İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Salih Şahin Başvurusu (B. No: 2016/13964)

1. Başvuru, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü etkinlikleri

Başvuru No2016/13964Tarih28 Ocak 2020Okuma29 dk · 5.880 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Salih Şahin Başvurusu

Karar tarihi
28 Ocak 2020
Başvuru Numarası
2016/13964
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.880 kelime·29 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü etkinlikleri

çerçevesinde gerçekleşen gösteri yürüyüşüne gereksiz ve orantısız müdahale

edilmesi nedeniyle toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının; kolluk güçlerinin

hukuka aykırı kuvvet kullanımı nedeniyle de kötü muamele yasağının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/7/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. 1964 doğumlu ve doktor olan başvurucu, 1 Mayıs 2015 tarihinde

Emek ve Dayanışma Günü kapsamında gerçekleşen gösteri yürüyüşlerinin

İstanbul'un Beşiktaş ilçesindeki kısmına katılmıştır.

10. Başvurucunun anlatımına göre şiddet içermeyen yürüyüşe kamu

görevlilerince hiçbir uyarı yapılmaksızın müdahalede bulunulmuş, 50-60 kişilik

gruba toplumsal müdahale aracı (TOMA) vasıtasıyla tazyikli suyla müdahale

edilmiş, kendisinin boğazı sıkılmış, elleri arkadan sert bir şekilde bükülerek

darbedilmiş ve yerde tekmelenmiştir.

11. Başvurucunun gözaltına alınmak üzere polis aracında

bekletildiği esnada doktor B.G. adli rapor düzenlemek üzere polis aracının

içine girerek gösteride yakalanan kişilere darp olup olmadığını sormuş,

başvurucunun kendilerinin bu şekilde muayene edilemeyeceğine dair itirazı

üzerine başvurucuyla tartışmış ve araçtan inerek adli rapor düzenlemiştir.

12. Görevli doktor B.G. tarafından düzenlenen sağlık raporunda

(ilk rapor) başvurucuda darp ve cebir izi olmadığı açıklanmıştır.

13. Başvurucu ayrıca polis aracında elleri ters kelepçeli bir

biçimde yaklaşık altı saat, ardından kelepçeleri çıkarıldığı hâlde yaklaşık beş

saat daha temel insani ihtiyaçları giderilmeksizin bekletildiğini ve gözaltı

sürecinde Çağlayan Adliyesinin 7. bodrum katında günlerce aşağılayıcı ve onur

kırıcı muameleye maruz kaldığını iddia etmiştir.

14. 1 Mayıs 2015 tarihinde İstanbul'da gerçekleşen tüm

gösterilerle ilgili olarak soruşturma makamları tarafından tek tutanak

düzenlenmiştir. Sekiz sayfadan oluşan Olay Tutanağının başvuruya konu olay ile

ilgili kısımları tam olarak tespit edilememekle birlikte Beşiktaş'ta birkaç

grubun farklı bölgelerde gösteri yapmaya çalışması nedeniyle gruba müdahale

edildiği ve tüm grupların saat 16.00 itibarıyla dağıtıldığı ifade edilmiştir.

Tutanakta ayrıca Taksim Meydanı'nda geniş katılımlı etkinlik düzenlenmesine

Valilikçe kamu düzeni gerekçesiyle izin verilmediği, 16/1/2015 tarihli kararla

da gösteri yürüyüşü yapılabilecek farklı bölgelerdeki birkaç alanın

belirlendiği, bu alanların dışında kalan Taksim Meydanı'nda gösteriye izin

verilmediğinin kamuoyuna duyurulduğu belirtilmiştir.

15. Yakalama Tutanağında, alanı terk etmemek için direnen ve

elektrik direğine sarılan başvurucuya orantılı güç kullanılarak başvurucunun

muhafaza altına alındığı bilgisine yer verilmiştir.

16. Başvurucu hakkında kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşüne

silahsız katılarak ihtara rağmen dağılmama suçunu işlediği isnadıyla İstanbul

34. Asliye Ceza Mahkemesinde dava açılmış, yargılama sonunda başvurucunun

beraatine karar verilmiş ve anılan karar 3/5/2016 tarihinde kesinleşmiştir.

17. İstanbul 34. Asliye Ceza Mahkemesinin başvurucu hakkındaki

beraat kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Dosyadamevcut aşamalarda değişmeyen ve

aksikanıtlanamayan inkara dönük sanık savunmaları, sanıkların olay nedeniyle

gözaltı işlemine tabi tutuldukları sıradapolislere yönelik

direnme,yaralamaeylemi gerçekleştirdikleri veya kamu düzenini bozucu başka bir

eylemde bulunduklarına dönük herhangi bir tespityapılamadığına ilişkin

kolluktan gelen cevabi yazı içerikleri ve fotoğraflar,bir kısım sanıkların

doğrudan gösteri ile bağlantıları bulunmadığı haldekolluk müdahalesi sırasında

civar cafe ve işyerlerinde bulunduklarına ilişkinbirbiri ile de örtüşen

beyanlarıgösteriye katılmak amacıyla olay yerine gittikleri belirtilen ve bu

yönde ikrarları da bulunan bir kısım sanıkların da ( ... )cebir ve şiddet

içeren dolayısıyla yasa dışı olarak kabul edilebilecek bir eylemleri tespit

edilemediği için sadece Valiliğin yasakladığı bölgede mevzuat hükümlerine göre

kurulanyasal bazıDernek veSendikaların çağrısı üzerine toplanmış

olmalarınınAvrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Anayasa ile güvence altına

alınmış olanifade hürriyeti ve toplantı gösteri hakkı kapsamında

değerlendirilmesinin gerektiği,sanıklar tarafından bizzat şiddete başvurulduğu

veya sanıkların eylemi nedeniyle kamu düzeninin bozulduğuna ilişkinceza

yargılaması ilkelerine görekabul edilebilirsavunmayı çürütendelil de

bulunmadığı için AİHSve Anayasahükümlerine göre demokratik toplumun gereği

olarak barışçılyöntemlerle yapılan gösteriye katılmış olmalarının yasal

düzenlemeye göreizinsiz dahi olsa üst norm niteliğindeki Anayasa ve AİHS

hükümleriçerçevesinde suç olarak kabulü mümkün olmadığından sanıkların

beraatlarına karar verilmesi gerektiği vicdani kanaatine varılmıştır."

18. Başvurucu, olayda görevli polis memurları ve amirleri ile

ilk sağlık raporunu düzenleyen doktor hakkında 8/5/2015 tarihinde İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) şikâyetçi olmuştur.

19. Savcılık, öncelikle başvurucuyu darbettiği iddia edilen

kolluk görevlilerinin kimliklerini tespit etmiş ve savunmalarını almıştır.

Görevli polis memurları A.H.S. ve A.N.C. ile Komiser Yardımcısı M.G.

savunmalarında; 1 Mayıs kutlamaları nedeniyle Taksim Meydanı ve çevresinde

geniş katılımlı gösteri yapılmasına İstanbul Valiliği tarafından izin

verilmediği hâlde çeşitli sendika ve kuruluşların farklı bölgelerde gösteri

yürüyüşü yapmaya çalıştığını, başvurucunun da bir grupla birlikte bu

yürüyüşlerden birine katılma girişiminde bulunduğunu ifade etmişlerdir. Hukuka

aykırı olan bu yürüyüşü engellemek amacıyla uyarı yapmalarına rağmen

dağılmadığı için topluluğa müdahale ettiklerini, elinde sopa bulunan

başvurucunun kalabalığın ön tarafında bulunduğunu ve provakatif davranışlar

sergilediğini belirten bu kolluk görevlileri gözaltına almaya çalıştıkları

esnada başvurucunun elektrik direğine sarılarak direndiğini ve bu nedenle zor

kullanarak başvurucuyu polis aracına götürdüklerini ancak darbetmediklerini

savunmuşlardır.

20. Başvurucu, darbedilmesi olayına tanık olan ve kendisiyle

birlikte gözaltına alınan diğer kişilerin dinlenilmelerini talep etmesine

rağmen Savcılık tarafından bu kişiler dinlenilmemiştir.

21. Savcılık tarafından, olay yerini gösteren MOBESE ve diğer kamera

kayıtlarının CD'ye aktarılarak çözümünün yapılması için iki polis memuru

görevlendirilmiştir. Görevlendirilen polis memurları tarafından düzenlenen

22/6/2015 tarihli CD İzleme Tutanağına göre;

- Ellerinde sopa, bayrak ve döviz; başlarında baret bulunan ve

yüzleri maskeli, kırmızı yıldızlı, sarı renkte yelek giyimli 50-60 kişilik bir

grupla birlikte başvurucunun grubun önünde hareket ettiği, bu görüntüye ilişkin

video ve fotoğraf olduğu,

-Başvurucunun polis aracında kamera çekimi yapan polis memuruna hitaben

yüksek sesle "Yaşasın devrim, yıkacağız

düzeninizi" dediği tespit edilmiştir.

22. Soruşturma dosyasında yer alan iki video ve bir fotoğraf

görüntüsünden oluşan ve savcılıktan temin edilerek incelenen CD'deki fotoğrafta

başvurucunun bir grupla birlikte yürüdüğü görülmektedir. İki video

görüntüsünden birincisinde başvurucunun polis aracında yüksek sesle "Yaşasın devrim, sosyalizm, yıkacağız sizin

düzeninizi" dediği, ikincisinde ise aralarında başvurucunun da

bulunduğu bir grubun yürüyüşünü gösteren birkaç dakikalık bir görüntü

bulunduğu, bunda da yürüyüş yapan gruptaki bazı kişilerin kapalı şekilde

pankart ve bayrak taşıdığı, birkaç kişinin yüzünü yarım örtecek şekilde burun

ve ağız bölgesini kapattığı ve sonrasında kamera yönünün değiştiği görülmektedir.

Kolluk güçlerinin uyarıları veya müdahale anına dair görüntü bulunmamaktadır.

23. Savcılık, doktor B.G. hakkında yürüttüğü soruşturma

kapsamında B.G.nin savunmasını almıştır. B.G. ifadesinde; gözaltına alınan

kişilerin hastaneye getirilmesinin güvenlik açısından riskli olabileceği dile

getirildiğinden polis aracına gittiğini, araçta bulunan herkese darp ve cebir

olduğuna ilişkin şikâyetleri varsa onları muayene edebileceğini söylediğini

ancak araçtaki kişilerin kendisiyle tartıştığını, ardından polis aracından

inerek araçtaki gözlemleri üzerine adli raporları hazırladığını açıklamıştır.

24. Adli Tıp Kurumu İstanbul Şubesi (ATK) tarafından

başvurucunun gözaltından çıkarılırken düzenlenen 4/5/2015 tarihli raporuna

(ikinci rapor) göre başvurucunun sağ hemitoraks

dış yan duvar alt kısmında hassasiyet tespit edildiği, onun dışında gözaltında

oluşmuş travmatik lezyon saptanmadığı belirtilmiştir. Ek olarak başvurucunun

gözaltına alınırken travmaya maruz kaldığı iddiasına yer verilmiştir.

25. Başvurucu hakkında Şişli Etfal Eğitim ve Araştırma Hastanesi

Göğüs Cerrahisi Bölümü tarafından düzenlenen 14/5/2015 tarihli rapora göre

(üçüncü rapor) başvurucunun sağ meme altında darba bağlı göğüs ağrısı tespiti

yapılmış, bunun dışında herhangi bir fiziksel bulgu gözlemlenmemiştir.

26. ATK tarafından 5/6/2015 tarihinde düzenlenen bilirkişi

raporunda, ikinci raporun tespitleri doğrultusunda başvurucunun yaralanmasının

basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek türde olduğuna ilişkin kanaat

bildirilmiştir.

27. Savcılık tarafından doktor B.G. hakkında muayene işlemi

yapmadan başvurucu ve diğer gözaltına alınanlar hakkında adli rapor düzenlediği

gerekçesiyle görevi kötüye kullanma suçundan dava açılmıştır. İstanbul 38.

Asliye Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda "araç kapısından herkese toplu olarak seslenip muayene etmeden

rapor yazan sanığın (B.G.) görevinin gereklerini yerine getirmeyerek atılı suçu

işlediği" kanaatiyle 5 ay hapis cezasına hükmedilmiş, söz

konusu hükmün açıklanması geri bırakılmıştır. Karara yapılan itiraz

reddedilerek karar 6/7/2018 tarihinde kesinleşmiştir.

28. Öte yandan Savcılıkça, görevli kolluk personeli hakkında

3/5/2016 tarihinde kovuşturmaya yer olmadığına karar verilmiştir. Kararın

gerekçesinde, CD İzleme Tutanağına göre Taksim'de 1 Mayıs kutlaması yapılmasına

Valilik tarafından izin verilmemesine rağmen Beşiktaş'ta izinsiz gösteri yapan

gruba kolluğun müdahale ettiği, bu grubun önünde bulunan başvurucunun grubun

dağılmaması için grubu provoke ettiği belirtilmiştir. Başvurucunun ayrıca

gözaltına alınırken direndiği ve gözaltı aracında yüksek sesle slogan attığı

tespit edilerek polis uyarısına rağmen direnen başvurucuya orantılı güç

kullanıldığı ve zor kullanma yetkisinin aşılmadığı değerlendirilmiştir.

29. Savcılık kararına karşı yapılan itiraz, İstanbul 5. Sulh

Ceza Hâkimliği (Hâkimlik) tarafından reddedilmiştir. Anılan karar, 30/6/2016

tarihinde tebliğ edilmiştir.

30. Başvurucu 29/7/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

31. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Özge Özgürengin, B. No: 2014/5218,

19/4/2018, §§ 22-38; Ali Ulvi Altunelli, B.

No: 2014/11172, 12/6/2018, §§ 23-27, 29-45.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 28/1/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Toplantı ve Gösteri

Yürüyüşü Düzenleme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

33. Başvurucu; 1 Mayıs 2015 tarihinde resmî tatil ilan edilen

Emek ve Dayanışma Günü kutlamalarına katılmak üzere arkadaşlarıyla birlikte

Beşiktaş'a geldiklerini, barışçıl bir biçimde gösteri yürüyüşü yapmak

istemelerine rağmen hukuka aykırı olarak polis müdahalesiyle karşılaştıklarını,

şiddet içeren bir eyleminin bulunmadığını, buna rağmen kamu düzeni yönünden

hiçbir tehlike arz etmeyen yürüyüşleri engellenmek suretiyle toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

34. Bakanlık görüşünde; başvurucunun katıldığı gösteri

yürüyüşünün şiddet içermesi nedeniyle barışçıl olmadığı, dosya içindeki Olay

Tutanağında yer alan tespitler doğrultusunda kolluk kuvvetleri tarafından

yapılan müdahalenin gerekli ve ölçülü olduğu belirtilmiştir.

35. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında başvuru

formunda dile getirdiği hususları yinelemiş; ayrıca toplantı yerinin Taksim

değil Beşiktaş olduğunu, sopa olarak tarif edilen nesnelerin pankart sopaları

olduğunu, kimsenin şiddete başvurmadığını ifade etmiştir.

2. Değerlendirme

36. Anayasa'nın "Toplantı

ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı" kenar başlıklı 34. maddesi

şöyledir:

"Herkes, önceden izin almadan, silahsız

ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ancak,

millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlığın ve genel

ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacıyla ve kanunla

sınırlanabilir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunda

gösterilir."

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

37. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Müdahalenin Varlığı

38. Başvurucunun 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü vesilesiyle

katılmak istediği gösteri yürüyüşünün kamu görevlileri tarafından engellenmesi,

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına müdahale teşkil etmektedir.

ii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

39.

Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun

düşmediği müddetçe Anayasa’nın 34. maddesinin ihlalini teşkil edecektir.

Anayasa’nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, ...yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ...demokratik toplum düzeninin

...gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

40. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, Anayasa’nın ilgili

maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum düzeninin

gereklerine uygun olma koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi

gerekir.

(1) Kanunilik

41. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet

Kanunu’nun 2. ve 16. maddelerinde yer alan düzenlemelerin kanunla sınırlama ölçütünü karşıladığı

sonucuna varılmıştır (benzer yöndeki karar için bkz. Özge Özgürengin § 100; Ali

Ulvi Altunelli §§ 91, 92).

(2) Meşru Amaç

42. Başvurucuya yürüyüş sırasında müdahale edilmesinin

Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan sebeplerden kamu düzeninin korunmasına yönelik olduğu

ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır (benzer yöndeki karar için bkz.

Özge Özgürengin, §§ 101, 102; Ali Ulvi Altunelli, §§ 93, 94).

(3)Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine

Uygunluk ve Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

43. Anayasa'nın 34. maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkı, Anayasa'nın 25. ve 26. maddelerinde düzenlenen ifade

özgürlüğünün özel bir biçimidir. İfade özgürlüğünün demokratik ve çoğulcu bir

toplumdaki önemi, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı için de

geçerlidir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı çoğulcu demokrasilerin

gelişmesinde elzem olan farklı düşüncelerin ortaya çıkması, korunması ve

yayılmasını güvence altına almaktadır. Bu kapsamda kendine özgü özerk işlevine

ve uygulama alanına rağmen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ifade

özgürlüğü kapsamında değerlendirilmeli, dolayısıyla ifade özgürlüğünün siyasi

ve kamu yararını ilgilendiren konularda sınırlandırılmasının daha dar kapsamda

olması toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının uygulamasında da

gözetilmelidir. Bu sebeple demokratik bir toplumda güvence altına alınan temel

haklardan biri olan bu hak dar yorumlanmamalıdır (Ali Rıza Özer ve diğerleri, [GK], B. No: 2013/3924, 6/1/2015

§ 115; Ali Ulvi Altunelli, § 95).

Hukukun üstünlüğüne dayalı demokratik bir toplumda, mevcut düzene itiraz eden

ve barışçıl yöntemlerle gerçekleştirilmesi savunulan siyasi fikirlerin toplantı

özgürlüğü ve diğer yasal araçlarla ifade edilebilmesi imkânı kişilere verilmelidir

(Ali Rıza Özer ve diğerleri, §

117; Ali Ulvi Altunelli § 96).

44. Hükûmetin politikaları ile ilgili olarak bireylerin

tepkilerini barışçıl yöntemlerle ortaya koymaları çoğulcu demokrasilerin

karakteristik özelliğidir. Bu kapsamda siyasi konulardaki fikir ayrılıklarında

azınlık veya muhalif düşüncelerin ifade edilebilmesine fırsat verilmesi

demokratik bir devletin yükümlülüğüdür. Devletin barışçıl amaçlarla yapılan

toplantı düzenleme ve toplantıya katılma özgürlüğünü korumakla kalmaması,

ayrıca bu hakkın kullanımını engelleyen makul olmayan dolaylı sınırlamalar

koymaması da gerekmektedir (Mehmet Mutlu, B.

No: 2014/18240, 18/4/2018, § 87; Özge

Özgürengin, § 103; Ali Ulvi Altunelli, § 100).

45. Barışçıl amaçlarla bir araya gelmiş kişilerin toplantı hakkını

kullanırken kamu düzeni açısından tehlike oluşturmayan ve şiddet içermeyen

davranışlarına devletin sabır ve hoşgörü göstermesi çoğulcu demokrasinin

gereğidir (Dilan Ögüz Canan [GK],

B. No: 2014/20411, 30/11/2017, § 36; Osman

Erbil, B. No: 2013/2394, 25/3/2015, § 54).

46. Anayasa Mahkemesi, kanunlarda öngörülen usullere tam olarak

uyulmamış olmasının, toplantı veya gösteri yürüyüşünün barışçıl niteliğini tek

başına ortadan kaldırmadığını değerlendirmiş ve bu durumun varlığını toplanma

hakkına müdahale için yeterli görmemiştir (Dilan

Ögüz Canan, § 41; Ali Rıza Özer

ve diğerleri, § 119).

47. Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında kamu

otoritelerinin toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının sınırlandırılmasında

belirli bir takdir alanına sahip olduğu açıktır. Ancak bu takdir alanının

Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca Anayasa'nın sözüne ve ruhuna, demokratik

toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı

olarak kullanılmaması gerekir. Bu bağlamda toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına

ilişkin iddiaları incelerken Anayasa Mahkemesinin görevi ilgili kamu

otoritelerinin takdir payını makul, dikkatli ve iyi niyet çerçevesinde kullanıp

kullanmadıklarını değerlendirmektir (Mehmet

Mutlu, § 88; Özge Özgürengin, § 104; Ali

Ulvi Altunelli, §101). Diğer bir ifadeyle toplanma hakkına yönelik

olarak yapılan müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olması için kamu

düzeninin bozulup bozulmadığının veya bozulma tehlikesinin olup olmadığının

belirlenmesi gerekmektedir. Bu belirlemede kamu otoritelerinin takdir alanını

keyfî kullanıp kullanmadığının ortaya konulması önemlidir (Ali Ulvi Altunelli, § 106).

48. Bu durumda Anayasa Mahkemesinin denetleyeceği ilk husus,

toplantı ve gösteri yürüyüşünün sonlandırılması için zorlayıcı toplumsal bir gereksinim olup olmadığı ve kamu

makamlarının bu yöndeki değerlendirmelerinin gerçeklik

değeri taşıyıp taşımadığıdır (krş. Eğitim

ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri [GK], B. No: 2014/920,

25/5/2017, § 88). Gerçeklik değeri sadece Anayasa'nın 34. maddesinin ikinci

fıkrasında sayılan durumların gerçekleşip gerçekleşmediğini değil bu yönde bir

tehlikenin olup olmadığını da kapsamaktadır (Mehmet

Mutlu, § 89).

49. Barışçıl şekilde toplanan kişilere yapılan müdahalelerin

demokratik toplumda kamu düzeninin korunması açısından gerekli olduğunun,

müdahalenin kamu düzeninin bozulması veya bozulma tehlikesinin ortaya çıkması

sebebiyle yapıldığının veya katılımcıların bu anayasal haklarını kullanırlarken

hak ve özgürlüklerin gerektirdiği ödev ve sorumluluklara uygun

davranmadıklarının yetkili mercilerce (polis raporlarında, iddianamelerde veya

derece mahkemelerinin karar gerekçelerinde) gösterilmesi gerekir (Dilan Ögüz Canan, § 53).

50. Anayasa Mahkemesi, toplanma hakkının bildirim usulüne

bağlanabileceğine daha önce karar vermiştir. Söz konusu bildirimin amacı

toplantı, yürüyüş veya diğer gösterilerin düzgün bir şekilde yapılmasını

güvence altına almak için yetkililere makul ve uygun tedbir alma imkânı

sağlamak olduğu sürece genel olarak hakkın özüne dokunmaz. Derhâl tepki

verilmesinin haklı olduğu özel durumlar hariç bildirim usulünün uygulanmasının

amacı, toplanma hakkının etkin kullanılması imkânını sağlamaktır (Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası ve diğerleri,

§ 81; Osman Erbil, § 52; Ali Rıza Özer ve diğerleri, § 122).

51. Buradan çıkan sonuca göre toplanma özgürlüğünün

kullanımından kaynaklanan kamu düzenine yönelik tehditlerin gerçeklik değeri

taşıması hâlinde yetkili makamların bu tehditleri bertaraf edecek tedbirleri

alabilecekleri kabul edilmelidir. Alınan tedbirler, durumun özelliklerine ve

gerekliliklerine göre değişiklik gösterebilir. Bu nedenle devletin bu konuda

yapacağı düzenleme ve uygulamalarda belli bir takdir alanına sahip olduğunun

kabulü gerekir (Eğitim ve Bilim Emekçileri

Sendikası ve diğerleri, § 81). Buna karşın bir toplantı ve gösteri

yürüyüşünün yasalarda belirtilen usullere tam olarak uyulmadan düzenlenmesi tek

başına toplantı veya yürüyüşün barışçıl niteliğini ortadan kaldırmaz. Aynı

şekilde halka açık yerde yapılan her türlü gösterinin günlük hayatın akışında

belirli derecede bir karışıklığa sebep olabileceği ve düşmanca tepkilere yol

açabileceği gözönünde bulundurulmalıdır. Bu durumların varlığı toplanma

hakkının ihlal edilmesini haklı gösteremez (Ali

Rıza Özer ve diğerleri, § 119; Gülşah

Öztürk ve diğerleri, § 69).

(b)İlkelerin Somut Olaya Uygulanması

52. Başvurucu ve beraberindeki grup, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma

Günü kutlamaları çerçevesinde İstanbul'un Beşiktaş ilçesinde toplanmış ve

gösteri yürüyüşü yapmak istemiştir. Taksim Meydanı'nda geniş katılımlı etkinlik

düzenlenmesine İstanbul Valiliğince kamu düzeni gerekçesiyle izin verilmediği,

16/1/2015 tarihli kararla da gösteri yürüyüşü yapılabilecek birkaç alanın

belirlendiği kamuoyunun bilgisine sunulmuştur. Başvurucunun bulunduğu bölge,

izin verilen alanlar içinde sayılmamıştır.

53. Kolluk görevlileri beyanlarında, başvuruya konu yürüyüşün

izin verilen alanlar içinde olmadığını, ayrıca katılımcıların ellerinde sopa ve

yüzlerinde maske bulunduğunu, bu nedenle uyarılara rağmen dağılmayan

katılımcılara müdahale ettiklerini ifade etmiş; grubun ön tarafında provakatif

davranışlar sergileyen başvurucunun gösteri yürüyüşü yapmasını engelledikleri

esnada direndiğini açıklamışlardır.

54. Savcılık kararına esas alınan CD İzleme Tutanağında;

başvurucunun grubun önünde hareket ettiği, grupta bulunan kişilerin ellerinde

sopa ve yüzlerinde maske olduğu belirtilmiştir. Yürüyüş esnasında başvurucunun

veya grubun geri kalan katılımcılarının şiddet içerikli davranışları olduğuna

dair somut bir tespit yapılmamıştır.

55. Tutanak dayanağı olan görüntüler incelendiğinde başvurucunun

bir grupla birlikte yürümesi dışında bir görüntüye ulaşılamamıştır. Ayrıca

başvurucunun elinde sopa tespit edilemediği gibi yüzünün de örtülü olmadığı

gözlemlenmiştir.

56. Toplanan grubun gösteri yürüyüşünün barışçıl niteliğini

bozan herhangi bir tutumu olduğu görüntülerden anlaşılamadığı gibi buna ilişkin

olarak hazırlanan tutanakta da buna dair bir bilgi yer almamaktadır. Öte yandan

kolluk görevlileri de beyanlarında yürüyüşün şiddet içerdiğini iddia

etmemişlerdir. Sadece Yakalama Tutanağında başvurucunun provakasyon yaptığı bilgisine yer

verilmiştir. Buna karşılık, Yakalama Tutanağında belirtilen ve Savcılık

tarafından kabul gören başvurucunun provokasyon içerikli davranışlarının neler

olduğu Savcılık kararının gerekçesinde ve Yakalama Tutanağında da

somutlaştırılmamıştır. Dolayısıyla başvuru dosyasına nesnel olarak yansımayan

ve başvurucunun provoke edici nitelikte olduğu iddia edilen davranış biçimi,

toplantının barışçıl olmadığı yönünde sonuca ulaşmak için yeterli değildir.

57. Öte yandan başvurucu hakkında yapılan ceza yargılaması

sonucunda yargı makamları da başvurucunun katıldığı gösteri yürüyüşünün

barışçıl olduğunu kabul ederek başvurucunun eylemlerinin suç olarak

nitelendirilmesinin mümkün olmadığını değerlendirmişlerdir. Mahkeme kararının

gerekçesinde, başvurucunun da aralarında bulunduğu sanıklar tarafından bizzat

şiddete başvurulduğu veya sanıkların eylemi nedeniyle kamu düzeninin

bozulduğuna ilişkin delil bulunmadığı tespit edilmiş; barışçıl yöntemlerle

yapılan gösteriye katılmış olmalarının yasal düzenlemeye göre izinsiz dahi olsa

üst norm niteliğindeki Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümleri

çerçevesinde suç oluşturmayacağı sonucuna ulaşılmıştır.

58. Başvuruya yansıyan olgular dikkate alınarak yargı

makamlarınca ulaşılan, başvurucunun katıldığı toplantı/gösteri yürüyüşünün

barışçıl olduğu yönündeki sonuçtan farklı bir sonuca ulaşılması mümkün

görünmemektedir. Bu durumda başvurucun katıldığı gösteri yürüyüşünün barışçıl

olduğunun kabulü gerekmektedir.

59. Öte yandan toplantı ve gösteri yürüyüşünün yasalarda

belirtilen usullere tam olarak uyulmadan düzenlenmesi tek başına bu hakkın

ihlal edilmesini haklı gösteremeyecektir. Bu bağlamda kamuya açık bir alanda

(caddede) barışçıl gösteri yürüyüşü yapmak isteyen gruba yürüyüşün yapılmaması

gerektiği hususunun kolluk tarafından izah edildiğine ilişkin bir veri

bulunmamaktadır. Ayrıca kolluk ile yürüyüş yapmak isteyen grup arasında herhangi

bir görüşme olup olmadığı, hatta dağılmaları hususunda grubun uyarılıp

uyarılmadığı başvuruya yansıyan bilgi ve belgelerden anlaşılamamaktadır

60. Buna göre, barışçıl olduğu kabul edilen ve kamuya açık bir

alanda yapılan toplantı/gösteri yürüyüşünün doğrudan dağıtılması şeklindeki

müdahalenin Anayasa'nın 34. maddesiyle korunan hak yönünden demokratik toplumda

gerekliliği kamu makamlarınca izah edilememiştir.

61. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 34. maddesinde güvence

altına alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

B. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

62. Başvurucu, kolluk görevlileri tarafından şiddete maruz

kaldığını ve bu nedenle kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Başvurucu gözaltına alınması esnasında boğazının sıkıldığını,

tekmelendiğini, polis aracına götürüldükten sonra da darbedildiğini iddia

ederek polis aracında yaklaşık altı saat elleri arkadan ters kelepçeli bir biçimde

bekletildiğini, ardından yaklaşık beş saat daha temel insani ihtiyaçları

giderilmeksizin araçta tutulduğunu ve gözaltı sürecinde de Çağlayan Adliyesinin

7. bodrum katında günlerce aşağılayıcı ve onur kırıcı muameleye maruz kaldığını

belirtmiştir. Yaşanan olay nedeniyle yaptığı şikâyetin etkili bir şekilde

soruşturmadığından, gözaltına alındığı sırada orada bulunan herkesin olayı

görmesine rağmen tanık olarak dinlenilmediğinden, itirazı inceleyen Hâkimliğin

kararının gerekçesiz olduğundan ve polis memurları hakkında disiplin cezası

verilmediğinden yakınan başvurucu bu nedenlerle kötü muamele yasağı ile adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

63. Bakanlık görüşünde, Taksim Meydanı'nda gösteriye izin

verilmeyeceği bildirildiği hâlde 2.500-3.000 kişinin bu meydana girmeye

çalıştığı ve grubun şiddete başvurduğu belirtilmiş; elinde sopa bulunan

başvurucunun da gösteri yürüyüşünde çevresini provoke ettiği, çevresi ve kamu

düzeni yönünden tehlike oluşturduğu, gözaltına alınırken elektrik direğine

sarılarak direnmesi nedeniyle orantılı güç kullanıldığı ve bu sebeple yargısal

makamların kararların hukuka uygun olduğu bildirilmiştir.

64. Başvurucu, Bakanlık görüşüne cevabında kısaca başvuru

formundaki iddialarını yinelemiş; grupta bulunan bazı kişilerin kolluk

tarafındankullanılan gazdan etkilenmemek için burun ve ağızlarını kapattığını,

pankart veya sloganlarda yasa dışı bir ibarenin olmadığını, hukuka aykırı

dağıtılan gösteride gözaltına alınmamak için direğe yaslanmasının suç

oluşturmayacağını ifade etmiştir.

2. Değerlendirme

65. Anayasa’nın "Kişinin

dokunulmazlığı, maddî ve manevî varlığı" kenar başlıklı 17.

maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz;

kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

66. İşkence ve kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin

devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak maddi ve usul

boyutları bakımından ayrı ayrı incelenmesi gerekmektedir. Devletin negatif

yükümlülüğü bireyleri işkenceye, insanlık dışı ve aşağılayıcı muameleye ya da

cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken devletin pozitif yükümlülüğü hem

bireyleri bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir

soruşturma yoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılması sorumluluğunu

(soruşturma yükümlülüğü) içermektedir. İşkence ve kötü muamele yasağının maddi

boyutu, negatif yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif

yükümlülüğün alanında kalan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu oluşturmaktadır

(Cezmi Demir ve diğerleri, B. No:

2013/293, 17/7/2014, § 75; Mehmet Şah Araş

ve diğerleri, B. No: 2014/798, 28/9/2016, § 64; Mustafa Rollas, B. No: 2014/7703,

2/2/2017, § 49).

67. Bu doğrultuda kural olarak başvurucunun kolluk

görevlilerince darbedildiği yönündeki iddiası, devletin negatif yükümlülüğü

kapsamında kaldığından kötü muamele yasağının maddi boyutu altında

incelenmelidir. Başvurucunun söz konusu eylem nedeniyle Savcılıkça yapılan ve

kovuşturmaya yer olmadığına dair karar ile sonuçlanan soruşturmanın etkisiz

olduğu yönündeki şikâyeti ise kötü muamele yasağının usul boyutu çerçevesinde

incelenmelidir.

68. Öte yandan başvurucu, önleyici yükümlülüğe ilişkin olarak

başvuru formu ve/veya eklerinde herhangi bir şikâyette bulunmadığı gibi Anayasa

Mahkemesinin önünde önleyici yükümlülüğün ihlal edildiğine ilişkin kesin bir

bilgi veya belge de bulunmamaktadır. Bu nedenle anılan yükümlülük açısından bir

inceleme yapılmasına gerek duyulmamıştır.

69. Başvurucunun adil yargılanma hakkına yönelik şikâyetleri,

kötü muamele yasağının usul yükümlülüğü kapsamında kaldığından adil yargılanma

hakkı bakımından ayrıca inceleme yapılmamıştır.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

70. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü

muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

71. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamındaki pozitif yükümlülüğünün usule ilişkin bir boyutu bulunmaktadır. Bu

usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, her türlü fiziksel ve ruhsal saldırı

olayının sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını

sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu tarz bir

soruşturmanın temel amacı, söz konusu saldırıları önleyen hukukun etkin bir

şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve karıştıkları olaylarda kamu

görevlilerinin ya da kurumlarının kendi sorumlulukları altında meydana gelen

olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 110).

72. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde

Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel

amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddesindeki genel yükümlülükle

birlikte yorumlandığında- etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını

gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu mümkün olmazsa bu madde

sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı hâllerde devlet

görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında bulunan

kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).

73. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü

muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız bir şekilde hızlı ve

derinlikli olarak yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve

olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da

kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara varmamalıdır

(Cezmi Demir ve diğerleri, §

114).

74. AİHM kararlarında, bir kişinin sağlıklı hâldeyken gözaltına

alındığı ancak salıverildiği zaman vücudunda yaralanma tespit edildiği

durumlarda söz konusu yaralanmanın nasıl oluştuğu hususunda makul bir açıklama

getirme ve mağdurun bu yöndeki iddialarını şüphede bırakacak kanıtları sunma

yükümlülüğünün devlete ait olduğu, özellikle ilgili iddiaların doktor raporları

ile doğrulandığı hâllerde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 3. maddesi

anlamında açık sorunların ortaya çıkacağı ifade edilmiştir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 94).

75. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başına

soruşturma yapılmamış olması veya yeterli soruşturma yapılmamış olması da kötü

muamele teşkil edebilmektedir. Dolayısıyla şartlar ne olursa olsun yetkililer,

resmî şikâyet yapılır yapılmaz harekete geçmelidir. Şikâyet yapılmadığında bile

işkence veya kötü muamele olduğunu gösteren yeterli, kesin belirtiler olduğunda

soruşturma açılması sağlanmalıdır. Bu bağlamda soruşturmanın derhâl başlaması,

bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak, özenli ve süratli yürütülmesi ve

bir bütün olarak etkili olması gerekir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 116).

76. Devlet memurları tarafından yapılan işkence ve kötü muamele

hakkında yürütülen soruşturmanın etkili olması için soruşturmadan sorumlu olan

ve tetkikleri yapan kişilerin olaylara karışan kişilerden bağımsız olması

gerekir. Soruşturmanın bağımsızlığı sadece hiyerarşik ya da kurumsal

bağlantının olmamasını değil, aynı zamanda somut bir bağımsızlığı da gerektirir.

Dolayısıyla etkili bir soruşturmadan söz edilebilmesi için öncelikle

soruşturmanın bağımsız yürütülebilir bir niteliğe sahip olması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 117).

77. Soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen

tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması, bunun

yanı sıra söz konusu kararın yaşam hakkına yönelik müdahalenin Anayasa’nın

aradığı zorunlu bir durumdan kaynaklanan ölçülü bir müdahale olup olmadığına

yönelik bir değerlendirme içermesi de gerekmektedir (Cemil Danışman, B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 99)

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

78. Başvurucu, yakalanması esnasında hukuka aykırı kuvvet

kullanımına maruz kalması ve bu durumun ilk sağlık raporuyla ortaya

konulamaması nedeniyle kolluk güçleri ve kendisini muayene etmeden rapor tanzim

eden doktor hakkında Savcılığa şikâyetçi olmuştur.

79. Başvurucu tarafından teşhis edilen kolluk görevlilerinin

kimlikleri Savcılıkça tespit edilmiş, ifadelerinin alınması için emniyete

talimat verilmiştir. Bu arada doktor B.G.nin savunması ve başvurucunun

yaralanmasının niteliğini tespit amacıyla olaydan yaklaşık bir ay sonra ATK

raporu alınmıştır.

80. Yapılan soruşturma sonucunda Savcılık, görevli doktor

hakkında görevi kötüye kullanma suçundan dava açarken polislerin orantılı güç

kullandığı gerekçesiyle haklarında kovuşturma yapılmamasına karar vermiştir.

81. Kötü muamele yasağı çerçevesinde bireyi kamu görevlilerinin

hukuka aykırı kuvvet kullanımına karşı korumak maksadıyla güvence altına alınan

etkili bir soruşturmanın varlığından söz edilebilmesi için her şeyden önce

soruşturma makamlarının tarafsız bir biçimde, özenli davranarak maddi gerçeğe

ulaşma çabası içinde olması gerekmektedir. Bu kapsamda soruşturma makamlarından

olaya dair tüm delilleri toplaması ve bu delilleri nesnel bir analizle

yorumlayarak hukuki sonuca ulaşması beklenmektedir.

82. Bu ilkelere göre yapılan değerlendirme neticesinde başvuruya

konu olayda hukuka aykırı kuvvet kullandığı iddia edilen polis memurları ve

amirinin Savcılıkça belirlenip bu kişiler hakkında derhâl soruşturma

başlatıldığı ve başvurucunun soruşturma sürecine dâhil edilerek katılımının

sağlandığı anlaşılmaktadır.

83. Buna karşın kimlikleri tespit edilen kolluk görevlilerinin

savunmaları Savcılık tarafından değil görev yaptıkları emniyet

müdürlüklerindeki çalışma arkadaşları olan başka polis memurları tarafından

alınmıştır. Bu durum, tarafsız şekilde yürütülmesi gereken soruşturma

yükümlülüğü bakımından dikkat çekici olduğu kadar maddi gerçeğe ulaşma açısından

önemli delilerden biri olan şüpheli ifadelerinin özenle tespit edilmesi

gereğinin yerine getirilmesi hususunda şüphe uyandırmaktadır. Şüpheli

polislerin benzer ifadelerle hukuka aykırı kuvvet kullanmadıklarını beyan

ettikleri, ancak olayın oluş şekline dair somut ve ayrıntı içeren ifadelerinin

tespit edilmediği gözlemlenmiştir. Ayrıca başvurucunun -darbedildiği iddiası

dışında- kötü muamele yasağı bakımından sorun oluşturabilecek olan saatlerce

polis aracında kelepçeli ve temel ihtiyaçları giderilmeksizin bekletildiği

iddiası dahi kolluk görevlilerine sorulmamış, bu sürecin nasıl işlediği

kayıtlara geçmemiştir.

84. Öte yandan soruşturma dosyasında, kolluğun toplantıya

müdahalesini gösteren tek bir görüntü bulunmamaktadır. Polis memurları

tarafından kayda alınan kısım, başvurucunun bir grup kişiyle birlikte sokakta

yürümesi ve gözaltına alındıktan sonra polis aracı içinde bulunmasından

ibarettir. Aradaki zaman diliminde polis kamerasının kayıt yapıp yapmadığı,

yapmamış ise sebebi Savcılık tarafından araştırılmamış ve sorgulanmamıştır.

Ayrıca olayın geçtiği sokakta MOBESE veya bina ve işyerlerindeki özel

kameraların bulunup bulunmadığı, bu kameraların olaya ilişkin kayıt yapıp

yapmadığı tespit edilmemiştir. Başvurucu, kendisiyle birlikte gözaltına alınan

kişilerin darbedilme olayına tanık olduğunu beyan etmesine ve bu kişilerin

dinlenilmesini talep etmesine rağmen Savcılık tarafından bu kişiler de

dinlenilmemiştir.

85. Bir diğer sorun, başvurucu hakkında alınan ilk sağlık

raporunun hukuken geçerli bir belge sayılmamasıdır. Yakalanan veya gözaltına

alınan kişilerin kötü muameleye maruz kalıp kalmadığının tespiti amacıyla

alınan sağlık raporları, bu hususta bir şikâyet bulunması hâlinde

değerlendirmeye esas oluşturacak en önemli kanıtlardan biri olmakla birlikte

devletin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındaki yükümlülüğüne aykırı

davranmadığını ispatlayabileceği nitelikte bir belgedir. Üçüncü kişi konumunda

bulunan doktorlar tarafından -iddia ve savunmadan bağımsız bir şekilde- gözleme

dayalı bulguların tespit edilmesi suretiyle olaydan hemen sonra hazırlanan

raporlar, maddi gerçeğe ulaşmayı sağlayan yegâne araçtır.

86. Somut olayda başvurucunun gözaltına alınırken muayene

edilmeksizin hakkında usulsüz sağlık raporu düzenlendiği yargı makamları

tarafından kabul edilmiştir. Bu durumda yakalama esnasında iddia edildiği gibi

kolluk güçleri tarafından başvurucunun yaralanıp yaralanmadığı ilk sağlık

raporuyla anlaşılamamaktadır. Başvurucu hakkında düzenlenen ikinci raporun ise

olaydan yaklaşık iki hafta sonra yapılan muayeneye dayanması nedeniyle bu

süreçte başvurucuda var olduğu iddia edilen bazı bulguların kaybolup

kaybolmadığı değerlendirilememiştir.

87. Delillerin eksik toplanıp toplanmama meselesi kadar toplanan

delillerin analizlerinin nesnel olarak yapılıp yapılmaması hususu da

Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası yönünden sorun teşkil edebilmektedir.

88. Bu bağlamda başvuruya konu olayda Savcılık, delilleri

değerlendirirken polis kayıtlarını içeren CD İzleme Tutanağında yer alan

bilgileri, kaynağı olan (30 saniye süre) görüntüyü izlemek suretiyle

denetlememiş; tutanaktaki tespitlerin varlığını kabul ederek toplanan grubun

ellerinde sopa, yüzlerinde maske olduğu ve elinde sopa bulunan başvurucunun

grubu provoke ettiği sonucuna ulaşmıştır. Hâlbuki görüntülerde grubun elinde

sopa olarak değerlendirilen cisimlerin kapalı pankart ve bayrak sopaları

olabileceği görülmekle birlikte başvurucunun elinde sopa veya benzeri bir eşya

bulunmadığından bu şekilde yapılan tespitin dayanağı anlaşılamamıştır. Aynı

şekilde başvurucunun görüntülerde sadece birkaç saniye yer aldığı dikkate

alındığında başvurucunun eylemi kamu makamlarınca somutlaştırılmadığından grubu

kışkırttığı yönünde ulaşılan sonucun tereddüt içerdiği değerlendirilmiştir.

89. Kolluk tarafından başvurucunun gözaltına alınırken direnmesi

sebebiyle güç kullanıldığı kabul edilmiştir. Başvurucu da gözaltına alınmamak

için elektrik direğine yaslandığını ifade ederek direndiğini inkâr etmemiştir.

Bu durumda kullanılan gücün orantılı olup olmadığı veya zor kullanma yetkisinin

aşılarak başvurucunun darbedilip edilmediği soruşturma dosyasındaki eksiklikler

nedeniyle değerlendirilememiştir. Her ne kadar kullanılan gücün orantılı olduğu

kanaatine soruşturma makamlarınca ulaşılmış ise de mevcut eksiklikler nedeniyle

söz konusu kanaate delillerin nesnel analizi sonucu ulaşıldığını söylemek

güçtür.

90. Belirtilen bu tespitler ışığında maddi gerçeğin ortaya

çıkarılması için gerekli delillerin toplanması ve takdiri konusunda Savcılıkça

yapılan soruşturmada, Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan kötü muamele yasağı açısından gerekli özenin gösterildiği

söylenemeyecektir.

91. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

92. Yukarıda belirtilen tespitler ışığında soruşturmadaki

eksiklikler nedeniyle başvurucunun şikâyetine konu ettiği olayın gerçekleşme

koşulları konusunda yeterli veri bulunmadığı (özellikle başvurucu hakkındaki

sağlık raporlarının başvurucuyu doğrular mahiyette fiziki bulguya dayanmadığı)

nazara alındığında bu aşamada kötü muamele yasağının maddi boyutu itibarıyla

bir inceleme yapılmasına olanak bulunmadığı değerlendirilmiştir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

93. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı ve (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

94. Başvurucu, ihlalin tespiti ile yeniden soruşturma yapılması

ve manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

95. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875,

7/6/2018) kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi diğer

bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine getirilmemesinin

sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına geleceği gibi

ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına işaret etmiştir

(Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506, 7/11/2019).

96. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından

söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani

ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle

ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan

karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması,

varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu

bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§ 55, 57).

97. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda Anayasa

Mahkemesi, 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü’nün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi

uyarınca ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama

yapılmak üzere kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder.

Anılan yasal düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı

olarak ihlali ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve

bireysel başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle

Anayasa Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama

kararı verildiğinde usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı

olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda

herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar

kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü; ilgilinin talebini

beklemeksizin, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama

kararı vererek devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri

yerine getirmektir. (Aligül Alkaya ve

diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67; Mehmet

Doğan, §§ 58-59).

98. Başvuruda, güvenlik güçleri tarafından orantısız güç

kullanılmasına yönelik etkili soruşturma yapılmaması nedeniyle Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasının usul boyutuyla ihlal edilmesinin yanı sıra

Anayasa'nın 34 maddesinde düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının da ihlal edildiği sonucuna varılmıştır. Toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkına yönelik ihlalin kolluk görevlilerinin eyleminden, kötü

muamele yasağının usul boyutuna yönelik ihlalin ise Cumhuriyet Başsavcılığının

işlemlerinden kaynaklandığı anlaşılmıştır.

99. Bu durumda kötü muamele yasağının usul boyutuna yönelik

ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmasında

hukuki yarar bulunmaktadır. Yapılacak yeniden soruşturma, ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken

iş yeniden soruşturma kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna

ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir

karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden soruşturma

yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine karar

verilmesi gerekmektedir.

100. Öte yandan somut olayda toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkının ihlal edildiğinin tespit edilmesinin başvurucunun uğradığı

zararların giderilmesi bakımından yetersiz kalacağı açıktır. Dolayısıyla eski hâle getirme kuralı çerçevesinde

ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkının ihlali nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 6.000 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

101. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 3.000

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.239,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddiasının

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. 1. Anayasa’nın 34. maddesinde güvence altına alınan toplantı

ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan kötü muamele yasağının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin kötü muamele yasağının usule ilişkin

boyutunun ihlalinin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

soruşturma yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 6.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

E. 239,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

3.239,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

28/1/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL Raportör : Elif ÇELİKDEMİR ANKITCI Başvurucu : Salih ŞAHİN Vekili : Av. Gülizar TUNCER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/13964, 28 Ocak 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Toplantı ve Gösteri
  9. B. No: 2014/20411, 30/11/2017, § 36; Osman
  10. B. Kötü Muamele Yasağının
  11. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  12. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  13. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. M. Emin KUZ
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/13964
Tarih
28 Ocak 2020

İlgili Kararlar

  • Abdullah Kılıç Başvurusu (B. No: 2016/25356)
  • Abdulaziz Kaya Başvurusu (B. No: 2015/19363)
  • Abdurrahman Balic ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/2434)
  • Tüncay Yıldız ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/12717)
  • Aykut Küçükkaya Başvurusu (B. No: 2014/15916)
  • Candaş Kat ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/5053)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.