İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Sayım Karmaş Başvurusu (B. No: 2013/2745)

1. Başvuru, terör örgütü üyeleri tarafından kardeşi kaçırıldığı

Başvuru No2013/2745Tarih18 Şubat 2016Okuma18 dk · 3.592 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Sayım Karmaş Başvurusu

Karar tarihi
18 Şubat 2016
Başvuru Numarası
2013/2745
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.592 kelime·18 dk okuma·14 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, terör örgütü üyeleri tarafından kardeşi kaçırıldığı

hâlde bu durumu dikkate alınmaksızın 17/7/2004 tarihli

ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması

Hakkında Kanun kapsamında yapılan başvurunun reddedilmesi nedeniyle hakkaniyete

uygun yargılanma hakkıyla mülkiyet hakkının; ret işlemlerine karşı açılan

davaya ilişkin yargılama işlemlerinin adil olmaması, makul sürede

sonuçlandırılmaması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 29/4/2013 tarihinde Anayasa

Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 24/10/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 5/12/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 29/12/2014

tarihli yazısında Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda

sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu; terör örgütü mensupları tarafından kardeşi M.Ş.K.nın 9/7/1993 tarihinde kaçırıldığını,alıkoyma müddeti boyunca kardeşinin izahı

mümkün olmayan bir korku yaşadığını ve terör örgütü üyelerinin baskısına maruz

kaldığını beyan etmiş ve bu özel durumundan kaynaklanan güvenlik kaygısı

nedeniyle köyünü terk etmek zorunda kaldığını iddia etmiştir.

8. Başvurucu 27/12/2006 tarihinde, 5233

sayılı Kanun kapsamına giren zararlarının karşılanması talebiyle Batman

Valiliği Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

9. Komisyon 27/8/2010 tarihli ve

2010/1-52 sayılı kararında, terör olayları sonucu oluşan zararların

karşılanması talebiyle yapılan başvuruda dosyada yer alan bilgi ve belgeler

uyarınca Sason ilçesi Erdemli köyünün boşaltılmadığından, kişiye yönelik bir

tehdit ve saldırı olmadığından, köyün Sason ilçe merkezinde bir mahalle

olduğundan, korucu aileleri dışında da köyde ikamet eden ailelerin

bulunduğundan bahisle talebin reddine karar vermiştir.

10. Başvurucu tarafından belirtilen ret işlemi aleyhine Batman

İdare Mahkemesinde dava açılmıştır.

11. Batman İdare Mahkemesinin 25/11/2011

tarihli ve E.2011/911, K.2011/1319 sayılı kararı ile Erdemli köyünün (1997 yılı

itibarıyla Zafer mahallesi) Zafer, Yeşiltepe, Kurtuluş ve Erdemli

Mahallelerinden oluşmakta iken 1997 yılında ayrılarak tek başına Erdemli Mahallesi'ne

dönüştüğü, Erdemli köyü ve 1997 yılı öncesi köye bağlı olan mahallelerde ikamet

eden vatandaşların terör sebebiyle göç ettikleri, Erdemli köyüne bağlı Erdemli

ve Zafer Mahallelerinde ikamet eden köy korucularının ailelerini başka yere

taşıdıkları ancak kendilerinin burada görev yapmaya devam ettiği, Batman İl

Jandarma Komutanlığının boşalan ve boşaltılan köylere ilişkin yazısında Zafer

Mahallesi'nin tamamen boşalan ya da boşaltılan yerlerden olmadığının, 1991–1997

yılları arasında kısmen boşaldığının ifade edildiği; 1987–2000 yılları arasında

Erdemli köyünde geçici köy korucusu ve gönüllü köy korucusu görevlendirildiği

ve koruculuk sisteminin bulunduğu, korucu aileleri haricinde köyde 135 hanenin

ikamet ettiği, köy nüfusunun 1990 yılında 806, 1997 yılında 360, 2000 yılında

512 kişi olduğu; 1990–2000 yılları arasında muhtarlık seçimlerinin yapıldığı,

Erdemli köyü (1997 itibarıyla Zafer Mahallesi) halkının bir kısmının güvenlik

kaygısıyla da olsa köyden göç etmelerinden dolayı uğradıkları zararın anılan

köyün tamamen boşalmamış olması, diğer bir ifadeyle anılan köyde nesnel

güvenlik kaygısının yaşanmamış olması ve başvurucuya yönelik bir terör tehdidi

ya da saldırısının bulunmaması nedenleriyle 5233 sayılı Kanun hükümlerine göre

idarece karşılanmasına hukuki olanak bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine

hükmedilmiştir.

12. Başvurucunun temyizi üzerine, Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 13/6/2012 tarihli ve E.2012/1086,

K.2012/4366 sayılı ilamı ile Erdemli köyünün 1997 yılında Sason ilçesinin bir

mahallesi haline dönüştüğü hususları birlikte değerlendirildiğinde, Erdemli

köyünde asgari güvenlik düzeyinin bulunduğu ve güvenlik kaygısı nedeniyle

yerleşim yerinin tamamen boşaltılmadığı sonucuna ulaşıldığı, kararın usul ve

hukuka uygun olduğu, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenlerinin kararın

bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediği belirtilerek onanmasına karar

verilmiştir.

13. Başvurucunun karar düzeltme istemi, Danıştay Onbeşinci Dairesinin 11/12/2012

tarihli ve E.2012/10752, K.2012/13783 sayılı ilamı ile reddedilmiştir. Karar

düzeltme isteminin reddi kararı başvurucuya 15/4/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu 29/4/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

15. 5233 sayılı Kanun’un 1., 2., 4.,

6., 7., 8., geçici 1., geçici 3., geçici 4. maddeleri, 24/6/2013 tarihli ve

2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Karar’ın 1. maddesi, Danıştay

Onuncu Dairesinin 30/12/2008 tarihli ve E.2008/4141, K.2008/9584 sayılı kararı,

Danıştay Onuncu Dairesinin 31/12/2008 tarihli ve E.2008/5548, K.2008/9733

sayılı kararı, Danıştay Onuncu Dairesinin 20/2/2009 tarihli ve E.2008/6679, K.

2009/1227 sayılı kararı (Celal Demir,

B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-28).

16. 5233 sayılı Kanun’un 25/4/2013

tarihli ve 6462 sayılı Kanun’un 1. maddesiyle değişik 9. maddesinin birinci ve

üçüncü fıkraları şöyledir:

“Yaralanma,

engelli hâle gelme ve ölüm hâllerinde (7000) gösterge rakamının memur aylık

katsayısı ile çarpımı sonucunda bulunan miktarın;

a) Yaralananlara altı katı tutarını geçmemek

üzere yaralanma derecesine göre,

b) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından üçüncü derece olarak tespit edilenlere dört katından yirmidört katı tutarına kadar,

c) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından ikinci derece olarak tespit edilenlere yirmibeş katından kırksekiz katı

tutarına kadar,

d) Çalışma gücü kaybı, yetkili sağlık

kuruluşları tarafından birinci derece olarak tespit edilenlere kırkdokuz katından yetmişiki katı

tutarına kadar,

e) Ölenlerin mirasçılarına elli katı

tutarında,

Nakdî ödeme yapılır.

…

Birinci fıkranın (e) bendine göre belirlenen

nakdî ödemenin mirasçılara intikalinde 4721 sayılı Türk Medenî Kanununun mirasa

ilişkin hükümleri uygulanır.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

17. Mahkemenin 18/2/2016 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

18. Başvurucu; 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı talebin ve

akabinde açtığı davanın reddedildiğini, idarenin köy halkına "Köy korucusu

ol yahut köyü terk et." şeklinde yaptığı baskı ve zorlamaya kendisinin de

maruz kalmasının dikkate alınmadığını, dosyadaki zarar tespitine ilişkin

raporlar ve güvenlik nedeniyle köyünün boşaltılmış olduğunu belirten belgeler

ile terör örgütü mensuplarınca kardeşi M.Ş.K.nın

kaçırılmasına, kardeşine baskı yapılmasına dair özel durumu dikkate alınmadan

köyün tamamen boşalmamış olduğu soyut gerekçesine ve şahsına yönelik bir terör

tehdidi ya da saldırısının bulunmamasına dayanılarak sunduğu belgelerin değerlendirilmediğini,

idare tarafından sunulan belgelerin dikkate alındığını, bu belgelerin tebliğ

edilmemek suretiyle kendisine savunma yapma imkânı tanınmadan hakkında karar

verildiğini ve bu kararın adil olmadığını belirtmiştir.

19. Başvurucu; ayrıca yerleşim yeri olan Erdemli köyü ve

mezralarının 1997 yılında mahalle statüsüne dönüştürüldüğünü, dolayısıyla maddi

gerçeğin tespiti açısından yargılama konusuna neden olan olayların yoğun olarak

yaşandığı dönemdeki köyün hukuki durumu dikkate alınarak karar verilmesi

gerekirken yargılama mercilerinin 1997 yılından sonraki hukuki durumu dikkate

alarak hatalı karar verdiklerini, bu şikâyetlerinin hiçbir aşamada

değerlendirilmediğini, kararların yeterli gerekçe ihtiva etmediğini, sunduğu

belgeleri dikkate almadan idarece sunulan belgelere dayalı olarak karar veren

Mahkemenin tarafsız olmadığını, kendi içinde çelişkili ve gerçeği yansıtmayan

belgelere dayanılarak karar verildiğini, davasının reddine karar verilmesi

nedeniyle makul ve objektif bir sebep bulunmamasına rağmen şahsına tazminat

ödenmemesi yönünde karar alınarak ayrımcılığa maruz kaldığını, idarenin can ve

mal güvenliğini sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu mülkiyet

hakkından yoksun kaldığını ve Derece Mahkemelerinin yaptığı hatalı değerlendirme

nedeniyle zararlarının tazmin edilmediğini, 5233 sayılı Kanun’da yazmayan bir

neden ileri sürülerek Komisyon ve yargı makamlarınca talebinin reddedildiğini,

ayrıca yaptığı başvuru hakkında yürütülen işlemlerin makul sürede

sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın2., 7.,

10., 35., 36., 87., 125. ve 141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini iddia etmiş ve maddi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

20. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucunun, 5233

sayılı Kanun kapsamındaki zararlarının tazmini amacıyla açtığı davanın

reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 2., 7., 10., 35.,

36., 87., 125. ve 141.maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia

ettiği anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu,

Mahkemece verilen ret kararı neticesinde idarenin can ve mal güvenliğini

sağlama yükümlülüğünü yerine getirmemesi sonucu maruz kaldığı mülkiyet

hakkından yoksun kalma durumu karşısında bir giderim sağlanması imkânının

kendisine tanınmadığını belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde tanımlanan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Anılan ihlal iddiaları,

hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlali iddiasının incelenmesi sonucu

verilen karara bağlı olarak değerlendirileceğinden bu ihlal iddiası yönünden

ayrıca inceleme yapılmamıştır. Başvurucunun diğer ihlal iddiaları aşağıdaki

başlıklar altında incelenmiştir:

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Eşitlik

İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

21. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı giderim

talebinin ve akabinde açtığı davanın reddedilmesi nedeniyle Anayasa’nın 10.

maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

22. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminat

taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha

önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık

yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi belirtilen iddialarını

temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış oldukları dikkate

alınarak başvurucuların anılan iddialarının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna

varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No:

2013/2738, 16/7/2014, §§ 43-48; Cahit Tekin, B. No: 2013/2744, 16/7/2014,

§§ 39-44).

23. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığın

hangi temele dayalı olduğuna dair bir beyanda bulunulmadığı, belirtilen

iddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt sunulmadığı gibi

farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

24. Açıklanan nedenlerle başvurucunun eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Tarafsız

Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

25. Başvurucu, idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ

edilmeyen belgelere göre karar veren Mahkemenin tarafsız olmadığını iddia

etmiştir.

26. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan

başvurularda, benzer iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve

Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu

yargılamalarda hâkimin tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak

şekilde yargılamayı yürüten hâkimin taraflardan birine yönelik önyargılı ve

taraflı bir tutumu, kişisel bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir

taraflılığının söz konusu olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşılmakladığından başvurucuların anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, §§ 38-41; Cahit Tekin,

§§ 34-37).

27. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin

karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

28. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tarafsız mahkemede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Çelişmeli Yargılama ve

Silahların Eşitliği İlkelerinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

29. Başvurucu; sunduğu bilgi, belge ve deliller dikkate

alınmaksızın sadece idare tarafından sunulan ve kendisine tebliğ edilmeyen

belgelere dayanılarak İlk Derece Mahkemesi tarafından davanın reddine karar

verildiğini belirtmiş, bu nedenle çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği

ilkelerinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

30. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, çelişmeli

yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurulara konu tazminat taleplerinin 5233 sayılı Kanun

kapsamında karşılanıp karşılanmayacağı husunda

Danıştay tarafından ihdas edilen içtihadi kriter olan “yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış

olması” ölçütünden yararlanıldığı, bu hususun tespiti için de bir kısım idari

birimden gelen tahkikat sonuçlarına dayanıldığı, bu belgelerin ve içeriklerinin

Komisyon ya da İlk Derece Mahkemesi kararlarına aktarıldığı, bu suretle ilgili

belgeler ve içeriklerine en geç İlk Derece Mahkemesi kararıyla başvurucuların

vakıf olduğu tespit edilmiştir. Başvurucuların, temyiz ve

karar düzeltme talep dilekçelerinde bu belgeler ışığında yapılan tespitlere

karşı itiraz ve savunmalarını ileri sürme imkânlarının bulunduğu, başvurucular

tarafından ibraz edilen delil ve beyan dilekçeleri kapsamında Mahkemelerce

idare ve başvurucular tarafından sunulan belgeler değerlendirilerek

başvuruculara dava malzemesine ilişkin olarak tetkik ve beyanda bulunma

olanağının tanındığı, bu çerçevede başvuru dosyaları kapsamından başvurucuların

yargılamanın sonucunu etkileyecek usule ilişkin bir imkândan mahrum

bırakılmadığı anlaşıldığından başvuruların bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmiştir (Mesude

Yaşar, §§ 74-76; Cahit Tekin,

§§ 70-72).

31. Somut başvuruda, yukarıda değinilen ilkeler ışığında yapılan

incelemelerde başvurucunun usule ilişkin bir imkândan mahrum bırakılmadığı ve

başvurucu açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

32. Açıklanan nedenlerle başvurucunun çelişmeli yargılama ve

silahların eşitliği ilkelerinin ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

iii. Gerekçeli Karar

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

33. Başvurucu, Mahkeme kararlarında talep sonucuna etki eden

hususlara dair yeterli gerekçeye yer verilmediğini iddia etmiştir.

34. Başvurucu; ayrıca yerleşim yeri olan Erdemli köyü ve

mezralarının 1997 yılında mahalle statüsüne dönüştürüldüğünü, dolayısıyla

olayların yoğun olarak yaşandığı dönemdeki hukuki durum dikkate alınarak karar

verilmesi gerekirken bu şikâyetlerinin hiçbir aşamada değerlendirilmeyerek 1997

yılındaki değişiklikten sonraki hukuki duruma göre karar verildiğini iddia

etmiştir.

35. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan

başvurularda, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiası daha önce

bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarında, başvurucuların hakkaniyete uygun yargılanma hakkı kapsamında olan

özel durumlarının değerlendirilmesi hariç olmak üzere başvurucular tarafından

ileri sürülen ve hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen taleplerinin Derece

Mahkemeleri kararlarında denetlenerek reddedildiği gerekçesiyle başvuruların bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude

Yaşar, §§ 79-82; Cahit Tekin,

§§ 75-77).

36. Somut başvurunun incelenmesinde,

başvurucunun taleplerinin 5233 sayılı Kanun kapsamında kabul edilip

edilmeyeceği hususunda Derece Mahkemesince yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış

olup olmadığının çeşitli idari kurumlar tarafından tanzim edilen tutanak ve

belgeler kapsamında değerlendirildiği, başvurucu tarafından ileri sürülen ve

hüküm sonucunu etkilediği iddia edilen istemlerin tartışılarak reddedildiği

(bkz. § 11), İlk Derece Mahkemesince oluşturulan karar ve gerekçesi hukuka

uygun bulunmak ve başvurucunun iddiaları değerlendirilmek (bkz. § 12) suretiyle

kararın kanun yolu denetiminden geçerek (bkz. §§ 12, 13)kesinleştiği

anlaşılmıştır. Bu bakımdan başvurucunun, hakkaniyete uygun yargılanma

hakkı kapsamında olan özel durumunun değerlendirilmesi hususu dışında gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiğine yönelik iddiaları hakkında farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön bulunmamaktadır.

37. Açıklanan nedenlerle başvurucunun gerekçeli karar haklarının

ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iv. Makul

Sürede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

38. Başvurucu, 5233 sayılı Kanun kapsamında ileri sürdüğü

giderim talebinin değerlendirilmesi hususundaki idari süreç ve yargılama prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

39. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler

ile davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama

sürecinde Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014, §§ 61-69; Mahmut

Can Arslan, B. No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014,

§§ 58-66; Celal Demir, §§ 58-66).

Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede gerçekleştiği

ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan kaynaklanmadığı

durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır (İsmet Kaya, B. No:

2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).

40. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça

dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

41. Somut davaya bir bütün olarak bakıldığında Komisyona başvuru

tarihi (27/12/2006) ile nihai karar tarihi

(11/12/2012) arasında geçen 5 yıl 11 aylık sürede uyuşmazlığın karara

bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle yargılama organlarına

atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu tespit edilemediğinden, başvuru açısından

farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de bulunmadığından yargılama

süresinin makul olduğu sonucuna varılmıştır.

42. Açıklanan nedenlerle başvurucunun makul sürede yargılanma

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

v. Hakkaniyete

Uygun Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

43. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

44. Başvurucu 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı başvurunun,

kardeşi M.Ş.K.nın 9/7/1993

tarihinde terör örgütü mensuplarınca kaçırılması ve bir müddet alıkonulması;

alıkoyma müddeti boyunca büyük korku yaşaması ve örgüt üyelerinin baskısına

maruz kalması noktasındaki özel durumu dikkate alınmaksızın Mahkemece, mukim

olduğu köyün tamamen boşaltılmamış olduğu şeklindeki nesnel ölçütten hareketle

reddedildiğini belirterek Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan hakkaniyete

uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

45. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesinde açıkça terör dışındaki

ekonomik ve sosyal sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında

kendi istekleriyle bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları

zararların kapsam dışında olduğu belirtilmiştir.

46. Esasen taleplerin yapıldığı bölge itibarıyla özellikle

ekonomik ve sosyal nedenlerle yaşanan göç olayları ve bundan kaynaklanan

zararların yoğunluğu karşısında 5233 sayılı Kanun kapsamında tazmin

edilebilecek zararların tespitinde temel alınacak objektif bir ölçütün ihdas

edilmesi zorunlu görünmektedir. Bu kapsamda güvenlik

kaygısının yerleşim yerinde sürekli yaşayan kişilere ve sözü edilen kaygı

nedeniyle aynı yerleşim yerini terk eden kişilere göre değişmemesi gereğinden,

terör olayları nedeniyle toplumda oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin

farklı tepki göstermesinin mümkün olduğu gerçeğinden hareket eden yargısal

makamlar, kişiden kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik kaygısının “köyün

ya da mezranın tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya anılan yerleşim

yerlerinde sadece geçici köy korucularının kalması” şeklinde nesnel bir ölçüte

dayandırılmasını zorunlu görerek güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim

yerinin kısmen boşalmış olması hâlinde o yerleşim yerinde güvenli bir şekilde

yaşayabilme olanağını sağlayan asgari güvenlik şartlarının idarece oluşturulduğundan

hareketle 5233 sayılı Kanun kapsamında maddi zararların idarece ödenmesine

yasal olanak bulunmadığı ilkesini benimsemiştir (Mesude Yaşar, §§ 89, 90; Cahit

Tekin, §§ 84, 85).

47. 5233 sayılı Kanun uyarınca ileri sürülen taleplerin belirtilen

Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceği hususu ve anılan

Kanun’un kapsamının belirlenmesi hususundaki mevzuat hükümlerinin yorumu ile bu

hususta içtihadi bir ölçütün belirlenmesi ve somut

olayın bu ölçüt uyarınca değerlendirilmesi noktasındaki takdir, esasen derece

mahkemelerine ait olup 5233 sayılı Kanun’un uygulanması bağlamında daha önce

bireysel başvuru konusu yapılmış olan taleplere ilişkin olarak Anayasa

Mahkemesi tarafından yapılan değerlendirmeler neticesinde de belirtilen hususlara

ilişkin iddiaların maddi olayın ve hukuk kurallarının yorumlanması ve

uygulanması bağlamında kanun yolu mahkemelerince değerlendirilmesi gereken

hususlara ilişkin olduğu belirtilerek açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna

varılmıştır (Sabri Çetin, §§ 45-50;

Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır/Türkiye, B. No: 30415/08, 28/06/2011,

§ 88). Bu konudaki takdir esasen derece mahkemelerine ait olmakla beraber

derece mahkemesi kararlarının bariz bir takdir hatası içermesi durumunda

anayasal bir temel hak veya özgürlüğün ihlal edilip edilmediğinin tespiti

hususunda farklı bir değerlendirme yapılması gerekebilecektir (Mesude Yaşar, § 93; Cahit Tekin, § 88).

48. Başvurucunun, kardeşinin terör

örgütü mensuplarınca kaçırılması ve alıkoyma sürecinde baskı ve korkutmaya

maruz kalmasından kaynaklanan güvenlik kaygısıyla köyünü terk ettiği ve bu

çerçevede oluşan zararlarının 5233 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilmesi

gerektiğini ileri sürdüğü ve belirtilen vakıaya ilişkin tutanaklar ile

soruşturma evrakını Derece Mahkemesine ibraz ederek yerleşim yerini terör

olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı nedeni ile terk ettiği noktasındaki

özel durumunun dikkate alınmasını talep ettiği anlaşılmaktadır.

49. Bu çerçevede başvurucunun en yakın

aile fertlerinden olan kardeşinin terör örgütü mensuplarınca kaçırılması, bu

olay hakkında yargılama dosyasındaki somut bulgular, tespit tutanakları dikkate

alındığında belirtilen olay akabinde başvurucunun yerleşim yerinden ayrıldığı

iddiası karşısında başvurucunun talebinin 5233 sayılı Kanun kapsamında

değerlendirilebilmesi için nesnel ölçütten yararlanılması tek başına yeterli

olmayıp yerleşim yerini terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle terk edip etmediği noktasında farklı bir karine

veya ölçüt arayışına girilmesi gerekmesine rağmen Derece Mahkemesince anılan

incelemelerin yapılmadığı tespit edilmiştir. Talepler hakkında değerlendirme

yapılırken başvurucunun özel durumunun incelenmemesi, anılan Kanun’un amacının

yanı sıra yakın hısımı terör örgütü mensuplarınca kaçırılan başvurucunun, terör

olaylarından kaynaklanan güvenlik kaygısı ile yerleşim yerini terk edip

etmediği konusundaki maddi vakıanın tespitine de uygun görülmemektedir.

50. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun

yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

51. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

52. Başvurucu, başvuru formunda belirttiği maddi tazminat

miktarlarının ödenmesi talebinde bulunmuştur.

53. Mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

54. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılamasında hukuki yarar bulunduğundan

ihlal kararının bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Batman İdare

Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

55. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır.Bu

konuda herhangi bir belge sunmamış olması nedeniyle başvurucunun maddi tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

56. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998.35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Çelişmeli yargılama ve silahların eşitliği ilkelerinin ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Batman İdare Mahkemesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

18/2/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd. : Leyla Nur ODUNCU Başvurucu : Sayım KARMAŞ Vekili : Av. Saim BOZKURT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2745, 18 Şubat 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  12. C. Kararın bir örneğinin hakkaniyete uygun yargılanma hakkının
  13. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  14. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Paksüt
  16. M. Emin KUZ
  17. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2745
Tarih
18 Şubat 2016

İlgili Kararlar

  • Ziver Demircan Başvurusu (B. No: 2014/235)
  • Remezan Orak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/2229)
  • İlknur Yılmaz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/2651)
  • Seyithan Akkuş Başvurusu (B. No: 2013/4267)
  • Ahmet Avcı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1824)
  • Gemak Gemi İnşaat Sanayi ve Ticaret A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/7698)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.