bu mahkemelerde açılmış

olan davalara kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar aynı mahkemelerce

bakılmaya devam olunacağı, bu davalarda yetkisizlik veya görevsizlik kararı

verilemeyeceği hükme bağlanmıştır.

14. Mahkemenin 12/12/2012 tarihli kararı ile başvurucunun müsnet suçtan mahkûmiyetine ve "tutuklamaya yönelik yakalama emri çıkartılmasına"

karar verilmiştir. Yakalama kararına yönelik itiraz, İzmir 10. Ağır Ceza

Mahkemesince reddedilmiştir.

15. Gerekçeli kararın ilgili kısmı şöyledir:

"YAZILI KANITLAR

İletişim tespit tutanakları, gizli izleme

tutanakları, arama, yakalama tutanakları, emanet makbuzları, ekspertiz raporu,

CD izleme tutanağı, bilirkişi raporu, YDGH (Yurtsever Demokratik Gençlik

Hareketi) ile ilgili olarak Diyarbakır CMK. 250. madde ile görevli C.Başsavcılığınca düzenlenen

iddianame ve bu iddianameyle Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesine açılan kamu

davasının duruşma oturum tutanakları ile YDGH'nin

yapılanması ve sorumluları hakkındaki R. S.nin

ifadeleri ile dosyalarda mevcut tüm tutanak ve belgeler kanıt olarak

değerlendirilmiştir.

MAHKEMEMİZİN KABULÜ VE GEREKÇE

Yasadışı silahlı PKK/KONGRA-GEL terör

örgütünün gençlik örgütlenmesi olan YDGH'ye yönelik

gerçekleştirilen operasyonlarda Yurtsever Demokratik Gençlik Hareketinin

deşifre olması nedeniyle, çalışmalarını legal bir görünüm altında sürdürme ve

operasyonlara karşı koruyucu bir tedbir olması amacıyla, 01-03 Haziran 2008

tarihinde Diyarbakır ilinde yapılan kongresinden sonra YDGH'nin,

Demokratik Toplum Partisi içerisinde bağımsız olarak YDGM (Yurtsever Demokratik

Gençlik Meclisi) adı altında faaliyetlerini sürdürmesi kararı alarak isim

değişikliğine gittiği, yeni oluşturulan gençlik yapılanması YDGM'in

aslında ayrı bir oluşum olduğu, ancak görünüm itibarıyla yasal bir parti olan DTP'nin gençlik örgütlenmesi şeklinde gösterilmeye

çalışıldığı, bunun da yapılan eylemlerinin PKK/KONGRA-GEL terör örgütü ile

irtibatlandırılmasının engellemeye yönelik olduğu, YDGM içinde faaliyet

gösteren gençlere yönelik olarak terör örgütünün görüşleri doğrultusunda

faaliyet gösteren FIRAT haber ajansının resmi internet sitesinde ve birçok

internet sitesi ile ve terör örgütüne ait basın organlarında Türk Silahlı

Kuvvetleri tarafından PKK/KONGRA-GEL terör örgütüne yönelik sınır ötesi ve yurt

içinde yapılan operasyonların protesto edilmesi için terör örgütü yöneticileri

tarafından serhildan (ayaklanma-başkaldırı) türü eylem

çağrıları yapıldığı, yapılan bu eylem çağrıları doğrultusunda, kamu kurum ve

kuruluşlarına ait bina, tesis ve araçlarına yönelik molotof

kokteyl atılması, korsan gösteri düzenlenmesi, barikat kurularak yolun trafiğe

kapatılması, PKK/KONGRA-GEL terör örgütü ve elebaşı lehinde slogan atılması,

olaya müdahale eden güvenlik güçlerine ve araçlarına taşlı sopalı saldırıda

bulunulması yönünde çağrılar yapıldığı;

YDGH (Yurtsever Demokratik Gençlik Hareketi)

ile ilgili olarak Diyarbakır CMK 250. madde ile görevli C.Başsavcılığınca düzenlenen iddianame ve bu

iddianameyle Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesine açılan kamu davasının duruşma

oturum tutanakları ile YDGH'nin yapılanması ve

sorumluları hakkındaki R. S.nin ifadelerinin dosyaya getirtildiği;

Bu kapsamda PKK/KONGRA GEL terör örgütünün

yurt içerisindeki faaliyetlerini tek çatı altında toplayarak organize etmek

amacıyla faaliyete geçirilen KCK (Kürdistan Demokratik Topluluğu)'nun alt yapılanması olan YDGM'nin

Ege ve Akdeniz bölgelerinde sorumlu düzeyde faaliyet yürütmek üzere

görevlendirilen, A. K., P. U. ve H. A.nın

Manisa ili ve ilçelerinde örgütlenme faaliyetlerinde bulundukları ve sanıklara

görevlendirilme ve eylemler yönünde talimatlar verdikleri anlaşılmıştır.

Olaylarla ilgili 22/07/2009 ve 26/07/2010 tarihli

bilirkişi raporları aldırılmış, bilirkişi raporunda;

Sanık A. T.nin 26/10/2008 tarihinde Manisa

ilinde meydana gelen gösteride terör örgütü lideri Abdullah Öcalan'ın posterini

taşıyarak "yaşasın başkan Apo, PKK halktır halk

burada" şeklinde poster taşıyarak slogan attığı,

Sanık Sadullah Remzi Karagöz'ün 26/10/2008

tarihinde Manisa ilinde meydana gelen gösteride taş atarken görüntülendiği

belirtilmiştir.

...

Sanığın örgüt tarafından yapılan çağrı üzerine

düzenlenen gös[teriye]

katıldığı, gösterilerde telefon görüşmelerine yansıyan görüşmelerinden ve

bilirkişi raporundan da anlaşılacağı üzere gösteride güvenlik kuvvetlerine taş

attığı ve aktif bir şekil hareket ettiği, gösterilere katılım konusunda diğer

katılımcılarla görüştüğü, sanığın evinde yapılan aramada örgütsel içerikli

kitap ve dokümanların ele geçirildiği, diğer sanık ifadeleri ve tüm dosya

kapsamından anlaşılmış ve açığa çıkmış olmakla sanığın terör örgütünün üyesi

olduğu yönünde karar vermek gerekmiştir."

16. Başvurucu anılan yakalama emri üzerine tutuklanıp cezaevine

konulmuştur. Yakalanma tarihine ilişkin bireysel başvuru dosyasında bir bilgi

yer almamaktadır. Başvurucu müdafii 30/4/2013

tarihinde anılan tutuklama işlemine itiraz etmiştir. Anılan itiraz

reddedilmiştir.

17. Başvurucunun temyizi üzerine anılan karar, Yargıtay 9. Ceza

Dairesinin 19/3/2014 tarihli ilamıyla onanmıştır.

18. Nihai karar, başvurucu tarafından 23/5/2014 tarihinde

öğrenilmiştir.

19. Başvurucu 10/6/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

20. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 314.

maddesi şöyledir:

“(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silâhlı

örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla

kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye

olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.”

21. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

“Tanıklıktan çekinme” kenar

başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

“(1) Aşağıdaki kimseler

tanıklıktan çekinebilir:

…

c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya

kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu.

…”

22. 5271 sayılı Kanun’un olaylar tarihinde yürürlükte bulunduğu

hâliyle “İletişimin tespiti, dinlenmesi ve

kayda alınması” kenar başlıklı 135. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

“(1) (Değişik birinci

cümle: 25/5/2005 – 5353/17 md.) Bir suç dolayısıyla

yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin kuvvetli şüphe

sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının bulunmaması

durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde Cumhuriyet

savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla iletişimi

tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal bilgileri

değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin onayına sunar

ve hâkim, kararını en geç yirmidört saat içinde

verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi halinde

tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.

(2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan

çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma

gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl

yok edilir.

(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen

kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği,

iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite

imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en

çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (Ek cümle:

25/5/2005 – 5353/17 md.) Ancak, örgütün faaliyeti

çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi halinde, hâkim

bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar uzatılmasına karar

verebilir."

23. 5271 sayılı Kanun’un olaylar tarihinde yürürlükte bulunan “Soruşturma” kenar başlıklı 251. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“250 nci Madde kapsamına giren

suçların soruşturması ve kovuşturması sırasında Cumhuriyet savcıları, hâkim

tarafından verilmesi gerekli kararları, varsa Hâkimler ve Savcılar Yüksek

Kurulunca bu işlerle görevlendirilen ağır ceza mahkemesi üyesinden, aksi halde

yetkili adlî yargı hâkimlerinden isteyebilirler.”

24. 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri

takdir yetkisi” kenar başlıklı 217. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Yüklenen suç, hukuka

uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 8/6/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu;

i. Hakkında usulüne uygun olarak verilmiş yakalama kararı

olmamasına rağmen yakalanıp gözaltına alındığını, soruşturma dosyasına erişim

kısıtlandığı için yakalama nedenlerinin ve yöneltilen suçlamaların kendisine

bildirilmediğini, haklarının hatırlatılmadığını, derhâl hâkim huzuruna çıkarılmadığını,soruşturma

sırasında müdafii ile görüşme hakkından ancak

gözaltına alındıktan iki gün sonra faydalandırıldığını,

ii. Tutuklama nedeni bulunmadığını, tutuklama ve tutuklamaya

itiraz sonucu verilen kararların gerekçelerinin ilgili ve yeterli olmadığını,

tutukluluğun devamına yönelik kararların duruşmasız olarak dosya üzerinden

verildiğini, kendisinin ve müdafiinin bu kararlar

verilirken dinlenmediğini, anılan kararların ve savcı görüşlerinin tebliğ edilmediğini,tutuklamanın makul

süreyi aştığını, hiçbir delil yokken hükümle birlikte yakalama kararı

verildiğini,

iii. Hakkındaki davanın kamuoyunda “özel yetkili” olarak bilinen ağır ceza mahkemelerinde

görüldüğünü, özel yetkili mahkemelerin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde

(Sözleşme) tanınan birçok hakkı ortadan kaldırdığını, devlete karşı işlenen

veya örgütlü suçlar için ayrı statüye sahip mahkemeler kurulmasının ve bu

mahkemede yargılanmış olmasının “kanuni hâkim güvencesi”ne

aykırı olduğunu,

iv. Yakın akrabalarıyla yaptığı telefon görüşmelerinin

dinlendiğini, yasak delil niteliğindeki bu kayıtların dosyadan çıkarılmadığını,

son çare olarak başvurulması gereken iletişimin dinlenmesi tedbirine koşulları

oluşmaksızın başvurulduğunu, bu sebeple özel hayatına müdahalede bulunulduğunu,

v. İddianamenin tebliğ edilmediğini ve iddianameye itiraz

edemediğini,

vi.Temyiz incelemesi sırasında duruşma

yapılmaması nedeniyle etkin inceleme yapılmadığını, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin

temyiz incelemesini duruşmalı yapmaması nedeniyle savunma hakkının

kısıtlandığını,

vii. Temyiz incelemesi yapan Yargıtay Dairesinin, tetkik

hâkiminin incelemesine göre ve onun hazırladığı rapor üzerinden bir

değerlendirme yaptığını, anılan Dairenin etkin ve tarafsız bir inceleme

yapmadığını ve dosyayı incelemeden karar verdiğini,

viii. Mahkûmiyet açısından dayanılan tek delil olan itirafçı R.S.ninbeyanlarının duruşmada

tespit edilmediğini, onu sorgulayamadığını, bu sebeple savunma hakkının

kısıtlandığını,

ix. Mahkeme kararında hangi delillerin neden reddedildiğinin

belirtilmediğini, savunmaya neden itibar edilmediğinin açıklanmadığını ve

kararın gerekçeli olmadığını, siyasi faaliyette bulunma hakkı kapsamında

değerlendirilebilecek unsurların mahkumiyete gerekçe yapıldığını, BDP'nin (Barış ve Demokrasi Partisi) parti çalışmalarına

katılmasının cezalandırıldığını, BDP'nin

çalışmalarının emniyet birimlerince yasa dışı olarak nitelendirilmesinin siyasi

faaliyette bulunma hakkına müdahale olduğunu, suçun manevi unsurunun

oluşmadığını, Yurtsever Demokratik Gençlik Meclisinin (YDGM) yasa dışı bir

örgüt olmadığını, olay yerinde çekilen fotoğrafın kendisine benzemediğini,

başka bir şahsın hatalı tespit sonucu kendisi kabul edildiğini,

x. Yargılamanın beş yılı aşkın şekilde makul olmayan bir sürede

tamamlanabildiğini ve aleni yapılmadığını,

xi.5237 sayılı Kanun'un 53. maddesi gereğince hakkında uygulanan

medeni haklarına ilişkin sınırlamalar nedeniyle özel hayata saygı hakkının

ihlal edildiğini,

xii. Kürt kökenli olması nedeniyle ve siyasi düşüncelerle

hakkındaki yargılamanın farklı standartlara göre yürütüldüğünü, hukuka aykırı

delillere göre karar verildiğini, terör suçu nedeniyle hakkında farklı bir

infaz rejiminin uygulanacağını, bunun eşitlik ilkesine aykırı olduğunubelirterek Anayasa'nın 10., 13., 19., 20., 25.,

26., 34., 36., 37., 38., 40., 67., 68. ve 141. maddelerinde güvence altına

alınan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve adli yardım, ihlallerin

tespiti ile tazminata karar verilmesi taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Adli Yardım Talebi

Yönünden

27. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler

dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini

ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun

olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

2. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddialar

28. Başvurucu; hakkında usulüne uygun olarak verilmiş yakalama

kararı olmamasına rağmen yakalanıp gözaltına alındığını, yakalama sırasında

derhâl haklarının hatırlatılmadığını, soruşturma dosyasına erişimleri

kısıtlandığı için yakalama nedenlerinin, yöneltilen suçlamaların, yakalama ve

gözaltına alma işlemlerinin dayanak belgelerin kendisine bildirilmediğini,süresi

içinde yetkili hâkim önüne çıkarılmadığını, tutukluluk durumunun periyodik

incelemesinin dosya üzerinden yapıldığını, tutukluluğun değerlendirilmesine

dair kararların, Cumhuriyet savcısının görüşlerinin kendisine bildirilmediğini

ve bu kararlara karşı itiraz imkânı tanınmadığını, dayanılan somut olay ve

deliller açıklanmaksızın gerekçesiz şekilde tutuklama ve tutukluluğun devamına

karar verildiğini, gerçek bir hukuki denetim yapılmadığını, tutukluluk

süresinin makul olmadığını, tutukluluk hâlinin devamına karşı itirazlarının

etkili bir şekilde incelenmediğini, tutukluluğun devamına yönelik kararların

duruşmasız olarak dosya üzerinden verildiğini, kendisinin ve müdafiinin bu kararlar verilirken dinlenmediğini ileri

sürmüştür.

29. Anayasa Mahkemesi, benzer iddiaların ileri sürüldüğü

başvurulara ilişkin olarak birçok kararında “zaman bakımından yetkisi”yle ilgili ilkeleri belirlemiştir. Buna göre

23/9/2012 tarihinden önce verilen bir kararla sona eren tutukluluk veya gözaltı

durumuna ilişkin başvuruların zaman bakımından yetki dışında kaldığı kabul

edilmiştir (Osman Büyüksu,

B. No: 2013/5512, 3/4/2014, §§ 20-24; Ali Öksüz,

B. No: 2013/6065, 3/4/2014, §§ 20-23; Cevdet

Genç, B. No: 2012/142, 9/1/2014, §§ 24-29). Bu ilkeler temelinde

yapılan değerlendirmede başvurucunun gözaltı ve tutukluluk hâli, tahliye kararı

verildiği 17/9/2009 tarihinde sona ermiş olduğundan başvurunun bu kısmının zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

30. Dosyaya erişimin kısıtlanmasına yönelik karara itiraz edilip

edilmediği, edilmiş ise sonucunun ne olduğu dosyadan anlaşılmamaktadır. Bununla

birlikte anılan şikâyet, 6/1/2009 ile 12/3/2009 tarihleri arasında

gerçekleştirilen işlemlere ilişkin olup bu tarihlerin, Anayasa Mahkemesinin

zaman bakımından yetkisinin başladığı tarihten önceye ait olması nedeniyle

başvurunun bu kısmı hakkında da zaman

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmesi

gerekir (Abdulvahap Aydemir ve Yusuf Candemir, B. No:

2013/7349, 1/12/2015, §§ 34-37).

31. Başvurucu ayrıca salıverildikten sonra hakkında yeni bir

delil elde edilmediği hâlde hükümle birlikte hakkında tutuklanmaya yönelik

yakalama emri çıkarılmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal ettiğini

ileri sürmüştür.

32. İlk Derece Mahkemesince hüküm ile birlikte verilen

"tutuklamaya yönelik yakalama emri çıkartılması" kararına itiraz

edilmemiş ise kararın verildiği tarihten itibaren, itiraz edilmiş ise itiraz

merciince verilen kararın öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde

bireysel başvuru yapılması gerekmektedir. Yakalama kararına yönelik itiraz,

İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesince reddedilmiştir. Anılan kararın ne zaman

öğrenildiğine ilişkin bir bilgi dosyada yer almamakla birlikte en geçtutuklama kararına yapılan itiraz üzerine 30/4/2013

tarihinde öğrenildiği kabul edilmelidir.Bu

nedenle, İlk Derece Mahkemesinin hüküm ile birlikte verdiği "yakalama emri

çıkartılması" kararına yönelik itirazın reddi kararını öğrendiği kabul

edilen 30/4/2013 tarihinden itibaren otuz gün içinde yapılması gerekirken

10/6/2014 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre

aşımı olduğu sonucuna varılmıştır.

b. Özel Hayata Saygı

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

33. Başvurucu, Mahkemece 5237 sayılı Kanun’un 53. maddesinin

(1), (2) ve (3) numaralı fıkralarının uygulanmasına dair kararla ceza

mahkûmiyeti dışında velayet, vesayet ve benzeri medeni haklara ilişkin

ehliyetinin sınırlanmasının Anayasa’nın 20. maddesini ihlal ettiğini ileri

sürmüştür.

34. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (3) numaralı,

48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) 59. maddesinin ilgili fıkraları

uyarınca başvurucunun başvuru konusu olaylara ilişkin iddialarını açıklama,

dayanılan Anayasa hükmünün ihlal edildiğine dair hukuki iddialarını kanıtlama,

bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal

edildiğini ve buna ilişkin gerekçelerle delilleri sunma yükümlülüğü

bulunmaktadır (S.S.A., B. No:

2013/2355, 7/11/2013, § 38; Veli Özdemir,

B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

35. Belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirde Anayasa

Mahkemesince başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul

edilemez olduğuna karar verilebilir.

36. Başvurucu, ceza mahkumiyetine ek olarak uygulanmasına karar

verilen hak yoksunlukları kapsamında medeni haklara ilişkin ehliyetinin

sınırlanmasının Anayasa’nın 20. maddesini ihlal ettiğini ileri sürmüş ise de

anılan sınırlamaların özel hayata saygı hakkını nasıl ihlal ettiğine ilişkin

herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Bu bağlamda ihlal iddiası ve bu iddianın

temelindeki olguların ispatına ilişkin yeterli açıklamalarda bulunmayan

başvurucunun iddiasını kanıtlayamadığı sonucuna ulaşılmıştır.

37. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. İletişimin Dinlenmesi

Kararlarına İlişkin İddialar

38. Başvurucu; yakın akrabalarıyla yaptığı telefon

görüşmelerinin dinlendiğini, yasak delil niteliğindeki bu kayıtların dosyadan

çıkartılmadığını, son çare olarak başvurulması gereken iletişimin dinlenilmesi

tedbirine koşulları oluşmaksızın başvurulduğunu, özel hayatına müdahalede bulunulduğunu,

bu nedenle haberleşme özgürlüğünün ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

39. Başvurucunun başvuru konusu olaylara ilişkin iddialarını

açıklama, dayanılan Anayasa hükmünün ihlal edildiğine dair hukuki iddialarını

kanıtlama, bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle

ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeleri ve delilleri sunma yükümlülüğü

bulunmaktadır (Veli Özdemir, §§

19-20). Belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirde Anayasa Mahkemesince

başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul edilemez olduğuna

karar verilebilir.

40. Başvuruya konu ihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarak

ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğini

başvuru dilekçesine ekleme sorumluluğu başvurucuya ait olmasına rağmen diğer

delil elde etme yöntemleri kullanılmaksızın iletişimin dinlenmesi tedbirine

başvurulduğu ve yasak delil niteliğinde olan yakın akraba görüşmelerinin hükme

esas alındığı yönündeki iddiaların genel ve soyut biçimde ileri sürüldüğü

anlaşılmaktadır. Başvurucu, hangi yakın akrabalarıyla yaptığı görüşmelerin

kayda alındığına veya kararda kullanıldığına dair somut bir örnek

belirtmemiştir. Diğer yandan başvurucu tarafından telefon dinlemesinin usulsüz

olduğu ve dinleme süresinin bir yıla yakın olduğu soyut şekilde belirtilmiş

olup buna ilişkin Anayasa Mahkemesine bir bilgi ya da kanıt sunulmamıştır.

41. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

ihlal iddialarının başvurucu tarafından kanıtlanamamış olması nedeniyle

başvurunun bu kısmının da diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Başvurucunun Kürt

Kökenli Olması Nedeniyle Ayrımcılığa Maruz Kaldığına İlişkin İddia

42. Başvurucu; Kürt kökenli olması nedeniyle ve siyasi

düşüncelerle hakkındaki yargılamanın farklı standartlara göre yürütüldüğünü,

hukuka aykırı delillere göre karar verildiğini, terör suçu nedeniyle hakkında

farklı bir infaz rejiminin uygulanacağını, bu çerçevede eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

43. Anayasa'nın "Kanun

önünde eşitlik" kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

"Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi

düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım

gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

…

Devlet organları ve idare makamları bütün

işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek

zorundadırlar."

44. Ayrımcılık iddiasının ciddi olduğunun kabul edilebilmesi

için başvurucunun, kendisiyle benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele

ile kendisine yapılan muamele arasında bir farklılık bulunduğunu ve bu

farklılığın meşru olmayan ve salt ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb. ayırımcı

temellere dayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekir.

45. Başvurucu, yargılama standartları ve infaz rejimi bakımından

ayrımcılığa tabi tutulduğunu dile getirmekle birlikte Kürt kökenli olması

haricinde kendisi ile aynı koşullara sahip olan hangi sanık veya hükümlülere

hangi surette farklı muamelede bulunulduğuna dair herhangi bir açıklama sunmamıştır.

46. İhlal iddiası ve bu iddianın temelindeki olguların ispatına

ilişkin yeterli açıklamalarda bulunmayan başvurucunun iddiasını kanıtlayamadığı

sonucuna ulaşılmıştır.

47. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

e. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddialar

i. Kanuni Hâkim Güvencesinin İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

48. Başvurucu; 5271 sayılı Kanun'un 250. maddesi ile görevli

Mahkemenin özel statülü olarak kurulmasının adil yargılanma hakkı veSözleşme'nin tanıdığı çoğu hakkı baştan ortadan

kaldırdığını, devlet güvenlik mahkemelerinin

(DGM) sadece adlarının değiştiğini, bu mahkemelerin özel statülerini

yeni kanunda da aynen koruduğunu, DGM’lerin tarafsız olmadıklarını, adil

yargılama yapmadıklarını, bu mahkemelerin kuruluşlarının Sözleşme ile koruma

altına alınan hakları ihlal ettiğine dair sayısız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi

(AİHM) kararı mevcut olduğunu, devlete karşı işlenen veya örgütlü suçlar için

ayrı statüye sahip mahkemeler kurulmasının ve kendisinin bu mahkemede

yargılanmasının kanuni hâkim güvencesine aykırı olduğunu, bu çerçevede

Anayasa’nın 37. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

49. Başvurucunun, başvuru konusu olaylara ilişkin iddialarını

açıklama, dayanılan Anayasa hükmünün ihlal edildiğine dair hukuki iddialarını

kanıtlama, bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle

ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeleri ve delilleri sunma yükümlülüğü

bulunmaktadır (S.S.A., § 38; Veli Özdemir, §§ 19, 20).

50. Belirtilen koşullar yerine getirilmediği takdirde Anayasa

Mahkemesince başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olduğu gerekçesiyle kabul

edilemez olduğuna karar verilebilir.

51. Başvurucu, ihlal iddiasını salt 5271 sayılı Kanun'un 250.

maddesi ile görevli Mahkemenin özel statülü olarak kurulmasına ve DGM’lerin

uzantısı olduğu iddiasına dayandırmış ve anılan Mahkemenin "adil

yargılanma hakkı ve Sözleşme'nin tanıdığı çoğu hakkı ... ortadan

kaldırdığı" iddiasını temellendirmemiştir. Bir başka ifadeyle Mahkemenin

hangi somut özelliğinin, adil yargılanma hakkını ihlal ettiği konusunda bir

açıklamada bulunmamıştır. Bu nedenle ihlal iddiası ve bu iddianın temelindeki

olguların ispatına ilişkin yeterli açıklamalarda bulunmayan başvurucunun

iddiasını kanıtlayamadığı sonucuna ulaşılmıştır.

52. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Değerlendirme Aşamasında İddianamenin

Tebliğ Edilmediğine İlişkin İddia

53. Başvurucu, değerlendirilmesi ve kabulü sürecinde

iddianamenin kendisine tebliğ edilmediğini ve kendisine iddianameye itiraz

hakkı tanınmadığını ileri sürmüştür.

54. Bakanlık görüş yazısında başvurucunun bu iddiasının kabul

edilebilirliği konusunda görüş bildirilmemiştir.

55. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

56. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar

konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini istemek hakkına sahiptir. …”

57. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin meşru

vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya

davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının kapsamı düzenlenmediğinden

bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesi çerçevesinde

belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

22).

58. Sözleşme’nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin “medeni hak ve

yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların” ve bir “suç isnadının” esasının

karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı bu

konularla sınırlandırılmıştır. Hak arama hürriyetinin ihlal edildiği

gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için başvurucunun ya medeni hak ve

yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuya

yönelik bir suç isnadının esası hakkında karar verilmiş olması gerektiği

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil yargılanma

hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve Sözleşme kapsamı dışında

kalacağından bireysel başvuruya konu olamaz (Onurhan Solmaz, § 23).

59. 5271 sayılı Kanun'un "İddianamenin

iadesi" kenar başlıklı 174. maddesinin (1) numaralı fıkrasında

iddianamenin, iddianame ve soruşturma evrakının Mahkemeye verildiği tarihten

itibaren en geç on beş gün içinde eksik veya hatalı noktalar belirtilmek

suretiyle Cumhuriyet Başsavcılığına iadesine karar verilebileceği belirtilmiştir.

Anılan maddenin (3) numaralı fıkrasına göre de belirtilen süre sonunda iade

edilmeyen iddianame kabul edilmiş sayılır. Öte yandan anılan Kanun'un 191.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında duruşmanın başladığının, iddianamenin kabulü

kararı okunarak açıklanacağı belirtilmiştir. Bu itibarla 5271 sayılı Kanun'da,

kabulü aşamasında "iddianamenin" veya kabul edildikten sonra

"iddianamenin kabulü kararının" taraflara tebliği için bir usul

belirlenmemiştir. Ayrıca iddianamenin kabulüne itiraz mümkün değildir. (Abdulvahap Aydemir ve Yusuf Candemir, § 77).

60. İddianamenin değerlendirilmesi sürecindeki incelemenin

konusu, "iddianame"nin bizatihi kendisi

olup "cezai alanda ... yöneltilen suçlamaların esası konusunda"

herhangi bir inceleme yapılmamaktadır. Diğer taraftan adil yargılanma hakkı

bireylere, kovuşturulmamayı isteme gibi bir hak da sağlamamaktadır (Abdulvahap Aydemir ve Yusuf Candemir, § 78).

61. Bu nedenle iddianamenin değerlendirilmesi prosedürüne

ilişkin iddiaların konusunun, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanının

kapsamı dışında yer aldığının kabulü gerekir.

62. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Duruşmalı Yargılama Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

63. Başvurucu; Yargıtay 9. Ceza Dairesinin temyiz incelemesini

duruşmalı yapmaması nedeniyle savunma hakkının kısıtlandığını, bu sebeple adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

64.

Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, ilk derece mahkemeleri önünde

duruşmalı yargılama yapılıp karar verildikten sonra kanun yolu incelemesinin

dosya üzerinden yapılması hâlinde adil yargılanma hakkının ihlalinden söz edilemeyeceğine

karar vermiştir (Nevruz Bozkurt, B. No: 2013/664, 17/9/2013,

§ 32; Ali İlhan Bayar, B. No:

2013/725, 19/11/2014, §§ 44-46).

65. Somut olayda başvurucu İlk Derece Mahkemesinde duruşmalı

olarak yargılandığından temyiz incelemesi sırasında ayrıca duruşma

yapılmamasının duruşmalı yargılama hakkına aykırılık oluşturmadığı sonucuna

ulaşılmıştır.

66. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iv. Temyiz İncelemesinin

Hakkaniyete Uygun Yapılmadığına İlişkin İddia

67. Başvurucu; temyiz incelemesi yapan Yargıtay Dairesinin,

tetkik hâkiminin incelemesine göre ve onun hazırladığı rapor üzerinden bir

değerlendirme yaptığını, anılan Dairenin etkin ve tarafsız bir inceleme

yapmadığını ve dosyayı incelemeden karar verdiğini ileri sürmüştür.

68. Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan adil yargılanma hakkının

bir unsuru olan silahların eşitliği ilkesi, davanın tarafları arasındaki

çelişmeli yargıyı güvence altına almakta olup bu ilke, mahkemenin iç işleyişine

ilişkin usuller yönünden uygulanamaz (Muharrem

Keserci, B. No: 2012/575, 8/5/2014, § 52).

69. Yargıtay tetkik hâkimi tarafından İzmir 8. Ağır Ceza

Mahkemesi dosyası ve kararı incelenerek rapor hazırlanmış, Yargıtay Daire

Başkanı ve Üyelerine sunulmuştur. Tetkik hâkiminin raporu dinlendikten sonra

Daire Başkanı ve Üyeler tarafından hükümonanmıştır.

Mevcut davada, tetkik hâkiminin ön yargılı davranmasına neden olacak rapor

sunduğunu veya Dairenin etkin ve tarafsız bir değerlendirme yapmadan karar

verdiğini gösteren herhangi bir somut bilgi ya da kanıt da bulunmamaktadır.

70. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

v. Tanık Sorgulama

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

71. Başvurucu; mahkûmiyet açısından dayanılan tek delil olan

itirafçı R.S.ninbeyanlarının

duruşmada tespit edilmediğini, bu sebeple onu sorgulayamadığını belirterek

Anayasa'nın 36. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

72. Anayasa'nın 36. maddesinde adil yargılanma hakkının kapsamı

düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriğinin, Sözleşme'nin "Adil yargılanma hakkı" kenar başlıklı

6. maddesi çerçevesinde belirlenmesi gerekir (Onurhan Solmaz, § 22).

73. Başvurucunun aleyhine olan tanıkları sorguya çekme veya

çektirme, lehine olan tanıkların da aleyhine olan tanıklarla aynı koşullar

altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin sağlanmasını isteme hakkı,

Anayasa'nın 36. ve Sözleşme'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d) bendi

kapsamında düzenlenmiştir.

74. Sözleşme'nin "Adil

yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin (3) numaralı

fıkrasının ilgili kısımları şöyledir:

"(3) Bir suç ile itham

edilen herkes aşağıdaki asgari haklara sahiptir:

...

d)

İddia tanıklarını sorguya çekmek veya çektirmek, savunma tanıklarının da iddia

tanıklarıyla aynı koşullar altında davet edilmelerinin ve dinlenmelerinin

sağlanmasını istemek;

..."

75. Sözleşme'nin 6. maddesinin (3) numaralı fıkrasının (d)

bendinde sanığın iddia tanıklarını sorguya çekme veya çektirme hakkı da güvence

altına alınmıştır. Kovuşturma sırasında bütün kanıtların tartışılabilmesi için,

kural olarak bu kanıtların aleni bir duruşmada ve sanığın huzurunda ortaya

konması gerekir. Bu kuralın istisnaları olmakla birlikte eğer bir mahkûmiyet

sadece veya belirleyici ölçüde, sanığın soruşturma veya yargılama aşamasında

sorgulama veya sorgulatma imkânı bulamadığı bir kimse tarafından verilen

ifadelere dayandırılmış ise sanığın hakları Sözleşme'nin 6. maddesindeki

güvencelerle bağdaşmayacak ölçüde kısıtlanmış olur. Olayın tek tanığı varsa ve

sadece bu tanığın ifadesine dayanılarak hüküm kurulacak ise bu tanık duruşmada

dinlenmeli ve sanık tarafından sorgulanmalıdır. Bu tanığın, sanığın sorgulama

imkânı bulamadığı bir dönemde alınan önceki ifadesine dayanılarak mahkûmiyet

kararı verilemez (Az. M, B. No:

2013/560, 16/4/2015, § 54).

76. Somut olayda,tanık

R.S., YDGM ile ilgili beyanlarda bulunmuştur. Diğer bir ifadeyle tanık

anlatımlarının mahkemenin dayanak aldığı olgulardan sınırlı bir parçaya işaret

ettiği, beyanlarda doğrudan başvurucuyu hedef alan ve başvurucunun mahkemece

silahlı terör örgütünün gençlik yapılanması olarak kabul edilen YDGM ile

birebir irtibata geçip organik bağ kurduğuna veya anılan örgütün üyesi olduğuna

ilişkin bir ifadenin bulunmadığı görülmektedir. Mahkûmiyet hükmü esas olarak

duruşmada başvurucu ve müdafiinin huzurunda

tartışılmış "iletişimin dinlenmesi, gizli izleme, arama ve yakalama

tutanaklarına, ekspertiz raporuna, CD izleme tutanağına ve bilirkişi raporu"na dayandırılmıştır. Dolayısıyla başvurucu

hakkındaki mahkûmiyet hükmünün duruşmada sorgulanma imkânı bulunamayan tanık

beyanlarına dayandırıldığı söylenemez. Diğer taraftan başvuru dosyası

incelendiğinde "silahların eşitliği" ve "çelişmeli yargılama"

ilkelerine aykırı olarak başvurucuya, delillerini sunma, inceletme ve itiraz

etme hususlarında uygun olanakların sağlanmadığına ilişkin bir veriye

rastlanmamıştır.

77. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

vi. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

78. Başvurucu, Mahkeme kararında savunmaya neden itibar

edilmediğinin açıklanmadığını ve kararın gerekçeli olmadığını ileri sürmüştür.

79. Anayasa’nın 36. ve 141. maddeleri uyarınca her türlü mahkeme

kararının gerekçeli olması gerekir. Ancak bu hak, yargılamada ileri sürülen tüm

iddialara ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği şeklinde anlaşılamaz. Bu

nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre

değişebilir (Mehmet Yavuz, B. No:

2013/2995, 20/2/2014, § 51). Kanun yolu incelemesi yapan merciin yargılamayı

yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya

atıfla kararına yansıtması yeterlidir (Yasemin

Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).

80. Somut olayda yapılan açık yargılama sonunda tarafların

davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmalarının tartışılarak

verilen kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe bulunduğu

anlaşılmaktadır. Kanun yolu incelemesi sonucunda verilen kararın gösterilen

gerekçe ve karar sonucunu uygun bulduğu dikkate alındığında gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğinden bahsedilemez.

81. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

vii. Aleni Yargılanma Hakkının İhlali

Edildiğine İlişkin İddia

82. Başvurucu; yargılamanın bir bölümünün aleni yapılmadığını,

duruşmaları basının takip etmesinin engellendiğini ileri sürmüştür.

83. Bakanlık görüş yazısında, Sözleşme’nin 6. maddesinin aleni

yargılanma hakkını da içerdiği ancak bazı durumlarda duruşmaların dava

süresince tamamen veya kısmen basına ve dinleyicilere kapalı olarak

sürdürülebileceği, başvuru konusu yargılama açısından da Mahkemenin

başvurucunun on sekiz yaşını ikmal etmesiyle kapalılık kararını kaldırdığı

belirtilmiştir.

84.Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“... Karar alenî olarak verilir. Ancak,

demokratik bir toplum içinde ahlak, kamu düzeni veya ulusal güvenlik yararına,

küçüklerin çıkarları veya bir davaya taraf olanların özel hayatlarının

gizliliği gerektirdiğinde veyahut, aleniyetin adil yargılamaya zarar

verebileceği kimi özel durumlarda ve mahkemece bunun kaçınılmaz olarak

değerlendirildiği ölçüde, duruşma salonu tüm dava süresince veya kısmen basına

ve dinleyicilere kapatılabilir.”

85. Anayasa’nın 36. maddesinde açıkça aleni yargılanma hakkından

söz edilmemekle birlikte, adil yargılanma hakkının somut görünümlerinden biri

olan bu hak esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma

hakkının da zımni bir unsuru olup ayrıca duruşmaların herkese açık olduğunu belirten

ve aleniyetin hem kişinin adil yargılanma hakkından yararlanmasına hem de

toplumun adalete güvenini sağlamak bakımından kamu yararına hizmet ettiğine

işaret eden madde gerekçesi de dikkate alındığında, yargılamanın aleniyetinin

yanı sıra hükmün aleniyetine de işaret ettiği anlaşılan Anayasa’nın 141.

maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- aleni yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır.

86. Sözleşme’nin 6. maddesinde belirtilen aleni yargılanma

hakkı, davanın aleni (açık) duruşma ile görülmesinin yanısıra

mahkeme kararının da aleni olarak açıklanması gereğine işaret etmektedir.

87. Ancak aleni yargılanma hakkı mutlak değildir. Bu durum,

Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında da açık bir şekilde ifade

edilmiştir. Çocukların menfaatlerinin mevcut olması hâlinde yetkili makamlar

gerekli gördüklerinde duruşmaların gizli (kapalı) bir şekilde

gerçekleştirilmesine karar verebilirler (Toeva/Bulgaristan (k.k.), B. No:

53329/99, 9/9/2004).

88.Mahkeme 23/3/2010 tarihli 5. celsede "yaşı küçük sanığın [başvurucunun] 12/2/2010

tarihinde 18'ini ikmal etmiş olması nedeniyle, verilen kapalılık kararının

kaldırılmasına" karar vermiştir.

89. Somut olayda, başvurucunun çocuk olarak kabul edildiği

dönemde menfaatleri gözetilerek hakkındaki yargılamanın kapalı yürütüldüğü ve

on sekiz yaşını tamamladıktan sonra duruşmaların açık yapılmasına karar

verildiği görülmektedir. Başvurucunun (çocuğun) çıkarları gerektirdiği için

Mahkemece duruşmaların bir kısmının basına ve dinleyicilere kapatılmasında bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının da açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

viii. Yargılamanın Sonucuna İlişkin İddialar

90. Başvurucu; siyasi faaliyette bulunma hakkı kapsamında

değerlendirilebilecek unsurların mahkûmiyete gerekçe yapıldığını, olsa olsa

parti çalışmalarına katılmasının cezalandırıldığını, parti çalışmalarının

emniyet birimlerince yasa dışı olarak nitelendirilmesinin siyasi faaliyette

bulunma hakkına müdahale olduğunu, suçun manevi unsurunun oluşmadığını, YDGM'nin yasa dışı bir örgüt olmadığını, olay yerinde

çekilen fotoğrafın kendisine benzemediğini,başka bir

şahsın hatalı tespit sonucu kendisi kabul edildiğini belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

91. Başvurucunun bu iddialarının Derece Mahkemelerinin delilleri

değerlendirme ve yorumlarında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın

sonucuna ilişkin olduğu görülmektedir.

92. İlke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış

maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla

ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru

incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve

sonuçlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

93. Mahkumiyet hükmü esas olarak

duruşmada başvurucu ve müdafiinin huzurunda

tartışılmış "iletişimin dinlenmesi, gizli izleme, arama ve yakalama

tutanaklarına, ekspertiz raporuna, CD izleme tutanağına ve bilirkişi raporu"na dayandırılmıştır. Başvuru dosyası

incelendiğinde başvurucuya; delillerini sunma, inceletme ve itiraz etme

hususlarında uygun olanakların sağlanmadığına ilişkin bir veriye rastlanmamış;

Mahkemenin ve Yargıtayın kararlarında bariz takdir

hatası veya açık keyfîlik oluşturan herhangi bir

durum da tespit edilmemiştir.

94. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ix. Yargılamanın Makul

Sürede Sonuçlandırılmadığına İlişkin İddia

95. Açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmayan başvurunun bu

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

96. Başvurucu; hakkında yürütülen soruşturma ve kovuşturmanın

makul süre içinde sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

97. Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali

iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün

olmayıp (Onurhan Solmaz, § 18) Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma

hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca

inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM

içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan

ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve

haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun

dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen

ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların

en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi

olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nın bütünselliği

ilkesi gereği- makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13,

2/7/2013, §§ 38, 39).

98. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucuların

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

99. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul sürede

karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza

kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun

kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın

kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).

Başvuru konusu olayda, başvurucu hakkında “silahlı terör örgütüne üye olma”

suçunu işlediği iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır. Başvurucu hakkında isnat

olunan suçlar 5237 sayılı Kanun’un ilgili maddesinde hapis cezasını gerektirir

şekilde tanımlanmıştır. Bu çerçevede başvurucu hakkındaki suç isnadına dayalı

yargılamanın Anayasa’nın 36. maddesinin güvencesi kapsamına girdiği konusunda

kuşku bulunmamaktadır (B.E., §

32).

100. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasının

yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği

arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuru

açısından bu tarih, başvurucuların gözaltına alındığı 6/1/2009’dur. Ceza yargılamasında

sürenin sona erdiği tarih, suç isnadının nihai olarak karara bağlandığı

tarihtir (Ersin Ceyhan, B. No:

2013/695, 9/1/2014, § 35). Somut başvuru açısından bu tarih, kararın onandığı

19/3/2014’tür.

101. 5271 sayılı Kanun’a tabi mahkemeler nezdindeki

yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi tarafından makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde kararlar verilmiştir (B.E., §§ 23-41; Ersin Ceyhan, §§ 24-40).

102. Somut olayda, başvurucu hakkındaki yargılama 6/1/2009

tarihinde gözaltına alınmayla başlamış, Yargıtayın

onama kararı verdiği 19/3/2014 tarihine kadar sürmüştür. Bu itibarla başvurucu

açısından dikkate alınması gereken yargılama süresi 5 yıl 2 ay 13 gündür.

103. Başvuruya konu ceza davası, hukuki meselenin çözümündeki

güçlük, maddi olayların karmaşıklığı, kovuşturma konusu suçun niteliği gözönünde tutulduğunda karmaşık bir nitelik taşımaktadır.

Somut olaydaki yargılamanın karmaşık bir nitelik taşıdığı anlaşılmakla

birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında 5 yıl 2 ayı aşan yargılama süresinde

makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

104. Açıklanan nedenlerle Anayasa'nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

105. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

106. Başvurucu 75.000 TL maddi,75.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

107. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

108. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmesi nedeniyle

yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

109. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 1.800 TL vekâlet

ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddiaların süre aşımı ve zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Özel hayata saygı

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. İletişimin dinlenmesi

kararlarına ilişkin iddiaların açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Başvurucunun Kürt

kökenli olması nedeniyle ayrımcılığa maruz kaldığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Kanuni hâkim

güvencesinin ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Değerlendirme

aşamasında iddianamenin tebliğ edilmediğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Duruşmalı yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Temyiz incelemesinin

hakkaniyete uygun yapılmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

9. Tanık sorgulama

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

10. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

11. Aleni yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

12. Yargılamanın sonucuna

ilişkin iddiaların açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

13. Yargılamanın makul

sürede sonuçlandırılmadığına ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvurucuya net 4.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

H. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA

8/6/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Muammer

TOPAL

Raportör

:

Akif

YILDIRIM

Başvurucu : Sadullah Remzi KARAGÖZ Vekili : Av. Nezahat PAŞA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/8870, 8 Haziran 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. "Yazılı Kanıtlar
  8. Mahkememizin Kabulü Ve Gerekçe
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Başvurucunun İddiaları
  12. B. Değerlendirme
  13. B. No: 2013/6065, 3/4/2014, §§ 20-23; Cevdet
  14. E. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
  15. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. H. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  17. Tamamen Muaf Tutulmasına
  18. Yıldırım
  19. Özgüldür
  20. Kömürcü
  21. Altan
  22. Topal
  23. Yıldırım
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/8870
Tarih
8 Haziran 2016

İlgili Kararlar

  • Ahmet Temiz Başvurusu (B. No: 2013/6209)
  • Osman Nihat Şen Başvurusu (B. No: 2014/16517)
  • Muhsin Karaca Başvurusu (B. No: 2014/2211)
  • Mehmet Siraç Taran Başvurusu (B. No: 2014/5139)
  • Aras Kargo Yurtiçi Yurtdışı Taşımacılık A.ş. Başvurusu (B. No: 2014/9632)
  • Bülent Şakar Başvurusu (B. No: 2014/1517)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.